HaberVs

HaberVs

Cezaevlerinde onlarca Kuddusi Okkır

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Ergenekon soruşturmasının zanlılarından Kuddusi Okkır’ın, cezaevinde kansere yakalanıp, hastalığı nedeniyle tahliye edilmesinden kısa süre sonra ölmesi ilgili ilgisiz herkesin tepkisini çekti. İnsan hakları savunucuları, zaten yıllardır uğraştıkları bu sorunu dillendirenlerin başında geliyordu. Gözaltında ya da cezaevinde tutulanların can güvenliğinden, bedensel ve ruhsal sağlığından devletin sorumlu olduğunu Okkır’ın ölümüyle beraber bir kez daha dile getirmekten kaçınmadılar. Neredeyse “Ergenekon yanlısı” ve “karşıtı” diye ikiye ayrılmış duruma gelen medyada, kendi meşreplerine göre verdiler konuyla ilgili haberleri. Özellikle Ergenekon soruşturmasını eleştiren yayınlara imza atan yazılı ve görsel medyada boy boy ve eleştirel haberler yayımlanırken, hükümet yanlısı duran yayın organları ise nesnel durmaya çalışır gibi görünse de habere hak ettiği ilgiyi göstermekten uzaktı. Cezaevinde ölümler yeni değil Cezaevlerindeki insan hakları ihlalleri ya da tutukluların sağlık problemleri, Okkır’ın ölümüyle gecikmiş ancak sahte bir ilgi uyandırarak bu konuyu gündeme taşıdı. Okkır’la benzer kaderi paylaşanlardan ilk akla gelenler Şemsettin Kurt ve Murat Dil’di. 2004’te üç aylık ömrü kaldığı söylenen tutuklu Şemsettin Kurt, “Çocuklarımın yanında ölmek istiyorum” diyerek tahliyesini istedi. Reddedildi. 2005 Şubat’ında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan iki ay sonra kanserden öldü. Murat Dil isimli tutuklu da karaciğer kanseri teşhisiyle Gebze Cezaevinde uzun süre tedavi edilmeden yaşadı. Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’na Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun, “Sağlık koşulları nedeniyle tahliye edilmeyi” düzenleyen 399.maddesinden yararlanabilmek için yaptığı başvurusu kabul edildi. Ancak 9 Haziran 2000’de tahliye olan Murat Dil yaklaşık 1 ay sonra 6 Temmuz’da öldü. Medyanın görmedikleri Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) 2007 yılı değerlendirme raporuna göre cezaevlerindeki koşullar nedeniyle ölümü bekleyen ya da ciddi rahatsızlıkları olan 42 mahkûm bulunuyor. Kimisi aylarca tedavi edilmeden tutulduktan sonra “tutuksuz yargılanmak” üzere serbest kalsa da birçok mahkûm halen cezaevinde tutulmaya devam ediyor. Cezaevlerinde bulunan ve sağlık problemleri yaşayanlar ihtiyaç duyduğunda hekime ulaşamıyor. Hekime ulaştığında da gerekli tıbbi yardımı almakta ve sevklerde ciddi problemlerle karşılaşıyor. Kimisinin tedavisi engelleniyor, kimisi tıpkı Okkır gibi ölümü […]

Dördüncü saldırgan yakalandı

ABD Başkonsolosluğu önünde düzenlenen silahlı saldırı sonrası olay yerinden kaçan 4’üncü saldırganın yakalandığı açıklandı. Saldırıda kullanılan gri renkli 34 VS 7592 plakalı Ford Fiesta aracın saat 17:00 civarında Küçükçekmece’de bulunmasından sonra operasyonlarını genişleten polis ekipleri, saldırının yaşayan tek şüphelisini de yakaladı. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri saat 21:00 civarında zanlının yerini tesbit etti. Şüpheli gözaltına alındı. Zanlının ismi hakkında herhangi bir açıklama yapılmazken yakalanan kişi Adli Tıp Kurumu’nda sağlık kontrolünden geçirildi. Sağlık kontrolünden geçirilen zanlı daha sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi. Sıcak gelişme üzerine İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ta Vatan Caddesi’nde bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü’ne geldi. Zanlının Terörle Mücadele Şubesi’nde sorgusunun başladığı belirtildi.

Savaş sözcüklerinin sahte rahatlığı

Philip StephensFinancial Times(9 Eylül 2004) Politikanın dili genellikle zekice muhakemenin düşmanıdır. Basit sloganlar, aydınlatmak yerine karartır. 11 Eylül saldırılarından üç yıl, Beslan’da öğrencilere karşı yürütülen caniyane saldırıdan bir hafta sonra, terörizme karşı savaştan bahsettiklerinde politikacıların ne demek istediğini herkes biliyor. Ne kadar açık görünürse görünsün, bu deyim tehlikeli bir yanlış tanım, siyasi liderler için uygun bir kendini kandırma ve geri kalanımız için de sahte bir rahatlık kaynağıdır. Kafa karışıklığının bir kısmı terörizm kelimesinin bir düşmandan ziyade bir taktiği tanımlıyor olmasından kaynaklanıyor. Sorun, aslında, bu açık linguistik gevşeklikten daha derinlere gidiyor. Bir savaş ilanı, bunun tek meşru karşılık olduğu sonucuna götürüyor. Diğer bütün yollar denendi ve başarısız oldu; artık başka bir şey önermek taviz vermektir. Bu tanımlama, teröristler hep aynıdır, diye devam eder. İspanya’daki Eta, Batı Şeria’daki Hamas, Kuzey İrlanda’daki muhalif Cumhuriyetçiler, Keşmir’deki militanlar ve Kafkasya’daki Çeçen ayrılıkçılar – hepsi New York’un ikiz kulelerini yerle bir eden El Kaide mücahitleriyle (jihadists) aynı kefeye konulmalıdır. İyi ve kötü vardır ve arada da başka bir şey yoktur; dikkatli bir değerlendirme veya siyasi angajman için bir zemin yoktur. Bunun için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’nın Çeçenistan’daki baskısını eleştirenleri Usame bin Ladin’i de hoş bir sohbet için Beyaz Saray’a davet edip taleplerini sormalarını ve sonra da bunları yerine getirmelerini önerebileceklerini söyledi: “Hiçkimsenin bize çocuk katilleriyle konuşmayı önermeye hakkı yok.” Putin, her an her yerde teröristlere önleyici (pre-emptive) saldırılar düzenleme hakkına sahip olduklarını ilan ederek Amerikan Başkanı George W. Bush’a katıldı. Bu noktada, düzenli birkaç okurumun klavyelerinin başına koşacağını tahmin ediyorum… Siz Avrupalılar terörizme karşı hep yumuşaksınız; New York ve Washington’a düzenlenenler gibi saldırılardan canınız yanmadı; prensip ve pragmatizm arasındaki farkı asla anlamadınız; ve tecrübeler bana daha da kötüsünü söylüyor. İmdi, eleştiriler beni boğmadan biraz daha açayım. Afganistan’daki El Kaide kamplarının imha edilmesi ve Taliban rejiminin uzaklaştırılması gerekliydi ve doğruydu. Bu ülkede yapılan hata, yeterli […]

Biz ayrı manşetlerin gazetecileriyiz!

Semih Sakainfo@medyakronik.com Dünkü saldırıyla ilgili haberlerin verilişi bakımından dünya medyası ile Türk medyası arasında hemen göze çarpan bir fark var. Türk medyasının neredeyse tamamı, eylemi gerçekleştirenleri “terörist” diye niteledi. Batı medyasının neredeyse tamamı ise “terörist” kelimesini kullanmayıp “saldırganlar” demeyi doğru buldu. Türk gazeteleri: Sabah: 5 yıl sonra El Kaide2003’te İstanbul’u kana bulayan El Kaide dün ABD Konsolosluğu’na saldırdı, 3 terörist ölü ele geçirildi. Vakit: Şer güçler işbaşındaZaten gerilim içindeki Türkiye’yi daha büyük bir kaosun içine sürüklemek isteyen mihraklar, dün sabah ABD Başkonsolosluğu’nun önündeki polis kulübesine saldırdı… Çatışmada 3 polisimiz şehit oldu, 3 terörist öldürüldü… Saldırganları olay yerine bırakan 4. kişi ve gri renkli Ford Focus marka araç aranıyor. BirGün: Ne olurdu içeri kaçsalardıİstanbul’da ABD Başkonsolosluğu’na saldırı düzenlendi. Amerikalı korumalar yüksek güvenlikli binaya kaçarken, yurttaşımız polisler çatışmaya girdi. Üç polis ve iç eylemci hayatını kaybetti. Cumhuriyet: İstanbul’da terörABD Konsolosluğuna yönelik saldırıda 3 polis şehit oldu. 3 saldırgan öldü. Polis, El Kaide üzerinde duruyor Milliyet: Kaleye baskınTürkiye’nin en iyi korunan binalarından biri olan ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’na 3 tabanca ve 1 tüfekle saldırmaya kalkışan teröristler, gencecik 3 polisi şehit edip olay yerinde öldüler. Yeniçağ: Kanlı saldırı. 3 şehitİstanbul’daki konsolosluk basıldı ABD’li korumalar kaçtı. Girdiği çatışmada 3 şehit veren Türk polisi, teröristlerden 3’ünü öldürdü. Radikal: Amerikan ‘kale’sine tabancalı intihar saldırısıTürkiye’nin en iyi korunan binası ABD Başkonsolosluğu’na tabancalarla saldıran dört teröristin üçü öldü, biri aranıyor. Sokak sakinleri çatışmayı anbean izledi. Star: Konsolosluk önünde terörİstanbul yine alçakça bir terör saldırısına sahne oldu. ABD konsolosluğu önünde 3 polis memurunu şehit eden hainler, genç bir trafik polisinin kahramanlığı sayesinde ölü ele geçirildi. Saldırıda El Kaide şüphesi var. Yeni Şafak: Alçaklarİstanbul, 20 Kasım 2003’ün ardından El Kaide’nin yine kalleşçe bir saldırısına sahne oldu. ABD Konsolosluğu’na düzenlenen saldırıda 3 polis memurumuz şehit düştü Zaman: Kahraman polis oyunu bozduİstanbul’daki ABD Başkonsolosluğu terörün hedefi oldu. Bina önünde nöbet bekleyen üç polis şehit […]

ABD Başkonsolosluğu önünde polislere saldırı

Medyakronikinfo@medyakronik.com ABD’nin İstinye’deki İstanbul Başkonsolosluğu önündeki polis noktasına yapılan saldırıda 3 polis öldü. Polislerin karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada saldırganlardan 3’ü öldürülürken, olay yerine geldikleri araçla kaçan bir saldırgan ise aranıyor. Pasaport kayıtlarından kısa süre önce Afganistan’a giriş çıkış yaptıkları belirlenen saldırganların El Kaide örgütü üyesi oldukları düşünülüyor. 3 polis 3 saldırgan öldü Kimlikleri henüz açıklanmayan 4 saldırgan bugün (9 Temmuz Çarşamba) sabah 10.30 sıralarında plakası belirlenemeyen bir otomobille İstinye’deki Kaplıcalar Sokak üzerinde bulunan ABD İstanbul Başkonsolosluğu’na geldi. Konsolosluk yakınlarındaki bir oto yıkamacıya araçlarını parkeden saldırganlardan 3’ü ellerinde otomatik silahlar ve bir pompalı tüfekle polis kulübesinin bulunduğu noktaya doğru yürümeye başladı. Yaklaşık 80 metre kadar yürüyen saldırganları fark eden polisler kurşungeçirmez camlı kulübeye girdi. Herhangi bir engelle karşılaşmayan saldırganlar ise polislerin bulunduğu kulübeye kadar gelip ateş etmeye başladı. Polislerin de karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmaya olay yerinden geçmekte olan bir trafik ekibinde görevli polisler de katıldı. Yaklaşık 2 dakika süren çatışmada 3 polis memuru ile saldırganlardan 3’ü öldü. Diğer saldırgan olay yerine geldikleri araçla birlikte kaçmayı başardı. Saldırıda bir polis memuru ile Trafik Vakfı’nda görevli bir kişi de yaralandı. Olayın duyulması üzerine çok sayıda polis ekibi ve ambulans bölgeye sevkedildi. İlk yardım ekiplerinin gelmesinden sonra İstinye Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralı polislerden ikisi yapılan tüm müdahalelerde rağmen kurtarılamadı. Hayati tehlikeleri bulunmayan kol ve omuzlarından yaralı birisi polis memuru 2 yaralı ise İstinye Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Olay yerine sevkedilen çok sayıda polis ekibi kaçan saldırganın yakalanabilmesi için geniş çaplı aramalara başladı. MOBESE kameralarından da inceleme yapılırken, bölgede polis helikopterleri de keşif uçuşu yapıyor. Olay yerinde incelemelerde bulunan İstanbul Valisi Muammer Güler de gazeteciler yaptığı açıklamada saldırganların doğrudan vize kapısında görevli polislerin bulunduğu kulübeye saldırıda bulunduğunu söyledi. Polislerin karşılık vermesi üzerine çatışma çıktığını belirten Vali Güler, “3 polis memurumuz şehit verdik. Saldırıda bulunan 3 kişi olay yerinde öldürüldü. Olay yeri inceleme […]

Nihayet Ergenekon’un iddianamesi de oluyor

Medyakronikinfo@medyakronik.com Ergenekon soruşturması savcısı Zekeriya Öz, son operasyonlarda gözaltına alındıktan sonra tutuklanmaları istemiyle çıkarıldıkları mahkemeden bırakılan zanlıların serbest kalmalarına itiraz etti. Zekeriya Öz 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu itiraz dilekçesinde Mustafa Balbay’ın da aralarında bulunduğu 9 zanlının yeniden tutuklanmasını talep etti. Tutuklanması istenenler arasında, son operasyonda gözaltına alındıktan sonra savcılıktan serbest bırakılan Erol Mütercimler bulunmuyor. Savcı Öz’ün talebinin kabul edilmesi halinde Mustafa Balbay, Barbaros Hayrettin Altıntaş, İlker Güven, Ufuk Büyükçelebi, Neriman Aydın, Tunç Akkoç, Murat Avar, Hamza Demir ve Siyami Yalçın tutuklanacak. Bu arada soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra Metris’e konulan emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur ile Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün de, çete ve terör suçlarından yargılananlar için inşa edilen Kandıra F Tipi Cezaevine nakledildi.İddianame nihayet açıklanıyor Soruşturmanın başlamasının üzerinden 1 yıldan uzun bir zaman geçmesine rağmen, bir türlü hazırlanamayan iddianamede hafta sonuna kadar açıklanıyor. Anadolu Ajansı’nın haberine göre başsavcılığa sunulması beklenen iddianamede son operasyonda tutuklanan ya da gözaltına alınan zanlılar yer almayacak. Emekli paşalar Tolon ve Eruygur’un da bulunduğu kişilerle ilgili ek iddianame hazırlanacak. Yazımı biten iddianamenin, halen Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemine aktarılarak kayıt edilmesi işlemine devam ediliyor. Bu işlemin bitmesinin ardından tamamlanacak iddianamenin, önümüzdeki Cuma gününe kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sunulacağı öğrenildi. Bitme aşamasına gelen iddianamede, aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk ile İşçi Partisi Genel Başkanı (İP) Doğu Perinçek‘in de yer aldığı 48’i tutuklu 85 sanığın bulunduğu belirtildi. Toplam 40 bölümden oluşan ve 2500 sayfa olması beklenen iddianamenin 60 sayfasında sadece “Danıştay Saldırısı”nın ele alındığı belirtildi. İddianamede, ayrıca suikast sonucu öldürülen bazı kişilerin de adının geçtiği öğrenildi. 58 tutuklu var “Ergenekon Soruşturması” kapsamında, son olarak gözaltına alınan kişilerden önce, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ile Kuddusi Okkır’ın da bulunduğu 49 kişi tutuklanmıştı. Bu kişilerden sağlık sorunları nedeniyle tahliyesi kararlaştırılan Okkır, tedavi gördüğü Edirne’deki […]

Oramiral Örnek ısrarcı

Anadolu Ajansı Kapatılan Nokta Dergisi’nde yayımlanan “Darbe Günlükleri”nin sahibi emekli Oramiral Özden Örnek, avukatı aracılığıyla bir açıklama yaparak sözkonusu günlüklerin kendisine ait olmadığını söyledi. Örnek, avukatı Dicle Aras Örnek aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada 2007 Martında Nokta dergisinde yayımlanan haberi hatırlatara, “Günlüklerin bana ait olduğunu sadece Nokta Dergisi ve yazı dosyasını hazırlayan Alper Görmüş iddia etmektedir ve bugün birtakım medya da sadece bu iddialara dayanarak gerçek dışı yorumlar yapmakta ve kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir” dediSözkonusu haberi kaleme alan derginin eski Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş ise, günlüğün Özden Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bilgisayarından çıktığının tespit edildiğini belirterek, “Hakkımda beraatla sonuçlanan davayı temyize götürdük. Çünkü ben, ‘Bu günlükler gerçektir. Bana da bunu da mahkemede ispat hakkı verilmelidir’ diyorum. O nedenle davayı bir üst aşamaya taşıyoruz” dedi. Avukatından yazılı açıklama Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, bugün (7 Temmuz 2008), avukatı Dicle Aras Örnek aracılığıyla yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, son günlerde görsel ve yazılı basında şahsıyla ilgili doğru olmayan birtakım haber ve yorumların yapıldığını belirten Örnek, “2007 Mart ayında Nokta Dergisinde tarafıma ait olduğu ileri sürülen sözde günlüklere atfen bir yazı dosyası yayımlanmıştır. Söz konusu yazı dosyasının gerçeğe aykırı olduğu için kendisi tarafından derhal tekzip edildiğini, ayrıca yayındaki şahsına hakaret ve iftira içeren unsurlar şikayet sebebi yapılarak, kendisi tarafından Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına ilgililer aleyhinde suç duyurusunda bulunulup, dava açılmıştır” dedi. “Günlükler bana ait değil” Davada, son günlerde iddia edilenin aksine, CD olarak da sunulan günlüklerin kendisine ait olduğunun kanıtlanmadığını öne süren Örnek, “Önemle vurgulamak isterim ki, yargılama devam ederken şüphelilerin talebi ile Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığına dahi sözde günlükler ile ilgili arşivlerinde kayıt bulunup bulunmadığı yazı ile sorulmuş ve ilgili kurumlarca sözde günlükler ile ilgili kayıtlarında hiçbir bilgi bulunmadığı cevaben mahkemeye bildirilmiştir. Yani günlüklerin bana ait olduğunu sadece Nokta dergisi ve yazı dosyasını hazırlayan Alper Görmüş iddia etmektedir ve bugün birtakım medya […]

Mahkeme değil sirk

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın bugün yapılan 6. duruşmasında Coşkun İğci ilk kez dinlendi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 8’i tutuklu 19 sanığın yargılandığı davada Yasin Hayal’in eski eniştesi ve cinayetin işlendiği dönemde jandarma muhbiri olarak görev yapan Coşkun İğci, davanın tanığı iken sanığı haline geldiğinden yakınıp eski ifadelerini tekrar etti. İğci, “Vatandaşlık görevimi yaptım Hayal’in bu işi yapmaması için çalıştım, baktım engelleyemeyeceğim jandarma kolluk birimine bildirdim. Bildirdikten sonra 1-1,5 ay silah alacağım diyerek Ekim 2006’ya kadar onu oyaladım. Ondan sonra hiç görüşmedim” dedi.Dink cinayetinin duruşması, tetikçi Ogün Samast’ın 18 yaşını doldurması nedeniyle ilk kez basına ve izleyicilere de açıldı. Basına açık ilk duruşmaya sanıkların “sululukları” damga vurdu. Kendi aralarında eğlenen sanıklardan Samast, “Cinayetten önce beni Jennifer Lopez aradı” derken, cinayetin kilit ismi Erhan Tuncel sevgilisinin İsrail Cumhurbaşkanı’nın kızı olduğunu söyledi. Yasin Hayal ise gazeteciler aracılığıyla Muhsin Yazıcıoğlu’na selam gönderdi. İğci suikastı jandarmanın bildiğini yine söyledi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Dink davasının ilk ‘açık’ duruşmasına tutuklu sanıklar Ogün Samast, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Ahmet İskender, Mustafa Öztürk, Tuncay Uzundal ve tutuksuz yargılanan Coşkun İğci, Erbil Susaman, Veysel Toprak ve Salih Hacı Salihoğlu katıldı. Mahkeme karşısında ilk kez ifadesi alınan jandarma muhbiri İğci, Trabzon’da mahkemeye verdiği ifadeleri aynen tekrar etti. Sanıklardan bir tek Ahmet İskender’i tanıdığını belirten İğci, Yasin Hayal’in planladığı suikasttan haberdar olunca kendisini oyalamaya çalıştığını, engelleyemeyeceğini anlayınca da iki jandarmada istihbaratçısına durumu bildirdiğini anlattı. Jandarma istihbaratçılarını olaydan haberdar ettikten sonra Yasin Hayal ile Ekim 2006’dan itibaren görüşmediğini anlatan İğci, “Hrant Dink’in öldürüldüğünü duyunca şok oldum. ‘Eyvah Yasin bu işi yapmıştır’ dedim. Sonra Ogün Samast’ın ismini duyunca rahatladım. Olaylar aydınlığa kavuşunca Yasin’in de bu işin içinde olduğunu öğrendim” dedi. “Yasin bu olayı yapacak kişi değil” Mahkeme heyeti, duruşmada, Coşkun İğci”nin Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde talimatla alınan ifadesini […]

Eldiven: Eruygur’un üçüncü darbe planı

Medyakronikinfo@medyakronik.com Taraf gazetesinde bugün (7 Temmuz 2008) yayımlanan, “Kod Adı Eldiven: Ergenekon’un üçüncü Darbe Planı” başlıklı haberde, son operasyonlarda tutuklanan emekli orgeneral Şener Eruygur’un ofisinde ele geçirildiği iddia edilen planlara yer verildi. “Ergenekon’un dört yıldızlı tutuklusundan emekli Orgeneral Eruygur’un başarısız Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarından sonra Eldiven adlı üçüncü bir askeri müdahale planı daha hazırladığı anlaşıldı” denilen haber şöyle: Bugüne kadar, 2004 yılında adları Sarıkız ve Ayışığı olan iki darbe girişimi atlattığımızı biliyorduk. Meğer aynı dönemde üçüncü bir darbe girişimi daha atlatmışız. Ergenekon soruşturması kapsamında Emekli Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un ofisinde bulunan “Eldiven” adlı belge, üçüncü darbe girişimini tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Sarıkız ve Ayışığı’ndan farklı olarak “Eldiven”de bir şifre sistemi kullanmaya gerek duyulmamış. TSK’de uyumsuzluk Sarıkız ve Ayışığı’nın devamı olan yeni planın girişinde “TSK içinde darbe planlarını destekleme” bakımından uyumsuzluk olduğu belirtiliyor ve “bu uyumsuzluğu aşmak için yapılacaklar” art arda sıralanıyor. Kod adı “Eldiven” olan planın ana hedefi ‘TSK, Meclis, Bürokrasi ve yerel yönetimleri şekillendirmek’ olarak tanımlanıyor. Anayasa, kanunlar, tüzük, yönetmelikler ve “kırmızı kitabın” (Milli Güvenlik Siyaset Belgesi) yeniden hazırlanmasını içeren bu plan, “TSK merkezli halk” olarak tanımladığı bir hedefi de ortaya koyuyor. Deşifre olması durumunda, planın akim kalmaması için “idhar” (aşağılama) adı altında gerekli tedbirlerin alındığı vurgulanıyor. Hücre sistemi Planda tüm toplumsal kesimlerden insanların hücre sistemine göre örgütlenmesi hedefleniyor. Bu örgütlü kesimler kendilerine alan tahsis edilerek birbirleriyle irtibat halinde olmaksızın, neye hizmet ettiklerini bilmeden, deşifre olan unsurlarla ve esasen aynı işi yaptıklarını anlamadan faaliyet gösteriyorlar. Plan, “Dâhilî mutabakatın sağlanması,” “CMB (Cumhurbaşkanlığı) mutabakatının sağlanması,” “yıpratma,” “hazırlık ve geçiş,” “TSK Türk Halkı Projesi” olarak beş başlıktan oluşuyor. Planın içeriğinde kamuoyu oluşturmak amacıyla ne tür psikolojik harp taktiklerine başvurulacağı ve olaylar karşısında nelerin söyleneceği ana temalarıyla ortaya konuyor.İkna ve yaptırım “Eldiven”in ilk aşamasında yurt içinde dahili mutabakatın sağlanması hedefleniyor. Bu amaçla komuta kademesi içerisinde sürekli koordinasyon sağlanması, kurye kullanılması […]

Yeniden Kurulan Yaşamlar ve Mor Mühürler

Yeniden Kurulan Yaşamlar Müfide Pekin, Yeniden Kurulan Yaşamlar 1923 Türk-YunanZorunlu Nüfus Mübadelesi, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005 Osmanlı döneminde bilindik bir politikanın sonucu olarak, yüzyıllar boyunca, kazanılan yeni topraklardaki halkların, imparatorluk ve Müslüman kültürle entegrasyonu amacıyla, insanlar Anadolu’nun birçok yerinden büyük gruplar halinde düzenli olarak göç ettirildi. Bu göçlere sürgünler dahil değil. Osmanlı’nın Balkanlar’daki topraklarının hakimiyetini sağlamlaştırmak ve merkezi güce ait kültürle yeni topraklardaki halkın birlikteliğinin sağlanması için Anadolu’nun birçok yerinden Balkanlar’a göç ettirdiği halk, çok değil, birkaç kuşak sonra, Cumhuriyet döneminde yine aynı sebeplerden dolayı geri çağrılıyordu. 9 Eylül 1922’de Kurtuluş Savaşı İzmir kıyılarında fiilen bitip 6 Ekim’de işgal orduları İstanbul’dan çekildiğinde, sıcak savaş bitmişti ve fakat sıcak savaş yerini Yunan ve Türk hükümetleri arasında uzun yıllar sürecek siyasal bir savaşa bırakmıştı. Bu siyasal savaşın da bir sonucu olarak 30 0cak 1930’da Yunanistan’la imzanan 19 maddelik mübadele protokolünün ardından yaklaşık iki milyon kişi yer değiştirdi. 7-8 Kasım 2003’te Lozan Mübadilleri Vakfı ve AEGEE Ankara Sensiyon ortaklığıyla “Türk-Yunan Sivil Diyaloğu” programı çerçevesinde “Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve protokol”ün 80. yılı dolayısıyla iki günlük bir sempozyum düzenlendi. Sempozyum notlarının Müfide Pekin’in derlemeleriyle yayımlanabilir hale gelmesiyle birlikte, sempozyumun adı kitabın da adına dönüştü: Yeniden Kurulan Yaşamlar. Mor Mühürler Oya Baydar, Madrit’te Ölmek /Mirina Li Madrîdê, çev. Dilawer Zeraq, Lis yayınları, 2007 – Jaklin Çelik, İstasyonda Başladı Hayat/Jîyanê Li İstasyonê Dest Pê Kir, çev. Dilawer Zeraq, Lis yayınları, 2007 – Leyla Erbil, Üç Başlı Ejderha/Ejdehayê Sêserî, çev. Dilawer Zeraq, Lis yayınları, 2007 – Müge İplikçi, Yeni Kent Dedikoduları/Gelaciyên Bejarê Nû çev. Dilawer Zeraq, Lis yayınları, 2007. Sema Kaygusuz, Üşüyen/Efsirî, Dilawer Zeraq. Çev. Lal Laleş, Lis yayınları, 2007. Dünya siyasi anlayışı, geldiği nokta itibariyle gündelik hayatta yer edinen her objeye ve her ifade biçimine ‘kullanma zamanı’ geldiğinde siyasi bir anlam yükleyebiliyor. Türkçe dışındaki dillerin kullanımının, kıyafetlerden başlayıp selam verme şekline […]

Olağanüstü Hal ve Hukukun Antropolojik İşlevi

Giorgio Agamben, Olağanüstü Hal, Çeviren: Kemal Atakay, İstanbul: Varlık Yayınları, 2008. Agamben’in daha önce İstisna Hali başlığıyla Otonom Yayınları’ndan çıkmış olan kitabı bu kez Varlık Yayınları tarafından Olağanüstü Hal başlığıyla yayınlandı. Çevirisinde herhangi bir değişiklik olmayan bu kitap, Agamben’in son dönem siyaset felsefesi tartışmalarına damgasını vurmuş olağanüstü hal/istisna hali kavramsallaştırmasının kısa ama yoğun risalesi. Modern siyasetin kriz anlarında hukuku askıya alarak siyasetin de alanını ortadan kaldırması durumunu ifade eden istisna hali mefhumu hukuk ile siyasal yaşam arasında bir belirsizlik mıntıkası meydana getiriyor. İşte bu belirsizlik mıntıkası böyle bir sahada karar merciinin meşruiyetini nereden aldığı sorusunu beraberinde getiriyor. Bu eksende modern zamanlarda siyasal olarak hareket etmenin ne anlama geldiği sorusunun modern siyasal düzeni kavramak bakımından kilit soru olduğunu savunuyor Agamben. Nazi rejiminin hukukçusu olarak tanınan Carl Schmitt ve Walter Benjamin’in modern hukuk düzenine yönelik eleştiri ve yaklaşımlarından ilham alan Agamben, siyaseti, onu hukuksal müzakereye indirgeyen modern yaklaşıma alternatif olarak, sahih bir yaşama etkinliği haline getirmenin yol yordamlarını araştırıyor bu kitapta. Alain Supiot, Homo Juridicus, Hukukun Antropolojik İşlevi Üzerine Deneme, Çeviren: Bige Açımuz Ünal, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2008. Modern zamanların temel yönetim tekniği, yığınları sevk ve idarenin seküler membaı olan hukukun, şimdiki niteliklerinin yol açtığı arızalara dikkat çeken çalışmalar son yıllarda bir hayli arttı. Adaletin tesisinin artık hesaplanabilir birtakım rasyonel süreçler ve tekniklere indirgendiği modern hukuk düşüncesi, kaynağındaki mistik ve antropolojik işlevden bilimsellik uğruna kendini alabildiğine arındırmaya çabalıyor. Böylelikle hukuk, ortak yaşam idealinin cisimlendiği bir kurallar manzumesi olmaktan çıkıp, birbirinden kopuk modern bireylerin haklarının tedrici bir biçimde evrenselleştirilmesine çabalayan teknik bir uğraşı haline geldi. Alan Supiot’un bu çalışması hukuk düşüncesinin kaynağındaki mistik ve antropolojik işlevin yeniden kazandırılmasının insanlığın ortak yaşam ideali açısından hayatiyet arzettiğini ve bunun başarılamaması durumunda radikal bireyciliğin pençesinde bir yönetim teknolojisi olarak hukukun barbarlığa, Batı köktenciliğine ve medeniyetler çatışmasına giden kapıyı ardına kadar aralayacağına dikkat çekiyor. Kitap, yasağın […]

Heavy Metal’in Tanrıları İstanbul’da

Semih Sakasemihsaka@gmail.com 1970’te kurulan ve Rock’n Roll’dan Heavy Metal’e uzanan hayatı boyunca giderek sertleşen Judas Priest, “Heavy Metal’in Tanrıları” sıfatını 1990’da çıkardığı “Painkiller” albümündeki “Metal Gods” isimli şarkıdan alıyor. İlk kez Türkiye’ye gelecek olan Judas Priest, 17 Haziran 2008’de çıkardığı “Nostradamus” albümünün turnesinde olduğu da hesaba katılırsa, Heavy Metalcilerde heyecan dalgasına yol açtı. Çocukluk arkadaşı olan K.K. Downing ve Ian Hill tarafından kurulan Judas Priest, adını Bob Dylan’ın “The Ballad of Frankie Lee and Judas Priest” adlı şarkısından alıyor. İlk yıllarda kadrosunda birçok değişiklik olan grup, zorluklar ve parasızlıkla boğuşarak albümler çıkartmaya devam ediyor. 1977’de çıkardıkları “Sin After Sin” ile müzik listelerini zorlamaya başlayan JP, o günden beri ne yayınlarsa yayınlasın dünya müzik listelerinin başında. Ve toplam 35 milyondan fazla albüm satabilmiş nadir gruplardan biri. Bugün Heavy Metal’le uğraşıp da Judas Priest’ten etkilenmeyen bir grup yok gibi. Death, Helloween, Testament, Fates Warning, Mercyful Fate, Strapping Young Lad, Nevermore, Overkill, Kreator, Iced Earth, Blind Guardian, Annihilator, Witchery, Therion, Skid Row gibi daha onlarca büyük grup Judas Priest’e adanmış şarkılar ve cover’lar yaptı. Yine kendilerine adanmış onlarca albüm ve sadece onların şarkılarını yorumlamak için kurulmuş onlarca grup var. Nihayet Judas Priest, Radyo Eksen ve BKM’nin ortak organizasyonuyla 13 Temmuz’da Boğaz’da sahne alacak. Tabii kendilerini dinlemeye giden yüzlerce Heavy Metal sever de orada olacak. Her zaman sert kalmış ve sonsuza dek öyle kalacak bir grup Judas Priest. Yaşları 60’lara dayanmış koca koca adamlardan bahsediyoruz… Kimler geldi, kimler geçti Vokalde Alan Atkins ve davulda John Ellis’ten oluşan kadrosuyla birçok konser verdi. 1971’de John Ellis’in gruptan ayrılışıyla yerine Chris Campbell geldi. 1972’yi yollarda geçiren grup, 1973’te Alan Atkins’in ve Steve Campbell’in ayrılışını vokalde Rob Halford ve davulda John Hinch ile doldurdu. Bu kadroyla ilk albümleri “Rocka Rolla”yı 1974’te çıkardılar. Bu arada gruba gitarda Glenn Tipton katıldı. 1975’te Hinch’in yerine Alan Moore geldi ve grup bu […]

Ergenekon’da tutuklananlar ve salıverilenler

Emniyetteki sorgularının ardından İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen emekli Orgeneral Şener Eruygur ve emekli Orgeneral Hurşit Tolon tutuklandı. 3 günlük gözaltı süreleri dün sabah savcılıkta sorguları sürerken sona eren, ancak sorgulamayı tamamlayamayan Savcılığın, Ankara’dan İstanbul’a getirilişleri sırasındaki süreyi gözaltı süresinden düşmesi nedeniyle sorguları sürdürülen Tolon ve Eruygur, sorgularının saat 01.45’de bitmesinin ardından tutuklandılar. Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi ilk olarak emekli orgeneral Hurşit Tolon’un ifadesini aldı ve ardından Şener Eruygur’un ifade alımına başlandı. Tolon ve Eruygur, terör örgütü lideri olmakla suçlanıyor. İki emekli Orgeneral sivil polis araçları eşliğinde Metris Cezaevi’ne gönderildi. Tolon ve Eruygur’un avukatları ise tutuklama kararının ardından basın mensuplarına yaptıkları açıklamada, müvekkillerinin adil yargılanmadığını, bu nedenle karara itiraz edeceklerini söylediler. Daha önce de emekli Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Emekli Albay Atilla Uğur, Tümamiral İlker Güven, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Neriman Aydın, emekli binbaşı Erol Mütercimler, Prof. Ercüment Ovalı, Adnan Türkkan Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, İşçi Partisi Öncü Gençlik Genel Başkan Yardımcısı Tunç Akkoç, Siyami Yalçın, Murat Avar ve Hamza Demir serbest birakılırken Barbaros Hayrettin Altıntaş, Osman Gürbüz, Durmuş Ali Özoğlu, Kemal Aydın Emekli Albay Atilla Uğur, İbrahim Özcan ve ADD Kadıköy Şube Başkanı Birol Başaran tutuklanmıştı. Böylece soruşturmanın son aşamasında tutuklananların sayısı 10’a, soruşturmanın başında beri tutuklananların sayısı ise 58’e yükseldi. Tutuklananlar, “Anayasal düzeni yıkmak, halkı silahlı isyana teşvik etmek ve Ergenekon terör örgütüne üye olmak”la suçlanıyor. Bu haftasonu açıklanacağı belirtilen ve 2 bin 500 sayfa olduğu söylenen iddianamenin ise henüz hazır olmadığı öğrenildi.

Hrant için adalet için 7 Temmuz’da Beşiktaş’ta

Erol ÖnderoğluBianet Hrant Dink’in arkadaşları, “Hrant için, Adalet için mahkemeye! 1 yıl oldu. Ne oldu?” çağrısıyla 7 Temmuz’da (Pazartesi) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edecek cinayet davası için kamuoyundan ilgi bekliyor. Agos gazetesi Yayın yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili İstanbul 14. Ağır ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın 6. duruşmasında Hrant’ın arkadaşları, 7 Temmuz’da Beşiktaş Meydanı’nda saat 9.30’da bir araya gelerek adalet istemeye devam edecekler. “Susmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Adalet istiyoruz” Hrant’ın öldürülmesinin üstünden 535 gün, katil zanlısının yakalanmasının üstünden de 534 gün geçtiğini anımsatan Hrant’ın arkadaşları, davanın ilk duruşmasından bugüne kadar bir yılın geçtiğini belirterek, “Beş duruşmada bir adım yol alınmadı” dediler. Yargılamada gelinen aşama da, “O.S., Ogün Samast’a dönüştü, planlı pusunun hikayesi ekranlarda anlatıldı. Adalet istedik. Er ya da geç ortaya çıkacağını umduğumuz gerçeklerin adalet tarafından da görülüp, anlaşılması ve değerlendirilmesi için ne kadar daha beklemek zorundayız?” açıklamasıyla eleştirildi. “Hrant için, adalet için yine mahkemede olacağız. Biz susalım istediler. Susmadık. Vazgeçmedik. Susmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Adalet istedik. Adaletin tecelli edeceğine şahit olmak istiyoruz. Hrant için, adalet için toplanıyoruz.” Sanık Coşkun İğci ve tanıklar dinlenecek Cinayet davasında, tetikçi zanlısı Ogün Samast’ın 18 yaşını doldurduğu için bu altıncı duruşmanın basına açık olarak görülmeye bekleniyor. Duruşmada, “azmettirici” olarak yargılanan Yasin Hayal’in halasının eski eşi ve cinayetin işlendiği dönemde jandarma muhbiri olarak görev yapan Coşkun İğci de dinlenecek. Mahkeme, 10’a yakın tanıktan duruşmaya gelenlerden cinayetin nasıl işlendiği konusunda bilgi alacak.Trabzon’un tanığı İğci İstanbul’un 19. sanığı 12’si tutuklu toplam 18 sanık hakkında açılan davada mahkeme, daha ilk duruşmada dört sanığın tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Ardından jandarma muhbiri İğci de 19. sanık olarak davaya dahil edildi. Bu kişi, daha önce mahkemeye gelmiş ancak avukatı olmadığı için ifade verememişti.

Anayasa Mahkemesi hızlı çıktı

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davasında, parti adına yapılan sözlü savunmanın ardından Anayasa Mahkemesinden ayrılırken gazetecilere açıklamalarda bulundu. Paksüt, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile TBMM Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın Parti adına yaptığı sözlü savunmanın tutanak heline getirileceğini belirtti. Sözlü savunmanın yazılı bir metin olmadığı için ilaveleri bulunduğunu ve yazılı metnin çok uzun olduğunu söyleyen Paksüt, “Sayın Çiçek, aynen anlatmadı, bazı yerlere ilaveler yaptı. O nedenle tutanak haline getirilmesi biraz zaman alabilir. Kendileri basına da verecektir. Bu konuda bizim söyleyeceğimiz birşey yok” diye konuştu. Sözlü savunmanın davada görevlendirilen raportöre verilmediğini belirten Paksüt, “Raportör, bundan sonra çalışmaya başlayacak. Raportörümüz derhal çalışmaya başlayacak. En kısa zamanda raporunu sunacak. Bir gün vermek mümkün değil. Raportörümüz raporunu sunduktan sonra heyetçe incelemeye başlayacağız. Çok fazla ek ve delil var. Çok esaslı bir inceleme olacak, ama davayı mümkün olan kısa süre içinde sonuçlandırma konusunda bir niyet var” dedi. Gazetecilerin soruları üzerine sözlü savunmanın henüz tutanak haline getirilmediğini yineleyen Paksüt, şöyle konuştu:“Sebebi şu; Sayın Cemil Çiçek’in anlatımları bildiğiniz gibi uzun sürdü. Bu anlatımların içinde, kendisi elinde yazılı metin olduğu halde buradan aynen okumadı, eklemeler yaptı. Birçok değişiklikler var, ama hepsini birden mahkememize sundu. Dolayısıyla hepsi kayda girmiş olacak, dosyalarımıza girmiş olacak ve anlatımlarını destekleyen ekler de verdi. Bunlar da dosyaya girdi. Dolayısıyla raportörümüz bunların hepsini inceleyecek, ondan sonra da raporunu hazırlayacak. Çok kapsamlı bir iş. Fakat en kısa zamanda yapılacak. Gün söyleyemeyeceğim.”

AKP anayasa Mahkemesi’nde “sözlü”deydi

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın sözlü mütalaasının ardından Adalet ve Kalkınma Partisi de, bugün (3 Temmuz 2008) Anayasa Mahkemesi’ne sözlü savunmasını verdi. Savunmayı yapan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, AKP’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığını, Başbakan Tayyip Erdoğan ve parti yöneticilerinin beyan ve açıklamalarının ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini” savundu. Anayasa Mahkemesi’nin HAKPAR kapatma davasındaki gerekçeli kararının örnek gösterildiği ve “Parti kapatma davalarında yeni bir dönemi başlatan içtihat” olarak nitelendiği savunmada, “Anayasa Mahkemesi’nin kararı davayı hukuki yönden çökertmektedir” denildi. Eylem kategorisi dışında kalan düşünce açıklaması, öneri, tüzük, program ve benzeri verilerin hiçbir şekilde kapatmanın nedeni sayılamayacağı vurgulanan savunmasında AKP, davanın açıldığı tarihten sonra yapılan beyan ve açıklamaların da delil olarak sunulamayacağının altını çizdi. Yalçınkaya’nın iddiaları kabul edilmedi AKP’nin kapatılması istemesiyle Anayasa Mahkemesi’nde açılan davada parti sözcüleri dün mahkemeye sözlü savunmalarını sundu. AKP adına sözlü savunmayı Çiçek, Bozdağ’ın dosya desteğiyle yaptı. Öğle arası verilen savunmada, AKP kurmayları bu arada Başbakan Erdoğan ile bir araya gelerek bilgi verdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesi, yazılı ve sözlü mütalaasındaki suçlamaların kabul edilmediği savunmada, partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığı vurgulandı. Başbakan Erdoğan ve parti yöneticilerinin, iddianamede laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna delil olarak gösterilen beyan ve açıklamalarının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin altı çizildi. HAKPAR örneği Savunmada, Anayasa Mahkemesi’nin 3 gün önce Resmi Gazete’de yayımlanan HAKPAR kapatma davasıyla ilgili gerekçeli kararı örnek gösterildi. Savunmada, Anayasa Mahkemesi’nin HAKPAR kararı ile “parti kapatma davalarında yeni bir içtihat başlattığı, eylem kategorisi dışında kalan düşünce açıklamaları, öneriler, tüzükler, programlar, projeler ve benzeri verilerin hiçbir şekilde kapatmanın sebebi kılınamayacağı” belirtildi. Savunmada, “Esasen Anayasa Mahkemenizin HAKPAR kararı ile kurduğu içtihat davayı hukuki temelden çökertmektedir” denildi. Savunmada, gerekçeli karardaki “Tüzük ve programında ifade edildiği biçimde partinin, Kürt sorunu olarak ele alıp değerlendirdiği soruna, kendine göre çözüm önerileri getirmesi, vatandaşlık temelinde ulus kavramının reddi olarak […]

“Affedersiniz ahır!”

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Tuzla’da yaşanan işçi ölümleri nedeniyle kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’nun bilgisine başvurduğu Tuzla kaymakamı Fahri Keser, tersane işçilerinin kaldığı yerleri, “Affedersiniz ahır” diye tanımladı. Tuzla bölgesinde bulunan işçi barınaklarının bir çoğuna giderek denetim yaptığını belirten Keser 40 metrekarede 20 kişinin yatmak zorunda kaldığını belirterek, “Mekan eski bir depo veya affedersiniz ahır. Tuzla’nın köy olduğu dönemlerde ahır olarak kullanılmış yerler, şimdi bu kişilere mekan olarak veriliyor. Tuvalet ya hiç yok, ya da sadece bir tane. O da yasal olmayan şekilde sonradan yapılmış. Şifon sistemi yok. Lavabo yok. Sıcak suyu düşünmek bile abes. Banyo hiç yok. Eski ranzalar ve vıcık vıcık yataklar” dedi.Sigortasız işçi çok Son 1 yılda 99 işçinin hayatını kaybetmesiyle kamuoyunun gündemine yerleşen ve sıklıkla yaşanan “iş cinayetleri” nedeniyle TBMM’de kurulanAraştırma Komisyonu’na, bugün (3 Temmuz) Tuzla Kaymakamı Fahri Keser bilgi verdi. Tuzla’da taşeronluk sisteminin kalkabileceğini, ancak bu bölgedeki tersanelerin uygun olmadığını savunan Keser, bunun için 4 geminin aynı anda kızağa konacak tersanelere ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Tersanelerde sigortasız işçi çalıştırıldığını, bunların sayısının da oldukça fazla olduğunu anlatan Keser, “Bunu da Kaymakamlığa yeşil kart için gelenlerin başvurularında, ‘Tersanelerde ara işlerde çalışarak geçimimi sağlıyorum’ şeklindeki beyanlardan çıkarıyorum” dedi. “Ahır” kirası bin 400 YTL Bu tür beyanda bulunanlara yeşil kart vermediklerini, işçileri böylece sigortalı olmaya zorladıklarını anlatan Keser, 150 bin nüfusu olan ilçede 6 bin kişinin yeşil kartının bulunduğunu bildirdi. Keser, emisyon hacimleri nedeniyle Tuzla’daki tersanelerin ruhsat almasının da zor olduğunu ifade ederek, 49 tersaneden sadece 6’sının ruhsatlı çalıştığını söyledi. Tuzla bölgesinde bulunan işçi barınaklarının bir çoğuna giderek denetim yaptığını da belirten Keser gördüklerini şöyle anlattı:“İşçi barınma yerlerinde 40 metre karelik alanda 20 kişi yatıyor. Mekan eski bir depo veya affedersiniz ahır. Tuzla’nın köy olduğu dönemlerde ahır olarak kullanılmış yerler, şimdi bu kişilere mekan olarak veriliyor. Tuvalet ya hiç yok, ya da sadece bir tane. O da yasal olmayan şekilde sonradan yapılmış. Sifon […]

Mitinglerde konuştu, emniyette susuyor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Ergenekon soruşturması kapsamında 5 ayrı kentte gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınan zanlıların sorguları bugün (3 Temmuz) başladı. Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’dan sonra emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur da “susma hakkını” kullanacağını beyan ederek ifade vermeyi reddetti. 2 günlük gözaltı süresi dolan ve savcılıktan 1 gün daha ek gözetim izni alınan zanlılardan Balbay ile Tolon ve Eruygur dışındakilerin sorgusu başladı. Sorgusu tamamlanan 4 zanlı ise öğleden sonra, soruşturmanın yürütüldüğü Beşiktaş’taki Ağır Ceza Mahkemesi Savcılığı’na sevkedildi. Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan son operasyonlarda Ankara, İstanbul, Trabzon, Antalya ve Erzurum’da yapılan eşzamanlı operasyonlarda aralarında emekli paşalar ve gazetecilerin de bulunduğu 22 kişi gözaltına alınmıştı. Bir kişi tutuklandı Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan 23 kişinin 48 saatlik ilk gözaltı süresi bu sabah doldu. Gözaltılar sırasında el konulan belgelerin incelenmesi sonrasında soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısının talebi üzerine zanlıların gözaltında tutulma süresi 1 gün uzatıldı. Ancak emniyetteki sorguları tamamlanan İşçi Partisi (İP) Öncü Gençlik Genel Başkan Yardımcısı Tunç Akkoç ile Barbaros Hayrettin Altıntaş adliyeye sevk edildi. Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilen Akkoç ve Altıntaş, hâkim ve savcıların kullandığı kapıdan alındı. Buradaki adli tabiplikte sağlık kontrolünden geçirilen zanlılar daha sonra savcılık sorgusuna alındı. Tunç ve Altıntaş’ın bulunduğu araç adliyeye girerken Türkiye Gençlik Birliği üyesi bir grup, dövizler açarak slogan attı. Akşam saatlerinde ise Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, Erzurum’da gözaltına alınan Murat Avar ve müteahhit Siyami Yalçın ile Hamza Demir de adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgusu tamamlanan zanlılardan Barbaros Hayrettin Altuntaş tutuklanırken, diğerleri serbest bırakıldı. Emniyette ifade vermeyi reddeden gazeteci Balbay ile orgeneraller Eruygur ve Toldn’un da işlemlerini tamamlandığı ancak yarın (4 Temmuz) sabah savcılığa çıkarılacağı öğrenildi. Eruygur da “susma hakkı”nı kullanıyor Dün avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada kendisine yöneltilen suçlamanın ne olduğunu bilmediğini, hâkim ve savcıların karşısına çıkarılana kadar da “susma hakkını” kullanacağını açıklayan gazeteci Mustafa Balbay’dan sonra emekli […]

Alevilerin isteği: Madımak Utanç Müzesi

Fatma ŞişliYelda Ülker Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubesi’nin çağrısıyla, Sivas katliamının yıldönümü olan dün (2 Temmuz) Kadıköy meydanında toplanan yaklaşık 10 bin kişi olaylarda ölenleri andı. 37 kişiye mezar olan Madımak Oteli’nin müze olması talebini, “Madımak Oteli müze olacak” sloganıyla bir kez daha dillendirdi. Madımak Oteli’nin müze olmasının olayın unutulmamasını ve bir daha yaşanmamasını sağlayacağını düşünen ancak taleplerinin yerine getirilmemesine “parasızlığın” neden olarak gösterilmesine ise inanmayan Aleviler, “Gerekirse parayı bizler toplarız” dedi. Mitinge katılanlara Sivas’ın ne anlama geldiğini, otelin müze olması hakkındaki düşüncelerini sorduk:Alevi gençler gayet net, “Madımak katliamı faşist zihniyetin bir sonucudur. Zihniyet değişmedikçe de bu sorunlar devam eder” diyor. Özgür Demokrat Alevi Hareketi üyesi gençler, sorunları çözmenin ilk adımı olarak da Madımak Oteli’nin müze yapılmasının olduğunda hemfikir. Madımak otelinin müze yapılmamasının utanç verici olduğunu belirten Özgür Demokrat Alevi Hareketi üyesi Lütfi Durmuş ise, “Otelin altında kebap salonunun bulunmasını ve orada et yiyen zihniyeti anlamıyorum” diyor. Mitinge katılanlardan biri, “Müze olsun istiyorum ama yaşananlardan dolayı duymamamız gereken utancın, insanlık adına duyduğumuz utancın müzesi olsun. Yoksa sırf kitleleri memnun etmek için olacaksa kalsın o kebapçı orada. Utanmayacaksak o binaya baktığımızda o kebapçıda insanlar yesinler kebaplarını” diye konuşuyor. Ellerinde, “AKP ve CHP Alevi halkın düşmanıdır.” yazılı pankartlarla yürüyenlerin ortak fikri de hiçbir siyasi partinin yanlarında olmadığı. Seçim zamanı tüm siyasi partilerin, göstermelik ilgilerine kızan Aleviler yalnız olduklarını düşünüyor. Bir kadın Alevilerle ilgili sorunların tüm partiler için siyasi malzeme olarak kullanıldığını anlatıyor: “CHP, AKP ve MHP hepsi de aynı. Hem o dönemde hem de bugüne kadarki hükümetler Sivas katliamının aydınlatılması konusunda samimiyetsiz. Çözüm değil geçiştirme derdindeler. Madımak otelini yakanlar Ebru Süfya’nın torunlarıydı. Benim 12 Eylül’de işkence gören kardeşim vize alıp yurtdışına gidemezken Hizbullahçı başörtülü gidebiliyor”.

Nokta Günlükler’i boşuna yayımlamış! Gazeteciler zaten her şeyi biliyormuş!

Alper görmüşagormus@kronikmedya.com Dün (1 Temmuz) CNN Türk’teki “Tarafsız Bölge”de, Ergenekon gözaltılarının Şener Eruygur ve onun dönemindeki bazı yüksek rütbeli subaylara kadar ulaşması üzerinde duruldu. Hürriyet, Sabah ve Milliyet’in Ankara temsilcileri Enis Berberoğlu, Muharrem Sarıkaya ve Fikret Bila, bence de doğru bir yorumla, Ergenekon’un artık ve esas olarak 2004’teki darbe girişimlerini sorgulayan bir yöne evrildiğini tespit ettiler.Garip bir havası vardı tartışmanın… Temsilciler, net olarak değilse de imalı cümlelerle, aslında o zamanlar bu girişimlerden kendilerinin de haberdar olduklarını hissettirdiler izleyicilere. Tartışmanın “Ankaralı” olmayan tek gazetecisi Mehmet Altan da “ah siz Ankara gazetecileri, bilirsiniz, söylemezsiniz” iğnelemelerini hiç eksik etmedi program boyunca. Mehmet Altan bir başka televizyon kanalı için stüdyoyu terk ettikten sonra, üç gazeteci epeyce rahatlamış gibi geldi bana; yanılıyor da olabilirim. Berkan ve “birkaç gazeteci” daha Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, bugünkü yazısında daha da açığını yazdı:“Daha sonra ortaya çıkacak olan dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in günlükleri, ‘Sarıkız’ kod adıyla bir darbe planının hazırlandığını, Genelkurmay Başkanı’na rağmen bu planın uygulanması için düğmeye basıp basmamanın konuşulduğunu ortaya koyacaktı.“Hoş, bu günlüklerin doğrulamasına da gerek yok. O dönem hükümetin bu plandan kod adı dahil her bakımdan haberdar olduğuna dair bilgi sahibi birkaç gazeteciden biriyim. Ama hükümetin önde gelenleri o zamandan beri, ‘Bu eylemli darbe girişimine karşı adli mekanizmayı neden çalıştırmadınız?’ sorusunu cevapsız bırakıyorlar.”Ben, İsmet Berkan’ın “Ergenekon” ve “Çeteler” konusunda son aylarda yazdıklarını önemsiyorum, bilhassa 6 gün süren dizisini çok değerli buluyorum; nitekim bu dizi sayesinde basında konu yeniden canlandı, yeni bir tartışma başladı. Fakat bu böyle diye, zamanında yapılmayanları sorgulamayacak değiliz.Berkan, her şeyi bildiği halde “adli mekanizmayı çalıştırmayan” hükümeti eleştirirken yerden göğe haklı. Fakat ben de ona sormak isterim: “O dönem hükümetin bu plandan kod adı dahil her bakımdan haberdar olduğuna dair bilgi sahibi birkaç gazeteciden biri olarak” bu bilgiyi kamuoyuyla paylaştınız mı? Bu yolla hükümet üzerinde bir baskı oluşturdunuz mu?Benim bildiğim, […]