HaberVs

HaberVs

Manşetlerle Ergenekon

Ergenekon soruşturması kapsamındaki son gözaltılar, basına bir hayli karışık yansıdı. “Hükümet yanlısı ve hükümet karşıtı basın” kutuplaşması gözaltı haberlerinde de hissedildi. Hükümete yakın yayın yapan, Star, Yeni Şafak, Taraf, Vakit gibi gazeteler darbecilere karşı operasyon yapıldığında hemfikir olurken, ulusalcı çizgide yayınlarıyla tanınan ve aynı zamanda gözaltılara doğrudan muhatap olan Cumhuriyet, Tercüman ve Yeniçağ gibi gazeteler hükümeti suçlayan tavır gösterdiler. Hürriyet: En büyük gözaltıTürkiye, Ergenekon soruşturması çerçevesinde, iki emekli orgeneral, bir emekli tümamiral, bir emekli tuğgeneral ve iki gazete yöneticisinin de aralarında bulunduğu 21 kişinin gözaltına alınmasıyla sarsıldı Milliyet: Paşalara baskınPolis, eski Jandarma Genel Komutanı Eruygur’u orduevinden, emekli Orgeneral Tolon’u askeri lojmandan aldı. Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Balbay ve ATO Başkanı Aygün de gözaltında Radikal: Nihayet bazı büyük balıklar‘Ergenekon’ çoğu kudretli 21 isme ulaştı. Gözaltındaki emekli komutanlar: Şener Eruygur, Hurşit Tolon, İlker Güven, Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur… Posta: OrgenekonErgenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınanlar arasında emekli orgeneraller Hurşit Tolon, Şener Eruygur, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Tuğamiral İlker Güven, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temcilcisi Mustafa Balbay ve Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün de var. Eski AKP milletvekili Dr. Turhan Çömez aranıyor Türkiye: Şok gözaltılarBaşkentteki operasyonda, emekli orgeneraller Tolon ve Eruygur ile birlikte Sinan Aygün ve gazeteci Mustafa Balbay gözaltına alındı Güneş: Gözaltılar Türkiye’yi sarstıBir yıldır süren soruşturmada aralarında iki emekli orgeneral, iki tanınmış gazeteci ve Sinan Aygün’ün de olduğu 21 kişi gözaltına alındı Referans: Ergenekon’da ikinci dalga Vatan: Ne ülke amaYargıtay Başsavcısı’nın ülkenin cumhurbaşkanını, başbakanını, iktidar partisini şeriatçılıkla suçladığı saatlerde, aralarında ikisi orgeneral olmak üzere beş emekli subayın bulunduğu 21 kişi darbe hazırlığı yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındı. Akşam: Üçüncü dalgada iki orgeneralTürkiye’nin AKP davasına kilitlendiği gün şok operasyon… Emekli orgeneraller Eruygur ve Tolon, ATO Başkanı Aygün ve gazeteci Balbay, darbeye zemin hazırlamakla suçlanıyor. BirGün: Darbe parodisine mutabakat operasyonuErgenekon Operasyonu’nun yeni perdesi ilk kez bir emekli orgeneralin gözaltına alınışıyla açıldı. Genelkurmay’ın, haberdar […]

“Orgenekon”da sessizlik hakim

Ahmet ŞıkErgenekon soruşturması kapsamında dün (1 Temmuz Salı) gözaltına alınanların İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemleri sürerken, henüz resmi sorgulamalar başlamadı. Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ise avukatı aracılığıyla susma hakkını kullanarak ifade vermeyi reddettiğini açıkladı. Emekli orgeneral Hurşit Tolon’un avukatı da müvekkilinin ne ile suçlandığının henüz söylenmediğini aktardı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ da bir açıklama yaparak, son operasyonun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmede ele alındığı iddialarını yalanladı. Genelkurmay Başkanlığı da gözaltına alınan üst rütbeli emekli askerlerin yaşadığı askeri mahallerde yapılan aramaların, “ilgili yasanın hükmüne istinaden yapıldığını” yazılı bir açıklamayla duyurdu.Ergenekon soruşturması kapsamında dün sabah yapılan operasyonlarda Ankara, İstanbul, Trabzon, Antalya ve Erzurum’da yapılan eşzamanlı operasyonlarda aralarında emekli paşalar ve gazetecilerin de bulunduğu 23 kişi gözaltına alınmıştı. İstanbul dışındaki kentlerde gözaltına alınanlar dün gece polis eşliğinde soruşturmanın merkezi İstanbul’a getirilmişti. Soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan ve İngiltere’de olduğu belirlenen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Balıkesir eski milletvekili Turhan Çömez’in de Türkiye’ye döner dönmez gözaltına alınacağı öğrenildi. Ancak Çömez şimdilik Türkiye’ye dönmeyeceğini açıkladı. Arananlar arasında bulunan eski Jandarma İstihbarat Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün de Rusya’da olduğu belirlendi. Balbay “susma hakkı”nı kullanıyor Dün (1 Temmuz) 5 ayrı kentte yapılan operasyonlarda gözaltına alınan 23 kişinin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen ve bir minibüs dolusu olan doküman, bilgisayarlar, CD’ler ve bir pompalı tüfek de zanlılarla birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi. Ergenekon soruşturmasının yürütüldüğü İstanbul’a getirilen zanlıların Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemleri de dün gece ve bugün boyunca devam etti. Kimi zanlıların avukatları da Emniyet Müdürlüğü’ne geldi. Gazeteci Balbay’ın avukatı Akın Atalay, Emniyet Müdürlüğü çıkışında gazetecilere bir açıklama yaparak müvekkilinin susma hakkını kullandığını söyledi. Avukat Atalay müvekkili Balbay’ın, “Emniyette hiçbir beyanda bulunmayacağım, bir an önce savcı ve yargıç huzuruna çıkma amacıyla susma hakkımı kullanacağım” dediği basın açıklamasını gazetecilere okudu. Kendisine yönelik suçlamanın ne olduğu, bu suça ilişkin bilgi ve belgelerin ne […]

Ergenekon’a siyasetçi tepkileri

Medyakronikinfo@medykaronik.com Ergenekon soruşturmasında TSK’nin emekli paşalarına da uzanan son gözaltılar siyasi partilerin de gündemini oluşturdu. Meclis’te yapılan konuşmalarda muhalefet partileri iktidarı eleştirirken hükümet üyeleri ise yargının bağımsızlığına vurgu yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan:Devam etmekte olan bir sürecin, aslında bu da içerisinde olan bir uygulama sanıyorum, soruşturma sürecinin içerisinde. Tabii bizler de iddianamenin bir an önce hazırlanmasını bekliyoruz. Herhalde yargının iddianameyi tamamlanmasına yönelik bir adımı diye düşünüyorum. Emniyet teşkilatımız da 10. Ağır Ceza Mahkemesinin aldığı bu kararı, bu sabah uygulamaya koymuş, şu anda netice budur. Tabii bizim bir an önce bunun bir neticeye kavuşturulması beklentimiz de vardır. Temennimiz odur ki bu soruşturmalar neticesinde, karanlıklarda aydınlığa çıkmış olur. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat:Yargı kararlarına herkesin saygı göstermesi gerekir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözaltılardan haberi olmadığını düşünmüyorum. Talimat vardır. Polis kendi başına iş yapmaz. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin: Soruşturmayla ilgili yargı süreci devam etmektedir. Konuyla ilgili yargı mensupları da herhangi bir talimat almaz. Bu bir soruşturmadır, soruşturmanın da gizliliği esastır. Adalet Bakanı olarak bu konuya herhangi bir açıklama yapmam, söz konusu olamaz. Açıklama yapacaksa ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı yapar, çünkü yargı bağımsızdır. Erkler birbirinin işine müdahale etmez. Yargıya intikal eden tüm diğer konularda olduğu gibi bu konuyla ilgili durum da bundan ibarettir.CHP Genel Başkanı Deniz Baykal:Buradaki olay hukuktan çıktı. Bu Ergenekon davası değil, Başbakanın kişisel davası. Türkiye tarihi bir kırılma yaşamakta ve bunun çok önemli bir aşamasına gelinmiştir. Ülke bir tarihi ayrışma noktasına doğru hızla çekilmek istenmektedir. Bir süreden beri yaşadığımız olaylar, hiçbir hukuk devletinde, hiçbir çağdaş demokraside yaşanmayan türden olaylardır. Bu süreç son 1 yıldır, Ergenekon soruşturmasına ilişkin iddianame ortaya konulmadan sürdürülmektedir. Ergenekon soruşturması Danıştay cinayetine götürülmek istenmekte ancak bu konuda hukuki bir bağ kurulamamıştır. Böyle bir hukuk süreci olabilir mi? Bu davanın hukuka saygı anlayışı içinde sadece tüm hukuki anlayışla yürütülmekte olduğunu düşünmek mümkün mü? Başbakan, sanki bu davanın […]

Tersanelerde güvenlik de yok sigorta da

Medyakronikinfo@medyakronik.com Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) müfettişlerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in talimatıyla son 1 yılda 98 işçinin öldüğü Tuzla’daki tersanelerde işçilerinin sosyal güvenlik haklarına ilişkin yaptığı denetimlerde çarpıcı sonuçlara ulaşıldı. Çalışan 15 bin 414 işçiden, 11 bin 165’inin sigortalarının sorunlu olduğu ortaya çıkan denetimlerde 307 işyerinde yapılan incelemelerde 160 da kaçak işçiye rastlandı. İşyerlerinden ikisinin ise tamamen kaçak olduğu belirlendi. SGK müfettişlerinin 22-30 Mayıs 2008 tarihleri arasında alt ve asıl işveren olmak üzere toplam 307 işyerinde yaptığı denetimlerde 114 işyerinde herhangi bir soruna rastlanmazken 191 işyerinde çeşitli sorunlar tespit edildi. İşyerlerinde ‘çalışıyor’ tespiti yapılan 15 bin 414 işçinin yüzde 72’sinden fazlasına karşılık gelen 11 bin 165’inin sigortalılıklarında sorunlarla karşılaşıldı. Denetimlerde, işçilerin sigortalarının eksik gün ve düşük kazanç üzerinden bildirilmesi gibi uygulamalar tespit edildi. İşçilerden 160’ının ise tamamen kaçak olduğu belirlendi. Bu denetimler sonunda sosyal güvenlik mevzuatına uymayan veya aykırılık tespit edilen işyerlerine toplam 100 bin 385 YTL idari para cezası uygulandı. Bakan Faruk Çelik’in Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde incelemelerde bulunmasının ardından bölgede 13 Eylül 2007 tarihinden bu yana yapılan iş teftiş ve beş ayrı denetimin sonuçları da hayli ilginç. Denetimlerde toplam 641 alt ve asıl iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik ve işin yürütümü açısından incelemelerde bulunuldu. İşyerlerindeki noksanlıklar ve mevzuata aykırılıklar nedeniyle toplam 2 milyon 394 bin 728 YTL idari para cezası uygulandı. Denetimler sonunda ayrıca bugüne kadar işçilerin yaşamı için tehlikeli hususlar tespit edilen dört işyerinin kapatılmasına, 19 işyeri ile ilgili işin kısmi durdurulmasına karar verildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde görevli müfettişlerin Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki teftişleri devam ediyor.

“1 Mayıs’ta Taksim’e” demek suç değil

Medyakronikinfo@medyakronik.com DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, 2007 yılında 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlama çağrısı yaparak, “Halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırttığı” iddiasıyla 3 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davada beraat etti.Şişli 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada DİSK Genel Başkanı Çelebi yazılı savunma yaptı. Çelebi yazılı savunmasında, “Biz Konfederasyon olarak, kimseyi suç işlemeye davet etmedik, suça teşvik etmedik. Biz, gerek İstanbul Valiliği’ne gerekse de kamuoyuna, anayasa ve uluslararası sözleşmeler başta olmak üzere hukuktan kaynaklanan demokratik haklarımızı hatırlatıp, bu hakları kullanacağımızı ifade ettik” dedi. Ülkenin bütün yurttaşlarına, kesimlerine açık, herkesin özgürce gösteri yaptığı Taksim Meydanı’nın işçilere yasaklanmasını kabul etmek istemediklerini ifade eden Çelebi, “Buna karşı toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının anayasa ve usulüne göre kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere göre kullanılması gerektiğini, bunun suç olmadığını ifade etmek, suça teşvik olarak nitelenemeyeceği gibi, düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde bir davranış olup, Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan son değişiklik ve uluslararası sözleşme hükümleri karşısında ortada suça konu davranış da bulunmamaktadır” diyerek beraatini talep etti. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Çakırtaş, esas hakkındaki mütalaasında, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 21’inci maddesi kapsamında kalan atılı suçun unsurları oluşmadığından sanığın beraatına karar verilmesini talep etti. Son sözü sorulan Süleyman Çelebi, “Biz suç işlemedik. Yasal görevlerimizi yapmaya çalıştık” dedi. Mahkeme heyeti, Çelebi hakkında beraat kararı verdi.

Yalçınkaya: AKP yakın ve açık tehlike

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Ergenekon operasyonunun sürdüğü saatlerde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da, sözlü açıklama yapmak üzere Anayasa Mahkemesi’ndeydi. AKP hakkında açılan kapatma davasında işleyen süreç kapsamında yüksek mahkeme heyeti üyeleri, yaklaşık 2 saat boyunca Yalçınkaya’nın sözlü açıklamalarını dinledi.Açıklamalarında iddianame ve mütelasındaki iddialarını yineleyen Yalçınkaya, AKP’nin temelli kapatılmasını istedi. Başsavcı Yalçınkaya, açıklamalarında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ‘beraat kararını’ onayladığı Fethullah Gülen’e ilişkin kararın sonucu değiştirmeyeceğini söyledi. Başsavcı beraat kararı ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkındaki iddiaların düştüğü yönündeki görüşlere de karşı çıktı. Gül’de ısrar Demokratik Toplum Partisi (DTP) hakkında açtığı kapatma davasında sadece 30 dakika sözlü açıklama yapan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi heyetine dün yaklaşık 2 saat boyunca AKP’nin kapatılması yönünde açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kamuoyunda “Gülen okulları” olarak bilinen okullara, destek verdiği için hakkında siyasi yasak isteyen Yalçınkaya, bu iddiasını dün de sürdürdü. Yalçınkaya, Fethullah Gülen’in yargılandığı davada beraat etmesinin sonucu değiştirmeyeceğini söyledi. Yalçınkaya, kapatma davalarının ceza davası olmadığını ve kendisine özgü bir dava olduğunu belirterek, bu nedenle ceza davasında verilen beraat kararının kapatma davasını etkilemeyeceğini savundu. Başsavcı, sözlü açıklamasında, “Gülen’in beraat etmesi dini bir cemaat lideri olduğu gerçeğini değiştirmez” dedi. İddianame güçlendi Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde üniversitelerde başörtüsü serbestliği getiren düzenlemeyi iptal etmesine de değinen Abdurrahman Yalçınkaya, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma” delilleri arasında gösterdiği bu durumun ortadan kalkmasının iddiasını güçlendirdiğini söyledi. Başsavcı, AKP’nin şeriat düzeni istediğini ileri savunarak bu konuda Venedik Kriterlerinin de uygulanmayacağını da sözlerine ekledi. El Kadıyla ilişkililer Yalçınkaya, sözlü açıklamasında ayrıca, AKP’nin BM Güvenlik Konseyi’nin terör örgütlerine destek verenler listesinde yer alan Suudi işadamı Yasin el Kadı ile ilişkili olduğunu da belirtti. Yalçınkaya, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, “Atatürk devrimleri Türk toplumunda travma yarattı” şeklindeki sözlerine de sözlü savunmasında yer verdi. Ancak Yalçınkaya Fırat’ın bu sözlerini kapatma için ek delil […]

Ergenekon’da tepkiler AKP’ye yöneldi

Medyakronikinfo@medyakronik.com Ergenekon soruşturması kapsamındaki son gözaltılar ilginç zamanlamasıyla da dikkat çekti. Operasyon, Genelkurmay Başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta yaşanan ve içeriği açıklanmayan buluşmasından sonra tam da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, AKP’nin kapatılması istemiyle açtığı davada, Anayasa Mahkemesi heyetine sözlü açıklama yaptığı gün gerçekleşti. Gözaltına alınanlar arasında bulunan eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur emekliye ayrıldıktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı olmuş ve başı kapatma davasıyla dertte olan AKP’ye karşı yapılan Cumhuriyet mitinglerinin düzenlenmesinde etkin rol oynamıştı. Gözaltına alınan diğer emekli paşa Orgeneral Hurşit Tolon ise son dönemde ulusalcı çizgisiyle ön plana çıkmış, Türkiye’nin çeşitle yerlerinde düzenlenen hükümet karşıtı konferans ve panellere katılarak sivrilmişti. Ankara’da başlayıp İstanbul ile Trabzon ve Antalya’ya da sıçrayan gözaltılarla ilgili basın camiası başta olmak üzere iş dünyası ve hukukçular arasında tepkiyle karşılandı. Eleştirilerin başında ise 1 yıldan fazla bir zamandır süren Ergenekon soruşturmasının iddianamesinin hazırlanamamış olması geliyor. Son gözaltılardan sonra Ergenekon soruşturmasına yönelik tepkiler şöyle.Hikmet Çetinkaya (Cumhuriyet Gazetesi yazarı):Ergenekon önceden planlanmış bir operasyon. Ortada bir iddianame bile yokken böyle bir olay olması hukuk dışıdır. İktidarın programlı bir eylemidir. Türkiye nereye götürülmek isteniyor gözlerimizle görüyoruz. Bu özellikle Cumhuriyet gazetesine yönelik bir sindirme operasyonudur.Ali Sirmen (Cumhuriyet Gazetesi yazarı): 1 yıldır iddianamesi bile hazırlanamayan Ergenekon soruşturması laik Cumhuriyeti savunan herkes için tehdittir. Cüneyt Arcayürek (Cumhuriyet Gazetesi yazarı):Aramalarda polis hiçbir şey bulamadı ve bulamayacak. Bunlar klasik hikayeler. Buldukları ya da bulacakları bir şey yok kanaatindeyim. Bakalım olayların gelişmesini hep beraber izleyeceğiz. Yapacak bir şey yok şimdilik. Şükran Soner (Cumhuriyet Gazetesi yazarı): Gözaltılar devrim karşıtı güçler tarafından yapılmıştır. Süreç büyük bir medya savaşını başlatmıştır. Türkiye’de hukuk ve demokrasi katledilmektedir. Ruşen Çakır (Gazeteci):Emekli orgenerallerin gözaltına alınmasının Ankara için sürpriz olarak değerlendirmek yanlıştır. Ergenekon soruşturmasının halen aktif olarak görev yapan kamu görevlilerine uzanıp uzanmayacağını merak ediyorum. Emin Çölaşan (Gazeteci yazar):Akılla mantıkla açıklanması mümkün […]

“Darbe Günlükleri”nden Şener Eruygur

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Ergenekon soruşturmasının son ayağında gözaltına alınan emekli Orgeneral Şener Eruygur’un adı, Nokta dergisinin yayın hayatını noktalamasına neden olan “Darbe Günlükleri” haberinde sıkça yer alıyordu. 26 Ağustos 2003-26 Ağustos 2005 tarihlerinde Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Özden Örnek’e ait günlüklere dayanan yapılan, “2004’te iki darbe atlatmışız” başlıklı kapak haberde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ‘irtica yanlısı AKP hükümetine’ karşı hazırladığı ‘Sarıkız’ ve ‘Ayışığı’ diye kodlanan darbe ve eylem planı hazırlıkları aktarılmıştı. Örnek yalanladı ama… Günlük ilk ortaya çıktığında Örnek, NTV ekranlarında yalanlamıştı: “Benim hiçbir zaman günlüğüm olmadı. Komutanlığım döneminde, şifreli şekilde günlük faaliyet planları tutuldu. Ayrılırken de bilgisayardan sildirdim. Burada yer alan bilgilerin pek çoğu o dönemlerde bazı internet sitelerinde ya da dergilerde dedikodu şeklinde çıkmış haberler. Bunlar bir araya getirilerek bana yakıştırılmış.”Örnek, günlükle ilgili ‘yayın durdurma kararı aldırmak’ için mahkemeye başvurduğunu da açıklamıştı. Haber nedeniyle derginin yayın yönetmeni Alper Görmüş, “yalan haber yapmak” suçlamasıyla yargılanmış, ama günlüklerin Örnek’e ait olduğunun kesinleşmesinin ardından beraat etmişti. Ama günlüklerde anlatılan darbe girişimlerinde adları geçen emekli askerlerle ilgili bir soruşturma başlatılmamıştı. Genelkurmay’ın 4 atlısı Günlükte anlatılanlardan yola çıkılarak hazırlanan haberde, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek arasında AKP’ye karşı ittifak oluştuğu; dörtlünün, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün politika ve yöntemlerine karşı oldukları da gösterilmişti. Bu durum, Özden Örnek’in 25 Ekim 2004’te kaleme aldığı Özkök’le ilgili değerlendirmesinde şöyle anlatıldı:“Hepimiz artık bu Genelkurmay Başkanı ile işlerin yürüyemeyeceğine, kendisinin başka menfaatler peşinde olduğuna, korkak ve hükümet yanlısı olduğuna, dıştan cumhuriyetçi gözükmekle beraber içeriden dinci bir görüşü desteklediğine karar verdik.” “Devlet elden gidiyor” Dört kuvvet komutanının Genelkurmay Başkanı Özkök’ün karşı olmasına rağmen AKP hükümetine müdahaleyi savundukları, 1 Aralık 2003 tarihli notta şu cümlelerle ifade ediliyordu:“Son olarak hepimize söz verdi. Kara Kuvvetleri Komutanı ‘Ben çok rahatsızım ve devlet elden gidiyor. Bir an önce […]

Ergenekon komuta kademesine uzandı

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara, İstanbul, Antalya ve Trabzon’da aralarında emekli paşalar, gazeteciler ve işadamlarının da bulunduğu 23 kişi gözaltına alındı. Son gözaltı operasyonunun en dikkat çekici isimleri ise eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, Cumhuriyet mitinglerinin düzenlenmesin de etkin rol oynayan eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, emekli Tümamiral İlker Özgüven, Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, gazetenin yazarlarından Erol Mütercimler, Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi ile Ankara Ticaret Odası Başkanı (ATO) Sinan Aygün.Prof. Dr. Ercüment Ovalı Trabzon’da gözaltına alınırken, 23 kişilik zanlılar arasında başkanlığını Şener Eruygur’un yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) üyeleri ve çalışanları da bulunuyor. Gözaltına alınan zanlıların ev ve iş yerlerinde aramalar yapan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri bazı belgelerle bilgisayarlara eke koydu. Soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı bulunan AKP’den ihraç edilen eski Balıkesir milletvekili Turhan Çömez, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve iki kişi daha aranıyor. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun aranan iki kişiden biri olduğu öne sürüldü.”Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olmak ya da bu örgüte üye olmak” iddiasıyla gözaltına alınanlar sağlık kontrolünden geçirildi. Ankara, Antalya ve Trabzon’daki zanlılar akşam saatlerinde soruşturmanın yürütüldüğü İstanbul’a getirildi.Ergenekon soruşturması kapsamında daha önce de Cumhuriyet başyazarı İlhan Selçuk, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile gazeteci Ferit İlsever’in de aralarında bulunduğu 12 kişi gözaltına alınmış, Selçuk ve Alemadroğlu tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. 12 Haziran 2007’de Ümraniye Çakmak Mahallesi’nde bir gecekonduda 27 el bombası, TNT kalıpları ve fünyeler ele geçirilmesiyle başlatılan soruşturma daha sonra Ergenekon soruşturmasına dönüştürülmüştü. Operasyon kapsamında şu ana kadar aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu 49 kişi tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada, aradan geçen bir yıla rağmen iddianame hâlâ tamamlanamadı. Paşalara askeri lojmandan gözaltı Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün talimatıyla bu sabah (1 Temmuz Salı), Emniyet Terörle Mücadele Şubesi polisleri […]

Tarihin Huzursuzluğu ve Köylüler Savaşı

Tarihin Huzursuzluğu Harry Harootunian, Tarihin Huzursuzluğu, çev. Mehmet Evren Dinçer, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2006 Anglo-Sakson dünyanın önde gelen Japonya tarihçilerinden Harry Harootunian’ın İmparatorluğun Yeni Kılığı: Kaybedilen ve Tekrar Ele Geçirilen Paradigma’nın ardından, Türkçe yayınlanan ikinci kitabı Modernlik, Kültürel Pratik Ve Gündelik Hayat Sorunu alt başlıklı Tarihin Huzursuzluğu, yazarın eleştirel kuram alanında Kaliforniya Üniversitesi’nde her yıl düzenli olarak verdiği derslerin 1997 Mayıs’ındaki bölümünden oluşuyor. Asya’da yürütülen akademik çalışmaların etrafındaki o puslu, “görünürgörünmez” havanın aslında yapay kavramlarla dolu olduğunu ve –çıkarların uyuşması halinde- nasıl da farklı tarihsel mekanların aynı(!) gündelik hayat alışkanlıklarına sahip olabileceğini savunan Harootunian; Avrupa, Japonya ve Amerika arasında gezinen “kültürel pratik” paylaşımlarının neyi amaçladığını yeni bir marksist görüşle ortaya koyuyor. Gündelikliğin nasıl, görünür olan içerisi ile bastırılmış olan dışarısı hakkındaki varsayımları dağıtmaya kadir bir aday olarak kültürel çalışmaların yerine geçebilecek daha etkili bir alan olabileceğini göstermeye” çalışan Tarihin Huzursuzluğu’nun bir diğer ana tartışma konusu ise “modernlik” anlayışı ve modernliğin yenilenen görüntüsü. George Simmel, Walter Benjamin Yanagita Kunio ve Tokasa Jun gibi düşünürler Harootunian’ın “huzursuzluğu”nda önemli bir yere sahipken, Richard Evans’ın Tarihin Savunusu, E. H. Carr’ın tarihsel analizi (Harootunian, doğrudan kitap ismi vermese de göndermeleri “Tarih Nedir?”i gösteriyor), H.G.Wells’in Dünya’nın Tarihi ve LeRoy Ladurie’nin tarihçinin “bilgisayar”la olması gereken yakınlığına ilişkin anlatıları ise Harootunian tarafından aynı hoşlukla anılmıyor. Kaygı ve kavgalarıyla Marksist teoriye felsefi/heyecanlı bir söylem kazandıran Harootunian, Tarihin Huzursuzluğu’nda “gündeliklik”, “modernlik” ve “bölge araştırmaları”na ilişkin yeni bir tartışma alanı açıyor. Omnia Sunt Communia Maurice Pianzola, Thomas Münzer ve Köylüler Savaşı, çev. Jale Reyhan İdemen, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 2005. Flütçü Jeanne’le başlayan ve Joss Fritz’in önderliğinde, 1502’de, körler, dilenciler, kokulu yağ ve pomat satıcıları, diş çekenler, su kaynağı arayıcıları ve kötürümlerle anlaşarak devam ettirdiği ayaklanmanın, eski Germenlerin ilkel komünizminin efsanevi anıları ile İncil’in sırlarını birbirlerine karıştırarak yaymaya çalıştığı isyanın yeni bayraktarları vardı: kiliseye başkaldıran ve dini konular üzerinde teologlar arasında […]

Mağdurun Dili ve Ufalanmış Tarih

Nurdan Gürbilek, Mağdurun Dili, Metis Yayınları, İstanbul, 2008. Memleketin siyasal deneme ve edebi eleştiri mecrasındaki en sahici ve kıymetli kalemlerinden Nurdan Gürbilek, bu kez de edebiyatın insanın varoluş minvallerinin en derinindeki dışlanma, ezilme, hor görülme eksenli bireysel trajedisinin temsilindeki kilit rolüne dikkat çekiyor, ve bu temsillerin yerli ve ecnebi örnekleri üzerinden kuşatıcı bir değerlendirmesine girişiyor. Bu bireysel trajediye, acıya, ıztıraba ışık düşürmeyi salya sümük bir yazıklanmanın ötesinde hakkaten varoluşsal bir “yaşamay-ı/a-bilme” sıkıntısının sahih bir temsiliyle başarabilmiş Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Cemil Meriç ve Dostoyevski’ye kulak veriyor Gürbilek bu çalışmasında. Hülasa, Gürbilek bu kitabında kendi melankolisinde boğulmayan, fakat yaşamak oyununun bizzat öyle olmaklığından kaynaklanan derindeki kaygının ve ıztırabın da hakkını layıkıyla teslim eden bir edebiyatın olanağına ve yol izlerine odaklanıyor. François Dosse, Ufalanmış Tarih, Çev: Işık Ergüden, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2008. Gelecek umudunun bu denli karardığı, geçmişten başka sığınılacak güvenli bir limanın olmadığı şu “çığrından çıkmış zamanlar”da tarih disiplini de “kanaat toplumu”nun öğütücü çarklarından nasibini aldı ve kanaat bildirim formlarından biri ama belki de en muteberi oldu. Fransız tarihçi François Dosse de 1930’larda tarih disiplininde devrimci açılımın adresi olan Annales Okulu’nun, 80’ler itibariyle entelektüel piyasayı çekip çeviren ve tarihin menfi bir biçimde popülerleşmesinin müsebbibi olduğu iddiasından hareketle bir hayli eleştirel bir tarihini yazmaya girişmiş. Ufalanmış Tarih, Annales Okulu’nun mensupları, sevenleri ve meşgalelerinin istatistiki bir kesinlik ve titizlikle dökümünü yapıp nasıl olup da bu denli mütehakkim bir kurum/tarz haline geldiğinin yanıtını arıyor. Dosse’ye göre, “hem tarihsellik kavramını hem de bellek kavramını sorunsallaştıran bir geniş şantiye olarak tarih” algısı Annales Okulu’nun da tarihselleştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Medyakronik arşivinden notlar: “Hayata Dönüş”te medya…

Alper Görmüşagormus@kronikmedya.com Önce geçen haftaki, Ahmet Şık imzalı haberden kısa bir hatırlatma:“Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 tutuklu ve hükümlünün öldürüldüğü ‘Hayata Dönüş’ operasyonu sonrasında, başka cezaevlerine yapılan nakiller sırasında mahkumlara kötü muamelede bulundukları için yargılanan jandarma görevlileri hakkında açılan dava zaman aşımından düştü.“2001 yılından bu yana süren davada aralarında gardiyan ve askerlerin bulunduğu bin 615 kişi hakkında dava açılmıştı. Gardiyanların ‘görevi kötüye kullanmak’, jandarmaların ise ‘kötü muamelede bulunmak’ iddialarıyla suçlandığı davanın 5. yılında iddianameye 682 sanığın adının mükerrer yazıldığı ortaya çıkmıştı. Bu ‘yanlışlığın’ anlaşılmasından sonra sanık sayısı 933’e düşmüş daha sonra da gardiyanların dosyası ayrılmıştı.” Habercilik felaketi Basının, olayların davası karşısında yedi yıl boyunca sergilediği soğuk tavır bir bakıma “normal”di. Çünkü operasyon sırasında en küçük bir eleştirel tutum takınmamış, bütün gücünü, ortaya konan ölçüsüz şiddet konusunda toplumda rıza yaratmak için kullanmıştı. Bu uğurda Türkiye’nin en büyük iki gazetesi dezenformasyon olduğu apaçık bilgilere “gönüllü” yazılmış, birçok gazete yalan olduğunu bile bile bazı ayrıntıları haberleştirmiş, bir gazetemiz de cezaevi içinden kendisine “elektronik posta” ile gönderilen bir “itiraf”ı hiç sorgulamadan sayfalarına buyur etmişti. Söylediklerimizi, operasyondan birkaç ay önce kurulup faaliyete geçmiş medya eleştirisi sitesi Medyakronik.com’dan yararlanarak biraz açalım… Medyakronik ve “devlet gazeteciliği” Başlamadan önce bir hatırlatma: Dönemin Medyakronik’i, Türkiye’de gazetecilerin neredeyse refleksle yaptığı “devlet eksenli” gazetecilik türüne karşı yaygın bir mücadele yürütüyordu. Devletin “canını sıkan” her türlü harekete otomatik bir tepki veren bu gazetecilik türü bugün de bütün canlılığıyla ayakta. Fakat ona karşı ciddi bir eleştiri de var bugün. Gene, eskiden yayımlanması mümkün olmayan kimi haberleri yayımlayan gazetelerin varlığı bu konuda hayli yol alındığını gösteriyor.Fakat o günlerde durum farklıydı; “devlet gazeteciliği” normal sayılıyor, eleştirisi de kimsenin aklından geçmiyordu. Dolayısıyla, bir devlet operasyonu olan “Hayata Dönüş” konusunda tahmin edebileceğiniz reflekslerle hareket eden medyaya yönelik olarak Medyakronik’te yayımlanan eleştiriler, başlangıçta ciddi bir şaşkınlık yarattı. Fakat Medyakronik, bu gazetecilik türünün kaçınılmaz ahlaki zaaflarını somut örneklerle ortaya koydukça, bu […]

“Devam et Yorgo, herşeyi değiştir”

Anthony Barnettopendemocracy.net6.04.2004 opendemocracy.net internet sitesi, Yorgo Papandreu, PASOK liderliğine seçildiğinde kendisiyle uzunca bir röportaj yapmıştı. Papandreu’nun PASDK liderliğine seçilme şekli başlı başına bir yenilikti ve dikkat çekmişti. Bu yenilik, aslında, Papandreu’nun siyasete topyekun bir yenilik getirme hevesinin ve düşüncesinin bir işaretiydi. Aradan dört sene ve bir seçim yenilgisi geçmesine rağmen söyledikleri güncelliğini koruyor.openDemocracy: Bu yıl partinizin lideri oldunuz. Bunun nasıl gerçekleştiğini anlatarak başlayabilir misiniz? Yorgo Papandreu:Ocak 2004’te partim Pasok (Panhelenik Sosyalist Hareket), kısa bir ara hariç, 20 yıldır iktidardaydı ve ben de dışişleri bakanıydım. Parti olarak tecrübeliydik ve yıllar içinde, tahmin edebileceğiniz gibi, başta parti liderlerinde olmak üzere birçok değişiklik geçirdik. Fakat iktidarla ve kurulu düzenle de tanımlanır bir hale geldik. Yunan toplumu içinde derin bir yenilenme arzusu gelişti. Mart seçimlerine doğru gidiyorduk ve Pasok, kamuoyu yoklamalarında yüzde 10 gerideydi. Ama yenilenme arzusu bizim partimiz içinde ve seçmen tabanımızda da kendini göstermişti. Başbakanımız Kostas Simitis, parti liderliğini bırakmaya karar verdi. Bu, Yunan siyasetinde bayağı yeni bir şeydi —çok büyük bir alicenaplıktı ve Simitis de değişime kapı açmak istediğini açıkça söylemiş oluyordu. Böylece ben Simitis’in yerine geçtiğimde —onun halefi olmaya rakipsiz adaydım— tüm düşüncem, “Tamam, artık değişmeliyiz”di. Ve sadece parti değil, siyasi sistem ve en çok da, “siyaset yöntemi ” diye adlandırabileceğim şey değişmeliydi —yani insanların giderek daha çok yabancılaştığı politika yapma tarzımız.openDemocracy: Kostas Simitis parti liderliğini Ocak 2004’te bıraktı?Yorgo Papandreu: Evet. Seçimin Mart’ta yapılacağı ilan edilmişti. Ocak’la Mart arasında, değişim ruhunu hayata geçirebilmem için çok az zaman vardı. Fakat Simitis çekildiğinde, sadece parti merkez komitesi tarafından seçilmekle kalmayıp —ki bu daha hiyerarşik bir partiye geri dönüş olurdu— o andan itibaren daha katılımcı ve doğrudan politika yapmak istediğimi söyledim. Lider doğrudan halk tarafından, hem parti üyeleri hem de üye olmayanlar tarafından seçilebilsin diye, daha ben seçilmeden parti tüzüğünü değiştirmeyi önerdim ve kabul edildi. Bir önseçim gibi, seçim sandıklarını oy kullanmak isteyen […]

İşkence de cezasızlık da sistematik

Medyakronikinfo@medyakronik.com Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İstanbul Tabib Odası, Mazlumlar ve İnsan Hakları İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der), Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü nedeniyle bugün (26 Haziran) ortak bir basın açıklaması yaptı. Taksim Gezi Parkı’nda yapılan açıklamada 2007 yılında TİHV’e 452, İHD’ye 687, Mazlum-Der’e 163, ve TOHAV’a 116 kişinin işkence başvurusu yaptığı belirtildi. Bu yılın ilk 5 ayında TİHV’ye yapılan işkence başvurusu ise 203 oldu. Türkiye’de işkencenin sistematik bir hak ihlali olma özelliğini devam ettirdiği vurgulanan açıklamada, “Özellikle Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrasında sıradan polis karakollarında, jandarma birimlerinde, açık alan ve sokaklarda, gösteri ve yürüyüşlere müdahale sırasında işkence ve kötü muamele uygulamalarının nicelik ve şiddetinde ciddi bir artış gözlemleniyor. Bunun başlıca nedeni bir yandan AB kriterlerine uyum amacıyla yapılmaya çalışılan göreli ve kısmi iyileştirmelere son verilmesi iken diğer yandan tüm ülkede muhafazakâr ve otoriter yönelimlerde bir tırmanışın yaşanıyor olması” denildi. Cezasızlığın, sistematik işkencenin hem bir sonucu hem de işkence yapılmasını mümkün kılmanın araçlarından birisi olduğu vurgulanan açıklamada, “Çünkü işkence failleri ve sorumluları, hukuki ve fiili açıdan cezaya karşı korundukları oranda, yeniden işkence yapma cesareti bulmakta ve yığınlar üzerindeki işkence tehdidi sürekli kılınıyor. Aynı zamanda her işkence iddiası sonrasında mağdurlara yönelik olarak polise mukavemet ettikleri gerekçesiyle karşı davalar açılarak mağdurların maruz kaldığı uygulamalara karşı sesini çıkarması ve hak araması engelleniyor. İşkence yaptığı ve aşırı güç kullandığı gerekçesiyle güvenlik görevlileri hakkında açılan az sayıdaki dava da zaman aşımı, iyi hal indirimi, sicil affı gibi gerekçelerle cezasızlıkla sonuçlanmaktadır” denildi. İşkencenin soruşturulması ve sorumluların yargılanmasında en önemli delil olarak kabul edilen tıbbi raporlandırmaların hâlâ eksik ve yetersiz ya da yanlış olabildiğine değinilen açıklamada, “Mahkemeler yargılama sırasında işkence iddiası ya da bulgusu ile karşılaştıklarında, olaya ilgisiz kalmakta, işkence ile ilgili olarak savcılıklara suç duyurusunda bulunma gereği duymamaktadır” denildi. Açıklamada 2008’in ilk […]

Cezaevinde hukuk kliniği

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencileri, Bakırköy Kadın Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu’ndaki tutuklu ve hükümlülere 8 hafta boyunca hukuk eğitimi verdi. Hukuk Kliniği adı altında gerçekleştirilen projede tutuklu ve hükümlülere anayasa ve temel haklar gibi temel kavramların yanı sıra, aile hukuku, iş hukuku, kira hukuku, kadına karşı şiddet gibi gündelik hayatta karşılaşabilecekleri konularda da hukuki bilgiler verildi. Tutuklu ve hükümlüleri hukuki açıdan güçlendirmeyi amaçlayan proje, aynı zamanda öğrencilerin sosyal sorumluluk ve toplum önünde konuşabilme gibi becerilerine de katkı sağladı. Kurum yetkilileri projenin tutuklu ve hükümlüler için son derece verimli geçtiğini ve projenin devam etmesini istediklerini belirttiler. İstanbul Bilgi Üniversitesi, Hukuk Fakültesi tarafından Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen projenin sonunda katılımcılara sertifika verildi.Haber: Cem Hakverdi Kamera: Haldun Ülkü

İşkenceci bir generalin itirafı: “Çiğnenen Yasalar, Kırılan Hayatlar”

bianet.org “Çiğnenen Yasalar, Kırılan Hayatlar”dan “İşkenceye Tanıklık Etmek” bölümünü, Ebu Garib’de, Guantamano’da, Türkiye’de ve dünyanın neresinde işkence varsa, orada işkenceye uğrayanların yanlarında olduğumuzu ifade etmek için çevirdik. ABD’nin Ebu Garip ve Guantanamo’da zorla özgürlüğünden alıkoyduklarından 11 kişinin ilk elden işkence, insanlık dışı ve kötü muamele, küçültücü davranış ve cezalandırmaya dair anlatımlarının yeraldığı raporda uluslararası standartlara göre bu kişilerin tıbbi değerlendirmeleri, işkencenin uzun süren fiziksel ve psikolojik sonuçları belgelendirildi. Bu değerlendirmeler ABD personelinin savaş suçları komisyonunun işkenceyi yasaklayan kanunlarının ihlalinin kanıtı aynı zamanda. Sağlık profesyonelleri de işkenceye göz yummuş PHR’nin konuştuğu 11 kişiden dördü 2001 sonu 2003 başı arasından Afganistan sınırında özgürlüğünden alıkoyulmuş daha sonra Guantanamo’ya gönderilmiş ve aşağı yukarı üç yıl orada tutulmuşlar. Diğer yedi kişi ise Irak’ta 2003’te tutuklandı ve suçlanmadan 2004’te serbest bırakıldılar, altı ay zorla özgürlüklerinde alıkoyulanlar altı ay “tutuklu” kalmışlar. Görüşülen 11 kişinin tıbbi değerlendirmeleri iki gün yoğun klinik görüşmelerle, tanı testleriyle yapıldı, bu tıbbi değerlendirmeler sağlık profesyonellerinin işkence ve kötü muameleyi kolaylaştırdığını ortaya koyuyor. İşkenceye tanıklık etmek, başka bir işkence… Raporda görüşülen “özgürlüğünden alıkoyulmuş kişiler”, Ebu Garip’tekilerin birbirlerinin gördükleri işkencelere tanıklık etmeye zorlandıklarını, birbirlerinin köpekler tarafından ısırıldığına, cinsel olarak aşağılanmanın çeşitli biçimlerine maruz bırakıldıklarına tanıklık ettiklerini, anal ilişkide bulunma taklidi yapmaya zorlandıklarını anlatıyorlar. Aktarılanlara göre hapishanede anal ilişkide bulunma taklidi yapmaya zorlanan erkekler 1,5 saat boyunca diğerlerini anal ilişkide bulunma taklidi yaparken izlemeye zorlandılar, “bu dinimizde günah, yalvarırız merhamet edin” diye yalvardılar.Bir başka görüşülen kişi askerlerin orada tutulanları birbirine doğru ittiklerini, onlarınsa uzaklaşmaya çalıştıklarını, sorgucuların, ağabeyinin işkencesini kendisine izlettiklerini, ağabeyini başı kanlı, eli sargılı, çıplak ve mahrem yerleri bir bezle örtülü olarak kendisine gösterdiklerini anlatıyor. Anlatılanlar arasında “özgürlüğünden zorla alıkoyulanların” çıplak olarak bir piramit görüntüsü oluşturacak gibi birbirlerinin üstüne yatmaya zorlandıkları, birbirlerinin cinsel organlarına dokunacak pozisyonlarda durmaya zorlandıkları da var. Taguba: Resmi bir özür gerekiyor Dönemin ABD Ordusu Tümgeneral Antonio Taguba işkenceyi kabul eden bir […]

Memleketin yüzde 51’i işkencesever çıktı

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com “World Public Opinion (Dünya Kamuoyu) isimli program tarafından BM merkezinde açıklanan bir anket, Türkiye’de kamuoyunun yüzde 51’nin “gereken durumlarda” işkenceye onay verdiğini ortaya koydu. BM’de, 26 Haziran İşkence Mağdurlarına Destek Günü’nden önce düzenlenen basın toplantısında WPO tarafından 10 Ocak-6 Mayıs 2008 tarihleri arasında yapılan anket sonuçları açıklandı. Ankette, Türkiye’de teröristlere işkenceye belli bir oranda izin verilmesini düşünenlerin oranının 2 yılda yüzde 24’ten (2006) yüzde 51’e (2008) çıktığı belirtildi. Ankete katılan işkenceseverler gerekçelerini de, “Masum insanların hayatlarının risk altında olduğu olağanüstü durumlarda teröristlere belli oranda işkence yapılabilir” diye açıkladı. İşkenceseverler Türkiye, Hindistan, Nijerya ve Tayland’da Maryland Üniversitesi Uluslararası Siyaset Davranışları Programına (PIPA) bağlı WPO’nun direktörü Steven Kull, anketin dünyanın 19 ülkesinde yapıldığını ve anket için 19 bin insana soru sorulduğunu söyledi. Kull, anketin yapıldığı 19 ülkenin 14’ünde ankete katılan kişilerin çoğunluğunun “işkencenin hiçbir durumda kesinlikle uygulanmaması gerektiğini” belirttiğini, ancak aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 4 ülkede sonucun daha farklı olduğunu söyledi. Kull, “masum insanların hayatlarının risk altında olduğu olağanüstü durumlarda” Hindistan, Nijerya, Türkiye ve Tayland’da ankete katılanların, teröristlere belli bir oranda işkence uygulanabileceği yönünde yanıtlar verdiğini söyledi. Ankete göre Hindistan’da bu oran yüzde 59, Nijerya’da yüzde 54, Türkiye’de yüzde 51 ve Tayland’da ise yüzde 44. Türkiye’de hiçbir koşul altında işkence yapılmaması gerekenlerin sayısının oranının ise yüzde 36 olduğu, bu oranın 2006 yılında yapılan ankette yüzde 62 olduğu belirtildi.Türkiye’de “genel olarak işkence uygulanabileceğini düşünenlerin” oranının ise yüzde 18 olduğu, bu oranın Çin ile birlikte en yüksek oran olduğu da belirtildi.Kull, Türkiye’de anketin nasıl yapıldığı ve kamuoyunda 2 yılda neden böyle büyük bir değişiklik olduğu konusunda neler düşündüğünün sorulması üzerine, anketin Türkiye’de Arı Vakfı-Infakto araştırma şirketi tarafından yapıldığını ve ankette temsili olarak seçilen 1000 kişiye soru sorulduğunu söyledi. “Türkler teröre tepki gösteriyor” Kendi fikrini açıkladığını belirten Kull, Türkiye’de son dönemde terör saldırılarının artmasının ve özellikle medyada teröristler tarafından öldürülen sivillerin büyük yer […]

İşkenceye değil işkenceciye tolerans

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk iktidarını kazandığı 2002 seçimleri öncesinde Recep Tayyip Erdoğan seçim meydanlarında hepimizi, en azından insan hakları savunucularını oldukça heyecanlandıran bir sloganı ağzına pelesenk etmişti: “İşkenceye sıfır tolerans”. Böylece, Türkiye’nin insan hakları karnesinde hacimlice yer tutan işkenceyle, seçimleri kazanmasına kesin gözüyle bakılan müstakbel bir başbakanın ağzından mücadele sözü verilmiş oluyordu. İlk iktidarı döneminde AKP, yüzünü döndüğü Avrupa Birliği’ne üyelik için bir dizi demokratikleşme paketini kısa zamanda hayata geçirince de işkenceyle mücadele de büyük adımlar atılmış oluyordu. Ancak geçen zaman içinde AKP’nin Avrupa hedefinden uzaklaşmasıyla insan hakları ihlallerini önleme konusundaki kazanımların hepsi birer birer kaybedildi. Gözaltı merkezlerindeki işkence vakalarında kimi zaman gözlenen sayısal düşüş ve işkence yöntemleri açısından da daha vahşi uygulamalar terkedilmiş olsa da işkence ve cezasızlık yerli yerinde duruyordu. Reformlar genelgelerle uygulanamaz kılındı AKP’ye yönelik sindirme hareketleri ve provokasyon kokan bir takım saldırılarla Türkiye önemli siyasal ve sosyal krizlerin ve haliyle insan hakları gündemini meşgul eden olayların yaşandığı bir sürecin içine girdi. Yaşanan kaygı verici siyasal ve sosyal gelişmeler insan hakları duyarlılığında da ciddi bir deformasyona yol açtı. Yapılan her demokratikleşme yasası, hukuken genelgelerin yasaların üzerinde olamayacağı hükmüne karşın bir takım genelgelerle uygulanamaz kılındı. AB ile başlayan sıcak sürecin reformların önünün kesilmesiyle sona ermesi demokratikleşme kanallarını da tıkadı ve böylece başta yaşam hakkı, işkence yasağı, düşünce ve ifade özgürlüğü olmak üzere ciddi insan hakları ihlallerinde yeniden artış görülmeye başlandı.2006 yılına gelindiğinde insan hakları savunucularının, Türkiye’deki reform sürecinin AB ile müzakerelere bağlı bir ev ödevi olduğu ve demokratikleşme konusunda atılan adımların samimi olmadığına ilişkin eleştirilerinde haklı çıkaracak bir takım yasal düzenlemelere gidildi. PVSK işkenceye olanak sağlıyor İlkin 2006 Haziranında Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan yeni düzenlemelerle terör tanımı genişletilerek hak ihlallerinin önü açılmış ifade özgürlüğünü tehdit eden ve işkence uygulamasına zemin hazırlayan bir yasal düzenleme hayatımıza girdi. İşkenceye karşı alınan tedbirler yönündeki kazanımların geriye alınması anlamına […]

Dünyanın bekleyecek 20 yılı yok

Nıvart Taşçınivartt@gmail.com NASA’ya bağlı Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün başkanı James Hansen 20 yıl önce, Amerikan Senatosu’nda öngörü ve cesaretin biraraya geldiği bir konuşma yapmıştı. Meteoroloji kayıtlarının alındığı tarihten beri görülen en şiddetli sıcaklıkların yaşandığı 1988’de, henüz kimsenin dile getirmediği gerçeği Hansen söylemeye çekinmedi. “Bütün veriler hava sıcaklıklarındaki artışın yüzde 99 insan faaliyetlerine bağlı olduğunu gösteriyor.”Yüz yıllık sıcaklık değişimlerini inceleyen Hansen, küresel ısınmanın boyutlarının, sera gazlarıyla neden sonuç ilişkisi kurulabilecek boyuta ulaştığını açıklamıştı. Konuşmanın üzerinden geçen 20 yılın 14’ünde sıcaklık ortalamaları 1988’i de geride bıraktı.James Hansen kaybedilen zamanın yarattığı öfkeyle, 23 Haziran 1988’deki konuşmasının yıldönümünde ABD Senatosu’na bir kere daha seslendi: “Fosil yakıtlarından enerji sağlayan şirketlerin yöneticileri eylemlerinin uzun vadeli sonuçlarının farkındalar. Fikrimce, bu insanlar doğaya ve insanlara karşı suç işledikleri gerekçesiyle yargılanmalı.” Bu son şansımız Küresel iklim değişikliği konusunda dünyanın belki de en önemli bilim adamı Hansen, Pazartesi günü (23 Haziran) ABD Kongresi’ndeki konuşmasında, atmosferdeki sera gazlarının “tehlikeli düzey”i çoktan geçtiğini ve 1988 seviyesine geri dönmek gerektiğini belirtti. Dünya atmosferinin, kitlesel yokoluşlar, ekosistem çöküşü ve deniz seviyesinde dramatik yükselmeler olmaksızın, insanlardan kaynaklanan bu karbon dioksit (CO2) yüküyle ancak birkaç 10 yıl daha dayanabileceğini söyledi. “Eğer çok farklı bir yol tutmazsak kızaracağız. Bu son şansımız.”Küresel ısınmayı “saatli bombaya” benzeten Hansen, ABD’nin iklim değişimindeki payına uygun şekilde davranması gerektiğini, bunun için de kömür yakıtlı enerji tesislerinin derhal durdurulması, rüzgâr ve güneş enerjisine rekabet şansı verebilmek için elektrik dağıtımında enerji kaybını en aza indiren yeraltı kablolarının döşenmesi gerektiğini belirtti.Yeni başkanın, Kennedy’nin Ay’a gitme kararıyla eşdeğer bir inisiyatif almak zorunda olduğunu söyleyen Hansen’a göre, karbon vergisi sistemine geçmek şart. Yani, fosil yakıtlarının çevre ve sağlık üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin bedelinin saptanması ve bu bedelin doğrudan halka yapılacak ödemeler şeklinde düzenlenmesi gerekiyor.“Kamu arazilerinden ve okyanus açıklarından çıkardıkları petrolü son damlasına kadar kâr etmek için kullanan fosil yakıtı üreticilerini durdurmalıyız. Bizi bu son damlalar kurtarmayacak. Fosil […]

O.S. büyüdü, duruşmada gizlilik kalkıyor

Medyakronikinfo@medyakronik.com Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i öldürdüğü iddiasıyla yargılanan O.S, 28 Haziran cumartesi günü 18 yaşını dolduracağı için, 7 Temmuzdaki duruşma basına ve izleyicilere açık olarak yapılacak. Üsküdar’daki Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1990 yılında dünyaya geldiği belirtilen ve Adli Tıp Kurumunca yapılan muayenesinde fizyonomik olarak nüfus kaydına uyumlu yaşlarda gözüken O.S, 28 Haziran Cumartesi günü 18 yaşını dolduruyor. Dink’in öldürülmesine ilişkin O.S’nin de aralarında bulunduğu 19 sanığın yargılamasını yapan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Temmuz Pazartesi günü yapılacak duruşmada, O.S 18 yaşından küçük olduğu için daha önce verilen “kapalı duruşma” kararını kaldıracak. Karar uyarınca önceki duruşmalara giremeyen basın mensupları ve izleyiciler, söz konusu duruşmayı izlemek için salona alınacak. Dava kapalı olduğu için önceki celselerde uygulanan “gizlilik kararı” da ortadan kalkarken, basın mensupları da sanıkların ifadelerini haber yapabilecek. Davaya ilişkin tensip tutanağını düzenleyen İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, O.S’nin 18 yaşından küçük olması nedeniyle CMK’nın 185. maddesi uyarınca duruşmaların kapalı olarak yapılmasını kararlaştırmıştı. Davanın iddianamesinde, O.S’nin, “Hrant Dink’i öldürmek” suçundan 18 yaşından küçük olduğu da dikkate alınarak 18 ile 24 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması, ayrıca “terör örgütüne üye olmak” ve “ruhsatsız silah taşımak” suçlarından da 8,5 ile 18 yıl arasında hapisle cezalandırılması talep ediliyor. O.S’nin bu suçlardan toplam 26,5 ile 42 yıl arasında hapsi talep edilen iddianamede, diğer 18 sanığın da 7,5 yıl ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası arasında hapisle cezalandırılması isteniyor.