Kategori Doğa

Loç Vadisi 22 gündür İstanbul’da

Bugün, Loç Vadisi direnişçilerinin İstanbul’daki 22. günüydü. Fındıklı’daki Orya Enerji’nin önünde. Sarı yağmurluklar, sarı yazmalar, pankartlar arasına daldım, ne oluyor ne bitiyor bir de direnişçilerin ağzından dinleyeyim dedim. Aralarına birini daha katmış olmanın aydınlığı geldi yüzlerine, sarılıp aralarına alıverdiler. “Nasıl başladı bütün bunlar?” dedim. Köyün yaş almış olanlarından Şerife Horma başladı anlatmaya: “Biz her gün köyümüzde kuş sesleriyle uyanırdık. Bir sabah kalktık ki etrafta çalışan makine sesleri. Sonradan öğrendik ki köylüye, arsaların sahiplerine, danışılmadan tarlalar satılmış, Hidroelektrik santral yapılacakmış. İçten fethetmişler kaleyi. Sen ne desen boş o saatten sonra”. Hatta birkaç gün önce Cide Kaymakamı [Yüksel Kara] gelmiş Orya Enerji’ye de, suratlarına bakmadan girmiş içeri. Malum, her türlü karşı çıkış, hak arayış alna sürülen kara bir leke memlekette. Sonraları, bakmışlar Jandarma da tarlaların başında nöbet tutuyor köylüler girmesin diye, “Bir şeyler demek lazım olan bitene” demişler. Neredeyse bir yıldır devam ediyor direnişleri. Yeni eylem noktaları Fındıklı’da, topraklarına talip olan yirketin önünde, her yaşta Cideliyi görebiliyoruz. Oradan göçüp burada yaşayan gençler de var, orayla bağlarını koparmamış yaşlılar da. Sarı yazmalarıyla kadınlar da var, sarı yağmurluklarıyla erkekler de. Yoldan geçen arabaların tezahüratlarına nail olduk kimi zaman. Merakımı en çok cezbeden de nasıl örgütlendikleri oldu. Doğa derneklerinin katkılarıyla, en çok da Karadeniz İsyanda Platformunun desteği ve bilgilendirmesiyle olmuş ne olmuşsa. HES, yani hidroelektrik santral, suyun akım enerjisinden elektrik üretme işi basitçe. Fakat ayrıntılar hiç de öyle basit değil. Doğal hayata vereceği zarar, ekolojik çeşitliliği azaltması, içme ve kullanma suyunun kalitesini düşmesi ve hatta azalması bunlardan en önemlileri. Loç Vadisi, Kastamonu’nun Cide ilçesinde. Sanayileşme oranı ve iş olanağı düşük bir belediye Cide. Gençler çoğunlukla büyük şehirlere göçüyorlar çalışmak, okumak için. Dolayısıyla köyde yaşlı nüfusun oranı yüksek. Öyle ki, bulundukları köyde yaş ortalamasını düşüren bir yeni gelinleri varmış bir de onun iki çocuğu. “Durumunuz iyileşecek diye köyümüzü talan etmenin peşindeler. Paraya ihtiyacı olanlar satmışlar arazilerini. […]

‘Halkın katılımı’na tek engel: Halk

Yusuf Yavuz Çevre ve Orman Bakanlığı’nın davetiyle, Bartın’da kurulması planlanan termik santral için dün düzenlenen ikinci “halkın katılım toplantısı” da, “halkın katılımı” nedeniyle gerçekleşemedi. 24 Kasım sabahı düzenlenen ilk toplantı da, termik santrallere karşı kurulan Bartın Platformu üyelerinin protestosu nedeniyle yarım kalmıştı. Batı Karadeniz A.Ş.’nin Bartın il merkezi ve Amasra ilçesi sınırları içerisinde kurmak istediği iki termik santral için yaptığı Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) müracaatı nedeniyle düzenlenen ikinci toplantı 25 Kasım sabahı, bir önceki gün olduğu gibi Belediye Sosyal Tesisleri’nde başladı. Ancak salonu dolduran yüzlerce Bartınlı, yaptığı yoğun protestoyla toplantıya imkân tanımadı. Çevre ve Orman Müdürü Zeki Şaltu, dövizler ve sloganlar eşliğinde eylem yapan platform üyelerinin varlığı nedeniyle etkinliği iptal etti. Bakanlık yetkililerince düzenlenen tutanakta “salon içinde bulunan halkın tepkisinden dolayı toplantının yapılamayacağı kanaatine varıldığı” ifade edildi. Tutanak, salonda bulunanlara da okundu. 120 sivil toplum kuruluşunun desteklediği Bartın Platformu üyeleri, protestosuna salon dışında da devam etti. Platformun eylemi, Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın, Amasra Belediye Başkanı Emin Timur, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Başkanı Hakkı Arslan tarafından da desteklendi. Termik santrale karşı olduklarını dile getiren Bartın ve Amasra belediye başkanları kanuni haklarını talep ettiklerini ve tepkilerini demokratik yollarla göstermeye devam edeceklerini dile getirdi. ÇED mevzuatı gereği yapılması gereken “katılım toplantısı”nın gerçekleşmemesi üzerine gözler, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Ankara’da 29 Kasım’da yapacağı “kapsam belirleme toplantısı”na çevrildi. Her iki santralle ilgili ÇED süreci, bu toplantıda karara bağlanacak. Öte yandan Bartın Platformu, il halkını ve kendilerine destek veren tüm kurumları, bu tarihte bakanlığın önünde gerçekleştirilecek geniş katılımlı protesto için Ankara’ya davet etti. Halkın katılımı toplantısı Çevre Etki Değerlendirme Yönetmeliği’nin 9. maddesi “halkın katılımı toplantısı”nin düzenlenme gerekliliğini ve uygulamasını şöyle tanımlıyor: Madde 9- Komisyonun Kapsam belirleme toplantısından önce, halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde Bakanlık ile mutabakat sağlanarak belirlenen […]

Devlet yarasalara yaramadı

Havran’daki yarasa mağarasını "balçıkla sıvamaya" çalışan DSİ’nin çabası sonuç vermedi. Devletin su işleri, bugünkü açıklamasındaki yalanlara, yeni ve somut cevaplar vermek durumunda.

Yarasalara da Sulukule modeli

DSİ, mağaraları Havran Barajı’nın altında kalacak yarasalar için AB'nin talebiyle yapay bir habitat inşa etti. Çevre ve Orman Bakanlığı da onay verdi. Ama projeyi hazırlayan uzmanlar bile buna karşı çıktı.

Otoyoldaki ayı

Her gün binlerce hayvan tekerler altında can veriyor; dün Erzincan’da yavrusuyla birlikte ölen ayılar gibi. Sorun, bulunmaması gereken bir yerde dolaşan hayvanlarda mı?

50 yıllık TV yıldızı: Küresel ısınma

Yine 5 Haziran Dünya Çevre Günü geldi çattı. Çevre dendiğinde herkesin ağzından çıkan iki kelimeden biri olan ‘’küresel ısınma’’, son yılların en büyük sorunu. Buzulların eriyeceği ve suların yükseleceği ihtimali, bir gölge gibi peşimizde dolaşıyor. Peki küresel ısınmanın, 50 yıldır televizyonlarda konuşulan bir gerçek olduğunu kim biliyor? Yapımcılığını Frank Capra’nın üstlendiği ‘’Unchained Goddess’’ adlı belgesel, 1958 yılında ABD’deki TV kanallarında bu konunun konuşulduğunu gösteriyor. Yönetmenliğini William T. Hurtz ile Frank Capra’nın paylaştığı 12 Şubat 1958’de yayınlanan belgeselde, Dr. Frank C. Baxter’ın anlatımıyla küresel ısınma konusundaki neden sonuç ilişkisi, izleyiciye aktarılıyor. Baxter, “Mevcut bilgimizle, zamanla neler olabileceği hakkında bir fikir üretemiyoruz. Şu an bile insanoğlu, uygarlığının atık ürünleriyle istemeden de olsa dünyanın iklimini değiştiriyor olabilir. Havanın, güneşin sıcaklığını emmesine neden olan fabrika ve otomobillerimizin atıkları dolayısıyla her yıl bir milyar ton karbondioksit yüzünden atmosferimizin sıcaklığı artıyor” sözleriyle küresel ısınmanın olumsuz sonuçlar doğuracağını 50 yıl önce anlatıyor. Dr Baxter’a eşlik eden Amerikalı aktör Richard Carlson’ın anlatılanlara karşı sorduğu “Atmosferin ısınması kötü mü?” sorusu filmin en can alıcı bölümü. Çünkü o zamanlar bu etki kötü bir durum olarak algılanılmıyor. Bu soru üzerine Dr. Baxter çareyi yapılan ölçümleri söylemekte buluyor; Yeryüzü sıcaklığındaki bir kaç derecelik artışın buzulları eriteceğini ve Mississipi Vadisi’nin bir iç denize dönüşeceğini söylüyor. Dr. Baxter hiç kuşkusuz televizyonda dile getirdiği bu bilgileri, o ana kadar yapılan bilimsel araştırma sonuçlarından ve konuyla ilgili makalelerden aktarıyor. Bir başka deyişle bundan 50 yıl önce ilk kez Dr. Baxter tarafından televizyonlarda dile getirilen küresel ısınma tehlikesiyle ilgili bilimsel çalışmalar aslında çok daha eskiye dayanıyor. Ancak asıl ilginç olan, popüler kültürde 50 yıldır konuşulan küresel ısınma konusuyla ilgili 50 yıl sonra hâlâ ciddi bir adım atılmamış olması… Dr. Baxter televizyonun bilimsel ikonu Dr. Frank C. Baxter, Amerikalıların hayran olduğu bir televizyon yıldızı ve eğitmen. Aynı zamanda Southern California Üniversitesi’nde ingilizce profesörü. Dr. Baxter, içlerinde Unchained Goddess’ın […]

Floryalı papağanlar

Devrilen bir kamyonun kasasından ya da evdeki kafesten kaçtılar. Ve yaşam alanlarının binlerce kilometre uzağında bir koloni haline geldiler.

İstanbul için kafayı kaldırma vakti

Belgesellerde görebileceğimizi sandığımız akbaba, kartal, şahin, delice gibi türler kafamızın üstünden geçiyor. Çünkü açık deniz üzerinde uzun süreli uçamayan, belki de milyonlarca kuş, bahar göçünü İstanbul Boğazı üzerinden gerçekleştiriyor. Küçük orman kartalı ve kara leylek, içinde bulunduğumuz günlerde yoğun geçiş yapan türler. Bir dürbün, bir rehber kitap ve biraz dikkât… Boğaz’ın, Karadeniz çıkışına yakın yüksek bir noktasında dünyanın kuşunu görmeniz mümkün.

Çiftlik çipuralarını tatlı su öldürdü

Simge Sunguroğlu Muğla’nın Milas ilçesi kıyılarında son iki hafta içerisinde yaklaşık iki milyon çipuranın ölmesi, yıllardır tartışılan balık çiftlikleri konusunu tekrar gündeme getirdi. Toplu ölüm, çiftliklerin yarattığı kirliliğe ve sudaki okijen miktarının azalmasına bağlanırken konuyla ilgili bilimsel ilk araştırmanın sonuçları 18 Ocak 2007’de, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi tarafından duyuruldu. Beş bilim adamının Güllük Körfezi’nde gerçekleştirdiği bu araştırmaya göre, körfeze bol miktarda tatlı su girişinin yarattığı termal şok ve ozmotik stres (balıkların vücut sıvısı ile dış sıvı arasındaki dengesizlik), çupiraların ölmesine yol açtı. Suçlu Sarıçay!Falkültenin hazırladığı rapora göre ölümler, yaklaşık bir hafta süren şiddetli yağmurlar sonrasında meydana geldi. Körfeze akan Sarıçay’ın debisinin yağmurla birlikte artması bölgede tatlı su yüzdesini arttırdı. Bu artış, tuzluluk oranını ve su sıcaklığını düşürdü. Çiftliklerin sığ ve sirkülasyona kapalı bir alanda faaliyet göstermesi, balıkların değişimden doğrudan etkilenmesine ve ölümlere neden oldu. Fakültenin dekanı Ahmet Kocataş’a ifadesine göre, tuz oranı ve sıcaklıktaki ani azalma, levreklerden daha duyarlı oldukları için sadece çipuraları etkiledi. Hastalık kaynaklı ölüm yokRaporu hazırlayan bilim adamları, Güllük’te Kıyıkışlacık Köyü sahili, Gazalıkuyu bölgesi ve körfezin ortasındaki Ziraat Adası çevresinden balık, su, dip çamuru ve yem örneklerini inceledi. Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr Serap Birincioğlu’nun da katılımıyla yapılan laboratuvar çalışmalarında, birkaç parazite ve insan sağlığını etkilemeyen bazı bakterilere rastlandı. Ancak bu paratiz ve bakteriler, balıkların toplu ölümünü açıklamaya yeterli bulunmadı. Bu yönde araştırmalar devam ediyor. Ölümlerin hastalık kaynaklı olamayacağını belirten Dekan Kocataş, balık hastalıklarının aniden ortaya çıkamayacağını, etkilerinin uzun sürede ortaya çıkacağını söylüyor. Yemler, karaciğerlerinde yağlanmaya neden oluyorYem örneklerinde yapılan incelemelerde ölümlere neden olacak herhangi bir bulguya rastlanmazken, balıkların karaciğerinde beslenme bozuklukların neden olduğu şiddetli yağlanma tesbit edildi. Araştırma, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Erol Tokşen, Yrd. Doç. Dr. Ali Yıldırım Korkut, Araş, Araştırma Görevlisi Okan Kamacı, Araş. Gör. Egemen Nemli ve Adnan Menderes Üniversitesi’nden Prof. Dr Serap Birincioğlu […]

Çocuk bezinden al ilhamı

Simge Sunguroğlu Sağlık sektöründe ve yaygın olarak çocuk bezlerinde kullanılan sıvı emici polimerler, tarım arazilerinde su tasarrufu için bilim adamları ve üreticilere ilham verdi. Polimerlerden faydanılarak Almanya’daki Giessen Üniversitesi’nin bilimsel desteğiyle üretilen Geohumus, geçtiğimiz günlerde Türkiye’de de satışa sunuldu. İçerisinde emiciler ve volkanik taşlar bulunan toprak renkli bu karışım, yüksek miktarda su tutabiliyor. Doğaya zarar vermiyor ve uzun ömürlü. Bir kilogram karışım yaklaşık 30 litre su saklayabiliyor. Toprakla karıştırıldığında suyun alt tabakalara inmesine engel oluyor ve bitkinin uzun süre sudan faydalanabilmesini sağlıyor. Yapılan testler ürünün yüzde 50 oranında su tasarrufu sağladığını gösterdi. Toprağa nefes aldırıyor Ürünün piyasadaki benzerlerinden farkı granül formunda, yani tanecikli yapıya sahip olmasında. Aynı işlevi gören diğer ürünler jel formunda olduğu için toprağın hava almasını engelleyebiliyor. Geohumus, tanecikli yapısı sayesinde hava akımını sağlıyor ve bitki kökleri oksijenden mahrum kalmıyor. Giessen Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği araştırmalar, Geohumus’un bitki örtüsünün gelişimine ve toprağın verimini artmasına da katkı sağladığını ortaya koydu. Tunus, Suudi Arabistan ve Mayorka’nın verimsiz topraklarındaki denemelerde, Geohumus kullanılan alanlarda verimin yüzde 40 artış gösterdiği ve bitki örtüsünün daha uzun ömürlü olduğu belirlendi. Tuzlanmayı azaltması ve erozyonu engellemesi ürünün diğer avantajları. Dönüm başına 150 ile 300 kilogram Geohumus, bitki köklerine ve toprağın alt katmanlarına uygulanıyor. Toprağın özelliğine ve suyun kalitesine göre üç ile beş yıl arasında ömre sahip. Karışım, bu süre sonunda kendiliğinden yok oluyor ve zararlı kalıntı bırakmıyor. Bir kilogramı ortalama 10 avro. Toprağın verimine göre, dönüm başına 150–300 kilogram uygulanıyor. Buna göre ürünün dönüm başına maliyeti 1500 ile 3000 Avro arasında değişiyor. “Önce denemek gerekir” Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Erhan Akça, ürünün öncelikle Türkiye’deki kurak ve yarı kurak bölgelerde denenmesi gerekliliğine dikkat çekiyor. Akça, “Bu çok önemli çünkü bizim ülkemizde buharlaşma ve yağış rejimi çok farklı” diyor. Ürünü Almanya’dan ithal eden İnoveks Kimya San. ve Tic. A.Ş Genel Müdürü Doğan Elveren, “Geohumus’u Türkiye’ye […]

“Denizanası artışı küresel ısınmanın değil, kirliliğin sonucu”

Simge Sunguroğlu Marmara Denizi’nde gözle görünür değişiklikler oluyor. Denizanası miktarındaki olağandışı artış, kuşkusuz bunların en göze batanı… Hidrobiyolog Levent Atüz, Marmara Denizi’ndeki değişmeleri algılayabilmek için son 20 yılda yaşananlara bakmak gerektiğini söylüyor: “Bir ortamda organizma türleri arasındaki ilişkiler ne kadar çok yönlü ve ne kadar karmaşık ise, doğal denge olarak nitelendirdiğimiz olay zinciri o derece sağlam ve sağlıklı bir yapıya sahip olacaktır. Şayet bir ekosistemde herhangi bir tür grubu, doğal dengeyi etkileyecek ölçülerde çoğalırsa sistemin öteki üyeleri arasında bir veya birkaçı, bu çoğalmayı normal boyutlara indirmek için çabalar. Böylece avlayan-avlanan arasındaki denge yeniden kurulur. Bu durum, dünya üzerinde canlı varıkların oluşumundan beri işleyen son derece düzenli denge mekanizmasıdır.’’ Ancak Artüz’e göre bu mekanizma insanoğlunun çevre üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle artık işlemiyor. Denize bırakılan endüstriyel ve evsel atıklar doğal dengeyi bozan en büyük düşman. Kirlilik ve dış etkenlerden kurtularak yaşamayı başaran türlerin ise fert adetlerinde artış gözleniyor. Geçtiğimiz senelerde denizi kırmızıya boyayan yakamozlardaki artış, belirli bölgelerdeki bazı deniz yosunlarında sirkülerde düzenleme yapılmasını gerektirecek boyutlarda artış, iki üç yıl önce memnuniyetle karşıladığımız lüfer, palamut gibi ekonomik türlerdeki geçici artış bu durumun örnekleri. Denizdeki oksijen sorunu Artüz’ün dikkat çektiği bir başka konu da denizdeki oksijen oranının azalması. 2006 yazında Marmara Denizi’nin su kalitesiyle ilgili gerçekleştirdikleri araştırmanın ön sonuçlarına göre, sudaki asit derecesini gösteren Ph seviyesi normalde 7,9 ile 8,1 arasında olması gerekirken, 6,9’ olarak belirlendi. Ph seviyesinin 7,0’nin altına düşmesi, sudaki asit seviyesinin arttığını gösteriyor. Bu da suyun kirlendiğini ve canlılar için bir tehdit oluşturduğunun kanıtı. Artüz, “Canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için deniz suyunun litresinde 5 miligram oksijen bulunması gerekir. Marmara Denizi’nde canlıların yaşayabileceği su katmanının derinliği 1970’te 70 metre civarında iken, 1982’de 40 metreler civarına, 2006’da ise 6-7 metreye düştü’’ diyor. Levent Artüz küresel ısınmanın, deniz analarının artışında etkili olup olmadığıyla ilgili soruyu ise “Küresel bir suçlu aramak yersiz, suçlu alenen ortadadır ve […]

Bizim köpekbalıklarımız

Sait Özgür Gedikoğlu Her yıl en az bir kere aynı nedenle bültenlerde yer alan Balıkçı Kenan, geçtiğimiz haftalarda İstanbul Gürpınar açıklarında kendi teknesinin ağlarına takılan 4,5 metrelik büyük camgözü yine dükkânında sergiledi. Dev köpekbalığı ilgiyle karşılandı. Öyle ki hayvanı balıkçı barınağından yükleyen vincin D 100 Karayolu’ndaki yolculuğu bile birkaç haber ajansı tarafından takip edildi ve görüntüleri bültenlerde yer aldı. Bundan bir hafta öncesinde de, 3 Aralık 2007’de Sakarya’nın Karasu ilçesi açıklarında barbun avına çıkan üç trol teknesi, limana 107 köpekbalığıyla döndü. Aslında bu tür haberlere alışığız. Örneğin Balıkçı Kenan –hepsini sergilemese de- her yıl ona yakın büyük köpekbalığı yakaladıklarını söylüyor. Balıkçı, bu tür köpekbalıklarının normal şartlarda okyanuslarda yaşadığını söylese de Türkiye kıyıları, köpekbalıkları için önemli bir yaşam ve üreme alanı. Yani denizlerimiz, büyük köpekbalıklarına uygun o “normal şartları” sağlıyor. İhtiyoloji (balıkbilimi) Araştırmaları Topluluğu’nun kurucusu, Su Ürünleri Mühendisi Hakan Kabasakal’a göre ülkemiz sularında 36 tür köpekbalığı görülebiliyor. Kum köpekbalıklarının (Carcharinus plumbeus) Akdeniz’de bilinen tek üreme alanı, bugün koruma altına alınan, Gökova Körfezi’ndeki Boncuk Koyu. Aynı şekilde Marmara Denizi ve Kuzey Ege suları, düşük tuz yoğunluğu ve ısısı nedeniyle büyük beyaz köpekbalığı (Carcharodon carcharias) için tüm Akdeniz havzasındaki en uygun yaşam alanlarından. 100 metreden daha derinde yaşayan ve boyu altı metreye ulaşabilen boz camgözler de Marmara açıklarında trol teknelerinin ağlarına sık sık takılıyor. Antalya Körfezi, dünyanın en büyük ikinci balığı büyük camgözün (Cetorhinus maximus) bahar aylarında sıklıkla görüldüğü bir yer. Körfezin açıkları dik burunlu harharyas (Lamna nasus), mavi köpekbalığı (Prionace glauca) gibi türlere de ev sahipliği yapıyor. İskenderun Körfezi ise, özellikle Kızıldeniz ve Güney Akdeniz kökenli köpekbalıklarının yoğunluğu ile ön plana çıkıyor. Marmara’dan Karadeniz’e takip Türkiye denizlerinde köpekbalıklarının dağılımı, güneyden kuzeye ilerledikçe azalıyor. Örneğin, Ege’de 27 tür görülebilirken, Karadeniz’de yediye iniyor. Rastlanan türler de, çoğunlukla boyu 1,5 metreyi geçmeyen, ekonomik değeri yüksek adi köpekbalığı (Mustelus mustelus) ve mahmuzlu camgözler (Squalus acanthias). Karadeniz’de […]

Kuşsuz Dünya neye yarar?

Simge Sunguroğlu Stanford Üniversitesi’nin (ABD) en son verileri kullanarak gerçekleştirdiği, küresel ısınmanın türlerin yok olma oranına etkisini ortaya koyan kapsamlı ilk araştırmanın sonuçları geçtiğimiz hafta Conservation Biology dergisinde yayımlandı. Araştırmaya göre, Dünya’nın ısısında meydana gelebilecek her bir derecelik artış, ortalama 100 kuş türünün tükenmesine neden olacak. Isının beş veya altı derece yükselmesi durumunda, 300 ile 500 arasında kuş türünün yok olması bekleniyor. Bu en kötü senaryo gerçek olursa, 2100 yılında toplam kuşların yüzde 80’ini oluşturan kara kuşlarının yüzde 30’u yok olacak. Stanford Üniversitesi Araştırma Görevlisi ve makalenin başyazarı Çağan H. Şekercioğlu bu sayıların, küresel ısınmayı düşürmek için alınacak en basit önlemin bile önemini ortaya koymak için iyi bir örnek olduğu görüşünde. Dar alanda rekabet Bitki ve hayvanların yaşam alanları daralıyor. Sıcaklık artışı kuşların besin stoklarını da etkilediği için yemek bulmaları zorlaşıyor. Ana besin kaynakları alçak yerlerdeki ısınma nedeniyle bir süre sonra yok olursa, yaşamlarını sürdürebilmek için yükseklere çıkmak zorunda kalacaklar. Yükseldikçe, habitatları ve beslenme alanları daralacak. Ve gittikleri yerde diğer canlılarla girecekleri yemek mücadelesi, varlıklarını tehlike altına sokacak. Ancak ısınmanın kısıtlanabilmesi ve türlerin buna uyum sağlayabilmesi, yaşam alanlarının genişlemesini ve kurtuluşlarını sağlayabilir. Araştırmanın çarpıcı sonuçlarından biri de, güvende olduğu düşünülen pek çok dağ türünün aslında küresel ısınmadan dolayı tehlikede olduğunu gösteriyor. Genel itibariyle iklim değişikliği, tropikal bölgelerdeki dağlarda yaşayan sadece kuşlar değil, böcekler, memeli, sürüngen ve amfibi için de tehlike arz ediyor. “Tükenme tehdidi altında olduğu düşünülen kuş türlerinin yüzde 79’u gerçekte şu anda bu tehlikeyle karşı karşıya değil. Fakat bu gidişatı durdurmazsak çoğu tükenme tehdidi altına girecektir” diyen Şekercioğlu, küresel ısınmaya karşı mücadeleden vazgeçilmesinin gerçek bir felaket olacağının altını çiziyor.