Etiket siyaset

Tatava yapma zamanı

Çare seçim değil bu oyunu, bu bozuk düzenin oyun kurucusu olanların belirlediği oyun kurallarıyla oynamayacağımızı ilan etmekten geçiyor.

Ergenekon ve iktidar arasında kalmak

AKP iktidarı ve Ergenekon soruşturmalarıyla birlikte toplumda ciddi bir kutuplaşma yaşandı. İşin kötüsü her kutupta yer alan karşısındakinin kendisi gibi düşünmesini istiyor. Aksini düşünense Ergenekoncu, cemaatçi ya da AKP’ci oluveriyor.

Liderliğin normalleşmesi; Kılıçdaroğlu vakası

Yarın Cumhuriyet Halk Partisi‘nin 33’üncü Olağan Kurultayı başlayacak ve eğer bir aksilik olmazsa, bu kurultaydan Kemal Kılıçdaroğlu partinin yeni genel başkanı olarak çıkacak. Bu, yalnız CHP için değil, Türkiye için de önemli bir değişim. Deniz Baykal’a kurulan komplonun faili kim olursa olsun, sonuçta ülke için bir dizi değişimin fitili ateşlendi ve bu ateşleme mekanizmasının durdurulması veya geri döndürülmesi artık çok zor. Önemli olan bu değişimin Türkiye için olumlu sonuçlara yol açması… Kemal Kılıçdaroğlu kamuoyunun yabancı olduğu bir isim değil. Milletvekilliği görevi sırasındaki çıkışları, takipçiliği, ince eleyip sık dokuyan tavrı ve daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sırasında CHP İl Başkanı Gürsel Tekin‘le birlikte sergilediği performans, CHP’nin gelecekteki lideri olacağı işaretlerini zaten veriyordu. Benzer şekilde Gürsel Tekin’i de kısa süre içinde partinin merkez yönetiminde göreceğimize ve kurulacak yeni ekibin önemli parçası olacağına kuşku yok. Kılıçdaroğlu hakkındaki tartışmaların çoğu, dönüp dolaşıp liderlik vasıfları taşıyıp taşımadığına, partiyi toparlayacak karizmaya sahip olup olmadığına geliyor. Sessiz sakin, bağırıp çağırmayı sevmeyen, masaları yumruklamayan, bir söz vermeden önce iki kez düşünen, boş konuşmayı sevmeyen, çevresinde çıkarcı bir kalabalık oluşturmak istemeyen birinin insanları harekete geçiremeyeceği, kitleleri arkasından sürükleyemeyeceği, daha da önemlisi ülke kaderine yön veremeyeceği söyleniyor. Ünlü İtalyan siyaset bilimci Giovanni Sartori, demokratik kurumlar için de liderin önemli olduğuna vurgu yaparak; “Herhangi bir siyasal ve sosyal örgütün kabul görme derecesi, liderlerinin değerli ve yönetmeye yeterli sayılma derecesi ile aynıdır” der. Evet demokrasi içinde de liderlik önemlidir, ancak burada “liderlik” veya “önderlik” kavramıyla “otorite” kavramını birbirinden ayırmak gerekir. Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger, “lider”i, “kişisel bakımdan sahip olduğu saygınlık, üstünlük ve çekicilik nedeniyle itaat edilen kişi” olarak tarif eder. “Otorite” ise bundan farklı olarak “kendisine itaat edilmesi gerektiği toplulukça resmen tanınmış, içselleştirilmiş kişiler”dir. Duverger bu anlamda her otoritenin aslında “kurumsal” olduğunu söyler. Yine Duverger’ye göre bunun tek istisnası, topluluğun varlığının otoritenin varlığına bağlı olması durumudur. Yani çete, klik […]

Kapatılan yedinci Kürt partisi DTP oldu

HaberVs Anayasa Mahkemesi, Demokratik Toplum Partisi’ni (DTP), kapatılmasına karar verdi. DTP’nin “terör faaliyetlerin odağı haline geldiği” iddiasıyla, “ teröre bulaşmış bir partiye ifade özgürlüğü hakkı tanınamayağına” hükmeden mahkeme Abdülkadir Fırat, Ahmet Ay, Ahmet Türk, Orhan Miroğlu, Selim Sadak, Aydın Budak, Aysel Tuğluk ve Leyla Zana’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda üye ve yöneticisine de siyaset yasağı getirdi. Mahkeme DTP eşbaşkanı Ahmet Türk ve DTP Diyarbakır milletvekili Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerinin de düşürülmesine karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bu kararla DTP 14 Temmuz 1993’ten Halkın Emek Partisi’yle başlayan süreçte kapatılan 7. Kürt partisi oldu. Kılıç açıkladı Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bugün (11 Aralık 2009) akşam saatlerinde yaptığı açıklamada, DTP’nin ”Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine eylemlerin odağı haline geldiğinin anlaşıldığından Siyasi Partlier Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince oybirliğiyle kapatılmasına karar verilmiştir” dedi. Partinin tüm mal varlığına el konularak Hazine’ye iade edileceğini de belirten Kılıç, “Yapılacak eleştirileri şimdiden görebiliyorum. Verilecek kararın zamanlaması için verilen tarihin amaçlı olduğu söylendi. Bu yorumlar çok acımasız. Biz 2 yıldır bu davayı görüşüyoruz..Eksiklliklerimiz vardı ve bu eksiklikler raportörümüz aracılığıyla giderilmeye çalışıldı ve bu zamana denk geldi. Bir siyasi partinin terörü ve şiddeti meşrulaştırmaya çalışması uygun değildir. Anayasa Mahkemesi terör ve şiddeti barışçıl çabalardan ayrı tutarak kararını vermiştir” dedi. DTP’yle ilgili verilen kapatma kararı yarın (12 Aralık) Resmi Gazete’de yayınlanacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararı DTP’te tevdi edecek ve partinin tüzel kişiliği sona erecek, malvarlığı hazineye geçecek. Haklarında milletvekilliğinin düşürülmesi ve siyaset yapmaları yasaklama kararı verilenlerin siyasi yasakları da başlayacak. “Parti kapatmakla sorun çözülemez” Siyaset yasağı getirilen Ahmet Türk, Anayasa Mahkemesi’nin kararının açıklanmasından sonra yaptığı açıklamada dana önceki sözlerinin arkasında durduklarını belirterek parti kapatma kararlarıyla sorunun çözülemeyeceğini söyledi. Sancılı bir süreç yaşandığını belirten Türk, “Elbette demokratik siyasette parti kapatmak, bir umutsuzluğu derinleştirir. Ama biz bütün buna rağmen Türkiye’de barışın yakalacağına inanıyoruz. Bu sancılı sürecin uzamaması, herkesin yeniden düşünmesi ve […]

Türkiye’de 30 bin tane daha Norşen var

Hükümetin Kürt sorunun çözümüne ilişkin başlattığı girişimler, sorunun çözümünde izlenecek yol haritasının içeriği belli olmasa da sert bir siyasi tartışmayı başlattı. Hükümet siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle görüşmelere başlarken CHP ve MHP liderleri başlatılan girişime muhalefet ediyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bitlis gezisi sırasında Güroymak ilçesini Kürtçe adı olan “Norşen” diye anması ise en sert tartışmaları başlatan olay olmuştu. Cumhurbaşkanı Gül’ün dillendirmesiyle anımsanan yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirilmesi uygulamasının başlangıcı cumhuriyetin ilk yıllarına dek uzanıyor. Uygulamanın başlamasıyla birlikte bugüne dek 75 bin yerleşim yerinden 30 bininin adı değiştirildi. Bu uygulama en çok Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görüldü. İçinde ‘kızıl, çan, kilise’ kelimesi olan; ’Kürt, Gürcü, Tatar, Çerkez, Laz, Arap, muhacir’ gibi kelimeler içeren yerleşim yerlerinin isimleri de ‘sakıncalı’ görülerek bulundukları ortamda “bölücülüğe meydan vermemek” amacıyla değiştirildi. 75 bin yerleşim yerinden 30 bininin adı değişti Demokratik Toplum Partisi (DTP) Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan bu sorunu geçen yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyarak bir kanun teklifi verdi. Kaplan’ın kanun teklifi, diğer kültürleri temsil ettiği için ismi değiştirilen köy, mezra, il, ilçe ve coğrafi yerlerin eski isimlerinin yeni isimlerle birlikte kullanılmasına ilişkindi. Son 50 yılda değişik dil ve kültürleri temsil eden 30 binden fazla yerleşim yerinin adının değiştirildiğini belirten Kaplan, kanun teklifinde ismi değiştirilen köy, mezra, il, ilçe ve coğrafik yerlerin eski isimlerin yeni isimlerle birlikte kullanılmasını talep etti. Kaplan, TBMM’de yaptığı basın toplantısında yer isimlerinin değiştirilmesinin ilk kez 1925 yıllında Artvin’de Gürcüce olan yerleşim yerlerinin değiştirilmesiyle başladığını ve 1940 yıllında İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan 8589 Sayılı Genelge ile resmileştirildiğini ancak 2. Dünya Savaşı nedeniyle söz konusu yasanın çok fazla hayata geçirilemediğini söyledi. Cumhuriyet’in üzerine kurulduğu Mezopotamya, Trakya ve Anadolu’nun birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını ve büyük bir zenginlik taşıdığın belirten Kaplan, “İsim değişikliğini yasal hale getiren 1949 yılında çıkarılan 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’dur. Bu yasa uyarınca 1957 yılında […]

Seçimlerde afiş ve bayrak savaşları

Seçimler yaklaştıkça rekabet kızışıyor, gerilim artıyor ve seçim yarışı zaman zaman partililer arasında tabiri caizse “sıcak temas”a bile dönüşebiliyor. Her gün bayrak asmak, rakibin bayrağını indirmek, afişlerinin üzerine afiş asmak artık sıradan uygulamalar. Sokaklarda ilçelerde mahallelerde oluşan bu gerilimin çok küçük bir bölümü basına ve televizyonlara yansıyor. Biz de medyaya yansıyan bu kampanya çekişmelerinden küçük bir derleme yaparak ülkemizdeki yerel seçim manzarasını arz edelim dedik… Bakırköy’de billboard kavgası AKP’nin Bakırköy belediye başkan adayı Oğuz Satıcı’nın posterlerinin yapıştırıldığı TIR dorseleri, CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu ile Bakırköy adayı A.Ünal Erzen’in Ataköy’deki afişlerinin önüne çekildi. CHP’nin para ödediği yerlerin kapatılmasına Bakırköy Belediye Başkanı Erzen tepki gösterirken AKP’liler durumu şöyle açıklıyor: “Bayrak asıp, çevreyi kirletmek istemedik. TİM’in eski başkanı Oğuz beye ihracatçı arkadaşları da TIR desteği veriyor.” 18 Mart 2009 Antakya’da aday afişleri yarışı Antakya’da, CHP’nin Belediye Başkan adayı İris Şentürk’ün billboardlardaki seçim afişlerinin üzerine AKP’nin başkan adayı Lütfi Savaş’ın posterlerinin yapıştırılması gerginlik yarattı. Kentin değişik noktalarındaki billboardlardaki İris Şentürk’ün afişlerinin üzerine, gece operasyonuyla AKP’li Lütfi Savaş’ın afişleri yapıştırıldı. Afişlerinin sabote edilmesinin barış ve kardeşlik kenti olan Antakya’ya yakışmadığını belirten CHP’li yöneticiler, iktidar partisini “Zorbalık”la suçladılar. AKP yöneticileri ise, billboardlardaki gelişmelerin kendi bilgileri dışında olduğu açıklamasını yaptılar. 18 Mart 2009 Kâğıthane’de bayrak gerginliği Kâğıthane’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapılacak olan tünel açılışı öncesinde gerginlik yaşandı. SP`nin Sadabat Viyadüğü’ne asılı olan dev bayrağı Kâğıthane Belediyesi görevlileri tarafından kesilerek indirildi. Bunun üzerine viyadük altında toplanan Saadet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi üyesi bir grup, bayrakların belediyenin resmi aracıyla toplatıldığını ileri sürerek tepki gösterdi. SP Kâğıthane İlçe Başkanı Halit Özgür Atak, mahalle aralarında ve yollardaki AK Parti haricindeki diğer parti bayraklarının AK Partili belediye görevlileri tarafından toplatıldığını iddia etti. Başbakan’ın katılacağı tünel açılışı nedeniyle böyle bir uygulama yapıldığını öne süren Atak, vatandaşların AK Parti`ye sandıkta gereken cevabı vereceğini söyledi. Daha sonra SP’liler […]

Kadınlar vardır…

Kadınların siyasette ne kadar temsil edildiği, pozitif ayrımcılık, kota tartışmaları kadın örgütleri ve siyasi çevrelerde sürüp giderken yerel seçimler kapıya dayandı ve adaylar bir bir açıklanmaya başladı. Bağımsız kadın örgütleri ve feministlerin bir araya gelerek oluşturdukları Seçimler İçin Feminist Kollektif Platformu da kendi adayını açıkladı: Ülfet Taylı. Beyoğlu Belediyesi başkan adayı Taylı, Mor Çatı gönüllüsü olarak yıllardır kadın hareketinin içinde olan bir feminist aktivist. Özellikle kadınlar için Beyoğlu’nun sorunlarını irdeleyen ve bunlara feminist bir perspektiften çözüm yolları arayan Taylı’nın seçim vaatleri de alışılmışın dışında. O, ne bir ev bir araba anahtarı, ne de mazotu 1 TL yapmayı vaat ediyor. Daha gerçekçi, daha insani, daha kadınca vaatlerle oy toplama hedefinde. Kadınların, emekçilerin, engellilerin, eşcinsellerin, etnik ve dinsel kimliği yüzünden dışlananların, sosyal, siyasi ve iş yaşamına entegre olmalarını sağlayacak önerilerle geliyor karşımıza.Türkiye’de kadınların siyasi yaşama katılımı neden az? Siyasette aktif rol oynamalarını engelleyen unsurlar nedir?Cumhuriyetin kuruluş yıllarında parlamentoda o yıllar için oldukça iyi sayılabilecek bir oranda temsil edildiklerini görüyoruz kadınların. Feminist tarihçiler Osmanlı kadınlarının bu konuda ciddi mücadeleler verdiklerini de ortaya koydular. Ama bu dönemde egemenlerin onlar için çizdiği sınır, ülkenin “çağdaş medeniyetler” seviyesinde olduğunu ortaya koymaları, ülkenin vitrini olmaları. Kendileri için siyaset yapamıyorlar, nitekim bir kadınlar partisi kurmalarına izin verilmiyor. Günümüzde parlamentoda yakalayabildiğimiz oran yüzde 10, yerel politikada ise başkanlık düzeyinde nerdeyse binde 6. Hala siyaset erkeklerin alanı. Kadınları katmaya dönük mekanizmalar yok denecek kadar az. DTP kota uyguladı ve bunun olumlu sonuçları kısa sürede alındı. Parlamentoya girme ihtimali yüksek olan diğer partiler uygulamıyor kotayı. Ayrıca siyaset yapma tarzı da kadınların siyasetten uzak durmalarına yol açıyor. Çocuk bakmaları gereken saatlerde toplantılar yapılıyor, çocuklarını alıp bu toplantılara gitmeleri mümkün değil. Siyasi yaşam erkek egemen. Kadınların kendilerine alan açmaları hiç kolay değil. Bir kere kadınların deneyimleri değersiz sayılıyor. Söyledikleri, yaptıkları değersizleştiriliyor. Ne yazık ki, hala asıl yerleri ev, asıl görevleri de ev işi, […]

“Belgin Çelik olarak adaylığımı koydum”

Son günlerde gündemi en çok meşgul eden konu, hiç kuşkusuz 29 Martta yapılacak olan yerel seçimler. Seçim tarihi yaklaşırken, partilerin belirlediği belediye başkan adayları arasındaki rekabet de hızla artıyor. Yolsuzluk iddiaları, suçlamalar, sorulan hesaplar, seçim kampanyası adı altında yapılan bağışlar, yardımlar… Bunlara her gün bir yenisi eklenirken, sokakta da kafamızı çevirdiğimiz her yerde farklı adayların afişlerini görüyor, sloganlarını okuyoruz. Oturduğumuz mahallelerdeki muhtar adayları arasındaki yarış da, belediye başkan adaylarını aratmıyor. Her mahalleden birkaç muhtar adayının çıktığı bu seçim döneminde en dikkat çekici olanlaran biri kuşkusuz Beyoğlu Katip Mustafa Çelebi Mahallesi’ndeki yarış. Üç kişinin rekabetine konu olan mahalledeki adaylardan birisi adından sıkça söz ettiriyor: Belgin Çelik. Basının “transeksüel muhtar adayı” olarak dikkatini çektiği Çelik, cinsel kimliğine vurgu yapılmasından çok yapacağı işlerin anlatılmasını istiyor. Çünkü Çelik, Katip Çelebi Mahalesinin ilk kadın muhtar adayı. 53 yaşındaki Artvin doğumlu Çelik tam 30 yıldır Beyoğlu’nda yaşıyor. Transeksüel bir muhtar adayı olması insanların dikkatini çekse de o, “Ben belgin Çelik olarak adayım, bir transeksüel olarak değil” diyor ve yaptığı işlerden muhtarlık adaylığı serüvenine kadar olan hikayesini anlatıyor:Muhtar adayı olma fikri nasıl ortaya çıktı?Aslında hiç öyle bir düşüncem yoktu. Birgün, Amargi’ye gittim ve kadın arkadaşlarım “Belgin, neden muhtarlığa adaylığını koymuyorsun?” dediler. Aynı öneriyi Esmeray’a da götürmüşlerdi. Şoke olmuştum. Ayrıca bizim mahallenin çok iyi bir muhtarı vardı, cesaret edip onun karşısına çıkamazdım. Ancak o sonra vefat etti ve valilik onun yerine başkasını atadı. Bu yeni muhtarın 2007 yılında, kendi mahallesinin sınırları dışındaki bir sokakta yaşayan travesti ve transeksüellerin yaşadığı evleri bastığını duydum. Ayrıca Mor Çatı için “fuhuş yuvası” yakıştırması yapıyordu. Karşısına çıktım. Bana devlet tarafından atandığını, polise destek olabilmek için bunu yapabileceğini söyledi. Birinin bu muhtara dur demesi gerektiğini düşündüm ve adaylığımı koydum.Kadın ve transeksüel kimliğiniz dolayısıyla, yapacağınız çalışmalarda bu iki grup sizin için öncelik teşkil edecek mi?Eğer seçilirsem, “hiçbir ayrım gözetmeksizin” söz verdiğim tüm vaatleri yapmakla mükellefim. […]

Siyasette kadının adı yine yok

Siyasi partiler 29 Mart yerel seçimlerinde yarışacak adaylarının listesini il ve ilçe seçim kurullarına teslim etti. Siyasi partilerin kadın adaylara yönelik kota ve benzeri vaatlerine karşın listelerde yer alan kadın aday sayısı yine yok denecek kadar az. Kadınların 10 ilde ve 54 ilçede erkek rakipleriyle yarışacakları bu seçimlerde de belediye başkanlıkları için 2 bin 941 koltuk sayısına karşılık AKP, CHP, MHP, DTP, DP’nin toplam kadın aday sayısı 171 oldu. Bütün bu adayların seçildiği durumda dahi ortaya çıkan yüzde 6’lık temsil olasılığı ise siyasette kadının adı yine yok dedirtiyor. Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) düzenlediği, “Siyasette kadın: Ne kadar katılıyor ve ne kadar temsil ediliyoruz?” sorularına cevap aradığı toplantıda da siyasette kadın temsiliyetini Türkiye’de yaklaşan yerel seçimler ve Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri ışığında değerlendirildi. Kadın varsa yolsuzluk yok Avrupa Parlementosu’ndan Liberal Parti’nin Danimarka temsilcisi Karin Riss Jorgensen ve Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA-DER) Başkanı Hülya Gülbahar’ın da katıldığı toplantının açılış konuşmasını yapan KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç dünya nüfusunun yüzde ellisini kadınların oluşturmasına rağmen, politik liderler arasındaki temsilin hem Türkiye’de hem dünyada, bu oranın çok altında olduğunu söyledi. Yapılan araştırmalarda kadın temsilinin yüksek olduğu yönetimlerde yolsuzluk oranlarının azaldığın belirten Onanç, “Hem de Birleşmiş Milletler gelişmişlik endeksinin de vurguladığı gibi, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayabilmiş ülkeler, vatandaşlarına daha yüksek bir yaşam standardı sağlayabiliyorlar. Özellikle yerel seçim sürecinde, iktidar partisi AKP elindeki kaynakları daha çok seçim kazanma yönünde kullandı. Bu gücün kadınların biraz daha siyasete katılması yönünde kullanılmasının demokrasi adına önemli bir adım olacaktı” dedi. Kadın aday oranı yüzde 6 KA-DER Başkanı Hülya Gülbahar 29 Mart seçimlerinde CHP’nin 46, DTP’nin 37, AKP’nin 18, MHP’nin 34, DP’nin ise 36 kadın belediye başkan adayı gösterdiğini; bu beş partinin adaylarının toplamının 171 ettiğini belirtti. Bu yıl için belediye başkanlıklarında 2 bin 941 koltuk olduğunu ve bu 2 bin 941’in içinde sadece 171 kadın aday gösterildiğini vurguladı. Her seçim döneminde […]

Meclis’te tek başına

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), uzun süredir yaşanan iç çatlak sonucu olağanüstü kongreye gitme kararı aldı. Bir önceki kongrede aday olmayacağını açıklamasına karşın son anda genel başkanlık koltuğuna oturan Ufuk Uras’ın bağımsız milletvekilliği adaylık süreci; ÖDP’nin kurucularından Oğuzhan Müftüoğlu’nun da içinde olduğu Devrimci Dayanışma’nın çoğunluğu elinde bulundurduğu Parti Meclisi’nin katılmama kararı aldığı “çatı partisi”nin toplantılarına Uras’ın katılması, Ergenekon süreci üzerinden yaşanan tartışmalar parti içindeki çekişmeleri de derinleştirmişti. İstanbul milletvekili, Genel Başkan Ufuk Uras’ın, adaylık sürecinde iyice ayyuka çıkan parti içi çekişmelerin, 2 Şubat Pazartesi günü yapılacak kongreyle ne kadar halledilebileceğini zaman gösterecek. Uras, meclise girdiği günden beri verdiği soru önergeleriyle tartışma yarattı. Seçmenlerinin bir kısmı onun mecliste yeterince aktif olmadığından şikayet ederek hayal kırıklıklarını dile getirirken, diğer bir kısmı onun meclisteki varlığıyla vekillerin ezberlerinin şaştığını iddia ediyor. ÖDP içinde, kongreyi ateşleyen gelişmeler henüz yaşanmamışken yaptığımız söyleşide Uras, TBMM’de bağımsız ve hatta tek başına olmak ve ÖDP’nin kabuk değiştirme girişimi hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Meclise bağımsız aday olarak girmiş ve tek başına mücadele etmek durumunda kalan bir milletvekili olmanın zorlukları neler?Tek tabanca olmak kolay değil. Ama diğer yandan, grubunuz olmadığı, başınızda bir lider olmadığı için aslında avantajları da var. Bizim en büyük problemimiz meclis iç tüzüğünün gruplara endekslenmesi. Yani milletvekili esaslı değil, grup esaslı bir iç tüzük var. Belki iç tüzüğün demokratikleşmesiyle birlikte daha çok avantaja sahip olacağız. Bir diğer yandan, toplumsal muhalefet örgütlerinin sesi soluğu olalım diyoruz. Yasa değişikliği trafiğinin hızına yetişecek bilgi akışını sağlayamıyoruz henüz. Bu bizim de belki hatamız. Ama genel olarak toplumsal muhalefet örgütleri, politik deklarasyonlar üzerinden hareket ediyorlar. Hâlbuki bizim çok detaylandırılmış teknik bilgilere ihtiyacımız var. AKP hükümeti bir yasa taslağı getirdiğinde her bir maddeyle ilgili değişiklik önergeleri verebilecek durumda olmamız lazım. Halen onu sağlamaya çalışıyoruz. Seçmenlerinizin büyük bir kısmı sizi “tek başına dünyayı kurtaracak milletvekili” olarak tanımlıyor. Bu üzerinizde bir baskı yaratmıyor mu?Bizim 1. bölgede solun […]

Türkiye’de kadının “seçilememe” hakkı

5 Aralık Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınmasının yıldönümü. Günün anlam ve önemi belirten metinlerde yine her zamanki gibi “birçok Avrupa ülkesinden önce Türkiye’nin kadınlara bu hakkı tanıdığının” altı çizilecek. Evet, 1934’ten beri Türkiye’de kadınlar siyasete katılabiliyor. Ancak 74 yılda gelinen noktada Türkiye’de kadın parlamenterlerin oranı hala yüzde 9,1. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “kadınlar mal mı ki kota uygulayacaksın, kota vereceksin” söyleminin ardından mecliste kadın kotası konusunda önümüzdeki yıllarda tablonun değişeceğine dair umutlar da azalıyor.Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların yüzde 10’un altında temsil edildiği gerçeği ve konuya yönelik çözüm önerileri, Koç Üniversitesi’nin geçen hafta (29-30 Kasım) düzenlediği Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Konferansı’nın, “Kadınların Siyasete Katılımı” oturumunda da tartışıldı. Konferansta kadın kotasına yönelik bir konuşma yapan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Profesör Ayşe Ayata ile siyasette kadının görünürlüğü ve tam temsilinin çözümü, “kadın kotasını” konuştuk.Ayata, durumun vahametine rağmen 5 Aralık’ta konuşulacakları şöyle öngörüyor: “Geçen yıllarda olduğu gibi 5 Aralık’ta TBMM başta olmak üzere birçok kurumda toplantılar yapacağız. Ben size oralarda aşağı yukarı ne konuşacağımız söyleyeyim. Büyük Atatürk’ün öncülüğünde Türk kadınları birçok Avrupa ülkesinden önce kadın haklarına sahip oldu. 2007 seçimlerinde çok büyük başarılar elde ettik. Yüzde 10’a yakın bir seçilme hakkına sahip olduk. Böylelikle umut edeceğiz ki yakın bir zamanda bir arpa boyu daha yol alacağız. Mesela Mart seçimlerinde yüzde iki civarında olan yerel yönetimlerdeki kadın oranını yüzde dörde çıkaracağız, hem de yüzde yüz arttırarak!” Kadınlar seçilebilir yerlerden aday gösterilmiyor Kadın kotasının, sorunun acil çözümü için vazgeçilmez olduğunu söyleyen Ayata, Türkiye’de bazı partilerin kendi içlerinde kota uygulasalar da bunun TBMM’ye veya yerel yönetimlere yansımadığının altını çiziyor. Bunun da kadın adayların çoğunlukla seçilebilir yerlerde üst sıralardan aday gösterilmemesinden kaynaklandığını belirten Ayşe Ayata’ya göre partilerde kotaya yönelik en yaygın tavır, “esasında kotaya karşı olup sesini çıkarmama görüşü”. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yaklaşık 20 yıldır parti içinde kadın kotasını uyguluyor. Ancak yüzde 25 kadın kotası […]

Avrupamerkezcilik ve İslamcılığın Doğuşu

Din temelli siyasal kavrayışların yükselişi günümz dünyasının temel fenomenlerinden biri artık. Akıl almaz bir cevvallikle dini toplumsal yaşamın, “kamusal” sahanın dışına itip son derece sorunsuzca yaptığı kamusal-özel ayrımıyla özel alanın konusu olarak telakki edip baskılayarak iş gören modern zihniyet, bu yükselişteki payının pek de farkında değil. İktidarın ve gücün kaynağını yere indirmek çabası muazzam bir maneviyet boşluğu yaratmış, yeni din namzeti pozitif bilimler kafi ilgiyi görmemiştir. Böylelikle modern zihniyet, özellikle Batı’da cisimleşmiş şekliyle, kendi önkabullerinin enikonu dinsel göndergelerinin farkında olmaksızın kendi anlayışı tek cari anlayış olarak dayatmaktadır. Bunun sonucu bilhassa İslam’ın farklı bir medeniyet anlayışının temsilcisi olma iddiasının ciddi bir siyasal talep haline gelmesidir. S. Sayyid’in bu çalışması işte bu türden bir alternatif olarak İslamcılığın aslında üçüncü dünyanın kurtuluşçu hareketlerinin asri kılığı diyerek değerlendirmesi bakımından özgün bir yaklaşımı ifade etmektedir. Batının kahredici hegemonyasını tavsatmaya muktedir, bambaşka bir algı, muhakeme dünyası ve epistemolojik evreni ifade eden İslamcılığın, işte bu özellikleri nedeniyle irtica etiketiyle damgalandığını, ve Türkiye’deki Kemalist deneyimin işte bu türden bir İslamcılık karşıtlığının buna benzer hareketlere ilham veren bir genel örnek, onların feyz aldığı bir şemsiye ideolojik form olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor Sayyid. Bütün bu teorik argümantasyonu kurarken söylem çözümlemesi ve post-yapısalcı teorik öncüllere gönderme yapan Sayyid, böylelikle bu teorik öncüllerin ham malzemenin işlenmesinde kilit bir rolünü de vurgulamış oluyor.