Sistemin temel amacı, özellikle yoğun iş yükü altındaki yargı süreçlerini hızlandırmak ve vatandaşın adliyeye gitmeden bazı işlemleri başlatabilmesini sağlamak. Yetkililer, yapay zekânın avukat ya da hâkimlerin yerine geçmeyeceğini, yalnızca destek aracı olarak kullanılacağını vurguluyor. Ancak hukukçulara göre tartışma yalnızca teknik kolaylıklarla sınırlı değil. Asıl mesele, algoritmaların hukuk sisteminin doğasını nasıl dönüştüreceği.
Yargılama yalnızca teknik bir süreç değil

Doç. Dr. Oya Boyar
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Oya Boyar’a göre yargı sistemi yalnızca hız ve verimlilik üzerinden değerlendirilebilecek teknik bir mekanizma değil. Boyar, hâkimlerin Anayasa’ya, hukuka ve vicdani kanaatlerine göre karar vermekle yükümlü olduğunu; yargılamanın ise yalnızca sonuca değil, o sonuca hangi gerekçeyle ulaşıldığına da dayandığını söylüyor.
Boyar, “Hakim önündeki uyuşmazlıklarda yargılamanın iki tarafını ve bunların sahip oldukları hakları görmeli, iki tarafın karşılıklı olarak hangi haklara sahip olduğunu tespit etmeli ve kararını niçin belirli bir yönde verdiğini açıklamalıdır” ifadelerini kullanıyor.
Boyar’a göre hâkimin verdiği kararın gerekçesini açıklayabilmesi ve hukuki sorumluluk taşıması, yargı sisteminin temel unsurlarından biri. Yapay zekâ sistemleri süreçleri hızlandırabilecek araçlar sunsa da, aynı ölçüde şeffaf ve hesap verebilir bir yapı kurmanın kolay olmadığını belirten Boyar, bu nedenle yapay zekânın ancak belirli dava türlerinde ve yargılama sürecinin belirli aşamalarında yardımcı araç olarak kullanılabileceğini ifade ediyor.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ece Baş Süzel ise yapay zekânın özellikle hukuki bilgiye erişim konusunda destekleyici bir rol oynayabileceğini düşünüyor. Süzel’e göre vatandaşların dilekçe örneklerine ulaşması, başvuru yollarını öğrenmesi ya da benzer kararları inceleyebilmesi açısından bu sistemler önemli kolaylıklar sağlayabilir.
Ancak Süzel, hukuki süreçlerin yalnızca belge üretiminden ibaret olmadığını vurguluyor. Ona göre bir dava süreci; somut olayın değerlendirilmesi, tarafların dinlenmesi, delillerin tartışılması ve hukuki kanaat oluşturulması gibi insan yorumuna dayalı aşamaları içeriyor. Bu nedenle yapay zekânın, yargının yerine geçen değil onu destekleyen bir araç olarak konumlandırılması gerektiğini ifade ediyor.

Prof. Dr. Ece Baş Süzel
“Standart adalet” riski büyüyor
Hukukçuların en büyük çekincelerinden biri, yapay zekânın benzer vakalar üzerinden çalışmasının “standart adalet” anlayışını güçlendirmesi.
Çünkü hukuk sistemi yalnızca benzerlikler üzerinden değil, her davanın kendine özgü koşulları üzerinden işliyor.
Oya Boyar, bu durumun özellikle “mahkemeye erişim hakkı” açısından sorun yaratabileceği görüşünde. Boyar’a göre otomatik yönlendirme sistemlerinin yanlış dava türüne yönlendirme yapması ya da standart dilekçeleri yaygınlaştırması halinde telafisi zor sonuçlar doğabilir.
Ece Baş Süzel de hukuk sisteminin tamamen standart kalıplarla işlemediğine dikkat çekiyor. Süzel’e göre bir dilekçe yalnızca şekli bir belge değil; tarafın iddiasını, hukuki talebini ve somut olayın özelliklerini ortaya koyan temel bir yargılama aracı. Bu nedenle yapay zekâ destekli standart dilekçelerin, davaların kendine özgü koşullarını yeterince yansıtamayabileceğini belirtiyor.
Uzmanlara göre ekonomik nedenlerle avukata erişemeyen vatandaşlar açısından bu tür sistemler ilk etapta kolaylaştırıcı bir çözüm gibi görünebilir. Ancak düşük maliyetli ve hızlı çözümlerin zamanla daha yüzeysel bir savunma anlayışını normalleştirebileceği de tartışılıyor.
Boyar ayrıca algoritmik sistemlerin ayrımcılık riski taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle kişilerin sosyo-ekonomik geçmişi, etnik kökeni ya da hassas kişisel verileri üzerinden şekillenen veri setlerinin yapay zekâ sistemlerinde önyargılı sonuçlar üretebileceğini söylüyor. Bu nedenle ayrımcılık yasağı, kişisel verilerin korunması, özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma hakkı gibi anayasal güvencelerin korunmasının kritik olduğunu vurguluyor.
Dünyada da tartışma büyüyor
Yapay zekâ destekli hukuk sistemleri yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın farklı ülkelerinde de tartışılıyor. Estonya’da küçük ölçekli ticari uyuşmazlıklarda yapay zekâ destekli “robot hâkim” sistemleri test edilirken, Çin’de “akıllı mahkemeler” kapsamında dava sınıflandırma ve karar öneri sistemleri kullanılıyor.
ABD’de ise COMPAS adlı algoritmik risk sistemi, siyahilere karşı önyargılı sonuçlar ürettiği gerekçesiyle uzun süre tartışılmıştı. Avrupa Birliği ise yargıda kullanılan yapay zekâ sistemlerini “yüksek riskli sistem” kategorisinde değerlendiriyor ve insan denetiminin zorunlu olması gerektiğini savunuyor.
Marmara Üniversitesi’nde Dr. Öğr. Üyesi Halil Çiçekfidan tarafından hazırlanan “Hukuk Devleti Perspektifinden Yargıda Yapay Zekâ Uygulamaları” başlıklı doktora tezinde de benzer bir uyarı yapılıyor. Tezde, yapay zekânın objektiflik ve verimlilik açısından katkı sağlayabileceği kabul edilse de “hukuki muhakemenin ve normatif değerlendirme sürecinin esasını oluşturan insan yargısının algoritmik sistemlerle ikame edilemeyeceği” vurgulanıyor. Aynı tez çalışmasının jüri üyeleri arasında Doç. Dr. Oya Boyar da yer alıyor.
Uzmanlara göre yapay zekâ, yargı süreçlerini hızlandırabilir ve daha fazla insanın sisteme erişmesini sağlayabilir. Ancak asıl tartışma, bu hızın adaletin niteliğini nasıl değiştireceği etrafında şekilleniyor. Çünkü hukuk yalnızca doğru karara ulaşmakla değil, o karara nasıl ulaşıldığıyla da ilgili.

Yorum yazın