Genel

Yeni başlayanlar için Flash Forward

Yazan: Meneviş Tozak

İngiliz Guardiangazetesi tarafından bu sonbaharda yayınlanması en çok beklenen dizilerin başında gösterilen Flash Forward, 6. sezonun sonunda bitmesi planlanan Lost’un seyirci kitlesine göz dikmeyi hedefleyecek kadar iddialı bir dizi olarak karşımıza çıktı. Türkiye’deki televizyon kanallarında yayınlanan ve ağalardan, basit kurgulu senaryolara uygun kahramanlardan ya da “çağdaş” bir görünüme kavuşturulan romanlardan uyarlanan dizilerin aksine hayli yaratıcı bir senaryosu olduğunu söylemek mümkün. Dünya üzerinde yaşayan herkesin kısa bir süre için geleceklerini görüp başlarına gelecek iyi ya da kötü olaylara doğru yol alışını anlatan dizi, yayımlanmaya başladığı ilk haftadan itibaren kimi sahnelerinde göndermelerde bulunduğu Lost gibi geniş bir fanatik kitlesine sahip oldu. 24 Eylül 2009 tarihinde Amerikan ABC kanalında gösterilmeye başlanan yükselen başarı grafiği ve kurgusu ile dikkat çeken dizi, ülkemizde resmi olarak gösterilmeye başlamadan önce de internet üzerinden hatırı sayılır bir izleyici kitlesine sahip oldu. Başrollerini ise Joseph Finnes, John Cho, Jack Davenport, Sonya Walger, Courtney B. Vance ve Dominic Monaghan gibi daha önce pek çok diziden ve filmden tanıdığımız başarılı oyuncular paylaşıyor.

2 dakika 17 saniyelik bir gelecek

Her bölümünde giderek artan bir heyecan, yeni ipuçları, küçük ayrıntılar ve olaya yeni bir boyut katan dizi, gizemli bir etken nedeniyle dünya üzerindeki herkesin 2 dakika 17 saniye süresince bilinçlerini kaybederek bayılmalarıyla başlıyor. Hareket halindeki uçakların pilotları, trenlerin makinistleri, otomobillerin şoförleri de bayıldığı için aynı anda milyonlarca insanın öldüğü felaketler de yaşanıyor. Bayılma sürecinin sonunda sağ kalanlar içinse daha farklı bir hayat başlıyor. Çünkü dizi aynı anda herkesin bu bayılma süreci içinde altı ay sonraki geleceklerini görmelerini anlatıyor. Mesela, başroldeki FBI ajanı Mark Benford, bu gizemli olayın sırrını çözmeye çalışırken ofisinde saldırıya uğrayacağını; kahraman ajanımızın eşi Olivia Benford ise bu olayın sorumlularından biriyle kendini sevgili olarak görüyor. Lezbiyen bir karakter hamile kaldığını, intihar edeceği sırada bayılan ve gelecekte Japon bir sevgilisi olduğunu gören doktor Bryce Varley ise Japonya’da aşkını aramaya koyuluyor.

İnsan geleceğini değiştirebilir mi?

Los Angeles FBI bürosundan bir ekibin bu gizemli olayın neden, nasıl ve bir daha olup olmayacağını araştırmaya başladığı dizinin kötü adamı ise bilinç kaybı yaşamayan ve şu ana kadar izleyicilerin sadece adını duyduğu “Suspect Zero” ile toplamda iki kez görünen D.Gibbons. Yaptıkları araştırmada bu olayın benzerinin 1991’de daha küçük çapta Somali’de yaşandığını tespit eden FBI ajanları, bir yandan kötü adamları yakalamaya çalışırken bir yandan da kısacık bir dilimini gördükleri geleceklerinde başlarına gelecek olan olayları engellemeye çalışmak zorundadır. Buradan yola çıkarak dizide anlatılan ise insanların gelecekte gördükleri görüntüler yüzünden değişebilir mi veya geleceklerini başka seçimler yaparak değiştirebilirler mi ya da bayılma anında kendilerine ait hiçbir şey görmeyenlerin kaderinin ne olacağı sorularına yanıt aramak oluyor.

Lost’un tahtına aday

Flash Forward, Kanadalı yazar Rober J. Sawyer’ın 1999’da yazdığı aynı adı taşıyan bilim kurgu eseri Flash Forward’dan esinlenerek yaratılmış bir Amerikan dizisi. Esere yüzde yüz bağlı kalmayan dizi ile de aralarında belli başlı faklılıklar var. Örneğin dizide altı ay sonrasını gören kahramanlarımız romanda 21 yıl sonrasını görüyor. Romanda olaylar genellikle İsviçre’deki CERN tesislerinin etrafında gerçekleşirken dizide, Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles ve California eyaletlerinde geçiyor. Tabii haliyle romanda hikaye bilim adamları üzerinden anlatılırken, dizide bu hikayeyi kahraman FBI ajanlarının üzerinden takip ediyoruz. Ancak dizi başarılı kurgusu, hikayesi ve iyi oyunculuklarıyla şimdiden, fırtınalar estıren Lost’un tahtına aday gösteriliyor. Yapımcılar dizinin tutacağından o kadar emin ki daha dizi yayınlanmaya başlamadan kendilerine beş sezonluk bir yol haritası çizmişler bile.

Dizi ara verdi, homurdanmalar başladı

Ülkemizde yeni gösterilmeye başlayan dizi, Amerika’da ise 10 bölümlük bir başlangıçtan sonra 2010’un mart ayına kadar ara verdi. Pek çok dizi fanı ise bu karar karşısında kaygılı bir şekilde dizinin geleceğinin ne olacağını merak ediyor. Televizyon dizileri için bu tür araların, geçmişte yaşanmış grev krizi gibi, zorunlu olmadıkça pek sağlıklı olmadığı konusunda herkes hem fikir. Çünkü bu şekilde şovların hızı kesiliyor ve seyircilerini kaybetme riskiyle yüz yüze kalıyor, hatta çoğu seyirci bu şekilde bir kesintiden sonra dizinin nerede kaldığını bile hatırlayamadıklarını söylüyor. Dizinin yapımcısı ise bunu araya giren farklı tatiller ve özellikle kış olimpiyatları nedeniyle diziyi iki ay içerisinde dört kere bölmek yerine böyle bir uygulamayı tercih ettiklerini söylüyor. Mart ayından itibaren tekrar başlayacak ve ilk sezonu 25 bölüm sürmesi planlanan Flash Forward, bu ayrılık sürecinden yara almadan çıkabilir mi bunu zaman gösterecek. Ancak, forumlardaki ateşli tartışmalara, barındırdığı zekice kurgulanmış hikayesine ve heyecanlı temposuna bakılırısa zarar alsa da bunu kapamayı başaracak bir yapım gibi gözüküyor.

İzleyicilerinden komplo teorileri
Lost ile başlayan spekülasyonlar ve teoriler Flash Forward’da da devam ediyor. Şimdiden internetten ya da orijinal kanalından diziyi izleyen Türk seyirciler elinde tespihi ile görülen D.Gibbons ya da Suspect Zero hakkında teoriler üretmeye başladılar bile. Dizinin genel ilerleyişi hakkında da pek çok kişinin tahminleri internette oluşturulan gerek yabancı gerekse yerli forum sitelerinde heyecanlı bir şekilde tartışılıyor. Geleceğimizi değiştirip değiştiremeyeceğimiz de aynen dizinin de konusunu oluşturduğu gibi pek çok “teorisyenin” başlıca merak konusu. Bilinç kaybında görülen görüntülerden, dizinin ana karakterine kadar her ince ayrıntı da diziyle ilgili forum sitelerinde yer alan komplo teorileri arasına giriyor. Örneğin, bu bilinç kaybının neden 2 dakika 17 saniye olduğu, “Oğullarınız ve kızlarınız gelecekten haber verecekler, gençleriniz görüntüler görecek, yaşlılarınız da hayal görecekler” denilen ve dünyanın son günleriyle ilgili olduğu belirtilen İncil’in 2:17 numaralı ayetine bağlanıyor. Ancak şu ana dek dizide herhangi bir dini tema işlenmiş değil. Komplo teorisyeni izleyiciler dizinin bir bölümünde kim olduğu belirtilmeyen “köstebek”in kim olduğuna bile karar vermiş durumda. Bu kararı “destekleyici” kanıtlar da görüş paylaşanlar arasında söz ediliyor. Forumculara göre dizideki köstebek bir anagram yapılarak adı “onların şeytanı” anlamına gelen “Their Demon” diye telaffuz edilen FBI ajanı Demetri Noh oluvermiş.

Yorum yazın