Hangisi kabahat?

Kocaeli’de görev yapan gazeteciler, meslektaşları Ahmet Şık’a destek için basın açıklaması yaptılar…”Kabahatli” bulunup, para cezası aldılar… Kabahatin gerekçesi Umur Mumcu’nun ismini taşıyan, halka açık parkta izinsiz bulunmaktı! Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in arkadaşları, 5 Nisan’da Kocaeli Umur Mumcu parkında izinsiz basın açıklaması yaptıkları ve “Kabahatler Kanunu‘na muhalefet ettikleri” gerekçesiyle 154’er TL para cezasına çarptırılan meslektaşlarına destek için Kocaeli’ndeydi. Gazeteciler, ortak bir basın açıklaması yaparak protestoda bulundu. Kocaeli’de görev yapan gazetecilere 18 Mayıs’ta tebliğ edilen para cezaları, tepki üzerine ertesi gün kaldırılmıştı. Gazeteciler, 21 Mayıs’ta yaptıkları basın açıklamasında “kabahatin” gerekçesine de dikkat çektiler: 5 Nisan’da toplandıkları Umur Mumcu parkı, İl Güvenlik Kurulu kararıyla toplantı ve yürüyüşe kapalıydı. Bu kararla Anayasal bir hakkın ihlal edildiğini iddia eden gazeteciler, itirazlarının para cezasına değil temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına olduğunu dile getirdiler.Batuhan Acar-Serdar Dilmen

Fotofinişle Şampiyon!

Takipçisiyle kafa kafaya girdiği son haftadan başı dik ayrılanlar, şampiyonluk turuna hazırlanırken eve boş dönenler… Süper Lig tarihinde kupa sevincinin fotofinişle belirlendiği birçok sezon yaşandı. Türkiye futbol liginde şampiyonun son haftada belli olması futbolseverler için yeni bir durum değil. Özellikle, son beş sezonda iki kupayı ligin son dakikalarında yitiren Fenerbahçetaraftarları, takımlarının Sivasspor’la 22 Mayıs Pazar günü oynayacağı son karşılaşma öncesinde şampiyonluk için temkinli konuşuyor. Rakibinin hem mutlak hem de ikili averajda gerisinde bulunan Trabzonsporlular da aynı şekilde şampiyonluğun “dakikalara bağlı” olduğunun bilincinde. Benzer heyecan ligin 52 yıllık tarihinde defalarca yaşandı. HaberVs son haftaya kalan şampiyonluk mücadelelerini derledi. 1958/59: Grup finaliProfesyonel Futbol Ligi’nin başlangıcı kabul edilen 1958/59 sezonunda lig, iki gruba ayrılmıştı. Beyaz Grup lideri Fenerbahçe, Kırmızı Grup lideri Galatasaray’la iki aşamalı finalde karşılaştı. Galatasaray ilk maçı 1-0 kazandı ancak rövanşta 4-0 yenildi. Kupaya sarı lacivertliler uzandı.1960/61: 2 puanlı sistemLigin son haftasına 3 puan farkla giren Fenerbahçe, son maçta en yakın takipçisi Galatasaray’la karşılaştı. Galatasaray’a 2-1 yenilmesine rağmen o dönemki 2 puanlık sistemle yine 1 puanlık farkı koruyarak Fenerbahçe şampiyonluğa ulaştı. 1970/71: ‘Anons skandalı’nın öncüsüGalatasaray, ligin son haftasına 1 puan önde girmişti. Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı yenip, Galatasaray’ın puan kaybetmesi durumunda şampiyonluk Fenerbahçe’nin olacaktı. Ve geçen sezon yaşadığımız anons skandalının ilki 6 Haziran’daki Fenerbahçe-Beşiktaş maçında gerçekleşti. Beşiktaş’ı 1-0’la geçen Fenerbahçe, Galatasaray’ın mağlup olduğu anonsundan sonra şampiyonluk kutlamasına başlamıştı. Fakat Ankara’da PTT’yi 7-1 ile geçen Galatasaray 19 Mayıs Stadı’nda şampiyonluk turunu atmıştı bile. 1978/79: Önde giden kazandıGalatasaray bu sefer Trabzonspor’la yarış içindeydi. Son haftaya 2 puan önde giren lider Trabzonspor yenilmesi ve Galatasaray’ın son maçını kazanması halinde şampiyonluğa sarı kırmızılı ekip uzanacaktı. Trabzon son hafta Orduspor’dan 1 puan koparıp son haftaya kadar süren şampiyonluk yarışını önde bitirdi.1981/82: “Hükmen” şampiyonTrabzonspor’un 1 puan önündeki Beşiktaş, liderliği ve şampiyonluk heyecanını 34. haftaya kadar taşımıştı. Beşiktaş, Eskişehirspor’u hükmen mağlup etti ve Trabzonspor’un son haftada şampiyon olma umutlarını bitirdi.1984/85: […]

Berkay ve Anadolu ağır yaralı

Büyük Anadolu Yürüyüşü için Muğla’dan yola çıkan Güney Ege Kervanı’nın sözcüsü Berkay Kuyzu, Ankara Gölbaşı yakınlarında bir kamyonetin çarpması sonucu ağır yaralandı. Kuyzu’nun sağlık durumu iyiye gidiyor. Büyük Anadolu Yürüyüşü’ne Muğla’dan katılan Güney Ege Kervanı‘nın sözcüsü Berkay Kuyzu, 18 Mayıs akşamı Ankara Gölbaşı yakınlarında bir kamyonetin çarpması nedeniyle yaralandı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anestezi Bölümü yoğun bakım servisinde tutulan Kuyzu’nun durumu iyiye gidiyor. Olaya tanık olan yürüyüşçüler, kaza anında kervanın emniyet şeridinde ilerlediğini ve kamyonetin Kuyzu’ya arkadan çarptığını, ancak aracın durmaması nedeniyle plakasının tespit edilemediğini belirtiyor. HaberVs’nin ulaştığı Gölbaşı Jandarma Komutanlığı, kazanın Ahiboz Karakolu sınırları içinde gerçekleştiğini belirtiyor ancak soruşturmanın devam ettiği gerekçesiyle bilgi vermiyor. Karanlık, ışık ve silah 9 Nisan’da Yuvarlakçay’dan yola çıkan ve Türkiye’nin suyunu, doğasını ve köklerini yaşatmak amacıyla “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” sloganıyla Ankara’ya ilerleyen 11 ekipten biri olan Güney Ege Kervanı, 16 Mayıs’ta Mezopotamya Kervanı’yla birleşti. Grup, önceki gün Gölbaşı yakınlarına ulaştı. Kervanda bulunan İbrahim Bardakçı, Cengiz Öztürk ve Dicle Tuba Kılıç’ın anlatımıyla olay şöyle gelişti:Kervandaki atların nallarının değiştirilmesi nedeniyle vakit kaybeden yürüyüşçüler, karanlıkta yol almak durumunda kaldı. Kervandaki köpeklerle, yanından geçtikleri özel mülkiyetin bahçesinde bulunan köpeklerin karşılıklı havlaması evdekileri tedirgin etti. Mahalli kıyafetlerle, at arabaları ve köpeklerle ilerleyen bu kalabalık grubu teşhis etmek isteyen evdekiler grubun üzerine şiddetli ışık tuttu. Işık birkaç dakika sonra kapatıldı ancak ardından havaya iki el ateş edildi. Kervandakiler, kimsenin yaralanmadığından emin olduktan sonra yürüyüşe devam etti. Yaklaşık 5 dakika sonra emniyet şeridinden ilerleyen grubu en arkadan takip eden ve elindeki fenerle yürüyüşçülere yardımcı olmaya çalışan Berkay Kuzu’ya bir kamyonet çarptı. Kamyonet durmayarak hızla uzaklaştı. O sırada Kuyzu’nun uzağında olan yürüyüşçüler aracın plakasını göremedi. Yürüyüşçüler, kazada bir kasıt aranmaması gerektiğini, kazanın karanlık nedeniyle yaşanmış olabileceğini ve tek temennilerinin, arkadaşlarının bir an önce sağlığına kavuşması olduğunu dile getiriyor. Kuyzu gözlem altında HaberVs’nin edindiği bilgilere göre Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anestezi Bölümü […]

Medyada görünmeyen 12 Haziran: secimtakip.org

Yurttaş gazeteciliği ve acil bilgi edinme olanaklarını artıran Ushahidi yazılımı 12 Haziran seçimleri için Türkçe’ye çevrildi. secimtakip.org adresinden yayın yapan platform, seçmenlerin basında yer almayan haberleri duyurmasına imkan tanıyor. ) sitesiyle seçimi birinci ağızdan izlemek ve aktarmak isteyen kullanıcıların hizmetine sunuldu. secimtakip.org, basından ve vatandaşlardan topladığı bilgileri yaymak için internetin kitlesel iletişim olanaklarından faydalanıyor ve paylaşılan bilgilerin harita üzerinde görselleştirilmesini sağlıyor. “Yurttaş gazeteciliği”, her vatandaşa karşılaştığı olayları, sorunları, okuduğu ilgili haberleri ve kendi çektiği fotoğraf ve videoları site aracılığı ile yayınlama imkanı sunuyor. Böylece vatandaşlar bilgileri paylaşabiliyor ve birinci ağızdan, yorumsuz bilgilere ulaşabiliyor. Sitenin bir diğer amacı da sesini duyuramayan yerel medyaya aracılık etmek. Seçim Takip sitesi, özellikle seçim döneminde sandıktan bilgiler almak için kuruldu. Seçime kadar basından ve sokaktan bilgiler alarak seçim kampanyalarını ve yerel bilgileri insanlara aktarmaya devam edecek. Seçim takip sitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka yönetiminde Siber-Kültür Çalışmaları Yüksek Lisans Programı kapsamında öğrenciler tarafından hazırlandı. Moderetörlerinin öğrencilerden oluştuğu seçim takip sitesi açık kaynak kodlu Ushahidiplatformunun Türkçe versiyonu. Yazılımın Türkçe’ye çevrilmesinde İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri Amerika’nın Sesiradyosu (Voice of Amerika) Türkiye masasıyla birlikte çalıştı. Türkçe yazılım da Ushahidi sitesine yüklendi. Ushahidi (ushahidi.com) 2007’de Kenyalı bir avukat tarafından yapılan bir yazılım. Kaynağı belli olan ya da olmayan haberleri sadece içerdiği bilgilerle değil aynı zamanda Google haritasına dökerek lokasyonlarıyla takipçilerine ulaştırıyor. Kenya, Meksika ve Hindistan seçimlerin de kullanılan Ushahidi, Haiti ve Şili depremlerinde de kullanıldı. Depremlerde kazazedelere ulaşmak, yardım ihtiyaçlarını bildirmek için internet ve sms aracılığıyla mesaj atılan yerler haritada işaretlendi. Washington Post’un da kullandığı Ushahidi gazetecilik için de önem taşıyor. Gazetecilerle vatandaşın bilgi alışverişini, sıcak haber takibini, ulaşılması kolay olmayan bölgelerden haber almayı sağlıyor.Nasıl kullanılacak? Sitenin basit bir işleyişi var. Haber gönder başlığına girerek; haberin konusunu, açıklamasını ve kategorisininin yazılması gerekiyor. Kategoriler; basından, halktan ya da medyadan gelenler başlıklarına bölünmüş. Gönderilecek bilgilere haber kaynak […]

‘Hükümetin basınla ilgili söyledikleriyle yaptıkları farklı’

Milliyetgazetesi yazarı ve Uluslararası Basın Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kadri Gürsel, Türkiye’de basın özgürlüğünü konuşmanın artık anlamsız hale geldiğini söyledi. Hükümetin, Sivil Toplum Örgütleri’ne karşı tavrını da zalimce bulduğunu belirten Gürsel, Avrupa Parlementosu’na göre, Türkiye’deki bazı radikal gruplar, gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’i bir terörist örgütün başı olarak görüyor. Gürsel’e göre “Uzlaşmacı görünen ve Avrupa Birliği yolunda ilerlemeye çalışan Türkiye, gazetecilerini tutuklama yolunda dünya şampiyonu.” Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Medya Günleri çerçevesinde Santral yerleşkesinde gerçekleştirilen Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO) tarafından düzenlenen Güney, Doğu ve Orta Avrupa’da Basın Özgürlüğü başlıklı toplantıda konuşan Gürsel, hükümetin söylemlerinin eylemleri ile çeliştiğini ifade ederek; gazetecilerin tutuklanmasının, internet sansürünün ve en önemlisi otosansürün gazeteciliği öldürdüğünü belirtti. Gürsel, Türkiye’nin basına “itaat” psikolojisini aşılamasına ve basının bir çeşit propaganda mekanizması olması için zorlanmasına rağmen “güllük gülistanlık bir tablo” sergilenmeye çalışıldığı görüşünde. Basının özgürlüğünün, insanın özgürlüğü olduğunu savunan Gürsel, Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’nin en önemli maddelerinin “seçimini özgür yap ve kendini güvende hisset” olduğuna dikkat çekti. Gürsel, “Bu durumun aksi gerçekleşirse, insanoğlu tehlikededir” diyerek ana akım medyada yirmi beş yıllık meslek hayatında basına ilk kez bu denli kötü davranıldığını söyledi. Toplantının moderatörü, Hürriyetgazetesi dış politika yazarı Ferai Tınç, Avrupa Birliği’nde herşey için bir kural olduğunu ancak basın için hiçbir kuralın olmadığını hatırlatarak Avrupa Birliği için “demokrasinin Mekke’si” benzetmesini yaptı. Center for Independent Journalism (Bağımsız Gazetecilik Merkezi) üyesiMacar gazeteci Maté Stiglincz ise, ülkesindeki basın özgürlüğünüyle ilgili düzenlemeleri anlattı. Macaristan’ın uluslararası standartları edinmesi gerektiği savunan Stiglincz, medyanın öz düzenleme yapmasını gerektiği görüşünde. Bianeteditörü Erol Önderoğlu, Türkiye’de Yahudi ve Ermeni gazetecilere baskının daha çok olduğunu ifade ederek Hrant Dink suikastini örnek gösterdi. Daha önce de Bianet’e sansür uygulandığını hatırlatan Önderoğlu, siber saldırıların son hedefinin Bianet, Birgüngazetesi ve sosyalist medya olduğunu söyledi.

Tek kuruşumuz yok!

Süpermarkete gittiniz. Aldığınız ürünler toplamı 4,99 TL tuttu. 5 lira verip gider misiniz? Yoksa kuruşuna kadar alır mısınız? Darphane 1 kuruş hâlâ basılıyor, ama milletin cebinde yok.

‘Ter kokuyorsun’ diyemedim yüzüne…

Hemen her işimizi internet üzerinden yapar hale geldik. Bizi rahatsız eden bir durum sonrasında karşımızda bulunan kişiyi incitmemek için söyleyemediğimiz şeyleri bizim yerimize söyleyen siteler bile mevcut artık. Ter kokan bir arkadaşınızı uyarmak gibi!

Kült, kültlere karşı

Türkiye’nin ilk kültürel incelemeler dergisi Kültnisan ayında piyasaya çıktı. Dört ayda bir yayınlanacak akademik ve aynı zamanda okunabilir bir “kültürel incelemeler” dergisi olma amacında. Etimolojik olarak, toprağı ekip biçmek, terbiye etmek anlamına geliyor. Kült isminin seçilmesinin nedeni ise hem kültürle ilgili bir dergi olduğunu sezdirmek ve kültlere karşı olduklarını belirtmek. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden, Kültürel İncelermeler Yüksek Lisans Programı İdari Asistanı, Mesut Varlık Kült isminde karar kılınmasının bir diğer nedenini de şöyle açıklıyor:“Kült isminde karar kılmamızın en büyük nedeni, Aziz Nesin’in kendisine “Nesin?” sorusunu soyadı olarak seçmesindeki motivasyondur. Derginin kapağına her baktığımızda, dünyanın kültlerle yaşadığını hatırlayacak ve bu dergide bunun için ne yaptığımızı sorgulayacağız.” Kültürel incelemeleri 20. yüzyıl başında Avrupa’da akademik ve entelektüel çevrelerde yaşanan “disiplin” tartışmasının bir sonucu olarak tanımlayan Varlık. “Özellikle sosyal bilimlerdeki ve pozitif bilimlerdeki birbirini görmez/duymaz boyuta gelen uzmanlaşma, neredeyse her bir disiplini dünyadan soyutlanmış birer laboratuarın içerisine hapsetmeye başlamıştı” diyor. Bugün artık kültürel incelemelere ihtiyaç olup olmadığı tartışmalarının da Kült’te yer alacağını derginin bu anlamda kendi alanını da sorgulayacağını anlatıyor. Bu sebeple ilk sayılarında Slavoj Zizek’in “Kültürel İncelemeler Üçüncü Kültüre Karşı” makalesini yayınladıklarını da sözlerine ekliyor. Kültgenç akademisyen adayları ve yüksek lisans öğrencilerinin yayın kurulunda olduğu, kontrol kadrosunu ise akademisyenlerin oluşturduğu bir dergi. Ortak bir dünya görüşüne sahip birkaç kişinin bir araya gelerek çıkardığı bir dergiden çok, hayata, dünyaya dair farklı dertleri, söyleyecek sözü olan insanların içinde bulunduğu bir kadro oluşturmaya çalıştıklarının altını çiziyor Varlık. Kültiçerik olarak her sayısında dosya konusu olan bir dergi. İlk Özel Dosya konusu “Kanon” ikinci sayıda ise “Kültür” konuşulacak. Kült Kayıt, Kült Bakış, Kült vs, Kült Deneme, Serbest Bölge bölümlerinde ise dosya konusundan farklı konular da işleniyor. Örneğin Kült Bakış bölümü dünya ve Türkiye gündemini “kültürel incelemeler” açısından inceliyor. Kült vs. ise kültürel incelemelerin kendisini tartışıyor. Çevirilere de yer verecek olan dergi Türkçe literatüre bu yolla katkıda bulunmayı […]

Sosyal bir hastalık: Göztepelilik

“…Aklımdan çıkmayan şey ise elinde bir fırça ve boya kovasıyla gelip, beyaz Murat 124’ünü baştan aşağı sarı kırmızıya boyayan komşumuz olmuştu. İşte o gün gerçekten anlamıştım Göztepe sevgisinin ne kadar delice bir şey olduğunu.” Şimdi her yer sarı-kırmızı İzmir’de. “Göztepeliyim” diyen kimse uyumuyor; günlerce gecelerce doyasıya şampiyonluğu ve eski güzel günlere dönüşü kutluyor. Güzelyalı Park, Göztepe sahili ve köprüsü birazcık alkolden belki ama daha çok mutluluktan sarhoş. Havai fişekler durmuyor, meşaleler hiç sönmüyor; sesler hiç kısılmayacakmış gibi söylenen marşları durmuyor Göztepelilerin. Efsane, verdiği sözü tutuyor üç sezondur. Dönüyor düştüğü ıssız kuytu yerlerden. 2003/04 sezonunun sonunda Süper Lig’e veda edilerek başlayan çöküş bir türlü durdurulamamıştı. Her alanda düşüşteydi Göztepe, hem mali ve idari, hem de sportif. Belki de tek eksilmeyen Göztepe taraftarının sevgisi ve tam desteğiydi. Fakat o kara günler, büyük bir isyanın başlangıcı oldu. Söz konusu Göztepe olduğunda her şeyin başlangıcı bir isyandı zaten. İzmir’in bir başka futbol takımı Altay’ın deplasmana giden kafilesi içinde yaşanan bir anlaşmazlık sonucu takımdan ayrılan bazı futbolcular kendi semtlerinin takımını kurmak ister. İşte böyle başlar isyan. Tarih 14 Haziran 1925’tir ve şimdiki tezahüratlarda haykırdığımız gibi güneş doğmuştur İzmir’de. Bu bir tarih dersi değil belki ama Göztepe’nin tarihi, bir efsanedir her anlamda. 60’ların sonu ve 70’lerin başında bırakalım üç büyükleri, Avrupa’nın köklü takımlarını karşısında diz çöktüren Göztepe’yi büyüklerimizden dinledik biz. Anlatılanlar bir masal gibi geldiği içindir belki de efsane diyoruz biz takımımıza.“18 yıl bekledik biz, statları inlettik biz” Eskiler “Büyük çöküş var” diyordu fakat biz zaten Göztepe’yi 2. Lig’den daha başka bir ligde görmemiştik. Haziran 98’de yine şimdiki gibiydi Güzelyalı caddeleri. Zafer sarhoşluğu içindeki binlerce taraftar 18 yıl sonra gelen şampiyonluğu ve Süper Lig’e çıkışı trafiği kilitleyip umursamaz bir sevinç içinde kutluyordu. Kutlamaların arasında sarı-kırmızı formasıyla şaşkınlık içinde insanları izleyen bir çocuk yüzüydüm sadece. Birbirini hiç tanımayan insanların birbirine sarılıp ağladığını, içip eğlendiğini, marşlar söyleyip halaylar […]

Ahmet geldi, beraat etti!

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu "Ergenekon’u Anlama Kılavuzu" kitabı nedeniyle açılan davada beraat etti. Şık 14 Nisan’daki duruşmaya “araç yokluğu” gerekçesiyle getirilmemişti.

Ahmet Şık geceyi dışarıda geçirecek!

“Terör örgütü üyeliği” gerekçesiyle Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan HaberVs Editörü Ahmet Şık, sergisinin açılışı için geldiği Bilgi Üniversitesi’nden az sonra ayrılacak. Ahmet yarın saat 12:30’da duruşması öncesinde kendisi için düzenlenen eyleme katılacak. HaberVs “Terör örgütü üyesi olma” gerekçesiyle Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan HaberVsEditörü Ahmet Şık, tutuklanmadan önce Ertuğrul Mavioğlu ile yazdığı Kırk Kakır Kırk Satır: Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitabının “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ettiği gerekçesi ile yargılandığı dava için Kadıköy Adliyesi’ne gelecek.“Ahmet Şık’ın Objektifinden: Ben Tanığım” sergisinin açılışı için, doğumgünü olan 9 Mart’ta, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne gelen Şık, yaklaşık iki aydır uzak kaldığı ofisinde duruşma tarihini bekliyordu. Şık, arkadaşlarıyla birlikte birazdan Bilgi Üniversitesi’nden ayrılacak ve geceyi dışarıda geçirecek. Yarın saat 12:30’da Kadıköy’de kendisi için gerçekleştirilecek eyleme katılacak. Şık’ın geceyi Avrupa yakasında, deniz kıyısında bir evde geçireceği ve ancak yarın sabah erken kalkması gerektiği için, talimatla kitap yazma faliyetinde bulunmayacağı ifade ediliyor. Duruşma öncesinde Şık ve arkadaşlarının moralinin son derece yüksek olduğu gözlemleniyor. Yarın Kadıköy adliyesi önünde toplanacak kalabalığın yüksek olması Ahmet, Nedim Şener ve tüm tutuklu gazetecilerin morallerini daha da yükseltecek. Ahmet “Yarın öğlen Kadıköy Boğa heykeli önünde görüşmek üzere” mesajını iletiyor.

Ahmet’i karşılayacağız, sen de gel!

HaberVs Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte kaleme aldıkları iki ciltlik Kırk Kakır Kırk Satır – Ergenekon’u Anlama KılavuzuHaberVs kitabı nedeniyle yargılanan editörü Ahmet Şık’ı karar duruşmasında yalnız bırakmamak için arkadaşları 13 Mayıs Cuma (yarın) yine Kadıköy Adliyesi’nde olacak. Önceki duruşmaya, “ring aracı bulunmadığı” gerekçesiyle getirilmeyen Ahmet Şık’ın bu kez bir önceki duruşmada mahkeme başkanının Silivri Cezaevi’ne yazdığı yazı nedeniyle kesin olarak duruşmaya getirilmesi gerekiyor. “Yansak da dokunacağız” imzalı çağrı metninde, “Ergenekon soruşturması çerçevesinde 3 Mart’ta gözaltına alınıp 6 Mart’ta tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in; gazeteci ve fotoğrafçı meslektaşları, dostları, okurları, avukatları olarak bizler, arkadaşlarımızın nezdinde tüm tutuklu gazeteciler için ‘Hemen, şimdi adalet’ demek için buluşuyoruz.” ifadesine yer veriliyor. Tüm yurttaşları ve medya mensuplarını Kadıköy’e davet eden grubun çağrısı, “Elimizde kalemlerimiz ve pankartlarımız, dillerimizde şarkılar ve yüreğimizde adalet ve demokrasi umudu, aklımızda tüm tutuklu gazeteciler için hürriyet isteği olacak.” sözleriyle bitiyor.13 Mayıs 2011 Cuma Kadıköy Boğa Heykeli 12:30

Her hafta 16 sayfa muhalefet

Geçmişte hem ana akım medyada hem de bağımsız yayın girişimlerinde bulunmuş bir grup gazeteci, “bağımsız gazeteciliğin tam zamanıdır” diyerek “Haftalık muhalif” 16 Sayfa’yla tekrar yayın hayatına dönüyor adresinden ulaşılabiliyor. 16 Sayfa’nın kurucularından Cengiz Erdinç, Uğur Güç ve arkadaşları “Haftalık Muhalif” çizgilerini ve gazetecilik anlayışlarını HaberVs’ye anlattı. – Neden 16 Sayfa?Cengiz Erdinç: İnternet sayfası ve benzeri gibi işleri önceden ayarlamıştık. Yüksüz bir isim olsun ve altını biz dolduralım istedik. En az maliyetle, en kaliteli baskıyı yapıp en kaliteli haberleri verebilmek ve bunu 16 sayfa da sınırlayabilmeyi hedefliyoruz. İlerleyen zamanlarda yayınlarımız asla 16 sayfayı geçmeyecek ve bunu standart olarak belirledik. “Bizim patronumuz yok ve asla olmayacak!” -Sloganınız “Haftalık Muhalif”, siz neye muhalifsiniz?C.E: Biz günlük yaşam içerisinde muhalifiz. Bu sloganın politik imaları da var. Aslında evrensel kuralları gereği gazetecilik “muhalif” bir iştir. Gazetecilik yerleşik düzeni sorgular. Türkiye’de bir dönem sıkça gündeme getirilen “Türkiye’de iyi şeyler oluyor” furyası gazetecilik değildir. Gazete patronlarının çalışanlarından talep ettikleri şey gazetecilik değil. Gazetecilik özü itibariyle aslında eleştiri mesleğidir. Eleştiri de muhalif olmayı gerektirir. Uğur Güç:Haberler oluşurken artık muhabirler yerine ajanslar kullanılıyor. Örneğin; Anadolu Ajansı’ndan ve diğer ajanslardan haberler seçilerek gazetelere servis ediliyor. Bu nedenle örneğin sendikalarla ilgili haberler gazetelerde fazla yer bulamaz. Ayrıca büyük şirketlerle ilgili muhalif yazılar da reklam kaygısı nedeniyle gazetelerde yer bulamıyor. Gazetecinin işi araştırmak ve sürekli sorgulamaktır. Olmayanı yazabilmektir. Bu nedenle biz yaygın medyada pek itibar görmeyen, kullanılmayan haberleri yayınlayacağız. “Konusunda uzman herkese kapımız açık” -16 Sayfaya gazeteciler dışında başka meslek gruplarından da destek olacak mı?C.E:Gazetecilik aslında toplumun gözü kulağıdır. İfade özgürlüğü düşünüldüğünde herkesin yapabileceği bir iştir ama karmaşık dosyalar, yolsuzluklar, kamu kuruluşlarının yaptığı bir takım işler düşünüldüğünde gazetecilik ayrıca uzmanlık da gerektirir. Konusunda uzman herkes destek olabilecek, yazı yazabilecek. Örnek vermek gerekirse çevre sorunlarıyla ilgilenen ve davalar açmış HES’ciler kendi uzmanlık alanları dâhilinde gazetemizde elbette ki yazacaklar. Ayrıca bununla birlikte ifade özgürlüğü açısından […]

Demirkubuz: ‘Yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı’

Türkiye sinemasına getirdiği farklı anlatım ve yorumuyla neredeyse “fanatik” bir hayran kitlesine sahip yönetmen Zeki Demirkubuz’a göre günümüzde bir çok yönetmen ve film yapımcısı belli başlı yönetmenlere öykünerek o kadar çok film üretmeye başladı ki, bir tür koleksiyonculuk yaklaşımı belirdi ve ortaya “yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı”. Demirkubuz, toplumdaki gerçeklerin filmlerinin her zaman esas malzemesi olduğunu belirterek, bazı özel efektler ve kurguların kendisinde de olduğunu, ancak gerçeğe sadık olma duygusunun her zaman daha ağır bastığını, filmlerini üretirken bu gerçekleri mutlaka işlediğini söylüyor. Ancak bu yaklaşımıyla taban tabana ters düşse de hayranı olduğu Dostoyevsky’nin ‘Suç ve Ceza’ isimli romanını bir gün Amerika’da çekeceği bir filme uyarlamak gibi bir arzusunun olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor:“Ama bunları klişe haline getirmeye gerek yok bence. Önemli olan gerçekliği en yalın haliyle yansıtabilmektir. İnsan bir meseleyi ele alıp onu yansıtırken, işlediği durumu ahlaki açıdan değiştirmemelidir.” Demirkubuz’un bu sözleri, yönetmenin yaşadığı toplum ve onun gerçeklerini gerek en yalın, gerekse de en yoğun biçimde filmlerinde ne kadar çok yansıtmaya çalıştığının bir kere daha altını çiziyor. 4 Mayıs 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi VCDMFA ve FTVMA programları kapsamında, Prof. Dr. Nezih Erdoğan’ın organizasyonu ve moderatörlüğü çerçevesinde, Santralistanbul Kampüsü’ne “Sesten Sessizliğe/Aydınlıktan Karanlığa” başlığı altında söyleşiye gelen yönetmen Zeki Demirkubuz, toplum ve birey, iç hesaplaşma ve insan ilişkileri gibi konular çerçevesinde filmlerini nasıl bir bakış açısıyla ortaya koyduğunu anlattı. Ana akım sinemada gözlemlenebilen bütünlüğü ve devamlılığı koruma dürtüsünü Demirkubuz kendi yaptığı filmlerde nasıl kırdığını şöyle ifade etti:“Görüntü için de aynı şeyi söyleyebilirsiniz. Gerçekten kendi deneyimlerinizden bu kırılmayı estetik adına filminizi süslemek için yapabilirsiniz. Günümüzde bunun daha yaygın olduğunu düşünüyorum; özellikle Avrupa sinemasında. Ancak bu durum Tarkovsky ve Bresson gibi yönetmenlerden, ‘80’lerden sonra, daha elistist bir hale geldi. Örneğin Haneke gibi bir yönetmen sesler ve görüntülerle oynarken aynı zamanda belirli bir duygu kırılmasıyla bunu yaptı.” Demirkubuz’a göre, özellikle de teknolojinin hızlı […]

İşte Ahmet Şık’a ait ‘suç delilleri’

Ahmet Şık, her tür iktidar odağına dokunup mağdur insanların sesini kamuoyuna duyurmayı hedefleyen hak haberciliği anlayışı nedeniyle yeri geldi işten atıldı, yeri geldi hakkında davalar açıldı, yeri geldi dayak yedi ve şimdi de tutuklandı. O, haberleriyle muktedirlerin gözünde hep suç işledi. Ahmet’in doğum gününde bu kabarık “suç delillerini” tarayıp bir dosya hazırladık. Haber ve arşiv tarama / “1991’den beri gazetecilik mesleği ile uğraşıyorum, dört yıldır da Bilgi Üniversitesi’nde gazetecilik üzerine ders veriyorum. Gazetecilik tarafsız bir meslek olmayıp her zaman mağdurun yanında ve ezilenin yanında olmak zorundadır. Gazeteciler görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşmayanın sesi olmalıdır. 20 yıl boyunca her zaman hedefime üniforma giymiş ya da kravat takmış iktidarı koymuşumdur. Çünkü iktidar her zaman sorunlu bir alandır. Önemli olan iktidara yandaş olmak değil eleştirmektir.” Ahmet Şık, gözaltına alındıktan sonra mahkeme sorgusunda gazeteciliğini bu sözlerle açıklamıştı. Ahmet, daha sonraki tüm açıklamalarında da bu gazetecilik anlayışının altını çizdi. Ahmet’in bu gazetecilik anlayışını sürekli vurguluyor olması boşuna değil zira Ahmet de farkında ki kendisi ve tutuklu birçok gazeteci üzerinden aslında savunduğu gazetecilik anlayışı da yargılanıyor. Ahmet, hiçbir iktidar odağına yanaşmadı, tam tersine hangi iktidar odağı ‘asıl muktedirse’ esas olarak onunla uğraştı, mağdur insanların sesini kamuoyuna duyurmayı hedefleyen bu hak haberciliği anlayışı nedeniyle yeri geldi işten atıldı, yeri geldi tehditlere maruz kaldı, yeri geldi hakkında davalar açıldı ve şimdi de yeri ve zamanı geldi, tutuklandı. Ahmet meslek hayatı boyunca haberleriyle iktidar odaklarının nezdinde çok ‘suç’ işledi. Aşağıda Ahmet’in bugüne kadar yazdığı haberlerden 21 haberlik bir seçki yer alıyor. Manisa’da işkence gören liselilerin davasından gecekondu yıkımlarına farklı alanlardan daha fazla ‘suç deliline’ ihtiyaç duyan olursa ulaşmak zor değil, devlet kütüphaneleri sabah 09.00 akşam 18.00 arasında hizmette! Resim-1 / Gazi olaylarıİstanbul Gazi Mahallesi’nde 1995 Mart’ında yaşanan olayları Cumhuriyetiçin izleyen muhabirlerden biri de Ahmet Şık’tı. Ahmet olaylar sırasında, sonradan hafızalara kazınacak olan halka ateş açan polislerin fotoğrafını çekecekti. O […]

NTV Yayınları: Başarılı bir başarısızlık hikâyesi

İlk kitabını 2007’de çıkaran NTV Yayınları’nda, en çok satış ve ciroya ulaştığı 2010’da zarar ettiği gerekçesiyle büyük bir tasifiye yaşandı. Bu tasfiye basında “yayınevi kapatıldı” şeklinde yorumlandı. NTV Yayınları eski Yayın Yönetmeni Mustafa Dağıstanlı sorularımızı cevaplıyor.

Fotoğrafçılardan ‘işçi’ Ahmet Şık’a plaket

Hak haberciliğinin Türkiye’deki önemli isimlerinden, HaberVs Editörü Ahmet Şık’a Uluslararası İşçi Filmleri Festivali açılışında, belgesel fotoğrafa yaptığı katkılardan ötürü teşekkür plaketi verildi. Duygu Sipahioğlu – Esra Söylemez Hak haberciliğinin Türkiye’deki önemli isimlerinden, HaberVs Editörü Ahmet Şık’a Uluslararası İşçi Filmleri Festivali açılışında, belgesel fotoğrafa yaptığı katkılardan ötürü teşekkür plaketi verildi. Plaketi Fotoğraf Vakfı, RED Fotoğraf Grubu ve Galata Fotoğrafhanesi adına Ahmet Şık’ın eşi Yonca Verdioğlu’na veren Fotoğraf Vakfı üyesi Özcan Yurdalan, Şık’ın meslek yaşamı boyunca haberleri ve fotoğraflarıyla, ezilenlerin sesini duyurmak için gösterdiği çabaya dikkât çekti: “Onu zaten hepimiz tanıyoruz. Ahmet gazetecidir, hakikati araştırır. Foto muhabiridir. Hakkını arayan halkların mücadelesine fotoğraflarıyla tanıklık eder. Örgütlü bir işçidir, sendikalı bir gazetecidir. Basın özgürlüğünün sadece birilerinin yukarıdan hak vermesiyle değil, çalışanlarının sendikal mücadelesiyle gerçekleşeceğini bilir. Defalarca başı bu nedenle belaya girmiş bir gazetecidir. İşte bu nedenlerle basın fotoğrafına ve belgesel fotoğrafa yaptığı katkılardan ötürü bu yılki teşekkür plaketimizi Ahmet Şık’a veriyoruz.” Fotoğraf emekçileri, Ahmet Şık’ın gözaltına alındığı 3 Mart’tan beri, meslektaşlarının maruz kaldığı haksızlığa dikkat çekmek için, fotoğraf merkezli eylemlerde bulunuyor. sitesi üzerinden duyurulan bu etkinliklerden ilki, Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun 13 Mart’ta Taksim’de gerçekleştirdiği geniş katılımlı yürüyüşte ortaya çıktı. Aralarında gazeteci ve fotoğrafçıların da bulunduğu 500 kişi, ağızları siyah bantla poz verdiler. (Bu fotoğrafların bulunduğu panolara sitede ulaşılabilir.) Şık’ın meslek hayatı boyunca belgelediği ve onun duruşunu anlatan görüntülerden oluşan “Ahmet Şık’ın Objektifinden: Ben Tanığım” sergisi ise 8 Nisan’da Beyoğlu Karşı Sanat salonunda açıldı. Bu sergi Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin açılışının yapıldığı İTÜ Maçka yerleşkesine getirilmeden önce İstanbul’da Evrensel Sanat, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi ve Nazım Hikmek Kültür Merkezi’ni dolaştı. “Ahmet Şık’ın Objektifinden: Ben Tanığım”, Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı, Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nde sergilenmek üzere 9 Mayıs’ta santral yerleşkesine taşınacak.

‘Türkiye sağı demokrasiye hep karşı oldu’

Burak Kurtar Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner Türkiye sağının solu hep “darbecilikle” itham ettiğini ama sağın kendisinin de fikir ve örgütlenme özgürlüğünün var olduğu bir demokratik ortama karşı ellerinden geleni artlarına koymadığını vurguladı.Laçiner İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 12 Mart konulu panelde yaptığı konuşmada “o dönemde Türkiye’nin sağının takibindeki yayınların herhangi birinde bir tane hayırhak cümle göremezsiniz” dedi. Çok fazla yalan ve iftira altında olduklarını belirten Laçiner, o zaman sosyalizmin haklı bir eleştirisine bile “kesin yalan söylüyordur” gözüyle baktıklarını söyledi. Laçiner, “1960’ların genel mantığının Türkiye’ yi modern, demokratik, özgür yapmak isteyen bir cereyan olduğunu ve bunun Tanzimat’tan beri gelen bir çizgi olduğunu vurguladı. “Bu çizgi Türkiye toplumunun büyük muhafazakar ve anti modernist direncine rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor” diyen Laçiner, Bunun karşısında da ideolojik gücünü dinden alan bir cenahın daha olduğunu ve bu cenahın demokrasi herkese oy hakkı verdiğinde sandıkta galip geldiğini belirtti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü’nün düzenlediği “40. yılında 12 Mart” başlıklı sempozyumda 12 Mart 1971 askeri darbesi, darbe öncesi ve sonrası Türkiye’de yaşananlar tartışıldı. Santralistanbul Kampüsü’nde 29 Nisan günü gerçekleştirilen panelin göze çarpan konuları “Üniversite Özerkliği”, “Mamak Cezaevi”, “68 kuşağı ve 12 Mart’ taki Feminist Hareketler”di.“Türkiye’de seçim sandığından sadece gericiler çıkıyor” Milliyet Gazetesi’nden Hasan Cemal 12 Mart 1971’de 27 yaşında bir sivil olduğunu ve o zamanlar Türkiye’ de bir darbe ortamı yaratmak için çalıştıklarını anlattı. O tarihte Devrim Dergesi’nde deyim yerindeyse “fedai” yazı işleri müdürü olarak çalıştığını söyleyen Cemal, dertlerinin ortamı huzursuzlaştıracak, istikrarsızlaştıracak bir hava yaratıp darbeye yol açmak olduğunu vurguladı. O zamanlar Türkiye’de seçim sandığından sadece gericilerin çıktığı ve gericilerin çıkardığı seçim sandığına son vermeden Türkiye’nin kurtulamayacağına inandıklarını belirten Cemal, gerici üreten o sistemin Türkiye’ye neden uymadığını bir sürü yabancı kitaplardan, makalelerden özetlediklerini belirtti. Cemal, o tarihlerde Devrim Dergisi’nde yaptıkları çevirilerle Suriye’deki Esat Rejimi’ni, Libya’daki Kaddafi rejimi’ni bütün tek parti rejimlerini model olarak yansıttıklarını vurguladı. “12 Mart günü […]

Filtreli internet geliyor

BTK’nın onayladığı “İnternetin Güvenli Kullanımına Dair Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Ağustos’ta yürürlüğe girecek. Bu taslağın Türkiye’de internete sansüre neden olup olmayacağı tartışılıyor.