Genel

Hepimiz biraz Truman değil miyiz?

Yazan: Burcu Soydan

Etrafımızda ne kadar çok kamera var, farkettiniz mi? Yol kenarında, trafik ışıklarında, otoyol gişelerinde, cep telefonunda, fotoğraf makinesinde, bilgisayarda, girdiğimiz çoğu banka ve işyerlerinde karşılaştığımız kameralar neredeyse hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Karşılaştığımız her birine el sallamaya kalksak elimizin yorulacağı günümüzde, kameralı hayata yenileri de eklenmeye devam ediyor. Ve geçen her gün, Truman’ın neler hissettiğini daha iyi anlamamızı sağlıyor.

EDS’li, MOBESE’li hayat

Dünya tarafından adeta “Orwell’in ütopyasını gerçeğe çevirelim” kampanyası yürütülüyormuş hissi veren kameralı hayat, beraberinde psikolojik sorunlu bireyler, ve o bireylerin oluşturduğu paranoyak toplumlar yaratma yolunda. Sıradan bir gününüzü düşünün: Sabah işlerinizi halletmek için evden çıkıyorsunuz. Arabanıza binip yola koyuluyorsunuz. Aman emniyet şeridine dikkat! EDS var. Kırmızı ışık yanıyor, duruyorsunuz. Zaten orada da EDS var. Ardından bir bankaya giriyorsunuz. Güvenlik kameraları sizi karşılıyor. Bu arada yolda yürürken etrafınızın MOBESE kameralarıyla çevrili olduğunu da unutmayın. Alışveriş yapmak için markete giriyorsunuz. Orada da güvenlik, kameralarla sağlanıyor. Derken size doğru yöneltilmiş bir cep telefonu görüyorsunuz. Acaba beni mi çekiyor? kuşkusunu duyduktan sonra evinize yöneliyorsunuz. EDS’li MOBESE’li yolunuzu geçtikten sonra yaptıklarınızın neredeyse tamamı kayda alınmış olarak evinize dönüyorsunuz.

Reklam panolarından müşteri profili

Ama size bir kamera müjdemiz daha var. Artık reklam panolarının içine de kamera yerleştiriliyor. Yeni başlatılan sistemle, reklam panolarına bakan kişi, yüz tanıma teknolojisi sayesinde takip edilerek, potansiyel müşteri profili bilgisi olarak reklamverene sunuluyor. Panonun içindeki ana yazılım, kameradan gelen bilgileri toplayarak reklamlara bakan kişilerin cinsiyetinden ten rengine kadar, hangi panoya kaç saniye baktığından hangi reklama ilgi gösterdiğine kadar her tür bilgiyi sunuyor. Ne kadar hoş değil mi? Yolda yürürken kim bilir kaç kere daha kayda alınacağız, kaç kişinin eline geçecek görüntülerimiz ve ten rengimiz? “Big Brother is watching you” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Veliler okulda çocuklarını gözetliyor

Kameralı hayatın özellikle çocukları ilgilendiren bir örneği ise geçtiğimiz güne kadar anaokullarında yaşanıyordu. Sınıflara yerleştirilen kameralarla veliler, çocuklarını tüm gün takip edebiliyordu. Ancak geçtiğimiz günlerde bu sistem Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “çocuk ve eğitmen haklarının ihlaline ve çocukların mahretmiyetine saygısızlık” gerekçesiyle yasaklandı. Çocukların rızası dışında bir eylem olduğundan, olay insan hakları ve onun kapsamındaki çocuk hakları ihlaline neden oluyordu. Velinin, evde ıspanak yemeyen çocuğunun okulda iştahla yediğini görerek sinirlenmesi, çocukta sürekli takip edildiği izlenimi yaratıyordu. Çocuk, annesinin okulda olmadığı halde herşeyden haberi olmasına anlam veremiyor ve bir zaman sonra sürekli annesi tarafından izlendiğini hissederek, onun istediği yönde davranışlar sergiliyor. Yani evden çıkmış olmasına rağmen kendini eve bağımlı hissediyor.

Truman Sendromu

Çocuklar için durum böyleyken büyüklerde oluşan sorunlar daha ileri derecede olabiliyor. Tıp literatürüne adını “The Truman Show” filminden alarak “Truman Sendromu” olarak geçen psikolojik rahatsızlık son dönemde kendini göstermeye başladı. Yaşadığımız dünyanın dekordan ibaret olduğuna, insanların birer oyuncu olduğuna ve hayatının aslında başkaları tarafından kurgulandığına inanan hastalar, kameralarla 7 gün 24 saat izlendiğini düşünüyor. Sendromun özellikle kameralı güvenlik sistemlerin yoğun olduğu, televizyonlardaki reality showların sıkça gösterildiği gelişmiş ülkelerde görüldüğünü belirten psikologlar, yaşananların tamamen kültür bazlı olduğuna işaret ediyor. Tedavisinde antidepresan ilaçlar kullanılsa da hastayı gerçek dünyada yaşadığımıza inandırmak için konuşma terapisi kesinlikle öneriliyor.

Gözetlenmenin yadırganmadığı program: BBG

Herkes gözetlenmeyi bu kadar kafasında büyütmüyor tabii. Hatta bu durumu fırsata çevirenler bile var. Gelmiş geçmiş en adı üstünde program olan “Biri Bizi Gözetliyor” para ve kısa süreli şöhret vaadiyle insanların 7/24 gözetlenmesini gönüllü olarak sağlıyor. Bu vaatlere kendini kaptıranlarsa kameralarla dolu evlerde yaşamaktan gocunmuyorlar. Çoğu ülkede yayınlanan program hemen hemen hepsinde oldukça izleyici bulup gündem oluşturuyor.

Okyanusya’ya kaç sene kaldı?

Yaklaşık 10-15 sene öncesine kadar sadece profesyonellerde ya da gerekli yerlerde bulunan kamera artık hepimizin cebinde. Cebimizle de kalmayıp, her köşede, yemek yediğimiz, alışveriş yaptığımız, otobüs beklediğimiz her yerde. Sonuç olarak görülen o ki, fena halde gözetleniyoruz. Henüz Orwell’in Okyanusya’sı olmadık, ama sağlam adımlarla ilerliyoruz. Bir gün, tekneyle denize açıldığınızda duvara çarpmamanız dileğiyle…

Yorum yazın