Ahmet Şık’ın kitabını basmaya hazırlanan İthaki’ye polis baskını

HaberVs editörü Ahmet Şık’ın kitabını yayınlamayı planlayan İthaki Yayınevi polis tarafından basıldı. Polis kitabın bir kopyasını aldı yayınevindeki elektronik dokümanı imha etti. HaberVs Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan HaberVseditörü Ahmet Şık‘ın kitabını yayınlamayı planlayan İthaki Yayınevi polis tarafından basıldı. Yayınevinin İstanbul Kadıköy’deki merkezinde dün gece polis ekiplerince yeni saat süren bir arama yapıldı. Savcı Zekeriya Öz’ün talimatıyla yapılan aramada polis ekiplerinin Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adıyla yayınlanması planlanan kitabını aradıkları belirtildi. Aramadan sonra gazetecilere açıklama yapan yayınevi sahibi Ünal Koçan, polislerin genel olarak Ahmet Şık’ın kitaplarını sorduklarını söyledi. Arama sırasında yayınevinde bulunan Editör Ahmet Öz ise polislerin, Ahmet Şık’ın daha önce yayıneviyle çalışırken bir kopyasını kendisine gönderdiği kitabı aldıklarını söyledi. Polislerin o kopyayı aldığını, bilgisayardaki elektronik dokümanı da imha ettiğini kaydeden Ahmet Öz, gün içinde konuyla ilgili ayrıntılı bir açıklama yapacaklarını ifade etti. Gazetecilerin, ”Kitabın basımıyla ilgili bir hazırlığınız var mıydı?” şeklindeki soruları üzerine de Ahmet Öz, herhangi bir hazırlıkları olmadığını, buraya henüz iki gün önce taşındıklarını ve halen taşınma işleriyle uğraştıklarını belirterek baskınla ilgili şunları anlattı: “‘Galiba telefonları dinlediler. Kitabın ilk 20 sayfasını bile okumadım. Baskıyla ilgili bir hazırlığımız yoktu. İçeriden sadece kitabı aldılar. Aramanın uzun sürmesi, teknik sorunlardan kaynaklandı. Savcı Zekeriya Öz’ün kitapla ilgili bir kanısı var, ona istinaden gelmişler. Ahmet Şık tutuklanmadan önce kitabın yayımlanmasına vaktimiz olmadı, o da başka yayınevleriyle görüşüyordu.”

Ali Nesin’den Matematik Köyü için imza kampanyası

HaberVs Nesin Vakfı tarafından İzmir’in Şirince köyünde kurulan Nesin Matematik Köyü’ne TÜBİTAK’ın geçen yıldan beri destek vermeyi reddetmesi nedeniyle köyün kurucusu Prof. Dr. Ali Nesin bir imza kampanyası başlattı. Kampanyanın hedefi, Türkiye’de bilimin gelişmesine destek olmakla görevli TÜBİTAK’ın köye karşı olan tutumunun en kısa zamanda değişmesi. Nesin Matematik Köyü, Mayıs 2007’de yöre halkının maddi katkılarıyla kuruldu. Matematik ve ilgili bilimlerden oluşan derslerin, projelerin, seminerlerin ve kampların düzenlemekte olduğu köy, Ali Nesin’in daha önceki yıllarda düzenlediği matematik yaz okullarını da bünyesinde topluyor ve her yıl ortalama 500 matematiksevere eğitim veriyor. Ekonomik desteği olmayan köy geçtiğimiz yıl bazı projelerini gerçekleştirebilmek için TÜBİTAK’a başvuruda bulundu. Ali Nesin’in bir araştırmacı olduğu ancak bir eğitmen olmadığı gibi gerekçeler belirtilerek yedi projenin tümü reddedildi. Bunun üzerine Ali Nesin, TÜBİTAK başkanı Dr. Nüket Yetiş’e haziran ayında bir mektup yazdı. Mektubunda, kısaca dünyanın her yerinde bu tip girişimlere destek verildiğini anlatan Nesin, “Kurumunuzun reddettiği projelerin her biri birer mücevher değerindedir. Sadece Türkiye’de değil, dünyada bu projelere eşdeğer bir proje kolay kolay bulunamaz. Özür dileyerek söylüyorum, ama gerçek bu: Bu projeleri haklı ya da haksız gerekçelerle reddetmek kimsenin haddi değildir.” diyerek TÜBİTAK’ın destek vermemesini eleştirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ali Nesin, bu olaydan sonra TÜBİTAK’ın destek şartnamelerine getirdiği ek koşullarla artık başvuru yapmalarının dahi olanaksız hale geldiğini söylüyor. Örneğin “Etkinlikte ders vereceklerin tamamı düzenleme kurulunda yer alır ve etkinlik, düzenleme kurulunda yer alanlardan birinin bağlı olduğu bir işletmede yapılamaz.” gibi maddelerin doğrudan kendilerini engellediğini belirten Nesin, bu uygulamaları protesto etmek için bu kez de TÜBİTAK’ın bağlı bulunduğu Bilimden Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’a bir mektup yazdı. Mektubunda; “TUBITAK lise ve lisans öğrencilerine yönelik Köy etkinliklerini sudan sebeplerle desteklemeyi reddetmektedir. Bu yıl sudan sebeplerini gerekçelendirebilmek için özel olarak Matematik Köyü’nü dışlayıcı koşullar getirmiştir. Bu koşullarla TÜBITAK projelerine başvuru yapmamız bile engellemektedir.” diyen Nesin, kuruluş amacı bilimi […]

Hukukçular da özgürlükten taraf

Avukatlar ve hukukçu akademisyenler, İstanbul Barosu’nun organizasyonuyla Taksim de yürüdü; bağımsız yargı ve basın özgürlüğü talep etti. Emir Kahraman İstanbul Barosu avukatları ve öğretim üyesi hukukçular, bağımsız yargı ve basın özgürlüğü talebiyle öğle saatlerinde Taksim Meydanı’na yürüdü. Saat 13’te İstiklal Caddesi’nde Baro Han önünde toplanan yüzlerce hukukçunun cüppeleriyle katıldığı yürüyüş, Cumhuriyet Anıtı önünde sona erdi. Daha önce yaptıkları duyuruda bu eylemi “Siyasi iktidarın basın özgürlüğünü ortadan kaldırma ve muhalefet edenleri sindirme girişimlerine, özel yetkili mahkemelerin adil yargılama hakkını ihlal eden hukuk dışı uygulamalarına, savunma hakkı ihlallerine ve polis devletine karşı tepki göstermek ve kaygılarını kamuoyu ile paylaşmak” için yaptıklarını belirten hukukçular yürüyüş sırasında bu taleplerini ifade eden dövizler taşıdı. Eylem sırasında Genç Siviller‘in İstiklal Caddesi’ndeki bir binadan sarkıttığı “Anlarsın ya baro!” yazılı pankart avukatların tepkisine neden oldu. Bu pankart, eyleme destek veren Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri tarafından indirildi. IHA’nın haberine göre pankartı asan, ikisi kadın üç Genç Siviller üyesi gözaltına alındı. Genç Siviller, İstanbul Barosu önderliğinde 46 baronun 18 Kasım 2009’da yasadışı dinlemeleri protesto etmek üzere düzenlediği eylemde de, meydana bakan bir otelden “Darbeci baro Taksim’e hoş geldin” pankartı sarkıtmıştı. Meydanda, eyleme katılan grup adına açıklama yapan Baro Başkanı ve Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal, özellikle son günlerde basın mensuplarına karşı gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaları kaygı ile izlediklerini ve sessiz kalmayacaklarını belirtti. Kocasakal şunları söyledi: “Öncelikle belirtmek isteriz ki hukuk devletinde kimse ceza sorumluluğundan bağışık olmadığı gibi suç işleme özgürlüğü ve ayrıcalığına da sahip değildir. Makul, ciddi şüpheye ve delillere bağlı olarak suç isnadı altındaki herkes elbette ki soruşturulacak ve yargılanacaktır. Bununla birlikte tüm bu soruşturma ve koğuşturmaların siyasi maksatlardan ve etkilerden uzak hukuk kurallarına ve özellikle usul kurallarına uygun bir şekilde yapılması zorunludur. “Bu tür soruşturma ve koğuşturmalardaki en büyük tehlike siyasi iktidara veya başka bir iktidar odağına muhalif olan düşünürlerin, yazarların bir bahane […]

Toprak altındaki leziz servet

Cemal Özbaş Yurtdışında gittiğiniz lüks bir restoranda, garson makarnanızın üzerine trüf mantarı rendesi isteyip istemediğinizi sorarsa eğer; vereceğiniz cevabı çok iyi düşünün. Aksi halde; bir porsiyon mantar rendesi için 250 dolar ödemek zorunda kalabilirsiniz. Yanlış duymadınız; sadece makarnanızın üzerine rendelenecek bir mantar için bu parayı ödemeniz gerekir. Bu durumda dünyanın en pahalı yemek malzemelerinden biri olan trüf mantarıyla karşı karşıyasınız demektir. Dünyada trüf mantarının pek çok çeşidi olmasına rağmen en çok bilineni ve en az bulunanı beyaz trüf mantarı. İtalya’nın en verimsiz toprakları olan Umbrian, Toscana bölgesinde yetişiyor. Bunun yanısıra, Fransa’nın Perigord bölgesinde ve İspanyanın çeşitli yerlerinde de bulunabiliyor. Bir diğer bilinen trüf mantarı çeşidi ise “Kara elmas” adı verilen siyah trüf mantarı. Bu tür, dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış durumda. Bu mantarı bu kadar pahalı yapan sadece az bulunur olması değil, yetişme şekli… Trüf mantarı toprağın altında yetişiyor, dolayısıyla yolda yürürken trüf mantarı bulma şansınız yok. Bunun yanı sıra, trüf mantarı, kültür ürünü olarak yetiştirilebilen bir mantar türü değil. Doğanın insanlara verdiği ile yetinmek zorunda kalıyor bu mantarın müdavimleri. Köpekler ve domuzlarla toplanıyor Fransa’da mantarları domuzlar bulurken İtalya’da bu işi sadece köpekler yapıyor. Boyut olarak köpekler, domuzlardan daha küçük oldukları için taşınmaları ve yönlendirilmeleri daha kolay. Ayrıca domuzlar buldukları mantarları kemirirken, köpekler bunu yapmamak üzere eğitiliyor. Bir köpeğin trüf mantarını bulması için küçüklükten eğitilmesi gerekiyor. İnanması zor ama bunun için bir üniversite bile var. İtalya’da Alba kenti yakınlarındaki Roddi’de bulunan “Trüf Avcısı Köpek Üniversitesi” çok iyi avcı köpekleri yetiştiriyor ve bu köpekleri yüksek fiyatlardan satıyor. Alba kenti, trüf mantarının başkenti adeta. Bu kentte beyaz trüf mantarı için müzayedeler düzenleniyor. Hatta 2007 yılında, bu müzayedelerden birinde 750 gramlık bir beyaz trüf mantarı, 143 bin Euro’ya satılmıştı. Bu müzayedeler kente büyük bir gelir getirirken yurtdışından turist çekilmesini de sağlıyor. Dünyada trüf, Türkiye’de “domalan”Türkiye, siyah trüf mantarının yetiştiği ülkelerden biri ve ülkemizde “Domalan […]

İnternetten badanacı bulunur mu?

Web ortamında her türlü ürünün bulunabildiği bir çağda internetten hizmet satın almak hâlâ zor. Gereko.com bir hizmet alışverişi portalı olarak badanadan, düğün organizasyonuna hizmet sağlayanla ihtiyaç sahibini buluşturuyor. İnternetten pek çok ürünü sipariş edebiliyoruz. Peki ya hizmet alabiliyor muyuz? Evet, internetten hizmet satın alabilmek oldukça zor. Çünkü internetten hizmet satışı öncelikle hizmeti tanımlamak, kalitesinden emin olmak, hizmeti size sunacak kişinin güvenilirliğinden emin olmak gibi bir dizi sorunu barındırıyor. Yurtdışında Elance.com ve Odesk.com gibi internet sitelerinde uzun süredir devam eden internetten hizmet satışı fikri, ODTÜ Endüstri mühendisliği mezunu Ayşe Biçer tarafından Türkiye’de de hayata geçirildi. Yeni ekonomi alanında bir iş fikri olan yazılımcıları melek yatırımcılarla buluşturan E-Tohum projesi tarafından desteklenen Gereko, 40’tan fazla kategoride hizmet satın alma ve satma olanağı sunuyor. Site kurucusu Ayşe Biçer, öncelikle verdiği hizmeti tanıtmak ve yeni müşterilere ulaşmak isteyen serbest çalışanlar ve firmaların Gereko’ya kayıt olduklarını hizmet ihtiyacı olan kişilerin de siteye gelerek ihtiyaçlarını tanımladığını anlatıyor. Örneğin, ev taşıtmak için nakliyeci arayanlar, web sitesi yaptırmak isteyenler, düğün organizasyonu talep edenler ve daha pek çokları… Sitede ihtiyaç sahiplerinin beğendiği teklifi verenlerle doğrudan görüşebildiğini anlatan Biçer, “Sitede en düşük ücretin seçilmesi gibi bir kurgu yok, çünkü hizmet sektöründe fiyatlar kullandığınız malzeme, işçilik kalitesi, deneyim gibi bir çok kritere bağlı. Bu nedenle en iyi teklif, en ucuz teklif değil en iyi fiyat-kalite oranına sahip teklif oluyor” sözleriyle Gereko’nun teklif sistemini anlatıyor. Gereko’nun gelir modeli ise hizmet sunanlardan alınacak küçük bir ücret üzerine kurgulanmış. “Türkiye’de yepyeni bir kavramı yerleştirmeye çalıştığımız için, sitemizi ücretsiz olarak kullanıma açtık. Şu anda ve önümüzdeki birkaç ay daha tüm hizmetler ücretsiz olarak sunulacak” diyen Ayşe Biçer; “Sitenin gelir modelini, teklif verme ücretine dayandıracağız ve ayda bir kez teklif verme hakkı herkese ücretsiz sunulacak. Daha fazla teklif vermek için ücretli üyelik paketlerimizden birini seçmeleri gerekecek” diyor. Hizmet verenlerin seçimini kullanıcı yorumları ve puanlama sistemiyle kolaylaştıran Gereko, […]

‘Halk nükleer santral istemiyor’

Japonya’da meydana gelen deprem sonrası hasar gören Fukuşima Nükleer Santrali’nin radyasyon yaymasının ardından, hükümetin Mersin-Akkuyu’da ve Sinop’ta yapmayı planladığı nükleer santralleri istemeyen nükleer karşıtları bugün İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önündeydi. Eylem yalnız İstanbul’da değil, aynı anda Mersin ve İzmir’de de başladı. Küresel Eylem Grubu, Yeşiller Partisi ve Greenpeace Akdeniz’in öncülüğünde yapılan eyleme yaklaşık iki bin kişi katıldı. İstiklal Caddesi’ni boydan boya kaplayan radyoaktivistler, el ele tutuşup zincir oluşturarak slogan attı. Yaşlısından gencine eyleme katılanlar arasında bebeklerini protestoya getirenler de vardı. Ara ara durup Japonya’da tsunamiden ölen binlerce insan için çömelip “Güneş, rüzgâr bize yeter” diyen grup “Akkuyu, Fukuşima olmayacak” sloganları attı. Çömelmenin ve sonrasında hızlıca koşmanın da bir anlamı vardı: “Nükleer santral sızıntısı hızla yayılacak”. “Nükleer felaket, santrali cinayettir”Eyleme bebeğiyle gelen Sinem Akkül, “Çocuğuma iyi bir dünya bırakmak için bu eyleme katılmak istedim. Hükümetin sesimizi duymasını ve nükleer santral kurma inadından vazgeçmesini istiyoruz” diyordu. Saat 16.00’da başlayan eylemden bir saat sonra basın açıklaması yapıldı. “Nükleerin felaket, nükleer santrallerin ise cinayet olduğunu düşünenler” imzalı basın açıklamasını Yeşiller Partisi sözcüsü Ümit Şahin yaptı. Japon halkının önce deprem ve tsunamiyle, ardından Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki radyasyon kirlenmesiyle ağır bir darbe aldığını dile getiren Şahin, “Yakınlarını kaybeden, evinden yurdundan olan ve radyoaktif kirlenme tehlikesiyle iç içe yaşamak zorunda kalan Japon halkının acısını ve endişesini paylaşıyoruz” dedi. “Çernobil felaketinin 25’inci yılında Fukuşima, nükleer enerjinin ne kadar tehlikeli ve öngörülemez risklerle dolu olduğunu gösteriyor” diyen Şahin, nükleer enerji tarihinin yüzlerce kazayla dolu olduğuna dikkat çekti. Rusya bile gözden geçiriyor Fukuşima patlamasının ardından Almanya, Fransa, ABD, İsviçre, Çin, Venezüella ve hatta Türkiye’ye nükleer reaktör kurmak isteyen Rusya’nın nükleer enerji programlarını gözden geçirdiğini dile getiren Şahin, hükümetin inatla Akkuyu’ya nükleer santral kurmak istediğini ifade ederek “Hükümet ne yazık ki nükleer yangına körükle gidiyor” dedi. Eylem sözcüsü Şenol Karakaş, başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın nükleer patlama ile tüp gaz patlamasını karıştırdığını ifade […]

Naz Aydemir

Aralık ayında Katar’da, Dünya Kadınlar Kulüplerarası Voleybol Şampiyonu olan Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımı bu kez Avrupa şampiyonu olabilmek için İstanbul’da sahaya çıkıyor. Burhan Felek Spor Salonu’nda yarın başlayacak 2011 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finali’nde iki maç kazandığı taktirde, Avrupa’nın bir numaralı kupasında şampiyon olan ilk Türk takımı ünvanını da kazanacak.Şüphesiz bu başarılar, Fenerbahçe’nin son yıllarda Acıbadem sponsorluğunda kadın voleybol şubesine yaptığı yatırımın bir getirisi. Sadece yurt dışından getirilen yıldızlar değil, ulusal takımın önemli oyuncuları da sarı lacivert formayı giyiyor. İşte A Milli Takım’ın pasörü Naz Aydemir (21) genç yaşta ismini dünyaya duyuran Fenerbahçeli yıldızlardan biri. Naz sadece kulüp bazında değil, ulusal takım ölçeğindede tarihimizin en büyük başarılarına imza atan ekibin bir parçası. Ve aynı zamanda bir öğrenci! HaberVsmuhabiri Volkan Ağır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nden bu yıl mezun olmaya hazırlanan Naz Aydemir ile voleybolu ve öğrenciliği konuştu. 21 yaşında kulüp bazında dünya şampiyonluğu kupası kaldırdın. Dünya altıncısı milli takımının da bir parçasıydın. Genç yaşta bu kadar büyük başarıları omuzlamak hayatını güçleştiriyor mu?Zor oluyor açıkçası ancak bu tempoya genç yaşta girdiğim için alışkınım. Bunların yaşla çok alakası olduğuna inanmıyorum. 30 yaşında da olsam aynı zorluğu yaşardım. Başarı aynı zamanda bir baskı da oluşturuyor mu sporcu üzerinde?Daha ziyade özgüven katıyor. O unvanlar her zaman sizinle ancak her maça farklı bakmak lazım. Bambaşka bir maça çıkıyorsun ve bütün bunları unutuyorsun sahada. Bu yüzden bir baskı da yaratmıyor bende. Seni Eczacıbaşı formasıyla 16 yaşında tanıdık. O günlerle kıyasladığımızda performansını nasıl buluyorsun?Eczacıbaşı’ndayken dört yıl boyunca sürekli sahadaydım. Geçen sene [Fenerbahçe’de] çok az oynayabildim. Bu sene de Fofao’yla. Tabi ki sürekli forma şansı bulmak her zaman artı sağlıyor. Sürekli oynamanın getirdiği özgüvenle maç içinde daha rahat hareket edip karar alabiliyorsunuz. Arada kenara çıkıp geldikten sonra zaman zaman performansınızın düşmesi de çok muhtemel. Milli takımlara bakınca da performansımın çok da yükseldiğini görebiliriz. Kulüp düzeyinde henüz […]

Gazeteciler ‘eyleme devam’ diyor

Gizem Tomaç – Ali Mut Ahmet Şık ve Nedim Şener’in ‘’Ergenekon’’ soruşturması kapsamındaki tutukluluk hallerine yapılan itirazın, 10. Ağır Ceza mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine, gazeteciler 17 Mart akşamı sokağa döküldü.Beşiktaş Adliyesi önünde saat 20:00 civarında toplanan grup, tutuklu bulunan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in serbest bırakılması için eylem yaptı. yaklaşık 100 kişi, ellerindeki meşalelerle adliyeye yürüdü, alkış ve sloganlarla karara tepki gösterdi.

Mısır’daki devrim mi, sosyal medyayla devrim olur mu?

Arap dünyasındaki ayaklanmalar ve sosyam medyanın rolü Bilgi’de tartışıldı. USA Sabah yazarı Taha Kılınç, yaşanan hareketlilikte sosyal medyanın büyük etkisi olduğunu, ancak Mısır’da yaşananların devrim olarak nitelendirilemeyeceğini söyledi. Bilgi Ühiversitesi’nden Erkan Saka ise yıllanmış diktatörlerin devrilmesinin küçümsenemeyecek bir değişime işaret ettiğini vurguladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Klübü’nün (SBK) 16 Mart’ta düzenlediği “Arap Dünyasındaki Hareketlilik ve Sosyal Medyanın Rolü” adlı panelin konuşmacıları TRT’de yaptığı Sosyal Medya isimli programdan tanıdığımız ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka ve USA Sabah gazetesi yazarı, Orta Doğu uzmanı Taha Kılınç’tı. Panelde hem dünya kamuoyunu hem de Arap dünyasını yakından ilgilendiren değişimler ve yaşananları tetikleyen sosyal medyanın yöntemleri, etkileri ve neticeleri tartışıldı. “Devrim değil!” Taha Kılınç, Sidi Bouzid’te bir seyyar satıcının kendini yakmasıyla başlayan ve önce Tunus sonra Mısır’a sıçrayan ,Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun deyimiyle “domino etkisi” yapan hareketliliğin sosyal medyanın ürünü olduğunu söyledi. Kılınç, “Mısır’da yaşananların devrim olduğuna inanmıyorum. Mısır anlatılırken hep gerçek bir devrim olmuş gibi heyecanla anlatılıyor.” Diyerek, devletin başında olan Hüseyin Tantavi’yi Hüsnü Mübarek’in atadığını ve Mübarek’in kenardan izlediğini vurguladı.Sosyal medyanın Facebook ve Twitter’ın yanı sıra El Cezire televizyonunun da dahil olduğu bir mecra olduğunu ifade eden Kılınç, “El Cezire ‘insanlar tahrir meydanında toplanmaya başladılar’ dediğinde aslında tam da öyle bir durum yoktu. Ama böyle bir algı yarattı.” diyerek sosyal medyanın etkisini vurguladı. Katar için El Cezire’nin bir PR (Public Relations – Halkla İlişkiler) çalışması olduğunu ifade eden Kılınç, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır rejimlerinin “Arapların içindeki bazı mecralar aleyhimize yayın yapıyor. Bizi iktidarsızlaştırmaya çalışıyorlar.” dediklerini söyledi. “Mübarek geldi refaha kavuştuk” Hüsnü Mübarek’ten önce devletin başında Enver Sedat’ın olduğunu ve şu anda Mübarek için söylenenlerin, zamanında Sedat için de söylendiğini ifade eden Kılınç, “Hüsnü Mübarek de ilk geldiğinde halk ‘refaha kavuştuk’ dedi ama şimdi Mübarek’ten nefret ediyorlar” diyerek “gelen gideni aratmasın” vurgusunu yaptı. Mısır’da Mübarek dışında başka birşey […]

Gazeteciler adliye önündeydi

Ergenekon Soruşturması kapsamında yapılan operasyonda 3 Mart’ta gözaltına alınan ve 6 Mart’ta tutuklanan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener‘in, aynı soruşturma kapsamında tutuklanan Ortadoğu Teknik Üniversitesi araştırma görevlisi Coşkun Musluk ve OdaTV çalışanı Müyesser Yıldız’ın tutukluluğuna yapılan itirazlar reddedildi. Tutukluluk hallerine yapılan itirazın reddedilmesi üzerine Şık ve Şener’in arkadaşları akşam saat 19:30‘da kararı protesto etmek için Beşiktaş’taki adliyenin önünde toplandı.. Ellerinde meşalelerle adliyeye doğru yürüyen yüz kadar gazeteci bir basın açıklaması yaptı. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının bir hukuksuzluk olduğunu söyleyen gazeteciler, arkadaşları serbest bırakılana kadar eylemlerine devam edeceklerini açıkladılar. Yaklaşık iki saat içinde karar verilip toplanıldığı için birçok kişinin katılamadığı eylem yine de beklenenden daha çok sayıda insanı topladı.Ellerinde meşaleler olan grup “dokunan yansa da dokunacağız”, “Ahmet çıkacak yine yazacak”, “Nedim, Ahmet onurumuzdur” , “çeteler dışarıda gazeteciler içerde” gibi sloganlar attı. Protesto trafiği aksatmasa da etraftaki evlerin camlarının kapanmasına neden oldu. Yaklaşık yarım saat süren gösteri HaberVs editörü gazeteci Güventürk Görgülü ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Yöneticisi Alper Turgut’un açıklamalarıyla son buldu. Güventürk Görgülü tutuklamaların hukuksuz olduğunu ve gazeteciler tutuklu kaldıkça eylemleri sürdüreceklerini söyledi. Alper Turgut da “İktidar içeride hiç gazeteci yok derken 68 gazetecinin içeride olduğunu biliyoruz ve eylemlerimizi sürdüreceğiz. Eylemler için sosyal medyayı da kullanıyoruz. Bu akşam iki saat öncesinde karar alındı. Toplanabilenler toplandı, bazı arkadaşlarımız mesai saatleri bitmediği ve yetişemediler ama onlar için de başka eylem günleri düzenliyoruz. Bu süreç eylemlerle ilerleyecek. Bir de Türk Ceza Kanunu’na değişiklik tasarısı geliyor. Bu tasarı gazetecilere daha büyük yaptırımlar içeriyor. Eğer kabul edilirse bugünü bile mumla arayabiliriz.” dedi. Gazeteci Banu Güven ise şunları söyledi: “Neler düşündüğümüzü bu akşamki protestomuz anlatıyor. Ergenekon soruşturmasına dair eleştirel bir tavır içinde olan gazetecilerin Ergenekon üyesi olmakla suçlanarak gözaltına alınıp tutuklandığını gördük ve itirazlar da reddedildi. O çok gizli delillerin ne olduğunu çok merak ediyorum çünkü delillerin varlığı konusunda şüpheliyim. Ergenekon’la ilgili olarak darbe […]

Bilet lazım mı abi?

Sıkı Beşiktaş taraftarı olan kuzenim üniversitelerin tatil olması sebebiyle Ankara’dan İstanbul’a geliyor. Tatilin bitmesine yakın bir tarihte gerçekleşek olan Beşiktaş- Fenerbahçe derbisini İnönü Stadı‘nda izleyip öyle Ankara’ya dönmeyi planlayan kuzenim derbi maça bilet almak için biletix’in yolunu tutuyor. Dönüşü ise evden çıkışı gibi erken oluyor. Yüzünün asıklığı ve homurdanışına bakarak içimden “kesin bilet bulamadı” diyorum. Çok geçmeden bir telefon trafiği başlıyor. Yeni açık, Eski açık, Kapalı alt- üst tribün derken farklı insanlarla yaptığı çeşitli pazarlıklar sonucunda bir kullanıcı ile kapalı alt tribün kombinesinde mutabık kalarak buluşmak üzere sözleşiyorlar. Son ana kadar ne yaptığına pek anlam veremiyorum. Bilgisayarın monitörüne biraz eğilerek baktığım zaman derbi maça bilet bulabilmenin sevincini yaşayan kuzenimin mutlu yüz ifadesinden oldukça uzak bir şaşkınlık kaplıyor beni. Bu şaşkınlığın sebebi ise derbi maça günler olmasına rağmen bir web sitesi üzerinden kullanıcılar tarafından karaborsa biletlerin pazarlanıyor olması. Beni asıl şaşkınlığa düşüren ise sitenin adresi; www.karaborsabilet.com… Hem yalnızca futbol maçı biletleri değil, operalar, gösteriler, sirkler ve daha birçok organizasyonun biletleri mevcut sitede. Bir günde 20 bin tıklanma 2008 yılında karaborsa bilet satışı nedeniyle kapatılan sitenin şimdiki sahibine ulaşarak yeniden nasıl faaliyete geçtiğini öğreniyorum. Sitenin kuruluşuna üç yıl önce gerçekleşen bir Rock Festivali’nde karar veriliyor. Sitenin kurucusu K.Y., “Festival öncesi elime 10 adet bilet geçti, elimdeki fazla biletleri nasıl satarım diye düşünürken internet aklıma geldi. Biraz araştırdığımda internette yalnızca bu işlerle uğraşan bir sitenin olmadığını gördüm. Bir arkadaşımdan yardım alarak siteyi hayata geçirdim “ diyor. Sitenin kuruluş amacının çok para kazanmak için olmadığını belirten K.Y, sitenin tamamen ücretsiz olduğunu, düzenli bir geliri olmadığını, sitede yalnızca google reklamlarının var olduğunu ama bu reklamlardan cebine şimdiye kadar bir liranın bile girmediğine değiniyor. Serbest meslek sahibi olan K.Y, siteyi kâr etmekten çok amatör bir uğraş olarak gördüğünü belirtiyor. Site üzerinden yayınlanan hiç bir biletten komisyon alınmadığını söyleyen K.Y., sitenin en çok futbol maçlarında ilgi çektiğine […]

Ahmet ve Nedim için gazeteciler eylemde

HaberVs Ergenekon Sourşturması kapsamında yapılan operasyonda 3 Mart’ta gözaltına alınan ve 6 Mart’ta tutuklanan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener‘in tutukluluk hallerine yapılan itiraz reddedildi. Şık ve Şener’in arkadaşları akşam saat 19:30‘da kararı protesto etmek için Beşiktaş’taki adliyenin önünde toplanıyor. İtirazı oybirliğiyle reddeden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, dün (16 Mart) aldığı ve bugün şüpheli avukatlarına teslim ettiği kararını Ceza Muhakemesi’nin (CMK) 100/3. maddesine dayandırıyor. Bu düzenlemeye göre, “delilleri karartma”, “kaçma şüphesi”, “tanıklara baskı” gibi gerekçelerle şüphelinin tahliyesi reddedilebiliyor. Bu kararda da gazetecilerin niçin tahliye edilemediğine ilişkin özel hallerine dair herhangi bir gerekçe içermiyor.

Hey, Mr DJ put a record on ‘academia’*

Diskcokeylik sadece bir hobi mi yoksa “meslek” denebilecek bir iş dalı mı? Kadir Has Üniversitesi’nde geçen hafta başlayan “DJ Akademi” programı bu soruyu yanıtlamak üzere kuruldu. Cibali’deki eski TEKEL Tütün Fabrikası’nın bugün üniversite olarak hizmet veren binasında sinema salonuna doğru ilerliyorum. Kadir Has Üniversitesi’nin müzik ve eğlence şirketi S&S Music Maker’la ortaklaşa başlattığı, profesyonel diskcokey yetiştirme iddiasındaki Pioneer DJ Academy’nin ilk dersinin konuğuyum. İçeride ne olup bittiğini gerçekten merak ediyorum. Merakımın nedeni DJ’liğin Türkiye’de “hobi” olmaktan çıkıp bir “meslek” mertebesine gerçekten de erişip erişemediği… Doğrusu bu alanda çok bilgi sahibi değilim. Ama “ne derece profesyonel olabilir ki” diye düşünmeden edemiyorum. Derken kapının önünde beni bekleyen, programın kurucularından Salih Saka’yı görüyorum ve içeri giriyoruz.Ders başlamadan, salonda hummalı bir çalışma var. Teknik ekipmanlar sahnenin ortasındaki uzun masaya dizilmiş, müzik sistemi tüm öğrencilerin görebileceği bir şekilde sergileniyor. Daha kimse gelmemiş, eğitmenleri ilk dersin heyecanı sarmış, aralarında konuşuyorlar. Saka’yla sohbete koyuluyoruz. “DJ’liğin hak ettiği yerde olmadığını düşündüğümüzden dolayı, bu işi akademik bir boyuta taşımaya karar verdik” diyor ve ekliyor: “İlk defa bu alanda bu kadar profesyonel bir çalışma yapılıyor.” Eğitim sürecinin nasıl ilerlediğini sorduğumda Saka, DJ Sertifika Programı’nı “basic” ve “pro” olarak ikiye ayırdıklarını, “basic” programının temel müzik eğitimini kapsadığını, “pro”nun ise daha ileri seviyede eğitim almak isteyenler için olduğunu anlatıyor. Öğrenci gruplarının yaş aralıklarına göre sekiz dokuz kişiden oluştuğunu, isteyenlerin tek kişilik dersler de alabildiğini ifade ediyor. DJ’liğin yarısı… Tam o sırada akademinin ilk öğrencileri salona giriyor. Üniversiteli iki genç, “Bir şey kaçırmadık değil mi” diyerek, koşar adım sahneye doğru iniyor. Müziğe ilgileri daha ilk anda göze çarpıyor. Vücut dilleri, bu izlenimi doğrular nitelikte. Bir şarkıya eşlik ediyor veya tempo tutuyorlarmış gibi dinliyorlar karşılarındakini. Derken, orta yaşlı bir adam ve arkasından yine aynı yaşlarda bir kadın giriyor içeri. Hava şartları (o gün İstanbul’a sezonun ilk karı yağmıştı) sebebiyle gruptaki diğer dört kişi derse […]

Orhan Dink: “Daha çok konuşmalıyız”

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının, Ergenekon soruşturmasına zarar verdiğini düşünen Orhan Dink: “Konuşmamam telkin ediliyor. Ama tam tersine, Ahmet ve Nedim’in çıkıp Ergenekon sürecinin doğru yönde devam etmesi için daha çok konuşmalıyız.”

Savcı Öz’e kargoyla Ergenekon kitabı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, tutuklanan Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’a destek için bugün bir basın açıklaması yaptı ve ardından forum düzenledi. Açıklama sonrasında “Ahmet’in Arkadaşları Ahmet’i Anlatıyor” başlıklı forum için E3 binasına giren “Ahmet’in arkadaşları”, Savcı Öz’e iletilmek üzere Şık ve Mavioğlu’nun iki ciltlik kitabını kargoya verdi. Haber: Mehmet Özer Kamera: Berk Büyükbalcı

Ahmet Şık herkese lazım

HaberVs Editörü Ahmet Şık’ın serbest bırakılması için Bilgi Üniversitesi’ndeki çalışma arkadaşları tarafından düzenlenen “Ahmet’in arkadaşları Ahmet’i anlatıyor” etkinliği, basın açıklaması ve Savcı Zekeriya Öz’e Ergenekon’u Anlama Kılavuzu‘nun gönderilmesinden sonra, Şık’ın meslektaşı gazetecilerin katıldığı bir forumla devam etti. Forumda söz alan Bağımsız İletişim Ağı Bianet‘in koordinatörü Ertuğrul Kürkçü sözlerine “Yalnızca tutuklanan gazeteciler ve Ahmet Şık için değil kendimiz için bir aradayız” diyerek başladı. Durumun oldukça ciddi ve vahim bir aldığına değinen Kürkçü “meslektaşlarımız yanında kuvvetle durmaya devam edelim. Onları çıkartmaya çalışırken kendimizi de içeri sokturmayalım” dedi. Hukukun artık “mahkum etmek” için “ rezil etmek” için kullanıldığını “Ben ona Ergenekoncu diyeyim o temizlesin” durumun söz konusu olduğunu belirtti. Bunun için de medyada bir rıza üretme ağının hareket ettiğine dikkat çeken Kürkçü, “Ahmet Şık’ın öğrencilerine doğrudan doğruya hayatın deneyimi içinden gazetecilik anlatacak olan az sayıda kişilerden birisi olduğunu belirterek, “Ahmet’in arkasında durmamız gerek o bu dünyaya, emekçilere, ailesine, arkadaşlarına, bizlere, herkese lazım” diyerek sözlerini bitirdi. İstanbul Bilgi ÜniversitesiSantral yerleşkesinde gerçekleşen forumu Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan açtı. Ahmet Şık ile öldürülen Gazeteci Metin Göktepe için belgesel yaptığı sırada 90’lı yıllarda tanıştıklarını belirten Arsan, Şık’ın insan hakları ihlallerine karşı hak odaklı bir gazeteci olarak mücadele verdiğini söyledi. Ahmet Şık ile aynı üniversitede çalışıyor olmaktan onur duyduğunu belirten Arsan, Ahmet Şık’ın yaptığı haberlerin onun fikrini anlamak için yeterli olacağına değindi. Devletten 14 kırık Esra Arsan’ın ardından söz alan ve Ahmet Şık’la birlikte Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu adlı kitabı yazan Radikal muhabiri Ertuğrul Mavioğlu ise Ahmet Şık’ın Ergenekona üye olmakla suçlanmasını, “sözün bittiği” yer olarak nitelendirdi. Bu suçlamaları dile getirenlerin, Ahmet Şık’ın haber arşivi, arkadaşları ve öğrencileriyle ilişkilerini bilmediklerini vurgulayan Mavioğlu, Ahmet Şık’a Ergenekon terör örgütü üyesi ithamında bulunanların, haber yapmak ve gerçeği ortaya çıkarmak için kafasının 14 yeri güvenlik güçleri tarafından kırılan bir gazeteci gerçeği ile […]

Ahmet Şık’ın arkadaşlarından basın açıklaması

“Ahmet’in ‘Ergenekoncu’ şüphesiyle tutuklanması talep eden Savcı Öz, onun yazdığı Ergenekon kitabından habersizdi. Bu kitap Ahmet’in herhangi bir kontrgerilla üyesi/yandaşı olmadığına dair en açık delildi. Ancak henüz bitirmediği bir kitap delil sayıldı.” HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, tutuklanan Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’a destek etkinliği düzenliyor. Şık’ın üniversite ve basından çalışma arkadaşlarının katıldığı etkinlik, saat 11:15’te bir basın açıklamasıyla başladı. Grup adına açıklamayı, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Öğretim Görevlisi ve HaberVs Editörü Güventürk Görgülüokudu. Şık’ın Ergenekon terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmasını talep eden Savcı Zekeriya Öz’ün, Şık’ın meslektaşı Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yazdığı Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu: Kırk Katır Kırk Satır adlı iki ciltlik kitaptan haberi olmadığını söyleyen Görgülü “Bu iki ciltlik kitap, onun herhangi bir kontrgerilla üyesi/yandaşı olmadığına ve olamayacağına dair en açık delildi. Fakat Ahmet’in üzerinde çalıştığı, henüz tamamlanmamış ve yayınlanmamış kitabını terör örgütü üyeliği için delil kabul etti” dedi. Açıklama sonrasında “Ahmet’in Arkadaşları Ahmet’i Anlatıyor” başlıklı forum için E3 binasına giren “Ahmet’in arkadaşları”, Savcı Öz’e iletilmek üzere Şık ve Mavioğlu’nun iki ciltlik kitabını kargoya verdi. Bilgi Üniversitesi Çalışanları tarafından yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle: Arkadaşımız, gazeteci ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, 3 Mart 2011 Perşembe günü, evinin ve Bilgi Üniversitesi’ndeki ofisinin aranmasından sonra gözaltına alındı. Çıkarıldığı mahkeme tarafından 6 Mart Pazar günü sabaha karşı tutuklandı. Gözaltını takip eden süreçte, basının ve kamuoyunun gösterdiği sert tepki, “Ergenekon’un son dalgası”nda yer alan iki ismin; Ahmet Şık ve Nedim Şener’in, Ergenekon davasına dâhil edilmesindeki adaletsizliği, vicdansızlığı, hukuksuzluğu, despotluğu ve gülünçlüğü açığa çıkarıyordu. Ergenekon’un medya ayağına dâhil olduğu söylenen bu iki isim, Ergenekon davasını başından beri koşulsuz destekleyenler açısından bile, yalnızca ve yalnızca “dürüst, onurlu araştırmacı gazetecilik”le anılabilecek isimlerdi. Ahmet Şık, 20 yıllık gazetecilik yaşamında köyleri yakılan, göçe zorlanan, çocukları bir gün aniden ortadan kaybolan Kürt halkının, üniversite kapılarında coplanan […]

“Alçakların Çağı”nda Ahmet Şık’ı savunmak

Ergenekon davasının kayıtsız şartsız arkasında duranların “aman sulandırmayalım” refleksine, davaya yönelik tüm eleştirilerin “Ulusalcı-Ergenekoncu” bir düşünce dünyasından kaynaklandığını ima eden mide bulandırıcı bir sinizm de eşlik ediyorsa “orada durun bakalım” demek boynumuzun borcudur.