Genel

Tadına doyulamayan tehlikeli lezzet: MSG

Yazan: Burcu Soydan

Gıda sektörü önü alınamaz biçimde büyürken, firmalar ürünlerini daha lezzetli aynı zamanda daha dayanıklı yapabilmek için binbir çeşit katkı maddesine başvuruyor. Bir yandan bu katkı maddelerine her gün bir yenisi eklenirken, diğer yandan hayatını sağlıklı beslenmeye adayanlar organik ürün sektörünü geliştiriyor. Her ne kadar bu iki sektör henüz birbiriyle yarışabilecek durumda olmasa da katkı maddeli ürünleri almaktan sakınan tüketici sayısı bir hayli fazla. Yediğimiz hemen hemen her hazır ürünün içinde bulunan her katkı maddesi satılan gıdanın türüne göre değişiklik göstermekle birlikte neredeyse hepsinin kısa ya da uzun vadede vücuda zararı dokunuyor. Kimi katkı maddeleri ürünün açıldıktan sonra geç bozulmasını sağlıyor, kimisi raf ömrünü uzatıyor, kimi yumuşamasını ya da sertleşmesini önlüyor, kimi de tadına olduğundan fazla lezzet katıyor. Örneğin bisküvilerin ve krakerlerin içine koyulan GMS (Gliseril Mono Stearat) maddesi, bisküvinin yumuşamasını önlüyor. Ancak GMS maddesi vücut ısısında erimediğinden uzun vadede damar tıkanıklığına neden olabiliyor.

Dizilere konu olan katkı maddesi

Bunun gibi birçok farklı etkili katkı maddesi olmakla beraber geçtiğimiz haftalarda ünlü Amerikan dizisi CSI:NY’da araştırılan bir cinayet sırasında adı geçen bir katkı maddesi gündeme geldi. Adı Monosodyum Glutamat (MSG) olan katkı maddesi hazır gıdaların % 95’inde ve bazı restoranlarda kullanılıyor. Tuz bazlı bir katkı maddesi olan MSG doğal yolla et, balık, patates, süt, peynir ve domateste bulunuyor. Ancak bunlarda bulunma oranı milyonda bir civarında. Doğal yolla alınan MSG’nin vücuda herhangi bir zararı olmazken katkı maddesi olarak aşırı tüketilmesi uzun vadede vücutta zarara neden olabiliyor.

Kod adı E621

Lezzeti artırmak için kullanılan MSG, hemen hemen tüm cipslerde, bazı katı ve ekmek üstü yağlarda, et sularında, hazır çorbalarda, hazır soslarda, tatlı-tuzlu hazır ürünlerin bazılarında, bulyonlarda, işlenmiş et, balık ve tavuk ürünlerinde, mayonezde ve baharat karışımlarında (Tuzot), dondurulmuş yiyeceklerde ve konservelerde bulunuyor. MSG’nin tadı tuza daha yakın olduğu için meyve suyu, şekerleme ve diğer tatlı gıdalarda kullanılmıyor. İlk kez 1864 yılında ortaya çıkarılan MSG’nin ticari üretimi 1909 yılından beri yapılıyor. Gıdaların içinde işlenmiş biçimde satılan MSG’nin tuz gibi paketlenmiş halde perakende satışı da mevcut. Gıdalarda % 0,1 ila % 0,8 arasında kullanılan MSG’nin kimyasal dildeki kodu E621. Satın aldığınız çoğu ürünün paketinde de zaten MSG harflerine rastlamıyorsunuz. Genelde E621 olarak geçen maddeyle aynı sınıfta olan 17 farklı aroma arttırıcı katkı maddesi var. Hepsinin farklı tatları olmakla beraber E621 en çok kullanılanlar arasında.

Hamburger – cips kısır döngüsü

Peki MSG günlük hayatımızda yeme düzenimizi nasıl etkiliyor? Şöyle düşünün: Bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz. Sinemaya girmeden hamburger ve patates kızartması yiyorsunuz. Tıka basa doyduğunuzu zannedip sinemaya giriyorsunuz fakat antrakt olmadan acıktığınızı hissediyorsunuz. Film arasında patlamış mısır ya da patates cipsi alıyorsunuz. Bu defa da onları yemeye doyamıyorsunuz. Yedikçe yiyesiniz geliyor. Sinemadan çıktığınızda ise kendinizi yine birşeyler yeme ihtiyacı içinde hissediyorsunuz. Nasıl, tanıdık geldi mi? İşte yediğiniz tüm bu ürünler MSG içerdiğinden tat alma duyumuzu normalden farklı etkilediği için beynin doyma sinyaline duyarlılığı azalıyor. Duyarlılık azaldıkça siz daha çok MSG istiyorsunuz ve alıyorsunuz. Böylece kısır bir döngüye girmiş oluyorsunuz. MSG aynı zamanda beyne gönderdiği sinyaller doğrultusunda yine MSG istiyor. Yani MSG’li bir yiyecekten sonra katkı maddesiz bir yemek size çok yavan geliyor. Hatta her zaman alışık olduğunuz kadar şekerli bir çayı bile hiç şekersiz zannedebiliyorsunuz. Sonuç: Obezite.

Tat almayı da etkileyebilir, görmeyi de

MSG’nin bugüne kadar herhangi bir hastalığa yol açtığına dair kanıtlanmış bir veri ve kabul edilmiş bir rapor yok. Ancak MSG’nin vücutta kısa ve uzun vadeli farklı hasarlara neden olduğuna, birtakım hastalıkları tetiklediğine dair yapılmış çalışmalar var. Öncelikle tat alma duyusu üzerindeki etkisi dolayısıyla sürekli yeme isteği uyandırdığı için obezitenin nedenleri arasında sayılabiliyor. Bu nedenle fast food sektörünün de neredeyse en güçlü kalesi olan MSG’nin aynı zamanda, kalp damarlarını zayıflatarak kalp krizi riskini de arttırdığı söyleniyor. Bunun yanısıra uzun süre çokça tüketilen MSG merkezi sinir sisteminde tahribata neden olarak Alzheimer, Parkinson, Epilepsi gibi hastalıkların tetikleyicisi olabiliyor. Japonya’daki Hirosaki Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı tarafından fareler üzerinde yapılan araştırmalar da MSG’nin görme üzerinde kötü etkisi olduğunu ortaya koydu. Çeşitli miktarlarda MSG verilen farelerde, MSG’nin retina hücrelerine saldırması nedeniyle görme yetisinin azaldığı tespit edildi. MSG her yaş grubundan kişiyi etkileyebilmekle beraber hamileler, karında gelişen bebekler ve çocuklar için daha büyük tehlike oluşturuyor çünkü MSG plasenta bariyerini geçebildiği için anne karnındaki bebeği etkiliyor. Ayrıca çocuklarda büyüme hormonunu baskıladığı öne sürülen MSG, çocuklar için üretilen ürünlerin bazılarında kullanımı yasak, bazılarındaysa özel uyarılarla satılıyor.

Çin restoranlarında “No MSG” uyarısı

Monosodyum Glutamat’ın bir diğer ismi ise Çin tuzu. Bu ismin verilmesinin nedeniyse Çin restoranlarının neredeyse tamamında yemeklere tuz yerine MSG katılması. Hatta, fazla dozda MSG alan kişilerde görülen bulantı, baş ağrısı, ishal, terleme gibi sorunlara da “Çin Restoranı Sendromu” deniyor. 1997 yılında İrlanda’da MSG kullanan tüm Çin restoranları Sağlık Bakanlığı tarafından birkaç günlüğüne kapatılınca, işletmeciler restoranlarına “No MSG” levhası asmak zorunda kaldı. Bugün hala Çin ve Amerika’daki bazı Çin restoranlarında bu uyarıya rastlamak mümkün.

Raporlar MSG için “zararsız” diyor

MSG, bugüne kadar birçok farklı komite tarafından incelendi ve hemen hemen hepsinde vücuda herhangi bir zararı olmadığı tespit edildi. İlk olarak 1980 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA ( Food and Drug Administration) tarafından incelendi ve günlük kullanımda herhangi bir zararının olmadığı sonucuna varıldı. 1986 yılında FDA’nın tavsiye komitesi tarafından tekrar incelenen madde, günlük kullanımın kısa vadeli reaksiyonlara neden olabileceği açıklandı. 1987 yılında Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization) MSG’yi gıda içerikleri arasında en güvenli kategosine koydu. 1991’de ise Avrupa Komisyonu’nun Gıda Komitesi tarafından incelenen MSG’nin günlük kullanımına herhangi bir sınır konulmasına gerek olmadığı sonucuna varıldı. 1992’de Amerikan Tıp A. Tarafından MSG’nin hiçbir ciddi sağlık sorununa neden olmadığı saptandı. 1995’te ise yine FDA bazlı yayınlanan bir raporla yemeklerde alınan MSG’nin Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklara yol açtığına dair bir delil olmadığı tespit edildi.

Görüldüğü gibi bir yanda bazı araştırmacılar ve bilim adamları MSG’nin ciddi hastalıklara neden olabileceğine dair çalışmalar yürütürken diğer yandan Amerika’nın saygın kurumları MSG’nin gayet masum bir katkı maddesi olduğuna dair rapor üstüne rapor yayınlıyor. Hangisinin doğru olduğunu bilemediğimizden inanmak istediğimize inanmaya devam edeceğiz. Katkısız günler dileğiyle…

M

SG’nin verebileceği zararlar

• Nörotiksin bir madde olan MSG, sinir hücrelerine zarar veriyor.
• Sebep olduğu hastalıklar ise, merkezi sinir sistemi tahribatına bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları ve Sara (epilepsi),
• Retinal dejenerasyonu (göz retina tabakası hasarı),
• Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, Obezite,
• Büyüme hormonunun baskılanması,
• Pankreas hasarı, insülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet gelişimi,
• Böbrek ve karaciğerde hasar,
• Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçerek bebeklerinde aynı etkilere maruz kalmasına neden oluyor.

MSG’nin neden olabileceği reaksiyonlar

• Baş ağrısı,
• Bulantı
• İshal,
• Terleme,
• Göğüste sıkışma,
• Boyun arkasında yanma

Yorum yazın