Etiket konser

Depeche Mode konseri iptal

14 Mayıs 2009 Perşembe akşamı santralistanbul’da gerçekleşmesi gereken Depeche Mode konseri, grubun vokalisti Dave Gahan’ın sağlık problemleri nedeniyle iptal edildi. Atina’da 12 Mayıs akşamı verilmesi gereken Depeche Mode konserinden hemen önce Dave Gahan rahatsızlanıp hastaneye kaldırılmıştı. Konserin başlamasına az bir süre kala 20 bin Depeche Mode hayranına Gahan’ın rahatsızlandığı sahneden duyuruldu. Ancak Gahan’ın sağlık durumu ile ilgili olarak grup yetkilileri ve organizatörler henüz net bir açıklama yapmadılar. Sadece Gahan’ın kontroller ve tedavi için ABD’ye döneceğiaçıklandı. Purple Concerts organizasyonuyla Türkiye’ye gelmesi planlanan Depeche Mode’un, çıktığı Avrupa turnesinde, vokalist Dave Gahan’ın sağlık problemleri nedeniyle Atina konserinden sonra turnenin Türkiye ayağı da iptal olmuş oldu. Grubun Türkiye’den sonra Bükreş ve Sofya konserlerinin de iptal olabileceği açıklandı. Purple Concerts, Depeche Mode konserinin iptal mi olduğunu ya da ileri bir tarihe mi ertelendiğini 16 Mayıs Cumartesi gününe kadar açıklayacağını bildirdi. Konserin başka bir tarihe ertelenmesi durumunda konser için bilet almış olanların isteğe göre biletlerini saklayabilecekler ve ileri bir tarihte olabilecek Depeche Mode konserini bu biletlerle izleyebilecekler.. Eğer Purple Concerts konserin tümüyle iptal edildiğini açıklarsa, bilet bedelleri Bitetix’ten geri alınabilecek.

Efsane geri dönüyor

Son demlerinde bile gözleri parıldayan, yürekleri aşkla ve sevgiyle dolu olan, müziğin ritmini her daim içlerinde hisseden Küba’nın efsanevi grubu Bueno Vista Social Club 28 Nisan’da Santral İstanbul’da. Kimilerine göre süper dedeler, kimilerine göre ihtiyar delikanlılar. Daha önce Türkiye’ye hem teker teker hem de grup olarak gelen “Buena Vista” bir çok kayba rağmen hâlâ ayakta ve geride kalan üyeleriyle tekrar Türkiye’de. Bueno Vista, Küba’nın yerel müziğini ve danslarını kendi aralarında paylaşmak için 1940’lı yıllarda Havana’da kurulan bir sosyal klüp. Latin Amerika’daki ABD işgalleri ve müdahaleleri sonrası, olağanca kayıp ve fakirliklere rağmen hayata umutla bakabilen yüz binlerce insan için yaşama ışığını yansıtıyordu. İçlerindeki yaşama coşkusu, kalplerindeki aşk ateşi hiç sönmeyen bu ihtiyar delikanlıların, devrim öncesi hemen hemen hiç kimse Havana’da ne yaptığını bilmiyordu. Bir çok müzisyenin Küba’dan kaçtığı yıllarda ülkesinde kalan ve Küba’yı dünyanın çeşitli festival ve konser salonlarında temsil eden Buena Vista yoksulluğa rağmen hayata bağlılıklarıyla insana umut veriyor. Ölümlerine az bir zaman kala ellerinde müziklerinin dışında hiçbir şey olmayan ihtiyar delikanlılar Küba müziğinin bir numaralı temsilcisi olarak kabul ediliyor. 90’larda Amerikalı yapımcı Ry (Ryland) Cooder’ in çabaları ve Alman yönetmen Wim Wenders’ in gözüyle “Buena Vista Social Club” adlı belgeseli ile hayatlarının sonbaharında tanıyabildiğimiz ustalar, “geç kaldınız” dercesine peşi sıra göçüp gittiler. Dünya çapında Küba müziğine yeni bir ilgi duyulmasını sağlayan Buena Vista’nın, canlanan bu merak sayesinde Küba’nın kitlesel turizmin en gözde uğraklarından biri haline gelmesinde büyük rolü bulunuyor. Oscar’a aday olan belgeselde Havana’dan çıkıp Hollanda’nın Amsterdam kentine ve Amerika’ya kadar grubu turnede kameraya alan Wenders, kulüpte çalan bütün müzisyenlerin tek tek yaşamlarından görüntüler aktarıyor. 80’li ve 90’lı yaşlarına gelmiş bu muhteşem müzisyenlerin içlerindeki yaşama içgüdüsü, hayata bağlılıkları ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjilerinin kaynağını araştırıyor. Muhteşem Küba müzikleri ve egzotik mekânlarının yanısıra sefaleti de gözler önüne seren film, kendileri yaşlı ama ruhları genç müzisyenler İbrahim Ferrer, Compay Segundo, Ruben […]

Jane Birkin aramızda

Bir zamanların seksi kadın oyuncusu, söylediği tek şarkıyla muhafazakarları hop oturtup hop kaldıran İngiliz sinema oyuncusu, şarkıcı, besteci ve yönetmen Jane Birkin beş yıl aradan sonra yine İstanbul’da. Jane Birkin denilince, onu skandal yaratan “Je t`aime moi non plus” şarkısındaki erotik sesli kadın ve sansürlere maruz kalan “Blowup” filmindeki seksi manken kimliğiyle hatırlayanlar çoktur. 17 yaşındayken “Passion Flower Hotel” adlı müzikalde sahne alan Birkin, provalar sırasında “James Bond” filmlerinin müziklerine imzasını atan ünlü İngiliz besteci John Barry ile tanışıp, kısa bir süre sonra evlendi. Jane Birkin, henüz 20 yaşındayken oynadığı “Blowup” adlı gerilim filminde baştan çıkarıcı performansıyla hafızalara kazınan mankenlerden birini canlandırmıştı. Erotik sahneleri nedeniyle, 60’lı yıllarda gündeme oturan film, bir kadının çıplak olarak gösterildiği ilk ingiliz filmi olma özelliğini taşıyor. Bu filmdeki rolüyle dikkatleri üzerine çeken Birkin’a film teklifleri gecikmedi. “Blowup”tan sonra “Slogan” adlı filmde Fransızca bilmemesine rağmen başrol alan Jane, aynı zamanda filmin şarkısında da Serge Gainsbourg ile düet yaptı. 1969 yılında film çekimleri sırasında tanıştığı Serge Gainsbourg ‘la 14 yıl süren bir aşka yelken açmış oldu. Düet yaptıkları şarkının erotik sözleri yüzünden İtalya’da, İspanya’da ve İngiltere’de şarkı yasaklandı, buna rağmen büyük bir ticari başarı elde etti. Böylece 60’lı yıllarda skandal yaratan “Je t`aime moi non plus” adlı parçayla, sinema dünyasından sonra müzik dünyasına da adım atmış oldu. 1975’te Gainsbourg’un ilk filmi olan ve şarkıyla aynı ismi taşıyan “Je t’aime… moi non plus” filminde oynadı. Jane Birkin, bu performansıyla Cesar Ödülü kazandı.1992`de Victoires de la Musique ödüllerinde Yılın Kadın Sanatçısı ödülünü kazandı. Birkin, müzik ve sinema hayatında elde ettiği başarı dışında göçmen hakları ve AIDS gibi konularda derneklerle çalışmalar yaptı. Bosna, Ruanda ve Filistin`i ziyaret ederek çocuklarla ilgilendi. 1960’lı yıllarda muhafazakar kesimler tarafından kıyasıya eleştirilen Birkin, 2001`de İngiliz Kraliyet Nişanına layik görüldü. Eşi Gainsbourg’un vefatından sonra onun şarkılarını en iyi yorumlayan sanatçı ünvanıyla 1996 yılında Gainsbourg’un 15 bestesini […]

Çellonun Yo-Yo Ma’sı

Dünyaca ünlü viyolonsel sanatçısı Yo-Yo Ma, ikinci kez ziyaret edeceği İstanbul’da 4 Şubat Çarşamba günü İş Sanat Kültür Merkezi’nde bir konser verecek. Enstrümanına hakimliği, olağanüstü tekniği ve klasik Batı müziğiyle sınırlamadığı zengin repertuvarı dışında daima kendini yenilemesi ve alçakgönüllüğüyle de büyük müzisyen sıfatını hak eden Çinli sanatçının, 15’i Grammy ödüllü olmak üzere tam 75 kaydı bulunuyor. Viyolonsel öğrenimine dört yaşında başlayan ve “harika çocuk” olarak nitelendirilen Yo-Yo Ma, ilk resitalini henüz beş yaşındayken verdi. Yedi yaşındayken ise dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy için performans sergiledi. “İnsanlar veya bir kültür aracılığıyla yeni bir şey öğrendiğiniz zaman, bunu bir hediye olarak kabul edersiniz ve onu koruyup geliştirmek sizin için yaşam boyu sürecek bir bağlılık haline gelir” diyen Yo-Yo Ma, 1998 yılında değişik kültürlerin müziklerini ve müzisyenlerini bir araya getirmeyi amaçlayan “The Silk Road Project”i hayata geçirdi. Kâr amacı gütmeyen proje, İpek Yolu ülkelerinin kültürleriyle ve kendine özgü sesleriyle modern bir müzikal harman oluşturarak Doğulu ve Batılı müzisyenleri buluşturma fikrine dayanıyor. Müziğin insanları birbirine yaklaştırmak için bir araç olarak kullanılabileceğine inanan Yo-Yo Ma, 2006 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından BM Barış Elçisi olarak atandı. Ma, ilk barış mesajını 25. Dünya Barış Günü kutlamalarında Ahmet Adnan Saygun’un “Partita” adlı eserini yorumlayarak iletmişti. Sınır tanımayan dahi çellist, Hollywood için film müziği çalışmaları da yaptı. John Williams ile beraber çalıştığı “Tibet’te Yedi Yıl” ve “Bir Geyşanın Anıları” bunlardan ikisi. Tipik bir klasik müzik sanatçısına kıyasla hayli geniş ve çeşitli bir repertuvara sahip Yo-Yo Ma, standart klasik Batı müziğe ek olarak birçok tarz denedi. İrlanda asıllı Amerikalıların müziği Bluegrass’tan geleneksel Çin melodilerine; tangodan dönem enstrümanlarıyla Barok müziğine kadar birçok farklı müziği seslendiren Ma, aynı zamanda ünlü caz sanatçısı Bobby McFerrin ve modern minimalist Philip Glass ile beraber doğaçlama üzerine de çalışmalar yaptı. 2001 yılında ABD Hükümeti’nin tüm sanat alanlarında verdiği en yüksek nişan […]

Ebony Bones; müziğini de modasını da kendi yapıyor

2000’li yılların en çılgın müzisyenlerinden olan Afrika kökenli İngiliz vatandaşı Ebony Bones, 24 Ocak’ta Beyoğlu The Hall’da sahne alacak. Bones, şarkı sözlerini kendi yazıyor, vokallerini yapıyor ve tüm enstrümanları kendi çalıyor. İlk olarak 1998-2005 yıllarında İngiltere’de Kanal 5’te yayınlanan soap opera dizisi “Family Affairs”de “Yasmin Matthews” adıyla yer alan Bones, henüz 24 yaşındayken dikkatleri üzerine çekti. “O zamanlar müzikle ilgilendiğimi biliyorlardı, laptopumu alıp soyunma odasında ses kontrollerimi yapıyordum” diyen Bones, İngiliz pop grupları“Sugababes” ve “Future Cut”ın prodüktörlüğünü yapan Richard X ile çalıştı. “Kısa sürede dikkat çeken şarkılar yaptık” diyen Bones, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında, İngiltere TV Dizi Ödülleri’ne (The British Soap Awards) “En Seksi Kadın Oyuncu” olarak, 2004 ve 2005’te ise “En İyi Komedi Oyuncusu” olarak aday gösterildi. Daha sonra, bir plak şirketi ile anlaşması olmadığı halde “We Know All About U” adıyla çıkardığı single ile haftalarca radyo listelerinde 1 numara oldu. “We Know All About U” single’ı, BBC radyosu tarafından “Dünyanın en seksi şarkısı” olarak tanıtıldı. Asıl adı Ebony Thomas olan sanatçının televizyon dünyasından müziğe adım atması da aslında bir tesadüfe dayanıyor. Kuzeni için bu parçayı söylerken, kuzeni şarkıyı myspace’e koymasını istiyor ve böylece şarkı “patlıyor!” Bones, limited edition olarak yayınlanan “Don’t Fart On My Heart” adlı ikinci single’ıyla da yine liste başı oldu. Bu şarkının video klibi, British Council’ın “En iyi video” ödülünü kazandı. Giydiği ilginç kıyafetlerle moda ikonu haline gelen ve görsellerin, kıyafetlerin kendisinin dışa yansıması olduğunu söyleyen Ebony, birçok dergide en stil sahibi kadın şarkıcılar arasında yer aldı. Bones’un çılgınlıkları sadece giydiği elbiselerle kalmıyor, yaptığı açıklamalarda da dikkatleri üzerine çekiyor. Kendini Myspace’de vajinası olan Harry Potter olarak tanımlayan Bones, “Bizi seven ve sahnede yaptıklarımızı kabul eden seyircilerin olması çok güzel, sahnede 5 yaşındaki çocuk gibi zıplayıp, otistik çocuklar gibi hareket edebiliyoruz” diyor. Dünyadaki politik olaylardan her zaman ilham alan Bones, müziği politik bölünmelerin üstündeki evrensel […]

İstanbul omuzlarımın üstünde

Fransız indie ikilisi The Dø esasen film müziği bestecisi olan Dan Levy ve Finlandiya asıllı Fransız (güzelliğinin nereden geldiği belli!) Olivia Bouyssou Merilahti’den oluşuyor. İkili Empire of the Wolves filminin müzik kayıtları sırasında tanışıp The Passenger ve Camping Sauvage filmleri için beraber çalışmaya devam etmiş. Sonrasında da birlikteliklerini The Dø ile devam ettirmeye karar vermiş. “Do” standart müzik ölçütlerine göre ilk nota, aynı zamanda son nota. Aynı zamanda Dan ve Olivia’nın isimlerinin baş harfleri. Grup 2007 yılında özellikle “On My Shoulders” parçasının videosuyla internet kullanıcıları arasında yayıldı ve ismini duyurdu. Duru güzelliği, kendine has narin sesiyle Olivia, klibi izleyenleri kendine hayran bıraktı. Sonrasında “Bu grup da nerden çıktı” diyenler sene başında yayınlanan “A Mouthful” albümünü karşısında buldu. Albümden “At Last” ve “The Bridge Is Broken” gibi parçalar radyolarda sıkça çalınır oldu. Grup daha bu parçaları albüm olarak yayınlamadan birçok konser ve festivale katıldı, performanslarında çekilen videolar paylaşım sitelerinde en çok hit alan klipler arasında yer aldı. Klasik müzik ve cazdan ilham aldığını söyleyen ikili aslında bu tarzlardan uzaklaşıp indie pop/folk rock ağırlıklı ama blues’dan bebop’a, rock & roll’dan hip-hop’a esintiler içeren bir albüm yaptı. Albümdeki birbirinden “tatlı” havası olan, insanda hafifçe gülme hissi uyandıran birbirinden güzel parçaları The Dø 12 Aralık 2008 Cuma akşamı Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde karşınızda durup sizin için seslendirecek.

Açık Hava Paramparça

Teoman dün gece Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeydi. Gerçi sahnede azınlık olan taraftaydı. Çünkü arkasında, iki gün öncesine kadar birlikte hiç çalmadığı 50 kişilik bir müzisyen grubu vardı. Aslında Teoman çalmadı da; sadece söyledi. Kendisi de dahil olmak üzere 51 müzisyen, “solist”in parçalarını seslendirdi. Teoman’ın, İstanbul Senfoni Orkestrası ve Borusan Filarmoni Orkestrası müzisyenlerinden oluşan 50 kişilik toplulukla yaptığı şey, sanırım Türkiye’de bir ilk. Daha önce de bu türde performanslara tanık olmuştuk. Örneğin Bulutsuzluk Özlemi ve Şebnem Ferah parçalarını filarmonik düzende seslendirmişti. Ancak bu performanslarda klasik müzikçilere rockçılar da, gitarları, basları ve davullarıyla eşlik etmişlerdi. Teoman aynı şeyi yapmadı; kendini bir solist olarak klasik müzikçilere emanet etti. Gelgelelim, bu teslimiyete pek de hazır gözükmedi Teoman. Nota şaşmayan filarmoni orkestrası, parçaya kimi zaman geç, kimi zaman erken giren, hatta Gönülçelen’de olduğu gibi, orkestranın şarkının neresinde olduğunu anlayabilmek için susmak zorunda kalan solistlerinden daha tutarlıydı. Teoman’a, Teoman’dan daha hazır vaziyetteydi yani. Smokin provası Ama belki de konserin en iyi tarafı da bu küçük tökezlemelerdi. Teoman’ın zaman zaman gırtlağına abanması haricinde, çalınan şeyin aslında rock olduğunu da bu küçük aksaklar hatırlattı. Ki solisti dinlemeye gelen ve sayısı 5 binin üzerinde olduğu söylenen dinleyicinin de bunlardan rahatsız olduğunu sanmıyorum. (Bu arada, Açık Hava’nın normal oturma kapasitesi 4 bin kişi.) Teoman da dinleyiciden önce durumun farkındaydı zaten. Orkestra prova yaparken kendisinin ceket provasında olduğunu söyledi, iki kez. Hatta bir ara, kendi performansı yüzünden orkestradan beş altı kişinin o gece intihar edebileceğini de belirtti. Dün gecenin Teoman adına kaybı, bu performansın CD ya da DVD kaydı olarak piyasaya sürülemeyecek olması olabilir. Yine de, filarmoniye eşlik eden bir iki rock enstrümanın olması, ya da sadece Teoman’ın bile, birkaç parçada olsun sahneye gitarla çıkması, izleyicinin aldığı keyfi katmerleyebilirdi. Teoman, rock enstrümanlarının eksikliğini, sürpriz olmayacağı üzere, fiziksel performansıyla giderdi. Belli ki o da özenmiş, bu kez daha “efendi” çıkmak […]

Arena’da ayin

Müge Doğrular Björk’ü bana ilk dinleten kişi babamdı. Küçükken beni Pink Floyd’lar Supertramp’ler dinleterek büyütmüştü, 1997 çıkışlı Björk albümü Homogenic’i de elime o tutuşturmuştu. Homogenic ve Madonna’nın 1998 çıkışlı albümü Raf of Light hayatımın en önemli albümlerindendir. Björk dendi mi aklıma ilk Homogenic gelir. O kadar çok severim ki o albümü, diğer albümlerini de çok beğenmeme rağmen onun kadar dinlememişimdir. Lenny Kravitz konserinden dört gün sonra Kuruçeşme Arena’ya tekrar ayak bastığımda karşılaştığım manzaraya şaşırdım. Çünkü konserin başlamasına neredeyse bir saat kalmıştı ve alandaki “kalabalık” tek tek sayılabilecek kadardı. Arkadaşımla beraber 300 YTL’lik biletle girilebilen sahne önünün hemen arkasına, sahneyi görebileceğimiz en uygun noktaya kurulduk ve konserin başlamasını bekledik. Arena, konser başlayana kadar doldu dolmasına ama Lenny Kravitz’deki kalabalık yoktu, hatta dolmayan sahne önünü doldurabilmek için arkadaki şanslı seyircilerin girmesine izin verdiler. Biz de onlardan biri olduk, en öndeki muhteşem yerimizi kaptık. (Kolonların hemen önündeki bu yerin tek kusuru, bas sesleri titreyen ciğerlerimizde hissetmek olacaktı.) Konser beklenen saatten on dakika sonra başladı. Björk’ün on kişilik bandosu (Wonderbrass) tek sıra halinde sahneye çıktı, arkalarından hoplayıp zıplayarak Björk geldi, ağzında son albümü Volta’nın giriş parçası Earth Intruders’ın sözleriyle. Kırmızı ve lameli ilginç elbisesi, parlak taytı, çıplak minik ayakları, minik boyuyla ve dev sesiyle karşımızda duruyordu. Kimseye benzemiyordu, yine orjinaldi. Sahneyi süsleyen bayraklar mor ve kırmızı ışıklarla renklendiriliyordu. İlk parçada sahneden yükselen alevler tüylerimizi ürpertti. Seyirciyle iletişime girmekten kaçınan Björk sevilen parçalarını ardı ardına seslendirdi. Parçaları da albüm versiyonlarından daha farklı bir şekilde yorumladı; bazılarını da sadece üflemeli enstrümanlar kullanan on kişilik bandosu eşliğinde seslendirdi. Sırasıyla Hunter, Pagan Poetry, Desired Constellation, The Pleasure Is All Mine, Joga, Overtrue, Immature, Army Of Me, Triumph Of Heart,Five Years, Cover Me, Wanderlustve Hyperballad’ıseslendirdi. Bir parçasında ellerinden beyaz iplikler saçtı, sürekli dans etti, elleriyle parçaların ritimlerine eşlik etti, ponpon benzeri ipe bağlı aksesuarını salladı ve Plutoile sahneden ayrıldı. […]

Lenny Kravitz’i çok sevmiştim

Lenny Kravitz, “sevgi devrimi” projesinin İstanbul ayağında Kuruçeşme Arena’da sahne aldı. Bence erkek adam sevgisini öyle ulu orta yerde, hele 13 bin kişi karşısında konuşmaz. Ben Lenny’yi rock yıldızı bilmiş ve öyle benimsemiştim. Ama dedim ya, aramıza sevgi girdi. Gökhan Tan Lenny Kravitz’in yaptığı müzik türü başta rock olmak üzere soul, funk, reggae gibi tarzları içeriyor. (Kendi sitesinde böyle yazıyor.) Oysa konser tanıtımlarında da “dünyanın en önemli rock vokalistlerinden” olduğu vurgulanmıştı. Ben de kendisini rock yıldızı olarak benimsemiş ve sevmiştim. Ama bu sevgi karşılık görmedi; araya başka müzik türleri ve hepsinin ismini burada sayamayacağım ünlü girdi. Yine de bir tane ünlünün ismini söylemeden geçemeyeceğim: Natalie Imbruglia. Lenny’nin, pop ve parfüm reklamları ikonu Imbruglia ile aşk yaşadığı söyleniyor. Tamam, Lenny erkektir, boyunu yükseltmek için yüksek topuklu ayakkabı giyse de öyledir; istediğini sever. Natalie de güzel kadın doğrusu. Ayrıca topuk da adamı bozmaz. Ama aşk acısını binlerce insanla paylaşması ve iki saat boyunca ayakta bekletmesi de erkekliğe sığmaz, ayıptır. Sanatçı adam yürümez! Bugün tüm gazetelerde okuyacağınız üzere Lenny Kravitz, ilan edilenden yaklaşık bir saat geç çıktı sahneye. Geç çıkmasına bir da bir itirazım yok aslında. Kabul edelim ki 21:00, İstanbul’da hafta içinde gerçekleşen bir konserin başlangıç saati için erken bir saat. Nitekim sadece konser sahibi değil, konseri izlemeyi uman binlerce insan da bu saatten sonra Kuruçeşme’ye varabildi. Velhasıl bu gecikme, benim gibi VIP alemlerinden uzak bir gazetecinin ufkunu genişletmeye de yarıyor. Çekim yapmak için akredite olan fotoğrafçı ve kameramanlarla birlikte basın odasında beklerken bu VIP aleminin “inceliklerine” de bir saatlik tanıklık imkanı yakaladım! Bir kere bu alemin müdavimleri, kalabalık “iğne atsan yere düşmeyecek” kıvamda ve otoparklar tıka basa doluyken bile, VIP kapısının önüne siyah camlı, “van” tabir edilen araçlarıyla gelmek durumundaymış. Ve durum böyle olunca, Kuruçeşme Arena’nın VIP otoparkında, koruma görevlileri arasında şu tür diyaloglar yaşanabiliyormuş: “Abi otopark ağzına kadar dolu. Arabayla […]

Kollarımızda uçan Lenny Kravitz

Müge Doğrular Yer Kuruçeşme Arena. Saat 21:00. Sahnenin en önlerinde rahat görebileceğimiz bir yer bulduk, dünyanın en iyi rock vokalistlerinden biri olarak gösterilen Lenny Kravitz’i heyecanla bekliyoruz. Kravitz’in parçalarını sevmeme rağmen kendisinden pek hoşlanmadığımı belirtmek isterim. Kendi aramızda insanlara “artiz” derken referans alabileceğimiz, kelimenin tam anlamıyla artist olan Lenny Kravitz’in boyundan büyük egosundan pek hoşlanmıyordum. Hatta 21:00’da başlaması gereken konsere 22:00’de başlamasına da gıcık oldum! Hürriyet’te İstanbul konseri öncesinde yapılan bir röportajda ise kafamdakinden çok farklı bir sanatçı profili çiziyordu, son derece mütevazıydı. Egoist olsun veya olmasın, seyirciyle iletişiminin çok iyi olduğunu bu konserle anladım. Lenny Kravitz, ilk albümünden Bring It Onisimli biraz sıkıcı bir parçayla başladı performansına. Çok havalı bir giriş yapmak için kasmadı. Siyah pantalonu, içinde beyaz bluz, içinde bir yelek ve üstünde siyah bir ceketle, kısalttığı saçlarıyla binlerce kişinin karşısına çıktı. İlk parça bitince buraya ilk defa geldiğini, çok mutlu olduğunu, konsere trafikten dolayı geç kaldığını söyleyerek samimi bir özür dileyerek kendini affettirdi. Always On the Run, Once You Dig In, son albümden pek sevmediğim başka bir parça daha, ardından en güzel aşk parçalarından It Ain’t Over ‘Til It’s Over’ı muhteşem grubuyla seslendirdi. Dancin’ Till Dawn’u yaklaşık 10 dakika boyunca çaldı ve sonlara doğru Another Brick In The Wall ve Billie Jean nakaratlarını da söyleyerek seyirciyi mest etti. Sıradaki parça Be’de ise trompet ve saksafon soloları konserin İstanbul Caz Festivali kapsamında olduğunu bize hatırlattı. Her parçasını 10 dakika çalmaya devam eden Kravitz, Stillness of Heart’ta seyirciye uzun uzun sözlere eşlik ettirdi. Son albümünün en iyi parçalarından I’ll Be Waiting’de ise sadece piyanosuyla solo çalmaya başlayan sanatçıya, sonlara doğru grubu tekrar katıldı. Bu romantik parçadan sonra konser tekrar hareketlenmeye başladı, biz de zaten bunu bekliyorduk. Muhteşem bir girişle American Womanbaşlarken seyirci zevkten dört köşeydi, sonrasında ise parçayı uzatmadan hızla Fly Away başladı. Klibi 1998 yılında yayınlanmaya başladığında ortaokulda […]

Global elektronik müzik randevusuna hazır mısın?

Müge Doğrular En sevdiğiniz DJ’leri ve grupları; gün boyunca denizin, güneşin ve kumsalın tadını çıkarttığınız, teninizin yanmaktan hala sıcak olduğu bir günde, denizin yanındaki dev bir sahnede izlemek kulağa nasıl geliyor? Üstelik isterseniz gece de plajda arkadaşlarınızla ve/veya sevgilinizle kamp yaparak. Mükemmel diyen müzikseverleri duyar gibiyim. Bu sene Rock’n Coke, Radarlive gibi festivallerin iptaliyle oluşan açığı kapatan tek isim FG 93.7, Parkorman’da düzenlenen Electronica Festival’ın tadı henüz damağımızdayken yeni organizasyonuyla karşımıza çıkıyor. 40’dan fazla sanatçı performansı, kamp imkanı, deniz, plaj ve birçok aktivite Global Gathering Istanbul 2008’de bir araya geliyor. Geçtiğimiz sene Gümüşdere Kumluk Mevii, Kilyos’taki Burç Beach’te düzenlenen festival bu sene Burç Beach’in bir yanına, Seanergy Beach’e taşınıyor. Festival katılımcıları gündüz kapı açılışı saatinden akşama kadar house, techno ve trance tarzlarının en önemli DJ’leri eşliğinde festivalin keyfini çıkartabilecekler. Sadece 1000 adet satılacak kombine+kamp biletini sahiplerinin Pazar günü akşama kadar Seanergy Beach’te konaklayabileceklerini, sıradışı bir haftasonu tatili yapabileceklerini de belirtelim. Calvin Harris ile rengarenk bir festival! Festivali festival yapan en önemli unsur elbette sanatçılar! Festivalin headliner’ı canlı performans sergileyecek olan Calvin Harris. Calvin Harris’le ilgili söylenebilecek çok şey var. Mesela Kylie Minogue’un son albümündeki iki hiti ‘Heartbeat Rock’ ve ‘In My Arms’ parçalarının yaratıcısı olduğu ya da albümü ‘I Created Disco’ ile gerçekten disco’yu yeniden yarattığı ve birbirinden eğlenceli, dans etmeye teşvik edici disco parçaları ürettiği. Sanatçıya dair en sevdiğim özellik ise (benim gibi) ‘renkleri’ sevmesi. Resmi web sitesi Calvinharris.tv’ye girenler, kliplerini izleyenler ya da son albümündeki ‘Colours’ parçasının sözlerini bilenlerin (“Nasıl giyindiğin ve ne giydiğin benim için önemli değil, ama mutlaka üstünde renkler olsun!”) anlayacağı gibi Harris renkleri çok seviyor ve rengarenkliğini 1980’lerden esinlenmiş parçalarına da yansıtıyor. İlk albümü olan ‘I Created Disco’ yayınlandığında sanatçının Faithless ve Groove Armada gibi dans müziğinin ‘baba’larıyla turneye çıktığını da not düşelim. Festivale gidecek olanlar önceden mutlaka ‘I Created Disco’yu dinlesinler ve konserde […]

Massive Attack ve Judas Priest aynı anda gelirse…

İcat ettiği “trip hop”ın hâlâ en sağlam ismi Massive Attack ve adı heavy metal’le bir anılan Judas Priest… Bu iki gruptan birinin Türkiye’ye geldiğini duymak, müzikle biraz olsun ilgisi bulunanları heyecanlandırmak için yeterliydi. Aynı gece İstanbul’da çaldılar. Kuruçeşme Arena’da Priest’i dinleyen siyah tişörtlü, uzun saçlılar Beşiktaş’ta “trip hop” ibadetinden dönenlerle karşılaştı. Oysa birkaç ay öncesine kadar İstanbul’un müzik mevsimi solgun geçmeye adaydı. İptal edilen festivaller, inşaata kurban giden konser mekânları karamsar bir tablo çiziyordu. Sezon başındaki olumsuz haberlere rağmen İstanbul, bugüne kadar ki en hareketli müzik sezonunu yaşıyor. Hafta sonundaki Electronica Festival ve Massive Attack konserini, Medyakronik’in müzik yazarı Müge Doğrular takip etti. Yıllardır beklenen Judast Priest’in Türkiye’deki ilk konserini ise muhabirimiz Semih Saka’nın kaleminden yayınlıyoruz. Festivalci gençliğin haftasonu günlüğü! Müge Doğrular Heavy metal müziğin “kurucu ortağı” ve en büyük tedarikçilerinden, 40 yaşındaki Judas Priest geçtiğimiz pazar gecesi İstanbul’daydı. Elbette gecikmiş bir randevuydu; seyircinin yaş ortalaması da zaten bunu doğruluyordu. Ve doğal olarak, ortaokuldayken dinlemeye başladığı grubun konserine, şu anda ortaokulda okuyan çocuğuyla gelen babalar, anneler bile vardı. Priest’in kuşakları bir araya getiren özelliği Pazar akşamı Kuruçeşme Arena’da en görünür günlerinden birini yaşadı. Sahne, tam da duyurulduğu saat olan 21:00’de açıldı. Ve grubun Nostradamus adlı son albümlerinin giriş parçası “Dawn Of Creation” duyulmaya başladı. Bu sırada “tanrılar” tek tek sahneye çıkıyordu. Çok geçmeden solist Rob Halford, sahnenin sol üst tarafında Nostradamus kostümüyle ve elindeki asasıyla belirdi. Bir büyücü gibi duruyordu sahnede. Intro’dan sonra giren “Prophecy” adlı şarkıda “I am Nostradamus” diye bağırıyordu metalin gelmiş geçmiş en iyi solistlerinden Halford. Ve hakikaten de karşımızda Nostradamus duruyordu. Halford konser boyunca, metal konserlerinde pek de alışmadığımız üzere, bir defiledeymişcesine kostüm değiştirdi. Diz seviyesine kadar uzanan, aksesuarlı deri ceketlerini nerededeyse her şarkıda değiştirdi. Sahnenin tasarımı da sanki onun elinden çıkmıştı. Daha ilk şarkıda ortadan kayboldu Halford. Ve kısa süre sonra platformdaki asansörü kullanarak sahnenin […]

Massive Attack

Esra Söylemez Bazen ya siyah vardır ya beyaz. Sorular göreceli de olsa kesin cevaplardır bunlar. Örneğin; Massive Attack’ı ya seversiniz ya sevmezsiniz. “Fena değil” diyen birine hiç rastlamadım. Grubun en büyük özelliği de bu belki, hep uçlarda yer almaları. Bir kez dinlenince bağımlılık yapan cinsten. Sabahın bir vakti günün ilk kahvesiyle de iyi gider, uykuyla uyanıklık arasında kalınmışken de. Yağmura da güneşe de yakışan şarkıları var. Albümleri modunuzu belirleyen değil; modunuza göre en iyi gidenlerden oluşuyor. Hüzne de boğulabilirsiniz, neşeye de. Dedik ya, grup uçların grubu bu. Massive Attack, 80’lerin iyi gruplarından The Wild Bunch’ın dağılmasıyla, grup üyeleri Daddy G (Grant Marshall), Mushroom (Andrew Vowles) ve 3D (Robert Del Naja) tarafından 1987 yılında Bristol’de (İngiltere) kuruldu. Çok geçmeden bu ismi bu kentle bir anılacak olan müziğin öncüsü oldu. “Trip hop” denilen bu türün, Afrika ve Kuzey Amerika kökenli gençlerinin Amerika’da oluşturduğu alt kültürden doğan “hip hop” ve jazz’ın elektronikle bezenmiş hali “acid jazz”ın harmanlaması olduğu söylenebilir. Ancak çoğu kez bu türden de daha ağır, hatta kimi zaman depresif. Bir rock ya da jazz dinleyicisinin elektronik müzik hakkındaki önyargısını kırabilecek kadar sağlam bir müzik. Albümden önce single’larla çıktı dinleyicinin karşısına. 1990’da “Daydreaming”i yayınladı. İlk albümü “Blue Lines”ı 1991’de çıkardı. Bu albümdeki “Unfinished Sympathy” grubun ismini Britanya dışına taşımaya yeterli oldu. Şarkının videosu, grubun ilk solisti Shara Nelson’u Los Angeles sokaklarında yürürken, montajsız çekilmişti. Tek çekimlik müzik videolarının ilk örneğiydi. Gruba dışarıdan katkı sağlayan bir başka fenomen, Tricky’nin bu bestesi ünlü müzik dergisi DJ tarafından 2001 yılında, geçen yüzyılın en iyi dans müziği seçildi. Massive Attack denince pek çok insanın aklına ilk gelen “Unfinished Sympathy”dir hâlâ. 1994’de “Protection” ve 1998’de “Mezzanine” albümleri ile grubun şöhreti pekişti. Bugün de gelmiş geçmiş en iyi 100 albüm listelerinde yer alıyor Mezzazine. 1995’te Karmacoma, 1998’de “Angel” ve “Inertia Creeps” single’larını yayınladı. Mushroom’un gruptan ayrılması sonra da […]

Heavy Metal’in Tanrıları İstanbul’da

Semih Sakasemihsaka@gmail.com 1970’te kurulan ve Rock’n Roll’dan Heavy Metal’e uzanan hayatı boyunca giderek sertleşen Judas Priest, “Heavy Metal’in Tanrıları” sıfatını 1990’da çıkardığı “Painkiller” albümündeki “Metal Gods” isimli şarkıdan alıyor. İlk kez Türkiye’ye gelecek olan Judas Priest, 17 Haziran 2008’de çıkardığı “Nostradamus” albümünün turnesinde olduğu da hesaba katılırsa, Heavy Metalcilerde heyecan dalgasına yol açtı. Çocukluk arkadaşı olan K.K. Downing ve Ian Hill tarafından kurulan Judas Priest, adını Bob Dylan’ın “The Ballad of Frankie Lee and Judas Priest” adlı şarkısından alıyor. İlk yıllarda kadrosunda birçok değişiklik olan grup, zorluklar ve parasızlıkla boğuşarak albümler çıkartmaya devam ediyor. 1977’de çıkardıkları “Sin After Sin” ile müzik listelerini zorlamaya başlayan JP, o günden beri ne yayınlarsa yayınlasın dünya müzik listelerinin başında. Ve toplam 35 milyondan fazla albüm satabilmiş nadir gruplardan biri. Bugün Heavy Metal’le uğraşıp da Judas Priest’ten etkilenmeyen bir grup yok gibi. Death, Helloween, Testament, Fates Warning, Mercyful Fate, Strapping Young Lad, Nevermore, Overkill, Kreator, Iced Earth, Blind Guardian, Annihilator, Witchery, Therion, Skid Row gibi daha onlarca büyük grup Judas Priest’e adanmış şarkılar ve cover’lar yaptı. Yine kendilerine adanmış onlarca albüm ve sadece onların şarkılarını yorumlamak için kurulmuş onlarca grup var. Nihayet Judas Priest, Radyo Eksen ve BKM’nin ortak organizasyonuyla 13 Temmuz’da Boğaz’da sahne alacak. Tabii kendilerini dinlemeye giden yüzlerce Heavy Metal sever de orada olacak. Her zaman sert kalmış ve sonsuza dek öyle kalacak bir grup Judas Priest. Yaşları 60’lara dayanmış koca koca adamlardan bahsediyoruz… Kimler geldi, kimler geçti Vokalde Alan Atkins ve davulda John Ellis’ten oluşan kadrosuyla birçok konser verdi. 1971’de John Ellis’in gruptan ayrılışıyla yerine Chris Campbell geldi. 1972’yi yollarda geçiren grup, 1973’te Alan Atkins’in ve Steve Campbell’in ayrılışını vokalde Rob Halford ve davulda John Hinch ile doldurdu. Bu kadroyla ilk albümleri “Rocka Rolla”yı 1974’te çıkardılar. Bu arada gruba gitarda Glenn Tipton katıldı. 1975’te Hinch’in yerine Alan Moore geldi ve grup bu […]

Festival bu kapağın altında

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Bu yıl kapılarını 21-22 Haziran tarihlerinde santralistanbul’da açmaya hazırlanan Efes Pilsen One Love Festival, değişen konsepti ile herkese eğlence, dans, müzik dolu saatler yaşatacak. Gün boyunca keyifli vakit geçirmek isteyen festival katılımcılarını müzik dolu saatler dışında, eğlenceli aktiviteler ile değişik yemek seçenekleri bekliyor. Festival konukları, etkinlik alanında çeşitli oyunlar ve yarışmalarla eğlenirken, ünlü grupların performanslarını izleyerek müziğe ve dansa doyacaklar. Top cambazlarının, illüzyonistlerin, perküsyonistlerin, pandomim sanatçılarının, poi ve jonglörlerin gün boyunca gösteriler sergileyeceği Efes Pilsen One Love Festival, şenlik havasında geçecek.Bu yılki Efes Pilsen One Love Festival’de, festival sanatçıları, gün içerisinde alanda dolaşıp festivalcilerle birlikte etkinliklere katılacak ve festival eğlencesini sahnenin ötesine taşıyacaklar. Festivalde yine dünyaca ünlü gruplar ve Türkiye’nin seçkin müzisyenleri sahne alacak. Festivalin konukları arasında; dans müziğinin en iyi isimlerinden biri olan, sadece müzik alanında değil sanat camiası tarafından da ikon olarak kabul edilen, Moloko’nun solisti Roisin Murphy ve tüm dünyaya farklı kültürlerin ritimleri eşliğinde, benzer hisleri paylaşarak dans edilebileceğini kanıtlayan Gogol Bordello bulunuyor. Efes Pilsen One Love Festival, 21 Haziran Cumartesi günü dans pistlerinin aranan isimleriyle, 22 Haziran Pazar günü ise Gypsy müziğin ustalaşmış sanatçılarıyla festival müdavimlerini yemeğe, içmeye, müziğe ve dansa doyuracak. Biletler, Biletix ve Babylon Gişe’den temin edilebilir. Program 21 Haziran Cumartesi14:00 DJ Style-ist & Mabbas16:15 Kreş18:00 Bedük19:30 The Long Blondes21:15 Hot Chip23:45 Roisin Murphy 22 Haziran Pazar14:00 Kapı Açılış14:00 DJ Ahmet Musluoğlu15:45 Kolektif Istanbul16:15 Gevende17:15 Selim Sesler18:00 Baba Zula19:30 Miss Platnum21:15 Shantel& Bucovina Club Orcestar23:00 Gogol Bordello

Gitme Turnam Bizim Evden

Simge Sunguroğlu Telli turnanın tükenişi Doğa Derneği ve Irmak Okulları’nı işbirliğine yöneltti. İki kurum, Anadolu’nun sembolü bu türü yaşatabilmek için bir konser düzenliyor. Genç Orkestra, 25 Mayıs saat 20:00’de İstanbul Caddebostan’daki Irmak Okulları’nda, geliri “Son 11 Telli Turna Projesi’’ne aktarılacak konser için sahne alacak. Geleceğin virtüözlerini yetiştirmeyi amaçlayan Genç Orkestra, bu konserde İslam Manavof yönetiminde Mozart, Şostakoviç ve Karayev gibi bestecilerin eserlerini seslendirecek. 20 YTL’lik konser biletleri, Irmak Okulları’ndan temin edilebiliyor. Son turnalar Anadolu kültürünün önemli doğal öğelerinden telli turna, tükenme noktasına gelinceye değin, araştırılmayan bir türdü. Doğa Derneği, 2004 yılında gerçekleştirdiği saha araştırmasında Türkiye’deki son 11 telli turnaya ulaştı. Doğa fotoğrafçısı Soner Bekir, türün bu son örneklerini fotoğraflamayı başardı. Muş’taki Bulanık Ovası’nda üreyen telli turnalar, sadece Anadolu’da değil Avrupa’da da bu türün son temsilcileri. Turnalar kışı Afrika’da geçiriyor. Uzun bir göçün ardından mart ve nisan aylarında Bulanık Ovası’na geliyor. Muş dışında telli turnaların en yakın akrabaları Hazar Denizi’nin kuzey doğusunda yaşıyor. Turnaların Bulanık Ovası’ndan da çekilmesi durumunda, türün tükenmesi söz konusu. Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken, Hazar Denizi ve Muş arasında telli turnaların kullandığı bir başka üreme alanı olmamasına dikkat çekiyor. Güven Murat Nehri boyunca uzanan Bulanık Ovası’nın tür için önemini “Ovada yoğun tarım yapılırken, Murat Nehri’nin tarım faaliyetlerine uzak kıyıları doğal özelliğini korumaya devam ediyor. Nehir üzerindeki adacıklar ve çevresindeki insan eli değmeyen alanlar telli turnaların en önemli üreme ve beslenme alanları” sözleriyle anlatıyor. Güven Eken, koruma projesinin başarısı için yerel halkın katılımının da şart olduğu görüşünde: “Muş, gelişmişlik düzeyinin en düşük illerden biri. Bu kuşları görebilmek için göç zamanlarında Avrupa’dan, ABD’den turistler geliyor. Yöre halkı, bu turistlerden gelir elde etmeye başlarsa, daha kısa sürede başarıya ulaşacağını tahmin ediyoruz.” Doğa Derneği’nin projeye destek çağrısına olumlu yaklaşan Irmak Okulları Müdürü Atilla Küçükkayıkçı “Yüreğimize yer etmiş telli turnanın Anadolu’muzdan sessiz yok oluşuna elbette duyarsız kalamazdık. Öğrencilerimiz ve tüm çalışanlarımız […]

Kylie’nin İstanbul macerası

Dilek Gündüzdgunduz@medyakronik.com 20 Mayıs’ta Kuruçeşme Arena’da düzenlenen Kylie Minogue konseri, söylendiği gibi saat 21:00’da başladı. Ancak seyirciler alana girmek için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kaldı. Kylie’nin bu kadar dakik olması seyircileri şaşırtırken, kalabalıktan dolayı Kuruçeşme civarında trafik kilitlendi. İçeri girebilmek için sırada bekleyenler ve bilet alamayanlar tellere tırmanarak Kylie’yi görmeye çalıştı. Ancak sıkı güvenlik önlemleri yüzünden pek başarılı olamadılar. Yedi sahne kıyafeti değiştirdi Sahneye mor bir elbiseyle çıkan Kylie, konser boyunca yedi farklı kıyafet giydi. Her kıyafet için sahnede orkestra ve dansçıların da yardımıyla farklı bir konsept yaratan Kylie, izleyicileri adeta büyüledi. Şarkıcının bu şov için 12 TIR’la geldiği daha önce basında yer almıştı. Seyircilerin en büyük şikâyeti 1 metre 53 cm boyundaki şarkıcıyı görememekti. Çünkü nedense Kylie konseri dev ekranlara yansıtılmadı. İzleyiciler dev ekranlardan konser yerine zaman zaman Kylie video kliplerinden görüntüler izledi. Konsere yeni albümü “X”ten “Speakerphone” ile başlayan Minogue, “Can’t Get You Out of My Head”, “Spinning Around”, “Lucky” ve “Kids” gibi eski albümlerinden hit şarkıları da söylemeyi ihmal etmedi ve seyirciyi coşturdu. Konser boyunca seyircilerle sıcak bir diyalog içinde olan Kylie Minogue, şarkı aralarında bir stand-up’çı gibi espriler yaptı. İstanbul’u ne kadar beğendiğini, Boğaz’ın gece ne kadar güzel göründüğünü ve Türk insanının misafirperverliğinden ne kadar memnun kaldığını kaldığını anlatmayı da ihmal etmedi. En kısa zamanda Türkiye’ye tekrar gelmek istediğini belirten sempatik şarkıcı, yoğun istek üzerine bir kere bis yaptı ve alkış yağmuru altında iki şarkı daha söyleyerek konserini bitirdi.

Enerji Müzesi’nde elektro akustik gece

Beril TekinHande Çıkıkçı İlki şubat ayında gerçekleştirilen elektro akustik müzik konser serisi Clatter’ın ikincisi Gepgenç Festival’in son günü olan 16 Nisan saat 20:00’de Santralİstanbul Enerji Müzesi’nde yapıldı. Konserde Tuna Pase, Ozan Yurdakul, Koray Tahiroğlu, Emre Değer ve Tolga tüzün eserlerini dinleyici ile buluşturdu.

Yaza capcanlı girme rehberi

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.com Heyecan dolu bir yaz programı müzikseverleri bekliyor. Yeni isimlerin katılımıyla bu program ilerleyen günlerde katlanarak zenginleşecek. Bol müzikli yazlar.Fanfare Ciocarlia –2 Mayıs 2008 – Yeni Melek: New York Times ve The Guardian’a göre dünyanın en iyi Balkan brass orkestrası olarak gösterilen Fanfare Ciocarlia, özellikle Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ filmindeki performansıyla Türkiye’de tanınıyor. Hızları, karmaşık ve çekici melodileri, kışkırtıcı ritimleriyle grup, Balkan müziğinin yaşayan efsanesi sayılıyor. Trompet, tenor ve bariton saksafon, tuba, klarnet, davul ve perküsyon gibi çok geniş bir enstrüman yelpazesine sahip olan ve son derece başarılı müzisyenlerden oluşan Fanfare Ciocarlia, Türk, Bulgar, Sırp ve Makedonya ezgilerini harmanlayıp Rumen müzikleriyle bütünleştiriyor. Kylie Minogue –20 Mayıs 2008 – Kuruçeşme Arena: Avustralyalı pop şarkıcısı, şarkı yazarı ve aktrist Kylie Minogue, 1987’de başladığı müzik kariyerinin dönüm noktasına 2000’de ulaştı. 2000’de Light Years, 2001’de Fever ve 2003’te yayınladığı Body Language ile milyonlarca albüm satışı ve liste başarısı elde etti. On A Night Like This, Can’t Get You Out Of My Head, Slow gibi hitlerle bir pop ikonu haline gelen Kylie Minogue son olarak 2007’de yayınladığı 10. stüdyo albümü X kapsamındaki Kylie X 2008 turnesinde İstanbul’u ziyaret edecek. “Eklektik sound’ların biraraya geldiği X albümü bana daha taze, heyecanlandırıcı ve yenilikçi bir canlı şov yaratmamı sağlıyor. Bu şov hem benim hem de seyirci için bambaşka bir tecrübe olacak” diyor Minogue yeni turnesi için. Konserden 8 gün sonra 40 yaşına basacak Kylie Minogue’un VIP biletlerinin bittiğini, sahne önü ve saha içi biletlerinin hızla tükendiğini hatırlatmakta fayda var.Chris De Burgh – 24 Mayıs 2008 – Parkorman: Lady In Red, The Traveller, Spanish Train, Missing You gibi hitlerin yaratıcısı, 200’den fazla platin ve altın plak sahibi Chris De Burgh, son albümü The Storyman’in dünya turnesi kapsamında 16 yıl aradan sonra İstanbul’u ziyaret edecek. Parkorman’da gerçekleşecek konserde Burgh klasikleşmiş romantik parçalarının yanısıra yeni albümünden parçalarını da seslendirecek. Mark […]