Etiket polis

İşkence protestosu da 301’lik oldu

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com İzmir’de, yaşları 18’den küçük 3 çocuğun gözaltına alınıp götürüldükleri Şehit Erdal Kılıç Polis Karakolu’nda işkence görmesini protesto eden bir basın açıklaması yapan Halkevleri üyeleri ile işkence mağduru çocuklara 301. madde ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet etmek suçlarından soruşturma açıldı. Çocukların işkence mağduru olduğu Çiğli Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı karakol önünde 12 Mayıs günü yapılan ve 100’den fazla kişinin katıldığı basın açıklamasında, “Çeteler ve mafya sokaklarda rahatça dolaşırken en küçük toplumsal olaylara acımasızca saldıran polisin huzurun teminatı olduğuna kim inanır” denilerek karakolun kapatılması, sorumlu polislerin ve Çiğli Emniyet Müdürü’nün görevden alınıp cezalandırılması istenmişti. Çocuğa da işkence Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Çiğli Güzeltepe Mahalesi’nde 8 Mayıs’ta meydana gelen olayda 17 yaşındaki D.Ö. ile V.Ö. ve 15 yaşındaki K.K. saz kursundan çıkıp evlerine gittikleri sırada Şehit Erdal Kılıç Polis Karakolu’nun önünden geçerken polislerin iddiasına göre “yasadışı slogan attıkları” için dövülerek gözaltına alındı. 1 saatten fazla karakolda tutulan ve aileleri ya da avukatıyla bağlantı kurmalarına izin verilmeyen çocukların ifadelerine göre, kendilerine yangın tüpleri, cop ve silah dipçikleriyle kaba dayak atıldı. Aç susuz bırakılıp tuvalet ihtiyaçlarını giderilmesine izin verilmeyen çocuklar tecavüz tehdidi, başlarını duvara vurma, hayalarına tekme atma, ayakla boyunlarına basılarak nefesiz bırakma gibi işkencelere de maruz kaldı. İşkence sonrasında önce Çiğli Emniyet Müdürlüğü’ne, oradan Çocuk Polisi Şubesi’ne götürülen çocuklar birkaç saat sonra ise yasalara aykırı bir şekilde buradan alınarak Asayiş Şube Müdürlüğü’nün nezarethanesine konuldu. Gözaltında tutuldukları sırada çocuklar Egekent Devlet Hastanesi’ne götürülüp işkence izlerini geçirmek, şişlik ve morlukları azaltmak için tedavi edildi. Çocuklar, gözaltına alındıklarının ertesi günü 15:00 sıralarında, “Yasadışı slogan attıkları” iddiasıyla Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na çıkarıldı. Polisin iddiasına göre çocuklar karakolun önünden geçerken, “Ayaklar baş olsun polis defolsun”, “Faşist polis defol” diye slogan atmışlardı. İşkence tutanağa geçti Savcılıkta suçlamaları reddeden çocuklar, “Saz kursundan çıkıp evimize gidiyorduk. Bisikletli arkadaşımız 2 kez karakolun önündeki polisin çok yanından geçince bizi gözaltına aldılar. Önce […]

1 Mayıs şiddetinin yeni belgesi

Ahmet Şık Polis şiddetinin damga vurduğu İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamalarında yaşanan şiddet görüntüleriyle ilgili basında çıkan haberlerden sonra açılan soruşturmada iki polise fatura kesildi. İçişleri Bakanlığı müfettişleri, 28 polisin ifadesine başvurulmuş ancak iki polis hakkında adli ve idari soruşturma açılmasını talep etmişti. Müfettişler, polisin şiddet uyguladığını belgeleyen onlarca görüntü ve fotoğrafa rağmen, diğer polislere ulaşamamamıştı. Buna göre DİSK binası ile Şişli Etfal Hastanesi’ne gaz bombası atılması, yerde yatan savunmasız insanların tekme ve coplarla dövülmesi, ÖDP binasının basılıp parti üyelerinin dövülmesi, 530 kişinin dövülerek gözaltına alınması ve Cumhuriyetgazetesi muhabiri Ali Deniz Uslu’nun kolunun kırılmasını “iki süper polis” gerçekleştirmiş oluyordu. Sığ soruşturma Medyakronik’in ulaştığı, Prof. Nurettin Mazhar Öktel sokaktaki bir şirkete ait güvenlik kamerası tarafından kaydedilen görüntüler, sorumlularının iki polisle sınırlı olmadığını bir kez daha gösteriyor. Polisin müdahalesi üzerine bu sokağa kaçan grubun bir bölümü Cumhuriyetgazetesinin bahçesine sığınıyor. Kaçmaya devam eden insanlardan, biri yaşlı iki kişi ayakları takılarak yere düşüyor. Üniformalı ve sivil bazı polislerin dövmeye çalıştıkları iki ikişiye, başlarındaki amir engel oluyor. Meslektaşlarını üç kez engelleyen amir sırtını döndüğü anda, polisler yerde yatan insanları tekme ve coplarla dövüyor. 1 Mayıs olaylarından sonra basında çıkan eleştiriler üzerine İçişleri Bakanlığı inceleme başlatmış ve görüntüleri inceleyen müfettişler de, Bahçelievler İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli iki polis memuru hakkında “idari ve adli soruşturma açılmasına” karar vermişti. Valilik bünyesinde oluşturulan bir komisyon tarafından MOBESE ve televizyon kameraları ile gazetelerde yer alan fotoğraflar incelenmiş ve haklarında soruşturma açılanlar da dahil olmak üzere 28 polisin ifadesi alınmıştı. İnceleme komisyonu tarafından hazırlanan ön raporda Cumhuriyetgazetesi bahçesinde gazeteci Ali Deniz Uslu’un copla kolunun kırılması, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gaz bombası atılması DİSK binası önünde yerde yatan bir kadın göstericinin başına tekme atılması olayıyla ilgili soruşturma başlatılmasına karar verilmişti. Ön raporun ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen iki müfettiş, bir hafta boyunca incelemede bulunmuş ve “orantısız güç kullandığı” belirlenen iki polis […]

Yaşayanlar ve tanıklar “cinsel tercih” şiddetini anlatıyor…

Ahmet Şık İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) vatandaşlara uygulanan şiddetle ilgili olarak hazırladığı Türkiye Raporu’nda mağdurlar, avukatlar ve kamu görevlileriyle görüşmelere de yer verdi. 70 ayrı mağdurun anlattıkları yaşanan ayrımcılık ve şiddetin boyutlarını gözler önüne seriyor. Ahlâka aykırı dernek olmaz İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu Başkanlığı üyesi Vildan Yirmibeşoğlu: “Travestilere iş verilmiyor… Tutucu olmayan birçok kimse bile hala travestilerle çalışmak ya da aynı ortamda bulunmak istemediklerini belirtiyorlar. Toplum onları istemiyor.” 15 Eylül 2005’te KAOS GL’ye Ankara Valiliği adına Selahattin Ekremoğlu’nun gönderdiği mektup: “4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 56. Maddesinde yer alan ‘Hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz’ hükmü yer almaktadır. KAOS GL derneğinin adında ve tüzüğünün amaç bölümünde yukarıda belirtilen kanuna aykırılık tespit edilmiştir. Bu kanunu ihlalden, derneğin feshi için yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açılması ve neticeden İçişleri Bakanlığı’na sunulmak üzere Valiliğimize bilgi verilmesini rica ederim.” Gey öldürmek “hafif suç” Avukat Gülsen Tunç. Gazeteci Baki Koşar cinayetini anlatıyor: “Alışılmış bir cinayet işleyen kişi müebbet hapis cezası alır. Ama eğer biri bir gey cinayeti işlerse, hafif bir ceza alacakları oldukça açıktır.” İnsan Haklar Derneği eski üyesi avukat Eren Keskin: “Polisin çok güçlü olduğu militarist bir toplumda yaşıyoruz. Polis ve askeriye her ikisi de, toplum onaylamadığı için eşcinselliği bir bozukluk olarak görüyorlar. Bu yüzden eşcinseller yoğun bir şekilde şiddetle karşı karşıya kalıyorlar.” Polis eşcinsele yardım etmez Cenk, İstanbul’da yaşayan bir eşcinsel erkek: “Çoğu gey arkadaşım polis memurları tarafından taciz edildi. Polis ataerkil bir kurumdur; erkeklik hakkında bir fikri koruyorlar. Polis eşcinsel bireylere, travestilere ve transseksüellere karşı suç işliyor, bu bütün kurumun zihniyetinin bir parçası.” Yahya, eşcinsel erkek. Askerlik hizmetinden muaf olmak için yapılan tıbbi muayeneden bahsediyor: “Doktorların normal olduğumu düşünmedikleri çok açıktı. Çiftlikteki bir koyunu etiketlemeye benziyordu. Ama bu koyun değil, insan.” Murat, eşcinsel erkek. Geylerin kurbanı oldukları soygunlar hakkında konuşuyor: “Geyler […]

LGBTT’lere şiddet “gündelik” ve “olağan”

Ahmet Şık İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) vatandaşlara uygulanan şiddetle ilgili Türkiye raporunu açıkladı. Raporda, LGBTT’lere yönelik şiddet ve baskıların Türkiye’nin herkes için eşitlik ve insan hakları sağlama konusundaki adanmışlığına gölge düşürdüğü belirtilerek, “Eşcinsel erkekler ile travesti ve transseksüeller dayak, soygun, polis tacizi ve ölüm tehdidiyle karşılaşıyor. Lezbiyen ve biseksüel kadınlar ailelerinden fiziksel ve psikolojik şiddet görüyor. LGBTT çevrelere uygulanan şiddet söz konusu olduğunda yetkililer çoğu kez ya hiç tepki vermiyor ya da yetersiz tepki veriyor” denildi. “İstismar, şiddet ve taciz gündelik ve yaygın” HRW’den Juliana Cano Nieto ve Scott Long tarafından 3 yılda hazırlanan, “Kurtuluşumuz İçin Bize Bir Yasa Gerek: Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet, Cinsellik ve İnsan Hakları” başlıklı rapor için İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere farklı kentlerde yaşayan ve çeşitli şiddet ve baskılara maruz kalmış 70 kişiyle görüşüldü. “Türkiye’de birçok LGBTT vatandaş utanç duygusuyla felç olmuş durumda, korku dolu hayatlar sürüyor” denilen raporda, yapılan reformlara rağmen istismar, şiddet ve tacizin gündelik bir olgu haline geldiği belirtildi. Özellikle polis kaynaklı şiddetin devam etmesine karşın devlet otoriteleri ile hakim ve savcılarca bu tür suçların göz ardı edildiği anlatılan raporda, mağdurlarla yapılan görüşmelere de yer verildi. HRW’nin görüştüğü travesti ve transseksüel ile çoğu eşcinsel erkeğin cinsel yönelimleri veya toplumsal cinsiyet kimlikleri yüzünden şiddetli saldırılara maruz kaldığı vurgulanan raporda şu görüşlere yer veriliyor,“Atılan dayaklar, kurbanlarıyla internet üzerinden buluşmak üzere sözleşen adamlar veya çetelerin yaptıkları soygunlar ve cinayet teşebbüsleri belgelenen taciz vakaları arasındaydı. Lezbiyen veya biseksüel kadınlar ailelerinin uyguladığı, çoğunlukla aşırı olan baskıdan bahsettiler. İçlerinden bazıları cinsel yönelimini ‘değiştirmek’ için psikolojik veya psikiyatrik ‘yardım’ almaya zorlanmışlardı. Birçoğu fiziksel şiddete de maruz kaldılar. Polis çözümün değil problemin parçasıdır.”. Görünürlük şiddeti arttırdı Avrupa Birliği (AB) adaylığı sürecinde yapılan kimi yasal reformların olumlu gelişmeler olduğu aktarılan raporda, 2005 yılında Türk Ceza Yasası’nda (TCY) yapılan değişiklikler sırasında […]

Taraftarı, taraftardan korumanın yolu: Polis copu

Volkan Ağır Futbol sezonuna son bir veda busesi kondurmak amacıyla, hazır ayağıma kadar bu fırsat gelmişken televizyondan bile izleme şansına erişemediğim Birinci Lig takımlarının büyük heyecanı görmek ve coşkulu taraftarlarının içinde olmak istedim. Bu amaçla Sakaryaspor – Boluspor arasında oynanan Birinci Lig Play- Off Yarı Finali’ni izlemek için 16 Mayıs’ta Ali Sami Yen Stadyumu’na gittim. Ve maç çıkışında polisin eziyet gören ve sonrasında da dövülen taraftarlardan biri oldum. İlk yarıda iki gol kaydeden Sakaryaspor, ikinci yarıda kalesinde aynı sayıda gol gördü. Ve penaltılar sonunda karşılaşmayı kaybetti. “Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelen” takımlarının yıllar sonra Süper Lig’e dönmesini gözleyen taraftarın beklentisi, gerginliğe dönüştü doğal olarak. Maç sonrasında Sakarya tribünü “dokunsanız patlayacak” haldeydi. Görünen o ki, dokunmaya hazır “kuvvet” de hali hazırda mevcuttu. Yenilginin üzerine, bekleme eziyeti Sakaryalılar “Çıkışta kaçanın ………” tezahüratları eşliğinde çıkış kapılarına yöneldi. Yöneldi yönelmesine ama kapıların 15 dakika sonra açılacağından, arka taraflarda oturan taraftarların haberi yoktu. Çünkü maç sırasında yapılan anons o bölümlerde duyulmamıştı. Önde bulunanlar, arkadan gelen güruh tarafından sıkıştırıldı. Arkadakiler yükleniyor, öndekiler düşmemeye çalışıyor ve polis de emir kulu olarak işini yapmaya çalışıyordu. Oğluyla, kızıyla maça gelmiş insanlar, çocuklarına zarar gelmemesi için çabalıyordu. Çocuklar kalabalık içinde kayboluyordu ister istemez. Birkaç taraftarın yakarışı polisleri insafa getirdi. Çocuklu taraftarları, arkalarındaki boş alana aldılar. O kalabalık arasında “emir kullarına” sözlerini dinleteceklerine, ricalarına kulak vereceklerine inanarak ön taraflara gelmeye çalışan başkaları da vardı. Onların çabasıyla kalabalığı iyice karıştı ama hiç bir sonuca varamadılar. 15 dakika, yarım saati buldu. İnsanlar sıkışıklıktan, havasızlıktan, “ip üstünde” durmaktan sıkıldı. İki kişi de havasızlıktan bayıldı ve polisler tarafından ön tarafa alındı. Belki de numaraydı onların yaptığı. Ancak çıkmamıza izin vermeden önce, bayılmamızı bekleyen bir çevik kuvvetle karşı karşıya olduğumuz gerçekti. “Sabrımızı taşırma” tezahüratları, yuhalamalar, küfretmeler arttıkça arttı. Ön tarafta olanlardan biri de ben olduğum için, polislerin gözlerini, ağızlarını çok rahat görebiliyordum. İnsanlar küfrettikçe, polislerden biri işaret […]

Polis etiği mi? O da ne?

Mine Savaşmsavas@bilgi.edu.tr Polis, deyince akla ilk gelen şey güven; ya da öyle olmalı. Ama son zamanlarda Türkiye’de olanlar, polise güveni olumsuz etkilemiş durumda. Öyle ki, polis maç sevinciyle Nişantaşı’nda toplanan küçük çocukların bile üstüne biber gazı sıkabiliyor. Ya da 1 Mayıs gibi gösterilerde sebepsiz yere şiddet kullanmaktan çekinmeyebiliyor. “Polis” deyince korkan insanlar sanki artıyor. Aslında, polisin de uyması gereken etik kuralları var ve bu kuralların etkin uygulanabilmesi için halkın polisi denetlemesi gerekiyor.Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), “Avrupa Polis Etiği Kuralları ve Türkiye’de Güvenlik Personelinde Mesleki Sosyalleşme” konusunda bir çalışma yaptı. Buna göre, bireysel özgürlüklerin korunması ve toplumsal yaşam kalitesinin yükseltilmesi için iç güvenlik hizmetlerinin, yani polis ve jandarmanın sürekli geliştirilmesi ve etkin bir “sivil gözetim” olması gerektiği vurgulanıyor. Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim Cerrah tarafından yazılan “Avrupa Polis Etiği Kuralları ve Türkiye’de Güvenlik Personelinde Mesleki Sosyalleşme” raporuna göre, polis ve asker gibi üniformalı ve silahlı mesleklerde belirgin bir şekilde alt-kültür oluşumu gözleniyor. Yani polis ve asker; din, ırk ve bölgesel farklılıkları, siyasi yapılanmaları, etnik ve mesleki gurupları alt-kültürlerinin kendilerine kazandırdığı bakış açısıyla değerlendiriyor. Rapora göre, polis etiği kurallarına ihtiyaç duyulmasının en önemli nedeni, güvenlik mensuplarının davranışlarını kontrol etmek için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmaması. Kısaca, güvenlik hizmetlerinin daha sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi ve insan hakları ihlallerinin en aza indirilmesi için yasal düzenlemelerin yanısıra, mesleki etik ilke ve kuralların geliştirilmesi ve benimsenmesi de zorunlu. Polisin “uyum” sorunu Prof. Dr. Cerrah, polisin uzun çalışma saatleri içinde ve çoğunlukla kendi meslektaşlarıyla beraber olmasından ve görev gereği sivillerle ilişkilerinde gerilim yaşamasından dolayı polis ve toplum arasında yabancılık oluştuğunu söylüyor. Polis ve jandarma mensuplarına devlet tarafından sağlanan lojman, makam aracı, servis, tatil köyü, özel alışveriş merkezleri meslek içi sosyalleşmeyi arttırıyor, fakat onları sivil toplumdan uzaklaştırıyor. “Emniyet mensuplarının hizmetlerinde temel ölçüt, hukukun üstünlüğünü egemen kılma ve kişi hak ve özgürlüklerine maksimum […]

İstanbul halkı valisinden de tedbirinden de çok memnun!

Özgecan Okay İnternet sitesinden sürdürülmekte olan imza kampanyasına şimdiye dek 23 bin 102 kişi imza verdi. İmzacıların talebi 1 Mayıs’ı “geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bütün İstanbul halkı için işkenceye dönüştüren Vali Muammer Güler’in istifa etmesi”.İmzacılar arasında Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Komünist Partisi (TKP), İşçi Partisi gibi siyasi partilerin üyelerinin yanı sıra, akademisyenler, gazeteciler ve öğrenciler de bulunuyor.

Polis terörünün faturası esnafa çıktı

1 Mayıs’ta dükkanını açmaya cesaret edemeyen esnafla birlikte dükkanını açanlar da günü zararla kapattı. Yaşanan olayların insanları korkuttuğunu ve hiç müşteri olmadığını aktaran Osmanbey Tekstilci İşadamları Derneği (OTİAD) Başkanı Gaffar Koca, Şişli bölgesindeki esnafın bir günlük kaybının 22 milyon dolara ulaştığını tahmin ettiklerini açıkladı. Osmanbey ve geniş çevresinde yaklaşık 4 bin esnafın bulunduğunu belirten Koca, bu bölgenin yıllık 5 milyar dolar ciro gerçekleştirdiğini ve 200 bin kişiye iş olanağı sağladığını söyledi. Biz de 1 Mayıs’ta polis ablukasının en yoğun olduğu bölgede, DİSK Genel Merkezi’nin bulunduğu Abide-i Hürriyet Caddesi üzerindeki esnafa, olaylardan nasıl etkilendiklerini sorduk.Engin Çalık

Cumhuriyet muhabiri: “Polis, öldürmek için vuruyor”

Ayçin Kırbaş – Duygu Ertürk Her günkü gibi işyerine gidiyordu. Ama gün 1 Mayıs’tı; devlet terörünün zirveye tırmandığı, insanların üzerine gaz bombalarının yağdığı, “ayaktakımı”nın ayaklar altına alındığı o gün. Cumhuriyet gazetesi muhabiri Ali deniz Uslu da bundan payına düşeni ziyadesiyle aldı; iş yerine girerken arkasından yaklaşan polisin cop darbesiyle kolu kırıldı. “Arkamdan geldi. İkaz etmeye çalıştım. Uzun saçlıyım ya, beni oradaki eylemcilerden biri sandı sanırım. Bir an göz göze geldiğimi hatırlıyorum. O kadar gözü dönmüştü ki, güvenlik “O bizden” demesine rağmen dinlemedi. Kılıcını kınından çeker gibi gerildi, tek darbeyle kolumu kırdı” diyor Uslu ve ekliyor “Kapıya tutunmasam camdan içeri girecektim. O zaman ne olurdu merak ediyorum. O da benimle içeri girecekti herhalde.” Güvenlik kılını kıpırdatmadı “İçeri de gaz bombası atmışlardı. Zaten herkes perişandı. Muhabir arkadaşım Esra Açıkgöz, gazeteci olduğunu söylemesine rağmen darp aldı. Onu korumaya çalışan arkadaşlar da darbe yediler” diyen Uslu’ya göre gazetenin güvenliği de kılını bile kıpırdatmamış. Uslu, güvenliğin müdahalesi olsaydı kolunun kırılmayacağı düşüncesinde. Uslu daha önce polis şiddetiyle ilgili pek çok haber yapmış, ama bu kez kendisi şiddete maruz kalmış. “Bu 1 Mayıs’ta restleşme vardı. Toplumda şiddet o kadar meşrulaştı ki polis, öldürmek için vuruyor, üstelik buna hakkı olduğunu düşünerek. Kız yere düşmüş, ne diye suratına vurursun? Taksim’de kız arkadaşıyla yürüyen turiste niye vurursun? Eylemciler polis düşmanı değil ki” diyor. Şiddet olaylarının, münferit polis hareketlerinden ziyade hükümetten talimat alan kitlesel polis hareketleri olduğunu söyleyen Uslu, tüm bu yaşananlarla nereye varılabileceği konusu üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gerektiği görüşünde.

AKP medyasına göre suçlu sendikalar

Simge Sunguroğlu1 Mayıs’ta yaşanan polis şiddeti bugünkü gazetelerin de manşet haberiydi. Genel olarak basın polisin sert tutumunu eleştirilirken, AKP taraftarı gazeteler olayların sorumlusu olarak sendikaları gösteriyordu. Zaman, Yeni Şafak, Starve Vakitgazeteleri haberlerinde polisi ve hükümeti koruyan bir tavır sergilerken Zamangazetesi 12. sayfasında kullandığı fotoğraflarda polis şiddetine yer vermekten kaçındı. Stargazetesi ise olayların, illegal örgüt mensuplarınca çıkarıldığını iddia etti. Yeni Şafak ve Bugün,DİSK’i baş sorumlu olarak gösterirken, en “sarsıcı” haber Vakitgazetesindeydi: Gazete, sendikaların Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak istemesinde Ergenekon “çetesi”nin etkisi olduğunu öne sürdü. Akşam: Şanlı Taksim MüdafaasıNe Çanakkale ne Kanije… Devlet ‘Taksim geçilmez’ dedi. Binlerce polisin kuşattığı meydanda değil 500 bin, 5 kişi bile toplanamadı. Gaz bombalı direnişte Taksim ‘ayaktakımı’na haram oldu. Birgün: Öldürmeye çalıştılarDİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ablukaya alınan binadan haykırdı: “Hükümetin gözü dönmüş, bizi burada öldürecekler, can güvenliğimiz yok…” Bugün: 1 Mayıs DehşetiDİSK’in inadının faturası Türkiye’ye çıktı. Polis kanunsuz eylemi biber gazı ve copla püskürttü. Gazdan göz gözü görmez hale geldi. Yüzlerce kişi hastaneye koştu. İstanbul savaş yerine döndü. Cumhuriyet: 1 Mayısta AKP terörüDemokrasi maskesi düşen hükümetin emriyle polis, İstanbul’u savaş alanına çevirdi. Halkın üzerine gaz bombaları yağdı. Orantısız güç kullanan polis yurttaşların suratını tekmeledi. Turistler bile coplandı. Evrensel: Orantılı faşizm1 Mayıs’ta “Orantılı güç kullanacağız” diyen hükümet, İstanbul’da “Bu faşizmdir” dedirtecek şiddet kullandı. 500’ü aşkın kişi gözaltına alındı. Güneş: Polisin GazabıTaksim’e çıkmak için toplanan her grup dağıtıldı. Göstericilere sıkılan gazdan çoluk çocuk, yaşlı genç onbinlerce masum kişi de nasibini aldı. Hürriyet: 1 Mayıs polis devletiTaksim’de 1 Mayıs yine olaylı geçti. Polis, işçilere DİSK binasından dışarı adım attırmadı, basınçlı suyla çıkanı ya içeri ya yola devirdi. Küçük grupların Taksim’e yürüme çabası, cop, gaz bombaları ve attıkları taşlar geri fırlatılarak kırıldı. Şişli Etfal Hastanesi’nde atılan gaz bombasından doktor, hemşire ve hastalar da nasibini aldı, Cumhuriyet Gazetesi muhabirinin kolu copla kırıldı, 530 kişi gözaltına alındı.Milliyet: Neden?Sendikalar ve hükümet arasında günlerdir […]

Polis niye “Oha” dedi Vali Güler?

Ahmet Şık 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşanan polis şiddetine damgasını vuran olay hiç kuşkusuz Şişli Etfal Hastanesi’nde yaşananlardı. İstanbul Valisi Muammer Güler, olaylarla ilgili yaptığı değerlendirme toplantısında, TV kameralarına ve gazetecilerin objektiflerine yansıyan onca şiddet görüntüsüne rağmen olaylardan sendikaları sorumlu tuttu. Şişli Etfal Hastanesi’ne polisin gaz bombası atmasıyla ilgili çıkan haberlerin “yanlış” olduğunu söyledi: “Asla böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Bir yaralı getiren polis aracının içindeki koltuk kenarında bulunan gaz bombasının patlamasıyla, öncelikle kendisi bundan etkilenmiştir ve o girişte bazı kişileri etkilemesi söz konusu olmuştur.” Kendisini uyaran kantin görevlisine küfür ederek gaz bombası atan polise, amiri, “Oha lan, oraya da bomba atılır mı?” demişti ya, ben de bizzat olaya tanık olan bir gazeteci olarak, “Böyle de yalan söylenmez ki” diyorum ve “Oha” demeyi de amirlerine bırakıyorum. Hastaneye bile isteye gaz bombası atıldı Savaş zamanlarında bile hedef olmaması gereken bir hastanede, Şişli Etfal’de yaşananları, Vali Güler belki okur diye tekrar anımsatalım önce. Kendilerine taş atıp kaçan bir grubu kovalayan polis önce hastaneye giden yola ve bahçesine onlarca gaz bombası atmıştı. Göstericiler kaçtıktan sonra polis bahçeye girdiğinde sadece hastalar, yakınları ve hastane personeli kalmıştı. Polisler bağırıp çağırıyor ortalığa küfürler savuruyordu. Gazetecileri “vatanı bölmekle” suçlayıp “dikkatli olun” diye uyarıyorlardı. Acil servisin hemen karşısında bulunan hastane kantininden üzerinde önlüğüyle çıkan bir görevli, “Burası hastane ne yapıyorsunuz? Burada hastalar, çocuklar var gaz atmayın” demişti. Bunun üzerine grubun önündeki polis bir küfür savurup, “Ver lan şu bombayı” diyerek arkadaşından aldığı gaz bombasının pimini çekerek kantinin kapısına doğru atmıştı. Polislerin amiri de, “Oha lan, oraya da bomba atılır mı?” dedikten sonra da polis grubu hastaneden ayrılmıştı. Evet, yaşananlar anı anına böyle olmuştu. Hatta fazlası yok eksiği var, desem yanlış olmaz. Bomba “kazara” patlamış Ama akşam saatlerinde kaynağının ne olduğunu bilmediğimiz bir haber hızla yayılarak Vali Güler ile Emniyet Müdürü Cerrah’ın birlikte düzenlediği basın toplantısının da ana dayanağını […]

Biber tadında bayram

İstanbul’da 1 Mayıs’ın görüntüsü sıkıyönetim günlerini aratmadı. Binlerce polis, Mecidiyeköy, Şişli ve Dolapdere’de toplanıp Taksim Meydanı’na çıkmayı isteyen grupları güç kullanarak engelledi. Kentin bu bölgelerinde bulunanlar gün boyunca biber gazı soludu, 500’den fazla kişi gözaltına alındı. İstanbul belki de, bugünün bayram olarak kutlanmamasının gerekçesi olarak gösterilen kaybın daha büyüğünü yaşadı.Mustafa Kuleli-Berivan Yurtsevener

‘Ayak takımı’ ayaklar altında

İstanbul’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, hükümet, içişleri bakanlığı ve İstanbul Valiliği’nin gayretleriyle beklendiği gibi olaylı geçti. İstanbul Valisi Muamer Güler’in iddia ettiğinin aksine polisler “orantılı” değil, neredeyse “intikam” amaçlı “şiddet” kullandı. Biber gazi ve tazyikli suyla grupları dağıtan polisler plastik mermi atan silah kullanmaktan da çekinmedi. Özellikle kullanılan biber gazları nedeniyle çok sayıda kişi fenalık geçirdi. Şişli Etfal Hastanesi’nde de polisler, kendilerine taş atarak kaçan bir grubu kovalarken girdikleri hastane bahçesinde uyarılara rağmen çok sayıda gaz bombası kullandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ile Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) binalarının içine de gaz bombaları atıldı. Bu nasıl “orantı” Üç büyük emek örgütü DİSK, KESK ve TÜRK-İŞ’in 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama talepleri, başbakan ve kimi bakanlar tarafından “devlete baş kaldırmak” diye nitelenince, İstanbul Valisi Muaamer Güler’in dile getirdiği “orantılı şiddet” yerini bilindik görüntülere bıraktı. İstanbul’da ilan edilen “sıkıyönetim” uyarınca Taksim ve çevresindeki birçok cadde ve yol, bir gün öncesinden trafiğe kapatılmıştı. İstanbul polisinin yanı sıra Rize, Erzincan, Diyarbakır ve Şanlıurfa da dahil 12 ayrı ilden takviye polis getirilirken askeri birlikler de Taksim çevresinde güvenlik önlemi aldı. Bariyerlerle çevrilen ve kimsenin girmesine izin verilmeyen Taksim Meydanı’nda adeta kuş uçurtulmadı. Taksim Meydanı’na çıkmayı hiçbir grup başaramazken, Şişli, Kurtuluş, Nişantaşı, Beyoğlu, Cihangir, Osmanbey, İstiklal Caddesi ve Firuzağa’dan meydana gitmek isteyen gruplara tazyikli su ve gaz bombası kullanarak müdahale edildi. Yer yer uzun süreli çatışmalar çıktı. DİSK’lilere üç kez polis saldırısı Polislerin ilk müdahalesi Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi Nakiye Ergül Sokak’ta bulunan DİSK Genel Merkezi’nde yaşandı. Bir gece öncesinden sendika önünde toplanan işçilere polis, sabah 06.30 sıralarında biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Genel merkez binasının içine de su sıkılıp gaz bombaları atılınca fenalaşan 2 kişi ambulansla hastaneye götürüldü. Bazı işçilerin de gözaltına alındığı ilk müdahale sonrasında yüzlerce işçi sendika binası içinde beklemeye devam etti. Yarım saatlik bir bekleyişin ardından yeniden sendika binasının önüne […]

Etfal’deki şiddetin oranı neydi?

Ahmet Şık Yıllar yılı polisin, özellikle de demokratik hak taleplerine” uyguladığı şiddet görüntülerine tanık olan benim için İstanbul Valisi Muammer Güler’in tarifinde bahsedilen “orantılı şiddet”in ne olduğunu kestirmek güç değildi. Zaten gün boyunca Taksim ve çevresindeki görüntüler de bizi haksız çıkarmadı. Ama 1 Mayıs 2008 günü Şişli Etfal Hastanesi’nde yaşananlar bildiğimiz gerçekliğin de üstüne çıktı. Çeşitli haber kanallarında yer alan Vali Güler’in açıklamalarına göre polis, Şişli Etfal Hastanesi’ne doğru kaçan bir grubu dağıtırken “kazara” düşürdüğü gaz bombasının patlaması sonucu hastalar, yakınları ve hastane personeli zor anlar yaşamıştı. Ama ben bizzat olaya tanık olmuş bir gazeteci olarak işin aslının böyle olmadığın söylüyorum… Evet, polise taş atarak Şişli Etfal Hastanesi’ne doğru bir grup kaçtı. Evet, polis grubu kovaladı. Ama sonrasında yaşananlar için “kazara” demek pek mümkün değil. Önce hastaneye giden yol, sonra hastanenin kapısı gaz bombalarından nasibini aldı. Öyle ki kimi zaman göz gözü görmeyecek derecede beyazlığa büründü ortalık. Hastane bahçesinde operasyon Polis kovalayıp, üzerlerine de gaz bombaları atılınca haliyle kaçıyordu göstericiler. Nihayetinde hastanenin bahçesine kadar girip dağıldılar. Hemen ardından gaz maskeli çevik kuvvet polisleri doluştu bahçeye. Polisler bağırıp çağırıyor ortalığa küfürler savuruyordu. Gazetecileri “vatanı bölmekle” suçlayıp “dikkatli olun” diye uyarıyorlardı. Ortalıkta görünenler sadece tedavi olmaya gelmiş hastalar ve yakınları ile hastane personeliydi. Her biri bir köşede gazdan etkilendikleri için öksürüp, kusmaya çalışıyordu. Acil servisin hemen karşısında bulunan hastane kantininden üzerinde önlüğüyle çıkan bir görevli, “Burası hastane ne yapıyorsunuz?” diye sorunca. Küfürlerden o da nasibini aldı. Gözleri yaş içindeki görevli hem kızıyor hem de yalvarıyordu adeta, “Burada hastalar var. Çocuklar var gaz atmayın.”“Ver lan şu bombayı” Bu sırada hemen önümüzdeki polislerden biri okkalı bir küfür savurup yanındaki meslektaşına döndü. “Ver lan şu bombayı”. Hemen yerine geldi istek. El bombası biçimindeki gaz bombasını eline alan polis bir anda pimini çekerek kantinin içine atıp, “Şimdi konuş bakalım” dedikten sonra arkasını dönüp gitti. Şaşırmıştık. Ama […]

Biber gazı öldürücü değil mi?

İlknur Aydoğan- Meltem Ürüt Biber gazı, kimyadaki adıyla “O-Klorobenzalmalononitril”; kısaca “CS” (sies), gözde ve deride yanma hissi yaratıyor. Etkileri arasında göz yaşarması, burun tıkanması, burun ve boğazda şiddetli yanma, şuursuzluk, baş dönmesi ve nefes darlığı, görme bulanıklığı, vücut salgılarının artması, bilinç bulanıklığı, panik, aşırı öfke ve kızgınlık yer alıyor. Aşırı ölçüde maruz kalındığında kusma ve şiddetli öksürüğe neden oluyor. Etkileri çoğunlukla kısa süreli olsa da özellikle deri hastalıkları bulunan kişilerde bu durumun kötüleşmesine yol açabiliyor. Kimi insanlarda ise gazın etkileri hafiflese de aylarca sürebiliyor. Biber gazının etkisinin bu kadar uzun sürmesinin nedeni ise deriden emildikten sonra sinir uçlarında birikip yavaş yavaş salınması olarak gösteriliyor.. Yani uzmanlara göre biber gazı deriden temizlense bile etkileri bir süre daha devam ediyor.Ayrıca gazın düşüğe yol açtığı, damar hastalıklarına sebep olduğu ve hücrede mutasyona neden olduğuna dair bulgular da var.Birinci derecede risk taşıyan gruplar ise şunlar: – Astım, amfizem, pnömoni gibi solunum sistemi hastalıkları olanlar– Çocuk ve yaşlılar gibi vücut savunma sistemi zayıf olanlar– Vücudun savunma mekanizmalarını zayıflatan kronik hastalıkları olan kişiler– Gebeler, deri ve göz hastalıkları olanlar– Kontakt lens takanlar Biber gazı her ne kadar ölümcül bir silah olarak tanımlanmasa da kimyasal savaş maddeleri arasında adı geçen ve “karışıklık bastırıcı” olarak tanımlanan sınıfta yer alan bir kimyasal. 2000’de Amerika Birleşik Devletleri’nde Prof. Dr. Uwe Heinrich’in yaptığı bir çalışmaya göre, kapalı bir yerde bulunan ve gaz maskesi kullanmayan insanlar üzerinde CS’in ölümcül etkileri olabiliyor. Polisin kullandığı göz yaşartıcı gaz bombalarından biri Defence Technology şirketinin ürettiği Spede-Heat CS Long Range. Biber gazına karşı önlemler Uzmanlar biber gazına maruz kalındığında yapılması gerekenleri şöyle sıralıyorlar. – Sakin olun. Yavaş yavaş nefes alın ve bu durumun geçici olduğunu hatırlayın.– Gazın atıldığını görürseniz gözlüğünüzü, maskenizi takın.– Gazlı ortamdan biraz uzaklaşın. Arada bir öksürmeye çalışın, tükürün.– Kontakt lensleriniz varsa kimyasallara maruz kalmamış birinden lensleri çıkartmasını rica edin.– Gözlerinizi ovalamayın. Kaynaklar: Vikipedia, […]

“Taksim’de kutlama herkesin hakkıdır”

Avrupa Birliği de dahil olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde tatil ilan edilen ve resmi bayram olarak kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı Türkiye’de gerginliklere konu olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da sendikalar İstanbul’da 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama taleplerini İstanbul Valiliği’ne ilettiler. Her yıl olduğu gibi bu yıl da hükümet ve mülki idare yetkilileri güvenlik ve provokasyon ihtimali gibi gerekçelerle bu talebi reddettiler… Ancak geçen yıllardan farklı olarak emek örgütleri bu yıl Taksim konusundaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Biz de vatandaşa mikrofonu uzattık ve 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasıyla ilgili görüşlerini sorduk. Konuştuğumuz vatandaşların çoğunluğu 1 Mayıs’ın taksim’de kutlanmasının doğal bir hak olduğunu düşünüyor. Esnaf ise önceki yıllarda meydana gelen olaylardan özellikle de dükkanlarının içine kadar biber gazı sıkılmasından oldukça kaygılı.Muhabir: Akman Yengin Kameraman: Uğur Orakçı

İstanbul Valisi’nden 1 Mayıs’ta “orantılı şiddet” tehdidi

Ahmet Şık İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı Taksim’de kutlamak isteyen emek örgütlerini ve emekçileri “kanunsuz eylem hazırlığı”yla suçlayarak; 1 Mayıs’ta Taksim’de kutlama yapmak isteyenleri, “Güvenlik görevlileri kanunsuz toplantıyı dağıtmak durumundadırlar. Güvenlik güçlerinin izin vermeyeceğini, zorla dağıtılacaklarını lütfen bilsinler” diye tehdit etti. Vali Güler’in bu açıklamasına sendikaların yanıtı ise gecikmedi. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Başkanı İsmail Hakkı Tombul yaptıkları açıklamada, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama kararlarının arkasında olduklarını söyledi. Sendikacılara suç duyurusu DİSK, KESK ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) temsilcilerinin geçen hafta yaptıkları ortak açıklamayla 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını duyurmalarından sonra İstanbul Valisi Güler, bugün (28 Nisan) bir basın açıklaması yaparak Taksim’de kutlanmak istenen 1 Mayıs gösterilerinin kanunsuz eylem olduğunu söyledi. Sendikalardan “sağduyulu davranmalarını” rica eden Güler, “Taksim’de kitlesel katılımın olduğu bir eylem İstanbul’un ‘ticari ve turistik potansiyelini ve gündelik yaşamını olumsuz’ etikler. Bu yüzden, sendikaları izinli alanlar olan Kartal, Kadıköy, Kazlıçeşme veya Çağlayan’da eylem yapmaya davet ediyorum” dedi. Kanunsuz toplantının ve buna davette bulunmanın da suç olduğunu belirten Vali Güler, bu nedenle geçen haftadan itibaren davette bulunan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduklarını sadece Kazancı Yokuşu’nda basın açıklamasına izin verileceğini duyurdu. İstihbarat raporu varmış 1 Mayıs için İstanbul dışından da polislerin geleceğini belirten Güler, istihbarat raporlarına göre “bölücü, yasadışı ve marjinal” diye adlandırdığı grupların kışkırtıcı eylemlerle polisle çatışmaya hazırlandıklarını da iddia ederek, “Bunlar ciddi raporlardır” dedi. İzin verilen alanlardaki eylemlerin polisin önceden denetim yapması nedeniyle güvenli olduğunu, ancak Taksim’de bir eylemin polisin kontrolü olmayacağı için güvensiz olacağını da öne süren Güler, “İstanbul’da miting yapılacak alanlar ve güzergahlar bellidir. İlan edilmiştir. Sivil toplum kuruluşlarına davette bulunuyorum. Gelin 1 Mayıs’ı bu meydanların birinde veya hepsinde yapın. Taksim Meydanı toplantı ve gösteriler için belirlenen yerler içinde değildir. Ayrıca Taksim büyük katılımlı kutlamalar için de güvenli değildir. Kazancı Yokuşu’na çiçek bırakılması, […]

Olimpiyat Ateşi’ni sıkı koruduk!

Gökhan Tan 2008 Pekin Olimpiyatları için, oyunların 2004 yılındaki ev sahibi Atina’dan yola çıkan Olimpiyat Ateşi bugün İstanbul’daydı. İstanbul, 130 günde beş kıtayı dolaşarak 137 bin kilometre kat edecek ateşin, Kazakistan’ın Almatı kentinden sonra ikinci ev sahibiydi. Olimpiyat oyunlarının simgesi olan ateşin yandığı meşaleler, yaklaşık 20 kilometrelik parkurda, toplam 80 kişi tarafından, 350 ile 400 metre aralıklarla değiştirilerek taşındı. Sultanahmet Meydanı’nda saat 14:00’te başlaması öngörülen koşu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yarım saat gecikmesi nedeniyle saat 14:35’te başladı. Meşaleyi taşıyan ilk koşucu, Balkan şampiyonu buz patencimiz Tuğba Karademir’di. Ayasofya Müzesi’nin önünden başlayan turun 7,6 kilometrelik ilk etabı, Sirkeci ve Karaköy üzerinden sahil yolunda koşularak Ortaköy’de tamamlandı. Ortaköy’den Beylerbeyi’ne deniz yolculuğunu da kapsayan ikinci etap yaklaşık 11 kilometreydi. Ateşin Anadolu’dan Avrupa yakasına Boğaz Köprüsü üzerinden taşındığı üçüncü etap ise 10 kilometreydi. Haberin yazıldığı saatte ateş, son meşaleyi taşıyan olimpiyat şampiyonu halterci Taner Sağır’ın elinde, son durağı Taksim’e varmak üzereydi. Koşunun başlandığı Sultanahmet, olaylara da sahne oldu. Bir grup, Uygur Türkleri’nin yaşadığı Çin’in Sincan bölgesindeki insan hakları ihlallerini protesto etti. Aynı gerekçeye sahip protestoyu Tibet bölgesi için yapmak isteyen bir Çinli, koşunun başladığı noktada, polis tarafından “paketlendi”. Koşucular Galata Köprüsü’ndeyken Çin’i protesto eden bir başka vatandaş daha gözaltına altına alındı. Güvenlik önlemleri Koşu boyunca, emniyet kuvvetlerinin aldığı sert güvenlik önlemleri dikkat çekiciydi. Meşale taşıyan her koşucu, Çin’den gelen ve sekiz kişiden oluşan güvenlik ekibinin arasında koşmaktaydı. Ancak bu ekip de, onlarca polisten oluşan çevik kuvvetle korunuyordu. Parkur boyunca, Çinli koruma elemanları ve çevik kuvvetin oluşturduğu güruha yaklaşan vatandaşlar, sertçe itildi. Basın için ayrılan otobüse binmeyen ve meşale taşıyıcılarını görüntülemek isteyen basın mensupları da, bu kötü muameleden nasibini aldı. Pekin’de gerçekleşecek 29. Olimpiyat Oyunları, 8 Ağustos’ta başlayıp, 24 Ağustos’ta sona erecek. Oyunları sembolü ateş, İstanbul’un ardından Rusya’nın Saint Petersburg kentine götürülecek.

1 Mayıs’taki şiddet değilmiş…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, toplam 38 kişinin geçen yıl 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda saldırıya uğradıkları gerekçesiyle altı polis yetkilisi ve olay yerinde görev yapan Emniyet görevlileri hakkında yaptıkları şikayette dava açılmasına gerek görmedi. 1 Mayıs saldırılarıyla aralarında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, 78’liler Girişimi yetkilisi Celalettin Can, Cumhuriyet gazetesi muhabiri Alper Turgut, Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Başkanı Gençay Gürsoy’un da bulunduğu 38 kişinin yaptığı suç duyurusu takipsizlikle son buldu. Kamuoyuna henüz yansıyan 12 Mart 2008 tarihli kararında Cumhuriyet Savcısı Abdülaziz Özatlan, Taksim Meydanı’nda sendika ve sivil toplum örgütlerince “izin verilmediği halde ve güvenlik birimlerince terör örgütü mensuplarının da katılacağı yönünde istihbarat üzerine tedbir almalarına rağmen” eylem yapıldığına yer veriyor. Kararda, “Beşiktaş İlçesi’nde birçok insanın ellerindeki pankartlarla Taksim’e doğru yürümek istemeleri üzerine eylemden geri durmaları ve dağılmaları konusunda yapılan tüm uyarılara rağmen çeşitli noktalardaki grupların, uyarılara karşın slogan atmaya devam etmeleri, bazı yerlerde Emniyet görevlilerine saldırmaları ve mukavemette bulunmaları üzerine grupların dağılması için yasal zor kullanılarak göz yaşartıcı gaz kullanıldığı ve birçok kişinin gözaltına alındığı anlaşıldı” deniyor. Savcının kaleme aldığı kararda şikayetle ilgili yeterli delil bulunamadığına ve polisin güç kullanımında herhangi bir orantısızlık bulunmadığına da yer veriliyor: “Bazı mağdurlar yaralandıysa da, bunlar Emniyet görevlilerinin yasal zor kullanmaları sonucu meydana geldi. Tüm şüpheliler, zor kullanım sınırlarını aşarak ya da memuriyet nüfuzlarını kötüye kullanmak suretiyle mağdurlara karşı etkili eylemde bulunduklarına dair, haklarında kamu davası açmaya yeter, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, mağdurların meydana gelen yaralanmaların dereceleriyle şüphelilerin yasal olarak kullandıkları zor arasında herhangi bir orantısızlık bulunmadığı, müsnet suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşıldı.” Kaynak: bianet.org / Erol Önderoğlu