Etiket müzik

‘Hasan ne yapacak?’

Hasan Saltık, arşivinin yayını için TRT'nin Kalan Müzik'le yaptığı anlaşmayı "Bir devlet kurumunun kendini korumak için yaptığı en iyi anlaşma” diye yorumlamıştı. HaberVs'nin görüştüğü Saltık'a göre TRT de bu sürpriz anlaşmanın sonuçlarını merak ediyor ve “Hasan ne yapacak" diye bekliyor.

Kim Cascone santralistanbul Enerji Müzesi’nde

David Lynch’in ses danışmanı elektronik müzik bestecisi Kim Cascone, 4-8 Kasım tarihleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nün konuğu oldu ve ‘Basit Genetik Algoritmaları Kullanarak İçerik Yaratma’ başlıklı bir atölye çalışması yaptı. 7 katılımcının yer aldığı bu atölye çalışmasının sonunda ortaya çıkan eser 8 Kasım Cumartesi akşamı saat 19:00’da santralistanbul Enerji Müzesi’nde yapılacak konserde seslendirilecek. Katılımcılar atölye çalışması süresince, kendi platformlarında ürettikleri elektronik sesleri ortak bir havuza gönderdi. Bu sesler basit genetik algoritmalarlarla işlenerek bir kompozisyon bütünlüğü içinde yer buldu. Eser seslendirilirken katılımcılar canlı ses işleme teknikleri kullanarak eseri şekillendirmeye devam edecekler. Kim Cascone’a göre, ortaya çıkan müziğin en güçlü ve etkileyici unsuru kompozisyonun tüm katılımcılar tarafından birlikte oluşturuluyor olması. – Kim Cascone Kim Cascone Berklee College of Music’te elektronik müzik besteciliği alanındaki eğitimini tamamladıktan sonra David Lynch’in İkiz Tepeler ve Vahşi Duygular filmlerinde yardımcı müzik süpervizörü olarak çalıştı. 1986’da Silent Records, 2000’de Anechoic adlı iki müzik şirketi kurdu. Kim Cascone’ın bu şirketlerden yayımladığı albümleri onun ambient müzik alanının önde gelen temsilcilerinden biri olarak tanınması sağladı. “Hatanın Estetiği” adlı makalesi elektronik müzik alanındaki temel eserlerden biri olarak kabul ediliyor..

İstanbul’da insan kılığında robotlar

Chris Corner eğer bir grubun elinden tuttuysa ya o gruba güveniyordur ya da o gruptan birisi sevgilisidir ya da ikisi birden! Trip-hop tarihinin Massive Attack, Portishead ve Tricky gibi öncüleriyle beraber anılan Sneaker Pimps’in beyni Chris Corner aynı zamanda solo projesi IAMX ile de kendinden sözettiriyor. Elbette haberin konusu Corner değil, müzik kariyeri bu kadar başarılı olan birisinin önemsediği bir grubun neden önemsenilmesi gerektiği… Dee Plume (vokal, gitar) ve Sue Denim’den (vokal, bas) oluşan Robots In Disguise ikilisi, 2000’lerin başında popüler olan electro clash akımını günümüze kadar devam ettirebilen ender gruplardan. Electro-clash size bir şey ifade etmiyorsa en önemli temsilcileri Felix da Housecat, Freezepop, Miss Kittin, The Hacker, Tiga, Peaches, Le Tigre, Chicks on Speed, Fischerspooner ve Ladytron’u gösterip fikir sahibi olmanızı sağlıyabiliriz. Robots In Disguise’ın duruş olarak Chicks on Speed’i örnek alıyor. Çılgın ve renkli kıyafetler, bol bağrışmalı vokaller, snyth’ler grubun karakteristiği olarak özetlenebilir. Plume ve Denim Liverpool Üniversitesi’nde okurken tanışıp grubu kurdular, Mix Up Words And Sounds isimli demolarını yayınladılar. Sonrasında ise grupla aynı adı taşıyan ilk stüdyo albümleri 2001’de yayınlandı. Bu albümde daha electro ve synth pop elementlere yer verilirken, 2004’te yayınlanan ikinci albüm Get RID!’de daha punk bir hava esiyordu. Bu iki albümden öne çıkan parçalar Boys, Turn It Upve The DJ’s Got a Gun. Grubun albümleriyle beraber (bir tanesi Transformers çizgi romanından ilham alan) çılgın klipleri de müzik basınının dikkatini çekti. Bu arada başta belirttiğim gibi Sue Denim’in sevgili olan Chris Corner bu albümlerin yapımcılığını üstlendi, ayrıca bazı parçalar için de remix çalışması yaptı. Grup son olarak, yapımcılığını yine Corner’ın üstlendiği We’re In The Music Business albümünü yayınladı. Albümden The Sex Has Made Me Stupid ve The Tears isimli parçalar öne çıkıyor. Ve bu akşam Robots in Disguise Taksim Studio Live’da canlı performans sergileyecek, ikiliye canlı performanslarında başka müzisyenler de eşlik edecek. Performans öncesi de […]

New Yorklu müzik “idarecileri” turnede

Melis Ozan “The Management” yani MGMT, Brooklyn New York’lu Andrew Van Wyngarden ve Ben Goldwasser’ın Connecticut’taki Wesleyan Üniversitesi’nin yöntembilim kokan kampusunda mistik paganizm etrafında yollarının kesişmesiyle oluşur. Ders aralarında sohbet ederken ilgi alanlarının benzerliklerini fark eden Andrew ve Ben dünya görüşleri ve akımların dışında müzikte de aynı grupları sevdiklerini keşfederler. “Grup kurmak gibi bir niyetimiz yoktu” diyen Ben’e göre tek amaçları birbirlerine beğendikleri müzik türlerini göstermektir. Daha da ileri giden Andrew, bilgisayarları ve turn table’ları eşliğinde kaydettikleri müziğin, her türün en kötü örneğini yaratmaya çalışmalarıyla oluştuğunu ve anlamadıkları bir şekilde beğenildiğini itiraf ediyor. “İnsanların bizi sevmeye başlaması şans eseri oldu” diye de ekliyor. 2008 Ocak’ta, Columbia Records’dan ilk albümleri Oracular Spectacular’ı piyasaya süren ve isimleri The Management and Homocity’den Homocity’yi çıkarmak zorunda kalan grup, İngiltere müzik listelerinde on ikinci sıraya kadar yükseldi.Bu albümden çıkan single’ları Time to Pretend, Electric Feel, Kidsve Time To Pretend parçasına ek olarak sınırlı sayıda çıkarılan single’ları Metanoiaile Amerika, Avustralya, Kanada, Japonya ve İngiltere’de çeşitli festivallerde sahne alıyor. 4th Dimension Transition parçasında gelecekle ilgili kehanetlerde bulunmayı ihmal etmeyen MGMT torunlarımıza miras bırakacağımız MP3’lerin şimdiki çizik plaklar gibi değerleneceğini iddia ediyor. Kalıplara sığmayan bir tür Kulağa hippi ritimleri fısıldayan Ween ve nostaljik bir tarzı olan Arcade Fire ile kıyaslanmaktan hoşlanmadıklarını belirten grup üyeleri Panda Bear ve Beach House’a olan hayranlıklarını da saklamıyor. Albümlerinde indie-rock, psychedelic pop ve elektronik müzik tarzlarını harmanlayan MGMT’ın, müzik tarzlarına ilişkin sorulara verdiği yanıt ise albümlerinin kendilerine özgü olduğu şeklinde. 1960’larda LSD kullanımıyla birlikte anılmaya başlanan ve uyuşturucu etkisi altında görülen sanrı özellikleri barındıran psychodelic müzik, albümün tamamında en yoğun hissedilen tür denilebilir. Halüsinasyon nedeniyle ortaya çıkan birbirinden kopuk imajlar, parlak renkler, sürrealist sözcükler ikilinin hem müziğine hem şarkı sözlerine yansıyor. Elektronik ritimleri Brezilyalı grup Cansei de Ser Sexy kadar keskin olmayan, popüler müziğin eğlenceli özelliklerini kullansa da punk ezgileri de yok sayılamayacak […]

Açık Hava Paramparça

Teoman dün gece Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeydi. Gerçi sahnede azınlık olan taraftaydı. Çünkü arkasında, iki gün öncesine kadar birlikte hiç çalmadığı 50 kişilik bir müzisyen grubu vardı. Aslında Teoman çalmadı da; sadece söyledi. Kendisi de dahil olmak üzere 51 müzisyen, “solist”in parçalarını seslendirdi. Teoman’ın, İstanbul Senfoni Orkestrası ve Borusan Filarmoni Orkestrası müzisyenlerinden oluşan 50 kişilik toplulukla yaptığı şey, sanırım Türkiye’de bir ilk. Daha önce de bu türde performanslara tanık olmuştuk. Örneğin Bulutsuzluk Özlemi ve Şebnem Ferah parçalarını filarmonik düzende seslendirmişti. Ancak bu performanslarda klasik müzikçilere rockçılar da, gitarları, basları ve davullarıyla eşlik etmişlerdi. Teoman aynı şeyi yapmadı; kendini bir solist olarak klasik müzikçilere emanet etti. Gelgelelim, bu teslimiyete pek de hazır gözükmedi Teoman. Nota şaşmayan filarmoni orkestrası, parçaya kimi zaman geç, kimi zaman erken giren, hatta Gönülçelen’de olduğu gibi, orkestranın şarkının neresinde olduğunu anlayabilmek için susmak zorunda kalan solistlerinden daha tutarlıydı. Teoman’a, Teoman’dan daha hazır vaziyetteydi yani. Smokin provası Ama belki de konserin en iyi tarafı da bu küçük tökezlemelerdi. Teoman’ın zaman zaman gırtlağına abanması haricinde, çalınan şeyin aslında rock olduğunu da bu küçük aksaklar hatırlattı. Ki solisti dinlemeye gelen ve sayısı 5 binin üzerinde olduğu söylenen dinleyicinin de bunlardan rahatsız olduğunu sanmıyorum. (Bu arada, Açık Hava’nın normal oturma kapasitesi 4 bin kişi.) Teoman da dinleyiciden önce durumun farkındaydı zaten. Orkestra prova yaparken kendisinin ceket provasında olduğunu söyledi, iki kez. Hatta bir ara, kendi performansı yüzünden orkestradan beş altı kişinin o gece intihar edebileceğini de belirtti. Dün gecenin Teoman adına kaybı, bu performansın CD ya da DVD kaydı olarak piyasaya sürülemeyecek olması olabilir. Yine de, filarmoniye eşlik eden bir iki rock enstrümanın olması, ya da sadece Teoman’ın bile, birkaç parçada olsun sahneye gitarla çıkması, izleyicinin aldığı keyfi katmerleyebilirdi. Teoman, rock enstrümanlarının eksikliğini, sürpriz olmayacağı üzere, fiziksel performansıyla giderdi. Belli ki o da özenmiş, bu kez daha “efendi” çıkmak […]

Arena’da ayin

Müge Doğrular Björk’ü bana ilk dinleten kişi babamdı. Küçükken beni Pink Floyd’lar Supertramp’ler dinleterek büyütmüştü, 1997 çıkışlı Björk albümü Homogenic’i de elime o tutuşturmuştu. Homogenic ve Madonna’nın 1998 çıkışlı albümü Raf of Light hayatımın en önemli albümlerindendir. Björk dendi mi aklıma ilk Homogenic gelir. O kadar çok severim ki o albümü, diğer albümlerini de çok beğenmeme rağmen onun kadar dinlememişimdir. Lenny Kravitz konserinden dört gün sonra Kuruçeşme Arena’ya tekrar ayak bastığımda karşılaştığım manzaraya şaşırdım. Çünkü konserin başlamasına neredeyse bir saat kalmıştı ve alandaki “kalabalık” tek tek sayılabilecek kadardı. Arkadaşımla beraber 300 YTL’lik biletle girilebilen sahne önünün hemen arkasına, sahneyi görebileceğimiz en uygun noktaya kurulduk ve konserin başlamasını bekledik. Arena, konser başlayana kadar doldu dolmasına ama Lenny Kravitz’deki kalabalık yoktu, hatta dolmayan sahne önünü doldurabilmek için arkadaki şanslı seyircilerin girmesine izin verdiler. Biz de onlardan biri olduk, en öndeki muhteşem yerimizi kaptık. (Kolonların hemen önündeki bu yerin tek kusuru, bas sesleri titreyen ciğerlerimizde hissetmek olacaktı.) Konser beklenen saatten on dakika sonra başladı. Björk’ün on kişilik bandosu (Wonderbrass) tek sıra halinde sahneye çıktı, arkalarından hoplayıp zıplayarak Björk geldi, ağzında son albümü Volta’nın giriş parçası Earth Intruders’ın sözleriyle. Kırmızı ve lameli ilginç elbisesi, parlak taytı, çıplak minik ayakları, minik boyuyla ve dev sesiyle karşımızda duruyordu. Kimseye benzemiyordu, yine orjinaldi. Sahneyi süsleyen bayraklar mor ve kırmızı ışıklarla renklendiriliyordu. İlk parçada sahneden yükselen alevler tüylerimizi ürpertti. Seyirciyle iletişime girmekten kaçınan Björk sevilen parçalarını ardı ardına seslendirdi. Parçaları da albüm versiyonlarından daha farklı bir şekilde yorumladı; bazılarını da sadece üflemeli enstrümanlar kullanan on kişilik bandosu eşliğinde seslendirdi. Sırasıyla Hunter, Pagan Poetry, Desired Constellation, The Pleasure Is All Mine, Joga, Overtrue, Immature, Army Of Me, Triumph Of Heart,Five Years, Cover Me, Wanderlustve Hyperballad’ıseslendirdi. Bir parçasında ellerinden beyaz iplikler saçtı, sürekli dans etti, elleriyle parçaların ritimlerine eşlik etti, ponpon benzeri ipe bağlı aksesuarını salladı ve Plutoile sahneden ayrıldı. […]

Lenny Kravitz’i çok sevmiştim

Lenny Kravitz, “sevgi devrimi” projesinin İstanbul ayağında Kuruçeşme Arena’da sahne aldı. Bence erkek adam sevgisini öyle ulu orta yerde, hele 13 bin kişi karşısında konuşmaz. Ben Lenny’yi rock yıldızı bilmiş ve öyle benimsemiştim. Ama dedim ya, aramıza sevgi girdi. Gökhan Tan Lenny Kravitz’in yaptığı müzik türü başta rock olmak üzere soul, funk, reggae gibi tarzları içeriyor. (Kendi sitesinde böyle yazıyor.) Oysa konser tanıtımlarında da “dünyanın en önemli rock vokalistlerinden” olduğu vurgulanmıştı. Ben de kendisini rock yıldızı olarak benimsemiş ve sevmiştim. Ama bu sevgi karşılık görmedi; araya başka müzik türleri ve hepsinin ismini burada sayamayacağım ünlü girdi. Yine de bir tane ünlünün ismini söylemeden geçemeyeceğim: Natalie Imbruglia. Lenny’nin, pop ve parfüm reklamları ikonu Imbruglia ile aşk yaşadığı söyleniyor. Tamam, Lenny erkektir, boyunu yükseltmek için yüksek topuklu ayakkabı giyse de öyledir; istediğini sever. Natalie de güzel kadın doğrusu. Ayrıca topuk da adamı bozmaz. Ama aşk acısını binlerce insanla paylaşması ve iki saat boyunca ayakta bekletmesi de erkekliğe sığmaz, ayıptır. Sanatçı adam yürümez! Bugün tüm gazetelerde okuyacağınız üzere Lenny Kravitz, ilan edilenden yaklaşık bir saat geç çıktı sahneye. Geç çıkmasına bir da bir itirazım yok aslında. Kabul edelim ki 21:00, İstanbul’da hafta içinde gerçekleşen bir konserin başlangıç saati için erken bir saat. Nitekim sadece konser sahibi değil, konseri izlemeyi uman binlerce insan da bu saatten sonra Kuruçeşme’ye varabildi. Velhasıl bu gecikme, benim gibi VIP alemlerinden uzak bir gazetecinin ufkunu genişletmeye de yarıyor. Çekim yapmak için akredite olan fotoğrafçı ve kameramanlarla birlikte basın odasında beklerken bu VIP aleminin “inceliklerine” de bir saatlik tanıklık imkanı yakaladım! Bir kere bu alemin müdavimleri, kalabalık “iğne atsan yere düşmeyecek” kıvamda ve otoparklar tıka basa doluyken bile, VIP kapısının önüne siyah camlı, “van” tabir edilen araçlarıyla gelmek durumundaymış. Ve durum böyle olunca, Kuruçeşme Arena’nın VIP otoparkında, koruma görevlileri arasında şu tür diyaloglar yaşanabiliyormuş: “Abi otopark ağzına kadar dolu. Arabayla […]

Global elektronik müzik randevusuna hazır mısın?

Müge Doğrular En sevdiğiniz DJ’leri ve grupları; gün boyunca denizin, güneşin ve kumsalın tadını çıkarttığınız, teninizin yanmaktan hala sıcak olduğu bir günde, denizin yanındaki dev bir sahnede izlemek kulağa nasıl geliyor? Üstelik isterseniz gece de plajda arkadaşlarınızla ve/veya sevgilinizle kamp yaparak. Mükemmel diyen müzikseverleri duyar gibiyim. Bu sene Rock’n Coke, Radarlive gibi festivallerin iptaliyle oluşan açığı kapatan tek isim FG 93.7, Parkorman’da düzenlenen Electronica Festival’ın tadı henüz damağımızdayken yeni organizasyonuyla karşımıza çıkıyor. 40’dan fazla sanatçı performansı, kamp imkanı, deniz, plaj ve birçok aktivite Global Gathering Istanbul 2008’de bir araya geliyor. Geçtiğimiz sene Gümüşdere Kumluk Mevii, Kilyos’taki Burç Beach’te düzenlenen festival bu sene Burç Beach’in bir yanına, Seanergy Beach’e taşınıyor. Festival katılımcıları gündüz kapı açılışı saatinden akşama kadar house, techno ve trance tarzlarının en önemli DJ’leri eşliğinde festivalin keyfini çıkartabilecekler. Sadece 1000 adet satılacak kombine+kamp biletini sahiplerinin Pazar günü akşama kadar Seanergy Beach’te konaklayabileceklerini, sıradışı bir haftasonu tatili yapabileceklerini de belirtelim. Calvin Harris ile rengarenk bir festival! Festivali festival yapan en önemli unsur elbette sanatçılar! Festivalin headliner’ı canlı performans sergileyecek olan Calvin Harris. Calvin Harris’le ilgili söylenebilecek çok şey var. Mesela Kylie Minogue’un son albümündeki iki hiti ‘Heartbeat Rock’ ve ‘In My Arms’ parçalarının yaratıcısı olduğu ya da albümü ‘I Created Disco’ ile gerçekten disco’yu yeniden yarattığı ve birbirinden eğlenceli, dans etmeye teşvik edici disco parçaları ürettiği. Sanatçıya dair en sevdiğim özellik ise (benim gibi) ‘renkleri’ sevmesi. Resmi web sitesi Calvinharris.tv’ye girenler, kliplerini izleyenler ya da son albümündeki ‘Colours’ parçasının sözlerini bilenlerin (“Nasıl giyindiğin ve ne giydiğin benim için önemli değil, ama mutlaka üstünde renkler olsun!”) anlayacağı gibi Harris renkleri çok seviyor ve rengarenkliğini 1980’lerden esinlenmiş parçalarına da yansıtıyor. İlk albümü olan ‘I Created Disco’ yayınlandığında sanatçının Faithless ve Groove Armada gibi dans müziğinin ‘baba’larıyla turneye çıktığını da not düşelim. Festivale gidecek olanlar önceden mutlaka ‘I Created Disco’yu dinlesinler ve konserde […]

Massive Attack ve Judas Priest aynı anda gelirse…

İcat ettiği “trip hop”ın hâlâ en sağlam ismi Massive Attack ve adı heavy metal’le bir anılan Judas Priest… Bu iki gruptan birinin Türkiye’ye geldiğini duymak, müzikle biraz olsun ilgisi bulunanları heyecanlandırmak için yeterliydi. Aynı gece İstanbul’da çaldılar. Kuruçeşme Arena’da Priest’i dinleyen siyah tişörtlü, uzun saçlılar Beşiktaş’ta “trip hop” ibadetinden dönenlerle karşılaştı. Oysa birkaç ay öncesine kadar İstanbul’un müzik mevsimi solgun geçmeye adaydı. İptal edilen festivaller, inşaata kurban giden konser mekânları karamsar bir tablo çiziyordu. Sezon başındaki olumsuz haberlere rağmen İstanbul, bugüne kadar ki en hareketli müzik sezonunu yaşıyor. Hafta sonundaki Electronica Festival ve Massive Attack konserini, Medyakronik’in müzik yazarı Müge Doğrular takip etti. Yıllardır beklenen Judast Priest’in Türkiye’deki ilk konserini ise muhabirimiz Semih Saka’nın kaleminden yayınlıyoruz. Festivalci gençliğin haftasonu günlüğü! Müge Doğrular Heavy metal müziğin “kurucu ortağı” ve en büyük tedarikçilerinden, 40 yaşındaki Judas Priest geçtiğimiz pazar gecesi İstanbul’daydı. Elbette gecikmiş bir randevuydu; seyircinin yaş ortalaması da zaten bunu doğruluyordu. Ve doğal olarak, ortaokuldayken dinlemeye başladığı grubun konserine, şu anda ortaokulda okuyan çocuğuyla gelen babalar, anneler bile vardı. Priest’in kuşakları bir araya getiren özelliği Pazar akşamı Kuruçeşme Arena’da en görünür günlerinden birini yaşadı. Sahne, tam da duyurulduğu saat olan 21:00’de açıldı. Ve grubun Nostradamus adlı son albümlerinin giriş parçası “Dawn Of Creation” duyulmaya başladı. Bu sırada “tanrılar” tek tek sahneye çıkıyordu. Çok geçmeden solist Rob Halford, sahnenin sol üst tarafında Nostradamus kostümüyle ve elindeki asasıyla belirdi. Bir büyücü gibi duruyordu sahnede. Intro’dan sonra giren “Prophecy” adlı şarkıda “I am Nostradamus” diye bağırıyordu metalin gelmiş geçmiş en iyi solistlerinden Halford. Ve hakikaten de karşımızda Nostradamus duruyordu. Halford konser boyunca, metal konserlerinde pek de alışmadığımız üzere, bir defiledeymişcesine kostüm değiştirdi. Diz seviyesine kadar uzanan, aksesuarlı deri ceketlerini nerededeyse her şarkıda değiştirdi. Sahnenin tasarımı da sanki onun elinden çıkmıştı. Daha ilk şarkıda ortadan kayboldu Halford. Ve kısa süre sonra platformdaki asansörü kullanarak sahnenin […]

Massive Attack

Esra Söylemez Bazen ya siyah vardır ya beyaz. Sorular göreceli de olsa kesin cevaplardır bunlar. Örneğin; Massive Attack’ı ya seversiniz ya sevmezsiniz. “Fena değil” diyen birine hiç rastlamadım. Grubun en büyük özelliği de bu belki, hep uçlarda yer almaları. Bir kez dinlenince bağımlılık yapan cinsten. Sabahın bir vakti günün ilk kahvesiyle de iyi gider, uykuyla uyanıklık arasında kalınmışken de. Yağmura da güneşe de yakışan şarkıları var. Albümleri modunuzu belirleyen değil; modunuza göre en iyi gidenlerden oluşuyor. Hüzne de boğulabilirsiniz, neşeye de. Dedik ya, grup uçların grubu bu. Massive Attack, 80’lerin iyi gruplarından The Wild Bunch’ın dağılmasıyla, grup üyeleri Daddy G (Grant Marshall), Mushroom (Andrew Vowles) ve 3D (Robert Del Naja) tarafından 1987 yılında Bristol’de (İngiltere) kuruldu. Çok geçmeden bu ismi bu kentle bir anılacak olan müziğin öncüsü oldu. “Trip hop” denilen bu türün, Afrika ve Kuzey Amerika kökenli gençlerinin Amerika’da oluşturduğu alt kültürden doğan “hip hop” ve jazz’ın elektronikle bezenmiş hali “acid jazz”ın harmanlaması olduğu söylenebilir. Ancak çoğu kez bu türden de daha ağır, hatta kimi zaman depresif. Bir rock ya da jazz dinleyicisinin elektronik müzik hakkındaki önyargısını kırabilecek kadar sağlam bir müzik. Albümden önce single’larla çıktı dinleyicinin karşısına. 1990’da “Daydreaming”i yayınladı. İlk albümü “Blue Lines”ı 1991’de çıkardı. Bu albümdeki “Unfinished Sympathy” grubun ismini Britanya dışına taşımaya yeterli oldu. Şarkının videosu, grubun ilk solisti Shara Nelson’u Los Angeles sokaklarında yürürken, montajsız çekilmişti. Tek çekimlik müzik videolarının ilk örneğiydi. Gruba dışarıdan katkı sağlayan bir başka fenomen, Tricky’nin bu bestesi ünlü müzik dergisi DJ tarafından 2001 yılında, geçen yüzyılın en iyi dans müziği seçildi. Massive Attack denince pek çok insanın aklına ilk gelen “Unfinished Sympathy”dir hâlâ. 1994’de “Protection” ve 1998’de “Mezzanine” albümleri ile grubun şöhreti pekişti. Bugün de gelmiş geçmiş en iyi 100 albüm listelerinde yer alıyor Mezzazine. 1995’te Karmacoma, 1998’de “Angel” ve “Inertia Creeps” single’larını yayınladı. Mushroom’un gruptan ayrılması sonra da […]

Roisin Murphy, Shantel, Gogol Bordello ve santral…

Yazın ilk festivali Efes Pilsen One Love Festival 7, Santralistanbul’da festivalcilerin ayaklarını yerden kesti. 21-22 Haziran tarihlerinde gerçekleşen şenlikte eğlence gün boyu devam etti. İlk gün Bedük, Long Blondes, Hot Chip ve Roisin Murphy katılımcıları dansa doyururken; ikinci gün Baba Zula, Miss Platnum, Shantel& Bucovina Club Orcestar ve Gogol Bordello gypsy ruhu ve müziği ile Santralistanbul’u inletti. Bu büyük eğlenceden görüntüler haberimizde…İşvecan Özen Kamera:Erdem Özüer

“Hepimiz Zenciyiz”

İnci ÖmürKameraman: Sait Özgür Gedikoğlu Underground müziği takip edenler için tanıdık bir isim Dinar Bandosu. Farklı sahne şovları ve progresif müzikleri ile dikkat çeken topluluk özellikle “Hepimiz Zenciyiz” şarkısıyla tanınıyor. Dinar Bandosu, vokalde Ali Asaf Sarıca, gitarda Ali Ece, bas gitarda Feryin Kaya, vurmalılarda Yılma Karatuna ve başta ney, teremin, su boruları olmak üzere birçok marjinal alette Asaf Zeki Yüksel’den kurulu. Gruba zaman zaman Babazula’dan tanıdığımız Murat Ertel de eşlik ediyor. Şu sıralarda yeni albüm çalışmaları ve konserlerle meşgul olan Dinar Bandosu ile müziklerini ve hayata bakışlarını konuştuk. Grupla ilgili daha detaylı bilgi için sitelerini ziyaret edebilirsiniz.

Umuda müzikle yolculuk

Batman’da ölen babasından kırık curası yadigâr kalmış. Önder Karabulut’un müziğe ilgisi işte böyle başlamış. Batman’da hayat çok zormuş. 9 yaşında kalabalık ailesiyle geldiği İstanbul’da çöp toplamaya kadar yapmadığı iş kalmamış. Şimdi Maslak’ta bir restoranda part-time garsonluk yapıyor. Ama müzik hayattaki tek amacı. Önder Karabulut gitar çalıyor, besteler yapıyor. Hatta İngilizce bestelerini geliştirmek için kursa gidiyor. Ve umutla günlerden bir gün keşfedilmeyi bekliyor.Erdem Özüer eozuer@medyakronik.com Kameraman: İşvecan Nur Özen

Enerji Müzesi’nde elektro akustik gece

Beril TekinHande Çıkıkçı İlki şubat ayında gerçekleştirilen elektro akustik müzik konser serisi Clatter’ın ikincisi Gepgenç Festival’in son günü olan 16 Nisan saat 20:00’de Santralİstanbul Enerji Müzesi’nde yapıldı. Konserde Tuna Pase, Ozan Yurdakul, Koray Tahiroğlu, Emre Değer ve Tolga tüzün eserlerini dinleyici ile buluşturdu.

Balkanlar’ın sesi dünyayı sardı

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.com Müzik yazarı Murat Beşer’in de dediği gibi, Madonna Gogol Bordello’ya beraber sahneye çıkmayı teklif ettiğinde bir bildiği vardı! Bu isteği her ne kadar şaşırtıcı görünse de (Madonna gibi bir dünya starı ve Çingene punk grubu?!) Madonna aslında Balkan müziğinin yükselişini öngörüyordu. Ardından işini bilen ana akım müzik yapımcıları son dönemin en başarılı dans müziği merkezinin Balkanlar olduğunu keşfetti. Şimdilerde ise dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Balkan müzikleri 80’lerin müzikleri kadar rağbet görüyor. Taraf De Haidouks, Shantel, Koçani Orkestar, Kultur Shock, Gogol Bordello gibi başı çeken ve popülerleşen isimlerin yanısıra Oi Va Voi, Balkan Beat Box, Eugene Hütz gibi isimler de kısa zamanda parlayacağa benziyor. Konuyla ilgili önemli bir nokta da Balkan müziğinin artık gelenekselliğinden kaymış olması. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Surveys of World Music dersi veren Tuna Pase, kapitalist sebeplerden dolayı dünya müziğinin ana akımlaşmasıyla beraber pop ve rock gibi türlerin de Balkan müziğinden nasibini aldığını söylüyor. Ortaya “çingene punk” gibi yeni müzik tarzları çıkıyor. Gogol Bordello ve Kultur Shock bu tarzın en bilinen isimleri. Shantel ise bu müziği pop kılıfına sokarak kitlelere sunma konusunda en başarılı müzisyenlerden. Dünyada esen bu fırtına Türkiye’de yer yer kasırgalara sebep olabiliyor, nitekim yakın kültürlerin insanlarıyız ve Balkanlar bize yabancı değil! Gazeteci Barış Akpolat’ın da dediği gibi Boşnak Goran Bregoviç yakın zamana kadar bizim starlarımızdan biri gibiydi. Onun açtığı yol ve ana akım müziğin ilgisiyle beraber Türkiye’de daha çok müzisyen tanındı, tanınmaya devam ediyor. Kalan Müzik için derlemeler yapan müzisyen Muammer Ketencoğlu’nun da bu konudaki etkisi yadsınamaz. Bahsettiğimiz bu isimlerin çoğu Türkiye’yi birden fazla sefer ziyaret etti. Geçen ay üçüncü kez İstanbul’da konser veren Taraf De Haidouks (Haydutlar Çetesi), seyircilere son derece keyifli dakikalar yaşattı. Grup elemanları konserin sonlarına doğru seyircilerin arasına inip şapkayla para toplayarak, dünya çapında tanınmalarına rağmen Çingene geleneğine bağlı olduklarını tekrar hatırlattılar. Türklere yabancı olmayan bu tavır seyirciler tarafından […]

Herkes ayrı telden partisi

Yasemin Sinopluysinoplu@medyakronik.com Giyindiniz, hazırlandınız partiye gitmek için her şey tamam. Kapıdan çıkarken bir şeyin eksik olduğunu hissettiniz, son anda kulaklıklarınızı ve mp3 çalarınızı almayı unuttuğunuz aklınıza geldi. Kulaklık ve mp3 çalar ne işinize mi yarayacak? Son zamanların gözde parti tekniği “Silent Rave” Türkiye gençliği tarafından yeni keşfedilmeye başlandı. Katılımcılara kendi diledikleri müzik tarzıyla eğlenme olanağı sağlayan partilerin en önemli özelliklerinden biri de herhangi bir bedel ödemeden sınırsız eğlence sunuyor olması. Bu partileri yapmak için gece ya da gündüz fark etmiyor olması katılımcılar için ayrıca bir avantaj sağlıyor. Silent Rave, gece kulüplerinde düzenlenen partilerin pabucunu dama atacağa benziyor… MP3 çalar şart Teknolojinin ilerlemesiyle beraber eğlence sektörü de her gün ortaya çıkan yeni “icatlarıyla” eğlence anlayışını giderek değiştirmeye başlıyor. Avrupa’da doğup giderek gelişen “Silent Rave” partileri bunun en son örneği. Günümüze kadar insanlar toplu halde eğlence mekânlarına ya da partilere gidip aynı müziklerle aynı dansları ederken artık mp3 çalarlarıyla gittikleri her Silent Rave partisinde gönüllerinden geçeni dinleyip aklına esen dansı yapabiliyor. Kimsenin kimseyle konuşmasına gerek kalmadan kendi kulaklıklarıyla ve kendi dünyalarında eğlenmeye dalan insanlar komik ve ilginç görüntülere de sahne olabiliyorlar. Kimi en yakın arkadaşıyla kulaklığını paylaşarak eğlenirken bir diğeri klasik müzik dinleyip kendini orkestra şefi zannedebiliyor. Etraftan geçen insanların tepkileri de bir o kadar ilginç. Grup halinde eğlenmekten sıkılanlara Sessiz çıldırış ya da sessiz çılgınlık, adına ne derseniz deyin, bu yeni parti tekniği alışılmış dans partilerini çok çabuk unutturacağa benziyor. Pop, rock, arabesk ne tarz müzik dinlemek isterseniz serbestsiniz, yeter ki kulaklıklarınız ve mp3 çalarınız yanınızda olsun. Yeni gündeme gelen bu parti şekli İngiltere öncü olmak üzere pek çok ülkede düzenleniyor. Türkiye’de de ilk kez 31 Mayıs’ta Taksim Tünel’de gerçekleşecek partinin davetiyeleri henüz Facebook aracılığıyla gönderiliyor. Yirmi bine yakın insanın davet edildiği partiye katılım sayısı beş bine ulaşmış durumda ve hızla artmakta. On bine yakın kişinin henüz cevap vermediği düşünülürse, Silent […]

Yaza capcanlı girme rehberi

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.com Heyecan dolu bir yaz programı müzikseverleri bekliyor. Yeni isimlerin katılımıyla bu program ilerleyen günlerde katlanarak zenginleşecek. Bol müzikli yazlar.Fanfare Ciocarlia –2 Mayıs 2008 – Yeni Melek: New York Times ve The Guardian’a göre dünyanın en iyi Balkan brass orkestrası olarak gösterilen Fanfare Ciocarlia, özellikle Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ filmindeki performansıyla Türkiye’de tanınıyor. Hızları, karmaşık ve çekici melodileri, kışkırtıcı ritimleriyle grup, Balkan müziğinin yaşayan efsanesi sayılıyor. Trompet, tenor ve bariton saksafon, tuba, klarnet, davul ve perküsyon gibi çok geniş bir enstrüman yelpazesine sahip olan ve son derece başarılı müzisyenlerden oluşan Fanfare Ciocarlia, Türk, Bulgar, Sırp ve Makedonya ezgilerini harmanlayıp Rumen müzikleriyle bütünleştiriyor. Kylie Minogue –20 Mayıs 2008 – Kuruçeşme Arena: Avustralyalı pop şarkıcısı, şarkı yazarı ve aktrist Kylie Minogue, 1987’de başladığı müzik kariyerinin dönüm noktasına 2000’de ulaştı. 2000’de Light Years, 2001’de Fever ve 2003’te yayınladığı Body Language ile milyonlarca albüm satışı ve liste başarısı elde etti. On A Night Like This, Can’t Get You Out Of My Head, Slow gibi hitlerle bir pop ikonu haline gelen Kylie Minogue son olarak 2007’de yayınladığı 10. stüdyo albümü X kapsamındaki Kylie X 2008 turnesinde İstanbul’u ziyaret edecek. “Eklektik sound’ların biraraya geldiği X albümü bana daha taze, heyecanlandırıcı ve yenilikçi bir canlı şov yaratmamı sağlıyor. Bu şov hem benim hem de seyirci için bambaşka bir tecrübe olacak” diyor Minogue yeni turnesi için. Konserden 8 gün sonra 40 yaşına basacak Kylie Minogue’un VIP biletlerinin bittiğini, sahne önü ve saha içi biletlerinin hızla tükendiğini hatırlatmakta fayda var.Chris De Burgh – 24 Mayıs 2008 – Parkorman: Lady In Red, The Traveller, Spanish Train, Missing You gibi hitlerin yaratıcısı, 200’den fazla platin ve altın plak sahibi Chris De Burgh, son albümü The Storyman’in dünya turnesi kapsamında 16 yıl aradan sonra İstanbul’u ziyaret edecek. Parkorman’da gerçekleşecek konserde Burgh klasikleşmiş romantik parçalarının yanısıra yeni albümünden parçalarını da seslendirecek. Mark […]

Derdiyoklar çok dertli

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.comKameraman: Ertan Önsel 1979 yılında ilk albümlerini çıkartan Derdiyoklar ikilisi halen Youtube sayesinde binlerce kişi tarafından izleniyor. Grubun belkemiği Ali Ekber Aydoğan, yarattıkları farklı müzik tarzını ve sahne şovlarını medyakronik kameralarına anlattı. Derdiyoklar’ın düğün performansları: •

İstanbul’un en iyi 5 müzik stüdyosu

Bir grup kurmaya karar verdiniz fakat İstanbul’daki müzik stüdyolarının hangisi iyidir, hangisinde ne tür imkanlar var, bilmiyorsunuz. Amatör müzik gruplarının haftada en az iki kez ortalama üç saat prova yaptığı stüdyoları tek tek dolaştık. İşte bir kılavuz; fiyatlarından ekipmanlarına İstanbullu amatör müzisyenlerin tercih ettiği prova ve kayıt stüdyoları: