HaberVs

HaberVs

2008 ilkbahar – yaz moda rehberi

Sanem Kardıçalıskardicali@medyakronik.com * Valentino, Balenciaga, Christian Dior ve Dolce&Gabbana gibi moda devlerinin hepsi bu yaz elbiselerinde büyük çiçek desenleri kullanmış. İster kısa ister uzun elbisede çiçek desenleri çok ama çok moda. Bütün vitrinlerde kocaman çiçekler göreceksiniz şimdiden hazırlıklı olun! * Büyük fiyonklar ve danteller neredeyse tüm elbiseleri süslüyor. * Gökkuşağı renkleri yine ortaya çıktı. Şeker pembe, gökyüzü mavisi, açık sarı, lila, su yeşili, gri ve tonları vitrinleri süsleyecek. * Siyahla beyazın vazgeçilmez hâkimiyeti yine devam ediyor. Bu zıtlığa puantiyeler ve ruganlar eşlik ediyor. * Ekose kendini hatırlattı. İster takım ister sadece alt ya da üst… * Kısa kollu ceket ve eteklere sık sık rastlayacaksınız. * Trençkotlar da tahtından inmiyor. Özellikler de beyaz olanlar. * Swarovski taşlar geçen kış olduğu gibi yine elbiselere ayrı bir pırıltı katacak. Modacı Elie Saab’ın klasiklerinden olan Swarovskiler, yine elbiseleri süslüyor. Plajda * Parlak ve pastel tonlar sezonun gözdeleri * Mayokini giymeye devam. * Bikini ve mayolarda fırfırlar, Swarovskiler plajda şıklık yarışı başlatacak. * Brezilya tarzı bikiniler de çok moda ama giymek cesaret istiyor. * Bikini ve mayonun üzerine bu yaz mini ve uzun tunikler giyilecek. İnce rengarenk kumaştan olanları taşlıları revaçta. Aksesuarlar * Bu yaz ayakkabılar da kıyafetler gibi rengarenk. * Yüksek topuk kışın gözdeydi yazın da vazgeçilmezleri arasında. Özellikle de önü platform olanlar havasını atmaya devam ediyor. * Yüksek topuklu ayakkabıların yanı sıra babetlerin rahatlığından bu yaz da vazgeçmeniz gerekmiyor. Ara boy topuk yok. Ya hep ya hiç… * Çantaların tasarımları adeta neşe saçıyor. Hepsini rengi şeker gibi insanın yiyesi geliyor. * Büyük çanta modası devam ediyor. Ancak orta boy ve cluch’lar da geri geldi. Çok devasa çantaya gerek yok yani. * Işıl ışıl kolyeler ve bilezikler, bu yaz da bronz tene eşlik etmeye devam ediyor.

You-Tube yasağı Meclis’te

Medyakronik Dünya medyasının dahi diline düşmemize neden olan You-Tube erişim yasağı Demokratik Sol Parti İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş sayesinde Meclis gündemine de taşındı. Ağırbaş, TBMM Başkanlığı’na Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde You-Tube video paylaşım sitesinin erişiminin engellenmesine dikkat çekerek, Türkiye aleyhinde bilgiler içerdiğinden dolayı erişimi engellenen internet siteleri hakkında bilgi istedi. DSP’li Ağırbaş’ın yazılı önergesinde, “Hükümet olarak, internet portallarındaki ülkemize yönelik bilgi kirliliğini gidermek için somut bir planınız var mıdır? Ülkemize ve devlet büyüklerimize yönelik karalama kampanyalarına ve terör örgütü propagandalarına yer veren internet portallarına ilişkin Telekomünikasyon Kurumu dahilinde bir ihbar birimi oluşturmak suretiyle, ilgili sitelerdeki bilgi kirliliğine filtreleme yöntemiyle engel olmak, bu tür sitelere erişimi engellemekten daha etkili ve doğru bir yol değil midir? ‘Youtube’ yasağı gibi ülkemizin itibarını zedeleyen engellemelerin önüne geçmek için mevzuat değişikliği yapmayı düşünmekte misiniz?” sorularına yer verdi. Ağırbaş’ın soru önergesinde, internet hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve doğru amaçlara hizmet etmesine yönelik tedbirlerin alınmasının, sorumluluk sahibi makamların öncelikli görevleri arasında yer alması gerektiği de belirtildi.

“İşkenceye tolerans” mı dediniz?

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Tayyip Erdoğan, partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’ni iktidara taşırken seçim meydanlarında, “İşkenceye sıfır tolerans” sloganını diline pelesenk etmişti. İnsan hakları savunucuları her fırsatta, kendilerini çok umutlandıran bu sloganın gereğinin yerine getirilmesini talep etse de tek önemli “gelişme” işkencenin gözaltı merkezleri yerine artık sokakta uygulanması oldu. Erdoğan ve partisi iktidara geldikten sonra ortaya çıkan işkence vakaları ya da önceki işkence olaylarının davalarındaki cezasızlık örnekleri arttıkça işkence ile mücadelenin AKP için de slogandan öteye gitmediği anlaşıldı.İstanbul Esenyurt’ta, jandarma tarafından gözaltına alınan 6 kişinin ve avukatlarının başına gelenler ise işkencenin ve cezasızlığının sürdüğünün tipik bir örneği oldu. PKK lehine “eylem hazırlığında oldukları” iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra işkence gören 6 genç örgüt üyesi olmak suçlamasıyla tutuklanırken, aradan yaklaşık 1 yıl geçmesine karşın işkencecilerle ilgili halen dava açılmadı. Avukat Baran Doğan hakkında ise, kimi basın organlarına, “müvekkillerime işkence yapılmıştır” diye açıklama yaptığı için “askeri aşağılamak” suçlamasıyla 301. maddeden soruşturma açıldı. Gözaltında yarı çıplak avukatın karşısında Mehmet Fuat Erol, Yusuf Kaplan, Yusuf Salin, Nihat Karşin ile Necip ve Nurettin Şipal adlı kardeşler geçen yıl 20 Ağustosta PKK adına İETT otobüsü yakma hazırlığında oldukları iddiasıyla jandarma tarafından gözaltına alındı. Savcılığın hazırladığı iddianameye göre kendilerine dur ihtarında bulunan jandarmadan kaçarken gözaltına alındıkları belirtilen gençlerle birlikte otobüs yakmakta ve motolof kokteyli yapmakta kullanacakları benzin ve şişeler de ele geçirildi. Olaydan bir gün sonra haberdar olan ailelerin haber vermesi üzerine avukat Baran Doğan 21 Ağustos günü, gençlerin tutulduğu Esenyurt Jandarma Karakolu’na gitse de müvekkilleriyle görüştürülmedi. Yasal hakkının engellendiğini belirterek itirazlarda bulunan avukat Doğan ertesi gün Yusuf Salin ve Nihat Karşin’le görüşebildi. Yarı çıplak bir halde karşısına getirilen ve kollarında dirseklerine kadar cop izleri olan, vücudunun çeşitli yerlerinde darp izleri bulunan Salin ve Karşin avukatlarına kendilerine dayak atıldığını, testislerinin sıkılıp, kafalarına coplarla vurulduğunu anlattı. Yusuf Salin ağlayarak avukatı Doğan’a bu işkencelerin yanısıra jandarmaların kendine cop sokma girişiminde bulunduğunu da […]

Avrupa Birliği Çin mallarına karşı uyarıyor

Dilek Gündüzdgunduz@medyakronik.comÇin mallarının kalite tartışmalarına Avrupa Birliği Komisyonu da dahil oldu. Komisyon Çin’de üretilen ürünlerin insan sağlığı ve güvenliği için uygun olmadığına karar verdi. Bu kararla birlikte AB de “Çin malı istilası”na karşı net bir tutum aldı. AB Komisyonu tarafından yayınlanan 17 Nisan 2008 tarihli rapora göre Avrupa piyasalarından geri çekilen Çin malı ürünlerin sayısında yüzde 50’lik bir artış gözlemleniyor. AB Komisyonu Tüketici Haklarının Korunmasından Sorumlu Üyesi Meglena Kuneva, bu durumun Avrupa’nın zararlı mallarla dolu olmasından çok, acil alarm sisteminin her zamankinden daha iyi çalıştığının bir göstergesi olduğunu söylüyor. Kuneva, Pekin üzerindeki baskının sonuçlarının da alınmaya başlandığına dikkat çekiyor ve “Sanırım Çin hükümeti ürün güvenliğinin ve “made in China” markasının prestijini korumanın önemini kavramaya başladı” diyor. En tehlikeli ürünler: Oyuncaklar Avrupalı tüketiciler için en çok tehlike teşkil eden ürünlerin başında oyuncaklar yer alıyor. Yüzde 80’i bulan bir oranla Çin yapımı oyuncaklar piyasayı ele geçirmiş durumda. 2007 yılında toplam bin 605 ürünün riskli olduğunu tespit eden komisyon, önceki yıla göre yüzde 53’lük bir artışla karşı karşıya olduklarını söylüyor. Risk teşkil eden ürünler arasında oyuncakların yanı sıra motorlu taşıtlar ve elektrikli aletler de var. Hem Avrupa Birliği hem de Amerika, Avrupa Komisyonu’na boykot uygulaması konusunda ısrarcı davranıyor. Bu olası boykot uygulamasının amacı, Pekin’e gözdağı vermek. 2004’te yürürlüğe giren sisteme göre Avrupa Birliği üye ülkelerinden herhangi birinde tespit edilen tehlikeli ürün, bütün Avrupa’ya bildiriliyor. Kuneva, Haziran’da Pekin’i ziyaret edecek. Kasım ayında da ürün güvenliği konusunda yapılacak zirveye Çin ve Amerika birlikte ev sahipliği yapacak.

Yine Bilgim kazandı

Hakan Cönbezhconbez@medyakronik.com İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapılan Öğrenci Birliği seçimlerinin galibi yine Bilgim grubu oldu. Üçüncü defa hem de üst üste bu zaferi kazanarak iktidara gelen grup, aynı zamanda bir ilki başardı. Seçimler boyunca Armada ile rekabet eden Bilgim, seçimler bitip sandıklar açılınca yüzü gülen taraf oldu. Armada ve Bilgim gruplarına alternatif olan Random ise beklenildiği gibi fazla oy alamadı. Şimdi merak edilen konu ise seçim kampanyaları boyunca Bilgim’in vaat ettiklerini yerine getirip getiremeyeceği. Bu vaatlerin temelinde, öğrenciyi ön planda tutmak, haklarını korumak ve onları yönetime ezdirmemek vardı. Önümüzdeki aylar, Bilgim grubunun vaatlerinin gerçekle ne kadar bağdaştığını gösterecek. Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

Türkiye’nin AB ufku karanlık

Simge Sunguroğlussunguroglu@medyakronik.com Emekli Büyükelçi Volkan Vural, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda son 3 yıldır gelişme kaydedemediğini belirterek, Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhine açılan davanın da üyelik sürecini 2020’ye dek uzatacağını söyledi. Bilgi Üniversitesi öğretim görevlilerinden Solu Özel de kapatma kararı çıkması halinde AB’nin tepkisinin Türkiye ile ilişkisini bitireceğini söyledi. 9 Mayıs Avrupa Günü nedeniyle İstanbul Bilgi Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü ve Türkiye Avrupa Vakfı işbirliği düzenlenen, “İnişli çıkışlı AB: Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen nokta” başlıklı panel Santralistanbul’da yapıldı. Türkiye’nin AB sürecinin tartışıldığı panele Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Bertil Emrah Oder, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi Soli Özel, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Eski AİHM Yargıcı ve Büyükelçi Dr. Rıza Türmen ve Emekli Büyükelçi Volkan Vural konuşmacı olarak katıldı. Yapılan değerlendirmelerde AKP’ye yönelik kapatma davası, düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlanması ve kadının insan hakları alanındaki geri kalmışlığın halen devam ettiği belirtilerek Türkiye’nin AB hedefinden uzaklaştığı vurgulandı. AB takvimi 2020’ye uzar “Türkiye AB konusunda 2005’ten bu yana patinaj yapıyor” diyen emekli büyükelçi Volkan Vural, “Çünkü son 3 yıldır çalışmalar gevşedi ya da ciddi çalışmalar ertelendi. Şimdi yeniden hızlanma dönemine girsek de AKP’ye yönelik kapatma davası ve bu davadan çıkacak bir kapatma kararı AB girişinde yeni bir engel olacak. Dolayısıyla Türkiye’nin AB takvimi 2020’ye kadar uzayabilir. Önümüzdeki döneme karamsar bakıyorum, ama sonunda Türkiye AB’ye üye olacak. Sanılanın aksine Türkiye AB’ye kaldırılamayacak bir yük değil, katkı sağlayacak” dedi. Soli Özel ise, kapatılma kararı verilmesi durumunda AB’nin vereceği tepkinin müzakereleri askıya almakla sınırlı kalmayacağın belirterek, “Bu durum Türkiye ve AB arasındaki ilişkiyi bitirir” dedi. İfade özgürlüğü ve kadın hakları hala sorun Kadın hakkının öncelikli sorunlardan birisi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Bertil Emrah Oder ise, “AB kadın-erkek eşitliği konusu karar alma sürecinde mutlaka eşitlik komisyonu filtresinden geçmekte. Türkiye bu konuyu göz ardı edemez. 2007 ilerleme […]

Polis etiği mi? O da ne?

Mine Savaşmsavas@bilgi.edu.tr Polis, deyince akla ilk gelen şey güven; ya da öyle olmalı. Ama son zamanlarda Türkiye’de olanlar, polise güveni olumsuz etkilemiş durumda. Öyle ki, polis maç sevinciyle Nişantaşı’nda toplanan küçük çocukların bile üstüne biber gazı sıkabiliyor. Ya da 1 Mayıs gibi gösterilerde sebepsiz yere şiddet kullanmaktan çekinmeyebiliyor. “Polis” deyince korkan insanlar sanki artıyor. Aslında, polisin de uyması gereken etik kuralları var ve bu kuralların etkin uygulanabilmesi için halkın polisi denetlemesi gerekiyor.Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), “Avrupa Polis Etiği Kuralları ve Türkiye’de Güvenlik Personelinde Mesleki Sosyalleşme” konusunda bir çalışma yaptı. Buna göre, bireysel özgürlüklerin korunması ve toplumsal yaşam kalitesinin yükseltilmesi için iç güvenlik hizmetlerinin, yani polis ve jandarmanın sürekli geliştirilmesi ve etkin bir “sivil gözetim” olması gerektiği vurgulanıyor. Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim Cerrah tarafından yazılan “Avrupa Polis Etiği Kuralları ve Türkiye’de Güvenlik Personelinde Mesleki Sosyalleşme” raporuna göre, polis ve asker gibi üniformalı ve silahlı mesleklerde belirgin bir şekilde alt-kültür oluşumu gözleniyor. Yani polis ve asker; din, ırk ve bölgesel farklılıkları, siyasi yapılanmaları, etnik ve mesleki gurupları alt-kültürlerinin kendilerine kazandırdığı bakış açısıyla değerlendiriyor. Rapora göre, polis etiği kurallarına ihtiyaç duyulmasının en önemli nedeni, güvenlik mensuplarının davranışlarını kontrol etmek için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmaması. Kısaca, güvenlik hizmetlerinin daha sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi ve insan hakları ihlallerinin en aza indirilmesi için yasal düzenlemelerin yanısıra, mesleki etik ilke ve kuralların geliştirilmesi ve benimsenmesi de zorunlu. Polisin “uyum” sorunu Prof. Dr. Cerrah, polisin uzun çalışma saatleri içinde ve çoğunlukla kendi meslektaşlarıyla beraber olmasından ve görev gereği sivillerle ilişkilerinde gerilim yaşamasından dolayı polis ve toplum arasında yabancılık oluştuğunu söylüyor. Polis ve jandarma mensuplarına devlet tarafından sağlanan lojman, makam aracı, servis, tatil köyü, özel alışveriş merkezleri meslek içi sosyalleşmeyi arttırıyor, fakat onları sivil toplumdan uzaklaştırıyor. “Emniyet mensuplarının hizmetlerinde temel ölçüt, hukukun üstünlüğünü egemen kılma ve kişi hak ve özgürlüklerine maksimum […]

Birer birer ölüyorlar

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Son 4 ayda toplam 11 işçinin hayatını kaybettiği Tuzla’daki tersanelerde bugün de bir işçi daha öldü. Selah Tersanesi’nde yapımı süren ‘Atlantik’ adlı kuru yük gemisinin makine dairesindeki boş bir kazanda saat 15.00 sıralarında büyük bir patlama meydana geldi. Gaz sıkışması sonucu meydana geldiği belirtilen patlamada .ir taşeron firmaya bağlı olarak çalışan İzzet Güder isimli işçi ölürken Serkan Üveyir, Kenan Can, Hüseyin Erdön isimli işçiler ve Selin Bahar Kır adlı bir kadın mühendis yaralandı. Boyama işleminden sonra gaz ölçümü yapılması gerekirken taşçı, kaynakçı, montajcı gibi işçilerin de içeriye alınmasından sonra gaz sıkışması sonucu yaşanan patlamada ölen Güder’in cenazesi Tuzla Devlet Hastanesi morguna kaldırılırken yaralanan işçilerden Kenan Can tedavisinin ardından taburcu edildi. Diğer yaralılar ise Tuzla Devlet Hastanesi ile Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. 4 ayda 11 işçinin hayatını kaybettiği Tuzla tersanelerinde en son 26 Nisan günü Orhan İşler isimli işçi belinin üzerine düşmesi sonucu yaralanmıştı. Sektör de büyüyor ölümler de Tuzla Tersaneleri’ndeki iş cinayetlerini araştırmak için de TBMM de kurulan, “Gemi İnşa Sanayindeki İş Güvenliği ve Çalışma Şartları Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” 7 Mayıs’ta çalışmalarına başlamıştı. Hükümet üyelerinden iş dünyasına kadar herkesin elde edilen kar oranlarına bakarak “parlayan yıldız” olarak tanımladığı tersanecilik sektöründeki işçi güvenliği yaşanan büyüme ve kar marjlarıyla ters orantılı seyrediyor. İş hacmi büyüdükçe taşeronluk sistemiyle çalışan tersanelerde iş kazaları ve ölümler de artıyor. Denizcilik Müsteşarlığı Gemi İnşa ve Tersaneler Genel Müdürlüğü yetkililerinin TBMM Araştırma Komisyonu’na sundukları bir raporda Türkiye’deki tersanelerde 2000-2008 yılları arasındaki 8 yıllık dönem içinde meydana gelen 959 kazada 53 kişinin öldüğü belirtildi. Rapora göre 2000’de 76, 2001’de 61, 2002’de 73, 2003’de 86, 2004’de 120, 2005’de 146, 2006’da 170 ve 2007’de de 227 iş kazası meydana geldi. Meydana gelen kazalar sonucunda da 2002 yılında 4, 2001 yılında 1, 2002 yılında 5, […]

Bilgi’de dans festivali

İstanbul Bilgi Üniversitesi Dans Festivali’ne bu yıl Latin dansları damgasını vuracak. Bir çok üniversitenin dans gruplarıyla katılacağı festivale çeşitli dereceler almış profesyonel dansçılar da performanslarıyla konuk olacak.Ceyla Büyükuzun Deniz Yurtkuran

youtube varsa yasak var

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Küresel video paylaşım sitesi youtube.com iki ayrı mahkeme kararıyla yine erişim engeline takıldı. Atatürk’e hakaret içeren görüntüler bulunduğu gerekçesiyle Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 24 Nisan’da aldığı bir kararla erişime kapatılan youtube için bir hafta sonra Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi de ikinci bir yasak kararı aldı. 5 Mayıs’tan beri Türkiye’deki İnternet kullanıcılarının ziyaret edemediği, youtube.com sitesinin daha ne kadar yasaklı kalacağı bilinmiyor. youtube’a ceza katmerlendi En son 24 Nisan’da Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nin Atatürk’e hakaret içeren görüntüler olduğu gerekçesiyle site hakkında Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinden erişim yasağı konmuş Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın kararı uygulamasıyla da site Türkiye’den ziyarete kapatılmıştı. Daha bu kararın mürekkebi kurumadan ve yasak devam ederken alınan bu kararla site hakkındaki erişim yasağı katmerlenmiş oldu. Türkiye mahkemelerinin belalı internet sitesi haline dönen youtube.com hakkında daha önce Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi ve Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesi erişim yasağı kararı almıştı. Bu mahkemelerin arasında 30 Nisan’da aldığı kararla Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi de eklenmiş oldu. Birkaç ay içinde 9 siteye yasak Son birkaç ay içinde ise Ekşi Sözlük, Antoloji.com, WordPress, Indymedia İstanbul, Youtube, Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı (ANF), Google Groups, Geocities siteleri, “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” uyarınca erişim yasağı alan mahkeme kararlarıyla geçici olarak yasaklanmıştı. İnterneti yasaklama konusunda baskıcı rejimlere taş çıkartan kararlara imza atılan Türkiye’de son bir yıl içinde 15 sitenin erişimi mahkeme kararıyla engellendi. Kasım 2007’de çıkan ve internet yayıncılığı ile siber-suçları düzenleyen yeni yasa, sitelerin adli soruşturma süresinde kapatılmasına elveriyor. Telekomünikasyon Kurumu (TK), Nisan ayı başında yaptığı açıklamayla bir yıl içinde çeşitli nedenlerle 91’i yargı kararı, 173’ü de gelen şikâyetler nedeniyle toplam 268 siteye erişiminin durdurulduğunu bildirmişti. Kurum adına yapılan açıklamada bu süre içinde […]

Sokaklar Formula 1’e ne kadar alıştı?

Uğur OrakçıKameraman: Ersan Bayram Formula 1 Türkiye Grand Prix’si bugün, antrenman turlarıyla başlıyor. Tuzla Tepeören mevkiindeki İstanbul Park, dünyanın en hızlı araçlarını dördüncü kez ağırlıyor. Sokağın Dili halkın, dünyanın bu en çok izlenen motor sporu aktivitesiyle ilgili nabzını tuttu. İstanbulluların, F 1’ı ne kadar takip ettiğini, ilgisini anlamaya çalıştı.

Hem hızlı hem güvenli

Yahya Özgür Tavlanotavlan@medyakronik.comTürkiye’nin ilk ve tek motor sporları eğlence merkezi olan ve 2006’da Etiler Korukent’te açılan Speed City, hız tutkunlarına yarış arabası kullanma zevkini yaşatıyor. Mekânda bulunan yarış otomobili simülatörleri gerçekleriyle birebir aynı ebatlarda olduğu için yaşanan heyecan gerçeğini çok da aratmıyor. Speed City’nin işletmecisi ve otomobil programları yapımcısı Ali Özgün, simülatörlerin gerçeğe daha da yakın olması için tasarladıkları ve çok yakında uygulamaya koyacakları yeni ray sistemini Medyakronik’e anlattı.

İstanbul için üniversiteliler ile liseliler el ele

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.comİstanbul, Avrupa Kültür Başkenti (AKB) olacağı 2010 yılına hazırlanırken üniversite öğrencileri de boş durmuyor. İstanbul’un resmi adaylığının ilan edildiği 2006’dan bu yana konuyla ilgili çalışmalar son hız devam ediyor.AKB projesi İstanbul’un kültürel alt yapısını fazlasıyla geliştirilebilecek çok önemli bir fırsat ve bu alanda proje çağrıları sürüyor. Bu proje çağrısı tabii üniversiteleri de kapsıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi de proje yapmaktansa “proje ürettirme” misyonunu üstleniyor. Geçtiğimiz sene açılan yeni bölümler Kültür Yönetimi ve Sanat Yönetimi de projeyi destekliyor.İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi 4. Sınıf öğrencileri bitirme projeleri kapsamında, 2010 Yürütme Kurulu’nda aktif rol alan bölüm başkanı Serhan Ada’nın önderliğinde ‘Liseliler 2010’a Katılıyor!’ başlıklı projeyi ikinci senesinde devam ettiriyor.2010 Girişim Grubu’nun da ortak olduğu projede son sınıf öğrencileri, lise öğrencilerinin İstanbul 2010’a dâhil olacak proje fikirleri üretmelerini teşvik ediyor. Bu süreçte lise öğrencileri tek başına değil. Projeyi yürüten öğrenciler, bölümün araştırma ve öğretim görevlileri onları teşvik ediyor, projelerine koçluk yapıyor. Fikirlerin nasıl geliştirilebileceğine, nasıl hayata geçirileceğine dair kafa yoruyorlar. Buna maddi kaynak bulma çabası da dâhil.Burada farklı okul ve semtlerden lise öğrencilerini bir araya getirip geniş kapsamlı bir gençlik projesine imza atmak amaçlanıyor. Bunun için de ocak ayından beri 40 lise ziyaret edilmiş ve 2 bin 886 liseliye ulaşılmış. Farklı lise öğrencilerini bir araya getirme özelliği öne çıkan proje, şu şekilde işliyor: Aynı semtten ve aynı tip liseden (devlet – özel) öğrenciler yerine farklı okulların öğrencileri eşleştiriliyor. Bu şekilde de projelerde farklı ses ve renklerin yakalanması hedefleniyor.Bu sene üniversite öğrencileri ayrıca liseliler için 25 Kasım 2007’de Santralistanbul gezisi organize etti. Rehberler eşliğinde müzeleri gezen öğrenciler, proje hakkındaki sorularını da proje ekibiyle paylaştılar.29 Mart 2008’de yapılan toplantıda ise 26 okuldan 94 öğrenci bir araya geldi ve projelere göre eşleşti. Oluşturulan 15 farklı grup Kentsel Dönüşüm, Kültürel Miras ve Müzecilik, Müzik ve Opera, Görsel Sanatlar, Sinema […]

Linç toplumu

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Kürtlere yönelik linç girişimlerinin son örneği Nisan ayının sonunda Sakarya’da yaşandı. Sakarya Valisi Hüseyin Atak, “münferit” diyerek geçiştirse de daha önce de 3 ayrı olay daha yaşandığı anımsanırsa Sakaryalıların linç kültürü açısından sabıkasının kabarık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sakarya’da 2007 yılında Ahmet Kaya tişörtü giydikleri için Diyarbakırlı Mehmet Alaca ile Senayi İzci adlı işçiler, 500 yüz kişilik ülkücü bir grup tarafından linç edilmek istendi. Linç girişiminde İzci ağır yaralanırken, Alaca ise bir apartmana saklanarak saldırıdan kurtuldu. İki Kürt işçiyi linç etmek isteyen ve sloganlar eşliğinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) il binasını basmaya çalışan grup yerine saldırıdan ağır yaralı kurtulan işçiler gözaltına alındı. 2006 yılında da Adapazarı’nda 2 bin kişi, Mahir Çayan afişini asmak isteyen iki üniversite öğrencisini linç etmek istedi. Polis gençleri güçlükle kurtarabildi. Kalabalık, DTP ilçe başkanlığının bulunduğu binayı da basarak talan etti. Linççiler değil, öğrenciler gözaltına alındı. Yine 2006 yılında Sakarya’nın Akyazı beldesinde Kürt fındık işçilerinin, kendilerini PKK’lı olmakla suçlayan bir genci dövmeleri üzerine ayaklanan belde halkı linç girişiminde bulundu. Saldırganlar, gözaltında tutulan Kürtleri linç etmek için Emniyet Müdürlüğü’nü basınca polis grubu havaya ateş açarak dağıttı. Trabzon’dan tüm yurda yayıldı Türkiye’de son yıllarda, özellikle de PKK ile süren savaş şiddetlendikçe Kürt ve muhalif kesimlere yönelik linç girişimleri de hız kazandı. Linç girişimlerinin en önemlisi 2005 yılında Trabzon’da yaşandı. F tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamalarını protesto içerikli bildiri dağıtmak isteyen Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) üyeleri hakkında, “PKK”lı söylentisi çıkınca Trabzon sokakları bir anda binlerce kişilik bir linç histerisine sahne oldu. Trabzon’dan dalga dala yayılan linç girişimleri zaman içinde her yerde görülmeye başlandı. Aynı yıl 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Gemlik’te yapılmak istenen mitinge gitmek isteyen Kürtler Bilecik’te ölümün kıyısından döndü. Hrant Dink, Orhan Pamuk ve Elif Şafak hakkında açılan 301 davalarında linççiler yine işbaşındaydı. “Tahrike kapılan hassas vatandaşlar” meydanlarda, salonlarda ya da mahkeme […]

Takas kart ile para harcamadan alışveriş

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com Visa Swap nasıl işliyor? 1- Kıyafetlerinizi sisteme üye olan mağazaya getiriyorsunuz2- Kıyafetlerinizin durumları mağaza görevlilerince değerlendirildikten sonra, kartınıza puan yükleniyor.3- Mağazada beğendiğiniz diğer ikinci el ürünleri topladığınız puanlarla alabiliyorsunuz. Visa Swap üyesi mağazalar şimdilik yalnızca İngiltere’de var Sosyal sorumluluk projesi olarak, İngiltere’de Visa ve TRAID (Textile Recycling for Aid and International Development) işbirliği ile açılan Visa butik mağazaları tüketim çılgınlığının önüne geçmeyi hedefliyor. Hoşunuza gitmeyen kıyafetlerinizi atmak yerine onları değerlendirme fırsatı sunan Visa Swap, evdeki takas partilerini mağazalara taşıdı. Puan sistemi ile çalışan Visa Swap kart, para ile değil sadece verdiğiniz kıyafetlerin puanlarıyla çalışıyor. Topladığınız puanlarla anlaşmalı mağazalardan diğer kart sahiplerinin getirdiği ikinci el kıyafetleri satın alabiliyorsunuz. Böylece geri dönüşümü sağlanmış oluyor.Kampanyayı ünlüler de destekliyor Visa Swap’in şimdiki amacı ise bu sosyal sorumluluk projesini tüm dünyaya yayabilmek. Projenin tanıtılması ve desteklenmesi amacıyla Kelly Osbourne, Naomi Campbell gibi ünlü isimler de kıyafet bağışları ile projeye destek oluyor. Belki de çok yakında para harcamadan alışveriş yapabileceğiz.

İngiltere’de futbol oynamak için artık İngilizce bilmek şart…

Premier League’de top koşturan yabancı futbolcular İngilizce bilmedikleri takdirde artık İngiltere’de top koşturamayacak. Yeni çıkan kanun yabancı ülkelerden transfer edilen futbolcuların İngilizce konuşmasını zorunlu hale getiriyor. Bu arada kanun geçen sene İngiltere’ye göç eden 20 bin göçmeni de kapsıyor. Sonuç olarak sadece futbolcular değil, diğer göçmenleri de zorlu bir sınav süreci bekliyor. Göçmen Bürosu başkanı Liam Bryne, çıkacak bu yeni kanunla sadece yetenekli ve donanımlı göçmenlerin ülkeye giriş yapmasını hedeflediklerini ayrıca İngilizce bilmeden ikamet edenlerin yarattığı haksız istihdam rekabetinin ortadan kalkacağını söylüyor. İngiltere hükümeti kısa süreli çalışma izni almak isteyenler yani iki haftadan fazla İngiltere’de kalacak ve çalışacak göçmenler için günlük konuşmaları içeren basit yazılı testler hazırlıyor. Uzun süreli çalışma izni almak isteyenlerin ise çok daha zor bir sınav için hazırlanmaları gerekiyor. Olimpiyatlar, festivaller ve kısa süreli sahne performansları için ülkeye gelen yabancı uyruklu kişiler ise bu kanundan muaf tutulacak. Hükümet, yasa yürürlüğe konulduktan sonra geçen bir yıllık sürede İngilizce konuşanların sayısının yüzde 20 artacağını öngörüyor. The Guardian’dan çeviren: Hakan Çömbez

“Yazı yazmak kutsal bir şey değil”

Haber: İşvecan Nur Özeninozen@medyakronik.comKameraman: Erdem Özüer Ahmet Ümit kimdir? Polisiye romanın tanınan isimlerinden Ahmet Ümit, 1960 yılında yedi kardeşin en küçüğü olarak Gaziantep’te dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra 1978 yılında İstanbul’a gelerek Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi’nden mezun oldu. 1985–1986 yıllarında Moskova’da Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim aldı. Ahmet Ümit’in yayımlanan ilk kitabı Sokağın Zulası, yazın dünyasında tanınmasını sağlayan eser ise Çıplak Ayaklıydı Gece adlı öykü kitabı oldu. Çıplak Ayaklıydı Gece’yle, Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü’nü kazandı. 1994 yılında ATV için çekilen “Çakalların İzinde” adlı polisiye dizinin öykülerinin ve senaryosunun yazılmasına katkıda bulundu. Ardından da 1995’te çeşitli gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith, Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarları üzerine inceleme ve tanıtım yazıları kaleme aldı. Kitaplarının tümünde var olan gerilim duygusu ise Sis ve Gece adlı polisiye romanında kendisini tümüyle dışa vurdu. Sis ve Gece Türkiye’de yankı uyandırdı, tartışmalara yol açtı. Yunanistan’da yayımlanarak yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye yapıtı unvanını kazandı. Ayrıca öykülerinden yola çıkılarak Uğur Yücel tarafından Karanlıkta Koşanlar ve Cevdet Mercan tarafından Şeytan Ayrıntıda Gizlidir dizileri yapıldı. Sis ve Gece adlı romanı 2007 yılında Turgut Yasalar tarafından sinemaya uyarlandı. Eserleri Sokağın Zulası, 1989Çıplak Ayaklıydı Gece, 1992Bir Ses Böler Geceyi, 1994Masal Masal İçinde, 1995Sis ve Gece, 1996Agatha’nın Anahtarı, 1999Kar Kokusu, 1998Patasana, 2000Kukla, 2002Beyoğlu Rapsodisi, 2003Aşk Köpekliktir, 2004Başkomiser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü, 2005Kavim, 2006Ninatta’nın Bileziği, 2006İnsan Ruhunun Haritası, 2007Olmayan Ülke, 2008

Umuda müzikle yolculuk

Batman’da ölen babasından kırık curası yadigâr kalmış. Önder Karabulut’un müziğe ilgisi işte böyle başlamış. Batman’da hayat çok zormuş. 9 yaşında kalabalık ailesiyle geldiği İstanbul’da çöp toplamaya kadar yapmadığı iş kalmamış. Şimdi Maslak’ta bir restoranda part-time garsonluk yapıyor. Ama müzik hayattaki tek amacı. Önder Karabulut gitar çalıyor, besteler yapıyor. Hatta İngilizce bestelerini geliştirmek için kursa gidiyor. Ve umutla günlerden bir gün keşfedilmeyi bekliyor.Erdem Özüer eozuer@medyakronik.com Kameraman: İşvecan Nur Özen

Mezardaki cerrahlar

Bir ameliyatta kullanacağı aletleri hazırlarken, ertesi gün ameliyat olacak hasta geliyor yanına. Aletleri göstererek; “Bunlarla mı ameliyat olacağım ben” diye soruyor. O dönmede henüz uzmanlık eğitimi görmekte olan, Prof. Dr. Erdoğan Yalav “Beğenmedin mi” karşılığını veriyor. Hasta, “Ben bu aletlerin aynısını mezarlardan çıkartıyorum da, ondan şaşırdım” karşılığını veriyor. Bugün 78 yaşındaki Erdoğan Yalav’ın, antik cerrahi aletleriyle tanışması 1955 yılındaki bu olayla gerçekleşiyor. “Köylü farkındaydı, nerden öğrenmişti bilmiyorum ama bizde, arkeoloji müzeleri çevresinde bile bu aletlerin ne olduğunu bilen yoktu” diyor deneyimli cerrah. Yalav’ın bu aletleri tanımasına, bir başka cerrah, 1907 yılında bu konudaki tek kaynağı kaleme alan John Stewart Milne, Surgıcal Instruments In Greek And Roman Tımes (Yunan ve Roma Devirlerinde Cerrahi Aletler) eseriyle yardımcı oluyor. Prof. Dr. Erdoğan Yalav, o tarihten bugüne antik dünyanın kullandığı tıp aletlerini topluyor. Türkiye’nin bu konuda belki de en büyük ve özgün koleksiyonuna sahip. Kulak sondalarından, ilaç ölçeklerine, cerrahi aletlerden bakım setlerine yüzlerce buluntu var bu koleksiyonda. Yalav, Kültür Bakanlığı’na tarafından verilen koleksiyoner belgesine sahip. Eserlerin hepsi müze uzmanlarınca kayda alınıyor. İşte bu özgün koleksiyon, ilk kez, Yalav’ın mensubu olduğu Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’nin sanat galerisinde görücüye çıktı. “Tanrısal Gücün Elçileri: Antik Çağ’da Tıp Aletleri Sergisi”, Tunç Devri ve Roma Dönemi’ne ait 200’ün üzerinde eseri kapsıyor. Sergi, İstanbul Nişantaşı’ndaki hastanenin sergi salonunda, pazar günü hariç 11:00-19:00 saatleri arasında, 30 Mayıs’a kadar görülebilir. Sebu Akman-Haldun Ülkü

Vatandaşını ağlatan Vali Güler’e istifa çağrısı

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com İstanbul’da 1 Mayıs günü yaşanan ve valinin tarifiyle “orantılı” olan polis şiddeti nedeniyle daha önce de sıklıkla eleştirilen Vali Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı eleştirilerin odağına oturttu. Hükümeti de arkasına alarak, “Taksim geçilmez” diyen vali ve emniyet müdürü yüzünden gaz bombası atan polisler, coplanan ve tazyikli suyla ıslatılan işçiler belleklere kazındı. Polis Şişli Etfal Hastanesi’ne bile gaz bombası atarken, bir gazetecinin kolu kırıldı, turistlerin bile coplandı. Sivil toplum örgütleri 1 Mayıs öncesinde “güvenlik güçleri orantılı güç kullanacak” diye açıklama yapan Güler’i istifaya davet ederken, gün boyu yaşanan olayları görmezden gelerek gazetecilere İstanbul’da herhangi bir olağan üstü durum olmadığı açıklamasıyla çeken Cerrah da İstanbullular için krizi yönetemeyen isim olarak öne çıktı. Başbakan, vali, bakan herkes aynı telden Polis şiddetiyle son bulan bu yılki 1 Mayıs “kutlamaları” öncesinde gerilimi en çok tırmandıran, bayramlarını Taksim’de kutlamak isteyen işçileri ve sendikaları “kanunsuz eylem” yapmakla suçlayıp “orantılı şiddetle” tehdit eden Vali Güler’di. Elbette ki vali kendi başına karar almıyordu, arkasında kendisini Türkiye’nin en büyük metropolüne vali olarak atayan hükümet vardı. Hem de partisi hakkında açılan kapatma davasıyla bunca sıkışmış bir hükümet. Ama buna rağmen ne demişti Başbakan Tayip Erdoğan, “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar”. Koskoca başbakan böyle derse vali de tehdit ederdi tabi. Sermaye sınıfından fırsat buldukça, zaman zaman başbakanın “ayak takımı” diye nitelediği işçi sınıfıyla da muhatap olmak zorunda kalan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de iler tutar yanı olmayan bir açıklamayla “Taksim izin verilecek bir alan değildir” demişti anımsayın. En sonunda Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de sendikaların talebini, “Kimse devlete ve devlet erkini kullanan mercilere meydan okumasın, devlet kendisine meydan okutmaz” diye yanıtlamıştı. Kral, derebeyi ve gladyatörler Görünen o ki Tayyip Erdoğan başbakan olmayı krallık, Muammer Güler vali olmayı derebeylik, Celalettin Cerrah emniyet müdürü olmayı gladyatörlük olarak görüyor. Hal böyle olunca da “şiddet tutkunu intikamcı” polisler […]