İstanbul'un siluet sektörü

İstanbul’un siluetine gökdelen girmesinde şaşırtıcı olan nedir?

İstanbul’un siluetine gökdelen girmesinde şaşırtıcı olan nedir?

Yıllar yılı takım içindeki sivrilikleri törpülemeye çalıştık ve başardık. Artık hep birlikte savunma yapıp, hep birlikte üç sayı ve faul kaçırıyoruz

“Bu bir takım oyunu” diyor kaptan Hidayet Türkoğlu. Belli ki bu bunu tüm takım ve kenar yönetimi de benimsiyor. Peki o takım kaç kişiyle takım olabiliyor?

Ne onu müzeye çevirmek üzereyken elinden alınanın, ne bu kararı verenin ne de yeni sahibi Milli Eğitim’in haberi yok…

Yenikapı’daki Marmaray/Metro bilimsel kazıları olağanüstü bir keşifle kendini hatırlattı: 8 bin yıl önce kentte yaşayan insanın ayak izleri...

Claudia Roth Silivri Cezaevi’ne gitti. Önce “olur”, sonra “10 günden önce olmaz” denerek geri çevrildi. Görüşme izni, basın toplantısı düzenlediği sırada verildi.

Taksim Topçu Kışlası’nın inşası için taşlar örülüyor. Görünen o ki eldeki tek somut taş, Gezi Parkı’nda kullanıldığı söylenen Ermeni mezarları...

Dokunmaktan en çok hoşlandığı şey “inşaat harcı”, en sevdiği koku “ağaç, tabiat, yeşillik”. Allah gönlüne göre verdi: Erdoğan Bayraktar, ilk Çevre ve Şehircilik Bakanımız.

Cumhuriyet İstanbulunu planlayan Henri Prost'un 1944'te Taksim Gezi Parkı için aldığı not: "Şehirciye yöneltilen 'Bütün bu parklar ne işe yarayacak?' sorusuna en iyi yanıtı çocuklar ve anneler veriyor"*

Türkiye’de usulsüzlük, hukuksuzluk nasıl meşrulaşır? Cristiano Ronaldo’nun “balkon konuşması” ve “İstiklal yıldızı” başlığı bunun için iyi bir fırsat.

İlk kitabını 2007’de çıkaran NTV Yayınları’nda, en çok satış ve ciroya ulaştığı 2010’da zarar ettiği gerekçesiyle büyük bir tasifiye yaşandı. Bu tasfiye basında “yayınevi kapatıldı” şeklinde yorumlandı. NTV Yayınları eski Yayın Yönetmeni Mustafa Dağıstanlı sorularımızı cevaplıyor.
15 Nisan 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne konuk olan Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’le uzun bir söyleyi gerçekleştirdik. Cihaner Türkiye’nin yargı sisteminden, cemaatlere ve tutuklanmasına kadar kadar pek çok sorumuza yanıt verdi. Yanıtlar, Cihaner’in önümüzdeki dönemde siyasette üstleneceği rolle ilgili de önemli ipuçları veriyor. Yargının, kamuoyunda çok tartışılan ve daha uzun yıllar da tartışılacağını sandığımız kararlara imza attığı bugünlerde Cihaner’in açıklamalarının dikkate değer olduğunu düşünüyoruz. Söyleşiyi kısaltmadan üçe böldük; ilk bölümü aşağıdaki soruları kapsıyor. Cihaner’in verdiği yanıtları izlemek için ilgili videonun üzerine tıklayın. Soru-1: Anadolu kentlerinde görev yapan savcılar gerçekten çok zor koşullar ve ağır bir iş yükü altında çalışıyorlar. Türkiye’de savcılık müessesesi nasıl işliyor? Savcılar bu yük altında eziliyor mu? Soru-2: Siz “önünüze düşmeyen” dosyalar açarak mesleğinizi icra ederken kendinizi riske mi atmış oldunuz? Soru-3: Siyasileşen yargıyla medyanın bir işbirliğine tanık oluyoruz. Medyada pek çok asılsız ve delilsiz iddia ortaya atılıyor. Bu iddialarla hukuki bir mücadele mümkün mü? Böyle bir mücadeleyi pek göremiyoruz şu anda. Soru-4: Var olduğu iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” ile İlhan Cihaner bağlantısını ortaya koyan belgeleri siz görebildiniz mi? Gördüyseniz bu belgelerden tatmin oldunuz mu? Soru-5: Sizce şu anda yargının sorunu siyasete karşı çok duyarlı olması mı yoksa söylendiği gibi son 20-30 yılda hakim-savcı profilinin değişmesi mi? Soru-6: 28 Şubat döneminden bugüne kadar hakim-savcı profilinde bir değişiklik yok diyebilir miyiz? Soru-7:Makamınıza yaptığı baskınla gündeme gelen Savcı Osman Şanal’ın HSYK tarafından alınan özel yetkilerinin iade edilmesinin ve Şemdinli olayıyla tanınan Savcı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten ihrac kararının kaldırılmasını nasıl yorumluyorsunuz? Soru-8: Ferhat Sarıkaya kararı, geçmişte yapılan bir haksızlığın tamiri olarak nitelendirilebilir mi?

Silivri’de görev yapan gazeteciler Ahmet Şık’ın “araç yokluğu” gerekçesini “vaka-i adiye”den görüyor. Personel eksikliği nedeniyle, hemen her gün yaşanabilen bir durum olduğunu söylüyor. Deneyimli hukukçular aynı görüşte değil. İlhan Cihaner, “bu hukuksuz ortamda Ahmet’in diğer davasının da Silivri’ye taşınmak istenmesi bile ihtimal dahilinde” diyor.

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının, Ergenekon soruşturmasına zarar verdiğini düşünen Orhan Dink: “Konuşmamam telkin ediliyor. Ama tam tersine, Ahmet ve Nedim’in çıkıp Ergenekon sürecinin doğru yönde devam etmesi için daha çok konuşmalıyız.”

Başkakan’ın arkeoloji hakkında yeterince bilgilendirilmediğini kabul edecek kadar iyimser olamayız. Başbakan bilerek konuşuyor, daha önce de konuşmuştu. İmam böyle konuşunca bakın cemaat ne yapıyor.*

“Bir daha görüştüğümüzde bana tıpkı baban gibi sarılacak mısın yine?” diye soruyorsun: “Devletten mi öğrendik ki düşmanlarımızın adını, dostu da ondan soralım!” sayfalarımızdan izleyebilirsiniz. İşlerine geldi mi de “bağımsız yargı işini yapıyor derler”. Bu devletin yargı bağımsızlığı da orantılıdır, “masumiyet karinesi” de orantılıdır. Her bir şeyleri orantılıdır. İdeolojileriyle, işlerine gelmesiyle orantılıdır her işleri. Telefonları da orantılı dinlerler. Bir polis telefonda cinayet planlarından bahseder, mesleği gereği derler. Bir gazeteci haber peşinde koşar, örgüt üyesi derler. “Vatansever”ler cinayet planları yapar duymazlar, sosyalistlerin telefondaki devrimcilik geyiklerini delil diye toplarlar. Devlet’in kulakları da orantılıdır. Bu ülkede katilin tek bir adı vardır. Seni kimselerle karıştırmam elbet. Zaten oradaki kirli işler çevirenler, sen alındığında ellerini ovuşturanlar da asıl suçlarından, devletle tuttukları işlerden değil, tali işlerden yargılanıyorlar; belki rutin dışına çıktıkları doğaçlama işlerinden… Yargı kenar geziyor hep. Bir süre ortalarda olmamalarının daha iyi olacağını düşünmüşler belki de. Soruşturma meşruiyetini kaybettikçe, onlar da meşrulaşacaklar birer birer. “Güzel yaşanılabilir bir dünyanın, eşit ve adil bölüşüme dayalı sosyalizmle geleceğini düşünen bir sosyalistim dedim. Duymadılar” diyorsun. Onların orantılı kulakları duymaz. Duymasın. Biz duyduk. Duyuyorum. Sözünü öldüremezler. Söz, söylendi. Söyleyeni öldürebilirler, zindana atabilirler ama sözü öldüremezler. Bil ki düşlerimiz aynı. “Kuzu”larımız, o “ırkçı”ların ve “faşist”lerin de kuzularını yanlarına katarak, birlikte üretecekler o geleceği. Sen ve senin gibi dostların sözü, eylemi, tertemiz emeği umudumuzun kaynağı oldu hep. Babası ayan beyan bir kampanyayla hedef gösterilip, sonra da gözler önünde öldürülen bir çocuğun yüreğinde, daha o gün umudu yeşertebiliyorsa gücünüz, bir gün o güç adaletin zaferini de doğuracaktır biliyorum. Biliyorum, çünkü hiçbir nehir bir tabutu evinden mezara taşımak için doğup, yok olmaz. O nehir yerin altında çoğalmaktadır. Bir gün yüzeye çıkıp kendi zaferine, hiçbir mağdur yaratmayan zaferine akacak, adaletin toprağını besleyecek. Artık yas tutmaktan vazgeçip, üretecek elbet. Biliyorum. Şimdi, “bu kardeşim bunları niye anlatıyor” diyeceksin: Akşam olurken, daha yeni çökerken karanlık, ışıktan söz eder ya […]

Sabah gazetesi bugünkü manşetinde, Ergenekon terör örgütüne üye iki gazetecinin tutuklanma nedeni olan delillere inancını teşhir etti.

Tüm geceyi adliyenin önünde geçiren gazeteciler tepkilerini, Ahmet Şık ve Nedim Şener’i cezaevine götüren minibüsün önüne set yaparak gösterdi.

Bugün onun doğum günü. Ve kariyerinde ilk kez All-Star'ın afişini süslüyor. Ömer Onan, 33 yaşında yıldızlığa terfi eden ilk basketbolcumuz...

TCDD Teftiş Kurulu ve İtfaiye raporları, Haydarpaşa yangınının nedenini ortaya koymaktan uzak. Gardaki “güvenlik” yangından sonra sağlanmaya çalışılırken, binayı üç kez su bastığı ve bir de yangın çıktığı iddia ediliyor.