Genel

50 liraya şeriat

Yazan: İdil Başural

Yeni banknotlar yılbaşında tedavüle girdi. Küçüklüğüne bakıp, “Monopoly parası gibi” ya da “oyuncak mı bu?” diye eleştirildi. Yeni paralardaki değişiklikler küçüklükleriyle sınırlı değildi. Ön yüzünde her zaman olduğu gibi Atatürk portresi bulunan paraların arka yüzlerinde ise ilk kez bilim ve edebiyat alanında isim yapmış kişilere yer verildi. Bu isimlerden birisi de 50 liralık banknotların arka yüzünde yer alan yazar Fatma Aliye’ydi. Böylece Türk parasında ilk kez bir kadının portresine yer verilmiş oluyordu.

Gayya kuyusu internet…

Osmanlı döneminin muhafazakâr feminist yazarı Fatma Aliye’nin paralarda yer alacağının duyurulmasının hemen ardından internette bir yazı dolaşmaya başladı. Hemen herkesin kendi imzasını atttığı ve bildik endişeler yer verilen yazıda, “Fatma Aliye’yi Atatürk’ün yerine yerleştiren nedenin onun romancılığı olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl neden onun İslamcılığı ve Atatürk devrimlerine karşı olması” deniliyor. Fatma Aliye’nin, Atatürk’ün getirdiği yeniliklere karşı olduğu için ülkesine yabancılaştığı ve uzaklaştığı anlatılan yazıda yazarın Atatürk düşmanlığı da, “Saltanatın kaldırılmasını, alfabenin değiştirilmesini ve padişahın düşürülmesini, Fatma Aliye Hanım asla kabul edememiş, Mustafa Kemal’e hep karşı olmuş” diye anlatılıyor.

“Şeriat geliyor” çığlıkları

Bu metin çeşitli paylaşım sitelerinde ve bloglarda da yer buldu. Aliye popüler sosyal ağ Facebook’ta, “Atatürk düşmanı kadını paramızda istemiyoruz” isimli bir grubun açılmasına neden oldu. Kısa zamanda 17 binden fazla kişinin üye olduğu grupta Fatma Aliye, “Şeriatçı cumhurbaşkanının olduğu ülkede banknota resmi basılan Atatürk düşmanı” diye tarif ediliyor. Facebook’ta kurulan grupta da kullanılan ve Fatma Aliye’nin fotoğrafının 50 TL’lik banknotta yer almasından duyulan “bildik endişelerin” dile getirildiği yazı yine bildik cümlerle sona eriyor: “Hem Atatürk’ü paraların, hiç olmazsa, bir yüzünden çıkardılar. Hem de onun yerine antilaik, İslamcı bir kadını koydular. Evet ya sonra ne olacak arkadaşlar. Yavaş yavaş kurmayı hayal ettikleri şeriat kanunlarının işlediği bir islam devleti kurma adına şimdi sıra neye gelecek? Yükseltin sesinizi, mahalle baskısına boyun eğmeyin!”

Facebook’un kimi hassas üyeleri, bu durumu protesto edip 50 TL’lik banknotları kullanmamayı bile teklif etmiş. Görünen o ki önümüzdeki günlerde galiba yeni bir kutuplaşma bizleri bekliyor: 50 TL’lik banknotları kullananlar ve kullanmayanlar…

Osmanlı’nın feminist yazarı

Sadece Facebook’ta değil, birçok internet sitesinde Fatma Aliye Topuz’un fotoğrafının 50 TL’lik banknotlara konması eleştiriliyor. Yazar ve eserleri hakkında internette yeterli bilgi bulunmadığı halde, hükümete ve yazara yönelik eleştiri niteliğindeki yazılar çoğalırken islam dünyasının ilk kadın edebiyatçısı kabul edilen yazarı biraz olsun tanıyalım istedik. Türk ve İslam edebiyatının ilk kadın romancısı olarak tanınan Fatma Aliye Topuz 1862’de doğdu. Dönemin ünlü tarihçisi Ahmed Cevdet Paşa’nın kızı olan Topuz, yaşadığı devirde bir kadının eğitilebileceğine inanılmadığından kendisine özel bir eğitim verilmemesine karşın ağabeyi Ali Sedat Bey’in evde özel hocalardan aldığı dersleri dinlemesi sayesinde kendini geliştirdi. Fransızca merakının ortaya çıkması üzerine Fransızca dersleri aldı.

Koca izniyle başlayan yazarlık

Fatma Aliye, 17 yaşında Gazi Osman Paşa’nın yeğeni Kolağası Faik Bey ile evlendi ve dört kızı oldu. Evliliğinin ilk 10 yılında ancak eşinden gizli olarak kitap okuyabilen Fatma Aliye, eşinin bu konudaki tutumunun değiştirip izin vermesi üzerine tercümeler yapmaya başladı. Edebi yaşamı 1889 yılında George Ohnet’in Volonte adlı romanını Meram adıyla çevirmesi ile başlayan Fatma Aliye bu romanı “Bir Hanım” imzasıyla yayımladı. Fatma Aliye, bu ilk çevirisinden sonraki çevirilerinde “Mütercime-i Meram” takma adını kullandı. Çevirideki başarıları üzerine eğitim hayatına babasından ders alarak devam etti. “Bir Hanım”ın başarısından etkilenen bir başka isim ise dönemin ünlü yazar Ahmet Mithat Efendi oldu. Yazar, Tercüman- Hakikat gazetesinde övdüğü Fatma Hanım’ı manevi kızı olarak kabul etti.1891 yılında ikili birlikte “Hayal ve Hakikat” adlı romanı yazdı. “Bir kadın ve Ahmet Mithat” imzasıyla yayımlanan romanın kadın ağızından olan kısmını Fatma Hanım, erkek ağzından olan kısmını ise Ahmet Mithat Bey kaleme aldı.

Feminist bakışla yazdı

Fatma Aliye’nin 1892’de kendi adıyla yayımlayabildiği ilk romanı, kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalıştığı “Muhadarat” adlı eseriydi. Hocası ve manevi babası Ahmet Mithat Efendi’nin Fatma Aliye’yi övdüğü ve onun öğrenme tutkusunu anlattığı “Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu” (Bir Muharrire-i Osmaniye’nin Neşeti) adlı eser, edebiyat dünyasına girmeye çalışan ilk kadın romancı için güçlü bir referans niteliğindeydi. Hemen arkasından, 1899 yılında, evlilik hayatında mutsuz olan kadın bir udiyi kaleme aldığı “Udi” adlı romanı ise ileriki yıllarda Reşat Nuri Güntekin’i edebiyata yönlendiren sayılı eserler arasında yerini alacaktı.

Eserlerinde kadın gözüyle evlilik, eşler arasındaki uyum, aşk ve sevgi kavramı, birbirini tanıyarak evlenmenin önemi gibi önemli konuları kadın bakış açısıyla işleyen Fatma Aliye’nin diğer romanları Ref’et, Enin, Levayih-i Hayat isimleriyle yayımlandı. Dönemi için aykırı bir tipleme olan çalışan, para kazanan, erkeğe ihtiyaç duymayan ve bireyselleşme çabasındaki kadınlar, Fatma Aliye’nin romanlarının başlıca kahramanlarını oluştuyordu. Dönemin feminist yayınlarından Kadınlara Mahsus Gazete’de kadın sorunlarıyla ilgili makaleleri yayımlanan yazar, geleneksel görüşten kopmadan kadın haklarını savundu. Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin de ilk kadın üyesi olan yazar 1897’de asker ailelerine yardım amacıyla Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti adlı bir dernek kurdu. Bu dernek, ülkedeki ilk resmi kadın derneğiydi.

Eserleri 1893 yılında Dünya Kadın Kütüphanesi Kataloğu’nda sergilenen Fatma Aliye, soyadı kanunundan sonra Topuz soyadını aldı. 13 Temmuz 1936’da İstanbul’da ölen yazarla ilgili Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun kalema aldığı, “Fatma Aliye: Uzak Ülke” adlı biyografi niteliğindeki kitapta, yazarın gelenekçi yapısını, “Osmanlı” hayranlığını ve çağa ayak uyduramayışı anlatıldı.

Yorum yazın