Etiket din

Duman’lı hava

Konu “manevi mukaddesatımız” olduğunda, ne ifade özgürlüğünü ne de içeriği bile anlaşılamadan getirilen yasakları tartışabiliyoruz.

200 Kağıthaneli

Kağıthane'de oturan 200 çocuk, Ahmet Hatipoğlu Camii’nin “namaza gel, puanları topla” etkinliğinde Umre ve dizüüstü bilgisayar için yarışıyor.

En ahlaklı ödül

Diyanet İşleri Başkanlığı toplumun ahlaki ve dini değerlerini kaybetmemesi için bir ödül koymaya hazırlanıyor. “Yılın annesi” gibi artık yılın “dindarı” ve “ahlaklısı” da seçilecek.

Dinde zorlama yok, dersine var

Emirgan’daki Osman Saçmacı İlköğretim Okulu’nda öğrenim gören, 7. sınıf öğrencisi R.’nin önümüzdeki birkaç senede alacağı notlar, ileride hangi lisede okuyacağını belirleyecek. Yapılan başarı puanlarının sadece küsuratıyla, yüzlerce kişinin elenebildiği bir sistemde, o da güzel bir puan yaparak iyi bir okula girmek istiyor. Fakat onun alacağı puanı etkileyecek derslerden biri de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına aykırı olduğu halde verilen, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi. R. şimdi Alevi olmasına rağmen, puan kaybetmemek için harıl harıl Arapça dua ezberlemeye çalışıyor. AİHM, 2007’de verdiği kararda; “Türkiye’deki din kültürü ve ahlakı dersleri, demokratik bir toplumda verilen eğitimde olması gereken, objektiflik ve çoğulculuk, bunun yanı sıra öğrencilerin dine karşı sorgulayıcı bir bakış geliştirmeleri ölçütlerini karşılamamaktadır” demişti. Muafiyet çözüm değil ayrı bir sorunAnne B. (37) kızını din dersinden muaf tutmak için yargı yolunu seçmemiş. Haksız da sayılmaz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı Fevzi Gümüş sadece kendi derneklerinde, elliye yakın sonuçlanmış ya da sürmekte olan muafiyet davası olduğunu söylüyor. Bu davaların çok uzun sürdüğünü anlatan Gümüş, dava süresi boyunca çocuğun din dersi almaya devam ettiğini de hatırlatıyor. Fevzi Gümüş’ün dikkat çekmek istediği bir başka nokta da, çocuğun dersten muaf olmasının bir kazanım olmadığı. Gümüş, “Dava kazanılsa bile, çocuğun muaf olduğu, öğrenciler, öğretmenler ve yönetim tarafından biliniyor. Bu durumu herkes kendi kimliğine, kendi algısına göre değerlendiriyor” diyor. Muaf olan öğrencilerin, okulda dışlanma, lakap takma gibi sorunlarla karşılaştığını belirten Gümüş, bu yüzden ayrı bir psikolojik baskı altına girdiklerini belirtiyor. Baskıdan kaçmak için kimlik gizleniyorAnne B. de, hem uzun bir davanın, hem de muafiyetin, kızının arkadaşlarından farklıymış gibi hissetmesine neden olacağını düşünmüş. Ayrıca, kızının Alevi kimliği ön plana çıktığında, eğitim kadrosunun tepkisinin de değişmesinden korkmuş .”Bu konuda keskin düşünceleri olan Sünni öğretmenleri olabilir, notlarını da riske atmak istemedim” diyerek anlatıyor bu süreci. Kızının bir ders saati boyunca dışarda tek başına beklemesinin de onu üzeceğini düşünerek bu […]

Kadın sünneti

Senegal’de resmi bir toplantının ortasında kimseye fark ettirmeden sessizce ağlıyordu. “Her şey o kadar yabancı ki, ben n’apıyorum burada” dedi kendisine. Dillerini bilmediği insanlar devlet erkânının da olduğu bir toplantıda konuşmalar yapıyor, şiirler okuyor, dans ediyordu. Sonra ağlaması geçti, konuşulanları anlamasa da konuyu bilmesi yabancılığını atmasına yetti. Çünkü o konunun belgeselini çekmek için İstanbul’dan Afrika’ya gitmişti. Kadın sünneti, İstanbul Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video Bölümü son sınıf öğrencisi Cemre Yeşil’in (23) bitirme tezi için seçtiği konuydu. Cemre “başkasına, bambaşkasına ait bir hikâye” için yıllar önce okuduğu ama hiç unutmadığı bir kitabın etkisiyle gitti Senegal ve Gambiya’ya. İki hafta boyunca sünnet yapılan köylerde kadınlarla, erkeklerle birlikte oldu. Kesik(Cut) ismini verdiği belgesel bu çalışma sonunda ortaya çıktı. Onunla ekmeğini paylaşan insanlara “ihanet etmeden” tamamladı belgeselini. Doğru anlaşılmak için de “Bu, sadece bir gelenektir. Korkunçtur, ama özünde kötü niyetli değildir. İnsanlığın utancı değildir, insanın kendisidir” diye başlayan bir beyan yazdı. Bize de “kadının, kadın olmaya devam etme çabası” diyerek tanımladığı sünneti ve gözlemlerini anlattı. Kadın sünneti konusu seni neden yollara düşürdü?Somalili model Waris Dirie’nın kadın sünnetini anlattığı Çöl Çiçeği kitabını okumuştum 16 yaşında ve çok etkilenmiştim. O zamandan beri kafamı kurcaladı bu konu. Üniversiteyi bitirme projemde benimle hiçbir alakası olmayan (kadın olarak tabii ki alakası var) bir hikâye anlatmak istedim. Buradan Afrika’ya gidip o kadınları orada dinleyen biri olmak istedim kendi adıma. Oradaki bağlantıları nasıl kurdun, nasıl bir ön hazırlığı oldu belgeselin?Uzun bir süre bana destek verecek kuruluş aradım. Tostandiye bir sivil toplum kuruluşuyla yazısız bir anlaşma yaptık: ben onlara fotoğraflarımı verdim onlar da insanlara ulaşmamda kolaylık sağladı. Bu kuruluş orada kadın sünnetinin bırakılması konusunda eğitimler veriyor. Dolayısıyla konuya nasıl baktığımı çokça sorguladılar; döndüğümde “iğrenç bir şey yapıyorlar” demeyeceğime emin olmak istediler. Onlarla aynı kafadaydık ama ne yalan söyleyeyim kadın sünnetine dair algımı değiştirdiler. Sünnet coğrafyasıKadın sünneti yoğun olarak Afrika ve Asya’da uygulanıyor. […]

Elhamdülillah Müslüman: Asia Connection

Rap müzik neyi çağrıştırır? Sözleri, müziğin tempo ve ritmine göre ve çoğu kez hızlı şekilde söylenen bu türün adı İngilizce’de “ağır eleştiri” anlamına gelir. New York’un arka sokaklarında doğan ve zamanla dünyaya sirayet eden müziğin, isminden de anlaşılacağı üzere dokundurması, en azından bir fiske atması olağandır. “Beyazların” hakim olduğu düzene eşitsizliğe, adaletsizliğe başkaldırır. Serttir. Yıkıcılığı “gangsta” tarzında olduğu gibi kimi zaman sokaktaki şiddete övgüye kadar gider. Gelgelelim her ülke gibi Türkiye de, kendi rap ve rap müzisyenlerini yarattı. İş, yukarıda saydığımız konulardan manevi hayatımıza kadar ilerledi. Örneğin, bu âlemin önemli isimlerinden Sagopa Kajmer (Yunus Özyavuz) protest çizgide devam ettirdiği müziğini son yıllarda İslami rap’a taşıyarak büyük bir değişim yaşamıştı. “Manevi duygular”la müzik yapan rapçilere son günlerde yeni bir isim daha eklendi. Radikaltakma isimli Gökhan Dönmez ve Şüphetakma isimli Emrah Sezek’in kurduğu Asia Connection, ilk albümü La Havle Meclisi’ni geçtiğimiz günlerde yayınladı. Bir yıl önce Radikal’in önerisiyle bir araya gelen iki rapçi, yaptıkları müziği İslamî rap olarak isimlendiriyor. “Bize gelen bela ve sıkıntıların Allah-ü Teala’nın takdiriyle olduğunu biliriz” ya da “kimi kalbinde iman taşır, kimindeyse şeytan var” gibi sözler, grubun 17 şarkılık albümünde benzerlerini sıkça gördüğümüz örnekler. Asia Connection’la HaberVs’nin müzisyen muhabiri Server Uraz görüştü. Bundan önceki çalışmalarınıza baktığımızda “manevi hayat”ın müziğinizde ön planda olmadığını görüyoruz. Müzik tarzınızı “İslamî rap” olarak belirlemenizin nedeni nedir? Şüphe: Bundan öncesini çocukluk olarak görüyorum. Küfürlü sert parçalar çocukluğumuzun esiriydi. Amerikan rap’inden ve büyüklerimizden böyle gördük. Şimdi maneviyata daha fazla yer verme sebebimiz şu: Ben zaten çocukluğumdan beri maneviyata çok düşkün bir insandım. Dilimden Allah kelimesi eksik olmaz, hep şükrederim. Bundan önce Aşk-ı Allah diye bir albüm yaptım, İslamî rap tarzındaydı. Kendi içimdekileri yazdım. Bir ara müziği bırakma kararı almıştım, bu süre içinde Radikal ile bir şarkı yaptık, kendimdeki değişimi fark ettim. Somut olaylardan, manevi olaylara yönelmeme olgunlaşma aşaması diyebilirim. Çocukluğumdan beri kendime “neredeyim, ne yapıyorum, […]

Yoksula hırsızlık caiz midir hocam?

İngilitere’de Londra’nın 355 kilometre kuzeyindeki Kuzey Yorkshire adlı kasabada papazlık yapan Tim Jones’un açıklamaları geçtiğimiz günlerde ortalığı karıştırmış, yoksulluk ve hırsızlık ekseninde büyük bir tartışma yaratmıştı. Anadolu Ajansı’nın 22 Aralık 2009 tarihli haberine göre Jones, ihtiyaçlarının ötesine geçmemeleri halinde yoksulların büyük alıveriş merkezlerinden mal çalmalarının anlayışla karşılanması tavsiyesinde bulunuyordu. Jones, daha sonra eleştirilere neden olan sözlerini, “Toplum, birçok yoksul insanın vaziyetini kabul etmeyerek hata yapıyor” diyerek savunurken başrahip Richard Seed, yazılı bir açıklamayla İngiliz Kilisesi’nin mağazalardan hırsızlık yapılmasını hoş göremeyeceğini ifade ediyordu. Özellikle ekonomik kriz sonrası yoksulluğun arttığı Türkiye’de bu haber oldukça ilgi çekti ve üzerinde konuşuldu. İngiltere’de bir din görevlisi, ihtiyaçlarla sınırlı olmak kaydıyla hırsızlığın mazur görülmesini tavsiye ederken Türkiye’deki din görevlilerinin bu konuyla ilgili ne düşündüklerini merak ettik. İstanbul’un farklı yerlerinde görev yapan imamların çoğu hırsızlığın, İslam dinine göre caiz olmadığı görüşünde. Hiç bir olayın ve durumun hırsızlığı meşru kılamayacağının da altını çizen imamlar, yoksulluk konusunda sorumluluğu toplumda olduğunu düşünüyor. Yani toplumun bir insanı hırsızlık yapacak duruma düşürmemesi gerekiyor. Müslümanların ölümcül bir durum olduğu takdirde, haram olmasına rağmen domuz eti yemesinin veya içki içebilmesinin dahi mümkün olduğunu belirten imamlar, yoksulluğun bu derece ölümcül bir durum olmadığını düşünüyor. Öte yandan bir kişi yoksulluktan ölürse imamlara göre bunun da sorumluluğu o mahallede yaşayan insanlara ait bulunuyor. İngiliz papaz Jones’un açıklamalarının dikkate alınmaması gerektiğini söyleyen imamlar, İncil’in bir çok kez değiştirildiğini belirterek güvenilebilecek tek kitabın Kur’an-ı Kerim olduğunda birleşiyorlar. İmamlar ayrıca bu tür bir konuyla ilgili olarak da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hiç bir fetva vermeyeceğinden de son derece emin görünüyorlar. İsmail Pehlivan- Teşvikiye CamiBu olay dinimize göre caiz değildir.Yoksulluğun bir ölçüsü yoktur. Aksi takdirde tüm yoksullar zenginlere hücum eder. Yoksul bir insan, hırsızlık yapacak bir duruma düşerse bu diğer insanların ayıbı olur. O kişi bu duruma düşmeden kendisine yardım eli uzatılmalıdır. Hırsızlığın azı çoğu olmaz, haramdır. Ahmet Kartal- Ekmekçibaşı CamiBöyle bir […]

Allah’ın emri internetin kavliyle…

Eskiden daha yaygın olan görücü usulü evlilikler, yerini zamanla kısa süreli flörtlerle başlayan izdivaçlara bıraktı. Görecek kimsesi olmadığını düşünenlerse mektuplarla arıyordu evleneceği kişiyi. Teknolojinin gelişimiyle de hızına yetişilmez ilişkiler ağı sardı her yanı. Televizyonda uzun zamandır dönen evlilik programları sayesinde yaşlısından gencine, yerlisinden yabancısına ne kadar çok eş arayan olduğunu öğrendik. İnternetin hayatımıza girmesiyle de artık eş aramak için televizyon programlarına çıkmaya da gerek kalmadı. İnsanlar sadece bilgi ağını genişletmekle kalmadı, arkadaşlıklara hatta evliliklere bile sanal ortamda adım atılır oldu. Yıllar önce, internetten eş bulup insanlar evlenecekler deseler güler geçecekken sanal âlem kelimesinin hayatımıza girmesiyle birlikte, “sanal eş ya da arkadaş” kavramları hepimize çok normal gelir oldu. İnternet üzerinden tanışıp evlenenlerin de bu tür popüler sitelerin sayısı da gün geçtikçe arttı. Bilgisayarın başına oturup klavyenin tuşlarını kullanarak evlenmek istenilen kişinin özelliklerini seçtikten sonra geriye sadece uygun adayları beklemek kalır oldu. Öyle bir pazar yaratıldı ki popüler arkadaşlık ya da evlilik sitelerine “İslami” usullerle evlilik yaptıranları da eklendi. Diyanet’ten chat fetvası! Hatta internette bir çok örneği bulunan İslami tandanslı arkadaşlık ya da evlilik sitelerinde Diyanet’in “chat fetvası” yayınladığına ilişkin yazılar bulmak da mümkün. www.islamievlilik.com isimli bir sitede ise internetin aslında “İslami evlilik” için ne kadar uygun olduğu, “Göz zinasindan korunma imkanı, nefsani duygulardan ziyade karakterin ön planda olabilmesi, sonuçlanmaması halinde yıkıcı etkisinin azlığı, seçilebilecek aday sayısının çokluğu…” gibi bir takım gerekçelerle açıklanmış. İslamiyet’te, sanal alem de evlilik mubah mı değil mi onu bilemiyoruz ama bu tür sitelerin üyeleri bu soruya “evet” diyorlar belli ki. Bu sitelerden biri olan www.gonuldensevenler.com eşlerini arayan insanlarla dolmuş taşıyor. Biz site yetkililerinin yalancısıyız, dediklerine göre şu an 200 binden fazla üyeleri varmış ve bu sayı her geçen gün artmaktaymış. Bizde bu İslami evlilik sitesine kayıt olup, neler olup bitiyor görmek istedik. En çok cinsel uyum aranıyor Siteye üye olurken aradığınız eşin özelliklerini belirleyen soruları büyük bir […]

Ortodoks patriğini kim yetiştirecek?

Elçin Macar ve Mehmet Ali Gökaçtı tarafından yazılan Heybeliada Ruhban Okulu’nun geleceği üzerine tartışmalar ve öneriler kitabının tanıtım paneli dün (6 Mayıs 2009) Sabancı Üniversitesi’nde yapıldı. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Alman Friedrich Ebert Derneği tarafından desteklenen kitabın ikinci baskısı nedeniyle düzenlenen panelde Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasının önündeki engeller tartışıldı. Panelin açılış konuşmasını yapan TESEV dış politika program direktörü Doçent Mensur Akgün, Ruhban Okulu meselesini dış politika sorunu değil, gasp edilmiş bir hak olarak gördüklerini belirtti. Türkiye’nin artık biraz daha demokratik, insan haklarına biraz daha saygılı bir ülke olduğunu belirten Akgün, “Türkiye sorunlarını içeride ve dışarıda çözmek için kararlı adımlar atıyor. Ermenistan ve yakın zamanda adını söylemekten bile çekindiğimiz Kürdistan ile ilişkiler gelişiyor. Darbeci generaller, devlet içindeki çeteler yargılanıyor. Türkiye medeniyetler arasında köprü rolü oynuyor. İsrail, Suriye, Kafkaslar gibi bölgesel sorunların çözümünde rol oynuyor. Ama tüm bunlara rağmen, sırtında yük olarak taşıdığı Ruhban Okulu sorunundan bir türlü kurtulamıyor. Üstelik de geçerli hiçbir hukuki nedeni yok. Okul siyasi nedenlerden dolayı kapatıldı. Sık sık dile getirilen Lozan Antlaşması’nın yanlış yorumundan başka bir şey değil bizim görebildiğimiz kadarıyla. Tevhid-i Tedrisad Kanunu’na aykırı olduğu da tartışmalı. Kanun 1924 yılında çıktı ama Ruhban Okulu 1971 yılında kapatıldı” dedi. Kabahat siyasi otoritede Paneli yöneten emekli Büyükelçi Sönmez Köksal, konunun Milli Güvenlik Kurulu’nda tartışılmasının meseleyi çözüme kavuşturabileceğini belirterek, kabahatin konuyu komiteye sunan ve ardından gereğini yapmayan siyasi otoritede olduğunu söyledi. Köksal, sorunun hukuki olarak tarikat tartışmalarına yer bırakmayacak şekilde, bir an önce çözülmesi gereken bir konu olduğunu da sözlerine ekledi. Meselenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidebileceğini vurgulayan Köksal, “Türkiye sorunun çözümünü dışarıdan gelen baskılarla değil içeriden üretmeli ve sorunlar zamanında çözülmelidir. Bartholomeos öldüğünde yerine geçecek patriğin Türk vatandaşı olması lazım. Türkiye’nin bu durumda 24 saatte bulunacak bir metropolitin Türk vatandaşlığına geçirileceği bir durumla karşı karşıya kalmaması gerekir. Bu sorunu hukuki bir çerçevede hızla […]

Alevi açılımı bakana tosladı

Devlet Bakanı ve eski Diyanet İşleri Başkanı Sait Yazıcıoğlu’nun, HABERTÜRK gazetesinde yayımlanan röportajında, “Aleviler diyanette temsil edilemez” şeklindeki sözleri Alevi kanaat önderleri tarafından tepki çekti. Bugün (16 Mart) Habertürk Gazetesinde Balçiçek Pamir’e verdiği röportajında Devlet Bakanı Profesör Sait Yazıcıoğlu, “Aleviliği kişisel olarak da tanımlayamıyorum, devlet de tanımlayamıyor. Alevilerin Diyanet’teki temsilini asla doğru bulmuyorum. O durum başka tartışmaları da beraberinde getirir. Hiç akla gelmedik temsil talepleri olabilir. Hanefiler, Şafiler başka tarikatlar da isteyebilir. Ertuğrul Günay’ın Alevilerden özür dilemesinde olduğu gibi özür işine girersek o kadar özür malzemesi var ki işin içinden çıkamayız. Din dersi zorunlu olmalı…” gibi ifadeler kullanmıştı.Yazıcıoğlu’nun söylediklerine tepki göstererek, hak taleplerinin demokratik bir mücadele olarak görülmesinin gerekliliğini savunan Aleviler, sözkonusu ifadelerin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) inanç özgürlüğü konusundaki gerçek bakışını yansıttığını söyledi. Yerel seçimler öncesi Alevi seçmenlere yönelik bir dizi açılımdan sıkça söz eden AKP’nin, Alevilerin güvenini daha da yitirmesine neden olan bu ifadelerle ilgili cemaat önderlerinin yorumları şöyle:Cemal Şener (Yazar, Karacaahmet Sultan Derneği Başkanı):Bu çok şanssız bir açıklama. Bir taraftan AKP Avrupa Birliği için taahhütler verip Alevi açılımından söz ediyor, öte yandan diyanetten sorumlu devlet bakanı böyle bir açıklama yapıyor. Bu da AKP’nin bu konudaki samimiyetini gösteriyor. Türban konusundaki sıkıntı onlar için inanç özgürlüğünün zedelenmesi anlamına geliyor ama karşısında ister 10 milyon ister 20 milyon nüfuslu olsun, islamiyetin farklı bir yorumu olan Alevilik olunca görmezden geliniyor. Bu Alevilere karşı samimiyetsizliktir. Türkiye’de Allah’a, Kuran-ı Kerim’e, Hz. Muhammet’e inanan ama ibadetlerini onlar gibi yapmayan kitlenin inanç özgürlüğü söz konusu olduğu zaman inkarcılık yapıyorlar. O zaman dünya alem, türban konusunu dini bir gereksinim değil, siyasi bir gereksinim olarak savunduklarını görmüş oluyor. Devlet bakanının bu sözleri, seçim öncesi Alevi toplumunu, inanç özgürlüğünü savunanları hayal kırıklığına uğratan bir düşünce. AB’ye söz vermeleri, kamuoyuna söz vermeleri de samimi değil. Gerçekten, Türkiye’yi Sünnilikle yönetilen bir devlet olarak görüyorlar. “Alevilere bu hakları verirsek başkaları […]

Tanrı savaşlarında slogan yarışması

. Bunun yanı sıra dinlerin gereksizliğini savunduğu “Tanrı Yanılgısı” adlı kitabını Türkiye’de yayınlayan yayınevi sahibine “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava açıldı ancak mahkeme, “Kitap yasaklamanın düşünce özgürlüğünü özünden sınırlayacağı” gerekçesiyle iddiayı reddetti. Tanrı var, Tanrı yok İngiltere’de yaşanan otobüs krizine bir tepki de İspanya’dan geldi. Madrid’de Papaz Rubiales öncülüğünde başlatılan kampanya için gerekli 2 bin avro ise inanlardan toplanan bağışlarla sağlandı. “Tanrı kesinlikle var, inanın ve hayatı yaşayın” sloganıyla verilen reklamlara karşılık bu defa da İspanya Ateistler ve Özgür Düşünenler Birliği’nden (UAL) cevap geldi. Katalan dilinde aynı Londra’daki gibi “Tanrı muhtemelen yok, siz dertlenmeyi bırakıp hayatın tadını çıkarmaya bakın” ilanı veren grup Madrid sokaklarını da otobüsler üzerinde Tanrı savaşlarına çevirdi. The Guardian’dan slogan yarışması İngiltere ve İspanya “Tanrı var mı yok mu?” diye tartışırken en yaratıcı fikirlerden biri İngiliz The Guardian gazetesinden geldi. Gazetenin internet sitesinde açtığı “En iyi otobüs sloganı yarışması” adlı bölüm tüm dünyadan The Guardian okurlarına kendi otobüs sloganlarını bulma fırsatı yaratıyor. Kampanyanın tanıtım yazısında “İnananlar ve inanmayanlar kendi savunduklarını sloganlarıyla duyurdular. Ama her iki tarafın da sloganından tatmin olmayanların çoğunlukta olduğunu gördük. İşte şimdi sıra sizde. Kendi inandıklarınız doğrultusunda otobüs sloganlarınızı bize gönderebilirsiniz” diyen gazete kampanyalarının Ateist otobüs kampanyası ya da İngiltere Humanist Derneği ile hiçbir bağlantısının olmadığını da vurguladı. İşte en yaratıcı otobüs sloganlarından örnekler: * Gandalf muhtemelen gerçek çünkü o da herkesin okuduğu uzun eski bir kitapta geçiyor. * Hristiyanların Tanrısı otobüs gibidir. Yıllarca birisinin gelmesini beklersiniz sonra üçü birden gelir. * Bilim sizi aya uçurur. Din sizi Amerikan gökdelenlerine uçurur. * Ölüm sadece hayatın eksikliğidir o yüzden endişelenmeyin. * Şu an otobüsün sağ tarafındaki sloganı okuyorsun. * Muhtemelen iş yok. Şimdi endişelenmeyi bırak ve güzel bir uyku çek. * Tam şu an otobüsü kaçırıyorsun, kahretsin! * Dinin dünyayı yönettiği, Tanrı’nın sözünün kanun sayıldığı günler vardı. Bugün o günlere karanlık çağ diyoruz. […]

Gülen cemaatinin ilk ve en saf halkası

Kerameti kendinden menkul Abant Toplantıları’nın 18.’si bu yıl Kürtlerin denetimindeki Kuzey Irak’ın Erbil kentinde yapıldı. “Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlığıyla 2 gün süren toplantılara yine bir çok gediklisi katıldı. Oturumlar boyunca “Karşılıklı Bağımlılık”, “Medyanın İlişkilerde Rolü” ve “Ortadoğu’daki Sorunların Çözüm Yolları” gibi başlıklar ele alındı. Toplantılar sonunda okunan “Abant Platformu Sonuç Değerlendirmesi”nde karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi ve başlayan diyalog sürecinin devam ettirilmesi ve genişlemesinin gerekliliği; ilişkilerin gelişmesinin hem taraflara hem de bölgeye de barış ve istikrar getireceği vurgulandı. Fetullah Gülen grubuna bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından yıllardır organize edilen toplantılara ve benzer etkinliklere bugüne dek cemaatin fikirleriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan çok sayıda isim katıldı ya da katılıyor. Aylık Exspres dergisinin 2009 Ocak sayısında Abant Toplantıları ile ilgili, gazeteci Ayşe Çavdar’ın ve derginin 2008 Kasım sayısında da, cemaatin ilk yayın organı olan Sızıntı dergisinin 30. yılı nedeniyle feminist hareketin ileri gelenlerinden Handan Koç’un yazdığı yazılara sizler için yer verdik. Handan Koç Altın nesil, altın nesil Gülen senin bahtın nesil (Sızıntı dergisinden bir şiir) Sızıntı adı sizde ne çağrıştırıyor? 30 yıldır her ay yayınlanan bu dergiyi hiç baştan sona okuduğunuz oldu mu? Bence okuyun. Fethullah Gülen fikriyatını ciddiye alan herkes Sızıntı’yı da önemsemeli. Bu dergiyi herkes Zaman gazetesi eşliğinde bir apartman eşiğinde illâ ki görmüştür. 1980 sonrası yıllarda üniversitede okuyanlar Sızıntı’nın pek çok okulun koridorlarında bol bol dağıtıldığını hatırlıyorlar. Ben 1980 öncesinde bir üniversite talebesi olarak hiç karşılaşmadığım bu dergiyi, ilk olarak 12 Eylül sonrasında Mamak Cezaevinde paralanan ağzımı tedaviye gittiğim bir dişçinin bekleme salonunda gördüğümü ve bir tür parapsikoloji dergisi sandığımı çok iyi hatırlıyorum. Sızıntı’nın bir yeni Nurcu tarikatın yayın organı olduğunu birkaç yıl sonra öğrenmiştim. Bu yeni tarikata, Fethullah Gülen’in ismiyle anılan bu organizasyona ne isim verilmesi gerektiği, nasıl tanımlanacağı sosyolojik bir soru. Gülen organizasyonu, dinî-malî-politik bir organizasyon olarak ve öğretileri itibariyle en çok ABD’de benzerleri bulunan bir […]

Muhafazakâr kuşatmaya liberal destek

Kerameti kendinden menkul Abant Toplantıları’nın 18.’si bu yıl Kürtlerin denetimindeki Kuzey Irak’ın Erbil kentinde yapıldı. “Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlığıyla 2 gün süren toplantılara yine bir çok gediklisi katıldı. Oturumlar boyunca “Karşılıklı Bağımlılık”, “Medyanın İlişkilerde Rolü” ve “Ortadoğu’daki Sorunların Çözüm Yolları” gibi başlıklar ele alındı. Toplantılar sonunda okunan “Abant Platformu Sonuç Değerlendirmesi”nde karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi ve başlayan diyalog sürecinin devam ettirilmesi ve genişlemesinin gerekliliği; ilişkilerin gelişmesinin hem taraflara hem de bölgeye de barış ve istikrar getireceği vurgulandı. Fetullah Gülen grubuna bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından yıllardır organize edilen toplantılara ve benzer etkinliklere bugüne dek cemaatin fikirleriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan çok sayıda isim katıldı ya da katılıyor. AylıkExspress dergisinin 2009 Ocak sayısında Abant Toplantıları ile ilgili gazeteci Ayşe Çavdar’ın ve derginin 2008 Kasım sayısında da, cemaatin ilk yayın organı olanSızıntı dergisinin 30. yılı nedeniyle feminist hareketin ileri gelenlerinden Handan Koç’un yazılarına sizler için yer verdik. Ayşe Çavdar “Türkiye’de liberalizm bir Faust öyküsü oldu.” Sosyal antropolog Aykan Erdemir’in Goethe’nin ünlü “ruh satma” eserini hatırlayıp hatırlatması boşuna değil. “Türkiye’de Farklı Olmak –Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırma küçük bir kıyamet kopardı. Araştırma, Türkiye’de AKP’nin iktidarında muhafazakârlığın hangi kanallarda derinleştiğine dikkat çekiyor, muhafazakârların düşüncelerini ve hayat tarzlarını paylaşmayanlara karşı baskıcı ve ayrımcı davrandıklarını ortaya koyuyordu. Bugüne kadar dindarların, örneğin başörtülü kesimlerin uğradığı ayrımcılıkları dile getiren araştırmalarıyla defalarca gündeme gelen Binnaz Toprak, hiç alışık olmadığı üzere muhafazakâr ve liberal kalemler tarafından topa tutuldu. Örneğin Şahin Alpay, HaberTürk’te Binnaz Toprak’ı bilimsel metodolojiden uzak bir araştırma yapmakla eleştirdi. Ayşe Buğra’nın verdiği metodoloji dersinin ardından üzerine bir ağırlık çökse de, iddiasını Zaman’daki yazısında tekrarlamayı tercih etti. Emre Aköz, Sabah’taki köşesinde Toprak’ı “bilim kisvesi altında gazetecilik” yapmakla eleştirdi. Hatta, Perihan Mağden, Ayşe Arman’la Binnaz Toprak’ı aynı kefeye koydu Radikal’de. Gökhan Özgün, Taraf’taki köşesinden Toprak’ı “cemaat düşmanı”, dahası “özel harpçi” olmakla suçladı. “Dolaylı iktidar sorumluğu” Muhafazakârların […]

İsrail’in haklı öfkesi ve Gazze’deki kurbanları

Ilan Pappe* – ** Memleketim Celile’ye dönüşüm İsrail’in Gazze’ye soykırımvari saldırısına rastladı. Devlet, medyası aracılığıyla ve akademyası yardımıyla tek bir ses çıkarıyordu –2006 yazında Lübnan’a karşı yürüttüğü kriminal saldırı sırasında duyulandan bile daha gür bir ses. İsrail bir kez daha, Gazze Şeridi’nde yıkıcı politikalar anlamına gelen haklı öfkenin girdabında. Gazze’yi kasıp kavuran katliama karşı uluslararası düzeyde sergilenen dokunulmazlığı anlamak isteyenler için, zalimlik ve dokunulmazlık bakımından kendini haklı çıkarma şeklindeki bu akıl almaz tavır, can sıkıcı diye geçilecek değil, üzerinde durulacak bir konudur. Herşeyden önce, 1930’lar Avrupa’sının karanlık günlerindekine benzer uydurma haberlerle aktarılan katıksız yalanlara yaslanıyor. Her yarım saatte bir radyo ve televizyonlarda yayınlanan haber bültenleri Gazze kurbanlarını terörist olarak, İsrail’in onlara uyguladığı kitlesel katliamlarıysa öz-savunma olarak tanımlıyor. İsrail kendini kendi halkına, büyük bir kötülük karşısında öz-savunma yapan haklı kurban olarak sunuyor. Akademik dünya, Hamas önderliğindeki bir Filistin mücadelesinin nasıl şeytani ve canavarca bir şey olduğunu açıklamaya memur ediliyor. Önceki dönemde Filistin’in merhum lideri Yaser Arafat’ı şeytanileştiren ve ikinci intifada sırasında El Fetih hareketini gayri-meşrulaştıranlar da aynı bilginlerdi. Fakat yalan ve çarpıtmalardan da beteri var. En çıldırtıcı olanı, düpedüz Filistin halkında insanlık ve haysiyet namına kalan son kırıntıların hedef alınması. İsrail’deki Filistinliler Gazze halkıyla dayanışmalarını gösterdi ve bu yüzden Yahudi devletindeki beşinci kol olarak etiketlendiler; kendi anayurtlarındaki varlıkları İsrail saldırganlığına destek vermedikleri için şüpheli hale geldi. Yerel medyada yer almayı –bence hata edip– kabullenenlerle mülakat yapılmadı, bunlar sanki [İsrail iç istihbarat servisi] Shin Bet’in tutuklularıymış gibi sorgulandılar. Çıktıkları yerlerde takdim edilirken ve arkalarından aşağılayıcı ırkçı ibarelere maruz kaldılar ve beşinci kol olma, irrasyonel ve fanatik bir halk olma suçlamalarıyla karşılandılar. Ama en alçakcası bu da değil. Işgal altındaki topraklarda yaşayıp İsrail hastanelerinde kanser tedavisi gören birkaç Filistinli çocuk var. Burada tedavi edilsinler diye ailelerinin kaç para ödediğini Allah bilir. İsrail radyosu her gün hastaneye gidip bu fakir anne babalardan, İsrail’in saldırmakta […]

“Dinital” çağ

Dijital çağın getirdiği yenilik ve kolaylıklar saymakla bitmez. Fotoğraf makinesinden resim çerçevesine, saatten tansiyon ölçme aletine kadar en gereklisinden en gereksizine günlük hayatımızda kullandığımız çoğu eşya dijitalleşti. Fotoğraf makinesinin dijitale çevrilmesiyle fotoğrafçılıkta yepyeni bir çığır açılırken, evimizde büfenin üzerinde duran fotoğraf çerçevesinin dijitalleşip slayt gösteri yapmasıyla hayatımızda değişiklik adına bir yaprak bile kımıldamadı. Dijitale çevrilen ürünlerin gerekliliği ayrı bir tartışma konusuyken, yeniliğe tamamen kapalı tek konu olan din ise dijitalleşme sevdasıyla aklın sınırlarını zorlayacak kadar değişiyor. Değişim, dinin doğasına aykırı olsa da dükkanlarda ya da internette rastlayacağımız birçok icat, dini ürünlerin teknolojinin içerisine nasıl da monte edildiğini gösteriyor. Müslümanın cep rehberi Hatimmatik İnternet ya da telefon yoluyla rahatlıkla satın alabileceğiniz bu dini ürünlerin başında hatimmatik geliyor. Hatimmatik, tek bir tuşla tüm Kuran’ı okuyarak kendi kendine hatim indiriyor. Kuran okunurken aynı zamanda ekrandan okunan sayfaları takip edebiliyorsunuz. Aynı zamanda hatimmatike fotoğraf ekleyip, dosya yükleyebiliyorsunuz. Ezan saatlerini de gösteren aletten radyo özelliği sayesinde müzik de dinleyebiliyorsunuz. Müslümanın cep rehberi sloganıyla satılan aletin fiyatı 120 YTL civarında. Kıbleyi gösteren seccade Dini ürünlerden bir diğeri de namaz kılarken doğru yönü bulmaya yarayan seccade. Bu seccadenin diğerlerinden farkı, üzerinde dijital bir pusula olması. Pusula sayesinden Kıbleyi nerede olursanız olun bulabiliyorsunuz. Tasarımında kullanılan fosfor baskı tekniğiyle seccadenin üzerindeki desenler parlıyor. Londra’da yaşayan Soner Özenç adlı bir Türk tasarımcı tarafından tasarlanan seccadenin fiyatı 400 Dolar. Ancak aynı ürünün, 10 YTL’ye satılan sahte Çin malı olanını da bulmak mümkün. Kabe’de dijital hac rehberi Dini ürünler tasarlanırken hacılar da unutulmamış. Hacıların hac boyunca okuyacakları tüm duaları yazılı ve sesli olarak gösteren dijital cihaz hacı olabilmek için gerekli süreci daha “teknolojik” takip etmenizi sağlıyor. Arapça, İngilizce ve Türkçe dillerinde kullanılabilen aleti yakında Kabe’yi tavaf eden müslümanların boynunda sıkça görebiliriz. İnternetin yanı sıra hacı malzemeleri satan dükkanlarda da bulunabilen dijital hac rehberinin fiyatı 45 YTL. Nur yağdıran kalem Dini unsurlar barındıran […]

Ön sayfada kan var!

Agence France-Presse (AFP) muhabiri Tarık Mahmud tarafından Pakistan’ın Afganistan sınırında çekilen ve ajans tarafından servis edilen bir fotoğraf dün (24 Aralık 2008) Türkiye’de de bazı gazeteler tarafından kullanıldı. Fotoğraf, Hayber Özerk Bölgesi’nin başkenti Bara’da adam kaçırma, fidye isteme ve cinayetle itham edilen iki erkeğin kalaşnikof tüfekle infazını gösteriyordu. Habere göre devlet otoritesinin nüfuz etmediği, Taliban kontrolündeki bu bölgede şeriat kuralları geçerliydi. “Kısasa kısas” gereği bu infaz, infaz edilen iki kişinin öldürdüğü söylenen taksi şoförünün yakınları tarafından gerçekleştiriliyordu. Belgelediği şiddet nedeniyle okuru rahatsız edebilecek bu fotoğraf Vatangazetesi tarafından, ön sayfanın üst yarısını kaplayacak şekilde verildi. Bu kullanım gazetecilik adına cesur bir karar olarak nitelenebilir. Nitekim Hürriyet hariç Türkiye’de yayınlanan gazetelerin hiçbirinde fotoğraf ve ilgili haber yer almıyordu. Dünyanın belli başlı haber ajansları arasında yer alan AFP’nin servis ettiği bu fotoğraf tüm gazetelere ulaşmış olmalıydı. Peki bir gazetenin manşetten kullanacak kadar önemli gördüğü bu fotoğraf ve habere, diğerleri neden iç sayfalarında bile yer vermemişti? Soruyu tersinden soracak olursak Vatangazetesinin kullanımı gerçekten de “cesur bir karar” olarak nitelenebilir miydi? Soruyu gazete yöneticilerinin ve editörlerinin kendisine yönelttik. Vatan: “Demokratik bir ülke bunu hak etmiyor” Haberi ‘‘Taliban Adaleti’’ başlığıyla manşetten veren Vatan’ın Genel Yayın Müdürü Tayfun Devecioğlu, Pakistan’ın demokrasiyle yönetilen önemli bir ülke olduğunu ve böyle bir ülke için bu görüntünün önemli bir haber olarak algılanması gerektiğini düşündükleri için fotoğrafı manşette kullandıklarını dile getiriyor. Devecioğlu amaçlarının, “Türkiye’nin de benzer bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu ima etmek” olmadığını, sayısı 50’yi geçen Müslüman ülkelerin bir bölümünde bu tarz olayların yaşanabildiğini söylüyor. “Ancak Pakistan’da bunun çok uç ve çarpıcı bir örneği” diye de ekliyor. Haberi kullanan ikinci gazete Hürriyet’ti. Yazıişleri yoğunluk gerekçesiyle sorumuza cevap vermedi. Gazeteden edindiğimiz tek bilgi, bu haber üzerine geç saatlerde ön sayfanın değiştiği ve haberin son baskıya yetiştirildiği. Sabah’ın yazıişleri müdürlerinden Barış Soydan, fotoğrafı kullanmamalarını “teknik nedenlere” bağlıyor. “O gün, AFP bağlantısında yaşanan […]