Etiket polis

Ergenekon ve iktidar arasında kalmak

AKP iktidarı ve Ergenekon soruşturmalarıyla birlikte toplumda ciddi bir kutuplaşma yaşandı. İşin kötüsü her kutupta yer alan karşısındakinin kendisi gibi düşünmesini istiyor. Aksini düşünense Ergenekoncu, cemaatçi ya da AKP’ci oluveriyor.

Dün polis, bugün örgüt üyesi

Eski Polis Müdürü Hanefi Avcı’nın da sanıkları arasında bulunduğu Devrimci Karargah Örgütü’yle ilgili iddianame kabul edildi. 14’ü tutuklu 22 kişi hakkında hazırlanan iddianameyle ilgili davanın ilk duruşmaları 13 ve 15 Nisan 2011 tarihlerinde Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde yapılacak. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede Avcı’ya “Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım”, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme”, “Soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi suçlamalar yöneltildi. Savcı Kadir Altınışık tarafından hazırlanan iddianamede, Avcı’nın mahkemelerce verilen dinleme kararlarına ve uygulamalarına ulaşarak bunları Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Nejdet Kılıç’a bildirdiği öne sürülerek, “Hanefi Avcı’nın, Devrimci Karargah terör örgütüne ve şüphelilerine yardımda bulunduğu anlaşılmıştır” denildi. 22 sanıklı iddianamede, ‘‘Hanefi Avcı’nın, mahkeme tarafından verilmiş gizli belge niteliğini taşıyan mahkeme kararını usulsüz olarak elde ettiği ve Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Necdet Kılıç ile bunları paylaştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü ve şüphelilerine yardımda bulunduğu tespit edilmiştir’’ denildi. Soruşturmanın gizliliğini ihlal iddiası Necdet Kılıç’ın Beyoğlu’ndaki evinde yapılan aramada elde edilen el yazımı dokümanların içerisinde, Avcı’nın deşifre ettiği öne sürülen soruşturma dosyasının tarih ve sayısının yer aldığı notların ele geçirildiği belirtilen iddianamede, “Hanefi Avcı, Necdet Kılıç ile yaptığı telefon görüşmelerinde, ‘Necdet’in, savcılığa dilekçe vermesi gerektiğini, hakkında eski dinleme kararı bulunduğunu, dinleme ile ilgili yeni bir karara ulaştığını, telefonun Necdet Kılıç’ın üzerine olmasına rağmen dinlemenin başkasının adına alındığını, bunu yapanların İstanbul İstihbarat Şubesi olduğunu, dinleme harici takip de yaptıklarını, takibi yapanların normal polis olmadığını, cemaatin adamları olduğunu, bunu da dilekçesinde belirtmesi gerektiğini’ söylemiş, mahkeme tarafından verilmiş gizli belge niteliğini taşıyan mahkeme kararını usulsüz olarak elde ettiği ve Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Necdet Kılıç ile bunları paylaştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü ve şüphelilerine yardımda bulunduğu tespit edilmiştir” denildi. Ergenekon soruşturmalarını eleştirmek de suç Avcı’nın yazmış olduğu kitabında Ergenekon soruşturması ile ilgili gizli tanık ifadelerinin basit ve uydurma […]

Asap bozucu bir yazı, asap bozucu bir düzen

Dün akşam, iki kat üzerimde oturan komşum, evinde ölü bulundu. 71 yaşındaydı ve yalnız yaşıyordu. Ölümünün ardından günler geçmesine rağmen kimse, kapı komşuları bile öldüğünü fark etmedi. Apartmana dışarıdan hizmet veren kapıcı, üç gündür kapısına çöp bırakmadığını fark edip durumdan şüphelendi. Camdan içeri baktığında, hareketsiz şekilde oturduğunu gördü. Bakkalı çağırdı. İçeri birlikte baktıklarında öldüğünü anladılar. Sonra kapıcı beni aradı. Ben de 155 Emniyet Acil Yardım Servisi’ni.*** Hakkında, ismi dışında çok az şey biliyordum. Sekiz yıldır oturduğum bahçe katına hiç inmemişti. Merdiven inip çıkmakta zorlanıyordu. Ben de onun kullandığı, apartmanın üst girişini çok az kullanıyordum. Ama çok okuyan biri olduğunu biliyordum. Mahallede bir bankta ya da apartmana çok yakın taksi durağının bir sandalyesinde otururken karşılaşıyordum onunla. Bu kısa karşılaşmalarda daha çok, gittiği son filmi, okuduğu son kitabı anlatıyordu. Ve her seferinde hiç inmediği bahçenin ne durumda olduğunu soruyordu.*** Bundan sonra anlatacaklarım, sanırım, benzer bir durumda Türkiye’nin her yerinde yaşanabilecek şeyler. En azından “olay mahali”nin İstanbul Nişantaşı olduğunu belirtmem, neden böyle düşündüğüm konusunda fikir verebilir. *** Apartmana polislerle hemen hemen aynı anda ulaştım. Emniyet görevlileri bu kısa süre zarfında “olay mahali”nde gerekli önlemleri almıştı. Sokak araç trafiğine kapatılmış, apartmanın cephesindeki kaldırım sarı şeritlerle kapatılmıştı. Ancak sokağın trafiğe kapanmasının nedeni daha çok, gelen üç ekip arabasının yolun ortasında durması gibiydi. (Zaten bunun dışında park yeri bulabilmeleri çok zordu. Polisler de, durumun ciddiyetini dikkâte alıp böyle bir zahmete girmediler.) Az sonra mahallenin çilingiri geldi. Kilitli ve anahtarı hâlâ üzerinde olan kapıyı açabilmek için yarım saat kadar uğraştı. Yaklaşık 10 polis bu sırada apartmanın girişindeydi. Bu süreyi, bana sırayla aynı soruları sorarak değerlendirdiler.“Ölen kişi nereli? Mesleği ne? Kaç gündür görmedin? Akrabası var mı? Hiç mi akrabası yok? Çocuğu da mı yok? Ev kendinin mi?” En az dört polis birbirinden bağımsız, sordu. Emniyet ekibinin amirliğini yapan komiser, apartman yöneticisi ve tanık olarak benim de içeri girmemi […]

IMF varsa gösteri de var

HaberVs IMF ve Dünya Bankası toplantılarına yönelik protestolar bugün de sürdü. Dün (6 ekim) Taksim ve civarında yaşanan olaylardan sonra İstanbul polisi Taksim ve Tarlabaşı ile Osmanbey’de yoğun güvenlik önlemleri almıştı. Beklenenin aksine Taksim’de herhangi bir olay çıkmazken, göstericilerin toplanma adresi Osmanbey’di. Sabahın erken saatlerinden itibaren bu eksende toplanmaya çalışan göstericiler gözaltına alındı. Eylem ve polise mukavemet Pangaltı Ergenekon Caddesi’nde başladı ve daha sonra E-5’e taşındı. Uzun süre müdahale edilmeyen göstericiler, görüntülerini çeken bir polis helikopterine roketatar gibi kullanılan havai fişekle saldırdı. Ergenekon Caddesi’nde toplanan ve sloganlar atarak yürüyüş yapan yaklaşık 200 kişilik bir grubun önü polis tarafından kesildi. Polisin dağılın uyarısına uymayan göstericilere önce tazyikli su ardından da gaz bombalarıyla müdahele edildi. Polise taş ve molotof kokteylleri atarak karşılık veren göstericiler ara sokaklara kaçtı. Bomonti üzerinden Çağlayan kavşağına kadar herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan yürüyen grup bazı banka şubelerini tahrip etti. Daha sonra E-5’e çıkan göstericiler karşılarına çıkan bir polis aracına da saldırdı. Zor anlar yaşayan polisler ise araç içinden havaya ateş açarak kaçtı. Kendilerini havadan izleyerek görüntülerini kaydeden polis helikopterine göstericiler, roketatar gibi kullanılan bir boruyla havai fişek atarak vurmaya çalıştı. 103 kişi gözaltında İstanbul Valisi Muammer Güler , CEBIT Bilişim Eurasia Fuarı’nın açılışı öncesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü karşılamak için beklediği sırada gazetecilerin IMF toplantılarındaki gözaltılarla ilgili sorularını yanıtladı. Vali Güler, “Basın açıklamalarından sonra polise saldırıldı. Polisin müdahalesi tamamen suçun önlenmesine yönelikti. 7 polis aracı 6 konsolosluk binası ve 11 bankanın camı kırıldı. 5 işyeri tahrip edildi. Bunu eleştiri konusu yapıyorsak, bu özgürlüklerin artık üzerinde iyi düşünülmesi lazım. Şiddet kullanmayla fikir hürriyeti düşünce açıklama hürriyetini mutlaka ayırmak lazım” dedi. Vali Güler 25’i bugün olmak üzere 47’si kadın 22’si 18 yaşindan küçük olmak üzere toplam 103 kişinin gözaltına alındığını söyledi.

IMF varsa gösteri de var

HaberVs IMF toplantılarına yönelik protestolar bugün de sürdü. Ancak bugünkü gösteriler dün yaşananların aksine hayli sönüktü. Sabahın erken saatlerinden itibaren Şişli ve çevresinde toplanmaya çalışan göstericiler gözaltına alındı. Pangaltı Ergenekon Caddesinde başlayan eylem, daha sonra E-5’e taşındı. Uzun süre müdahale edilmeyen göstericiler, görüntülerini çeken bir polis helikopterine roketatar gibi kullanılan havai fişekle saldırdı. Dün (6 ekim) yapılan sert müdahale üzerine yaşanan olaylardan sonra İstanbul polisi Taksim ve Tarlabaşı ile Osmanbey’de yoğun güvenlik önlemleri aldı. Beklenenin aksine Taksim’de herhangi bir olay çıkmazken, göstericilerin toplanma adresi ise Osmanbey’di. IMF ve Dünya Bankası toplantılarını protesto etmek için bir araya gelmeye çalışan gruplar sabahın erken saatlerinden itibaren gözaltına alındı. Pangaltı Ergenekon Caddesi’nde toplanan ve sloganlar atarak yürüyüş yapan yaklaşık 200 kişilik bir grubun önü polis tarafından kesildi. Polisin dağılın uyarısına uymayan göstericilere önce tazyikli su ardından da gaz bombalarıyla müdahele edildi. Polise taş ve molotof kokteylleri atarak karşılık veren göstericiler ara sokaklara kaçtı. Bomonti üzerinden Çağlayan kavşağına kadar herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan yürüyen grup bazı banka şubelerini tahrip etti. Daha sonra E-5’e çıkan göstericiler karşılarına çıkan bir polis aracına da saldırdı. Zor anlar yaşayan polisler ise araç içinden havaya ateş açarak kaçtı. Kendilerini havadan izleyerek görüntülerini kaydeden polis helikopterine göstericiler, roketatar gibi kullanılan bir boruyla havai fişek atarak vurmaya çalıştı. 103 kişi gözaltında İstanbul Valisi Muammer Güler , CEBIT Bilişim Eurasia fuarının açılışı öncesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü karşılamak için beklediği sırada gazetecilerin IMF toplantılarındaki gözaltılarla ilgili sorularını yanıtladı. Vali Güler, “Basın açıklamalarından sonra polise saldırıldı. Polisin müdahalesi tamamen suçun önlenmesine yönelikti. 7 polis aracı 6 konsolosluk binası ve 11 bankanın camı kırıldı. 5 işyeri tahrip edildi. Bunu eleştiri konusu yapıyorsak, bu özgürlüklerin artık üzerinde iyi düşünülmesi lazım. Şiddet kullanmayla fikir hürriyeti düşünce açıklama hürriyetini mutlaka ayırmak lazım” dedi. Vali Güler 25’i bugün olmak üzere 47’si kadın 22’si 18 yaşindan küçük olmak üzere toplam 103 […]

Bu da IMF gazı

HaberVs Taksim Meydanı, Harbiye Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen IMF toplantısını protesto etmek isteyen sendika temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları hazırlanmıştı. Ancak buradaki kalabalık beklenenin çok üzerine çıktı ve kısa süre içerisinde sayıları birkaç bini bulan göstericiler saat 11:00 civarında protestoya başladı. Basın açıklaması yapmak için toplanan grubun bir bölümü IMF toplantısının yapıldığı Uluslararası Kongre Merkezi’ne yürümek için polis barikatına yöneldi. Polisin bu girişime tepkisi çok sert oldu. Ortalık bir anda karıştı. Polis, kalabalığı biber gazı ve tazyikli su ile dağıttı. Göstericiler, molotof kokteyli ve taşlarla polise mukavemet gösterdiler. Bu karşılık polisin müdahalesini daha da sertleştirmesine neden oldu. Panzerler ve gaz bombalarıyla dağıtılan kalabalık Gümüşsuyu, Tarlabaşı, İstiklâl Caddesi ve Cihangir yönüne dağıldı. Polisle göstericiler arasındaki çatışma bu mevkilerde sokak aralarında devam ediyor. Gösteriler sırasında polisin, tıpkı 1 Mayıs olaylarında olduğu gibi en küçük gruba karşı bile biber gazı kullanmaktan çekinmediği göze çarpıyor. Saat 13:15 itibarıyla polisin 100 kadar kişiyi gözaltına aldığı bildiriliyor.

Tünel’de polisin meydan dayağı

Temmuz ayında yürürlüğe giren sigara yasağı, İstiklal’deki tüm mekânlarda da tam gaz uygulanıyor. Bu nedenle de sigara içmek isteyenler, mekân önlerinde ihtiyaçlarını gideriyor. Zaten hükümetin yasaya karşı bulduğu başlıca çözüm, insanların dışarıda sigara içmesi. İstiklal’de eğlenmek isteyenler için ise bu ciddi bir sorun teşkil etmiyor, çünkü mekânların önünde çoğu insan müzik olmadan da arkadaşlarıyla sohbet ederek eğlenebiliyor. Aslında, İstiklal’i İstiklal yapan belki de en büyük özelliklerden biri de bu; Sokak muhabbeti. İstiklal’de içki içerken aslında demokratik bir ülkede yaşıyor olduğunuzu dahi düşünebilirsiniz. Zira insanlar ramazan ayında oruçlarını açarken siz, tam da o sırada içkinizi yudumluyor olabilirsiniz. Ancak 5 Eylül Cumartesi gecesi, İstiklal’in sonu olan Tünel’de yaşananlar, durumun hiç de öyle olmadığını açıkça gösterdi. Tünel’deki mekânların önünde sohbet edip, içkisini içen gençler, geceyarısından sonra saat 02:30 civarında ilk önce polis tarafından uyarıldı. Kimse neden uyarıldığını dahi anlamadı, çünkü mekânda sigara içmek yasak, cadde üzerinde durmak ise yasak değildi. Yalnızca bir kaç genç uzaklaşan polislerin arkasından ıslık çaldı. Huzur içinde, kavgasız, gürültüsüz içkisini içmeye devam eden insanlar, yaklaşık yarım saat sonra ikinci ve gerçek darbeyle karşı karşıya geldi. Beyoğlu Emniyet Amirliği’ne bağlı iki polis aracı (Birinin plakası 34 A 86153, diğerini tespit edemedik) kalabalığı yararak Tünel’in ortasında durdu ve yaklaşık 6 polis gençlerin arasına girdi. Müzik sesinin olmadığı, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği bir yerde, herkes polisin neden geldiğini düşünürken bir anda arbede çıktı. Cam şişeler kırıldı, polis sille tokat gençleri dövmeye başladı. Dayak öylesine şiddetliydi ki kavgaya karışan ya da karışmayan herkesin üzerine kan sıçradı. Yaklaşık on dakika süren kavga, ellerinden, boyunlarından kanlar akan birkaç gencin, ne olduğunu bile anlamadan yaka paça, yumruklar eşliğinde polis araçlarına bindirilmesiyle son buldu. Büyük bir başarıya imza atan polis, siren ve mikronu ağzına dayayarak çıkarttığı “püfff” sesiyle uzaklaştı ve tüm sorunu “püff” diye çözdü. İlk uyarının ardından polise ıslık çalan gençler bu sefer şoke olmuştu. Kimisi […]

Sizce adalet tecelli etti mi?

İzmir’de 25.11.2007 tarihinde arkadaşlarıyla bir eğlence programından dönerken, polisin selektör şeklindeki “dur” ihtarını duymadığından polis tarafından öldürülen 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Baran Tursun’un babasıyım. Oğlumuzu öldüren polise verilen 2 yıl 1 aylık ceza, adalete ve hakkaniyette dayalı bir ceza değildir. Her ne kadar yasal itiraz haklarımı kullansam bile, ağır bir adaletsizliğe uğradığımı biliyorum ve acısını derinden hissediyorum. İncinmeyeceğinizi tahmin ettiğim için, maruz kaldığım adaletsizliği bilginize “şikayet” niteliğinde sunuyor, bilgilenmenizi ve tetkik etmenizi rica ediyorum. Davalı devlet olduğunda, adaletin terazisi de devletten yana dönüyor. Baran Tursun’un yaşam hakkını ihlal eden polise verilen sembolik cezayı mahküm etmezsek, bundan sonra “yaşam hakkı ihlallerinde bulunacakların” elini tutmamız mümkün olmayacak. Yapılan dış muayene ve otopsi bulguları,” Baran Tursun’un başına isabet eden ateşli silah mermi çekirdeğinin ölümüne neden olduğunu” söylüyor. Sanık polisin, tanık polisin ve avukatlarının verdikleri ve tutanaklara geçen ifadelerde şu çelişkiler mevcut: 1- Sanık polis: “Öldürme veya yaralama kastım yoktu, elimdeki silah kurulu iken, yere düşme esnasında silah gayri iradi biçimde ateş almıştır, düşerken benim iradem dışında patlayan silah, Baran Tursun’a isabet etmiş olabilir” (Sanık Oral Emre Atar, Nöbetçi 2. Sulh Cez. Mah. 2007/506 nolu sorgu zaptı) 2- Sanık polis: “Şüpheli araç, yanımızdan geçtikten sonra, aracı durdurmak maksadıyla (14 metreden) arabanın arkasından lastiklerine doğru bir el ateş ettim, asfalt zemine çarpan mermi Baran Tursun’a isabet etmiş olabilir” (Sanık Oral Emre Atar, 1. nolu duruşma tutanağı) 3- Sanık polisin avukatı : “Müvekkilin, öldürme veya yaralama kastı yoktur, elindeki silah kurulu iken, silah gayri iradi biçimde ateş almıştır ve Baran Tursun’a isabet etmiştir” (Av. Muammer Yurdakul, 25.11.2007 ve 2007/27601 sayılı savcılık soruşturma dosyası) 4- Tanık polis : “Şüpheli araç yanımızdan geçtikten sonra arkadaşım Oral Emre Atar ayakta iken, aracın arkasından lastiklerine doğru bir el ateş etti” İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Uzmanı Doç.Dr. Nadir Arıcan’ın mahkemeye sunulan raporu: Mermi çekirdeği parçasının olası seyri ve morfolojik özellikleri birlikte […]

Polis şiddeti devletin korkusu

Tam da “Bu sene 1 Mayıs nispeten güzel geçti, en azından ‘makul sayıda’ da olsa bir grup Taksim’de dilediği kutlamayı ve anma törenini yapabildi” derken basına yansıdı ara sokaktaki vahşet. Vicdanı rahat etmeyen bir mahalle sakini, evinde perdenin arkasına gizlenerek kaydetti 5-6 polisin tüm günün acısını bir bedenden çıkarışlarını. Öztürk Alataş’ın adını böyle duyduk: “1 Mayıs’ta ara sokakta, yere yatırılıp dakikalarca tekmelenen genç.” Tıpkı Seyfi Tursun’u da, 23 Nisan’da Hakkari’de “Kafası dipçikle ezilen çocuk” olarak duyduğumuz gibi. İnsan Hakları Derneği’nin 2008 Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Raporu’nda “Toplumsal Gösterilerde Güvenlik Güçlerinin Müdahalesi Sonucu Dövülen ve Yaralananlar” başlıklarının altındaki liste bir hayli kabarıktı. 2009 yılı ise daha şimdiden fazlasıyla şiddete tanıklık etmiş bulunuyor. Devletin toplumsal gösterileri bastırma ihtiyacı duyan yapısını ve çoğu zaman birkaç kişinin bir araya gelip dile getirdiği en ufak bir hak talebine bile tahammül gösteremeyen polisin neden bu kadar kolaylıkla şiddete başvurduğunu Ferhat Kentel, Murat Belge ve Mesut Bedri Eryılmaz ile konuştuk.Toplumsal hareketten korkan devlet Ferhat Kentel (İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi):Bir toplumun harekete ihtiyacı vardır. Toplumsal hareketler sayesinde, insanlar nefes alıp, rahatlar. Toplumsal hareketi bastırma ihtiyacı ise, düzenin ne kadar kutsal bir şey haline geldiğini, aslında o kutsallığın altında o düzenin ne kadar çok güç ilişkisi sakladığını anlatır bize. Siz ona kutsallık atfettiğiniz zaman altındaki güç ilişkilerini görünmez kılmış olursunuz. Toplumsal gösterileri bastırma eğilimli devleti hareketten korkan devlet olarak tanımlamak mümkün. Bu tür devlet yapısı ikna ederek, onay alarak kazanmayı beceremediği meşruiyeti şiddetle sağlar. Mesele asla sadece vatanseverlik, memleketi savunmak değil, içiçe geçmiş çıkar ilişkilerinin olduğu bir dünyayı saklamaktır. Çıkar ilişkilerini saklayan düzen o kadar önemli bir hale gelmiş ki, nefes almamızı sağlayacak toplumsal hareketlerin önüne, her türlü yol mübah görülüp engel koyuluyor. Toplumsal hareket engelleniyor, karşısında düzen kendisini sürekli olarak performe ediyor. Askeri düzende kutlanan cumhuriyet bayramları, her sabah okullarda yapılan törenler gibi ritüellerle, aslında bu düzenin […]

32 yıl süren yolculuk

Her yıl olduğu gibi yine aynı gerginlikle gelinmişti 1 Mayıs’a. Taksim’e çıkmak ya da çık(a)mamak. Nihayetinde, ne olduğunu kimselerin anlayamadığı bir “makul çoğunluk” anlaşmasıyla Taksim’de karar kılındı. Karar verilip anlaşılmıştı ama hem sendika yetkililerinin hem de hükümetin İstanbul’daki görünen yüzü valinin açıklamaları herkesin içine kurt düşürmüştü. Kimisi haklı çıktı bu kaygılarında kimisi mutlu ayrıldı 1 Mayıs kutlamalarından. Sendikadan Taksim’e dek hepi topu bir kilometreden biraz fazla bir yoldu ama çok zaman aldı bu yolu katetmek. Dile kolay 32 yıl sonra ilk kez, işçiler en az devlet kadar fetişleştirdikleri alana ayak basabildiler 1 Mayıs’ta. Görünen o ki aslında herkes için kısmi de olsa bir başarı sözkonusuydu bugün İstanbul’da. Hem makul çoğunlukla Taksim Meydanına çıkabilen işçiler hem de bu “çoğunluğun” dışında kalanları alana sokmayan, fırsat bulduğunda şiddetini de esirgemeyen polis için. Dikkat, “ayaklar baş oluyor” Son 4 yıldır, bayramlarını ait olduğu yerde, Taksim Meydanı’nda kutlamak istediklerini dile getiren işçiler, 2009’da da aynı taleplerini yineliyordu. DİSK ve KESK’in önderliğindeki sendika ve sivil toplum kuruluşları (STK), solcular ve işçilere kapalı olan Taksim Meydanı’nda yerlerini alacaklarını daha bir kararlı dile getiriyordu bu yıl. Geçen yıl bir ay öncesinden Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, “Ayaklar baş mı olacak?” diye katıldığı muhalefet korosu ise bu yıl son haftaya dek sesini çıkarmadı sendikacıların açıklamalarına. Haklarını yemeyelim, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü olarak bayram ilan edilmesinin üstüne bir de, resmi tatil statüsü kazandırılan 149. ülke olmuştu Türkiye. Türkiye’de bu işler kolay olmaz Eh artık hem bayram hem resmi tatil, işçiler de Taksim talebinden vazgeçer ümidiyle İstanbul Valisi Muammer Güler ile Emniyet Müdürü Celallettin Cerrah dile geldi; “Taksim’de kutlama yasak”. Dananın kuyruğu kopacaktı anlaşılan yine. Sonra Başbakan Erdoğan’ı duyduk Adana’dan, “İşçiler çıkarsa herkes çıkmak ister”. Eeee, zaten “demokratik bir hukuk devletinde”, yasalarla da güvence altına alınmamış mıydı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak. O halde dileyen gösterisini kutlamasını yapacak, kolluk kuvvetleri de […]

Emek ve dayanışmanın resmi gazı!

Burcu Burcu Her ne kadar “Emek ve Dayanışma Bayramı” olarak yasaca kabul edilmiş olsa da, 1 Mayıs akla en çok polis müdahaleleriyle geliyor. Özellikle İstanbul Polisi’nin 2008’de Şişli, Taksim ve Cihangir’de, -olaylarla ilgisi olsun ya da olmasın- bulunan her insana solutacak kadar yoğun kullandığı biber gazı 1 Mayıs’ın vazgeçilmez kimyasal silahı haline gelmiş durumda. Polisin, “orantısız” gaz kullanımına karşı bir internet sitesi kuruldu: www.gazlamucadele.org Site, biber gazının kullanımını görsel anlamda eğlenceli, renkli ve hatta sempatik bir dille eleştirirken, bu gaza maruz kalan insanların neler yapması gerektiğini anlatıyor. Su içmeyin, yüzünüze dokunmayınBiber gazı, acı biberdeki kapsaisin isimli kimyasal bileşikten elde edilen bir gaz türü. Sadece atıldığı yerde değil, atıldığı alanın iki üç kilometre çevresinde de etkili olan bir silah. Gaza maruz kalındığı anda deri tarafından emilip sinir uçlarına doğru dağılıyor. Etkileri gözde ve burunda yanma ve yaşarma, ağız ve dilde ve deride yanma, öksürük, hapşırma, baş dönmesi, nefes darlığı. Biber gazı bulunan bir ortamda iseniz limonu bir mendile sıkarak koklayın, gözlerinizi ve burnunuzu silin veya ağzınızın içine sıkın. Bu dildeki ve gözdeki yanmayı azaltır, öksürmeyi ve hapşırığı engeller. Burnunuzu ve ağzınızı sirkeli atkı ile sarın. Burun tıkanıklığını ortadan kaldırır. Yüzünüze yoğurt sürün veya bir kaşık yoğurt yiyin. Derideki acıyı alır. Yüzünüzü rüzgâra dönün, temiz havayı yavaş ve derin nefesler halinde içinize çekin. Nefes darlığını azaltır. Su içmeyin. Su, deriye yapışan biberin gözeneklere girmesini neden olur. Gözünüze veya yüzünüze dokunmayın. Gazın yayılmasına izin vermeyin. Sitenin ana sayfası, “Biber gazı: Dünyadaki tüm kontrol güçlerinin kolu kanadı. Etken maddesi doğal derler. Ama acil servis bahçesindeki çınar ağacı değil. Sadece kargaşa anında kullanılır derler ama ne zaman nereden çıkacağı hiç belli olmaz. İşte bu yüzden Gazla Mücadele Paketi herkese lazım” duyurusuyla açılıyor. İnternetin, “fotoları görmek için tıkla” ya da “hemen sipariş ver” mantığından ibaret olmadığını düşünen Ayşenur Göğebakan, geçtiğimiz 1 Mayıs’ta biber gazına maruz kaldıktan […]

Birileri DİSK’i gözetliyor

Sendika ve meslek odalarının temsilcileriyle Çankaya Köşkü’nde görüşen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama isteğiyle ilgili yetkililerle görüşeceğini” açıkladı. KESK Genel Başkanı Sami Evren, TTB Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu ve TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı’nın da yer aldığı ilgili konuşan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi “Gül taleplerimizi, genelde objektif olarak değerlendirdi ve düşünülmesi gereken bir talep olduğunu söyledi” dedi. Görüşmenin ardından yapılan basın toplantısında konuşan Evren de “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan da görüşme talebinde bulunduklarını söyledi ve Gül’le yaptıkları görüşmenin ardından topun hükümette olduğunu” söyledi. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB temsilcileri daha sonra Meclis Başkanı Köksal Toptan’la da görüştü. Sendika ve meslek odaları temsilcileri yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından yapılan basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladılar. “Biz barış içerisinde demokratik ortamın güçlenmesi ve emekçilerin sorunlarının bir kez daha ifade edilmesini arzuluyoruz” diyen Evren yapılan görüşmelerin Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanının konuyla ilgili duyarlılıklarını arttırmayı amaçladıklarını” belirtti. “Barış ortamını bozacak, kaos ortamını güçlendirecek, 1 Mayıs’ı korku günü olarak anılmasını istemiyoruz. Bütün gayretimiz 30 yıl sonra tatil olan 1 Mayıs’ın emekçilere zehir olmaması. Biz bu duygularla Gül’le görüştük. Kendisinin de konuyla ilgili makul görüşleri var. Gül’ün de Toptan’ın da taleplerimizi anladıklarını düşünüyoruz. Bu girişimimizin demokrasi mücadelesine olumlu katkılar sunacağı kanaatindeyiz.” Gül’e, cumhurbaşkanı olmadan önce de bu konudaki taleplerini ilettiklerini hatırlatan Çelebi, “Gül’ün bu konuda ciddi bir duyarlılığı olduğunu gördüklerini, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasıyla ilgili talebimizi yürütme organlarına aktaracak” dedi. “Biz 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istiyoruz. Bu engellenmemeli” diyen Çelebi, “Gül ve Toptan’la yaptıkları görüşmenin yararlı olduğunu” ifade etti.

DİSK Genel Merkezi’nin önüne kamera yerleştiriliyor

İstanbul Şişli’de bulunan DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Genel Merkezi’nin önüne polis MOBESE kamerası yerleştiriyor. 1 Mayıs öncesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yerleştirilen kamera sistemiyle ilgili DİSK yetkilileriyle görevliler arasında tartışma devam ediyor. Ayrıntılar az sonra HaberVs muhabirlerinden geliyor…

Hadi polisçilik oynayalım

Polis denince akla ilk gelen şey güven, ya da öyle olmalı. Çünkü polis, bir ülkede suçu önleyen ve suçla mücadele eden, halka hizmet amaçlı görevde bulunan ve en önemlisi de halkın huzurunu sağlayan kamu görevlisi. Tüm dünyada olduğu gibi. Fakat özellikle son birkaç sene içerisinde, polisle vatandaş arasında yaşanan çarpıcı olaylar dikkat çekici. Dur ihtarına uymayan 10’a yakın insanın öldürülmesi,1 Mayıs’ta sade vatandaşın çevik kuvvet tarafından yumruklanması, maç sevinciyle Nişantaşı’nda eğlenen çocukların üzerine biber gazı sıkılması, İstanbul’da Moda sahilinde sadece içki içtikleri için gençlerin polis dayağına maruz kalması hafızalardan kolay silinemeyecek olaylar. Kimi polisin trafik kurallarını itinayla çiğnemesi ise hemen her gün karşılaştığımız olağan bir durum haline geldi. Şüphesiz örnekler çoğaltılabilir. Tabii, her polisi aynı kategori içerisine almak mümkün değil, ama yaşanan bu olaylar gün geçtikçe polisin güvenilirliğini, koruyucu ve kollayıcı olma imajını zedeleniyor ve bu durum halkın gözünde “Polis her şeyi yapar, istediği kuralı uygular” durumuna geliyor. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, yaşanan vahşetle ilgili olarak, bunları yapan polis dahi olsa peşine düşeceklerini söylüyor ve “Sivil olarak ya da polis yeleği giyen, ‘ben polisim’ diyen kişilere, vatandaşlarımızın kimlik sormaları gerekiyor” diyor. Fakat polis yeleğini satın almak ne kadar kolaysa polis üniformasını da temin etmek o kadar kolay olsa gerek. Tabii, olay sadece üniforma, yelek ya da sivil olmak değil, olay sadece “polis” olmak. Maalesef, polis Celalettin Cerrah ve bakan Cemil Çiçek, Türkiye’de “ben polisim” deyince akan suların durduğunu, her türlü yolun açıldığını pek bilmiyor olsa gerek. Polis olunca yapılan haksızlıklar, gerçekleşen ölümler ve çiğnenen kurallar meşru gibi gözüküyor olsa gerek, geçtiğimiz günlerde izleyenleri televizyon karşısında şoke eden bir görüntü haberlerde ilk sırayı aldı. “Polis kılığına” giren kişiler, Avcılar’da bir müzikhol basarak, bir kadını saçlarından sürükleyip kaçırdı ve ardından tecavüz etti. Olaya tanıklık edenler polise değil “kimliğini göster?” demek, “n’apıyorsun kardeşim?” bile diyemedi. Çünkü bu […]

Birisi polisi “dur”dursun

Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili Abdulkadir Akgül, geçen günlerde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülürken, “Devletime, milletime karşı suç işleyenleri vurmaktan hoşlanacağım. Adalet herkese fazla eşit uygulanıyor” demişti. Demokratik Toplum Partisi milletvekili Hasip Kaplan’ın, “Polis ‘dur’ diyor, durmayanı vuruyor” sözlerine verdiği bu cevapla ilgili eleştiriler üzerine sözlerine açıklama getiren Akgül, “Devletin karşısında olanlar kim; teröristler, vururum. Ne var bunda?” demişti. İktidar partisinden bir milletvekili böyle konuşunca, hemen her ay en az bir kişinin de güvenlik kuvvetlerinin açtığı ateşle ölmesi de akla ister istemez, yellenen imamla cemaati arasındaki ilişkiyi özetleyen atasözünü getiriyor elbet. Milletvekili Akgül’ün kılavuzluğundan mı, yoksa her olayın ardından yetkililerin çıkıp benzer sözcüklerle “münferit” açıklamasını yapmasından mı bilinmez gazete sayfalarında, “dur ihtarı” cinayetlerinden ya da yaralanmalarından geçilmez oldu. En son Adana’da 14 yaşındaki bir çocuk, polis kurşunlarına hedef olarak felç kaldı. Bu olaydan birkaç gün önce ise Antalya’da, 18 yaşındaki Çağdaş Gemik, polis kurşunlarına hedef olarak ölmüştü. Her iki olayda aynı gerekçeyle açıklandı; “dur ihtarına uymamak”. Aynı gerekçeyle yurdun dört bir yanından öldürme ve yaralama olaylar hak örgütlerinin bilançolarında yerini alıyor.Bu yıl şimdiye kadar 33 ölü 38 yaralı Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) verilerine göre, 5 Ocak – 9 Kasım 2008 tarihleri arasında sadece dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle ölenlerin sayısı 11 olurken, aynı dönem içinde anı gerekçeyle yaralananların sayısı ise 19 oldu. TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin hazırladığı verilere göre polis ya da jandarma bölgelerinde meydana gelen bu olaylara rastgele ateş açma ve yargısız infaz iddialarını da eklediğimizde ise ölenlerin sayısı 33, yaralananlar ise 38 kişi. Listedeki bilgilere bakılırsa, “dur ihtarı mağdurlarının” ikisi 18 yaşın altında, 1’i ise, zihinsel ve işitme engelliydi. Yapılan incelemelerden ve avukatların raporlarından anlaşıldığı kadarıyla, mağdurların hiçbirisinin sabıkası yoktu veya vurulduklarında bir suça teşebbüs etmiyorlardı. Mesela Antalya’daki olayda Çağdaş Gemik, motosikletiyle gezerken, Hakkari’deki Tekin Ediş (35) koyunlarını otlatırken, Van’da Aziz Özer ise sokak ortasında […]

Operasyon isimlerine “son nokta” operasyonu

Duygu Furuncu Kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin sanıkları arasında yer aldığı ve siyasi kriz çıkaran Ergenekon soruşturması özellikle AKP karşıtları tarafından büyük tepki çekti, çekiyor. Ana muhalefet partisi liderinin avukatlığına soyunduğu, katı laik çevrelerin Cumhuriyet karşıtı olarak nitelediği bu operasyona en ilginç tepkiyi verenler ise milliyetçi çevrelerdi. Özellikle MHP’li cenah operasyona ve haliyle soruşturmaya, partilerinin adeta program tüzüğü haline gelen Ergenekon Destanı’nı anımsatan bu ismin verilmesine yönelik tepkiler gösterdi. Hatta MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi vererek, “Polis operasyonlarına verilen Ergenekon gibi isimlerin, alaycı ve küçük düşürücü tarzda kullanıldığı ve bu isimlerin hangi birim tarafından, ne gerekçeyle verildiğini” yanıtlamasını istedi. Bakan Atalay 17 Haziran günü yazılı olarak yanıtladığı bu soru önergesinde isim uygulamasının gerekçesini, “Özellikle örgütlü suçlara yönelik gerçekleştirilen operasyonlardaki olası karışıklıkların önlenmesi, soruşturma sırasında gizliliğin sağlanması gibi tamamen mesleki ve teknik gerekçelerle operasyonlara isim verebilmektedir” diye açıkladı. Bakan Atalay daha sonra da müjdeyi verdi; artık polis operasyonlarında isim değil kod adı kullanılacaktı. Bu yeni uygulamayla kullanılacak kodlama sistemine göre önce operasyon yapan ilin trafik kodu ardından da operasyonu gerçekleştiren birimin harf veya harflerden oluşan kodu eklenecek. Son olarak da operasyonun sırasına göre numaralandırma yapılacak. Yani artık ne Ergenekon gibi siyasi rencide yaratan, ne Barbie, 40 Haramiler, Kara Melek gibi masal ve TV dünyasından aşırılmış ne de Buffalo ya da Yarasa gibi hayvanlar aleminden isimler duymayacağız. TV dünyasından, hayvanlar alemine Polisin hangi isim verildiğinde nasıl bir sansasyon toplayacağını ya da kamuoyunda nasıl ilgi çekeceğini tahmin ederek yapılan ancak çoğu zaman yaratıcılıktan uzak bu isimlerle yazılı haberler artık gazete sayfalarında olmayacak. Ya da en azından emniyet bu isimle açıklama yapmayacak. Özellikle Sadettin Tantan’ın İçişleri Bakanlığı döneminde yapılan ve genelde hayvan isimleri verilen yolsuzluk operasyonlarıyla içeriğinden çok isimleriyle dikkat çeken ilginç bir literatür de geliştirilmiş oldu. Genelde operasyon düzenlenen suç örgütünün niteliği ya da suç […]

Yine masumlar hedef

Medyakronikinfo@medyakronik.com İstanbul Güngören’de düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda 5’i çocuk 17 kişi öldü, yüzden fazla kişi yaralandı. Yaralılardan 6’sının daha hayati tehlikesi sürerken, saldırıyı gerçekleştirdiği öne sürülen PKK bir açıklamayla olayla ilgilerinin olmadığını duyurdu. Güngören Güven Mahallesi’ndeki, trafiğe kapalı Menderes Caddesi üzerindeki ilk patlama dün (27 Temmuz) gece 21.45 sıralarında gerçekleşti. Yetkililerin ses bombasından kaynaklandığı açıkladığı ve bir telefon kulübesinde meydana gelen ilk patlamada birkaç kişi yaralanırken çevredeki işyerlerinde küçük çaplı hasar meydana geldi. Facia 2. patlamayla geldi Şiddeti düşük olan bu patlamanın doğalgazdan kaynaklandığı haberleri yayıldı. Bu patlamanın ardından çevrede bulunanların yanı sıra evlerinden de çıkan meraklı vatandaşlar olay yerine geldi. Faciaya yol açan ikinci patlama ise ilkinden 10 dakika sonra gerçekleşti. İlk patlama yerine çok yakın bir mesafede yaşanan çok şiddetli 2. patlama sonucu ortalık bir anda cehennem yerine döndü. Çevredeki binaları, araçları tahrip eden patlama, olay yerinde toplanan çok sayıda insanın ölümüne ve yaralanmasına neden oldu. Patlamadan yaralananlara ilk müdahalede saldırıdan yara almadan kurtulanlar tarafından gerçekleşti. Yaralılar, vatandaşların kendi imkanlarıyla çevredeki hastanelere götürülürken olay yerine sevkedilen ilkyardım ekipleri ve ambulansların gelmesinden sonra ilk müdahaleler yapılabildi. Olayda hayatını kaybeden vatandaşların otopsi işlemleri ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı gözetiminde yürütülüyor. Zaman ayarlı, parça tesirli plastik patlayıcı Görgü tanıkları, ilk patlamanın ardından yüzlerce kişinin olay yerine gittiğini ve kısa süre sonra çok şiddetli ikinci patlamanın yaşandığını anlattı. Bombanın şiddetiyle bir çok kişinin havaya uçtuğunu gördüklerini anlatan tanıklar patlamanın olduğu yere 30-40 metre uzaklıktaki insanların bile patlamadan etkilendiğini söyledi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın ardından Güngören’e giderek incelemelerde bulundu, Atalay, İstanbul Valisi Muaamer Güler’le birlikte yaptıkları açıklamada patlamanın ilk önce doğalgazdan kaynaklandığından şüphelenilse de kısa sürede bombalı bir saldırı sonucu yaşandığının kesinleştiğini öncelikli hedeflerinin failleri bulmak olduğunu söyledi. İstanbul Valisi Muammer Güler, çöp tenekesine konan bombaların patladığını belirterek, zaman ayarlı ya da uzaktan kumandalı bomba olabileceğini söyledi. Kimli basın organları ise patlamada […]

ABD Başkonsolosluğu önünde polislere saldırı

Medyakronikinfo@medyakronik.com ABD’nin İstinye’deki İstanbul Başkonsolosluğu önündeki polis noktasına yapılan saldırıda 3 polis öldü. Polislerin karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada saldırganlardan 3’ü öldürülürken, olay yerine geldikleri araçla kaçan bir saldırgan ise aranıyor. Pasaport kayıtlarından kısa süre önce Afganistan’a giriş çıkış yaptıkları belirlenen saldırganların El Kaide örgütü üyesi oldukları düşünülüyor. 3 polis 3 saldırgan öldü Kimlikleri henüz açıklanmayan 4 saldırgan bugün (9 Temmuz Çarşamba) sabah 10.30 sıralarında plakası belirlenemeyen bir otomobille İstinye’deki Kaplıcalar Sokak üzerinde bulunan ABD İstanbul Başkonsolosluğu’na geldi. Konsolosluk yakınlarındaki bir oto yıkamacıya araçlarını parkeden saldırganlardan 3’ü ellerinde otomatik silahlar ve bir pompalı tüfekle polis kulübesinin bulunduğu noktaya doğru yürümeye başladı. Yaklaşık 80 metre kadar yürüyen saldırganları fark eden polisler kurşungeçirmez camlı kulübeye girdi. Herhangi bir engelle karşılaşmayan saldırganlar ise polislerin bulunduğu kulübeye kadar gelip ateş etmeye başladı. Polislerin de karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmaya olay yerinden geçmekte olan bir trafik ekibinde görevli polisler de katıldı. Yaklaşık 2 dakika süren çatışmada 3 polis memuru ile saldırganlardan 3’ü öldü. Diğer saldırgan olay yerine geldikleri araçla birlikte kaçmayı başardı. Saldırıda bir polis memuru ile Trafik Vakfı’nda görevli bir kişi de yaralandı. Olayın duyulması üzerine çok sayıda polis ekibi ve ambulans bölgeye sevkedildi. İlk yardım ekiplerinin gelmesinden sonra İstinye Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralı polislerden ikisi yapılan tüm müdahalelerde rağmen kurtarılamadı. Hayati tehlikeleri bulunmayan kol ve omuzlarından yaralı birisi polis memuru 2 yaralı ise İstinye Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Olay yerine sevkedilen çok sayıda polis ekibi kaçan saldırganın yakalanabilmesi için geniş çaplı aramalara başladı. MOBESE kameralarından da inceleme yapılırken, bölgede polis helikopterleri de keşif uçuşu yapıyor. Olay yerinde incelemelerde bulunan İstanbul Valisi Muammer Güler de gazeteciler yaptığı açıklamada saldırganların doğrudan vize kapısında görevli polislerin bulunduğu kulübeye saldırıda bulunduğunu söyledi. Polislerin karşılık vermesi üzerine çatışma çıktığını belirten Vali Güler, “3 polis memurumuz şehit verdik. Saldırıda bulunan 3 kişi olay yerinde öldürüldü. Olay yeri inceleme […]

Delil karartacaksanız polis hizmetinizde!

Ahmet Şık İzmir Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı Baran Tursun’un, “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle polis tarafından öldürülmesiyle ilgili 10 polis hakkında daha dava açtı. Tursun ailesi ve avukatlarının suç duyurusunda delil olarak sunduğu fotoğraf ve görüntü kayıtlarını bilirkişi incelemesine gönderen savcılık, 9 Eylül Üniversitesi’nden gelen rapor doğrultusunda 10 polis hakkında adli kolluk görevini yapmama, delilleri gizleme ve değiştirme, resmi evrakta sahtekârlık suçlamasıyla dava açtı.Polis delil gizleyip delil üretmiş Baran Tursun’un polis kurşunuyla öldürülmesinden sonra ailesi ve avukatları “delil karartıldığı” iddiasıyla Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu dilekçesiyle birlikte verilen ve olaydan hemen sonra çekildiği belirtilen 8 ayrı fotoğraf ve televizyon kameralarının görüntüleri ile İzmir Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şubesi ekiplerinin çekmiş olduğu fotoğraf ve görüntüler savcılık tarafından bilirkişi incelemesi için Ege ve 9 Eylül üniversitelerine gönderildi. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Başkanı Yardımcı Doçent Doktor Beyhan Özdemir, bilirkişi sıfatıyla savcılığın gönderdiği fotoğraf ve görüntüleri inceleyerek 16 Mayıs 2008 tarihinde raporunu tamamladı. Fotoğraf ve görüntülerin tamamının orijinal olduğu ve üzerlerinde oynama yapılmadığı belirtilen raporda, “Olay yeri inceleme tarafından çekilen bir fotoğraf dahil olmak üzere, incelenen fotoğraf ve görüntü kayıtlarının hiçbirinde koltuk üzerinde mermi çekirdeği gömlek parçası bulunmadığı ancak tüm bu fotoğraflardan daha sonra çekilmiş olan ve 5 nolu olarak nitelenen olay yeri inceleme görevlilerince çekilen fotoğrafta koltuk üzerinde mermi çekirdeği gömlek parçası bulunduğu saptanmıştır. Mermi çekirdeği gömlek parçasının sonradan ve polis memurları tarafından araç koltuğuna konduğu ortaya çıkmıştır” denildi. 10 polise dava açıldı Bilirkişi raporu üzerine 4 Haziran günü Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, olaya müdahale eden Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 10 polis hakkında, “Adli kolluk görevini yapmama, delilleri gizleme ve değiştirme, resmi evrakta sahtekârlık” suçlamaları ile dava açıldı. İddianamede, olayla ilgili polislerin çektiği fotoğraflarda araç koltuğunda yer alan mermi gömlek parçasının basın mensuplarının çektiği fotoğraflarda görülmediği vurgulandı. İddianamede, polisler Hasan Taşan, Murat Masat, Kenan Duman, […]