Genel

Alevi açılımı bakana tosladı

Yazan: Merve Yüksel

Devlet Bakanı ve eski Diyanet İşleri Başkanı Sait Yazıcıoğlu’nun, HABERTÜRK gazetesinde yayımlanan röportajında, “Aleviler diyanette temsil edilemez” şeklindeki sözleri Alevi kanaat önderleri tarafından tepki çekti. Bugün (16 Mart) Habertürk Gazetesinde Balçiçek Pamir’e verdiği röportajında Devlet Bakanı Profesör Sait Yazıcıoğlu, “Aleviliği kişisel olarak da tanımlayamıyorum, devlet de tanımlayamıyor. Alevilerin Diyanet’teki temsilini asla doğru bulmuyorum. O durum […]

Devlet Bakanı ve eski Diyanet İşleri Başkanı Sait Yazıcıoğlu’nun, HABERTÜRK gazetesinde yayımlanan röportajında, “Aleviler diyanette temsil edilemez” şeklindeki sözleri Alevi kanaat önderleri tarafından tepki çekti. Bugün (16 Mart) Habertürk Gazetesinde Balçiçek Pamir’e verdiği röportajında Devlet Bakanı Profesör Sait Yazıcıoğlu, “Aleviliği kişisel olarak da tanımlayamıyorum, devlet de tanımlayamıyor. Alevilerin Diyanet’teki temsilini asla doğru bulmuyorum. O durum başka tartışmaları da beraberinde getirir. Hiç akla gelmedik temsil talepleri olabilir. Hanefiler, Şafiler başka tarikatlar da isteyebilir. Ertuğrul Günay’ın Alevilerden özür dilemesinde olduğu gibi özür işine girersek o kadar özür malzemesi var ki işin içinden çıkamayız. Din dersi zorunlu olmalı…” gibi ifadeler kullanmıştı.
Yazıcıoğlu’nun söylediklerine tepki göstererek, hak taleplerinin demokratik bir mücadele olarak görülmesinin gerekliliğini savunan Aleviler, sözkonusu ifadelerin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) inanç özgürlüğü konusundaki gerçek bakışını yansıttığını söyledi. Yerel seçimler öncesi Alevi seçmenlere yönelik bir dizi açılımdan sıkça söz eden AKP’nin, Alevilerin güvenini daha da yitirmesine neden olan bu ifadelerle ilgili cemaat önderlerinin yorumları şöyle:

Cemal Şener (Yazar, Karacaahmet Sultan Derneği Başkanı):

Bu çok şanssız bir açıklama. Bir taraftan AKP Avrupa Birliği için taahhütler verip Alevi açılımından söz ediyor, öte yandan diyanetten sorumlu devlet bakanı böyle bir açıklama yapıyor. Bu da AKP’nin bu konudaki samimiyetini gösteriyor. Türban konusundaki sıkıntı onlar için inanç özgürlüğünün zedelenmesi anlamına geliyor ama karşısında ister 10 milyon ister 20 milyon nüfuslu olsun, islamiyetin farklı bir yorumu olan Alevilik olunca görmezden geliniyor. Bu Alevilere karşı samimiyetsizliktir. Türkiye’de Allah’a, Kuran-ı Kerim’e, Hz. Muhammet’e inanan ama ibadetlerini onlar gibi yapmayan kitlenin inanç özgürlüğü söz konusu olduğu zaman inkarcılık yapıyorlar. O zaman dünya alem, türban konusunu dini bir gereksinim değil, siyasi bir gereksinim olarak savunduklarını görmüş oluyor. Devlet bakanının bu sözleri, seçim öncesi Alevi toplumunu, inanç özgürlüğünü savunanları hayal kırıklığına uğratan bir düşünce. AB’ye söz vermeleri, kamuoyuna söz vermeleri de samimi değil. Gerçekten, Türkiye’yi Sünnilikle yönetilen bir devlet olarak görüyorlar. “Alevilere bu hakları verirsek başkaları da ister” sözleri de demogoji. Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı’nı tarikatlar yönetiyor. Türkiye’de dini vecibelerini yerine getirme zorluğu çeken Alevilerden başka bir topluluk göstersin bakan. Camiler, bakanlıklar, meclis, devlet tarikatlarin işgalinde. Bakanın kendisi dahil hepsi tarikata mensup. Başka gökyüzünden tarikatlar mı gelecek anlamıyorum. O yüzden bu da samimi değil. Sadece kendilerini İslamın temsilcisi görüyorlar. Yakında bu tarikatlar birbirine düşecek bence ancak o zaman biz de Diyanet İşleri Başkanlığından kurtulacağız.

Rıza Zelyut (Yazar):
Diyanet İşleri Başkanlığı inkarcı, tek tipçi bir dünya görüşünü temsil etmektedir. Bu inkarcı zihniyet geçmişte Sünni literatürde bulunan bilgileri bile inkar ettiren bir çizgidedir. Milel Nihal kitapları denen mezhep kitaplarında bile islam içerisinde Alevilik ve Sünnilik diye iki kolun olduğu kabul edilir. Bugüne baktığımız zaman Diyanet İşleri İslamın Sünni kolunu temsil etmekte, bütün yayınları ve uygulamaları bu doğrultudadır. Ama biz İslamı temsil ediyoruz diye ortaya çıkmaktadırlar. Fakat İslam tek bir parça halinde değildir. İslam Sünni kaynakların da gösterdiği gibi Alevilik ve Sünilik diye mezheplere ayrılmıştır. Bugün Diyanet İşleri, Sünni İslamı temsil ediyor. Sünni İslamı gerçek olan olarak kabul etmek suretiyle Aleviliği yok sayıyor. Bu Diyanet İşlerinin yaptığı din bilgisi kitaplarına bile ters düşen inkarcı ve tek tipçi bir davranıştır. Bunlarla da açılım falan olmaz. Diyanet İşleri, hükümetleri, milli güvenlik kurulunu da yönlendiriyor. Böyle olunca da Türkiye’de Alevilere yönelik açılımın önünü tıkayan bir numaralı kurum haline geliyor. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı’yla Osmanlı’daki şeyhülislamlık kurumu aynıdır. Türkiye’de gerçek bir din kurumu yoktur. Osmanlı Şeyhülislamlığı devam etmektedir. Yani Müftü Ebu Suud Efendi’nin söyledikleriyle, diyanetten sorumlu devlet bakanı Sait Yazıcıoğlu’nun söyledikleri üç aşağı beş yukarı birbirine benzer. Bu diyanetle hükümetin açılım sağlaması mümkün değildir. Meseleye diyanetçilerin gözüyle değil, demokratik hak talebi olarak bakmak suretiyle Alevilerin sorunu çözülebilir diye düşünüyorum.

Mehmet Çamur (Şahkulu Dergahı Başkanı):
Sayın bakanın bu söyledikleri yanlış. Şahkulu Sultan Vakfı olarak diyanetin içinde yer almak istemiyoruz ama bakanın sözlerine katılmıyorum. Söylediklerinde tek bir doğru vardır o da Alevilerin nüfusu konusunda söyledikleridir. Alevilerin tanımını yapamadığını, Alevilerin de tanım konusunda kendi arasında da fikir birliği olmadığını söylemiş. Çeşitli tarikatlere bölünen yurttaşlarımız olduğu bir gerçektir. Ama Sünni yurttaşlarımıza neden görüş birliğine varamadınız denilmiyor. Mesela Şafii ve Sünni yurttaşların namaz kılmada ve abdest almada çeşitli sorunlar yaşıyorlar. Bu bir şeyleri savsaklamaktır, yanlış bilgilendirmektir. Zorunlu din dersinin kaldırılmasına taraftar olmadığını ifade etmiş. AİHM ve Türk Yargısının insanlara zorla bir başka inancın dersinin verilemeyeceği yolunda kararları var. Eğer AB’ye girelim diye uğraşıyorlarsa bu kararların uygulanması gerekir.

Muharrem Ercan (Karacaahmet Sultan Dergahı Alevi dedesi):
Alevilerin sayısı 8-10 milyon değil 1 milyon da olsa azımsanamaz. Bu insanların inançları bu, camiye de gitmiyorlar. Cemevimizin de yasal olduğunu söylüyoruz. Bakanın ne demek istediğini ben anlamadım çünkü başbakan başka söylüyor, belediye başkanları başka söylüyor, devlet bakanı başka söylüyor. Bunun bir çelişki olduğunu düşünüyorum. Diyanette zaten Hanefiler, Şafiiler, Malikiler de var ama tarikatların her biri onların bahçesi. Tarikatler onlardan katkı alıyorlar. Gerçek fikirlerini ortaya koydular. Tanımazlarsa tanımasınlar ne yapalım.

Hüsniye Takmaz (Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı):
Bizim vakıf olarak da kişisel olarak da görüşümüz diyanet trafından temsil edilmek istemediğimizdir. Çünkü diyanetin bırakın içinde bulunmayı, vakıfların genel müdürlüğünün içinde çaycı olmak bile çok zor. Biz temsil edilsek de Aleviliğin asimile olacağından eminim. Alevilik yüzyıllar boyu tüm yazılı kaynakların kaybolmasına rağmen, kendisini bugünlere kadar getirdiyse bundan sonra da bu inanç ve kültür yaşamaya devam edecektir. Ama gerçekten çok demokrat ve aydınlarsa, gerçekten sloganlarında olduğu gibi, Türkiye için “büyük düşünüyorlarsa” bıraksınlar da Hanefiler, Şiiler, Şafiiler de diyanetçe temsil edilsinler. Hepsinin farklı inanç yapısı var, bunlar dinin farklı yorumları. Bu insanlar da kendilerini rahat ifade etsinler. Devlet bakanının sözlerinden anlaşılıyor ki Alevi inancını tanımlamak istemiyorlar. Allahımız, kitabımız, peygamberimiz ortak ama dini ibadet alanımız ortak değil. Bizi yorumlamak istemiyorlar, oysa ki tek bir cümleyle yorumlayabilirler; “Allahı, peygamberi ve kitabı ortak ama ibadet alanı farklı olan bir dini anlayış”. Görüldüğü gibi çok da zor değil. İsteseler çok rahat bunu ifade edebilirler. Bizi çok da fazla tarif etmelerine ihtiyacımız yok. Keşke dünya bizi tanısa. Zaten dünyada İslamiyet barışa erişecekse Alevi yorumuyla erişecektir diye düşünüyorum. Aksi halde bu kadar radikal bir İslamın gelişmekte olması, İslam alemine ve dünyaya daha da büyük sıkıntılar yaşatacak. Din dersi öğretmenleri okullarda neler söylüyorlar çocuklara, bunun on yıl böyle geliştiğinde nerelere götürecek hepimizi biraz düşünelim bence. Kendisinin dışında başka hiç kimsenin yaşamasının doğru olmadığını düşünen, başka inançların yaşamasına gerek görmeyen bir düşünce sisteminin etkin olmaya devam ettiğini görüyoruz. Dünya için de bu bir felaket, bu sistem karşıtını doğuracaktır çünkü.


İsmail Saçlı (Kartal Cemevi Genel Sekreteri. Alevi Vakıfları Federasyonu Başkan Yardımcısı):

Bu kadar açılım laflarından sonra bu sözü anlamak çok zor. Aleviler temsil edilmemeli diyor kendisi ama zaten temsil edilmek isteyen kim? Biz laik bir ülkede diyanet olmamalı diyoruz, olacaksa da bu şekliyle hiç değil. Eğer o ülkenin yurttaşıysa sayı da önemli değil ki. TRT Şeş iyi oldu da demiş, Alevilerin de haklarını alabilmeleri için şiddet örgütlerinin mi olması lazım. Biz bir kere bu açıklamayı kınıyoruz. Bir taraftan Alevi açılımı diyeceksin, bir taraftan Alevileri temsil etmeyiz diyeceksin, bir taraftan da Alevilerin cemevlerini ibadet yeri kabul etmeyeceksin. İnsan nerede istiyorsa orada ibadet eder. Eskiden bütün köy evleri cemeviydi bizim için. Şekil değil ki bizim derdimiz. O bahsettiği grupların da sıkıntıları varsa onların sıkıntıları da giderilsin. Bizi onlarla karşı karşıya getirmenin bir alemi yok ki. Ama bakanın bahsettiği o tarikatler zaten temsil ediliyorlar diyanetçe, ayrı ayrı camileri var hepsinin. Ama yine de talepleri varsa yerine getirilmeli. Eğer laik, demokratik bir ülkeysen, Hristiyanların da, Musevilerin de, Şiilerin de taleplerini yerine getirmelisin. En büyük sıkıntı uygulamada, yürütmededir. Yargı da görevini yapıyor, en son Antalya’da bir vatandaş çocuğunun zorunlu din dersine girmemesi konusunda başvurmuştu. AİHM kararları var bu zorunlu din eğitimi konusunda, yargı görevini yapmış ama sıkıntı yürütmede. Cemevlerimizin yasal statüye kavuşmamasının önündeki en büyük engel diyanettir. Yenibosna cemevine icra geldi. 26 Temmuz 2008’de bir yasa çıktı, “İbadet yerlerinin elektrik, aydınlatma giderleri diyanetin bütçesinden ödenir” diyor. Türkiye’deki 100 bin caminin elektrik parasını diyanet ödüyor. İbadet yeri olarak cemevininki de kiliseninki de, sinagogunki de ödenmeli. Yasa var ama uygulama yok, yeter ki uygulayacak zihniyet olsun. Üstelik Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış bir bakanın bu sözlerini kınıyoruz. Alevi açılımı diyorlar ama tersten okumak lazım; AKP Alevilere zaten kapalı. AKP aydınlara, demokratlara ne kadar karşıysa, Alevilere de o kadar karşıdır.

Yorum yazın