Bu dizilerden kadınları kim koruyacak?

Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için kampanyalar yapılırken her akşam dizilerde namus uğruna öldürülen ve dövülen kadınları izliyoruz

Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için kampanyalar yapılırken her akşam dizilerde namus uğruna öldürülen ve dövülen kadınları izliyoruz

Bir Dünya Çocuk Hakları Günü'nü daha geride bıraktık. İnsan hakları, adalet ve eşitlikle ilgii ne düşündüklerini o günde çocuklara sorduk

Kadın Sığınakları ve Dayanıyma Merkezleri kurultayı Nevşehir'de toplanıyor. Amaç, kadının şiddete maruz kalmadığı sığınaksız bir dünya yaratmak

Yaygınlaşan Foursquare uygulaması, arkadaşlarınızı bulma, deneyim paylaşma şansınızı artırırken, işletmelere de yeni bir pazarlama mecrası sunuyor

Sağlık Bakanlığı kampanyaları ve "vergi güncellemeleri" tiryakileri sigaradan vazgeçiriyor ama sigara bıraktıran ilaçlara dikkat!

İstanbul’un Arnavutköy ilçesine bağlı Bolluca ormanında topluca zehirlenen köpeklerin çoğu ayağa kalktı ancak mama ihtiyacı hala sürüyor

Online yayın yapan RadyoVesaire’nin “trip-hop” programı İSTASYON İstanbul, her salı 18:00-21:00 arasında yayınlanıyor.

Sezonun fenomeni "Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi"nin sinema filmi de çekildi. Enver Arcak, dizinin ve filmin yönetmeni Serdar A. ile konuştu.

Rock’n Coke’un ana sahnesinde kapanışı yapan elektronik müziğin ilahı Moby, festivalin 2011 ayağına damga vuran isim oldu. Rock müziğin yanı sıra, alternatif tarzda pek çok performansı iki güne sığdıran Rock’n Coke, festival tarihinin en iyi kapanışlarından birini bu yıl Mobyile yaptı. Amerikalı müzisyenin konseri, ilk dakikasından son anlarına kadar, günü yakıcı güneş altında geçiren yüzlerce insanın festival yorgunluğunu tuzla buz etti. Moby, son albümü Destroyed‘ın turnesi kapsamında İstanbul’da olsa da, Porcelain, Lift Me Up, Why Does My Heart Feel So Bad?, Natural Blues gibi diskografisindeki klasikleşmiş parçalarıyla hayranlarına yaklaşık 1,5 saatlik unutulmaz bir performans sergiledi. Gecikmeli başlayan konser boyunca çalınan şarkıların çoğu Joy Malcolm’ın yorumuyla seslendirildi. Kişisel bir not düşecek olursam; bu yıl muhtemelen es geçecektim Rock’n Coke festivalini. Nedenlerim her yıl festivale katılanların dillendirdiği serzenişleriyle aynıydı: Festival alanının şehre çok uzak oluşu, bir Rock’n Coke geleneği olan tuvaletlerdeki hijyen meselesi ve istisnasız her festivalcinin belalısı aşırı sıcak hava… Oysa es geçmek şöyle dursun, Moby’nin bu yılki Rock’n Coke’ta sahne alacak olması, bir saatten uzun süren ulaşımı, sıcak havayı ve fazlasıyla yoğun geçecek bir haftaya üç saatlik uyku eşliğinde başlamayı bile göze aldırdı. Rock’n Coke bu yıl, heavy metalcilerden diskoculara kadar geniş yelpazede müzikseveri şehrin diğer ucuna taşıyacak bir programla Hazerfan Havaalanı’na dönüş yaptı. Her yıl rocker kitle dışındakilerin de ilgisini çekecek isim ve gruplara yer verilen festivalde bu yıl Motörhead, Limp Bizkit, Travis, The Kooks, Mogwai, Athena, Duman, Skunk Anansie, Thievery Corporation ve İlhan Erşahin gibi geniş yelpazede pek çok alternatif ismin sahnesi vardı. Ancak festivalin ana sahnesinde kapanışı yapan elektronik müziğin ilahı Moby, Rock’n Coke’un 2011 ayağına damga vuran isim oldu.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Yüksek Lisans Proje öğrencileri’nin hazırladığı Asmalı Mescid Burdan Şuraya Kadar Özgür adlı Belgesel, muhafazakarlaştığı söylenen toplumla, giderek marjinalize olan Beyoğlu arasındaki gerilimli ilişkiyi ele alıyor. Asmalı Mescid’teki esnaf, bu değişime tanık olmuş mahalle sakinleri, mekan açmış işletmeciler, mekanlara eğlenmeye gelen insanlar ve o mekanlarda çalışanlarla birlikte; akademik bir yaklaşım sağlamak ve sosyolojik dinamikleri de anlamak üzere sosyolog ve şehir planlamacının görüşlerine yer verilen belgesel çalışması, farklı bakış açılarını biraraya getirerek Asmalı Mescit’in değişimini ve bu gününü anlamamıza yardımcı oluyor. Hazırlayanlar: Çağla Pınar Tunçel, Eren Bircan, Nazlı Çapar Proje danışmanı: Ahmet Sel

İnternette uyuşturucu etkisi yarattığı söylenen ses dosyalarının paylaşımı ve satışı yayılıyor. Gerçek madde olmasa bile bu sesler de insan sağlığı için pek uygun değil. Uyuşturucu kullanmak ve satmak neredeyse bütün dünyada yasakken son yıllarda kullanım alanını hızla geliştiren ve ticari amaçla satışa sunulan “dijital uyuşturucular” insan sağlığını tehdit etmeye başladı. Uyuşturucu etkisi olduğu söylenen ve insanların beynine “binöral” ses sinyalleri göndererek, beyinde uyuşturuculara benzer etkileşimlere yol açabilen dijital ses dosyaları gün geçtikçe de çeşitleniyor. Bu ses dosyalarına internette “i-dose” tanımlaması yapılıyor. Bu dosyalarının çeşitlerine göre içki, extasy, kokain, şeytanın sesi, cehennemin sesi, hızlı mutluluk, marihuana, orgazm, mazoşist gibi çok farklı kategorilerde etkilere sahip olduğu öne sürülüyor. Bu dozlara internetten 3-5 dolar arasında değişen fiyatlarla sahip olabiliyorsunuz. Ayrıca bu ses dosyalarını satan internet siteleri bununla da yetinmeyip sesleri daha kaliteli dinleyebilmeniz için kulaklık, harici MP3 çalar gibi ekipmanlar da satıyorlar. Ses dosyalarına “doz” denildiğine bakmayın, aslında bütün bunlar MP3 formatında müzik dosyalarından ibaret. Örneğin bir dijital uyuşturucu satıcısı bu ses dosyalarının “kokain” dozunu 3 dolara satışa sunmuş. Bu ses dosyasını satın alan kişi, müzik dosyasını çalıştırıyor, kulaklıklarını takıyor ve 30 ile 45 dakika arasında kokain dozunu dinliyor. Kokain dozunun ayrıca üç dozu daha bulunuyor. Üç dozu da sırasıyla dinleyen kullanıcı, etkisinin ne olabileceği konusunda hiçbir fikri olmadığı halde eğlence amacıyla bu deneyimi yaşıyor. Hatta bu deneyimlerini yaşayıp youtube gibi video paylaşım sitelerinde paylaşanlar bile bulunuyor. İnternet aracılığıyla ulaşılabilen bir şeyin ne kadar çabuk yayılabileceği ve kontrolünün imkânsız olacağı gerçeği göz önünde bulundurulunca, bu yeni gelişmeye “dijital uyuşturucu” tanımlaması yapmak hiç de yanlış görünmüyor. Ancak satışa sunulan ses dosyaları arasında sadece kulağa “zararlı” gelen etkileri olabilecek dosyalar bulunmuyor. Dinleyeni hızlıca mutluluğa ulaştıran “quick happy”, zayıflamak isteyenlere iştah kesici “diet doze”, tarihten önemli şahsiyetlerin ruhlarıyla konuşabilmek için “soul mate”, uykuya dalmayı sağlayan “anestezi” gibi birçok farklı ses dosyaları da bulunuyor. Bu ses dosyalarını […]

Nöroloji uzmanının “Arabada arabesk ve hard rock dinlemek olumsuz etki yapabilir” sözleri üzerine 100 “taksici”ye gerçekten sorduk. Hangi radyoyu dinliyorsunuz? Geçtiğimiz günlerde Radikalgazetesinde yayınlanan bir haber, trafikte fazla zaman geçirmenin etkileri üzerinde yapılan araştırmaların sonuçlarını sunuyordu. (“Trafik öldürür!”, 5 Haziran 2011) Örneğin işten eve giderken 90 dakikadan fazla zaman harcayanların yüzde 40’ı, bir önceki güne göre daha sıkıntılı oluyor. Harvard Üniversitesi’den Robert Putman’ın çalışmasına göre ise kent içindeki uzun seyahat süreleri “sosyal izolasyon”a neden oluyor. Öyle ki Putman, ev-iş arasında harcanan her 10 dakikanın, yüzde 10 daha az sosyal ilişki ile sonuçlandığı varsayıyor. Trafiğin insan üzerindeki etkileri sadece psikolojik değil; evle iş arasında uzun süre harcayanların, kilo almaya daha yatkın ve hatta daha şişman. Kaliforniya Üniversitesi uzmanları uzun yolculukları, hayat tarzına bağlı olarak obezitenin en güçlü nedeni olarak görüyor. Bu uzun yol “kurban”larının her üçünden birinin ciddi boyun ve sırt ağrısı çekiyor olması da cabası. 36 binin 100’ü Haberde görüşüne başvurulan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz’un “araç kullanırken dinlenilen müzik” hakkında söyledikleri ise bu tercihin, şoförün psikolojisi üzerindeki etkisini ortaya koyması bakımından dikkat çekici: “Dikkati dağıtmayacak hoş bir müzik dinlemek yararlı olabilir” diyordu Yavuz. Ve hangi türün ne etki yapabileceğini şöyle açıklıyordu: “Arabesk gereğinden fazla efkârlandırarak dikkat dağıtabilir. Hard rock hız yapmayı tetikleyebilir; uzak durulmalıdır.” Nöroloji uzmanının söyledikleri aklımıza, trafikte en çok süreyi geçiren grupların başındaki taksi şoförlerini getirdi. HaberVs muhabiri Abdulsamed Güler üşenmedi ve klişelerden korkmadı: İstanbul’da 100 “taksici”ye çalışırken hangi radyoyu dinlediğini sordu. Güler neden 100 kişi seçtiğini şöyle açıklıyor: “İstanbul’da 18 bin adet ticari taksi var. Bunlar kayıtlı olanlar. Her aracı iki kişi kullansa, en az 36 bin şoför eder. Bütün şoförlere soramayacağımdan dolayı 100’ünü seçtim.” HaberVs 100 şoförle yaptığı “alan araştırmasının” gerçek sonuçlarını açılıyor! Taksicinin “Kral”ı Güler’in ulaştığı şoförlerin arasında hard rock dinleyen çıkmadı. Ancak nöroloji uzmanının uyarısının aksine, arabesk ve benzeri türde yayın yapan kanallar […]

Bu yıl “tabu” temasının işleneceği 19’uncu LGBTT (Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel) Onur Haftası başladı.

Süpermarkete gittiniz. Aldığınız ürünler toplamı 4,99 TL tuttu. 5 lira verip gider misiniz? Yoksa kuruşuna kadar alır mısınız? Darphane 1 kuruş hâlâ basılıyor, ama milletin cebinde yok.

Hemen her işimizi internet üzerinden yapar hale geldik. Bizi rahatsız eden bir durum sonrasında karşımızda bulunan kişiyi incitmemek için söyleyemediğimiz şeyleri bizim yerimize söyleyen siteler bile mevcut artık. Ter kokan bir arkadaşınızı uyarmak gibi!

Tedavisi olmayan silikozis hastalığıyla boğuşan 5 bin işçiye maaş ve sağlık hizmeti hakkı tanındı. Hastaların 24 Mayıs’a kadar başvurması gerekiyor.

Psikologlar yıllardır bir meslek yasaları olmadığını söylüyorlardı. Yeni çıkartılan Sağlık Meslek Yasası’nda artık psıkologların da bir yeri var ama psikologlar o yerden pek memnun değil. Meclis Genel Kurulu’nda 6 Nisan 2011’de kabul edilen Sağlık Meslek Yasası, içerdiği klinik psikolog tanımıyla psikoloji çevrelerinde yeni bir tartışmaya neden oldu. Klinik psikolog görev tanımını da içeren yasa bugün (26 Nisan 2011) Cumhurbaşkanı Gül’ün onayıyla kanunlaştı. 20 yılı aşkın süredir bağımsız bir psikolog meslek yasası oluşturulmasını isteyen ve bu amaçla çalışma yürüten ve yasanın oluşumunda önemli katkıları bulunan Türk Psikologlar Derneği (TPD), yasanın meclisten geçmesiyle bir anda tepki toplamaya başladı. Çünkü Meclis’te kabul edilen Sağlık Meslek Yasası’nda sadece klinik psikoloji alanına ve klinik psikologlara yönelik bir tanım yapılmıştı. Tartışmalara yol açan asıl sorun ise ‘klinik psikolog’ tanımının psikoloji lisans eğitimi alan insanlarla sınırlanmamasıydı. Kabul edilen yasa maddesinde “Ek Madde 13 – a) Klinik psikolog; psikoloji veya psikolojik danışma ve rehberlik lisans eğitimi üzerine klinik ortamlarda gerekli pratik uygulamaları içeren klinik psikoloji yüksek lisansı veya diğer lisans eğitimleri üzerine psikoloji veya klinik psikoloji yüksek lisansına ilaveten klinik psikoloji doktorası yapan sağlık meslek mensubudur” ifadesi psikologları kızdırdı. Özellikle diğer lisans programlarından mezun kişilere yüksek lisans ve doktoralarını tamamlamak koşuluyla klinik psikolog olma yolunun açılmış olması, alanda çalışan uzman klinik psikologları ve psikoloji lisans öğrencilerinin tepkisini çekti. Dört yıl bile az derken… Diğer lisans programlarından mezun kişilere klinik psikolog olma kapsının aralanmasının 4 yıllık psikoloji lisans programını değersizleştirdiğini düşünen Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümü 4. Sınıf öğrencisi Ferhat Aydın, “Biz bile hala psikoloji lisans süresinin 4 yıldan daha fazla olması gerektiğini düşünürken, o 4 seneyi okumamış insanlar bile psikolog unvanı alabilecekler” diyerek tepkisini dile getiriyor. Öte yandan Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu (TPÖÇG) “Çok fazla eksikliğe rağmen Cumhuriyet tarihinde ilk defa psikologların meslek olarak tanımlandığı bir yasanın çıkması, en azından denetim mekanizmasının klinik psikologlar adına bundan […]

Sosyal ağların kitlesel iletişim araçlarının bir parçası olmaya başlamasıyla birlikte, sanal “kimlik” ve “tanınabilirlik” insanlar için neredeyse temel gereksinimlerden biri haline geldi. İnternet mecrasında “görünebilirlik” sağlayan, Devrim Demirel’in girişimi kimdir.com, bu ihtiyacı karşılayabilmek için “beta (deneme)” sürümüyle yayın hayatına başladı. Test sürümünde olduğu için şimdilik sadece “davetiye” sistemiyle üyelik kabul eden internet sitesi, ilerleyen günlerde internet kullanıcılarının kullanımına açılacak. Kimdir.com projesiyle birlikte kendi adınıza oluşturacağınız çevrimiçi internet sayfanızı, istediğiniz gibi özelleştirebiliyor, sadece size ait bir isimle kullanmaya başlayabiliyorsunuz. Projenin en heyecan uyandıran özelliği ise sizi merak eden birinin sadece isminizi bilmesinin yeterli olması. Servis, kullanıcılarına “isminiz.kimdir.com” şeklinde bir alan adı sağlıyor ve bu adrese giren kişi sadece size ait olan “kişisel” sayfanıza ulaşabiliyor. (Örneğin; http://huseyinaslan.kimdir.com/). Facebook sayfanızın bağlantısını, Twitter, LinkedIN, LastFM bağlantınızı veya diğer sosyal ağlardaki hesaplarınızı oluşturduğunuz kişisel sayfada tek çatı altında toparlayabiliyorsunuz. Sayfanıza yüksek çözünürlüklü bir arka plan resmi ekleyerek, sayfanızın görünüşünü istediğiniz şekilde belirleyebiliyorsunuz. Servise yükleyeceğiniz sizinle ilgili “arka plan” resmi için standartlaştırmalar getirilmiş. Standartlaştırmalara uymayan resimlerin sayfa üzerinde görünümünde bozulmalar olabiliyor (yüklenen resmin boyutu en fazla 2 mb olabiliyor). Bu nedenle sayfada kullanılacak resmin dikkatli seçilmesi gerekiyor. Belirlediğiniz bir arka plan resminiz yoksa da, site uygun olabilecek arka plan resimlerini size sunuyor. Oluşturduğunuz kişisel sayfanızda kullanabileceğiniz kelime sayısı da sınırlandırılmış. Ayrıca isminiz, ünvanınız, kişisel tanıtımınız ve hesabınız bulunan sosyal medya mecralarının sayfada görünümünü sağlarken, bu bilgilerin rengini, boyutunu, şeklini ve yazı karakterini de “kendinize özel” olarak belirleyebiliyorsunuz. Bütün işlemleri tamamlayıp, sayfanızı hazır hale getirmek ise sadece bir dakikanızı alıyor. “Davetiye bekleyenlerin sayısı 5 bini geçti” HaberVs okuyucularına özel “Davetiye Kodu”Site kurucusu henüz beta aşamasında olan ve sadece davetiyeyle üyelik kabul eden internet servislerinin kullanımı için, HaberVs okurlarına özel “100” davetiye ayırdı. Davetiye kodunu kullanabilmek için, kimdir.com adresine giriş yapıyorsunuz ve “Davetiye kodu ile kayıt olmak için tıklayın.” seçeneğine tıkladıktan sonra “habervs” yazıyorsunuz. Ardından karşınıza çıkacak olan […]

Berlusconi’ye karşı sert eleştirileriyle ülkesinde basın özgürlüğünün sembollerinden İtalyan hiciv ustası Sabina Guzzanti Medya ve İletişim Sistemleri bölümünün konuğuydu. İtalyan hiciv ustası, komedyen, oyuncu, yazar ve yapımcı Sabina Guzzanti. Onu en çok Başbakan Silvio Berlusconi’ye karşı sert eleştirilerinden tanıyoruz. Daha doğrusu –burada yine Abdullah Gül’ün “büyük PR” açıklamasını anmamak elde değil- bu eleştiriler nedeniyle 2005’te devlet destekli RAI televizyonundaki işinden olmasıyla. İtalyan siyasetçiler onu ismini daha çok duyurmakta kararlı görünüyor. İtalya Kültür Bakanı’nın, Guzzanti’nin Draquilafilminin gösterilmesini gerekçe göstererek 2010 Cannes Film Festivali’ne katılmaması iki ülke arasında küçük çaplı bir krize neden olmuştu. Hızlı adımlarla ilerleyip, az sonra konuşacağı salondaki yerimi alıyorum. Çok geçmeden kendisi de giriyor içeri. Kısa bir açılış konuşması ve ilk filmi Viva Zapatero‘nun dört dakikalık gösteriminden sonra sahneye davet ediliyor. Son derece sakin. Onu dinleyen onlarca yabancı insana değil de, evinde üç beş dostuna konuşuyormuş hissetmenin sakinliği bu. Başka bir ülkede, ülkesiyle ilgili neler konuşacağı, nasıl anlaşılacağı kaygısı yok. “Neysem oyum” mesajını öylesine veriyor ki karşısındakine, doğallığı hakkında şüphe duymanıza imkan tanımıyor. Aynı anda hem ağır başlı, hem de komik olabilmenin mükemmel kombinasyonunu barındırıyor içinde. Sükuneti tüm salona yayılıyor. Herkes sessizce anlatılanları dinliyor.Söze, diline doladığı İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’den giriyor. Başbakanlığa adım attığı 1994’te onunla ilk karşılaşmalarını, “kabus” olarak tanımlıyor. “Sürekli bizleri komünistlerden koruyacağını söylüyordu. O garip şeyleri anlamıyorduk” diyerek daha ilk anda üzerlerinde hissettikleri korkuyu anlatıyor. “Onu durduracaklar mıydı, yoksa durdurmayacaklar mıydı?” O zamanlar kafalardaki tek sorunun bu olduğuna dikkat çekiyor ve hemen arkasından da bir serzenişte bulunuyor: “Seçmenler Berlusconi’nin nasıl isterse öyle davranmasını sağladılar.” “You Tube’u açtığınızda şarkı söyleyen bir adam görüyorsunuz. Ve bu adam ülkenin başbakanı!” diyerek Berlusconi’nin taklidini yapmaya başlıyor. Sesini inceltiyor, garip mimikleriyle salonu kahkahalara boğuyor Guzzanti. Bütün bunların kadınlara ve seçme hakkına karşı yapılan tahrikler olduğunu sözlerine ekliyor. Kamuoyunun hâlâ savaştığını ama artık durumun çığırından çıktığını belirtiyor. Parlamentonun başbakanı davalardan korumak […]

Otuza yakın Avrupa ülkesinde eşzamanlı olarak düzenlenen Enerji Haftası etkinlikleri 11 Nisan Pazartesi günü Santralistanbul’da başladı. 2005’ten bu yana düzenlenen etkinliğin amacının alternatif enerji kaynaklarını tanıtmak olduğunu belirten Santralistanbul Eğitim Birimi’nden Burcu Özkan, bu yıl ilk kez Santralistanbul’un girişimi sayesinde Türkiye’nin bu etkinliğe dahil olduğunu söylüyor. Santralistanbul’un enerji temalı bir kuruluş olduğuna dikkat çıken Özkan etkinliğe katılım süreçlerini ve hedef kitlesini şöyle anlatıyor: “Avrupa Birliği’nde yapılan bu etkinliğin koşullarına uyacağımızı düşünerek EUSEW (Eurpean Union Sustainable Energy Week) Sustainable Europe Campaign’e başvurduk ve katıldık. Bize kayıtlı olan 15 bin katılımcı var bunların çoğu ana sınıfından lise sona kadar olan öğrenciler. Elbette bireysel katılımlar da olacaktır.” Enerji haftası etkinliklerinde ele alınan alternatif enerji kaynakları, güneş enerjisi (ısı ve ışık sayesinde elektirik üretmek), rüzgar enerjisi (rüzgar türbinleri sayesinde elektrik üretmek) hidroelektirik enerji (hızla akan suyun enerjisini jenaratör yardımıyla elektrik enerjisine dönüştürmek) hidrojen enerjisi (suyun elekrolizi sayesinde hidrojen pilleri yaratmak) jeotermal enerji (yerkabuğunun altında ki birikmiş ısıdan dolaylı veya doğrudan faydalanmak) dalga ve gelgit enerjsi (okyanusların-denizlerin yarattığı dalga hareketinden elde edilen enerji) olarak sıralanıyor. Hafta boyunca alternatif enerji kaynaklarından oluşan ve enerji tasarrufu sağlayan bir dizi maket, Santralistanbul’un çeşitli yerlerine serpilmiş durumda. Bu maketler, su türbini istasyonu, Eko Karavan, çevre ve enerji dostu binalar ve yalıtım sistemleri, alternatif enerji kaynaklı oyun alanları, hidrojen enerjisi deneyleri istasyonlarında görülebiliyor. Yakıt piliyle çalışan otomobil Enerji Haftası’nda yer alan modellerden en ilgi çekici olanlarından biri Hidrojen Yakıt Pilli Yolcu Taşıma Aracı. Aracın çalışma manığı gayet basit. Araç, içinde iki kw yakıt pili, üzerinde ise dört adet güneş paneli barındırıyor. Üzerinde bulunan dört güneş paneli aracın içerisindeki aküyü şarj ediyor. Doksan voltluk bir güç elde edildiğinde ön enerji sağlanmış oluyor.Araç ilk başta aküden çalışıyor akülerin voltaj seviyesine göre yakıt pili devreye giriyor. Araç, içindeki 2.4 kw’lik bir doğru akım motoruyla çalışıyor ve tahrik o motor sayesinde gerçekleşiyor. Hidrojenin şarj […]