Etiket işçi

Kimse var mı orada?

İSMEK gazetecilik öğrencisi Ali Haydar Bilgin, Sabah ATV grevinin 104’üncü gününde İstanbul-Beşiktaş Barbaros bulvarı üzerinde bulunan Sabah binası önündeki grev gözcüsü Ender Ergün’le bir söyleşi gerçekleştirdi.Ali Haydar Bilgin -İyi günler isminizi ve burada neden bulunduğunuzu öğrenebilir miyim? Ender Ergün: 36 yaşındayım. Grafikerim,1995 yılından Sabah grubunda işe başlamıştım. Dergilerde çalışıyordum sonra değişik yerlere transfer oldum. En son geldiğim yer burası yine Sabah Grubu oldu. 3,5 yıldır Forbes dergisinde grafiker olarak çalışıyordum. Neden böyle transfer oldu. Basında uzun yıllar aynı yerde çalışıyorsanız maaşınız zamlanmaz. Normal zamların çok gerisinde kalırsınız. Biraz uzun soluklu kalmanın bir avantajı vardır fakat sizden 2 yıl sonra giren biri daha az iş yapan daha az tecrübeli sizden daha fazla maaş alabilir. Dolayısıyla aldığım maaş enflasyonun gerisinde kaldı, eridi. İstenen zam talepleri karşılık bulmayınca da başka yere transfer oluyorsunuz. Dolayısıyla basında çalışanların büyük bir çoğunlukla sirkülasyon ağı içerisindedir. Tabii bu söylediğim geçmişe yönelik bugün grevle alakalı değil. Genel basın durumunu anlatan bir şey. Yani hiç bir basın çalışanı kendini çalıştığı yerde devamlı görmez. Bu ve bunun benzer sebeplerden dolayı gelen her patronaj ve yönetim kendi idari kadrosunu kendi çalışan kadrosunu getirmeye çalışır. Nitekim şimdi Sabah grubunda başımıza gelen o. Hani TSMF ile Sabah kendi adamlarını getirdi. Her yeni patron bir takım hakların törpülenmesi anlamına geliyor. Basın çalışanları içinde girdiği yerlerde uzun yıllar çalışan ve emekliye ayrılan insan sayısı çok azdır. Maaşınızı arttırmak için başka yere geçerseniz. Böyle hep patronaja tabi çalıştıkları için patronajın sermaye piyasalarındaki, enerji piyasalarındaki durumu, oyunları, ona göre sizin gazetecilik yapmasını ister. Hangi sektörde ise bu basın patronu ağırlıklı olarak onun yaptıklarını tırnak içerisinde “kötü kanunsuz şeyleri” görmenizi istemez, yazmanızı istemez. Basın çalışanlarının buna ve buna benzer tonlarca sorunları var. Basın çalışanların eğer örgütlenirse, iş güvenliği gelecek ve bu sorunların önemli bir kısmı aşılacak. – Şu an da kaç arkadaş grevde? On kişi grevdeyiz – On […]

Devlet kapısında şahitli silikozis ispatı

Kot taşlama atölyelerinde çalışan, akciğerlerine dolan kum nedeniyle tedavisi olmayan slikozis hastalığına yakalanan işçilerin haklı mücadelesi bir yıla yakın bir süredir devam ediyor. Merdiven altı atölyelerde, havalandırması bile olmayan küçücük odalarda, gerekli maskeleri olmadan, eskimiş görüntüsü vermek için basınçlı kumla çalışan kot taşlama işçileri, yakalandıkları hastalık nedeniyle çalışma hayatına son vermek zorunda kalıyor. Çoğu sigortasız ve çalıştığı taşeron şirketler kapanmış olan işçiler bir yıla yakın süredir kendilerinin meslek hastalığına yakalandığının kabul edilmesini ve emekli edilerek, hayatlarının son dönemlerinde devletten maaş alabilmeyi umuyordu. Mücadeleleri geçtiğimiz Nisan ayında sonuç verdi gibi görünse de önlerinde hâlâ büyük zorluklar, aşılamaz bürokratik işkenceler var.40 ölümden sonra gelen yasaklama 4 Nisan’da Sağlık Bakanlığı’ndan gelen bir açıklamayla her türlü kot giysi ve kumaşlarda uygulanan püskürtme işleminde kum, silis veya silika kristalleri içeren herhangi bir maddenin kullanılmasını yasakladı. 5 bin slikozis hastası ve bu hastalıkla gelen 40 ölümden sonra kot taşlamayı yasaklayan Sağlık Bakanlığı, sosyal güvencesi ya da yeşil kartı olmayan slikozis hastalarının da tedavilerinde her türlü yardımın yapılacağını açıkladı. Bunun yanı sıra Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Bir işyerinde slikozise uğramış bir vatandaşımız, mutlaka hukukun kapısında olmalıdır” diyerek, işçileri hukuk mücadelesine davet etti. Ancak o işçiler zaten bir senedir bu hukuk mücadelesini, seslerini duyurabildikleri her yerde veriyor, onlardan çalınmış sağlıklarını, yeri doldurulamayacak olsa da emeklilikle, çocuklarına kalacak bir maaşla telafi etmeye çalışıyordu.Slikozis mağdurlarına “anında emeklilik” Sağlık Bakanlığı’nın bu açıklamasından tam 4 gün sonra 8 Nisan’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan gelen bir açıklama ise yüreklere biraz daha su serpti. Yapılan açıklamayla, sigortalı slikozis hastalarının, bu hastalığa kot taşlama esnasında yakalandığının hastanelerde yapılacak tespiti halinde iş gücü kaybının karşılanacağı, sigorta süresi ya da prim ödeme gün sayısına bakılmaksızın mağdurların emeklilik hakkı kazanacağı bildirildi. Aynı zamanda sigortası olmayan işçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu elemanlarına meslek hastalığı tespiti için aynı işyerinde sigortalı bir işçiye şahitlik yaptırmalarının yeterli olacağı açıklandı. Aynı açıklamada Çalışma […]

Taksim’de 1 Mayıs marşı

1 Mayıs’ın kutlanması konusunda sendikalarla hükümet ve İstanbul valiliği arasında ortaya çıkan gerginlik geçen yıldan farklı olarak bu yıl Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Marşı’nın söylenmesiyle sona erdi. Sabah 9:30 civarında DİSK genel merkezi’nden ayrılan işçiler ve KESK üyesi memurlar uzun süre Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde polis tarafından bekletildiler. Yan sokaklardan caddeye çıkmak isteyen gruplarla polis arasında çatışma uzun süre devam etti. Bu arada yine yan sokaklardan ana korteje katılmak isteyen gruplar da polisin sert müdahaleleriyle karşılaştı. Bu müdaheleler zaman zaman ortamın aşırı derecede gerilmesine neden oldu. Daha sonra Osmanbey’den Harbiye, Elmadağ ve Taksim yönüne yürüyüşe geçen DİSK ve KESK korteji çeşitli duraklamalarla Taksim’e ulaştı. İşçilerin buradaki bekleyişi sonrası polis barikatının açılmasıyla üç bin kişi civarındaki grup Taksim Meydanı'nı doldurdu. Böylece işçiler 1978 yılından bu yana 1 Mayıs’ta ilk kez Taksim Meydanı’na topluca ulaşmış oldu. Kazancı Yokuşu önünde toplanan kalabalık 1 Mayıs 1977’de gerçekleştirilen provokasyon sonucu hayatını kaybeden 36 kişiyi andı ve ardından yıllar sonra ilk kez Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs marşı toplu olarak söylendi. Gösteride konuşan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ve KESK Başkanı Sami Evren bunun bir başlangıç olduğunu belirterek işçi sınıfının yoksulluk ve yolsuzluğa karşı mücadelesini sürdüreceklerini dile getirdiler. Konuşmalar sırasında Taksim Atatürk Anıtı çevresi bir şenlik alanı görünümündeydi. 13:30’da ise mitingin sona erdiği duyuruldu.

32 yıl süren yolculuk

Her yıl olduğu gibi yine aynı gerginlikle gelinmişti 1 Mayıs’a. Taksim’e çıkmak ya da çık(a)mamak. Nihayetinde, ne olduğunu kimselerin anlayamadığı bir “makul çoğunluk” anlaşmasıyla Taksim’de karar kılındı. Karar verilip anlaşılmıştı ama hem sendika yetkililerinin hem de hükümetin İstanbul’daki görünen yüzü valinin açıklamaları herkesin içine kurt düşürmüştü. Kimisi haklı çıktı bu kaygılarında kimisi mutlu ayrıldı 1 Mayıs kutlamalarından. Sendikadan Taksim’e dek hepi topu bir kilometreden biraz fazla bir yoldu ama çok zaman aldı bu yolu katetmek. Dile kolay 32 yıl sonra ilk kez, işçiler en az devlet kadar fetişleştirdikleri alana ayak basabildiler 1 Mayıs’ta. Görünen o ki aslında herkes için kısmi de olsa bir başarı sözkonusuydu bugün İstanbul’da. Hem makul çoğunlukla Taksim Meydanına çıkabilen işçiler hem de bu “çoğunluğun” dışında kalanları alana sokmayan, fırsat bulduğunda şiddetini de esirgemeyen polis için. Dikkat, “ayaklar baş oluyor” Son 4 yıldır, bayramlarını ait olduğu yerde, Taksim Meydanı’nda kutlamak istediklerini dile getiren işçiler, 2009’da da aynı taleplerini yineliyordu. DİSK ve KESK’in önderliğindeki sendika ve sivil toplum kuruluşları (STK), solcular ve işçilere kapalı olan Taksim Meydanı’nda yerlerini alacaklarını daha bir kararlı dile getiriyordu bu yıl. Geçen yıl bir ay öncesinden Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, “Ayaklar baş mı olacak?” diye katıldığı muhalefet korosu ise bu yıl son haftaya dek sesini çıkarmadı sendikacıların açıklamalarına. Haklarını yemeyelim, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü olarak bayram ilan edilmesinin üstüne bir de, resmi tatil statüsü kazandırılan 149. ülke olmuştu Türkiye. Türkiye’de bu işler kolay olmaz Eh artık hem bayram hem resmi tatil, işçiler de Taksim talebinden vazgeçer ümidiyle İstanbul Valisi Muammer Güler ile Emniyet Müdürü Celallettin Cerrah dile geldi; “Taksim’de kutlama yasak”. Dananın kuyruğu kopacaktı anlaşılan yine. Sonra Başbakan Erdoğan’ı duyduk Adana’dan, “İşçiler çıkarsa herkes çıkmak ister”. Eeee, zaten “demokratik bir hukuk devletinde”, yasalarla da güvence altına alınmamış mıydı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak. O halde dileyen gösterisini kutlamasını yapacak, kolluk kuvvetleri de […]

Birileri DİSK’i gözetliyor

Sendika ve meslek odalarının temsilcileriyle Çankaya Köşkü’nde görüşen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama isteğiyle ilgili yetkililerle görüşeceğini” açıkladı. KESK Genel Başkanı Sami Evren, TTB Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu ve TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı’nın da yer aldığı ilgili konuşan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi “Gül taleplerimizi, genelde objektif olarak değerlendirdi ve düşünülmesi gereken bir talep olduğunu söyledi” dedi. Görüşmenin ardından yapılan basın toplantısında konuşan Evren de “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan da görüşme talebinde bulunduklarını söyledi ve Gül’le yaptıkları görüşmenin ardından topun hükümette olduğunu” söyledi. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB temsilcileri daha sonra Meclis Başkanı Köksal Toptan’la da görüştü. Sendika ve meslek odaları temsilcileri yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından yapılan basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladılar. “Biz barış içerisinde demokratik ortamın güçlenmesi ve emekçilerin sorunlarının bir kez daha ifade edilmesini arzuluyoruz” diyen Evren yapılan görüşmelerin Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanının konuyla ilgili duyarlılıklarını arttırmayı amaçladıklarını” belirtti. “Barış ortamını bozacak, kaos ortamını güçlendirecek, 1 Mayıs’ı korku günü olarak anılmasını istemiyoruz. Bütün gayretimiz 30 yıl sonra tatil olan 1 Mayıs’ın emekçilere zehir olmaması. Biz bu duygularla Gül’le görüştük. Kendisinin de konuyla ilgili makul görüşleri var. Gül’ün de Toptan’ın da taleplerimizi anladıklarını düşünüyoruz. Bu girişimimizin demokrasi mücadelesine olumlu katkılar sunacağı kanaatindeyiz.” Gül’e, cumhurbaşkanı olmadan önce de bu konudaki taleplerini ilettiklerini hatırlatan Çelebi, “Gül’ün bu konuda ciddi bir duyarlılığı olduğunu gördüklerini, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasıyla ilgili talebimizi yürütme organlarına aktaracak” dedi. “Biz 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istiyoruz. Bu engellenmemeli” diyen Çelebi, “Gül ve Toptan’la yaptıkları görüşmenin yararlı olduğunu” ifade etti.

IBM: Sanal grev, örgütlenme, işsizlik…

adresindeki sitede İngilizce ve Türkçe metinlerle şöyle açıklıyorlar: Ücretler arasında adaletsizlik. 6 yıldan bu yana zam alamamak. Bazı sosyal hakların gaspedilmesi. Taşeronlaşma ve haksız işten çıkarmalar.

Sabah’ın önündeki on kişilik çoğunluk

Çalık ailesinin sahip olduğu Turkuvaz Medya grubuna bağlı ATV, Sabah gazetesi ve dergi çalışanı 10 gazeteci, 13 Şubat 2009 günü hak arama mücadelelerini grev yoluyla sürdüreceklerini açıklayarak grev gözcüsü gömleklerini giydiler. Halen Sabah gazetesi önünde “Bu işyerinde grev vardır” pankartı altında bu 10 gazeteci, Sabah ve ATV içinden olmasa da meslektaşlarından gördükleri destekle mücadelelerini sürdürüyor. Bu zor ve onurlu mücadeleyi sürdüren 10 kişiyi o pankartın altına getiren sürecin başlangıcı ise bundan yıllar öncesine dayanıyor. 1990’lı yılların başına kadar Hürriyet, Milliyet gibi büyük ulusal gazeteler de dahil olmak üzere bir çok işyerinde örgütlü olan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), basın organlarının Bab-ı Ali’den İkitelli-Güneşli aksına taşınma süreciyle birlikte ciddi bir gerileme dönemine girdi ve Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Milliyet gazetesinden başlayarak örgütlü olduğu işyerlerini teker teker kaybetti. 2007 yılına kadar bir kaç dergi ve gazetede yaşanan sınırlı örgütlenme çabaları da sonuç vermeyince TGS yalnızca bir devlet kurumu olan Anadolu Ajansı’nda örgütlü bir sendika haline geldi. 1 Nisan 2007’de, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Dinç Bilgin ile Turgay Ciner arasında 2002’de imzalanan sözleşmenin hileli olduğu iddiasıyla Bilgin ve Ciner arasındaki satış ve devir protokollerini geçersiz saydığını açıkladı. Bunun üzerine Ciner Holding bünyesinde bulunan ve medya sektöründe faaliyet gösteren, içlerinde ATV ve Sabah’ın da bulunduğu 63 şirketinin yönetimi TMSF tarafından devralındı. ATV ve Sabah yönetiminin TMSF’ye, yani kamuya geçmesiyle birlikte, Türkiye’nin bu en büyük medya kuruluşlarından birinin hükümete yakın bir sermaye grubuna satılacağı söylentileri de hızla yayılmaya başladı. Bu satış söylentileri yayıldıkça grup çalışanları arasında da iş güvencesi konusunda kaygılar başgösterdi. Bu kaygıların yoğunlaşmasıyla, işyerinde biraraya gelen bir grup gazeteci, ATV, Sabah ve Merkez Dergi Grubu’nda sendikal örgütlenme çalışması başlattı. Böylece 1990’ların başından itibaren ilk kez büyük bir basın grubunda, üstelik de grup çapında ve aynı zamanda tarihinde hiç sendikalı olmamış ATV-Sabah grubunda, sendikal örgütlenme çalışmasına girişildi. TMSF örgütlenmenin karşısında Şirket yönetiminin kamu görevlilerinin […]

Faturayı hep emekçi mi ödeyecek?

Yaşadığımız ekonomik durgunluk süreci bir resesyon mu yoksa depresyon mu? Bu sürecin sonunda kapitalizm çökme yoluna girer mi girmez mi? Dünyada devrimci kalkışmalar ortaya çıkar mı çıkmaz mı? Bu işin sonu üçüncü dünya savaşına varır mı, varmaz mı? Dört ünlü ekonomist Ahmet Tonak, Taner Berksoy, Sungur Savran ve Hayri Kozanoğlu önceki gün İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tartıştı… Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Yüksek Lisans Programı ve Uluslararası Ekonomi Politik Yüksek Lisans Programı’nın birlikte düzenlediği “Kimin Krizi? Liberalizm, Kapitalizm ve Devlet” başlıklı panelde “kimin krizi” sorusuna verilen yanıt ağırlıklı olarak “kapitalizmin” oldu.”Peki krizin faturasını kim ödeyecek?” diye sorulduğunda ise Taner Berksoy, “emekçiler” diye yanıtlarken Savran, Tonak ve Kozanoğlu bunun bir “kader” olmadığını söylediler. Yrd. Doç. Dr. Bülent Bilmez’in yönettiği panelde Ahmet Tonak, krizin nedenini “açgözlülük ve regülasyon eksikliği” gibi nedenlere bağlamanın anlamsızlığı kadar, yaratılan “finans sektörü-reel sektör” karşıtlığının da maddi bir temele dayanmadığını vurguladı. Aslında krizin, söylendiği gibi finans sektöründe değil reel sektörde ortaya çıktığını anlatan Tonak, uzun dönemli ve kapitalizmin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bir krizle karşı karşıya olduğumuzu dile getirdi. 1948-1980 arasında ABD’de kâr oranlarının yüzde 30 düştüğünü, ancak 1980’lerden günümüze kadar da yüzde 8 arttığına dikkat çekten Tonak, reel sektör kârlarının sürekli düşmesine rağmen yaşanan toplam kârlılık artışının finans sektöründen, yani üretken olmayan sermayeden kaynaklandığını ifade etti. Tonak’a göre krizin temelinde yatan dinamikleri de esasen burada aramak gerekiyor. “Finansal deha düşüşten öncedir” Daha sonra söz alan Sungur Savran da Tonak gibi yaşanan krizi “açgözlülük”, “risk iştahı”, “yönetişim kötülüğü” gibi moda tanımlarla açıklamanın olanaksız olduğunu belirterek sözlerine başladı ve ünlü İktisatçı Kenneth Galbraith’ın şu sözlerini hatırlattı; “Finansal deha düşüşten öncedir” Kapitalizmin tarihinde “çöküş”, bu kadar düzenli ve kaçınılmazken bunu başka şeylere bağlamanın anlamsızlığına vurgu yapan Savran, finans sektöründeki genişleme olgusunu Marx’ın “Her krizde finans sermayesi üretim sermayesinden ayrılır” sözleriyle ortaya koyduğunu, 1970’lerden itibaren üretimdeki kârlılığın düşmesiyle finans sektörünün şiştiğini söyledi. 38 […]

Bu ölümlerde bir “jean”lik var!

Değişmeyen bir kader halini almış yoksulluklarının değil ama en azından açlıklarının çaresiydi. İki göz odadan ibaret evlerinin kirasıydı. Ele geçen para üç otuz bir şeydi ama köyde bıraktıkları ailelerinin ekmek parasıydı. Yüzlerce kilometre ötedeki köylerden gelen binlerce işçi gelip geçti aynı tezgâhtan. Ne kadar işçisi olduysa o kadar da hastası oldu bu işin. Hemen hepimizin üzerinde duran kotlar daha şık dursun diye taşladılar, yıkadılar beyazlattılar. Kotlar beyazladıkça hayatlar karardı. Hayatlar karardıkça öğrendik, kotlarımızın üzerindeki beyazlığın aslında ne kadar kirli olduğunu. Üzerimize giydiğimiz ya da bir mağazanın vitrininde alıcısını bekleyen taşlanmış her kotun ardında süregiden bir dram ve ölümü bekleyen bir işçi olduğunu.Tıpkı benzer bir kaderi Tuzla’daki tersanelerde yaşayan işçiler gibi kot taşlama işinde çalışanlar da öle öle “seslerini duyurmaya” başladı. Tek farkları vardı tersanelerdeki yoldaşlarından, o da ölümün onları bir anda değil uzun ve acılı bir süreç sonunda yakalamasıydı. Ama hâl böyle olup ani bir ölümle dikkat çekemedikleri için de kot taşlama işçileri öldüklerinde hiç kimseyi doğrudan sorumlu tutamıyorlardı. Arkadaşlarının ölümüne tanık olan ya da kaçınılmaz sonlarını bekleyen henüz hayattaki işçiler bu uzun ve acılı süreci şöyle anlatıyorlardı: “Kot kumlamaya gelirsin, sonra askere gidersin, çürüğe çıkarılınca öğrenirsin hasta olduğunu. Önce, slikozis denen bizim kumlama dediğimiz hastalığın adını sonra da tedavisi olmadığını öğrenirsin. Sonra da köyüne döner, ölümü beklersin. Ama öyle kolay olmaz. Önce yürüyemez olursun. Bir süre sonra nefes alamazsın. Ciğerlerin küçülmüşlerdir sanki. Bu kez bir makineye bağlarlar nefes al diye. Sonra da içine çektiğin havayla artık şişmez olur ciğerlerin. Ölürsün.” Öldüren iş kolu: Kot taşlama Kot taşlama, Türkiye’deki tekstil sektörüne adını, çalışanların yarısından fazlasının tedavisi olmayan slikozis hastalığına yakalanması nedeniyle “öldüren iş kolu” olarak kazıdı. Avrupa’da yasaklanıp sonlandırıldığı için buralara taşınan kot taşlama işi nedeniyle slikozis hastalığı bildirilen ilk ülke olan Türkiye’de kot taşlama işinde çalışan yaklaşık 10 bin işçi var ancak bunlardan 550’sinin tanısı konulmuş ve hepsi de […]

Görüşmeler Sabah, ATV ve dergi grubu için sürdürülüyor

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, ATV, Sabah ve dergi grubunun tek bir şirkette toplandığını, toplu görüşmelerin tek işyeri için sürdürüldüğünü ve herkesi kapsadığını açıkladı. Çalışanları sendikadan istifaya zorlayan kişilerle ilgili suç duyurusu ve Sabah’a işyeri temsilcisi atanması konusunda ise TGS’nin çalışmaları devam ediyor. İpekçi, bu süreçle ilgili olarak HaberVs’nin sorularını cevapladı. Dün yaptığınız eylemden sonra Sabah Grubu’nun insan kaynakları ile ilgili yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunacağınızı söylemiştiniz. Bu konuda bir girişiminiz oldu mu? Biliyorsunuz bizim orada baskıya maruz kalan arkadaşlarımız oldu ve bununla ilgili hukuki sürecin ne olması gerektiğini avukatlarımız inceliyor. Orada yasal olarak ne yapılması gerektiğine avukatlarımız karar verecek. Peki hangi isimlerle ilgili suç duyurusunda bulunmayı düşünüyorsunuz? Orada zaten arkadaşlarımız baskı altında, bu nedenle şu anda isim vererek onları da zor durumda bırakmak istemeyiz. Ama incelemelerimiz sürüyor. Bu konuda mutlaka bir şeyler yapacağız. İncelemeleriniz ne zaman sonuçlanır? Tam bir süre vermek doğru olmaz. Dediğim gibi avukatlarımız konuyu inceliyorlar, biz de onları bekliyoruz. Daha önce ATV’de toplu görüşmelere başladığınızı, Sabah’ta ise yetki sürecinin devam ettiğini açıkladınız. Sabah’ta hangi aşamadasınız? Aslında şu anda ATV ve Sabah için tek bir şirket var ve burada çalışan herkes için toplu görüşmelere başladık. ATV’de yetki alındığı Sabah’ta ise sürecin devam ettiği konusunda haberler çıktı. Öyleyse yanlış yazıldı bu konuda… Tam olarak da yanlış diyemeyiz. Çünkü ATV’deki yetki süreci daha önce tamamlanmıştı biliyorsunuz. Ancak biz buraya geldiğimizde gördük ki yetki aldığımız şirket isim değiştirmiş ve çalışan sayısını artırmış. Yani ATV ve Sabah tek şirkette birleşmiş. Bizim yetki aldığımız şirketin adının değişmesi ve çalışan sayısının artması elbette bizim yetkimizi etkilemez. Biz de buradaki tüm çalışanlar için toplu görüşmeleri başlattık. Yani bu durumda yaptığınız toplu sözleşme görüşmelerine hem ATV’de çalışanlar, hem Sabah’ta çalışanlar, hem de Dergi Grubu’nda çalışanlar dahil öyle mi? Evet. Burada tek bir işyeri var. ATV, Sabah veya Dergi Grubu, arkadaşlarımızın çalıştıkları bölümler […]

Tersanede işçiler kobay oldu: 3 ölü

Medyakronikinfo@medyakronik.com Peş peşe yaşanan ölümlerle gündemde olan Tuzla’da bu kez biri mühendis üç kişi öldü, 16 işçi de yaralandı. Tuzla’da faaliyet gösteren Gemi İnşa Sanayi ve Ticaret A.Ş. (GİSAN) Tersanesi’nde denemesi yapılan filika, içinde 19 işçiyle denize indirilirken, halatından kurtulup suya düştü. Camı patlayan ve içi su dolan kurtarma salındaki üç işçi boğularak veya ezilerek ölürken, 16’sı yaralı olarak kurtarıldı. Liman, Tersane, Gemi Yapım ve Onarım İşçileri Sendikası (Limter-İş) denemelerde kum torbalarının kullanılması gerektiğini belirterek, insanların birer kobay gibi denize indirildiğini öne sürdü. Kum torbası yerine işçi Tuzla’da faaliyet gösteren GİSAN Tersanesi’nde yapımı bitirilen bir petrol tankerinin kurtarma filikası için bugün (11 Ağustos) test inişi yapıldı. “Galata” adlı bir firmaya ait olan 12 bin 500 grostonluk tankerin filikasında kişilerce ağırlık denemesi anlamına gelen “klas kontrolü” yapılmak istendi. Normalde içine kum torbaları yerleştirilerek filikanın denize doğru indirilip kaldırılmasıyla yapılan deneme için üzeri ve çevresi kapalı haldeki filikaya 19 işçi bindirildi. Denemeler sırasında halatlardan birinin kopması sonucunda filika yaklaşık 10 metre yükseklikten denize sert bir biçimde düştü. Düşmenin şiddetiyle filikanın camları patladı ve içine su doldu. Su üzerinde ters dönen filikada yaşanan can pazarında emniyet kemerleri bağlı halde oturan ve çıkabilmek için suyla boğuşan işçilerden 19 yaşındaki boya teknisyeni Emrah Varoğlu, 36 yaşındaki Ramazan Ergün ve 25 yaşındaki Ramazan Çetinkaya, boğulma veya ezilme sonucunda öldü.Filikada bulunan ve yaralanan 16 işçi ise denize atlayan arkadaşları tarafından yaralı olarak kurtarıldı. Yaralı işçiler, tersane içinde ilk müdahaleleri yapıldıktan sonra hastaneye kaldırıldı. Kazadan sonra tersaneye çok sayıda itfaiye, polis ve sağlık ekibi sevk edilirken 16 yaralıdan 14’ü Kartal Lütfü Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne, ikisi de GİS-BİR Tıp Merkezi’ne kaldırıldı. Kazada yaralananların Tayfun Kemer, Arif Türker, Sefer Karaca, Sabri Çakır, Nüfer Koparman, Murat Özdemir, Ersin Kesik, Mercan Bereket, Efkan Ceyhan, Saadettin Topcin, Onur Daryol, Kaan Akyıldız ve Serkan isimli işçiler oldukları öğrenildi. Yaralıların çoğunun ayakta tedavi […]

Çalık Grubu ATV-Sabah’ta sendika istemiyor

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) ATV-Sabah Grubu’nda başlattığı toplu sözleşme görüşmeleri, kanal ve televizyonun yeni sahibi Çalık Grubu tarafından engellenmeye çalışılıyor. Sendika ve işveren arasında başlatılan toplu sözleşme görüşmeleri sırasında çalışanlara sendikadan istifa etmeleri yönünde baskı yapan grup yönetiminin bu girişimlerine karşılık TGS pazartesi sabahı Balmumcu’daki ATV-Sabah binası önünde oturma eylemi başlattı. Eylemin Sabah yönetimine karşı suç duyurusuyla devam etmesi bekleniyor. Sendika ve çalışanlar adına bir basın açıklaması yapan TGS Genel Başkanı Ercan Sadık İpekçi, toplanmalarının nedeninin “Huzursuzluk yaratmak değil, tam tersine Sabah ve ATV binasında geçen hafta içerisinde yaratılan huzursuzluğu, gerginliği sona erdirmek” olduğunu söyledi. Sabah ve ATV’de 2007 yılından bu yana yaptıkları sendikal mücadelenin sonunda yetki sürecini tamamladıklarını ve toplu sözleşme masasına oturduklarını anlatan İpekçi, dört görüşme yaptıklarını belirterek şunları söyledi: ”Toplam 59 maddemiz var. Bunların çoğu kabul edildi. Kalan maddelerin büyük çoğunluğu da parasal maddeler. Biz işverenden bununla ilgili teklif beklerken, geçen hafta içinde patron adına hareket ettiğini öne süren insan kaynaklarından sorumlu kişiler tarafından üyelerimize yönelik çok ciddi baskılar başladı. İnsanlar, görevlerini yapamaz, çalışamaz hale geldiler. ATV işyeri temsilcimiz Adnan Orun bu baskılar karşısında yüksek tansiyon problemi yaşadı ve hastanelik oldu.” 2007’de başlayan süreç TGS tarafından başlatılan eylemin geçmişi, 2007 yılında ATV-Sabah Grubu’nun Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeyken başlatılan sendikalaşma çalışmasına dayanıyor. Sabah ve ATV işyerlerinde başlatılan örgütlenme çalışmalarının sonucunda Türkiye Gazeteciler Sendikası, ATV için 10 Mayıs 2007 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na çoğunluk tespiti için başvurdu. Bakanlık, 5 Temmuz tarihinde, TGS’nin ATV işyerlerinde yeterli çoğunluğa sahip olduğuna ilişkin tespit yazısını gönderdi. TMSF yönetimindeki ATV işvereni, 16 Temmuz tarihinde TGS’nin çoğunluğuna itiraz etti. Davayı görüşen İstanbul Dördüncü İş Mahkemesi, 4 Aralık 2007’de, ATV işvereninin itirazını reddederek, TGS’nin işyerlerinde çoğunluğa sahip olduğunu kararlaştırdı. 5 Aralık 2007’de gerçekleştirilen ihale sonucunda bu kez Çalık Grubu’na geçen ATV’nin yeni yönetimi, bu karara da itiraz etti. Dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu […]

Tuzla’da 101. ölüm

Medyakronikinfo@medyakronik.com Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde faaliyet yürüten Gemsan şirketine bağlı tersanede dün (29 Temmuz) meydana gelen kaza sonucu bir işçi daha öldü. Gemsan tersanesinde kompresör dairesinde işçilerin bakım yaptığı sırada meydana gelen patlamada işçilerden İbrahim Çelik başına sert bir cismin çarpması sonucu yaralanarak öldü. Tayeron işçi olan Çelik’in hayatını kaybetmesiyle şimdiye kadar kazalarda ölen tersane işçisi sayısı 101 oldu.Tuzla’daki Gemsan tersanesine bağlı Atlas Gemi taşeron firmasında çalışan İbrahim Çelik’in, dün (29 Temmuz) kompresör dairesinde bakım yaptığı sırada patlama meydana geldi. Patlamanın şiddetiyle Çelik, başına cisim çarpması sonucu ağır yaralandı. Çelik, mesai arkadaşları tarafından hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetti. Liman Tersane Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter İş), yaptığı açıklamada TBMM Tuzla Araştırma Komisyonu’nun yeni tamamlanan raporunu anımsatarak, gerekli düzenlemeler yapılmadığı sürece raporların malumun ilanı olmaktan öteye geçemediğini söyledi. Limter-İş’in tutabildiği kayıtlara göre, Çelik bu yıl Tuzla tersanelerinde ölen 15. işçi. 41 yaşındaki makineci olarak çalışan Dinçay Tomurcuk da Ereğli’deki tersanede kalp krizinden ölmüştü. Sendikanın kayıtlarına göre şimdiye kadar Tuzla ve Tuzla dışında ölen tersane işçilerinin toplam sayısı 101 oldu.

Bu kez ölmeden seslerini duyurdular

Ahmet Şık Adına “iş kazası” denilen, çalışanların “işçi cinayetleri” olarak nitelediği işçi ölümleriyle gündemden düşmeyen Tuzla tersaneler bölgesinde bugün (16 Haziran Pazartesi) grev vardı. Her ne kadar greve katılım düşük olsa da, işçiler bu kez ölmeden seslerini duyurabilme fırsatı buldu. Yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı greve 40 bin tersane işçisinden ancak 400’ü katılırken polis sabah saat 05:00’te tersaneye işçileri götüren servislere eşlik ederek, işçilerin greve katılmasına engel oldu. Sendika, patronların grevi engellemek için kimi temsilciler aracılığıyla işçilerin evlerine giderek greve katılmamaları yönünde “uyardığını” söyledi. Yapılan konuşmalarda Tuzla tersanelerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün uygulanması, taşeron sisteminin kaldırılması, çalışma saatlerinin 7.5 saat olması ve kayıt dışı ekonominin son bulması talep edildi. “Grevdeyiz” Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı Tuzla’da işçiler ve greve destek için gelenler, sabah saat 06.30’dan itibaren Limter-İş Sendikası ile İçmeler Tren İstasyonu’nun önünde toplanarak yürüyüşe geçti. “Grevdeyiz” yazılı bir pankart eşliğinde Tersaneler Caddesi’ni çift yönlü olarak trafiğe kapatarak, “Artık ölmek istemiyoruz” sloganıyla grev meydanı olarak ilan edilen Tuzla Gemi Sanayi’nin önüne kadar yürüyüş yapan işçilerle polis arasında zaman zaman gerginlikler yaşandı. Grev alanına gelen işçiler, çalışmaya devam eden işçileri iş bırakmaya davet etse de bu çağrı yanıt bulmadı. İşçiler davul zurna eşliğinde halay çekip sloganlar atarken birçok demokratik kitle örgütüyle ÖDP, DTP ile CHP’li kimi milletvekilleri ve parti temsilcileri de işçilere destek vermek üzere grev alanına geldi. Sorun sadece iş cinayetleri değil Kalabalığın sayısı destekçilerle birlikte 2 bini bulurken, yoğun güvenlik önlemi alan polis, grubu uzaktan izlemekle yetindi. “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “Zafer direnen emekçinin olacak”, “Yaşasın grev”, “Ölmek istemiyoruz” sloganları atan kalabalığa hitaben Limter-İş Başkanı Cem Dinç yaptığı konuşmada, patronların sendika olmadan bir çözüm istediklerini belirterek şunları söyledi: “Bu yüzden greve gidiyoruz. 16 yıldır Limter-İş önderliğinde işçiler mücadele ediyor ve sorun sadece iş cinayetleri değildir. Tersane işçileri iş kazalarının yanısıra yaralanmalar, meslek hastalıkları ve sağlıksız iş koşullarıyla da […]

Tuzla’daki ‘seri katile’ karşı dayanışma grevi başladı

Liman, Tersane Gemi Yapım-Onarım İşçileri Sendikası’nın (Limter-İş) “Her Gün Teker Yeker Ölmektense 16 Haziran’da Hepimizi Öldürün!” grevi başladı. Yaklaşık bin kişinin katıldığı greve 40 bin tersane işçisinden ancak 400’ü katılabildi. Polis sabah saat 05:00’te tersaneye işçileri götüren servislere eşlik ederek, işçilerin greve katılmasına engel oldu. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı Tuzla’da işçiler, grev alanı olan Tuzla Gemi Tersanesi’nin önüne kadar yürüyerek Tersaneler Caddesi’ni çift yönlü olarak trafiğe kapadılar. Bu sırada polis ile işçiler arasında ufak çaplı gerginlikler yaşandı. Bir süre sonra İçmeler Tren İstasyonu ve Aydınlı Tren İstasyonu önünden gelen iki yürüyüş kolu Tuzla Gemi önüne ulaştı. DİSK’e bağlı sendikalar yolu kapatarak grev alanına girdiler. Kitle örgütleri ve siyasi partiler de diğer koldan grev alanına geldiler. Greve katılan yaklaşık bin kişi arasında DİSK Birleşik Metal-İş, DİSK Nakliyat-İş, Genç-Sen, Türk-İş’e bağlı Petrol-İş ve TÜMTİS, KESK, Dayanışma Sendikası, TİBDER, TMMOB Gemi İnşa Mühendisleri Odası, Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri, Devrimci 78’liler Federasyonu, Boğaziçi Öğrencileri, Feminist Kadınlar, Anarşistler, Kaldıraç, Tüm-İGD, İHD, Yurtsever Cephe İşçi Birliği, SDP, EHP, EMEP, ESP, SGD, ÖDP, DTP, CHP ve birçok kurumun temsilcileri bulunuyor. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, DTP milletvekilleri Sabahat Tuncel ve Akın Birdal, ÖDP Genel Başkanı ve milletvekili Ufuk Uras, EMEP Genel Başkanı Abdullah Levent Tüzel, SDP Genel Başkanı Filiz Koçali, Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Türk-İş Şubeler Platformu temsilcileri, Dünya Genç İşçi Buluşması için Türkiye’ye gelen Alman işçi temsilcileri, Şili’den Karina Pena ve Margarita Pena, Arjantin’den Chilavert İşgal Fabrikası Delegesi Diego Quintero, Brezilya’dan İşgal Fabrikası Konseyi Delegesi Placido Penarrieta da greve destek verenlerin arasında bulunuyor.. Limter-İş Genel Sekreteri Kamber Saygılı yaptığı açıklamada “İnsanca yaşam talebi için burada bulunuyoruz, destek veren herkese teşekkür ediyoruz, grev artık zorunlu bir hale geldi,ölümlerin engellenmesi için hiçbir önlem alınmadı hiçbir çaba gösterilmedi” dedi. ÖDP İstanbul millitvekili Ufuk Uras ise “İşçi kıyımlarının bu kadar çok bu kadar kolay olduğuna bakınca Adalet ve Kalkınma Partisi’nin […]

Tersane raporundan çözüm önerileri

bianet.org Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Ocak 2008’de Tuzla tersaneler bölgesindeki çalışma koşulları ve önlenebilir seri iş kazalarıyla ilgili bir rapor hazırladı. Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İsçileri Sendikası (Limter-İş), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü’nün oluşturduğu Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nun raporda ölümlerin önlenmesi için önerileri şöyle: • Tuzla’da ölümler, iş kazaları seri olarak devam ediyor: Mevzuattaki İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine ilişkin maddelerin eksiksiz uygulanmasını sağlayacak, uygun denetimleri yapacak, işveren bu maddeleri uygulamadığı takdirde sonuç sağlayacak ağırlıkta yaptırımları uygulayacak merci Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’dır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği binlerce bölünmüş işletmenin insafına kalmışken, gemi standartları onlarca farklı aşamada bizzat tersane sahibi ana işveren adına çeşitli kuruluşlarca (Türk Loydu gibi) formel olarak kontrol edilmektedir. Bu kuruluşların işin kalitesini oldugu kadar, iş sürecini güvenlik ve işçi sağlığı açısından da kontrol etmelerine yönelik düzenlemelere gidilmelidir. • Asıl iş olan gemi yapımının bölünerek İş Yasası’na aykırı olarak asıl işveren –alt işveren ilişkisi kurulması takibe alınmalı ve bu hukuk dışı durum giderilmelidir. Gemi yapım sürecinin asıl iş alanı olan çelik profil ve sac işleme işinin İş Yasası’na aykırı olarak çeşitli tanımlar altında alt işverene de denilen taşerona verilmesinin kayıt dışılığa neden olduğu aşikardır. Bu durum, ucuz işgücü sağlamak amaçlı olarak iş güvencesiz, sigortasız veya kısmi sigortalı ve iş güvenliği olmadan işçi çalıştırılmasına ve önlenebilir iş kazalarına yol açmaktadır. Aynı zamanda bu durumun hukuk dışılığının tespit edilmesi ve gereğinin yerine getirilmesi sağlanmalıdır. Talebimiz, Sosyal Sigortalar Primlerinin ana işveren (tersane) tarafından ve alınan ücret üzerinden ödenmesi ile her türlü kayıt-dışılığın önüne geçilmesidir. • Yalnızca ana işverende kadrolu çalışan azınlık için degil, fiiliyatta üretimin yüzde doksana varan kısmını gerçekleştiren alt işveren işçilerinden de sorumlu olan işyeri hekimleri bulundurulmalıdır. • İş güvenliğinden sorumlu […]

Tersanede can bedeli: 5 gün kapatma

Medyakronikinfo@medyakronik.com Tuzla tersanelerinde faaliyet gösteren Bektaş taşeron firmasında çalışan ve ölüm listesine 97. kurban olarak adını yazılan işçi İhsan Turhan’ın öldüğü Astaş Aslan Tersanecilik şirketine 5 günlük kapatma cezası verildi. Aynı tersanede 15 Şubat’ta meydana gelen tüp patlamasında da Hasan Köse isimli işçi hayatını kaybetmiş ancak herhangi bir ceza uygulanmamıştı. İstanbul Valiliği’nden bugün (11 Haziran Çarşamba) yapılan yazılı açıklamada, 8 Haziran 2008 tarihinde Tuzla Tersanesi’nde 2. Kısım G50 Sokakta faaliyet gösteren Astaş Aslan Tersanecilik Denizcilik A.Ş’nin, çalışanlarından bir kişinin hayatını kaybetmesi olayıyla ilgili olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin tersaneyi denetlediği belirtildi. Açıklamada, “Tersanede yüksekten düşme, elektrik kaçağı, LPG ve basınçlı tüplerin patlama riski tespit edilerek, ilgili komisyonca 4857 sayılı İş Kanunu ve buna bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre eksikliklerin giderilmesi çalışması yapmak üzere 5 günlük süre ile kapatılmasına karar verilmiştir” denildi. Bir hafta içinde 3 işçinin ölmesi üzerine süresiz kapatıldığı duyurulan Selah Tersanesi de “eksikliklerini giderdiği” gerekçesiyle 6 gün sonra yeniden faaliyetlerine başlamıştı. Son kazada ölü yok Tuzla’daki Gemsan tersanesinde çalışan Mehmet Odabaşı isimli işçi de dün (10 Haziran Salı), üzerine tüpün düşmesi sonucunda kolu kırılarak yaralanmıştı. Liman Tersane Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter-İş) tarafından yapılan açıklamada, Gemsan tersanesinde Ok Gemi taşeron firmasında çalışan Mehmet Odabaşı’nın, güvertede tüp taşırken üzerine tüpün düşmesi sonucu kolunun kırıldığı ve hastanede tedavi altına alındığı duyurulmuştu. Limter-İş Sendikası, işçi ölümlerinin durması, çalışma koşullarının düzeltilmesi için 16 Haziran’da greve gidiyor. Topbaş’tan tersaneleri taşıma projesi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Tuzla tersanelerinin varolan boyutuyla İstanbul’da yer almaması ve bölgenin yat imal eden bir ’boat show’ alanı haline getirilmesi tasarıları olduğunu açıkladı. “Mahmutpaşa Yayalaştırma ve Altyapı Yenileme Çalışmaları”nın hizmete açılması töreninde gazetecilerin, Tuzla’daki tersanelerin taşınması konusundaki bir sorusu üzerine Topbaş, Tuzla bölgesinde dar bir alanda çok yoğun gemi inşa çalışmaları yapıldığını söyledi. Gemi inşa çalışmalarında uluslararası bir başarı elde edildiğini […]

Grev Bisikleti’nin uzun yolu

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com O meşum Berlin Duvarı yıkıldığından beri Almanya’dan hep benzer haberler geliyor: “Çekirge sürüsü” olarak da adlandırılan uluslararası finans şirketleri, gözlerine kestirdikleri fabrikayı önce ucuza alıyor, sonra iflasa sürüklüyor, sonra da “kâr etmediği için” fabrikayı kapatıp, makineleri satıyor. Şirketler koydukları paradan fazlasını geri almış oluyor böylece. Bu sefer de Thüringen eyaletindeki Bike Systems adlı bisiklet fabrikasından geldi benzer haber. Onların hikâyesi de diğer fabrikalardaki gibiydi. Ta ki, işinden olacak o 135 işçi, “Hoop, bir dakika, n’oluyor!” deyip, geleceklerine sahip çıkana kadar.Lone Star adlı şirket, geçen yılın ortasında “kâr etmediği” gerekçesiyle Bike Systems bisiklet fabrikasını kapatacağını açıkladı. Fabrikadaki 135 işçi ise karara itiraz ederek, süresiz grev başlattı ve fabrikayı işgal etti. İşgal tam 115 gün sürdü. Peki, grev ve işgale giden bu süreçte neler yaşandı? Bike Systems fabrikasından bir işçi süreci şöyle anlatıyor:“Lone Star, eğer işimizi korumak istiyorsak tatil ve Noel parasının kaldırılması gerektiğini söyledi, biz de kabul ettik. Birkaç ay sonra -yine işimizi korumak için- üretimi arttırmamız gerektiğini söylediler, yine kabul ettik. Sonra ücretlerimizden yüzde beş kesinti yapılması gerektiğini söylediler, biz bunu da kabul ettik. Tek düşündüğümüz işsiz kalmamaktı. Ama her tür fedakârlığı yapmamıza, günde 9-10 saat çalışmamıza rağmen, yine de fabrikayı kapatmaya kalkıştılar.” Sana kırmızı çok yakışıyor! 2007 Ekiminde, yani işgal devam ederken, işçiler kendileri için üretmeye ve fabrikayı da kendileri yönetmeye karar verdiler. Bu motivasyonla dört günde 1837 bisiklet ürettiler. Üretilen parlak kırmızı renkli bu bisikletlere “Strike Bike” yani “grev bisikleti” adı verildi. Grev bisikletleri, Kanada’dan Yunanistan’a, Avustralya’dan ABD’ye, Fransa’ya birçok ülkeden insanın ilgisini çekti. Bu ülkelerden hem dayanışma mesajları, hem siparişler geldi. Ve böylece çalışanlar kendilerini ilk defa böylesine rahat hissetti: “Patron yok, ama herkesin bir görevi var. Eskiden acayip bir baskı vardı. Şimdi zevkle geliyoruz işe. Lone Star zamanında 15 dakika olan molalarımızı şimdi yarım saate çıkardık. Üstelik çalışma saatlerimizi de kendi durumumuza göre belirliyoruz.”Bir […]

Tuzla’da “seri katil” var

Medyakronik Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde meydana gelen ölümlü iş kazalarına bir yenisi daha eklendi. Pazar günü olmasına rağmen iş yoğunluğu gerekçesiyle işe çağrılan İhsan Turhan, yeni yapılan bir geminin arka kapağının altında çalışırken 600 kiloluk kapağın üzerine düşmesi sonucu olay yerinde hayatını kaybetti. Kafası kapak ile sac arasına sıkışan boru ustası Turhan’ın cesedi, önce GİSBİR Hastanesi’ne, buradan da Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Aynı tersanede 15 Şubat’ta meydana gelen tüp patlamasında Hasan Köse isimli işçi hayatını kaybetmişti. :Kazanın ardından tersanede çalışan işçiler evlerine gönderilirken, kazanın duyulması üzerine, işçi çalıştıran birçok tersane de işçileri evlerine gönderdi. Seri cinayetlerin hız kesmediği tuzla Tersaneleri’ndeki bu son olaylarla ölen işçi sayısı 97’ye çıktı. Kaza değil ihmal Limter-İş Sendikası üyesi Ali Doğan, “Gemi güvertesinde çalışırken geminin kıç kapağının kafasına düşmesi sonucu arkadaşımızın kafası güverteyle kapak arasında kaldı ve ezildi. Normal koşullarda, kapağın altındaki takviyelerin kaynatılması gerekir. Yapılmadığı için bu ihmal yüzünden iki çocuk babası arkadaşımız hayatını yitirdi. O kapağın kare ya da daire şeklinde olması gerekirdi. Kapak hem dikdörtgen şeklinde yapılmış bu da ağırlığın eşit dağılmamasına neden oldu. Hem de kaynatılmamış. Yasak olmasına rağmen pazar günü işçi çalıştıran ve çalışılan gemide önlem almayan tersane yetkilileri ölümden sorumludur” dedi. Bazı işçiler de Doğan’ı doğrulayarak, “Turhan’ın altında çalıştığı ve üzerine düşen kapak destekle tutturulmak yerine 1 dakika sürecek kaynak yapılsaydı, arkadaşımız ölmeyecekti. Pazar günü çalışıyoruz çünkü gelmezsek yevmiyemiz kesiliyor” diye konuştular. Yaşanan son ölümlerin ardından bazı iş güvenliği önlemlerinin alındığını, işçilere baret, maske, emniyet kemeri gibi iş güvenliği malzemelerinin dağıtıldığını söyleyen işçiler, bunları yapmanın yeterli olmadığının görüldüğünü, patronların önlem alma konusundaki samimiyetsizliklerinin bir kez daha ortaya çıktığını ifade ettiler. 16 Haziran’da grev var Bu arada tersanelerdeki ölümlerin önüne geçilmesi için, 16 Haziran’da Limter-İş’in düzenlediği grevle ilgili dün (8 Haziran Pazar) Türkiye Mimar Mühendisler Odası İstanbul Şubesi’nde bir basın toplantısı yapıldı. “Tuzla’daki son cinayetin” duyurusu yapılarak başlanan toplantıda, “İş cinayetlerinin […]