Gündem Yorum Analiz Görüş

Pekin’de 8 sene sonra ilk temas! ezber bozan zirve: Trump’ın ‘uysallığı’, Şi’nin ‘MAGA’ hamlesi ve masadaki gizli pazarlıklar

Yazan: Bahri Ak

Dünyanın nefesini tutarak izlediği Trump – Şi Cinping zirvesinde “Kazan-Kazan” diplomasisi devrede! İdeolojilerin yerini ticari takasların aldığı, enerji kartlarının ve teknoloji ambargolarının masaya sürüldüğü Pekin’deki tarihi pazarlığın tüm detayları ve gizli kazananları.

- A +

Yaklaşık iki aydır süren ABD-İran Savaşı’ndaki barış görüşmeleri tıkanmaya yüz tutmuşken, tüm dünya kamuoyunun nefesini tutarak beklediği o tarihi zirve nihayet gerçekleşti.

ABD Başkanı Trump'ı karşılama töreni

ABD Başkanı Trump’ı karşılama töreni

ABD Başkanı Donald Trump, beraberinde adeta “dünyanın gayrisafi hasılasını” taşıyan devasa bir iş dünyası heyetiyle Çin’e çıkarma yaptı. Masadaki bu Amerikan gücünü temsil eden heyette; Tesla ve SpaceX CEO’su Elon Musk, Apple CEO’su Tim Cook, çip üreticisi NVIDIA CEO’su Jensen Huang ve dünyanın en büyük fon yöneticisi BlackRock CEO’su Larry Fink başta olmak üzere, dünyaya hükmeden 12 dev şirketin tepe yöneticisi yer aldı.

Ve beklenen an gelip çattı… Air Force One uçağı, Alaska’da yakıt ikmalini tamamladıktan sonra 5-7 saatlik bir uçuşun ardından, Türkiye saatiyle 15.00 (Çin saatiyle 20.00) sularında Pekin’e teker koydu. Uçaktan iner inmez doğrudan oteline geçen ABD Başkanı, yeni dünya düzenini şekillendirecek kritik mesai için istirahate çekildi.

Peki, kapalı kapılar ardında ABD ve Çin ajandasında neler yaşandı? Kim ne aldı?

Büyük Halk Salonu’nda “Kazan Kazan” diplomasisi

Perşembe sabahı resmi program başladığında, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, konuğunu Büyük Halk Salonu’nda görkemli bir törenle karşıladı. Uluslararası diplomasinin yazılı olmayan kuralı gereği; iki lider önce en mahrem krizleri ve kırmızı çizgileri konuşmak üzere baş başa (tête-à-tête) görüşmeye çekildi.

Sadece tercümanların bulunduğu bu kapalı kapılar ardındaki dar kapsamlı zirvenin ardından, salonun kapıları açıldı ve dünyanın en zengin masası kuruldu. Masanın ABD tarafında, yönettikleri bütçelerle devletleri kıskandıran o dev CEO’ların da katılımıyla “heyetlerarası genişletilmiş görüşmelere” geçildi. Herkesin diken üstünde beklediği ‘ticaret savaşları’ gerginliği, bu masada sürpriz bir şekilde yerini iş dünyasının o pragmatik ‘kazan-kazan’ formülüne bıraktı.

Çin ve ABD heyetleri Şi ve Trump öncülüğünde

Çin ve ABD heyetleri Şi ve Trump öncülüğünde

Gündüz mesaisinin ardından tüm dünya kamuoyunun gözü, ajanslara servis edilen o tarihi devlet yemeği ve resepsiyon görüntülerindeydi. Gecenin açılışını yapan Şi Cinping, sahneye çıkarak Trump’a ve Amerika’ya yönelik ezber bozan, övgü dolu açıklamalar yaptı; kadehini iki ülkenin ortak refahı ve “ittifakı” için kaldırdı. Hemen ardından kürsüye gelen Trump da bu sıcaklığa aynı tondan yanıt verdi. Her zamanki agresif tutumundan uzak, oldukça sakin bir tavırla Şi’yi “büyük bir lider” olarak tanımlayan Trump, Çin ile olan tarihi ilişkilere vurgu yaparak bu devasa ortaklığın öneminin altını çizdi. Ancak iki liderin bu karşılıklı övgü şovunun ardında, o uzun masada koparılan devasa tavizler yatıyordu.

Şİ’den Trump’a zekice bir jest! “MAGA ile Çin rüyası yan yana  

Zirvenin şüphesiz en çarpıcı çıkışı Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’den geldi: “Çin ulusunun yeniden şahlanışını gerçekleştirmek ile Amerika’yı yeniden büyük yapma (MAGA) hedefleri el ele yürüyebilir.” Bu sıradan bir açıklama elbette değildi, alt metninde çok stratejik bir hamle yatıyordu. Trump’ın parayı ve ticareti ne kadar sevdiğini artık tüm dünya biliyor. Şi de tam olarak onun bu özelliğine oynadı. İki ulusal düşman ideolojiyi ortak bir ekonomik paydada birleştirme teklifini sundu. Jeopolitik gerilim ve ticaret savaşları bir anlık bile olsa salonda ortaklığa büründü. Peki bu kontrollü söylemlerin perde arkasında ajandalarda neler yazıldı? Kim, ne aldı? 

Beyaz Saray’ın ajandası ve Trump’ın operasyonel kazanımları

1. Hürmüz Boğazı Düğümü ve Enerji Kartı Zirvenin belki de en kritik maddesi, alev topuna dönen Orta Doğu oldu. Yaklaşık iki aydır süren ABD-İran savaşının patlak vermesiyle beraber Çin, her ne kadar tankerlerini aktif şekilde bölgeden geçirmeye devam etse de bu süreçten ciddi yara aldı. Çünkü Çin ekonomisinin mihenk taşlarından birini, her gün limanlarına oluk oluk akan Körfez petrolü oluşturuyor ve bu varillerin kalbi Hürmüz’den geçiyor.

İşte tam bu noktada Trump, “Amerikan petrolü” kozunu masaya sürdü. İki taraf, enerji akışının serbestliğini desteklemek adına Hürmüz Boğazı’nın açık kalması gerektiği konusunda mutabık kaldı. Ayrıca Çin’in, Orta Doğu kaynaklı olası bir krizde ABD petrollerini alma kararı, bölgeyi ekonomik olarak da derinden etkileyecek bir hamle. Halihazırda Venezuela petrolünü de kontrolünde tutan ABD için Çin’e yapılacak bu devasa enerji ihracatı, hem Amerikan ekonomisine muazzam bir sıcak likidite sağlayacak hem de küresel enflasyonu dizginleyecek kilit bir formül.

2. İran Nükleerinde “Ortak Dil” ve Arakçi Detayı Görüşmenin dikkat çeken bir diğer hayati detayı, İran konusundaki ortak dildi. Her iki ülkenin de “İran’ın nükleer silaha sahip olmaması” konusunda anlaşması, Orta Doğu’daki dengeleri temelinden sarsacak bir gelişme. Amerikan kaynaklarının paylaştığı bu bilgi teyit edilirse, İran diplomatik olarak büyük bir yara almış demektir.

Ancak dünya siyasetinde her an her şey olabilir. Zira unutmamak gerekir ki; İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu zirveden sadece bir hafta önce Çin tarafına “Nükleerden vazgeçmeyeceğiz ama zenginleştirilmiş uranyumu kontrollü şekilde başka bir ülkeye taşıyabiliriz” mesajını iletmişti. Bölge hâlâ çok sıcak ve o ince fay hattında neler olacağını hep beraber göreceğiz.

3. Afyon Savaşları’nın rövanşı mı: Fentanil Krizi Gelelim Trump’ın iç siyasetteki en büyük kozuna: Fentanil. Bu meseleyi tam olarak kavrayabilmek için sizleri tarihin arka sayfalarına götürmek isterim. Çin’in geçmişte İngiltere ve Batı tarafından afyonla nasıl zehirlendiğini ve İkinci Afyon Savaşı’nda neler kaybettiğini hatırlayın. Pek çok Amerikalı analist, bugün ABD’de her yıl yüz binlerce kişinin ölümüne sebep olan ve Meksika kartelleri üzerinden ABD iç pazarına sokulan sentetik uyuşturucu fentanilin arkasında, Çin’in tarihi bir “rövanş” güdüsü olduğunu düşünüyor. Çünkü Meksika’ya bu uyuşturucunun hammaddesi olan öncü kimyasalları Çin satıyor. Trump, bu akışın durdurulması konusunda Şi’den aldığı ilerleme sözüyle, Cumhuriyetçi seçmenin karşısına devasa bir zaferle çıkmaya hazırlanıyor.

4. Büyük teknoloji savaşı: Silikon Vadisi, Çin Seddi’ni aşabilecek mi? Son olarak, masadaki o devasa ABD teknoloji şirketlerinin Çin pazarına açılma vizyonu, inanılmaz bir ekonomik senaryoyu doğuracak. Kulağı hoş gelse de düşünmeden edemiyorum: ABD’nin süper şirketleri, bizzat Çin devletinin desteklediği devlerle o pazarda nasıl başa çıkacak? Tesla’ya karşı BYD’nin, WhatsApp ve Facebook’a karşı devasa “SuperApp” WeChat’in, ChatGPT’ye karşı DeepSeek’in kendi evinde kıyasıya mücadele ettiği bir arenada, bu anlaşmaların sahaya yansıması yepyeni bir ekonomik denklemi beraberinde getirecek.

Madalyonun diğer yüzü: Çin’in Ajandası ve Stratejik sabır

Trump her ne kadar masadan somut kazanımlarla kalkmış gibi görünse de, madalyonun diğer yüzünde Şi Cinping’in zekice kurguladığı bir hayatta kalma stratejisi yatıyor. Peki Çin, verdiği bu devasa tarım ve enerji tavizleri karşılığında ne aldı? İki kelimeyle özetlemek gerekirse: Zaman ve Nefes.

Çin resmi kaynaklarından elde ettiğimiz “Önümüzdeki üç yıl ve sonrası için stratejik rehberlik sağlayacak yapıcı istikrar” cümlesi, aslında basit bir diplomatik temenni değil; Pekin’in kopardığı altın değerinde bir mühlettir. Gelin bu “nefes borusunun” alt metnini birlikte deşifre edelim:

1. Trump’ın ‘Öngörülemezliğine’ karşı 3 yıllık sigorta: Trump’ın dış politikadaki en büyük silahı, ani kararları ve öngörülemez yapısı. Kendi içinde ciddi bir ekonomik yavaşlama ve türbülansla boğuşan Çin’in, şu an en çok ihtiyaç duyduğu şey dışarıda sükunet. Çin; Amerikan soyasını, tarım ürünlerini ve enerjisini yüklü miktarda satın alma sözü vererek aslında Trump’ın “yıkıcı yeni gümrük tarifesi” tehditlerini savuşturmayı başardı. Trump ile anlaşılan bu “3 yıllık vizyon”, aslında Trump’ın görev süresinin sonuna kadar uzanan bir barış çubuğu. Çin, ekonomisini toparlamak ve dış şoklardan korunmak için kendine hayati bir zaman dilimi satın aldı.

2. Çip savaşlarında ve ambargolarda ‘Karşılıklı fayda’ takası: Bilindiği üzere ABD’nin yarı iletkenler, yapay zekâ çipleri ve başta Huawei olmak üzere teknoloji devlerine uyguladığı ağır ambargolar Çin’in nefesini kesiyordu. Şi Cinping masada çok kurnazca bir hamle yaptı: “Benim pazarım Amerikan şirketlerine sonuna kadar açık, gelin birlikte kazanalım” diyerek ABD sermayesini Çin’e çekti. Bu imtiyazların karşılığında ise, ABD’nin teknolojik çevreleme ve yaptırım politikalarını yumuşatmayı, baskıyı belirli “uygun sınırlar” içine çekmeyi hedeflediği çok açık.

3. Sıcak çatışma freni ve iletişim kanalları: Pekin yönetiminin kopardığı bir diğer sessiz taviz ise askeri alanda oldu. ABD ordusu ile siyasi, diplomatik ve askeri iletişim kanallarının açık tutulması garantisini alan Çin, özellikle Tayvan Boğazı veya Güney Çin Denizi’nde yanlış anlaşılmalardan doğabilecek “kaza kurşunu” riskini diplomatik yollarla dizginlemiş oldu. Bu durum, ABD’nin bu bölgelerdeki agresif devriyelerini sınırlandırması anlamına da geliyor.

Masadaki bomba: Tayvan ve ‘ateş ile su’ uyarısı

Tüm bu ekonomik takasların, “MAGA ile Çin rüyası el ele yürür” gülücüklerinin arasında zirvenin en sert, en tavizsiz uyarısı Çin’in kırmızı çizgisinde geldi.

Şi Cinping, diplomatik nezaketi bir kenara bırakarak adeta masaya yumruğunu vurdu: “Tayvan’ın bağımsızlığı ile barış, ateş ve su kadar uzlaşmazdır.” Bu sözler, zarafet kılıfına sarılmış çok net bir ültimatomdu. Şi açıkça Trump’a şunu dikte etti: “Seninle ticaret yaparım, Amerikan tarım ürünlerini alırım, fentanil akışını keserim, hatta Hürmüz’de küresel ticaretin koruyucusu rolüne bürünüp petrolünü de alırım. Ama egemenliğime, Tayvan’a dokunursan, o masayı deviririm. Çarpışırız ve bu tüm ilişkiyi büyük bir tehlikeye atar!”

Sonuç: İkili iyimserlik ve uzlaşı tutumu ne kadar sürer, ne zaman biter?

Pekin’de gördüğümüz manzara, geleneksel devlet diplomasisinden ziyade iki devasa holding patronunun pazar payı bölüşümüydü. Şi Cinping, Trump’ın nabzına göre şerbet vermeyi başardı, Trump ise Çin’i şeytanlaştırmak yerine milyarlık pazarı ve sıcak parayı tercih etttiğini gösterdi. Ancak unutulmamalıdır ki; Tayvan meselesi masada çözülmeden durdukça, bu “MAGA ve Çin Rüyası” ittifakı her an “ateş ve suya” dönüşebilecek kırılgan bir fanteziden ibarettir.

Yorum yazın