HaberVs

HaberVs

Dün “komünist”, bugün “Fethullahçı”

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Tarafgazetesinin yayımladığı “Genelkurmay Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” manşetinin haber olarak önemi meydanda; 20 Haziran tarihli yazım bunun üzerineydi.Ben, bu haberin Türk basınındaki geniş yansımasına baktığımda (üstelik Genelkurmay Başkanı gazetecilere “habere değil, haberi veren gazetenin finansörüne bakın” demişti), varlığı ve önemi nihayet kabul edilmiş bir gazete görüyorum. Taraf, cesur tavrıyla “vasatlık kırıcı” bir rol oynuyor Türk basınında.İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden komünist sistemlerin çöktüğü 1980’lerin sonuna kadar geçen süreyi ya da onun bir bölümünü yaşayanlar gayet iyi bilir: Eskiden birinin çanına ot tıkamak istediğinizde, onun “komünist” olduğunu söylemeniz yeterdi. 1989’dan sonra oradan ekmek yenilemeyeceğinin anlaşılmasından sonra “şeriatçılık” suçlaması girdi devreye. Bunun, insanda mizah duygusu yaratan tipik örneklerinden biri de eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ilişkindi. Hatırlayın, Özkök, 2004’te girişilen Sarıkız darbesini engellemeye çalıştığı için Sarıkız’cılar tarafından böyle suçlanmıştı. Keza, seçildiği günleri izleyen günlerde eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den bile kuşkulanılmıştı. Emin Çölaşan’ın o günlerde kaleme aldığı anti-Sezer yazılarını görseniz, çok şaşırırdınız. Ahmet Altan’ın cevabı Günümüzün en etkili suçlaması ise “Fethullahçılık…” Nokta’nın yayınları nedeniyle o damgayı yemişlerdenim; fakat 1994’te de “Refahçı” olduğum için şerbetliyim ben (o zamanki suçum da genel yayın yönetmeni olduğum Aktüel’de Refah Partisi eki vermekti). Şimdi de Tarafyazarı olarak ucundan da olsa aynı suçlamayla karşı karşıyayım. Geçtiğimiz günlerde derginin genel yayın yönetmeni Ahmet Altan, “Gazetenin finansörüne bakın” diyen Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’a hepimiz adına güzel bir cevap verdi. Şöyle yazdı: “Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın yanına çağırdığı bazı gazetecilere bizim gazeteyle ilgili söylediği sözleri okudum dün sabah. ‘O gazetenin finansörüne bakın’ demiş. Gazeteciler baksınlar. Ama gazetecilerin bakması yetmez, bir genelkurmay başkanı bir gazetenin ‘finansöründen’ kuşkulanıyorsa emrindeki bütün istihbarat örgütleri de bakmalı. Orgeneral Büyükanıt da, bu gazete de toplumun önünde duruyor. Eğer herhangi biri, bu gazetenin o söyledikleri örgütlerle ‘gizli’ bir ilişkisini, ‘gizli’ bir para kaynağını ortaya çıkarırsa, belgesini değil sadece bunu düşündürecek bir ilişkisini göz önüne sererse, […]

Roisin Murphy, Shantel, Gogol Bordello ve santral…

Yazın ilk festivali Efes Pilsen One Love Festival 7, Santralistanbul’da festivalcilerin ayaklarını yerden kesti. 21-22 Haziran tarihlerinde gerçekleşen şenlikte eğlence gün boyu devam etti. İlk gün Bedük, Long Blondes, Hot Chip ve Roisin Murphy katılımcıları dansa doyururken; ikinci gün Baba Zula, Miss Platnum, Shantel& Bucovina Club Orcestar ve Gogol Bordello gypsy ruhu ve müziği ile Santralistanbul’u inletti. Bu büyük eğlenceden görüntüler haberimizde…İşvecan Özen Kamera:Erdem Özüer

Hayvan hakları için imza kampanyası

Medyakronikinfo@medyakronik.com Hayvan hakları savunucuları, hayvanlara kötü muamele, eziyetin yalnızca idari para cezalarıyla cezalandırılmamasını istiyor. Bu nedenle Hayvanları Koruma Kanunu’nun yasakladığı eylemlerin Ceza Yasası (TCK) kapsamına alınmasını da istiyorlar. Yaşam Hakkına Saygı Girişimi tarafından bu amaçla başlatılan kampanyaya verilen imza sayısı şu ana kadar 16 bini geçti. Kampanyaya internet üzerinden de imze verilebiliyor. AB uyum yasaları çerçevesinde çıkartılan “hayvanları koruma Yasası”nın hayvanları koruma amacına hizmet etmediği vurgulanan dilekçede, hayvanlara yönelik işkence, öldürme, tecavüz gibi olayların artarak sürdüğüne işaret ediliyor. Bu tür suçlar için Kabahatler Kanunu çerçevesinde yalnızca idari para cezası uygulandığı, bunun da caydırıcılıktan çok uzak olduğu belirtilen dilekçede 5199 sayılı yasaya caydırıcı yasalar eklenmesi için TBMM’ye çağrıda bulunuluyor. – Kampanya sitesi için tıklayın>>

Zaman hep suçlunun yanında

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 tutuklu ve hükümlünün öldürüldüğü “Hayata Dönüş” operasyonu sonrasında, başka cezaevlerine yapılan nakiller sırasında mahkumlara kötü muamelede bulundukları için yargılanan jandarma görevlileri hakkında açılan dava zaman aşımından düştü. 2001 yılından bu yana süren davada aralarında gardiyan ve askerlerin bulunduğu bin 615 kişi hakkında dava açılmıştı. Gardiyanların “görevi kötüye kullanmak”, jandarmaların ise “kötü muamelede bulunmak” iddialarıyla suçlandığı davanın 5. yılında iddianameye 682 sanığın adının mükerrer yazıldığı ortaya çıkmıştı. Bu “yanlışlığın” anlaşılmasından sonra sanık sayısı 933’e düşmüş daha sonra da gardiyanların dosyası ayrılmıştı Beklenen oldu, zaman aşıldı Yıllardır çeşitli gerekçelerle uzatılan davanın mart ayında yapılan bir önceki duruşmasında da, daha önceki celsede alınan 4 ayrı ara kararın “mahkemenin iş yoğunluğu” nedeniyle yerine getirilememesi nedeniyle duruşma zaman aşımının dolduğu 23 Haziran tarihine ertelenmişti. Mahkeme heyetine zaman aşımı dolacağı uyarısı yapan ve gizlenen delilleri toplamak için mahkemeden yetki isteyen müdahil avukatlarının, 7 yıl süren dava boyunca görevini yapmayarak delilleri karartan görevliler hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etmişti. İstanbul Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yaklaşık 8 yıldır süren davanın bugünkü (23 Haziran Pazartesi) duruşmasında hakimin, zaman aşımı gerekçesiyle davanın düştüğü kararını açıklayacağını söylemesi üzerine müdahil avukatlar salonu terk etti. Hakimin karar açıklayacağını söylemesi üzerine söz alan tutuklu ve hükümlülerin avukatları, “Avukatlık meslek kuralları ile kişisel hak ve onurumuz çerçevesinde duruşmayı terk ediyoruz” diyerek mahkeme salonundan çıktı. Avukatların çıkmasının ardından mahkeme heyeti 19 Haziran 2008’de zamanaşımı tarihinin dolduğuna hükmederek davanın düşürülmesine karar verdi. Mahkeme sonrasında müdahil avukatlar adil yargılama hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) götüreceklerini söyledi.“Hukuk kurallarının bittiği nokta” Mahkemenin kararını, “hukuk kurallarının bittiği nokta” diye tanımlayan müdahil avukatlardan Ömer Kavili, “Mahkeme, sanıkların sayısını ya da kim olduğunu bile bilmeden bir yargılamayı yürütüyor gibi göründü. Bu davada ne savcı, ne mahkeme, ne de avukatlar sanık sayısını bile net olarak bilemedi ve hala bilmiyor da. Sanıkların birçoğu mahkemeye […]

Maskelenmiş bir kriz yaşıyoruz

Mustafa Sönmez ABD finans piyasalarında başgösteren çalkantının içine ABD’deki reel ekonomiyi, giderek başta AB ve Asya olmak üzere diğer coğrafyaları alması zaman aldıkça, değişik kriz teorileri de üretiliyor. Bunlardan birini Kemal Derviş, TÜSİAD’ın Anayasa Konvansiyonu toplantısında dile getirdi. Derviş’e göre, Asya, ABD’deki ve olduğu kadar AB’yi kapsayacak krizden ayrışmış durumda. Bu “ayrışma” iddiası, haliyle, yüksek büyüme hızlarına sahip bu ekonomilerde işlerin yolunda gideceğini dolayısıyla, krizin tüm dünyayı sarmayarak lokal, zamanla da geçici olacağını öne sürerek yüreklere su serpiyor. Derviş, bu kehanetinden öteye de giderek Türkiye için de müjdeler verdi ve kriz alevinin henüz Türkiye’ye ulaşmadığını ve neredeyse hafif yaralarla geçiştirilebileceğini öne sürdü. Derviş kalibresindeki bir isimden insan, daha soğukkanlı ve bilimsel açıklamalar bekliyor. Ama belli ki, konu Anayasa konvansiyonu olunca, ekonomi tahlili de amaca oryante edilmiş. Küresel köyde ayrışma Bir kere , küreselleşme edebiyatının arşa vardırıldığı, her koşulda dile pelesenk edildiği daha belleklerde iken , bugün nasıl oluyor da bu küresel köyde bazı mahalleler “ayrışabiliyor?” Herkes de biliyor ki, Asya’daki Çin, Hindistan ve diğer Asya ekonomileri, ABD, AB’deki dinamiklerden bağımsız büyümüyorlar. Hatta, Asya’daki bu ülkelere taşınan sanayi üretimi, hizmet üretimi, ABD, AB kökenli küresel firmaların üretimi. Çin’in, Hindistan’ın, G.Kore’nin ihracatı bu ülke sanayicilerinin ihracatı mıdır sanıyorsunuz? Hayır, küresel sermayenin Çin, Hindistan, G.Kore mahreçli ihracatıdır, üretimidir. Tıpkı bizde Fiat, Renault, Türkcell, Telekom gibi kuruluşların mal ve hizmet üretim ve ihraçlarının ağırlıkla yabancı sermaye mahreçli olması gibi. Dolayısıyla, Asya’da icra edilen ve Batı’ya ihracatı yapılan ürün ve hizmet, hiçbir şekilde Batı’dan ayrışmış değil, bu bir. İkincisi, Asya’daki küresel sermaye, ABD’de, AB’de can çekişen mali sermaye ile bütünleşik, holding çatısı altındaki sermayedarlardır. Batı’da krize giren finansın reel sektördeki ayağını tökezletmemesi düşünülemez. Bugün,. Koç’un Yapı Kredi’si tökezlese, bundan Arçelik etkilenmeden kalabilir mi? Durum aynıdır. Krize farklı savunma… Özetle, bu ayrışma teorisi , karanlıkta ıslık çalma, bize bişey olmaz öyküsüne bir Derviş katkısı olmaktan öteye […]

Euro 2008’den fanatik manzaralar…

Medyakronik Futbol deyince hep sahada oraya buraya koşuşturup duran yirmi küsur adam gelir. Ama aslında bu yirmi küsur adamın orada koşuşturmasına neden olan elbette onları izleyen onbinlerce kişidir çoğu zaman. İşte “taraftar” denilen bu insanlar sevgiyi, hırsı, gururu, keyfi, eğlenceyi ve tabii ki parayı yeşil sahalara taşır. Çünkü dedikleri gibi “futbol asla sadece futbol değildir” ve bu nedenle taraftarlar çoğu kez yeşil sahadaki yirmi küsur adamdan daha önemlidir. Biz de Euro2008’in en hızlı günlerinde Avrupa’nın ortasına akan taraftarların çekip, internetteki paylaşım sitelerine yüklediği yüzlerce fotoğrafı taradık, seçtik, Medyakronik okuyucuları için küçük bir “fanatik manzaralar” albümü hazırladık.

Agos’a beraat

Erol ÖnderoğluBianet.org Şişli 2. Asliye Mahkemesi, Agos gazetesi imtiyaz sahibi Serkis Seropyan ve yazı işleri müdürü Aris Nalcı’nın “yargıyı etkilemeye teşebbüs etmek” iddiasıyla yargılandığı davanın bugünkü (18 Haziran) duruşmasında beraat kararı verdi. Müdahil avukatlardan Kemal Aytaç, Şişli Adliyesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, aslında böyle bir davanın hiç açılmaması gerektiğini belirterek, bunun da alınan kararla tescillendiğini söyledi. Mahkeme daha rahat, yeni savcı beraat istedi Karar duruşmasında, mahkeme heyetinin daha önceki duruşmalardaki gergin tavrı yoktu. Duruşmada söz alan savcı Mücahit Ercan, bir önceki duruşmada gazetecilerin Ceza Yasası’nın (TCK) 288. maddesi uyarınca ceza isteyen Cumhuriyet savcısı İsa Dalgıç’ın esas hakkındaki mütalaasını değiştirdi. Savcı Ercan, Agos gazetesinin 9 Kasım 2007 tarihli sayısında “Akıllı Tahta” başlıklı yazıda, Arat Dink ve Seropyan’ın 301. maddeden mahkum oldukları kararı ima yoluyla eleştirdikleri, eleştirilerinse yargılamayı etkilemeye teşebbüs boyutunda olmadığı, atılı suçun unsurları bakımından hukuki çerçeve içerisinde mahkeme kararının da eleştirilebileceği, yazının tümü itibariyle açıklama ve fikir özgürlüğü boyutları ve eleştiri sınırları içinde kalındığına işaret etti ve sanıkların beraati yönünde görüş bildirdi. Hakim Yalçınkaya da, “Davanın temyiz sürecinin etkilenmekten ziyade gazetenin Ermeni asıllı vatandaşlarımız üzerinde daha ziyade kabul görme amacıyla yazılmış bir yazı olarak nitelendirileceği, yazının tamamı itibariyle amaç açısından yargılamayı etkilemeye yönelik olamayacağından her iki sanığın müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine” karar verdi. Avukatlar protesto için duruşmaya katılmadı Müdahil avukatlar, taraflı oldukları gerekçesiyle daha önce haklarında “reddi hakim” kararı alınmasını istedikleri yargıçlar Metin Aydın ve Hakkı Yalçınkaya’yı protesto etmek amacıyla daha önce savunma yapmayı reddettikleri gibi karar duruşmasına da katılmadılar. Sanık gazetecilerin de katılmadığı duruşmada sanık sandalyesine aralarında insan hakları ve emek aktivisti Haluk Ağabeyoğlu’nun da aralarında bulunduğu gözlemciler ve gazeteciler oturdular. Duruşmayı İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) temsilcisi Emma Sinclair-Webb de izledi.

Bilgi’den 2010 projeleri

Nihan Ozannozan@medyakronik.com 2010’da Avrupa Kültür Başkentliği yapacak olan İstanbul’da telaş sürüyor. Hazırlıkları devam eden projelerden istenen kriterler arasında; İstanbul odaklı, Avrupa ile ilgili, sürdürebilir ve sanatsal olması ayrıca sosyal sorumluluk içermesi yer alıyor. Bütün bu özelliklere sahip olan projeler değerlendiriliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi de bu konuda çalışmalarına devam ediyor. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü öğrencileri ise “Cultural Managment” dersinde final notlarını, hazırladıkları projelerden alıyorlar. İşte bu öğrenci projelerinden bazıları: Engelsiz Dans Günleri Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan engelli profesyonel ya da amatör dans gruplarının performanslarını sergileyecekleri bir organizasyon. Toplam 12 grup, seçici kuruldaki dans eğitmenleri tarafından seçilerek 2010 yılının engelliler haftasında üç gün gösteri yapacak. Projenin amaçları arasında; sanatta engelli – engelsiz ayrımının kalkmasına destek olmak, sanata aktif olarak ya da izleyici olarak katılmakta zorluk çeken engelliler için yeni düzenlemeler yapılmasını sağlamak. Organizasyon Taksim Meydanı’nda düzenlenecek. Genel olarak bir sosyal sorumluluk projesi olan “Engelsiz Dans Günleri”nin hedef kitlesi sosyal sorumluluk sahibi olan tüm bireyler. Proje sürdürülebilir olacak. Her yıl İstanbul’un farklı bir semtinde düzenlen organizasyonda “en iyi grup” seçilecek. Ve bu grup bir sonraki yılın birincisine tacı devredecek. Toplu Taşımalarda Kitap 2010 yılında Avrupa Kültür Başkentliği yapacak olan İstanbul’daki toplu taşıma araçlarında halkı ‘kültür başkentliği’ kavramı konusunda bilgilendirmeyi hedefleyen projenin sahipleri bu organizasyonu şöyle tanımlıyor: “İstanbul’da yaşayan fakat kendisini kültüre entegre edememiş bölgelerdeki insanlara 2010’u ve İstanbul’u anlatmak tanıtmak ve öğretmek. 2010 yılında da İstanbul’un kültür başkenti seçilmesi, neden kültür başkenti seçildiği ve bu süre içinde İstanbul’da ne gibi aktiviteler yapılacağını anlatan bir kitapçık hazırlamak.” Hazırlanacak olan kitapçık toplu taşıma araçlarında (metro ve metrobüs ağları) yer alacak ve kentte yaşayan ya da bu şehre turistik amaçla gelen insanlara 2010’u tanıtacak. Aynı zamanda bu kitapçık İstanbul odaklı olmakla kalmayıp, 2010 yılında kültür başkenti seçilmiş diğer kentlerden de (Essen ve Peç) bahsedecek. Etnik Müzik Festivali Türkiye’de yaşayan etnik grupların müziklerinden […]

301 değişmiş miydi?

Medyakronikinfo@medyakronik.com İngiliz yazar George Jerjian’ın, Ermeni soykırım iddialarının yer aldığı ‘Gerçek Bizi Özgür Kılacak’ adlı kitabını yayımlayan Belge Yayınları’nın sahibi Ragıp Zarakolu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesinden beş ay hapse çarptırıldı. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, dün (17 Haziran Salı) görülen karar duruşmasında, eski TCK’nın 159. maddesinden dava açıldığı için 8 Mayıs’ta yürürlüğe giren 301. madde değişikliği gereği Adalet Bakanlığı’ndan izin istemeye gerek görmedi.Belge Yayınları’nın kitabı yayımlanmasından sonra dört yıl önce, Zarakolu’na, “Devlete alenen hakaret ve Atatürk’ün anısına hakaret” suçlamalarıyla dava açılmıştı. Dava sırasında görüş istenen bilirkişilerden ilki Zarokulu aleyhine görüş belirtirken, ikinci bilirkişiyse takdiri mahkemeye bırakmıştı. Dava görülürken mahkemeye mektup yazan yazar Jerjian, görüşlerinin suç oluşturmadığını savunmuştu. Davanın dün görülen son duruşmasında mahkeme, Atatürk’e hakaret edilmediği sonucuna varırken, Zarakolu’nu ‘Devlete alenen hakeret’ten 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Bu ceza önce beş aya indirildi, ardından da bin 400 YTL para cezasına çevrildi, sonra da altı ay ertelendi. 301 sakat bir madde Mahkeme sonunda kararı temyiz edeceklerini belirten Zarakolu, prensip olarak para cezasını ödemeye karşı olduğunu belirterek 301. maddenin tamamen kaldırılması gerektiğini söyledi. 301. maddedeki değişikliğin hiçbir işe yaramadığını aldığı mahkumiyet kararının doğruladığını belirten Zarakolu, “Bu, özünde sakat bir madde. Devleti yüce gösteren, devletin organlarını eleştirmeyi ve sert eleştirileri hakaret olarak yorumlayan bir anlayış. 1930’lu yılların bir anlayışı bu. Mussolini İtalyası’ndan devralınan anlayışın devam ettiğini gösteriyor. Aynı zamanda resmi ideolojiyi savunma işlevi de eklendi. Yani milliyetçiliği. Bu madde iyice rotasından çıktı. Maddenin tümüyle kaldırılması gerekiyor” diye konuştu.Zarakol’un avukatı Özcan Kılıç, 301. maddeden devam eden tüm davaların durdurulup, Adalet Bakanlığı’na gönderildiğini belirterek, “Bizim başka mahkemelerde benzer dosyalarımız da var. Bakanlıktan izin istiyor ve izin gelirse devam kararı verebilir. Bütün mahkemeler yaptı bunu. Mahkemenin bu davayı neden durdurmadığının gerekçelerini öğreneceğiz. Ancak usule göre durdurulması gerekiyordu” dedi.

Arda Turan

Hıncal Uluç, Arda’yı Portekiz maçının ilk 11’ine almayan Fatih Terim’i eleştirirken şöyle demişti: “Elinde Arda gibi birisi varsa, önce onu alırsın. Yanına da 10 kişi koyarsın…” Rıdvan Dilmen de Çek Cumhuriyeti maçından sonra “Arda ve arkadaşları” dedi ısrarla. Bence de doğru bu eleştiriler, fakat bir yandan da, onun sahip olduğu “futbol neşesi”nin “büyük futbolcu” vurgusunun gölgesinde kalmasından korkuyorum. Alper Görmüş İsviçre maçı ile Çek Cumhuriyeti maçının arasında bir tarihteydi, tam olarak hatırlamıyorum, Volkan Demirel ve Arda Turan bir basın toplantısında gazetecilerin sorularını cevaplıyorlardı. Artık ezberlediğimiz klişelerin ardı ardına tekrarlandığı bu türden basın toplantılarına karnım toktu, fakat Arda’yı görünce böyle durumlardaki klasik tepkimi göstermedim; oturdum, izlemeye başladım. Volkan bölümü tam beklediğim gibi geçti. Sıra Arda’ya geldiğinde, daha suratındaki mimikleri, yüzündeki gülümsemeyi görünce anladım farklı bir şeylere şahit olacağımı… Yok, öyle çok radikal, çok farklı şeyler söylemedi, fakat başka bir elektrik yayılıyordu halinden, tavrından. Neşeliydi, rahattı, espri yapıyordu. Belli ki birkaç gün sonraki maçı bir “milli onur” sınavı gibi yaşamıyordu. Belli ki öyle bir maçta oynayacak olmasının sevincini, neşesini yaşıyordu. Çek Cumhuriyeti maçından hemen sonra takımın kaptanı Nihat Kahveci’yle yapılan ayaküstü söyleşiyi hatırlıyor musunuz? Devre arasında soyunma odasının halini anlatırken “Birbirimizle şöyle konuştuk” dedi, “yenilirsek de iyi oynayarak yenilelim.” İnanın, ben bu sözlere inanmakta bugün dahi zorluk çekiyorum. Aklıma Arda gibiler, Nihat gibiler geldiğinde ikna olabiliyorum, “Doğrudur, öyle konuşmuş olabilirler” diyebiliyorum kendi kendime. Portekiz kâbusunun ardından bu sayfalarda şöyle yazmıştım:“Milli Takımımızın Portekiz’le oynadığı maçtan hemen önce, soyunma odalarının dışında gerçekleştirilen televizyon çekimlerini siz de izlemişsinizdir. Birbirlerine başarı dilerken, ‘gaz verirken’ suratlarında öyle bir şey vardı ki, ben ürktüm. ‘Çıkalım, şunlara günlerini gösterelim’ gibi bir şey ama tam da öyle değil. Biraz ‘ya yenilirsek biz ne yaparaz’ hali, biraz üzerlerindeki ağır yükün altında ezilmişlik duygusu… Belki başka şeyler de, ama, onlar her neyse, bizimkilerin üzerinde yarattığı şey, belli ki son derece negatif bir […]

Fatih Terim: “Bulmuşşunuz rahat ülkeyi yazıyorsunuz”

Medyakronik Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, dün sürpriz bir basın toplatısı düzenledi. Terim’in söyleyecekleri, programda olmayan bir toplantıyla basının karşısına çıktığı için merak konusuydu. Teknik adam sözlerine “Mutlu, gururlu ve Türk milletinin kutlama mesajlarıyla dolu bir geceyi geride bıraktıklarını” ifade ederek başladı. Ama çok geçmeden sözü, toplantının “ana konusu” olan basına getirdi. “Liyakatı sizden değil milleten aldık” Milliyet gazetesinde yer alan habere göre Fatih terim şunları söyledi: “Kendi işimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sizlerin işini de zorlaştırıyoruz. 70. dakikadan sonra yazdıklarınızı çöpe atmak kolay değil. Bu sıkıntı için özür diliyoruz. Gecenin en karanlık olduğu an, sabaha en yakın olduğu andır. Oyuncularım bunu akıllarından hiç çıkarmıyorlar. Buraya gelirken ‘oynadığı futbolla keyif veren ve alan, kaybetse de kazansa da manşetlere çıkacak bir takım’ dedik. Verdiğimiz sözü tuttuğumuz için de mutluyum. İsviçre maçını 1-0’dan, son maçı da 2-0’dan çevirdik. Portekiz maçında da kötü oynamadığımızı düşünüyorum. Skor olarak geri düşünce eleştiri oluyor. Hatta saldıranlar da var. Hakaret edenler de var. Ben soyunma odasından futbolcularımı ’Allah utandırmasın’ diye uğurluyorum. Tüm enerji ve konsantrasyonumuzu en iyi şekilde kullanacağız. Bizimle üzülüp, bizimle seviniyor Türk halkı. Kaybetsek muhtemel darağaçları kurulabilirdi. Oyuncularımla ben orada asılabilirdik. İdam sehpalarını da aşıp geliyoruz. Bulmuşsunuz rahat ülkeyi yazıyorsunuz, İstanbul’a gelince isim vererek konuşacağız, biz liyakatı sizden değil milleten aldık. Dünya değişiyor, her şey değişiyor ama bazılarınız değişmiyor. Maçtan bir gün önce prim konusunu açıyorsunuz. Ağzına para lafını alan yokken. Yalan yazılıyor, yalanı da bana soruyorsunuz. Böyle bir ülkeyi buldunuz, rahatsınız. Mahkemeye veriyoruz sekiz ayda bitmiyor. Burada rahatsınız bunu tepmeyin.” Gerilimden beslenme Fatih Terim’in Çek Cumhuriyeti karşılaşmasından önce düzenlediği basın toplantısına katılan Milliyet yazarı Hasan Cemal ise şunları kaleme almıştı: “Fatih Hoca’nın yüz çizgileri de sıkıntılıydı, akşamki basın toplantısında. Söylemi, mimik ve jestleri, sağolsun, etrafına yine dalga dalga negatif enerji yayıyordu.Ve gazeteci milletinin genç habercileri, Hoca’ya sorularını genellikle çekine çekine yöneltiyorlardı, bir […]

“Kabul edelim ki biz olmasak bu kupa çok sıkıcı olacak”

Spor Yazarı Mehmet Demirkol, Çek Cumhuriyeti karşılaşması için yazdığı yazıyı şöyle bitiriyor: “Şampiyonanın en acayip takımı olduğumuzu bir kez daha ispat ettiler. Avrupa’nın en acayip ülkesine de bu yakışır zaten. Başka hangi ülke bu kadar iniş çıkışı bir arada yaşar ki? Kabul edelim biz olmasak bu Avrupa’da bu kupa da çok sıkıcı olacak!”

Tuzla’daki ‘seri katile’ karşı dayanışma grevi başladı

Liman, Tersane Gemi Yapım-Onarım İşçileri Sendikası’nın (Limter-İş) “Her Gün Teker Yeker Ölmektense 16 Haziran’da Hepimizi Öldürün!” grevi başladı. Yaklaşık bin kişinin katıldığı greve 40 bin tersane işçisinden ancak 400’ü katılabildi. Polis sabah saat 05:00’te tersaneye işçileri götüren servislere eşlik ederek, işçilerin greve katılmasına engel oldu. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı Tuzla’da işçiler, grev alanı olan Tuzla Gemi Tersanesi’nin önüne kadar yürüyerek Tersaneler Caddesi’ni çift yönlü olarak trafiğe kapadılar. Bu sırada polis ile işçiler arasında ufak çaplı gerginlikler yaşandı. Bir süre sonra İçmeler Tren İstasyonu ve Aydınlı Tren İstasyonu önünden gelen iki yürüyüş kolu Tuzla Gemi önüne ulaştı. DİSK’e bağlı sendikalar yolu kapatarak grev alanına girdiler. Kitle örgütleri ve siyasi partiler de diğer koldan grev alanına geldiler. Greve katılan yaklaşık bin kişi arasında DİSK Birleşik Metal-İş, DİSK Nakliyat-İş, Genç-Sen, Türk-İş’e bağlı Petrol-İş ve TÜMTİS, KESK, Dayanışma Sendikası, TİBDER, TMMOB Gemi İnşa Mühendisleri Odası, Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri, Devrimci 78’liler Federasyonu, Boğaziçi Öğrencileri, Feminist Kadınlar, Anarşistler, Kaldıraç, Tüm-İGD, İHD, Yurtsever Cephe İşçi Birliği, SDP, EHP, EMEP, ESP, SGD, ÖDP, DTP, CHP ve birçok kurumun temsilcileri bulunuyor. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, DTP milletvekilleri Sabahat Tuncel ve Akın Birdal, ÖDP Genel Başkanı ve milletvekili Ufuk Uras, EMEP Genel Başkanı Abdullah Levent Tüzel, SDP Genel Başkanı Filiz Koçali, Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Türk-İş Şubeler Platformu temsilcileri, Dünya Genç İşçi Buluşması için Türkiye’ye gelen Alman işçi temsilcileri, Şili’den Karina Pena ve Margarita Pena, Arjantin’den Chilavert İşgal Fabrikası Delegesi Diego Quintero, Brezilya’dan İşgal Fabrikası Konseyi Delegesi Placido Penarrieta da greve destek verenlerin arasında bulunuyor.. Limter-İş Genel Sekreteri Kamber Saygılı yaptığı açıklamada “İnsanca yaşam talebi için burada bulunuyoruz, destek veren herkese teşekkür ediyoruz, grev artık zorunlu bir hale geldi,ölümlerin engellenmesi için hiçbir önlem alınmadı hiçbir çaba gösterilmedi” dedi. ÖDP İstanbul millitvekili Ufuk Uras ise “İşçi kıyımlarının bu kadar çok bu kadar kolay olduğuna bakınca Adalet ve Kalkınma Partisi’nin […]

“Allahaısmarladık Sayın Başbakanım”

Radikal Adalet ve Kalkınma Partisi, 22 Temmuz seçimlerinin ardından Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla, Alevi kökenli vatandaşların sorunlarının çözümüne dair bir dizi proje öngören açılım başlatmıştı. Projenin mimarları da Çamuroğlu ile yine Alevi kökenli diğer vekil İbrahim Yiğit’ti. Erdoğan, Çamuroğlu’nu, parti genel merkezinde makam odası da verilerek, bu konulardaki danışmanlığına da getirdi. Erdoğan, bazı bakanlar ve parti yöneticileri de Alevi iftarına katılarak Alevilere yönelik mesajlar verdi. Ancak bu süreçte Başbakan Yadımcısı Çiçek ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’ndan Alevileri ve Çamuroğlu’nu kızdıracak açıklamalar geldi. Çiçek bir soru üzerine “Hükümetin gündeminde Alevi açılımı yok” mesajı verirken, Bardakoğlu da, “Cemevlerine yasal statü tanınamaz” görüşünü dile getirdi. Bu çıkışlara Erdoğan’dan yanıt gelmezken, AKP’nin Alevi kökenlileri bir süre bekleme eğilimine girdi. Ancak kapatma davasının açılmasıyla Alevi projesi rafa kalktı, konu da unutulmaya yüz tuttu. Mektuplu istifa Hürriyet gazetesinden Şükrü Küçükşahin’in haberine göre Çamuroğlu’nun görevinden istifa etmesine giden süreç şöyle gelişti: AKP’nin Alevi açılımının mimarı olduğu için Erdoğan’ın, danışmanlığına getirdiği İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu sert bir mektup yazarak bu görevinden istifa etti. Başbakan’ın yakınları, “Ya yapma bunu; ‘enjoy it’ (Keyfine bak)” dese de Çamuroğlu kararından vazgeçmedi. Bunun üzerine mektubu geçen hafta alan Erdoğan harekete geçti. Çamuroğlu’yla görüşen Erdoğan, milletvekili olan danışmanının istifa nedenini sordu. Mektubunda Alevi açılımı konusunda kendisine verilip de yerine getirilmeyen pek çok sözü anımsatan Çamuroğlu, Erdoğan’a “Sayın Başbakanım, Alevilere karşı ayrımcılığın bitirilmesini istedik. Bitti mi? Sorabilir miyim; bürokrasinin üst kademelerinde, valiler arasında kaç Alevi var? Sadece bir vali mi? Bu yeterli mi? Peki emniyet müdürleri arasındaki durum ne? Ya altı yıllık iktidarımız boyunca devletten ihale alan kaç Alevi yatırımcı var? Belki hiç yoktur!” dedi ve cemevlerine hükümetin ilgisiz tutumdan yakındı. “Allahaısmarladık Sayın Başbakanım” Çamuroğlu, Alevi açılımı açıklandığında Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Yok böyle bir şey” dediğinde Başbakan’ın sessizliğini manidar bulmuştu. Başbakan’ın, “Ama, Diyanet’in dedikleri ortada” imasına da içerleyen Çamuroğlu, binlerce ayrım örneği verebileceğini söyledikten […]

DTP savunmasını verdi

Medyakronik/Anadolu Ajansı Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında belirlenen, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi” iddiasıyla hakkında kapatma davası açılan Demokratik Toplum Partisi (DTP) esas hakkındaki savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne sundu. Anayasa’nın 69/6. ve Siyasi Partiler Yasası’nın 101/1-b ve 103/2. maddeleri uyarınca kapatılma istemiyle hakkında kapatma davası açılan DTP savunmasında, “İddianamede yeralan 141 eylemin partinin kapatılmasını gerektirecek nitelikte olmayıp 129’unun ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken olaylar olduğunu” ifade etti. Kürt sorununun çözümü için çalışıyor DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, bağımsız Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, parti avukatları Bayram Bahri Belen ve Fatma Mebuse Tekay, DTP’ye verilen bir aylık ek sürenin son gününde Yüksek Mahkeme’ye savunmalarını bugün (12 Haziran Perşembe) verdi. Gazetecilere açıklama yapan avukat Belen, esas hakkındaki görüşlerine ilişkin savunmalarının 172 sayfadan oluştuğunu belirtti. Belen, savunmanın ayrıntılı olduğunu, DTP’nin yasal, Anayasal, hukuka uygun, demokratik, çağcıl bir parti olduğunu, bu partiyi kapatmanın hukuksal olanaklarının bulunmadığını açıkladıklarını söyledi. DTP’nin hem Meclis’te hem de toplumda “halkın muhalif sesi bir parti olduğunu” savunmalarında ifade ettiklerini bildiren Belen, “DTP’nin Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmek için faaliyette bulunduğunu, bu arada Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan Kürt sorununun çözümü için de çaba sarfettiğini” açıkladıklarını kaydetti. Belen, DTP’nin amaçlarını “demokratik ve barışçıl” yönden dile getirdiğini belirterek, “DTP’nin Türkiye’de akan kanın durması için barışçıl çözüm yollarını arama mücadelesi verdiğini” savunmalarında anlattıklarını ifade etti.Eylemler düşünce özgürlüğü “DTP, şiddetten, silahtan ve kandan yana değildir” diyen Belen, iddianamede yer alan 141 eylemin partinin kapatılması için dayanak gösterildiğini, bu eylemlerden 129 tanesinin “düşünce açıklaması eylemi” olduğunu savundu. Bu tablonun davanın dayanağının sadece ifade ve düşünce özgürlüklerinin kullanılmasından ibaret olduğunu gösterdiğini savunan Belen, iddianamede yer alan eylemlerin soruşturma aşamasındayken iddianamede yer almasının hukuksal olmadığını söyledi. Savunmada “İddianamede ulusal çapta yayın yapan bazı gazetelerin anılan iddialara yönelik yaptığı bazı haberlerin de kaynak olarak gösterildiği, haberlerde yer alan iddiaların hukuksal olarak kanıt […]

Tersane raporundan çözüm önerileri

bianet.org Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Ocak 2008’de Tuzla tersaneler bölgesindeki çalışma koşulları ve önlenebilir seri iş kazalarıyla ilgili bir rapor hazırladı. Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İsçileri Sendikası (Limter-İş), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü’nün oluşturduğu Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nun raporda ölümlerin önlenmesi için önerileri şöyle: • Tuzla’da ölümler, iş kazaları seri olarak devam ediyor: Mevzuattaki İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine ilişkin maddelerin eksiksiz uygulanmasını sağlayacak, uygun denetimleri yapacak, işveren bu maddeleri uygulamadığı takdirde sonuç sağlayacak ağırlıkta yaptırımları uygulayacak merci Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’dır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği binlerce bölünmüş işletmenin insafına kalmışken, gemi standartları onlarca farklı aşamada bizzat tersane sahibi ana işveren adına çeşitli kuruluşlarca (Türk Loydu gibi) formel olarak kontrol edilmektedir. Bu kuruluşların işin kalitesini oldugu kadar, iş sürecini güvenlik ve işçi sağlığı açısından da kontrol etmelerine yönelik düzenlemelere gidilmelidir. • Asıl iş olan gemi yapımının bölünerek İş Yasası’na aykırı olarak asıl işveren –alt işveren ilişkisi kurulması takibe alınmalı ve bu hukuk dışı durum giderilmelidir. Gemi yapım sürecinin asıl iş alanı olan çelik profil ve sac işleme işinin İş Yasası’na aykırı olarak çeşitli tanımlar altında alt işverene de denilen taşerona verilmesinin kayıt dışılığa neden olduğu aşikardır. Bu durum, ucuz işgücü sağlamak amaçlı olarak iş güvencesiz, sigortasız veya kısmi sigortalı ve iş güvenliği olmadan işçi çalıştırılmasına ve önlenebilir iş kazalarına yol açmaktadır. Aynı zamanda bu durumun hukuk dışılığının tespit edilmesi ve gereğinin yerine getirilmesi sağlanmalıdır. Talebimiz, Sosyal Sigortalar Primlerinin ana işveren (tersane) tarafından ve alınan ücret üzerinden ödenmesi ile her türlü kayıt-dışılığın önüne geçilmesidir. • Yalnızca ana işverende kadrolu çalışan azınlık için degil, fiiliyatta üretimin yüzde doksana varan kısmını gerçekleştiren alt işveren işçilerinden de sorumlu olan işyeri hekimleri bulundurulmalıdır. • İş güvenliğinden sorumlu […]

Tersanede can bedeli: 5 gün kapatma

Medyakronikinfo@medyakronik.com Tuzla tersanelerinde faaliyet gösteren Bektaş taşeron firmasında çalışan ve ölüm listesine 97. kurban olarak adını yazılan işçi İhsan Turhan’ın öldüğü Astaş Aslan Tersanecilik şirketine 5 günlük kapatma cezası verildi. Aynı tersanede 15 Şubat’ta meydana gelen tüp patlamasında da Hasan Köse isimli işçi hayatını kaybetmiş ancak herhangi bir ceza uygulanmamıştı. İstanbul Valiliği’nden bugün (11 Haziran Çarşamba) yapılan yazılı açıklamada, 8 Haziran 2008 tarihinde Tuzla Tersanesi’nde 2. Kısım G50 Sokakta faaliyet gösteren Astaş Aslan Tersanecilik Denizcilik A.Ş’nin, çalışanlarından bir kişinin hayatını kaybetmesi olayıyla ilgili olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin tersaneyi denetlediği belirtildi. Açıklamada, “Tersanede yüksekten düşme, elektrik kaçağı, LPG ve basınçlı tüplerin patlama riski tespit edilerek, ilgili komisyonca 4857 sayılı İş Kanunu ve buna bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre eksikliklerin giderilmesi çalışması yapmak üzere 5 günlük süre ile kapatılmasına karar verilmiştir” denildi. Bir hafta içinde 3 işçinin ölmesi üzerine süresiz kapatıldığı duyurulan Selah Tersanesi de “eksikliklerini giderdiği” gerekçesiyle 6 gün sonra yeniden faaliyetlerine başlamıştı. Son kazada ölü yok Tuzla’daki Gemsan tersanesinde çalışan Mehmet Odabaşı isimli işçi de dün (10 Haziran Salı), üzerine tüpün düşmesi sonucunda kolu kırılarak yaralanmıştı. Liman Tersane Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter-İş) tarafından yapılan açıklamada, Gemsan tersanesinde Ok Gemi taşeron firmasında çalışan Mehmet Odabaşı’nın, güvertede tüp taşırken üzerine tüpün düşmesi sonucu kolunun kırıldığı ve hastanede tedavi altına alındığı duyurulmuştu. Limter-İş Sendikası, işçi ölümlerinin durması, çalışma koşullarının düzeltilmesi için 16 Haziran’da greve gidiyor. Topbaş’tan tersaneleri taşıma projesi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Tuzla tersanelerinin varolan boyutuyla İstanbul’da yer almaması ve bölgenin yat imal eden bir ’boat show’ alanı haline getirilmesi tasarıları olduğunu açıkladı. “Mahmutpaşa Yayalaştırma ve Altyapı Yenileme Çalışmaları”nın hizmete açılması töreninde gazetecilerin, Tuzla’daki tersanelerin taşınması konusundaki bir sorusu üzerine Topbaş, Tuzla bölgesinde dar bir alanda çok yoğun gemi inşa çalışmaları yapıldığını söyledi. Gemi inşa çalışmalarında uluslararası bir başarı elde edildiğini […]

Grev Bisikleti’nin uzun yolu

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com O meşum Berlin Duvarı yıkıldığından beri Almanya’dan hep benzer haberler geliyor: “Çekirge sürüsü” olarak da adlandırılan uluslararası finans şirketleri, gözlerine kestirdikleri fabrikayı önce ucuza alıyor, sonra iflasa sürüklüyor, sonra da “kâr etmediği için” fabrikayı kapatıp, makineleri satıyor. Şirketler koydukları paradan fazlasını geri almış oluyor böylece. Bu sefer de Thüringen eyaletindeki Bike Systems adlı bisiklet fabrikasından geldi benzer haber. Onların hikâyesi de diğer fabrikalardaki gibiydi. Ta ki, işinden olacak o 135 işçi, “Hoop, bir dakika, n’oluyor!” deyip, geleceklerine sahip çıkana kadar.Lone Star adlı şirket, geçen yılın ortasında “kâr etmediği” gerekçesiyle Bike Systems bisiklet fabrikasını kapatacağını açıkladı. Fabrikadaki 135 işçi ise karara itiraz ederek, süresiz grev başlattı ve fabrikayı işgal etti. İşgal tam 115 gün sürdü. Peki, grev ve işgale giden bu süreçte neler yaşandı? Bike Systems fabrikasından bir işçi süreci şöyle anlatıyor:“Lone Star, eğer işimizi korumak istiyorsak tatil ve Noel parasının kaldırılması gerektiğini söyledi, biz de kabul ettik. Birkaç ay sonra -yine işimizi korumak için- üretimi arttırmamız gerektiğini söylediler, yine kabul ettik. Sonra ücretlerimizden yüzde beş kesinti yapılması gerektiğini söylediler, biz bunu da kabul ettik. Tek düşündüğümüz işsiz kalmamaktı. Ama her tür fedakârlığı yapmamıza, günde 9-10 saat çalışmamıza rağmen, yine de fabrikayı kapatmaya kalkıştılar.” Sana kırmızı çok yakışıyor! 2007 Ekiminde, yani işgal devam ederken, işçiler kendileri için üretmeye ve fabrikayı da kendileri yönetmeye karar verdiler. Bu motivasyonla dört günde 1837 bisiklet ürettiler. Üretilen parlak kırmızı renkli bu bisikletlere “Strike Bike” yani “grev bisikleti” adı verildi. Grev bisikletleri, Kanada’dan Yunanistan’a, Avustralya’dan ABD’ye, Fransa’ya birçok ülkeden insanın ilgisini çekti. Bu ülkelerden hem dayanışma mesajları, hem siparişler geldi. Ve böylece çalışanlar kendilerini ilk defa böylesine rahat hissetti: “Patron yok, ama herkesin bir görevi var. Eskiden acayip bir baskı vardı. Şimdi zevkle geliyoruz işe. Lone Star zamanında 15 dakika olan molalarımızı şimdi yarım saate çıkardık. Üstelik çalışma saatlerimizi de kendi durumumuza göre belirliyoruz.”Bir […]

Hrant Dink suikastının “Öz”ü

Medyakronikinfo@medyakronik.com Hrant Dink cinayetinde Trabzon jandarma görevlilerinin ihmallerini araştıran Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’nin talebiyle talimatla ifade veren dönemin Yüzbaşısı Metin Yıldız da, emrinde çalıştığı Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’ü suçladı. Yüzbaşı Yıldız, Bolu Sulh Ceza Mahkemesi’ne 9 Haziran günü verdiği talimatlı ifadede, “Yasin Hayal’in plan yaptığı bilgisini bir yıl önceden Ali Öz’e ilettik” dedi. İfadenin alınmasına avukat Hakan Bakırcıoğlu ile birlikte tanıklık eden müdahil avukatlardan Ergin Cinmen, Yıldız’ın ihbarlardan bilgisi olduğunu, bu bilginin hem şahsen Ali Öz’e hem de toplantı halindeyken diğer jandarma görevlilerine iletildiğini kanıtlayan sözler söylediğini açıkladı. Yıldız: “Albay Öz’e bir yıl önce bildirdim” Suikastla ilgili ilk bilgiyi 2006 yılı yazında aldıklarını söyleyen Yıldız, Hayal’in halasının eski eşi ve jandarma muhbiri Coşkun İğci’den gelen istihbarat bilgilerinin Trabzon jandarma yetkilerinin bir toplantısında gündeme getirildiği yönünde daha önce alınan görevlilerden alınan ifadeleri doğrulamış oldu. İfadesinde, komutanı olan Albay Öz’e görevli elemanların kendisine 2004 yılında McDonald’s isimli işyerine bomba koyan Yasin Hayal’in İstanbul’da yaşayan gazeteci Hrant Dink’i öldürmek için plan yaptığını anlattıklarını söylediğini belirten Yıldız, “Beni dinledikten sonra komutan Öz, ‘Arkadaşlar bu konuyu sonra görüşürüz’ dedi ve toplantıdan ayrıldık. Bu toplantıdan iki gün sonra günlük çalışmaları iletmek amacıyla odasına çağırdığında Öz’e konuyu yeniden aktardım. 19 Ocak 2007 tarihinde de televizyondan suikastı öğrendim” dedi. Sanıklar da tanıklar da Öz’ü suçladı Görevi ihmalden yargılanan Başçavuş Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysel Şahin, Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde, 20 Mart’ta verdikleri ifadede, Dink’in öldürüleceği yönünde İğci’den öğrendiklerini, duyumları Öz’e bir toplantı sırasında ilettiklerini ifade etmişlerdi. Mahkeme, bunun üzerine, Ali Öz, Hüseyin Yılmaz, Metin Yıldız, Ali Oğuz Çağlar, Hüsamettin Polat, Gazi Günay, Gökhan Aslan, Hacı Ömer Ünalır, Uğur Erdoğan ve Önder Aras isimli görevlilerin ifadelerinin alınmasını istemişti. 28 Mayıs’ta Iğdır’dan ifadesi alınan uzman kıdemli başçavuş Uğur Erdoğan da, 2006 yılının yaz aylarında, Şimşek ve Şahin’in İnternet’ten Agos gazetesi ve Dink hakkında bilgi topladıklarını […]

Dolmabahçe Sarayı satıldı!

Medyakronik muhabirleri, “Sokağın Dili” programı için kimi zaman gerçekle ilgisi olmayan “abes” sorularla halkın karşısına çıkıyor. Muhabirler, bu röportajlardan birinde sokağa “Dolmabahçe sarayı satılmış, ne diyorsunuz” sorununu yöneltmişti. Ancak bu sorunun, cevaplayan pek çok kişi tarafından gerçek gibi algılanması nedeniyle haber bandını yayınlamamıştık. Çırağan Sarayı’yla ilgili gelişmeler, yaklaşık iki ay önce kaydedilen bu bandı gündeme getirdi.Haber: Sema Topbaş-Serhat Cenkçiler