Nedim Şener’in duruşması 31 Mayıs’a ertelendi

Tuğçe Erçalık Gazeteci Nedim Şener 9:30’daki Bakırköy Adliyesi’nde görülen duruşması az önce bitti. Şener Hanefi Avcı tukulandıktan sonra yaptığı bir haberde “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılanıyor ve 1,5 ile 4,5 yıl ceza alması talep ediliyordu . Savunmasında, soruşturma hakkında basında yer alan bilgilerin gerçeği yansıtmadığını belgeleriyle ortaya koyduğunu belirten Şener gizliliği ihlal gibi bir amacı olmadığını ve adaletin sağlanması için haber yaptığını belirtti. Dosya hakkında karar verilmesi için duruşma 31 Mayıs’a ertelendi. Şener’in ailesi, meslektaşları ve destek verenlerden oluşan kalabalık bir grup Adliye’ye getirilişinde alkışlarla destek verdi. Şener’in duruşmasını Orhan Dink, Ertugrul Mavioglu, Sedat Ergin, Uğur Dündar ve pek çok gazeteci izledi. Duruşma salonuna sığmayanlar açık bırakılan kapının önünde bekledi Nedim Şener hakkında Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturma kapsamında evi aranan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarına dayalı olarak yaptığı haber nedeniyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” suçlamasıyla dava açılmıştı. Yaklaşık 20 dakika süren duruşmanın ardından gazeteci arkadaşları basın açıklaması için Adliye önüne indi. Adliye’nin önünde ve “Nedim çıkacak yine yazacak”, Nedim Ahmet Onurumuzdur” sloganları atan grup adına gazeteci Sedat Ergin basın açıklamasını okudu. Açıklamada Nedim Şener’in “Arı kovanına çomak soktuğu için ve doğru bildiğini söylemekten çekinmediği için” tutuklandığına vurgu yapıldı. Dink cinayetiyle ilgili Trabzon Emniyeti ile İstanbul Emniyeti arasındaki yazışmaları açıkladığı ve ısrarla bu konuda haberler yaptığı için Devlet Denetleme Kurulu’nun harekete geçtiği ve iki polis müdürünün bu davada sanık oldu belirtilen açıklamada, Şener’in tutuklanması “Gözdağı” olarak nitelendirildi. Basın açıklamasında Nedim Şener’in Dink cinayeti’nin derin devlet bağlantılarının çözülmesi için, Türkiye’nin karanlık geçmişiyle ve 12 Eylül düzeniyle hesaplaşılması için çalışan, devletin belli gruplar tarafından kuşatılmasına karşı çıkan bir gazeteci olduğu vurgulanarak, şu anda gazetecilik faaliyetlerinden dolayı sorgulandığı ve tutuklandığı ifade edildi.

Ahmet ve Nedim 45 gündür içeride

Şimdi soru şu: [12 Eylül sonrasındaki] bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ertuğrul Mavioğlu* 1986 yılının aralık ayıydı, ilk sayısı henüz piyasaya çıkmış bir derginin bürosunun kapısını polis çaldı. Gelen ekibin elinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilmiş bir toplatma, el koyma ve savcılık çağrı kararı vardı. Ellerindeki karar ‘tüm nüshalara el konulması’ şeklindeydi ve belli ki başka yerlere de gideceklerdi. Sorumlu yazı işleri müdürü savcılığa gitmeyince aranır duruma düştü. Bir gün gelip gözaltına alındığında, 12 Eylül dönemindeki tutukluluğunu da dikkate alarak, ona sadece ‘yazı işleri müdürü’ suçlamasını yakıştırmadı polisler. Fezlekede, ‘terör örgütü üyesi’ yazılıydı. Sonrası hapislik yılları. Hakkında açılan soruşturmalar beraatle sonuçlanıncaya kadar, hayatının dört yılını demir parmaklıkların ardında bırakmıştı. Bu, 1987 – 1991 yıllarımı kilitleyen kişisel bir öykü. Ve ama 12 Eylül’den bu yana, benzer nitelikteki öykülerin hiç de istisna olmadığını bu topraklarda yaşayan herkes biliyor. Şimdi soru şu: Bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ahmet ve Nedim Bu soruya, daha önce benzeri örneklerde defalarca olduğu gibi, Ahmet Şık ve Nedim Şener’i de yazdıkları kitaplardan ötürü tutuklayan, onları ‘terör örgütü üyesi’ ilan edenler ne yazık ki ‘hayır’ yanıtı veriyorlar. Tüm bu yaşananların akılcı bir izahını bulamadıkları için olsa gerek, işi kitabı ‘bomba’ diye tanımlamaya kadar vardırdılar. Bir yandan dışarıda haklarında son derece haksız ve karanlık bir linç kampanyası sürdürülürken, diğer yandan Ahmet ve Nedim, gözaltına alındıkları 3 Mart gününden bu yana 45, tutuklandıkları 6 Mart gününden başlayarak sayarsak da tam 42 gündür kara bir kutunun içindeler. Dışarıdan görüntüsü kocaman bir lahiti andırıyor kaldıkları Silivri L tipi Cezaevi’nin. İçeriden görünüşü ve orada nasıl bir hayat döndüğünü de onlardan öğrendim. Yasak, yasak, yasak Ahmet ve […]

Bakanlıktan açıklama: Araç bulamadık

HaberVs Adalet Bakanlığı, gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklu bulunduğu Silivri 2 No’lu L Tipi Cezaevinden ”Ergenekon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşmasına götürülememesiyle ilgili inceleme başlatıldığını, ön incelemede herhangi bir kasıt veya art niyet söz konusu olmadığının tespit edildiğini açıkladı. Bakanlık bu olayın tekrar etmemesi için de Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne talimat verildiğini ifade etti. HaberVs’de dün çıkan “Ahmet Şık’ın diğer davası da Silivri’ye mi taşınmak isteniyor?”başlıklı haberden sonra bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Şık’ın cezaevi aracı olmadığı gerekçesiyle duruşmaya götürülemediğinin öğrenilmesi üzerine konu hakkında inceleme başlatıldığı belirtildi. Ön incelemede Şık’ın duruşmaya gönderilememesi konusunda herhangi bir kasıt veya art niyet olmadığının tespit edildiği kaydedilen açıklamada, ”Tutukluların araç ve personel eksikliği gibi gerekçelerle duruşmalara gönderilememesi olaylarının tekrarlanmaması ve yargılama sürecinin aksamasına sebebiyet verilmemesi için bakanlığımızca Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne gerekli talimatlar verilmiştir” denildi. Bakanlık açıklamasında Türkiye genelindeki 370 ceza infaz kurumunda 11 Nisan 2011 itibariyle 64 bin 867 hükümlü, 30 bin 036 tutuklu ve 18 bin 170 hükmen tutuklu bulunduğu belirtildi. Başka illere nakil, hastanelere sevk ve duruşmalara götürme gibi nedenlerle cezaevlerinde günlük ortalama 5 bin 500 hükümlü ile tutuklunun sevk ve nakil işlemlerinin düzenli olarak gerçekleştirildiği kaydedilen açıklamada, cezaevlerinde bu sevk ve nakil işlemlerinde kullanılmak üzere toplam kapasitesi 6 bin 550 olan 599 nakil aracınınbulunduğu ifade edildi. Açıklama şöyle devam etti: ”Silivri 2 No’lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan Ahmet Şık’ın cezaevi aracı olmadığı gerekçesiyle duruşmaya götürülemediğinin bakanlığımızca öğrenilmesi üzerine konu hakkında inceleme başlatılmıştır. Ön inceleme sırasında, 14 Nisan 2011’deSilivri Ceza İnfaz Kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerden 20 adliyedeki duruşmalara katılmak üzere 273 kişi, 14 hastaneye 195 kişiolmak üzere toplam 468 hükümlü ve tutuklu sevkiistendiği bildirilmiştir. Adliyelere ve hastanelere götürülmesi gereken tutuklu ve hükümlü sayısının yoğunluğu nedeniyle araç ve şoför sayısının yetersiz kalması üzerine Ahmet Şık’ın da aralarında olduğu 21 kişinin sevk işleminin yapılamadığıanlaşılmıştır. Ön […]

‘Yansak da dokunacağız’ diyenler bu kez Bakırköy Adliyesi’nde…

HaberVs Tutuklu gazeteci Nedim Şener’in 18 Nisan pazartesi sabahı (yarın) saat 9:30’da başlayacak bir duruşması için meslektaşları, dostları ve avukatları Şener’e destek olmak amacıyla sabah 9:00’dan itibaren Bakirköy Adliyesi’nde olacak. İfade özgürlüğünü savunan tüm yurttaşlar ve medya mensuplarının davet edildiği gösteride basın açıklaması yapılacak. 14 Nisan perşembe günü Ahmet Şık’ın Kadıköy Adliyesi’ndeki duruşmaya “araç ve şoför yokluğu nedeniyle” getirilmemesi tepkiye neden olmuştu. Bu nedenle Nedim Şener’in Silivri Cizaevi’nden Bakırköy’deki duruşmaya getirilmesinde bir aksilik yaşanmayacağı düşünülüyor. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener, başka bir davayla ilgili olarak “soruşturmanın gizliliğini ihlal” iddiasıyla yarın Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. Nedim Şener hakkında Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturma kapsamında evi aranan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarına dayalı olarak yaptığı haber nedeniyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” suçlamasıyla dava açılmıştı.

İlhan Cihaner Denizli’den aday

CHP, Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’i Denizli milletvekili adayı olarak gösterdiğini açıkladı. CHP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre Cihaner’in ismi YSK’ya saat 16.30’da bildirerek, Denizli’den ikinci sıra milletvekili adayı olarak gösterildi. Aday listesi içinde yer almaması CHP içinde büyük tartışma yaratan İlhan Cihaner’in milletvekili adaylığı da böylece kesinleşmiş oldu. YSK’ya daha önce verilen listenin itiraz süresi içinde değiştirildiği, değişikliğin Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun isteğiyle gerçekleştirildiği belirtiliyor. Denizli 7 milletvekili çıkartıyor. CHP’nin yeni listesine göre Denizli’de Adnan Keskin birinci sırada, İlhan Cihaner ise ikinci sırada bulunuyor. CHP, 2007 genel seçimlerinde Denizli’den iki milletvekili çıkarırken, AKP dört vekili Meclis’e göndermişti.

Ahmet Şık’ın diğer davası da Silivri’ye mi taşınmak isteniyor?

Silivri’de görev yapan gazeteciler Ahmet Şık’ın “araç yokluğu” gerekçesini “vaka-i adiye”den görüyor. Personel eksikliği nedeniyle, hemen her gün yaşanabilen bir durum olduğunu söylüyor. Deneyimli hukukçular aynı görüşte değil. İlhan Cihaner, “bu hukuksuz ortamda Ahmet’in diğer davasının da Silivri’ye taşınmak istenmesi bile ihtimal dahilinde” diyor.

‘Ergenekon’un provası Van’da yapıldı’

İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan, önceki gün Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından göreve iade edilen eski Van Savcısı Ferhat Sarıkaya olayının yalnızca Şemdinli İddianamesi’nden ibaret olmadığını söyledi. Ferhat Sarıkaya’nın Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı’nın 2005’teki intiharından birinci derecede sorumlu olduğunu iddia eden Kazan, bunun için dava açıp şikayetçi olduklarını söyledi. “Süreç kapanırsa davayı AİHM’e götürmeyi görev sayıyorum” diyen Kazan, İstanbul Beşiktaş’ta yapılanların Van’da planlandığını belirterek “Van soruşturması esasında istenmeyen kesimleri ezme planıydı, başarılı olursa her yerde uygulanacaktı, öyle de oldu” dedi. Turgut Kazan, HSYK’nın böylesine bir eylemin sahibini yetkilendirmesinin özel yetkilili mahkemelerin nasıl bir yapısı olduğunu anlamamız için tipik bir örnek olduğunu belirtti. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “dokunulmazlıklar kaldırılacak” sözünden hep geri durduğunu ve Anayasa Komisyonu başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun “dokunulmazlıkları kaldıracağız ama arkadaşlar yargıya güvenmiyorlar” sözünü hatırlatarak, 12 Eylül referandumunu hükümetin güveneceği yargıyı gerçekleştirmek için oynadığı bir oyun olarak tanımladı. Silivri Kampüsü İstanbul Bilgi Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü’nün düzenlediği Basın Özgürlüğü ve Hukuk Konferansı 15 Nisan 2011 tarihinde üniversitenin Dolapdere kampüsünde gerçekleşti. Gazeteci Ümit Zileli, Turgut Kazan ve Erzincan Eski Başsavcısı İlhan Cihaner’in konuşmacı olarak katıldığı konferansta Basın Özgürlüğü ve Hukuk konusu, ağırlıklı olarak da Ergenekon davası konuşulu. Ümit Zileli ise Silivri Cezaevini ziyaret ettiği bir gün tabelada Silivri Kampüsü yazdığını belirterek, aslında bu yazılanın doğru olduğunu ve içerde tutulan o kadar rektör ve profesör varken orasının adeta bir kampüs haline geldiğini söyledi. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı görmek için herkesin en az bir kere Silivri’yi ziyaret etmesi gerektiğini söyeleyen Zileli, adalet duygusunun nasıl ortadan kalktığını anlayabilmek için Silivri Cezaevinin görülmesinin yeterli olacağını belirtti. “Türkiye’ de asla olmayan bir şeyden bahsedeceğim” diyen Zileli, “Şimdilerde esamesi bile okunmayan” basın özgürlüğü üzerine konuştu. Gazetecilik yaşamında 30 yılı geride bıraktığını belirten Zileli, darbe dönemi ile şimdi Silivri’de görülen davalar arasında çok önemli bir farkın olduğuna değindi. […]

Avrupa’nın da bir dijital devrime ihtiyacı var

Haberci kardeşi Patrick Poivre d’Arvor’ın şöhretinin gölgesinde kalmayan saygın diplomat, edebiyat yazarı ve France Culture radyosunun direktörü Olivier Poivre d’Arvor 13 Nisan 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Yüksek Lisans Programı ve Fransız Kültür Merkezinin davetlisiydi. Kültür Yönetimi Program Koordinatörü ve kültür politikaları uzmanı Doç. Dr. Serhan Ada, Poivre d’Arvor ile “Kültür Politikaları: Yeni bir Dönem” adı altında bir söyleşi Santral Kampüsü’nde gerçekleştirdi. Bir buçuk saat süren toplantıda, Poivre d’Arvor uluslararası yayın yapan prestijli radyosunun başına geçmeden önce, eski adıyla Fransa Sanatsal Eylem Derneği (AFAA), şimdiki adıyla ise Culturesfrance diye anılan Fransa Dışişleri Bakanlığının kültür kolunu 1999’dan 2010’a dek 11 yıl boyunca nasıl yönettiğini anlattı. Bu süre içinde tanıştığı onca ülkenin kültür politikası modelleri, kültür bakanları ve kültür ortamlarının kendisine evrensel düzlemde farklı yaratıcı hareketleri gözlemleme fırsatı doğurduğunu söyledi. Bu evrensel çeşitliliğe rağmen kültürün merkeziyetçi yönetim sistemine bağlı olmasını ise bu yönetim sisteminin bir çıkmazı olarak nitelendirdi. Yeni çıkan kitabı Bug Made in France’da belirttiği gibi Poivre d’Arvor’a göre kültürün özgürleştirici ve elitizmden uzak duran yeni araçlara ihtiyacı var. Bunun için dijital bir devrimin Amerika’dan sonra Avrupa’nın da inisyatifinden çıkması gerektiğine inanıyor. Bugün Fransa’da merkezi ve yerel yönetimlerin farklı bakış açılarından kaynaklanan belirsiz siyasi durumun da kültür politikalarında yansıdığını, kamunun açıp kapattığı yararsız yeni kurumların göz boyamadan öteye gidemediğine dikkat çekti. 25 yıl sonra Fransızca konuşanların sayısının 500 milyona ulaşmasının nedeninin frankofon Afrikanın nüfus patlaması olacağını belirten Poivre d’Arvor, Fransız dilinin merkezini Paris’ten Dakar’a veya Bamako’ya taşınacağını ve o ülkelerin umutlarla ve dinamizmleriyle Fransa’dan daha pozitif bir ışıldama yaratabileceğinin altını çizdi. Diğer taraftan Fransa’daki turizmin sebebinin halen kültür olduğunu hatırlatarak, küçük ve orta boy kültür endüstrilerine destek vererek kültür alanında markalaşmanın sağlanabileceğini söyledi. Ancak kültür bakanlığının halen içinde bulunduğu “sanat eleştirmeni” pozisyonuyla bunu sağlamasının da çok zor olduğunu söyledi. Serhan Ada da frankofon Afrikalı ve Mağribi yazarların Fransa’da popülarite kazanmasını […]

Ahmet Şık’sız dava 13 Mayıs’a ertelendi

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “araç yokluğu” gerekçesiyle Ahmet Şık‘ın getirilemediği davayı 13 Mayıs 2011, saat 13:30’a erteledi. Şık’ın avukatı Fikret İlkiz, mahkeme heyetinden Silivri Cezeevi’ne yazı yazılarak araç eksikliğinin soruşturulmasını talep etti. Cezaevinde bugün kaç araç olduğunu ve bu araçlarla kimlerin nereye gönderildiğinin araştırılmasını istedi. Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun, iki ciltlik Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitaplarının “soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılandığı dava 15:28’de başlamasının ardından sadece 10 dakika sürdü. Mavioğlu duruşma salonundaydı. Ahmet Şık savunmasını gerçekleştiremediği için dava 13 Mayıs’a ertelendi. TGS Genel Başkanı Ercan İpekçiçıkışta “Başbakan gazetecileri hedef göstermekten vaz geçsin. Onları hedef haline getiren yasaların değişmesi gerekiyor.Gazeteciler hakkında 2000 tane dava dostası var, 68 gazeteci içeride. Bunların hepsi gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanan arkadaşlarımız. Biz bu nedenle yargınlanmaktan dolayı gurur duyuyoruz. Hepsiyle dayanışma içindeyiz” şeklinde açıklama yaptı

Ahmet Şık Kadıköy Adliyesi’ne getirilmedi

HaberVs editörü Anmet Şık, “Ergenekon’u Anlama Kılavuzu” kitapları nedeniyle Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yargılandığı dava için Kadıköy Adliyesi’ne getirilmedi. Silivri Cezaevi’nde araç bulunmaması Şık’ın Kadıköy’e getirilmemesi için gerekçe gösterildi. İki gazetecinin “Ergenekon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılandığı dava yaklaşık 1,5 saatlik gecikme ile ancak 15:30 civarında başlayabildi. Şık ve Mavioğlu’nu destekleyen yüzlerce kişi ise adliye etrafında beklemeye devam ediyor.

‘Berlusconi homoseksüel olmadığı için şanslıyız’

Berlusconi’ye karşı sert eleştirileriyle ülkesinde basın özgürlüğünün sembollerinden İtalyan hiciv ustası Sabina Guzzanti Medya ve İletişim Sistemleri bölümünün konuğuydu. İtalyan hiciv ustası, komedyen, oyuncu, yazar ve yapımcı Sabina Guzzanti. Onu en çok Başbakan Silvio Berlusconi’ye karşı sert eleştirilerinden tanıyoruz. Daha doğrusu –burada yine Abdullah Gül’ün “büyük PR” açıklamasını anmamak elde değil- bu eleştiriler nedeniyle 2005’te devlet destekli RAI televizyonundaki işinden olmasıyla. İtalyan siyasetçiler onu ismini daha çok duyurmakta kararlı görünüyor. İtalya Kültür Bakanı’nın, Guzzanti’nin Draquilafilminin gösterilmesini gerekçe göstererek 2010 Cannes Film Festivali’ne katılmaması iki ülke arasında küçük çaplı bir krize neden olmuştu. Hızlı adımlarla ilerleyip, az sonra konuşacağı salondaki yerimi alıyorum. Çok geçmeden kendisi de giriyor içeri. Kısa bir açılış konuşması ve ilk filmi Viva Zapatero‘nun dört dakikalık gösteriminden sonra sahneye davet ediliyor. Son derece sakin. Onu dinleyen onlarca yabancı insana değil de, evinde üç beş dostuna konuşuyormuş hissetmenin sakinliği bu. Başka bir ülkede, ülkesiyle ilgili neler konuşacağı, nasıl anlaşılacağı kaygısı yok. “Neysem oyum” mesajını öylesine veriyor ki karşısındakine, doğallığı hakkında şüphe duymanıza imkan tanımıyor. Aynı anda hem ağır başlı, hem de komik olabilmenin mükemmel kombinasyonunu barındırıyor içinde. Sükuneti tüm salona yayılıyor. Herkes sessizce anlatılanları dinliyor.Söze, diline doladığı İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’den giriyor. Başbakanlığa adım attığı 1994’te onunla ilk karşılaşmalarını, “kabus” olarak tanımlıyor. “Sürekli bizleri komünistlerden koruyacağını söylüyordu. O garip şeyleri anlamıyorduk” diyerek daha ilk anda üzerlerinde hissettikleri korkuyu anlatıyor. “Onu durduracaklar mıydı, yoksa durdurmayacaklar mıydı?” O zamanlar kafalardaki tek sorunun bu olduğuna dikkat çekiyor ve hemen arkasından da bir serzenişte bulunuyor: “Seçmenler Berlusconi’nin nasıl isterse öyle davranmasını sağladılar.” “You Tube’u açtığınızda şarkı söyleyen bir adam görüyorsunuz. Ve bu adam ülkenin başbakanı!” diyerek Berlusconi’nin taklidini yapmaya başlıyor. Sesini inceltiyor, garip mimikleriyle salonu kahkahalara boğuyor Guzzanti. Bütün bunların kadınlara ve seçme hakkına karşı yapılan tahrikler olduğunu sözlerine ekliyor. Kamuoyunun hâlâ savaştığını ama artık durumun çığırından çıktığını belirtiyor. Parlamentonun başbakanı davalardan korumak […]

Kitap sansürü HSYK’ya şikayet edildi

HaberVs Avukat Ergin Cinmen‘in de aralarında bulunduğu bir grup avukat bugün Kadıköy Adliyesi’nde Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’na destek için yapılan yürüyüş sonrasında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ‘na (HSYK) şikayet dilekçesi gönderdi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin Ahmet Şık’ın kitap taslağının toplatılması için 23 Mart tarihinde verdiği kararın ve Savcı Zekeriya Öz tarafından verilen talimatın “yargının tarafsızlığı ve hukuk kurallarına bağlılığı” ilkelerine açıkça aykırı olduğu, ayrıca “görevi kötüye kullanma” suçunu oluşturduğu belirtilen dilekçede HSYK’nın sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapması talep ediliyor. Kitap taslağına el konulması ve bilgisayarlardan silinmesi uygulamasının tam anlamıyla “sansür” olduğu belirtilen dilekçede kararın ve uygulamanın toplam beş ayrı suçu içerdiği ifade ediliyor. Sansürden sonra ikinci hukuksuzluğun avukat bürosunda yapılan aramalar olduğu ifade edilerek “avukat bürosunda müvekkil aleyhine delil aranamayacağına”vurgu yapılıyor. Üçüncü hukuksuzluğun savcılık talimatıyla ortaya çıktığı belirtilen dilekçede “Bu belgeyi bulundurup da savcılığa teslim etmeyen veya bilgisayarından silmeyen kişilerin ‘örgüte yardım’ suçunu işlediğini varsaymak yargısız infaz anlamına gelir”deniyor. Dilekçede dördüncü olarak uygulamaların, avukatların mesleki faaliyetini ve avukat-müvekkil arasındaki yazışmaların gizliliğini güvence altına alan Birleşmiş Milletler Havana Sözleşmesi‘nin 16’ncı ve 22’nci maddelerine aykırıolduğu dile getiriliyor. Beşinci olarak Avrupa Birliği Avukatlık Prensipleri‘nin de “Avukatlık mesleğinin icrasında özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek her türlü uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır” kuralının da çiğnendiği belirtiliyor.

‘Yansak da dokunacağız’ diyenler Kadıköy’deydi

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun birlikte kaleme aldığı Ergenekon’u Anlama Kılavuzu -Kırk Katır Kırk Satır adlı kitap nedeniyle süren davanın üçüncü duruşması 14 Nisan Perşembe günü Kadıköy Adliyesi’nde gerçekleştirildi. İmamın Ordusu – Dokunan Yanar adlı yayınlanmamış kitabı nedeniyle Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Ahmet Şık Silivri Cezaevi’ndeki “araç sıkıntısı” nedeniyle davaya getirilemeyince karar 13 Mayıs saat 13:30’da gerçekleştirilecek bir sonraki duruşmaya kaldı. Ahmet Şık’ın çalışma arkadaşları, meslektaşları, dostları ve ifade özgürlüğü için Şık ve Mavioğlu’na destek veren yüzlerce kişi duruşma öncesinde Kadıköy Boğa Heykeli önünden Adliye’ye yürüdü. “Yansak da dokunacağız”diyen kalabalık Kadıköy Adliyesi önüne ulaştıktan sonra Gazeteci Can Dündar basın açıklamasını okudu. Açıklamada “İleri demokrasi” ülkesinde 4 binden fazla gazetecinin yargılandığına dikkat çekilerek Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi çok sayıda gazetecinin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığına vurgu yapıldı. Tutuklamalarda cemaat etkisi “Gazetelerin basılıp bilgisayarlardaki dosyaların silindiği, basılmamış kitapların toplatılıp yok edildiği, telefonların dinlenip elektronik postaların izlendiği bir ülke, yalnız gazeteciler için değil özgür düşünceye sahip herkes için güvenilir olmaktan çıkmıştır.” denilen açıklamada, Şık ve Şener’in tutuklanmasındaki “cemaat etkisine” şu sözlerle dikkat çekildi: “Ahmet Şık’ın kaleme aldığı İmamın Ordusu’nun “Fethullah Gülen Cemaati”nin emniyet içindeki yapılanmasını işlemesi ve Nedim Şener’in Dink Cinayeti’nde o yapılanmadaki polislerin sorumluluğuna işaret etmesi, onların neden hedef alındığının ipucunu veriyor. Cemaat çizgisindeki yayın organlarının, polis açıklamalarına endeksli, insaf ölçülerini aşan yayınları da, “Radikal Baskını” ile ilgili “Ertuğrul Mavioğlu, polise komplo kurdu” iddialarında bulunmaları da bu etkinin varlığına işaret ediyor.“ Silivri’de bugün kaç araç vardı? Duruşmaya Ahmet Şık adına 15 avukat müdafi olarak katıldı. Şık’ın avukatı Fikret İlkiz, mahkeme heyetinden Silivri Cezeevi’ne yazı yazılarakaraç eksikliğinin soruşturulmasını talep etti. Cezaevinde bugün kaç araç, kaç şoför olduğunu ve bu araçlarla kimlerin nereye gönderildiğinin araştırılmasını istedi. Mahkeme başkanı da talebi kabul ederek cezaevine yazı yazılmasına karar verdi. Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun, iki ciltlik Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitaplarının “soruşturmasının […]

Ahmet Şık’a destek verenler Kadıköy’de buluşacak

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun birlikte kaleme aldığı Ergenekon’u Anlama Kılavuzu -Kırk Katır Kırk Satır adlı kitap nedeniyle süren dava 14 Nisan Perşembe günü Kadıköy Adliyesi’nde gerçekleştirilecek duruşmayla devam ediyor. Halen, yazdığı İmamın Ordusu – Dokunan Yanar adlı yayınlanmamış kitabı nedeniyle Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Ahhmet Şık’ın çalışma arkadaşları, meslektaşları ve dostları 14 Nisan’daKadıköy Adliyesiönünde toplanarak Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’na destek verecek. “Fenerini de al gel, gerçekler aydınlansın” başlıklı eylem çağrısında şu ifadelere yer veriliyor:“Cezaevindeki düşünce suçlularının serbest bırakılmasını isteyen bizler, “Dokunan yansa da dokunacağız” diyerek 14 Nisan Perşembe saat 12:30’da Kadıköy’de buluşuyoruz. (…)Yürüyüşe katılanlar, adalet arayışlarının simgesi olarak ellerindeki mumlar, fenerler ve lambalarla gerçeklerin aydınlatılmasını isteyecek. İfade özgürlüğü için bir ağızdan seslenecek…” Ergenekon’u Anlama Kılavuzu adlı kitabın “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle açılan ve Kadıköy’de görülen davasının saat 13:50’de gerçekleştirilecek duruşmasının karar duruşması olması ve beraatle sonuçlanması bekleniyor. “Yansak da dokunacağız!” sloganıyla hanreket eden grup tüm yurttaşları ve medya mensuplarını saat 12:30’da Kadıköy’de Boğa Heykeli Önünde buluşmaya çağırıyor. 14 Nisan 2011 PerşembeKadıköy Boğa Heykeli12:30

Enerjiyi tüketirken kaynağını sorun

Otuza yakın Avrupa ülkesinde eşzamanlı olarak düzenlenen Enerji Haftası etkinlikleri 11 Nisan Pazartesi günü Santralistanbul’da başladı. 2005’ten bu yana düzenlenen etkinliğin amacının alternatif enerji kaynaklarını tanıtmak olduğunu belirten Santralistanbul Eğitim Birimi’nden Burcu Özkan, bu yıl ilk kez Santralistanbul’un girişimi sayesinde Türkiye’nin bu etkinliğe dahil olduğunu söylüyor. Santralistanbul’un enerji temalı bir kuruluş olduğuna dikkat çıken Özkan etkinliğe katılım süreçlerini ve hedef kitlesini şöyle anlatıyor: “Avrupa Birliği’nde yapılan bu etkinliğin koşullarına uyacağımızı düşünerek EUSEW (Eurpean Union Sustainable Energy Week) Sustainable Europe Campaign’e başvurduk ve katıldık. Bize kayıtlı olan 15 bin katılımcı var bunların çoğu ana sınıfından lise sona kadar olan öğrenciler. Elbette bireysel katılımlar da olacaktır.” Enerji haftası etkinliklerinde ele alınan alternatif enerji kaynakları, güneş enerjisi (ısı ve ışık sayesinde elektirik üretmek), rüzgar enerjisi (rüzgar türbinleri sayesinde elektrik üretmek) hidroelektirik enerji (hızla akan suyun enerjisini jenaratör yardımıyla elektrik enerjisine dönüştürmek) hidrojen enerjisi (suyun elekrolizi sayesinde hidrojen pilleri yaratmak) jeotermal enerji (yerkabuğunun altında ki birikmiş ısıdan dolaylı veya doğrudan faydalanmak) dalga ve gelgit enerjsi (okyanusların-denizlerin yarattığı dalga hareketinden elde edilen enerji) olarak sıralanıyor. Hafta boyunca alternatif enerji kaynaklarından oluşan ve enerji tasarrufu sağlayan bir dizi maket, Santralistanbul’un çeşitli yerlerine serpilmiş durumda. Bu maketler, su türbini istasyonu, Eko Karavan, çevre ve enerji dostu binalar ve yalıtım sistemleri, alternatif enerji kaynaklı oyun alanları, hidrojen enerjisi deneyleri istasyonlarında görülebiliyor. Yakıt piliyle çalışan otomobil Enerji Haftası’nda yer alan modellerden en ilgi çekici olanlarından biri Hidrojen Yakıt Pilli Yolcu Taşıma Aracı. Aracın çalışma manığı gayet basit. Araç, içinde iki kw yakıt pili, üzerinde ise dört adet güneş paneli barındırıyor. Üzerinde bulunan dört güneş paneli aracın içerisindeki aküyü şarj ediyor. Doksan voltluk bir güç elde edildiğinde ön enerji sağlanmış oluyor.Araç ilk başta aküden çalışıyor akülerin voltaj seviyesine göre yakıt pili devreye giriyor. Araç, içindeki 2.4 kw’lik bir doğru akım motoruyla çalışıyor ve tahrik o motor sayesinde gerçekleşiyor. Hidrojenin şarj […]

Ahmet Şık’ın objektifinden “Ben tanığım” sergisi

HaberVs editörü, gazeteci ve fotoğrafçı Ahmet Şık’ın çektiği fotoğraflardan oluşan, ‘Ben Tanığım’ adlı sergi, 8 Nisan Cuma saat 19.00‘da, Şık’ın tutukluluğun 38. gününde Karşı Sanat’da açılıyor. 12 Nisan tarihine kadar açık kalacak sergi, Ahmet Şık’ın onyıllardır süren gazetecilik ve fotoğrafçılık dönemine ait 30 fotoğraftan oluşuyor. Ahmet’in fotoğrafçı arkadaşları tarafından hazırlanan sergide Ahmet Şık’ın ‘Başkasının Acısına Bakmak-Mayın’ konulu fotoğraf çalışmalarından örnekler de görülebilecek. 9 Nisan Cumartesi günü saat 12.30’da Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelecek fotoğrafçılar daha önce de yaptıkları gibi Galatasaray Postanesi’nden Ahmet Şık’a fotoğraf gönderdikten sonra sergi salonuna dönecekler. “Ben Tanığım” adlı fotoğraf sergisi, Nisan – Mayıs ayları boyunca, İstanbul’da sokaklarda yürüyen sergi ve Ahmet Şık’a fotoğraf gönderme eylemleriyle birlikte çeşitli mekanlarda sergilenecek. Sergi Takvimi: 8-12 Nisan Karşı Sanat Galerisi (Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11 Beyoğlu)Açılış: 8 Nisan Cuma saat 19:00 16-22 Nisan Evrensel Sanat Galerisi (Kamerhatun Mahallesi, Alhatun Sokak, No:25 Tarlabaşı / Beyoğlu)Açılış: 16 Nisan Cumartesi saat 14:00 Yürüyen Sergi Etkinliği: 16 Nisan Cumartesi saat 13:00Galatasaray Meydanı – Evrensel Sanat Galerisi 23-29 Nisan Kazım Koyuncu Kültür Merkezi (Caferağa Mah. Mühürdar Cad. No 95 / A Caferağa / Kadıköy)Açılış: 23 Nisan Cumartesi saat 14:00 Yürüyen Sergi Etkinliği: 23 Nisan Cumartesi saat 13:00Kadıköy Beşiktaş Vapur İskelesi – Kadıköy Postanesi-Kazım Koyuncu K.M. 03-08 Mayıs Nazım Hikmet Kültür Merkezi (Ali Suavi Sokağı (Sanatçılar Sokağı), No: 7 Kadıköy)Açılış: 03 Mayıs Salı saat 19:00 Yürüyen Sergi Etkinliği: 03 Mayıs Salı saat 16:00Kadıköy Postanesi-Kazım Koyuncu K.M. – Nazım Hikmet K.M. 1 / 2

E) Hiçbiri

Barış Uygur Üniversiteye giriş için yapılan birinci basamak sınavından sonra ortaya çıkan tartışmalar takibi zor, anlaması daha zor ama katlanması imkânsız bir kaosa yol açtı. Her şey bir velinin gazetelerde yayınlanan soru kitapçığının matematik bölümünde şıkların sıralamasıyla ilgili bir patika keşfetmesiyle başladı. Bin yıldır küçükten büyüğe ya da büyükten küçüğe sıralanan cevap şıklarının bu kez karışık olarak sıralanması mı dikkatini çekmişti bilemiyorum ama sonunda vardığı netice herhangi bir matematik sorusunun cevap şıklarının, “geleneksel” yöntemle sıralanması halinde doğru cevaba ulaşılabileceği yönündeydi.Üniversite sınavı, 1 milyon 600 bin öğrencinin katıldığı, herhalde bunun beş altı katı kadar geniş bir nüfusu etkileyen bir sınav. Şimdi dilerseniz ÖSYM Başkanının (Pazar günü) yaptığı açıklamalar ışığında olayın bir röntgenini çekmeye çalışalım. ÖSYM Başkanı ne diyor? 1. ÖSYM başkanı demektedir ki;a) Elimizde bir master soru kitapçığı vardı ve bu kitapçıkta cevap şıkları geleneksel olarak sıralanmıştı.b) Master kitapçığından basın için bir kopya çıkartırken biz yanlış cevapların yerlerini değiştirdik.c) Dolayısıyla basında yer alan kitapçıkta bu şekilde bir “şifre” olduğu iddiası doğrudur. Ancak bu kitapçık hiçbir adaya verilmemiştir.d) Biz her aday için farklı soru kitapçığı hazırladık. Yani toplamda 1 milyon 600 bin farklı soru kitapçığı var.e) Şüpheleri gidermek için bütün kitapçıkları halkın erişebileceği bir şekilde sisteme yükleyeceğiz, tüm kitapçık tipleri internet üzerinden ulaşılabilir olacak ve herkes tarafından kontrol edilebilecek. Ama bu yayınladığımız kitapçıkların kime ait olduğu gibi bilgiler yer almayacak. 2. İyimser ihtimal: Diyelim ki ÖSYM Başkanı haklıdır. Basına dağıtılan soru kitapçığı ya da doğru şıkların hep aynı yerde kaldığı bir başka hitapçık hiçbir adaya dağıtılmamıştır. Peki o zaman;a) Basına dağıtılan soru kitapçığında bu patikanın oluşma nedeni olarak “cevap anahtarında karışıklık olmasın” dendiğine göre, 1 milyon 600 binin üzerinde farklı cevap anahtarı üreten ÖSYM bir tane daha cevap anahtarı üretmekten aciz midir?b) Neden basına dağıtılan soru kitapçığı da adaylara dağıtılan soru kitapçığıyla aynı yöntemle üretilmemiştir? Makine mi soğuktu, sistem mi izin vermedi? […]

Bilgi’ye üç dalda Avrupa Birliği iletişim ödülü

HaberVs Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) tarafından hayata geçirilen “AB Yolunda Genç İletişimciler Yarışması”nda İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesiöğrencileri üç dalda birinci oldu. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) tarafından AB İletişim Stratejisi çerçevesinde 4 farklı kategoride düzenlenen yarışmada slogankategorisinde birinciliği, “Bu Değişim Hepimize İYİ GELECEK” sloganıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ceren Bettemir, Başak Karamanve Gizem Yücelen kazandı. İstanbul’dan 24 üniversite ve 5 meslek yüksekokulunun katıldığı yarışmada, TV kategorisinde birinciliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Hazar Deniz Aksaylı, Hakan Güzey, Ahmet Alper Başkanve Açelya Köse, “Hayatımız Alaturka”adlı eserleriyle kazandı. Farklı alanlarda AB standartlarını anlatan 3 farklı kısa filmden oluşan eser, “hayatımızın alaturka, standardımızın ise Avrupa” olduğunu eğlenceli bir kurgu ile sunuyor. Radyo kategorisinde birinciliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ali Kaan Kılıç, Emel Gamze Sargın, Asena Kılıçve Beril Dedeoğlu, “Avrupa’da”(Dinlemek için tiklayın>>) adlı cıngıl çalışmalarıyla aldı. İki farklı cıngıl çalışmasından oluşan eser, AB üyeliğinin günlük hayatımıza olumlu katkılarına değiniyor. Basılı Materyal ve Açık Hava Reklamı kategorisinde birinciliği ise Işık Üniversitesi’nden Hande Özgeldi, “To Higher with Turkey” (Türkiye ile Daha Yükseğe) adlı eseriyle aldı. Avrupa ülkeleri ve Türkiye kamuoylarındaki karşılıklı önyargıları ve bilgi eksikliğini gidermek için genç iletişimcilerin yaratıcılığından faydalanmak açısından bir ilk oluşturan yarışma ile İstanbul’da binlerce iletişim öğrencisine ulaşıldı. Projeler “AB`nin Değerleri”, “Çağdaşlaşma Projesi Olarak Türkiye`nin AB`ye Üyeliğinin Günlük Hayatımıza ve Çeşitli Sosyal Kesimlere Olumlu Etkileri”, “Türkiye`nin Üyeliğinin AB`ye Kazandıracakları”, “Türkiye-AB Mali İş Birliği Projelerinin Türkiye`ye Sağladığı Kazançlar”, “Gümrük Birliği`nin Türk Ekonomisine Olumlu Etkileri” konu başlıklarına göre hazırlandı. Yarışmanın jürisinde Nail Keçeli, Mehmet Akbay, Erol Olçak, Ali Saydam, Fatih Akol, Sevilay Yükselir, Tayfun Talipoğlu, Bülent Tanla, Zeynep Gürcanlı, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçil Deren Van Het Hof, Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Tellan, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Keskin, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ragıp Taranç yer aldı. Yarışmada birincilik ödülünü kazanan eser […]

Yabancı basına tutuklu gazeteci brifingi

Ahmet Şık ve Nedim Şener için verilen brifinge 40 kadar yabancı muhabir katıldı. Şık ve Şener’in gazeteci arkadaşları tarafından düzenlenen ve resmi bir nitelik taşımayan toplantıya katılanlara gazetecilerin sorgularında verdikleri yanıtların ve savunmalarının İngilizce çevirilerini kapsayan dosyalar da dağıtıldı. HaberVs. “İki arkadaşımızın Silivri’de cezaevinde olmalarının Türkiye’de gazeteciliğe bir saldırı olduğu kanısındayız. Tutuklanmalardan sonra toplandık, neler yapabileceğimizi konuştuk. Bu toplantı gibi etkinlikleri yaparken aslında korkuyoruz. Ama bizim bu mesleğe olan borcumuz, arkadaşlarımıza olan borcumuz, onlar hapiste işlerinden, ailelerinden uzaktayken bizim korkmaya hakkımız olmadığını düşünüyoruz.” Toplantının açılış konuşmasını yapan gazeteci Hilmi Hacaloğlu böyle diyordu. Gazeteci Ragıp Duran’ın yönettiği toplantıya Ahmet Şık ile birlikte Ergenekon davası rehberi niteliğindeki “Kırk Katır mı, Kırk Satır mı?” adlı kitabı yazan gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, Şık’ın avukatı Fikret İlkiz, Nedim Şener’in avukatı Yücel Döşemeci ve Milliyet gazetesinden Murat Sabuncu katıldı. Duran dağıtılan dosyaların içinde sorgulama metinleri ve savunmaların İngilizce çevirilerinin olduğunu belirtirken, “Ne yazık ki, dünden beri internette dolaşmakta olan “İmamın Ordusu” adlı kitabı çevirecek vaktimiz yoktu, onun için sizlere iletemiyoruz. Ama sonunda bu kitap da ana dilinize çevrildiğinde okuyacaksınız ve bir terör örgütü belgesi mi yoksa araştırmacı gazeteciliğin bir örneği mi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz,” dedi. Dosyalardaki belgelerin, Şık ve Şener’in yalnızca gazetecilik kapsamındaki eylemlerinden dolayı sorgulandıklarını ve somut hiç bir delil olmadan tutuklandıklarını açıkça kanıtladığını vurgulayan Duran, “Bir noktayı belirtmek istiyorum. Biz profesyonel gazeteciyiz, yargıç değiliz, ya da hükümetin veya şu ya da bu cemaatin halka ilişkiler görevlisi hiç değiliz,” dedi. Delilleri basından öğreniyoruz Avukat İlkiz, iki gazetecinin tutuklanma kararının gerekçelerini “öncelikle kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, OdaTv’de ele geçen belgeler ve telefon konuşmalarının tutanakları” olarak saydıktan sonra, kendilerinin avukatlar olarak dosyadaki delilleri göremediklerini, basından öğrendiklerini belirtti. Avukatların dosyadaki delilleri görmelerini engelleyen kısıtlama kararının tam bir yıl önce, 19 Mart 2010 tarihinde verilmiş olduğunu açıklayarak, “Demek ki, soruşturma bir yıl önce başlamış ama bizim haberimiz […]