Kategori Yaşam

Allah’ın emri internetin kavliyle…

Eskiden daha yaygın olan görücü usulü evlilikler, yerini zamanla kısa süreli flörtlerle başlayan izdivaçlara bıraktı. Görecek kimsesi olmadığını düşünenlerse mektuplarla arıyordu evleneceği kişiyi. Teknolojinin gelişimiyle de hızına yetişilmez ilişkiler ağı sardı her yanı. Televizyonda uzun zamandır dönen evlilik programları sayesinde yaşlısından gencine, yerlisinden yabancısına ne kadar çok eş arayan olduğunu öğrendik. İnternetin hayatımıza girmesiyle de artık eş aramak için televizyon programlarına çıkmaya da gerek kalmadı. İnsanlar sadece bilgi ağını genişletmekle kalmadı, arkadaşlıklara hatta evliliklere bile sanal ortamda adım atılır oldu. Yıllar önce, internetten eş bulup insanlar evlenecekler deseler güler geçecekken sanal âlem kelimesinin hayatımıza girmesiyle birlikte, “sanal eş ya da arkadaş” kavramları hepimize çok normal gelir oldu. İnternet üzerinden tanışıp evlenenlerin de bu tür popüler sitelerin sayısı da gün geçtikçe arttı. Bilgisayarın başına oturup klavyenin tuşlarını kullanarak evlenmek istenilen kişinin özelliklerini seçtikten sonra geriye sadece uygun adayları beklemek kalır oldu. Öyle bir pazar yaratıldı ki popüler arkadaşlık ya da evlilik sitelerine “İslami” usullerle evlilik yaptıranları da eklendi. Diyanet’ten chat fetvası! Hatta internette bir çok örneği bulunan İslami tandanslı arkadaşlık ya da evlilik sitelerinde Diyanet’in “chat fetvası” yayınladığına ilişkin yazılar bulmak da mümkün. www.islamievlilik.com isimli bir sitede ise internetin aslında “İslami evlilik” için ne kadar uygun olduğu, “Göz zinasindan korunma imkanı, nefsani duygulardan ziyade karakterin ön planda olabilmesi, sonuçlanmaması halinde yıkıcı etkisinin azlığı, seçilebilecek aday sayısının çokluğu…” gibi bir takım gerekçelerle açıklanmış. İslamiyet’te, sanal alem de evlilik mubah mı değil mi onu bilemiyoruz ama bu tür sitelerin üyeleri bu soruya “evet” diyorlar belli ki. Bu sitelerden biri olan www.gonuldensevenler.com eşlerini arayan insanlarla dolmuş taşıyor. Biz site yetkililerinin yalancısıyız, dediklerine göre şu an 200 binden fazla üyeleri varmış ve bu sayı her geçen gün artmaktaymış. Bizde bu İslami evlilik sitesine kayıt olup, neler olup bitiyor görmek istedik. En çok cinsel uyum aranıyor Siteye üye olurken aradığınız eşin özelliklerini belirleyen soruları büyük bir […]

Ereksiyon sevdasına hapı yutmayın!

Yirmibirinci yüzyıl insanının cinsel deneyim arayışları, internetten dur durak bilmeden yayılan porno film sahneleri, otuz beş santimlik penis ve 45 dakika kesintisiz seks efsaneleri, sonunda hiç bir cinsel sorunu olmayan erkekleri bile ereksiyon haplarının bağımlısı haline getirdi. 1999 yılından itibaren eczane raflarında boy gösteren Viagra, yaşlılık veya çeşitli fiziksel hastalıklar nedeniyle iktidarsızlık belasından mustarip erkeklerin yüreklerine su serpen bir buluş olarak alkışlanmıştı. Zaman içinde ereksiyon hapları kervanı Cialis ve Levitra gibi başka markalarla zenginleşirken ereksiyon hapı kullanımında da patlama oldu. İnternet üzerinden ve eczanelerden serbestçe satılan ereksiyon hapları, artık cinsel problemi olmayan erkekler tarafından da yaygın şekilde kullanılıyor. Özellikle gençlerin kullanım amacı, merak ve uzun süreli ereksiyon. Söz konusu haplar, 4 ila 36 saat arasında etkili oluyor ve her uyarılmada kendini gösteriyor. “36 saat”i duyan birçok erkek, duruma kayıtsız kalamıyor olsa gerek eczaneler hapların satışında ciddi bir artış olduğunu belirtiyor. İstanbul Göztepe’de eczacılık yapan Serkan Aydın, ayda yaklaşık 100-150 kutu ereksiyon hapı sattığını ve satışlarının Asprin’den çok daha fazla olduğunu söylüyor. Aydın, “Neredeyse satmadığım gün yok. Hatta gelenlerin çoğu üç dört kutu birden alıyor” diyor. Ulus’ta eczacılık yapan İnci T. ise sağlık problemi olmayan gençlerin bu ilacı alıyor olmasından dolayı hayli kızgın, engel olamadığı için de üzgün. Gece eczane nöbetlerinde en çok gençlerin gelip bu ilaçları aldığını belirtiyor ve “Türk erkeğinin aklı sadece cinselliğe çalışıyor. Normal ilaç almaya geldiklerinde iskonto istiyorlar ama bu haplara gelince, hiç düşünmeden para veriyorlar. Beş kuruşu olmayanlar bile bir şekilde gelip alıyor” diyor. Ereksiyon hapları, sağlık ya da maddiyat gözetmeksizin hemen birçok erkeği etkisi altına alıyor. Burada “Erkekler dedikoduyu sevmez” varsayımının ise ne kadar boş olduğu ortaya çıkıyor. Keza dedikodu sayesinde haplar ününe ün katıyor. Örneğin, üniversite öğrencisi H.B., hapları arkadaşlarından duyduğunu ve çok merak edip kullandığını söylüyor. Başından geçenleri ise hafif utanarak anlatıyor: “Arkadaşlarımla birlikte eve para karşılığı seks yapan birkaç kadın çağırdık. Hapı […]

Karaca Ahmet’in gerçek mezarı

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karaca Ahmet Sultan gibi halk ozanı ve dervişlerin Anadolu’da, hatta kimi zaman Türkiye sınırları dışında onlarca türbesi ya da makamı (yeri) bulunuyor. Bu mekânların her biri yoğun ziyaret alırken, gerçek kabirlerin nerede olduğu tarihçiler tarafından da tartışılıyor. Hacı Bektaş Veli dergâhında yetişen ve adı, İstanbul’da kendi dergâhını kurduğu yere verilen Karaca Ahmet Sultan bu isimlerden biri. Karaca Ahmet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nün geçtiğimiz ay yayınladığı Hüvelbaki adlı kitapla gündeme geldi. Kitapta, Karaca Ahmet’in esas türbesinin Manisa’nın Horoz köyünde yer aldığı iddia ediliyor. Karacaahmet Sultan Derneği bu iddia üzerine 13 Şubat 2009’da bir basın duyurusu yayınlayarak bu iddianın “Türk ve İslam tarihine karşı kasıt değilse önemli bir bilgisizlik” olduğunu savundu. Gazeteci Melih Aşık konuyu Milliyet’teki köşesine taşıdı. Aşık, Hüvelbaki’de Karaca Ahmet hakkındaki iddianın ispatlanamadığını ve kitabı hazırlayanların da bu konuda mahcup olduğunu dolaylı yoldan öğrendiğini yazıyordu. HaberVesaire, Karacaahmet Sultan Derneği başkanlarından, araştırmacı ve yazar Cemal Şener ile birden fazla türbe geleneğinin kaynağını ve Karaca Ahmet’in İstanbul’daki türbesi hakkındaki iddiaları konuştu. Gerçeği hangisi? Cemal Şener, mezar taşlarının kutsal olmasının ve mezarlıklara saygı duymanın İslam’dan çok Türk kültürüne ait bir öge olduğunu söylüyor. İslam’ın karşı olmasına rağmen bu tür geleneklerin halk arasında bin küsur yıldır yaşadığına değinen Şener, bunun o kişiye verilen önemle ilgili olduğunun altını çiziyor. Şener, Karaca Ahmet Sultan, Yunus Emre gibi isimlerin birden fazla türbesinin olmasını ise şöyle açıklıyor: “Sağlığında, düşünceleri doğrultusunda sevilen sayılan insanlar vefat ettikten sonra da onlara olan saygı sevgi devam ediyor. Türk kültüründe reenkarnasyona benzeyen, onu yaşatma anlayışı var. Toplumda isimleri ile yaşayan pek çok insan geçmişin dinsel, siyasal, felsefi önderi. Anadolu’da bu tür kişilerin birden fazla mezar yerinin olması, o kişinin değişik toplumlarda sevilmesinin bir sonucu.” Türk coğrafyasının çok büyük oluşu Şener’e göre, aynı insanın birden fazla yerde türbesinin bulunmasını açıklayan bir başka neden. “Türkler Altaylar’dan Akdeniz’e kadar […]

Anaç Barbie’nin fendi, seksi Bratz’i yendi

Leopar desenli kürkleri, file çorapları, platform topuklu ayakkabıları, abartılı makyaj ve takılarıyla seks kokan Bratz, 50 yıllık Barbie’nin mutlak saltanatına çok kısa zamanda son verdi. Fakat, devran döndü Bratz yolun sonuna geldi. Amerika’da Bratz’in üreticisi MGA firmasına, Barbie’nin üreticisi Mattel firmasının açtığı telif haklarıyla ilgili dava geçtiğimiz haftalarda sonuçlandı. Mattel, Bratz’in aslında kendi firmalarına ait bir fikir olduğu ve Bratz’in yaratıcısı Carter Bryant‘ın Mattel’de çalışırken bu fikri geliştirdiği gerekçesiyle dava açmıştı. Davada Mattel firması haklı bulundu ve Kaliforniya mahkemesi yargıcı Stephen Larson tarafından Bratz’in Noel tatili sonrasında satışının ve üretiminin durdurulması kararı alındı. Bu durum Barbie ile Bratz’in 4 yıldır süren hararetli çekişmelerine de son verdi. MGA temyize gideceğini açıklasa da şimdilik savaşın galibi Barbie gibi gözüküyor. Yeni nesil Barbie: Bratz Şirket sahipleri arasında bunlar yaşanırken, çocuklar arasında da kıyasıya bir Barbie-Bratz rekabeti yaşanıyor. Kimileri Barbie’yi daha güzel bulduğu için tercih ederken kimileri de Bratz’i daha eğlenceli bulduğunu söylüyor. Peki oyuncak bebeğe yeni bir boyut kazandıran “yeni nesil bebekler” yeni nesilleri nasıl etkiliyor? 1959 yılında tanıştığımız Barbie, yıllarca kız çocuklarının gözde oyuncağı oldu. Masum, güler yüzlü, yardımsever Barbie, kimi zaman gelinlikle kimi zaman prenses kıyafetiyle karşımıza çıktı. Tek hayat arkadaşı olan Ken’le düzeyli bir beraberlikleri vardı. Barbie resimli tüm ürünlerde kullanılan şeker pembesi ise masumiyetin, şirinliğin timsali oldu. Derken 2001 yılında “millenium bebeği” Bratz çıktı piyasaya. İngilizce’de “şımarıklar” anlamına gelen Bratz, dört ana karakterden oluşuyor. Çılgın, alışveriş, moda ve dans tutkunu kocaman kafalı, dolgun dudaklı bebekler alışılmışın dışında bir oyuncak imajı çiziyor. Çoğu yetişkinin cesaret edemediği kıyafetleri giyen, ağır makyaj yapan, kocaman takılar takan Bratzler, Barbie’lerin ardından tüm çocukların hayal dünyasında yepyeni bir sayfa açtı. Oyuncaklarının yanı sıra, yayınlanan çizgi filmlerinde de genelde Amerikan pop şarkılarında dans ederken gördüğümüz Bratz beraberinde okullarda aynı dans figürlerini taklit eden kız çocukları yarattı. Çok kültürlülüğü temsil eden oyuncak Bratz’in yarattığı yeni dünyanın en […]

Facebook adaleti

Kullanıcı sayısı 150 milyona ulaşan sosyal ağ Facebook, başarı hikayesinden ziyade son günlerde üyelerine uyguladığı sansürlerle gündeme geliyor. Site yönetimi geçtiğimiz yıl, bebek emziren annelerin profil fotoğrafı olarak kullandığı görüntüleri müstehcen olduğu gerekçesiyle engellemişti. Benzer bir müdahale, İsrail’in Gazze’ye saldırısını kınayan gruplara yapıldı. Son olarak İngiltere’nin Suffolk kentinde kestiği cezalar nedeniyle tepki toplayan bir trafik polisini protesto etmek için açılan grup site yönetimi tarafından kapatıldı. Yıllardır birbirini görmeyen eski dostları, dünyanın farklı yerlerinde aynı fikir etrafında toplanan insanları bir araya getiren sosyal ağ Facebook, sadece sanal alemin değil son yılların en başarılı ticari projelerinden biri olarak niteleniyor. Her gün ortalama 450 bin kişinin katıldığı bu sosyal paylaşım sitesinin Türkiye’deki kullanıcı sayısının sekiz milyonu geçtiği söyleniyor. Üyeler kendileri için oluşturdukları profil sayfasına fotoğraflarını, videolarını yükleyebiliyor. Duyurmak istedikleri bir etkinlik, dikkat çekmeyi arzuladıkları bir kişi ya da olay ya da protesto etmek istedikleri bir konu üzerine gruplar oluşturabiliyor. Facebook’u kötüye kullanmak! Sitede İsrail’in geçtiğimiz günlerde sona eren Gazze saldırısına tepki olarak bir çok grup oluşturuldu. Site yönetimi Türk üyelerin açtığı ve Filistin yanlısı olan “Filistin halkı yalnız değildir” ya da “İsrail’in Filistin katliamını kınıyorum” gibi grupların üyelerine şu uyarı mesajlanı gönderdi: “Sistemimiz sitedeki bazı özellikleri kötüye kullandığınızı belirledi. Bu e-posta bir uyarı niteliğindedir. Facebook’un özelliklerini kötüye kullanmak ya da Facebook kullanım koşullarını ihlal etmek hesabınızın kapatılmasına neden olabilir. Anlayışınız ve işbirliğiniz için şimdiden teşekkürler.” Uyarı mesajı bu grupların üye sayısının artmasına engel olamadı. Uyarı gönderilen üyeler, “Gelen mesajı okuduğum gibi sildim. Bu beni korkutmaz, protestoma devam edeceğim” diyordu. Polisi tehdit eden grup Site yönetimi, son olarak İngiltere’nin Suffolk kentinde kestiği cezalar nedeniyle tepki toplayan bir trafik polisine karşı oluşturulan bir grubu kapattı. “Terminatör” lakaplı 60 yaşındaki trafik müdürü John Woodgate’in, tolerans göstermeden çok sayıda kestiğini düşünen üyeler, tepkilerini Facebook’ta kurdukları grup ile dile getirmek istedi. Gruba katılan üye sayısı kısa sürede büyük […]

Yabancıdan öğrenci olmaz!

Kültür Bakanlığı Türkiye’de eğitim gören yabancı öğrencilerin öğrenciliğini onaylamıyor; müze ve ören yerlerine “turist” ücretiyle girmelerini istiyor.

Trafiğin canbazları: Motorlu kuryeler

Kuryeler İstanbul trafiğinde 20’nci yıllarını devirdi.. İş dünyasının yükünü taşıyan motorlu kurye hizmetleri, trafik problemi nedeniyle şehrin vazgeçilmez iş kollarından biri haline geldi. İki teker üzerinde bir adresten diğerine giderken zamanla yarışan kuryeler, yaşama gidonlarıyla tutunuyorlar. Onların en büyük problemi hayatlarının sürekli risk altında olması. Bu büyük riske karşılık çoğu herhangi bir sosyal güvenceye de sahip değil. Diğer yandan kuryelerle otomobil sürücüleri arasında da sürekli bir gerilim yaşanıyor. Onlar trafikteki sürücülerden şikâyet ederken araç sürücüleri de kuryelerin gereğinden fazla risk aldıklarını ve kuralları hiçe saydıklarını dile getiriyorlar.

Bizim Afrikalılar

Amerika’da 4 Kasım 2008’de yapılan seçimler sonucunda ülke tarihinde ilk defa siyahi bir adayın başkanlık koltuğuna oturması tüm dünyada coşkuyla karşılandı. Afrika kökenli ABD vatandaşların bir zamanlar ten renginden dolayı çeşitli ayrımcılıklara maruz kaldığı ülkede siyah birinin ilk defa başkan seçilmesi Amerikan demokrasisinin başarısı olarak görülüyor. Amerika’ da bu gelişmeler yaşanırken Türkiye’ de bir zamanlar ataları bu topraklara çalıştırılmak üzere getirilen, siyah Türk vatandaşları, yani “Afro-Türkler’in varlığından pek çoğumuz haberdar değiliz. Tarih Vakfı ve Afrika Dayanışma, Kültür ve Yardımlaşma Derneği ile ortaklaşa yürütülen, Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Sessiz Bir Geçmişten Sesler: Afrika Kökenli Türk Olmanın Dünü ve Bugünü Üzerine Bir Sözlü Tarih Çalışması” adlı proje Ağustos sonunda tamamlandı. Ekim 2007’de başlayan ve 11 ay süren proje kapsamında Batı Ege Bölgesi’nde Afrika kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı İzmir, Aydın, Muğla ve Balıkesir şehirleri baz alınarak kentsel ve kırsal yerleşim alanlarındaki farklı yaş, cinsiyet ve meslek gruplarından toplam 100 kişiyle yaşam öyküsü görüşmesi yapıldı. Yapılan görüşmeler sonucunda farklı yaşam anlatılarının, köken ve geçmiş kurgusu, ekonomik ve toplusal yaşam gibi ana temalar çerçevesinde aralarındaki benzerlikler ve farklılıklar analiz edildi. İzmir’ de sözlü tarih atölyeleri düzenlenerek yapılan görüşmelere Afrikalılar Dayanışma, Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyeleri ve diğer gönüllülerden oluşan toplam 30 kişi katıldı. Tarih Vakfı gerçekleştirdiği bu proje ile bir arada yaşayan farklı kültürler arasındaki eşitliği, barışı ve hoşgörüyü arttırmayı amaçlıyor. Proje Koordinatörü Gülay Kayacan, Afrikalılar Dayanışma, Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyeleriyle birlikte yürütülen projeyle Türkiye’de yaşayan farklı toplumsal katmanlardaki Afrika kökenli yurttaşların bugünkü kültürel, toplumsal ve iktisadi konumlarını tarihsel bir perspektifle araştırıldığını belirterek, “Böylece bu alana ilişkin belgeye dayalı tarihçiliğin kaydetmediği anlatıları, söylenceleri, oyunları, ağıtları, yaşam öykülerini kaydetmek ve kaydedilen yaşam anlatılarını uluslararası bilimsel etik ve teknik standartlara uygun bir biçimde arşivlenmesi sağlanacak” dedi. Nereden geldiler? Tarih Vakfı’nın, Osmanlı’da kölelik ve köle ticaretine ilişkin Türkçe, İngilizce ve Fransızca kitap, dergi, ansiklopedi gibi her türlü […]

Saklambaç oynarken hamile kalma ihtimali

Kimi kadının bizzat mağduru olduğu kimininse şanslıysa sadece büyüklerinden duyduğu travmatik ilk regl hikâyeleri, psikolog Şule Akdağ’ın 12 yaşındaki kızı Ezgi için verdiği partiyle haber sitelerinin yorum köşelerine taşındı. İnsan hakları eğitimi programı kapsamında kadın ev gruplara eğitim veren psikolog Akdağ, Ankara’da bir restoranda 19 Ekim’de, kızının arkadaşları ve ailelerini davet ettiği bir parti düzenlemişti. Akdağ’ın yine psikolog olan kocası ise başta partiye katılmayı düşünmediğini, tepkiler üzerine ailesine destek olmak adına bu kararından vazgeçtiğini söylemişti.Regl partisi haberi yayınlandığı sitelerde okuyucunun yoğun ilgisini gördü. Pek çok yorum yapıldı. Okuyucuların “ilk regl” hakkında aktardığı geleneklerden en akılda kalanı, adet olan kıza “korkmasın” diye atılan tokat. (“Uygulamalar”, bereket getirsin diye kızın ellerini una bulamaktan, ölçüsü belirlensin diye göğsüne bastırılan kaplara kadar uzanıyor.) Tokat atmaktaki amaç, ailelerin gelişimin doğal bir parçası olan regl hakkında bilgilendirme gereği duymadıkları kızlarının, gördükleri kan karşısında hissettikleri korkuyu tokadın acısıyla bastırmak istemesi olsa gerek. “Kirli” atfedilen kadının Kuran’a dokunması da yasaklar arasında. Hamur açmak, turşu kurmak da bir süreliğine ertelense iyi olur çünkü “tutmaz.” Dün arkadaşlarıyla sokakta oyun oynarken ertesi gün artık doğurganlık mertebesine eriştiği için küçük kızın hayatı da kısıtlanmalı elbette. Saklambaç oynarken ya da ip atlarken hamile kalma olasılığı yüksek çünkü(!) O yüzden küçük kız bir an önce büyümeli, edebini bilmeli. Halamlar geldi Bu gelenekleri aile içindeki erkeklerle araya mesafe koymak izliyor. Baba ya da erkek kardeşin yanında regl olduğuna dair en ufak bir ipucu verilmemeli. Bu uğurda kadınlar kendi aralarında nesilden nesile aktarılmış bir jargon bile üretmiş. Kadın olmanın “utancını” vajinaya taktığı “şey”, “kuku”, “muni”, “dudu”, “piti” gibi özenle uydurulmuş sözcüklerle azaltan kadın, adet için de “renklendim”, “halamlar geldi”, “kirliyim”, “hastayım”, “aybaşıyım” gibi yöreden yöreye hatta aileden aileye değişebilen bir dil kullanıyor. Bu dili Erkekleri Doğrama Cemiyeti adlı manifestosu ve Andy Warhol’u vurmasıyla ünlü altmışların Amerikalı radikal feminist yazarı Valerie Solanas’ın tanımlamalarıyla karşılaştırdığımızda aradaki uçurum inanılmaz. […]

Efsane oyun GTA’nın dördüncü bölümü bir haftada 6 milyon sattı

Ekim 2007’de çıkması planlanan GTA 4, planlandığı tarihte piyasada olamadı ama 29 Nisan GTA 4’ü bekleyenler için adeta bir milat oldu. Oyunseverlerin heyecanla bekledikleri GTA 4 ilk hafta 6 milyon adetten fazla sattı. Rockstar Games firması, oyunun yapım aşamasında karakter oluşturabilmek için New York sokaklarındaki insanları gözlemledi. Oyunun tüm dünyada bu kadar etkileyici olmasının en önemli sebeplerinden biri olan şehir planları, serinin bu bölümünde diğerlerine göre çok daha etkileyici özelliklere sahip. Gerçek bir şehir yaratmayı hedefleyen Rockstar çalışanları, oyundaki mekânları tamamlamak tam iki yıl boyunca uğraştı. Mesela oyundaki alışveriş sahneleri için 400 gerçek dükkân incelendi.. GTA’nın kısa ve öz tarihi Rockstar Games firması tarafından 1997 yılında sadece Playstation için özel olarak üretilen Grand Thief Auto (GTA) oyunu kısa sürede çok ilgi görünce PC ve Gameboy Color için de üretildi. Sonra 2 yıl arayla PC, Xbox, Playstation ve PSP gibi farklı oyun konsolları için birbirinden bağımsız karakterlerin hikâyesini anlatan 2 seri daha ve ek paketlerin olduğu CD’ler piyasaya sürüldü. GTA’nın yükselen popülaritesinin fark eden Electronic Arts, oyun piyasaya sürülmeden önce hisse başına 26 Dolar önerdi. Bu teklifi geri çeviren Rockstar yetkilileri oyun çıktıktan kısa bir süre sonra tekliflerin artacağını ve hissenin çok daha değerli hale geleceğini umuyor. GTA’nın zararlı etkileri olduğunu düşünenler de var 2 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletinde bir çocuğun önce babasını, sonra üvey annesi ve üvey kardeşini başından ateşli silahla vurarak öldürmesi üzerine, çocuğun amcası ve üvey annesinin babası tarafından oyunu üreten şirkete dava açıldı. Cinayet öncesinde çocuğun GTA oynadığını öne sürülerek 600 milyon dolarlık tazminat talep edildi. Bu olaydan sonra oyun birçok ülkede yasaklandı. Bazı ülkelerde ise 18 yaş altındaki çocuklara oyunun satılmaması kararı alındı. ABD’li bilimadamlarının 10.000 kişi üzerinde yaptıkları deneyde oyunu oynayan deneklerin yüzde 80’inin oyundaki yayaları ezdiği, özellikle erkek sürücülerin vitesi geri alıp tekrar tekrar yayaların üzerinden geçtiği gözlemlendi.

ABD: Eve doktor çağırmak yeniden keşfediliyor!

Duygu Ertürk Ekonominin hemen her sektöründeki “kurumsallaşma” eğilimi, eve doktor çağırma âdetini neredeyse ortadan kaldırmıştı. Ancak “kurumsallaşma”nın hem doktorlar hem de tüketiciler için maliyetinin yükselmesi, diğer yandan da mobil haberleşmenin ve internetin gelişmesi bu eski alışkanlığı yeniden canlandırıyor. Ama işin adı bu kez çağa uyup “mobil doktor” oluyor. Yaşı 40’ı geçenler çocukluklarından, henüz 20’lerinde olanlar ise eski Türk filmlerinden hatırlayacaktır. Eskiden insanlar hasta olduklarında “doktor amca”yı ararlar; doktor amca elinde kahverengi çantası, içinde her daim stetoskop odaya girer, muayeneden sonra, genelde ince hastalığa tutulmuş olan hastanın yakınına: “Üç aylık ömrü kalmış ama Allah’tan ümit kesilmez” derdi. Türkiye’de yaygın olmasa da varlığını sürdürmeye devam eden bu yöntem ABD gibi ülkelerde çoktan tarihe karışmıştı. Ancak Amerikalı bir doktor, Jay Parkinson, bu eski sağlık geleneğini canlandırmak için harekete geçti ve ‘mobil doktor’ olmaya karar verdi. Herhangi bir hastanede çalışmayan ve kendine ait muayenehanesi olmayan Parkinson, hastalarıyla internet üzerinden (e-mail ve chat yoluyla) iletişim kuruyor ve hastanın evine, hatta işyerine kadar gidiyor. Parkinson’un hastası olabilmek için öncelikle yıllık 500 Dolar ödeme yapılması şart. Bu ödemeye, doktorun hastaya uygulayacağı ilk müdahale ve iki kere doktorla yüz yüze görüşme imkânı dahil. Üstelik hastaların sağlık sigortasının olması da gerekmiyor. Ofisten uzak olmak, Parkinson’a özgür bir çalışma ortamı sağlamanın yanı sıra, onu kira ve yanında çalışanlara ücret ödeme yükümlülüğünden kurtarmış. Neden bu yöntemi tercih ettiği sorusuna ise Parkinson şöyle cevap veriyor. “Öncelikle, istendiği zaman erişilebilen bir doktorun, kişi sağlığını çok olumlu yönde etkileyeceğini düşündüm. Bunun dışında, sağlık sektörünün -ki buna sigorta şirketleri ve özel muayenehaneler dahil- insanlardan faydalandıklarını ve onları maddi yönden sömürdüklerini gördüm. Ben bunu hastalarıma asla yapmıyorum.” Parkinson’un anlattıkları kulağa hoş geliyor. Eskilerde kalan bir sağlık geleneğiyle, bugünün teknolojilerini harmanlayan mobil doktorları çevrenizde tekrar görmeye başlarsanız sakın şaşırmayın!

Bütün kredileri ve kartları tek elden yöneten internet sitesi…

Çeviri ve derleme: Duygu Ertürkisimli bir internet sitesi bu durumdan musdarip müşteriler için yeni bir sistem geliştirdi: “internette para yönetimi.”Sistemin amacı kendi parasını yönetememekten ve harcadığının hesabını yapamamaktan yana dertli müşterinin derdine deva olmak. Üstelik her şey internet üzerinden iki tıkla gerçekleşiyor. Sistemi kullanabilmek için gereken ilk şey geçerli bir e-posta adresi. İsminizi kullanmak zorunda değilsiniz. E-posta adresinizi kullanarak online bankaya giriş yapıyor ve hesaplarınıza giriyorsunuz. Kişisel bilgileriniz elbette serviste gizli tutuluyor.Dünyada bir ilk olan servisle ilgili olarak firma, 3 bin civarında banka, finans kuruluşu ve kredi kartı kuruluşuyla işbirliği içinde çalışıyor. Kredi kartı işlemleriniz her gece kendi hesabınıza, anlaşılır olması için kategorize edilmiş bir biçimde yansıyor. Yani, benzine, manava, kuaföre vs. ne kadar para harcadığınızı tek tek görebiliyorsunuz. Ayrıca, elinizdeki parayı nasıl değerlendireceğiniz ve kazançlı çıkabileceğiniz konusunda, uzmanlardan tavsiye de alabiliyorsunuz. Ancak servisin piyasada fark yaratan en önemli özelliği hiç şüphesiz her zamankinden fazla harcama yaptığınızda ya da beklenenden fazla tutar geldiğinde önceden tedbirinizi almanız ve mağdur olmamanız için uyarı sistemi içermesi.Servis 7/24 internet ve cep telefonu üzerinden müşterilerin emrine amade. Ancak şu anda sadece Amerikalı müşterilere hizmet verebiliyor. Şimdiden 30 binden fazla kullanıcısı olan servisin amacı, bu yeni sistemi tüm dünyaya yaymak. Mint’in kurucusu ve yöneticisi Aaron Patzer’e göre, sistemle ilgili yaşanabilecek en önemli sorun, müşterinin, kişisel bilgilerini, isim vermeden bile olsa internette paylaşmak istememesi olabilir. Ancak Patzer, sisteme olan güvenini şu sözlerle ifade ediyor: “Şunu da unutmamak gerekir ki, yepyeni olan bu sistem, piyasadaki yeni fikirleri ödüllendiren TechCrunch40’tan En İyi Firma Ödülü’nü almamızı sağladı. Çünkü, yeni bir mecra olmakla birlikte, paranız bankada ne kadar güvendeyse, burada da en az o kadar güvende.” Bugüne kadar, kredi kartı ekstreleri, banka hesapları ve yatırımlarıyla ayrı ayrı ilgilenmek zorunda olan müşteri, artık evinin konforunu ve bankasının güvenilirliğini kendisine sunan bu yeni mecrada birçok işlemi aynı anda yapabilecek.Bu hizmet çok uzak olmayan […]