Etiket sanat

Geçmişten bugüne bir İz

Tarlabaşı duvarlarının şahitliğinde üç farklı hayat hikâyesi ve Türkiye’nin yakın tarihine ait üç farklı dönem: İz oyunu 18 Mayıs'a dek Galata Perform’da.

Tüm halkımız davetlidir!

29 Haziran’da İstanbul’dan Kahramanmaraş'a "karne hediyesi değil, yaşam biçimi" bisikletlerle yola çıkacak Yolda Oyun, 40 gün boyunca tüm halkımızı sokağa ve tiyatroya davet ediyor.

Bir garip Can Bonomo

Dün akşam altıncı "ev konserini" veren Can Bonomo, "sağlıklı dozda pop barındıran" müziğini sınıflandırmada zorlanıyor... "Biraz kızgın" ve "garip".

Demirkubuz: ‘Yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı’

Türkiye sinemasına getirdiği farklı anlatım ve yorumuyla neredeyse “fanatik” bir hayran kitlesine sahip yönetmen Zeki Demirkubuz’a göre günümüzde bir çok yönetmen ve film yapımcısı belli başlı yönetmenlere öykünerek o kadar çok film üretmeye başladı ki, bir tür koleksiyonculuk yaklaşımı belirdi ve ortaya “yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı”. Demirkubuz, toplumdaki gerçeklerin filmlerinin her zaman esas malzemesi olduğunu belirterek, bazı özel efektler ve kurguların kendisinde de olduğunu, ancak gerçeğe sadık olma duygusunun her zaman daha ağır bastığını, filmlerini üretirken bu gerçekleri mutlaka işlediğini söylüyor. Ancak bu yaklaşımıyla taban tabana ters düşse de hayranı olduğu Dostoyevsky’nin ‘Suç ve Ceza’ isimli romanını bir gün Amerika’da çekeceği bir filme uyarlamak gibi bir arzusunun olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor:“Ama bunları klişe haline getirmeye gerek yok bence. Önemli olan gerçekliği en yalın haliyle yansıtabilmektir. İnsan bir meseleyi ele alıp onu yansıtırken, işlediği durumu ahlaki açıdan değiştirmemelidir.” Demirkubuz’un bu sözleri, yönetmenin yaşadığı toplum ve onun gerçeklerini gerek en yalın, gerekse de en yoğun biçimde filmlerinde ne kadar çok yansıtmaya çalıştığının bir kere daha altını çiziyor. 4 Mayıs 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi VCDMFA ve FTVMA programları kapsamında, Prof. Dr. Nezih Erdoğan’ın organizasyonu ve moderatörlüğü çerçevesinde, Santralistanbul Kampüsü’ne “Sesten Sessizliğe/Aydınlıktan Karanlığa” başlığı altında söyleşiye gelen yönetmen Zeki Demirkubuz, toplum ve birey, iç hesaplaşma ve insan ilişkileri gibi konular çerçevesinde filmlerini nasıl bir bakış açısıyla ortaya koyduğunu anlattı. Ana akım sinemada gözlemlenebilen bütünlüğü ve devamlılığı koruma dürtüsünü Demirkubuz kendi yaptığı filmlerde nasıl kırdığını şöyle ifade etti:“Görüntü için de aynı şeyi söyleyebilirsiniz. Gerçekten kendi deneyimlerinizden bu kırılmayı estetik adına filminizi süslemek için yapabilirsiniz. Günümüzde bunun daha yaygın olduğunu düşünüyorum; özellikle Avrupa sinemasında. Ancak bu durum Tarkovsky ve Bresson gibi yönetmenlerden, ‘80’lerden sonra, daha elistist bir hale geldi. Örneğin Haneke gibi bir yönetmen sesler ve görüntülerle oynarken aynı zamanda belirli bir duygu kırılmasıyla bunu yaptı.” Demirkubuz’a göre, özellikle de teknolojinin hızlı […]

1 Mayıs’ın bestecisi ‘ruhsuzluk’tan şikayetçi

Bazı şarkılar, şiirler vardır, hayatımızın içine o kadar girmişlerdir ki bunları kimin bestelediğini, sözlerini kimin yazdığını hiç düşünmeyiz bile. Sanki onlar hep vardırlar, gökten inmişler ve hayatımızın içine girmişlerdir… İşte 1 Mayıs Marşı da kendini “solcu” olarak tanımlayanlar için böyledir. Sanki bu marş dünya kurulduğundan beri vardır ve söylenmektedir. Oysa 1 Mayıs Marşı’nın hem sözleri hem de bestesi, 1970’lerde Türkiye’nin önemli müzisyenlerinden biri olan Sarper Özsan’a ait. Halen Mimar Sinan Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Özsan’la, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı’ndan (MİHA) Serma Dursun bir söyleşi yaptı. Bu ünlü marşın bestecisini daha yakından tanımak isteyenler için Sarper Özsan’la yapılan bu söyleşiyi aynen yayınlıyoruz. 1 Mayıs Marşı nasıl doğdu? Sanıyorum 1973 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu, Bertolt Brecht’in Maksim Gorki’nin romanından aynı adla sahneye uyarladığı “Ana” oyununu oynamaya karar vermişti. Müziklerini benim yapmamı istediler. Seve seve kabul ettim ve hemen çalışmaya koyuldum. Tabii Brecht’in bütün oyunlarında olduğu gibi bu da müzikli bir oyundu ve oyunun metninde Brecht tarafından yazılmış şarkı sözleri bulunuyordu. Sanıyorum öncelikle bu sözleri besteledim. Ama oyunda, Çarlık polisinin, meydanda toplanan işçilerin üzerine yaylım ateşi açarak yüzlerce kişiyi öldürdüğü, bu nedenle de tarihe “Kanlı Pazar” adıyla geçen Rusya’daki ünlü 1 Mayıs. 1905 sahnesi için Brecht, metnin üzerine “İşçiler marş söyleyerek sahneye girer” biçiminde bir not yazmış ama hangi marş olduğunu belirtmemiş. Herhangi bir söz de koymamış… Bir süre burası için uygun bir müzik aradım ama sözüyle ve müziğiyle bu sahne için içime sinen bir müzik bulamadım. Bu durumda iş başa düştü. Bu müziğin sözlerini de, müziğini de benim yazmamın daha iyi olacağına karar verdim. Çalışmaya başladığımda gerek sözlerin, gerekse ezginin, bir yandan oyuna aykırı kaçmamasına, öte yandan da kendi halkımızın kulağına aykırı gelmeyecek bir yapıda olmasına dikkat ettim. Sözler, devrimci bir gözle yapılmış durum saptamalarını, geleceğe olan güven ve inancı, devrimci kararlığı dile getirir. Müzik ise, […]

Devr-i Âlem’in yeni devri

İstanbul’un örnek sanat, eğitim ve eğlence merkezlerinden santralistanbul’da sergilenen “Devri-i Âlem” enstalasyonu özgün haline döndü: Yunan sanatçı Lemos’un bu enstalasyonda kullandığı göçmen tekneleri, Rumeli Fener’inde bakım gördü. 1911’de hizmete giren ve 40 yıl boyunca İstanbul’un elektriğini tek başına karşılayan Silahtarağa Elektrik Santrali 2007’den beri kentin önemli kültür, sanat ve eğitim merkezlerinden biri. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin, her disiplinden modern sanata ev sahipliği yapan Ana Galeri ve Enerji Müzesi’yle paylaştığı yerleşkenin yeni ismi santralistanbul. Korunan tarihi yapıların, modern mimariyle birleştiği 118 dönümlük alan kamusal alanda sergilenen eserleriyle de dikkat çekici. Hiç kuşkusuz, bugün restoran olarak hizmet veren iki tamir atölyesinin arasında, asılı oldukları yaklaşık 6 metrelik köprüde bir kabuk gibi örtüşen iki kayık en akılda kalanı. “Uçan kayıklar” Santral’e Ekim 2007’deki “Göç: Sanat ve Tarih Üzerine Düşünceler” başlıklı uluslararası sempozyum sırasında yerleştirilmişti. Sempozyum ve yerleştirmenin aynı anda gerçekleşmesi tesadüf değildi. Yunan Sanatçı Kalliopi Lemos, “Devr-i Âlem–Round Voyage” ismini verdiği bu enstalasyonunda, Yunan adaları kıyılarında terk edilmiş bulunan iki ahşap tekneyi kullanmıştı. Göçmenlerin, Doğu’dan Batı’ya kaçışını simgeleyen bu iki tekne çelik bir köprüye yerleştirildi. Lemos’a göre teknelerin alt alta ve zıt yönleri gösterecek şekilde asılması, hayat döngüsünü ve dairesel yolculuğu çağrıştırıyordu. Nitekim “havada” dört yılı geride bırakan “Devr-i Alem” kayıkları, Haliç’in hava şartlarına daha fazla dayanamadı ve geçtiğimiz aylarda tıpkı sudaki benzerleri gibi “karaya çekilerek” bakıma alındı. Rumeli Feneri’ne götürüldü, çürüyen ahşapları yenilendi ve boyandı. Murat Usta, üste olduğu için suyla doğrudan teması bulanan teknesini polyesterle kapladı. Tamirden sonra teknelerin, 2008’deki haliyle karşılaştırıldığında bile daha iyi durumda olduğu görülüyor.Devr-i Âlem’in Santral’e dönüşü nedeniyle Kalliopi Lemos’a ulaştık ve yerleşkesinin sembollerinden biri haline gelen enstalasyon hakkındaki bilgilerimizi tazeledik. 1951’de doğan ve Londra’da çeşitli sanat dallarında eğitim gören Lemos Devr-i Alem”in “sınırlar, kültürler ve kimlikler arasında olma vurgusu taşıdığını” söylüyor: “2006’da Yunanistan’da başlayan ve 2007’de santralistanbul’da devam eden üç aşamalı çalışmam, 2009’da Berlin Brandenburg Kapısı önündeki […]

Tiyatro camında Krek

Berkun Oya'nın “Konservatuarda oynadığımız oyunlardan sıkılıp yazdım" dediği oyun Krek Tiyatro Topluluğu’nun temelini attı. Ve topluluk kuruluşundan 11 yıl sonra kendi salonuna kavuştu.

Şiddetin dublörleri

Nişantaşı’ndaki City’s Alışveriş Merkezi’nin en üst katında bulunan Toprak Sanat Galerisi’ne girdiğinizde; kaşı gözü morarmış, intihara kalkışan, bağımlı ya da delirmiş kadın portreleriyle karşılaşıyorsunuz. İnsanın içi kararıyor ama amaç da zaten bu. Fotoğrafçı Ümit Karalar, insanların, bir dakikalığına da olsa empati kurabilmesini ve acı gerçeğe duyarsız kalmamalarını istiyor. “Bu projeyi, ‘Türkiye’de her gün şiddete maruz kalarak hayatını kaybeden üç kadın var’ diye seçtim. Toplumun bilinçlenmesi gerekiyor” diyen Karalar, bu kadınların yaşadığı duygusal çöküntüyü, İngilizce okunmaya çalışıldığında Türkçe’deki “şiddet” kelimesini çağrıştıran Sheddeath isimli sergisiyle aktarıyor. Şiddet sınıf ayırmıyor Sheddeath, Marmara Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü’nden mezun, 24 yaşındaki Karalar’ın diploma projesi olarak başlamış. Ancak aralarında ünlü simaların da bulunduğu birçok katılımcının ve sponsoru Doğtaş’ın da desteğiyle bir sosyal sorumluluk projesine dönüştürülmüş. Karalar satışa sunduğu fotoğraflardan elde edilecek gelirlerin Kadınları Koruma Derneği’ne bağışlanacağını aktarıyor. 50’yi aşkın kadının yer aldığı bu projede Karalar, doktorundan, öğretmenine birçok meslek grubuyla çalışmış. Fotoğrafçı, projenin içine ünlüleri katarak başka bir noktaya parmak basmak istiyor. Karalar bunu şöyle açıklıyor: “Çünkü sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın, her meslekten kadın şiddete maruz kalıyor.” Makyaj ama gerçek Sergide, kendi fotoğraflarına bakan ünlü kadınlardan birkaçıyla sohbet etme şansı buluyoruz. Hepsi, böyle bir projeye katıldıkları için ne kadar mutlu olduklarını dile getiriyor. Oyuncu Gözde Kansu da, “Bu projede mutlaka yer almalıyım” diyenlerden. Kansu, kadının maruz kaldığı şiddeti canlandırmanın bile moral bozucu olduğunu ve çekimlerin model üzerinde psikolojik etki bıraktığını vurguluyor: “Korkunç bir şey. O anı yaşıyorsunuz.” Çekimlerden çok etkilenen bir diğer isim ise şarkıcı Zeynep Mansur. Çekimlerde, morarma ve yara izlerini oluşturmak için profesyonel plastik makyaj uygulandığını hatırlatan Mansur, çekim biter bitmez makyajını çıkarmak istediğini söylüyor. Şiddet eylemlerinin en kötüsünün fiziksel şiddet olduğunu düşünen Mansur ekliyor “Ben makyajla böyle hissederken, fiziksel şiddete maruz kalmış kadınların neler hissedebileceğini düşünün.” Toplum baskısı da bir şiddet Sergide, sadece başkalarının kadınlara uyguladığı fiziksel şiddete yer verilmiyor. Örneğin; oyuncu Özge Özder, […]