Kategori Genel

Koyunlar küçülürken marmotlar büyüyordu…

HaberVs Küresel ısınmayla büyüyen marmotlar iklim değişikliğinin yeni habercileri. Küresel ısınmayla beraber kısalan kışlar, marmotların kış uykularından daha erken uyanmalarına, bu da hem beden ağırlıklarında hem de sayılarında önemli bir artışa yol açıyor. Imperial College London’da araştırma yapan Türk bilimadamı Dr. Arpat Özgül ve çalışma arkadaşları, dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Nature‘da iklim değişikliği üzerine yeni bir makale yayımladı. Nature’ın bu haftaki sayısında kapak konusu olarak okurlarına duyurduğu bu araştırmada Dr. Özgül, büyük bir yersincabı türü olan marmotların küresel ısınma sonucu meydana gelen iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğini inceliyor. Özgül, bir başka önemli bilim dergisi Science’da Temmuz 2009’da yayınlanan “İklim değişikliği ve küçülen koyunların sırrı” isimli makalesiyle bilim dünyasında ilgi uyandırmış ve dünyanın önde gelen yayın organlarında haber olmuştu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde tamamlayan genç bilim adamı çalışmalarına ekim ayından itibaren Cambridge Üniversitesi’nde devam edecek. Isınmayla büyüyen hayvan Küresel ısınmanın sebep olduğu düşünülen iklim değişikliği neticesinde gittikçe kısalan kışlar, marmotların kış uykularından daha erken uyanmalarına neden oluyor. Kış uykusundan eskiye göre daha erken uyanan marmotlar daha erken yavruluyor ve bir sonraki kış uykusuna kadar daha uzun süre beslenme şansı yakalıyor. Ortalama beden ağırlıklarının artmasıyla, kış uykusuna daha besili giren bireylerin hayatta kalma ve ertesi sene üreme şansları da artmakta. Tüm bu süreç, son birkaç yılda marmotların sayısının hızla artmasına yol açmış. İngiltere ve Amerikan üniversitelerinden bilim insanlarının ortak yürüttüğü bu araştırma küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu mevsimsel değişimlerin bir hayvan türünün hem fiziksel özelliklerini, hem de popülasyon büyüklüğünü nasıl etkilediğini açıkça gösteren ender çalışmalardan birisi. Colorado’daki Kayalık Dağlar’da yaşayan büyük bir yersincabı türü olan sarı-karınlı marmotlar yılın soğuk ve sert geçen yedi sekiz ayını yeraltına kazdıkları yuvalarda kış uykusunda geçiriyor ve bu esnada beden ağırlıklarının yüzde kırkını kaybediyorlar. Kış uykusu öncesinde depoladıkları yağ, zorlu kış aylarında sağ kalmalarını ve sonrasındaki üremelerini belirleyen en önemli faktör. Makalenin baş yazarı Dr. […]

Unesco denies report that Istanbul not on Endangered Heritage List

Is Istanbul’s historical areas are going to remain on UNESCO’s World Heritage List or not was one of the questions discussed between the authorities and experts critical of the municipal administration’s policies that they claim are destroying the centuries-old monuments and neighborhoods. Recently a dispatch from the semi-official Anatolian Agency datelined Paris brought the issue to foreground once again. The dispatch quoted a UNESCO official as saying that Istanbul was not among the sites that might be knocked off the World Heritage List. The dispatch was widely used by the Turkish newspapers with headlines declaring, “UNESCO announces, Istanbul not on the endangered heritage list.” News, etc. contacted UNESCO directly and found out that no such announcement was made. UNESCO’s Press Officer Cathy Nolan replying to News, etc. said, “I spoke to Ms Rossler (The official in charge of the World Heritage List’s North America and Europe section) after receiving your message and she denied emphatically and categorically that any official statement had been made by UNESCO concerning Istanbul and whether or not its status would be discussed at the next World Heritage committee meeting. As you say, it is UNESCO’s policy not to comment on such matters before the meeting.” Asked for further clarification of the matter, Nolan sent a second mail that said: “Dear Gokhan Tan, Excuse me if I was not sufficiently clear. UNESCO has not made any statement about the possible outcome of any discussion regarding Istanbul during the next committee meeting. This is what I was told by the World Heritage Centre yesterday. We do not know the source of these headlines, but as far as the UNESCO World Heritage Centre is concerned, they are not based on fact.” World Heritage Committee will hold its 34th session in Brazil on August 3rd. The committee is composed […]

Constitutional Court ratifies amendments with minor changes

News, etc. Turkey’s Constitutional Court passed 26 articles amending the Constitution with only deleting 33 words in two articles related to the election of members to the court itself and the Supreme Board of Judges and Prosecutors (HSYK). The Court’s decision made public by its chief Hasim Kilic after a secret session did not satisfy either the government or the opposition parties, according to reports in the Turkish media. The amendments passed by the Turkish Parliament in May mainly through the support of the ruling Justice and Development Party (AKP) had authorized the President of the Republic to nominate four members to the HSYK from among “academics from political sciences and economics and high-level administrators.” Following the changes made by the Constitutional Court, the President will be able to nominate members to the board only from among the jurists and lawyers. The Court also repealed the stipulation that members of the judicial bodies like bar associations, Supreme Court (Yargitay), Supreme Administrative Court (Danistay) and Supreme Court of Public Accounts (Sayistay) should only vote for a single candidate while electing their quota of candidates both to the Constitutional Court and HSYK. With this change the voters will continue to be able to list the candidates according to their personal preferences on their ballots. For example, voting for only a single candidate would have enabled candidates to be elected to the Constitutional Court from the 250-member Yargitay by only 40 or 50 votes while with the present change a minimum of 126 votes will be necessary to become a candidate for the post. According to the amendments, the President will then nominate one of the three candidates for each post in the Constitutional Court and HSYK put before him by the high judicial organs and bar associations. The Court’s decision revived the […]

Sokak Kitabı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü’nün liselerde yürüttüğü üç yıllık çalışmanın sonunda lise öğrencilerinin kendi sokaklarını anlattığı “Sokak Kitabı – Liselilerin İstanbul Sokakları” başlıklı kitap yayınlandı. Proje, son üç yılın Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi, Sanat Yönetimi ve Kültür Yönetimi bölümlerinde okuyan son sınıf öğrencileri tarafından gerçekleştirildi. Üç yıl boyunca yaklaşık 24 üniversite öğrencisinin görev aldığı proje kapsamında İstanbul’da farklı ilçelerden ve semtlerden çok sayıda liseye gidildi ve binlerce öğrenciye proje anlatıldı. Sonuçta değişik okullardan ve semtlerden 106 öğrencinin 34 ilçeden 106 farklı semti ve sokağı anlattığı özgün bir kent kültürü çalışması ortaya çıktı. Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Program Koordinatörü Doç. Dr. Serhan Ada’nın dediği gibi kendilerinden yalnızca test çözmeleri ve çok çalışıp üniversiteye kapağı atmaları beklenen lise öğrencileri bunca “önemli” işlerinin arasında sokaklara –en azından kendi sokaklarına- çıkıp etraflarına bakıp yaşadıkları çevreyi fark edip bunu yazıya döktüler. Serhan Ada, bu kitabın zaman içinde önemli bir belge değeri kazanacağını, 2008-2010 yıllarında İstanbul’un sokaklarının kesitini çıkartan, gençlerin hayatlarını ve hayallerini yansıtan bir belge olacağını belirtiyor. Ada’ya göre her tartışmanın kültüre ve kültür başkentine bağlandığı İstanbul’da, liseli gençlerin hazırladığı bu kitap, kentteki hayata, özel hayatlara, komşuluğa ve geçen zamana bir bakış fırsatı yaratıyor. Bu yönüyle de İstanbul 2010 projelerinden maddi bir katkı almasa da İstanbul 2010 projesine önemli bir katkı sunuyor. 2007-2008 döneminde “Liseliler 2010’a katılıyor” projesi kapsamında başlayan ancak daha sonra gelişen ve ayrı bir proje olarak ortaya çıkan Liselilerin İstanbul Sokakları, Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında çıktı ve şu anda İstanbul’daki tüm liselere dağıtılıyor. Projede Bilgi Üniversitesi Öğrencilerinin yanısıra çok sayıda öğretim görevlisinin de katkısı var. Projeye son dönemde dahil olan ve kitabın editör yardımcılığını da yapan Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Bölümü son sınıf öğrencisi Şiyar Kubilay, lise öğrencisi gençlerin kültür tüketicisi olarak yüksek bir potansiyel taşımasına rağmen yerine getirmek zorunda oldukları […]

Is the surge in terror result of Turkey’s messing up its foreign policy?

Niyazi Dalyancı Is the recent surge in Kurdish separatist terror the result of Turkey’s mismanagement in foreign policy? Turkey is debating this question as the number of dead among government forces reached 30 since the beginning of May. The initiatives taken by the government to make Turkey a regional power under the guidance of Foreign Minister Ahmet Davutoglu are seen by many commentators as the main reason behind the country’s increasing isolation from its allies in the West. In May, Turkey’s vote in the United Nations Security Council along with Brazil against the new round of sanctions to dissuade Iran from continuing its uranium enrichment project brought Ankara’s relations with Washington to an all-time low. In the words of Hurriyet columnist Eyup Can, the relations with the U.S. are worse than the period when the Turkish parliament rejected the stationing of American troops on Turkish soil prior to the invasion of Iraq in 2003. Can who is not among the avowed critics of the government, claims that Ankara has pinned its hopes for improving relations with Washington to the demise of “the government of fanatics in Israel.” A war of words has been continuing between Turkey’s Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and Israel since the eventful televised panel in Davos in January 2009 when Erdogan had a row with the Israeli President Shimon Peres scolding him “You know how to kill people!” Then came the Israeli raid on the Turkish ship “Mavi Marmara” carrying humanitarian relief material to Gaza, resulting with the death of six of its passengers, all Turkish citizens. The incident exacerbated the confrontation between Turkey and Israel that resulted in the withdrawal of Israeli personnel training the Turkish military in operating unmanned Heron spy planes bought from Israel to be used against the Kurdish insurgency. Erdogan’s repeated […]

Kumarın sanalı da para kaybettiriyor

Bilgisayar teknolojisi ve internetin gelişmesine paralel olarak yeni yeni meslek dalları türedi. Kuşkusuz ki bunların en karlı olanı ise son yılların gözde sosyal paylaşım sitesi Facebook ve benzerileri. Dünya çapında 400 milyondan fazla kullanıcıya sahip, senede 300 milyon Amerikan Dolarının üzerinde geliri olan Facebook, Google’dan sonra internetin en uğrak web sitelerinden biri olmayı sürdüyor. Kullanıcıların online oyun da oynayabildiği Facebook’ta, sitenin yaratıcılarının kazandığının yanında lafı olmasa da çeşitli yöntemlerle para kazananlar da türedi: sanal dolarlarla poker oynayanlara sanal para satışı yapanlar. Facebooktaki her oyun için kredi kartıyla sanal para alabilenlerin yeni adresi, siteden daha ucuza satış yapan hackerlar. Günde ortalama 11 milyonun üzerinde kullanıcının oynadığı sanal poker dolarlarının satışı dünya da ve Türkiye’de muaazzam bir sektör yaratmış durumda. Bu pastadan dilim almak isteyen kimi hackerlar kendilerine özel para çalma programları bile geliştirmişler. İnsanın kumar zaafını ortaya koyan oyun Kimisi eğlence kimisi de vakit geçirmek için oynadığını iddia ettiği sanal poker kuşkusuz ki insanın tüm kumar zaafını ortaya koyan bir oyun oldu. Tıpkı gerçeğinde olduğu gibi kaybedilen para sanal da olsa sinirlenip üzülenler ya da kazandığında piyango kazanmışçasına sevinenler oluyor. Kesinlikle zeka gerektirmeyen tamamen şans ve sabıra dayalı bu oyunda şansı yaver gitmeyip elindeki paraları kaybedenler ya arkadaşlarının hediye olarak yolladıklarıyla idare etmek durumunda ya da oyunun yapımcı firmasından belli bir ücret karşılığında sanal para satın alması gerekiyor. 150 bin ile 6 milyon sanal cipin 2 dolar ile 125 dolar arasında fiyatlara satıldığı siteyle rekabet eden hackerlar ise 1 milyon sanal çipi 5 ile 10 TL arasında bir fiyata satış yaparak geniş bir müşteri portföyü oluşturmuş durumda. Öyle ki internette bu satışlar için web siteleri kuran hackerların bir çok yerde reklamları bile yayımlanıyor. Adı üstünde hacker Kredi kartı ya da havale ilesatış yapan hackerların satış yaptığı sanal çipleri kazanma yöntemi ise elbette hile ile oluyor. Çeşitli programlar geliştiren hackerlar bu yöntemle […]

Çevre Bakanı’ndan ‘seri katil’ davası

takip etmişti.Mahkemede milyonlarca canlı Doğa Derneği’nden yapılan açıklamada, Eroğlu’nun Türkiye’nin doğasını koruma görevini yerine getirmek yerine, doğayı yok eden icraatların sözcüsü haline geldiği vurgulanarak “Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye doğası için mücadele eden Doğa Derneği’ne dava açtı” görüşüne yer verildi. Bakan Eroğlu’nun ‘doğanın seri katili’ ifadesini reddederek Doğa Derneği Başkanı Güven Eken aleyhine 15 bin liralık tazminat davası açtığının vurgulandığı açıklamada, “16 Temmuz’da yapılacak ilk duruşmaya Doğa Derneği’nin Türkiye’de son dört yılda yok edilen milyonlarca canlıyı temsilen çıkacağı” belirtildi. Dava nedeni açıklamaDoğa Derneği Başkanı Güven Eken, Türkiye’nin dört bir yanından gelen doğa kıyımı haberlerinin yoğunlaştığı dönemde Çevre ve Orman Bakanı’na ‘çevre özel ödülü’ veren Akdeniz Üniversitesi’nin bu uygulaması üzerine şu açıklamayı yapmıştı: “Bakan Eroğlu Türkiye doğasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük yıkımı gerçekleştiren insandır. Bütün derelerimizi inşaat makinelerine açmış, çok sayıda gölün kurumasına neden olmuş, korunan alanları madencilere açmış, Anadolu kırsalını insansızlaştırmış ve ormanların yağmalanmasına sessiz kalmıştır. Eroğlu doğanın seri katilidir. Bir katile ödül vermek ancak yine katliamcıların işi olabilir. Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi zaten daha önceki yıllarda doğayı katleden başka insanlara ödül vererek gerçek niyetini ortaya koymuştur. Bu ödülle merkez, adının içinde geçen hiçbir kelimeyle uyumlu hareket etmeyen bir yapı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu enstitüyü yönetenlerin Antalya çevresinde Bakan Eroğlu imzasıyla gerçekleştirilen dere katliamlarını yerinde görmelerini tavsiye ederim. O zaman yaptıkları hareketin ne kadar yüz kızartıcı olduğunu belki onlar da anlar.” Kamu vicdanını rahatsiz eden imza Bakan Eroğlu’nun dört yıllık icraatı süresince yüzlerce derenin yok edilmesine ön ayak olduğu, 20 binden çok yarasanın yuvası olan Havran mağarasını sular altında bıraktığı ve Dicle gibi içinde milyonlarca hayvan ve bitki yaşayan büyük nehirler üzerinde baraj kurulması için sözcülük yaptığının iddia edildiği açıklamada, “Eroğlu imzası, 2B, ormanların madenciliğe açılması, av günü sayısını artıran Merkez Av Komisyonu Kararları, Allianoi ve Hasankeyf’in yok edilmesi […]

Terörist değil, anarşist sözlük

İnci Sözlük son zamanlar adını sıkça duyduğumuz yeni bir yapılanma. İnternet yasakları, ekşi sözlük ve ünlüler arasındaki atışmalar devam ederken, onlar da bu sistem içinde farklı bir ses olmayı başardı. Diğer sözlüklerle karşılaştırdığımızda onlar çok daha farklı bir konumda. Çünkü hiç bir kural tanımıyorlar. Radyo programlarını mail yağmuruna tutuyorlar, televizyon programlarına bağlanıp sunucuları işletiyorlar, anketler ve daha birçoğuna yaptıkları saldırılarla tanınıyorlar. Bazıları yaptıkları eylemleri saçma görse de, bazıları onları sistem karşıtı olarak görüyor ve eylemlerini sonuna kadar destekliyor. Son olarak Okan Bayülgen’in sunduğu “Disko Kralı” programına yaptıkları saldırı ile tekrar gündeme oturdular. Yarattıkları jargon ve tarzlarıyla uzun süre gündemde kalacak gibi görünüyorlar. .@2, ccc, dedeler ve daha nicelerini bir anda hayatımıza soktular. İşte bu sözlüğün aktif bir kullanıcısı olan ve saldırıda parmağı olan Gizella ile hem sözlük hem de 12 Haziran Cumartesi günü gerçekleştirilen saldırı hakkında konuştuk. İnci sözlük maceran nasıl başladı? Biliyorsun ki sitemiz kapanmıştı. Diğer versiyonunda açılan bir konudan öğrendim. Önceleri sadece başlıkları okuyordum üye olmadım. Twitter ziyaretinden sonra göbeğimi zıplata zıplata gülerek üye oldum. Sözlük üyelerini eğitim seviyesi nedir? Mesela sen? Avukat İnciciler, doktor üstelik bayan inciciler ile öğretmenler (atanmış çalışan ve bayan) mühendis inciciler, bilgisayar, tasarım, eczacılık bölümlerinde okuyanlar, yani üniversiteliler ve üniversite mezunlarıyla tanıştım. Liseliler de var. Ben Türk Dili ve Edebiyatı 3’üncü sınıfta okuyorum 24 yaşındayım. imelih messi de 25 yaşında bir mühendis. Okan Bayülgen’e yapılan saldırının neresindeydin? Öncelikle kimse saldırmadı. Ziyaret ettik. Metnin tasarımı bana ait ‘İmeilih Messi İnci versiyonu seklinde döşedi. Benim araştırmalarımı kullanıp metne yedirdi. Sen yapılan bu son saldırının yeteri kadar başarılı olduğunu düşünüyor musun? Sence diğerleri kadar yaratıcı mıydı? Evet, gayet başarılıydı. Tamamen yaratıcılık eseriydi. 5 gün tasarladık. İnci kızlarından yardım istedik çünkü sadece kızlar bağlanabiliyordu. İlk gün 3 kişiydik. Nisa, ben ve Ausencia ve tabi ki imelih messi. Sonra sözlükte abuk subuk başlıklar açtık. Kızlar gelin msn vericez […]

Kadın sünneti

Senegal’de resmi bir toplantının ortasında kimseye fark ettirmeden sessizce ağlıyordu. “Her şey o kadar yabancı ki, ben n’apıyorum burada” dedi kendisine. Dillerini bilmediği insanlar devlet erkânının da olduğu bir toplantıda konuşmalar yapıyor, şiirler okuyor, dans ediyordu. Sonra ağlaması geçti, konuşulanları anlamasa da konuyu bilmesi yabancılığını atmasına yetti. Çünkü o konunun belgeselini çekmek için İstanbul’dan Afrika’ya gitmişti. Kadın sünneti, İstanbul Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video Bölümü son sınıf öğrencisi Cemre Yeşil’in (23) bitirme tezi için seçtiği konuydu. Cemre “başkasına, bambaşkasına ait bir hikâye” için yıllar önce okuduğu ama hiç unutmadığı bir kitabın etkisiyle gitti Senegal ve Gambiya’ya. İki hafta boyunca sünnet yapılan köylerde kadınlarla, erkeklerle birlikte oldu. Kesik(Cut) ismini verdiği belgesel bu çalışma sonunda ortaya çıktı. Onunla ekmeğini paylaşan insanlara “ihanet etmeden” tamamladı belgeselini. Doğru anlaşılmak için de “Bu, sadece bir gelenektir. Korkunçtur, ama özünde kötü niyetli değildir. İnsanlığın utancı değildir, insanın kendisidir” diye başlayan bir beyan yazdı. Bize de “kadının, kadın olmaya devam etme çabası” diyerek tanımladığı sünneti ve gözlemlerini anlattı. Kadın sünneti konusu seni neden yollara düşürdü?Somalili model Waris Dirie’nın kadın sünnetini anlattığı Çöl Çiçeği kitabını okumuştum 16 yaşında ve çok etkilenmiştim. O zamandan beri kafamı kurcaladı bu konu. Üniversiteyi bitirme projemde benimle hiçbir alakası olmayan (kadın olarak tabii ki alakası var) bir hikâye anlatmak istedim. Buradan Afrika’ya gidip o kadınları orada dinleyen biri olmak istedim kendi adıma. Oradaki bağlantıları nasıl kurdun, nasıl bir ön hazırlığı oldu belgeselin?Uzun bir süre bana destek verecek kuruluş aradım. Tostandiye bir sivil toplum kuruluşuyla yazısız bir anlaşma yaptık: ben onlara fotoğraflarımı verdim onlar da insanlara ulaşmamda kolaylık sağladı. Bu kuruluş orada kadın sünnetinin bırakılması konusunda eğitimler veriyor. Dolayısıyla konuya nasıl baktığımı çokça sorguladılar; döndüğümde “iğrenç bir şey yapıyorlar” demeyeceğime emin olmak istediler. Onlarla aynı kafadaydık ama ne yalan söyleyeyim kadın sünnetine dair algımı değiştirdiler. Sünnet coğrafyasıKadın sünneti yoğun olarak Afrika ve Asya’da uygulanıyor. […]

Fermuar hastanesi

Üsküdar Belediye Pasajı’nda küçük bir dükkan. Bir tuhafiyeci. Ama içeride bir hastane var. Fermuar Hastanesi. 23 yıllık tuhafiyeci Ahmet Vehbi Selçuk (40), mesleğe başladığı günden beri fermuarlarla haşır neşir. Selçuk’un bu konudaki uzmanlığı birkaç yıl once dükkanın ismini hastane olarak değiştirmesine neden oluyor. Fermuar doktoru, çantadan ayakkabıya, pantalondan dalgıç kıyafetine tüm eşyaları tamir ediyor, üstelik bir gün içerisinde. Talebin artması ve müşterilerin bu hizmetten haberdar olup yararlanabilmesi için Fermuar Hastanesi internet sitesi (www.fermuarhastanesi.com) kuruldu. İnternet sitesiyle birlikte Türkiye’nin her yerinden fermuarı bozuk eşyaların kargoyla kendisine gönderilmeye başladığını söyleyen Fermuar Doktoru, her türlü ürünün fermuarını tamir ettiğini söylüyor. Ahmet Vehbi Selçuk’un tamir ettiği fermuarlar arasında çadır, dalgıç kıyafeti, kayak pantalonu, motorsiklet montu fermuarları da bulunuyor. Çeşitli fermuar arızaları için farklı teknikler uygulayan Fermuar Hastanesi, en erken bir dakika, en geç bir gün içerisinde arızalı ürünü sahibine teslim ediyor. Ayrıca tamir edilen fermuar için yeni bir fermuarın ömrü kadar garanti veriliyor. Yeni fermuar mı tamir mi? Çantanızın, montunuzun veya botunuzun fermuarı bozulduğunda eğer yeni bir fermuar alıp işi terziyle bitirmek isterseniz, hem fazla zamanınızı harcayacak hem de fermuara ve dikişe para vereceksiniz, üstelik ürününüzün orijinalliği de bozulacak. Fermuar hastanesi, size zaman kazandırıyor ve eşyanızın orjinalliğinin bozulmamasının garantisini veriyor. Fermuar doktoru her çeşit fermuarı iyileştirebildiğini ve bunun ekonomik bir işlem olduğunu dile getiriyor ve ekliyor “Yeter ki fermuar giysi üzerinden sökülmemiş olsun. Önemli olan bu. Çünkü burada amaç fermuarın giysi üzerinden sökülmeden tamiri. Dikişe verilecek paranın tasarrufu, zamandan tasarruf ve orjinalliğin bozulmaması fermuar tamirinin artılarıdır.”Uzun ömürlü fermuar kullanmanın püf noktası Kalitesi ve markası ne olursa olsun, hor kullanılan her fermuar bozulmaya mahkumdur. Fermuarlarınızın bozulmaması için, fermuarı mümkün olduğu kadar zorlamadan , hırpalamadan kullanmanız fermuarınızın ömrünü uzatır. Fermuarınızın zor açılıp kapanmaya, takılmaya yani kısacası bozulmaya başladığını hissettiğinizde, kullanmaya devam etmeden tamire götürürseniz eski haline dönme ihtimali yükselir.

TÜBİTAK Başkanı Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş’e Açık Mektup

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Nesin’in TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Nüket Yetiş’e 7 Haziran 2010 tarihinde yazdığı açık mektubun tam metnini yayınlıyoruz. Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, Sorumlusu olduğunuz TÜBİTAK’tan şikâyetçiyim. Sadece ben değil, matematikçi ya da değil, tanıdığım herkes şikâyetçi. Ben kendi dertlerimi size anlatmak istiyorum. Eğer isterseniz diğerlerinin dertlerini kendilerine sorup dinlersiniz. Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, Basından mutlaka takip etmişsinizdir: 2007 yılında Şirince’de dağ başında, Nesin Vakfı bünyesinde bir “Matematik Köyü” kurduk. Kereste, taş, çamur ve samandan yapılmış geleneksel tarzda evleriyle, taş kaplanmış avluları ve daracık serin sokaklarıyla, çardakları, amfitiyatrosu, sadeliği ve içtenliğiyle, herkesin ilk bakışta âşık olduğu dünya güzeli yemyeşil bir köy oldu. Halkımızın maddi katkısı ve emeğiyle kurduk bu köyü. Çoluk çocuk ve gönüllüler çalıştı inşaatında. Tam bir imece ürünü. Başka türlüsü de olamazdı zaten, biz günü gününe yaşayan mütevazı bir vakıfız. Hiçbir maddi çıkar gütmeden bireysel çabalarımla 1998’ten beri her yaz düzenlediğim matematik yazokullarını artık Matematik Köyü’nde yapıyorum. Her yaz 500 dolayında liseli ve üniversiteli genç Matematik Köyü’nde dünya çapında matematikçilerle ve olağanüstü bir matematikle tanışıyor. Söylemeye gerek var mı? Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu dar gelirli ya da yoksul. Dünyanın her yerinde böyle bir girişim devlet tarafından desteklenir. Biz de projelerimizi desteklemesi için doğal olarak TÜBİTAK’a başvuruyoruz. Bu yıl da 11 yazokulu projemizin 7’sine maddi destek vermesi için TÜBİTAK’a başvurduk. Tüm projelerimizi desteklemeyeceğini deneyimle bildiğimizden, sunduğumuz projelerin iki ya da üçünü desteklerse, bu destekle diğer projelerimizi de yürütebileceğimizi düşündük. TÜBİTAK, 7 projemizin 7’sini de reddetti! Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş, İzin verirseniz devam etmeden önce TÜBİTAK’la ilgili bir anımı aktarmak istiyorum. Bundan bir iki yıl önceydi. Matematik Köyü’nde liseliler için bir proje tasarlayıp TÜBİTAK’a sunmuştuk. Bir zaman sonra bir yazı geldi TÜBİTAK’tan. Ankara’ya gelip projeyi panelistler, yani hakemler önünde anlatmamı istiyorlardı. “Herhalde bu herkese yollanan bir yazı, panelistler proje sunan, ama tanımadıkları, […]

Bilgi Üniversitesi’nden İsrail bildirisi

İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları İsrail’e “Artık yeter” diyor. 31 Mayıs 2010 tarihinde, uzun zamandır İsrail’in ablukası nedeniyle trajik koşullarda yaşayan Gazze-Filistin halkına insani yardım malzemeleri taşıyan gemiler, uluslararası sularda İsrail Ordusu tarafından saldırıya uğramış ve İsrail askerleri bu saldırıda silahsız dokuz sivili katletmiş, onlarcasını yaralamış, gemilere el koymuş ve yüzlerce gemi yolcusunu gözaltına almışlardır. Biz, aşağıda imzası olan İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları olarak Türkiye ve İsrail toplumlarına ve uluslararası kamuoyuna bildirmek isteriz ki: Israil devleti bu son saldırıyla uluslararası hukuk normlarını birçok açıdan, bilerek ve isteyerek, ihlal etmiştir. Bu korsanlık eylemi İsrail’in ‘haydut devlet’ kimliğini bir kez daha pekiştirmiştir. İsrail’in Filistin halkına yönelik onyıllardır sürdürdüğü işgal, baskı ve resmi devlet ideolojisi siyonizm üzerinden yürüyen sistematik ırkçılık politikasının son halkası olan bu saldırı hiç bir şekilde mazur gösterilemez; en ağır şekilde kınıyoruz. Bu ve benzeri olaylardaki katillerin ve katledilenlerin ulusal, etnik, dini kimlikleriyle değil, katil ya da kurban/mağdur olmalarıyla ilgileniyoruz. Bu anlamda, İsrail/Filistin meselesi her şeyden önce bir insanlık ve adalet meselesidir. İsrail’in Filistinliler ve onları destekleyenler üzerindeki devlet terörü bir an önce durdurulmalı, bu terörün ana kaynağı olan ırkçı siyonist ideoloji ile kapsamlı olarak hesaplaşılmalıd Bir tür ırkçılık olan siyonizmin hiç bir şekilde kabul edilemeyecek olan eylemleri/politikaları, diğer bir tür ırkçılık olan anti-semitizmi meşrulaştırmak için bir gerekçe olarak kullanılamaz. Eleştirinin ve yaptırımın hedefi, İsrail Devleti ve bu haydut devleti destekleyen veya göz yumanlardır; genel olarak Yahudiler değil. İsrail’e yönelik tepkiyi anti-semitizm üzerinden ifade edenleri uyarıyor ve kınıyoruz. İsrail Devleti’ne yönelik her haklı tepkiyi anti-semitizm gibi göstermeye çalışan ve dolayısıyla İsrail’in ırkçı politikalarının sürmesinden başka bir işlevi olamayanlara da ‘kral çıplak’ diyoruz. Bu amaçla: Bu son saldırının her düzeydeki sorumlularını ortaya çıkartıp, cezalandırılmalarını sağlayacak olan uluslararası bir mekanizma hemen devreye girmelidir. Uç noktada bir insanlık trajdisine neden olan Gazze üzerindeki ablukaya derhal son verilmelidir. İsrail’in onlarca BM kararına ve uluslararası toplumun […]

Israeli attack, a turning point?

Niyazi Dalyancı Turkey’s leadership was still discussing how to react to Israel’s bloody attack on the Turkish liner “Mavi Marmara” that left nine people dead while heads of state and government from the members of Conference on Interaction and Confidence Building Measures in Asia (CICA) including Russian Prime Minister Vladimir Putin, Ahmadinejad of Iran, Presidents of Azerbaijan and Afghanistan, Elham Aliyev and Hamid Karzai and Palestian Mahmoud Abbas converged in Istanbul for their fifth summit meeting. Israel, also a member of CICA was conspicuously absent from the summit. Israel’s attack on the ship carrying relief materials for Gaza along with five other ships from other countries forming the Gaza Peace Flotilla naturally dominated the statements made by the political leaders taking part in the summit. Putin, at a news conference with his Turkish counterpart Tayyip Erdogan pointed out that the fact that the Israeli raid took place in the international waters “worthy of concern.” “The incident should be dealt with at the United Nations,” said the Russian prime minister. Mahmoud Abbas, the President of the Palestinian administration described the Israeli attack as a “massacre of civilians,” and Ahmedinejad claimed “the raid is the beginning of the countdown for Israel’s destruction.” However, judging from the statements made by Turkish leaders, there was no clear plan how Turkey would react to Israel. “Israel will definitely pay for our dead,” declared Erdogan, while President Abdullah Gul adopted a milder attitude saying, “We shall never forgive Israel unless they come up with an acceptable rectification.” Over the weekend, deputy chairman of the ruling Justice and Development Party (AKP), Omer Celik said during a television program that military cooperation agreements with Israel will be nullified. Defense Minister Vecdi Gonul answering questions over Celik’s declaration referred the subject to the Foreign Ministry saying it does not […]

“Sınıfta ‘anne, baba’ kelimesini kullanamıyorum”

Çocuklarda üzüntüden başka hangi duyguyu gözlemlediniz, kin, nefretle ilgili bir şey belki…Büyükler kinliler, bu çocuklara da yansıyor. Bu konu köyde hâlâ her gün konuşuluyor. Çünkü mezarlıklar köyle, okulla karşı karşıya. Herkesin ailesinden birileri ölmüş. Evlerde kaybedilen insanların fotoğrafları var. Ben gittiğimde dayanamıyorum, unutmak mümkün değil. Öldürenlerin aileleri Kırklareli’ye, TOKİ evelerine yerleştirildi. Daireler dayandı döşendi. (84 kişi 32 yeni eve yerleşti.) Bu mağdur olan insanların çok zoruna gitti. Ayrıca gidenler Facebook’tan kendi fotoğraflarını paylaşıyorlar. Köydekiler de onların şartlarını, yaşadıkları yerleri görüp “bize daha çok yardım yapılması gerekir” diye düşünüyorlar. Bu onları çok etkiledi. Bu en azından medyaya yansıtılmayıp gizlenebilirdi. En son gördüğümüz fotoğraflarda mezar taşları yapılmamıştı, yapılacak mı?Şimdi bir iş adamı mezarları yaptırıyor. Midyat taşından (Gülüyor). Güzel bir mezarlık olacak, daha çok göze batacak böyle!Bu olaydan sonra başka iç şiddet olayı oldu mu? Hukuktan başka çözüm yolu…Olmadı. Çünkü insanlar acılılardı. Bu acının üzerine gidip başka bir şey yapamazlardı. Hatta o gece orada annesi babası öldürülen adam katilleri görüyor, görmesine rağmen o şaşkınlıkla evden silah alıp (katilin eviyle maktulün ev karşı karşıya, iç içe evlerdi) onları öldürebilirdi ama yapmadı. Hepimiz şoka girmiştik. Biz bir ay hayatta mıyız değiliz miyiz bunun farkında değildik. Çok ağırdı. Hâlâ köyde doğru dürüst yemek yemiyor bazı insanlar. Geçen gün bir kızı hastaneye kaldırdılar. Yemek yiyemiyorduk, kendimize ölü gözüyle bakıyorduk. Şimdiki hayat nasıl köyde?Köyde hâlâ normal hayat başlamış değil. Hâlâ birçok insan bir iş yapmıyor. Çünkü hayattan bir beklentileri yok, tüm yakınlarını kaybettiler. Normal hayata dönmeleri biraz zor olacak, bence o köyde kaldıkları sürece normal hayata dönemezler. Düşünün en küçük çocuk bile bu olayı yaşadı, onun torunu ölmeyene kadar bu olay unutulmayacak. Siz kendi geleceğinizle ilgili ne planlıyorsunuz? Orada mı kalacaksınız?Benim babam yok, annem ve sorumlu olduğum dokuz kardeşim var. Biz orada kaldığımız sürece hayattan kopuk bir şekilde yaşıyoruz. Rahatça gülemiyoruz, yani şaka yapamıyoruz, insanlarla konuşurken çok dikkatli […]

Bilge köyünün çocukları

Ezgi Çelebi (14), Mardin Mazıdağı İlköğretim Okulu’nun en çalışkan öğrencisi öğrendiğimize göre. Bu sene sekizinci sınıfı bitiriyor. Katliamdan sonraki hayatını anlatıyor: “Ben eskiden kardeşlerime bakmıyordum, şimdi bakıyorum. Ben ve ablam hiç ev işi yapmıyorduk. Şimdi bir gün o, bir gün ben yemek yapıyoruz. Ablam 18 yaşında, okumuyor. Bir abim olaydan sonra okulu bıraktı, biri lise birde.” Gezinin yapıldığı gün sekizinci sınıfların liseye giriş sınavı vardı, ona neden girmediğini soruyorum: “Amcam ‘okula gitmeyeceksin’ dedi ama sonradan akrabalar, ablam falan ‘gitsin’ dedi. ‘Tamam’ dedi o da. Düz liseye geçeceğim.” Ezgi, öğretmen olmak istediğini söylüyor, nedenini de anlatıyor: “Çünkü babam istiyordu, öğretmen ol bu köyden kurtul diyordu.” Ezgi katliamda annesini babasını, üç kardeşini kaybetmiş. Eski hayatını düşününce daha mutlu, daha özgür olduğunu, istediği zaman çıkabildiğini söylüyor. Evin geçimini amcası sağlıyor şimdi, amcaları öldüğü için amcasının oğullarına amca diyor. Bilge Köyü’nde yaşananlardan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağı ordata. Ancak göründüğü kadarıyla en azından çocukların yaşamının “normalleşmesi” için biraz daha çaba harcanması, bu travmanın izlerinin mümkün olduğu ölçüde silinmesi gerekiyor

Katarakt ameliyatı artık korkutmuyor

İstanbul Florance Nightingale Hastanesi’nde, İstanbul Bilim Üniversitesi bünyesinde uzmanlık yapan Doktor Rıfat Rasier katarakt ameliyatı sonucunda ortaya çıkabilecek enfeksiyon riskini sıfıra indiren bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem ameliyat sırasında gözün saydam tabakasıyla renkli tabakası arasındaki çizgiden içeri girerken açılan kesiyi yapıştırmak için kullanılıyor. Kataraktın gözden alınması için gözün iç yapısına ulaşmak gerekiyor ve bu işlem sırasında en az 3 milimetre, en fazla 5 milimetrelik kesi oluşuyor. Bu kesiler, katarakt ameliyatı sonrasında gözün iç kısmına bakteri girişine ve sonrasında da göz kaybına neden olabiliyor. Henüz asistanlık döneminde bu durumun önüne geçebilmek için çalışmalara başlayan Doktor Rasier, geliştirdikleri prototiple yaptıkları denemelerde kesin sonuçlar aldıklarını ve ameliyatlara başlamaya hazır olduklarını dile getiriyor. Sanayi Bakanlığından destek Uluslararası tıp dergisi Cornea’da yayınlanan çalışmanın yayınevlerinin dikkatini çektiğini ve daha sonra kitap haline getirildiğini söyleyen Rasier, “Kitap birçok ülkede internet üzerinden satışta, uzmanlığımı bitirmeden bu seviyede bir çalışmaya imza atmak benim için çok iyi oldu” diyor. Denek hayvanlar, kullanılan ilaçlar, mikroskoplar, kesi aletleri gibi birçok harcaması olan bu araştırma Sanayi Bakanlığının da 100 bin liralık desteğini aldı. Bu desteğin, araştırmalarını çok daha ileriye götüreceğini belirten Rasier “Çok daha fazla desteğe ihtiyacımız var ama başlangıç için Sanayi Bakanlığı’nın verdiği bu destek bize çok iyi bir ivme kazandıracaktır” diyor. Katarakt ameliyatından sonra operasyon rutin olacak Katarakt ameliyatı olan herkese, operasyon sonrasında Rasier’in tekniği uygulanacak gibi görünüyor. Doktor Rıfat Rasier, geliştirdiği bu uygulamanın katarakt ameliyatından sonrasında rutin hale geleceğini dile getiriyor; “Kornea dediğimiz saydam tabaka yüzde 70-80 oranında su içerir. Bu oran ortalama her insanda aynı olduğu için tüm hastalarımız üzerinde yöntemimizi uygulayabileceğiz. Beklentimiz katarakt ameliyatından sonra bunun bir rutin hale gelmesi.” Lazer yapıştırma yöntemi ile doku, kornea dokusunda çok iyi tutulduğu için yakın gözlüğünün atılması da gündemde. Bunun üzerinde çalışmalar yaptıklarını belirten Doktor Rıfat Rasier, yakın gözlüğünü ortadan kaldırmak için Boğaziçi Üniversitesi laboratuvarlarında çalışmalara devam ettiklerini söylüyor.

Notes from a trip to the Middle East (2): Beirut

Cristina Rotaru Planning a trip in its finest detail might seem like a safe bet, but sometimes you have to leave some space for the unpredictable, because, whether you like it or not, it’s bound to happen at some point. Lebanon has been the subject of many a good talk, ever since its five provinces have been mandated to France following the collapse of the Ottoman empire. It is still the subject of modern controversial discussions regarding its current political and social status, and rumor has it that touristic visits to Lebanon at this time should be avoided at any cost. In fact, it’s much more than just rumors. A quick visit to the New Zealand National Security website will tell you all of this officially: Lebanon has a code red concerning personal safety. But there has to be more to the city of Beirut than just military stations and restrictions. After all, they didn’t name it “Paris of the Middle East” for nothing. Beirut is the capital of Lebanon with 1.5 million inhabitants (estimated in 2003). It rests on two hills, making up respectively East and West Beirut, making up a triangular peninsula and allowing a comparatively flat area compared to the rising mountains in the East. Beirut has long been one of the most important commercial and financial centres of the Levant and Middle East, but this era of relative prosperity ended in 1975 when the Lebanese Civil War broke out throughout the country. During most of the war, Beirut was divided between a Muslim West part and the Christian East. In recent years, the South of the city has been controlled by the much debated Hezbollah and target of destructive violent attacks during the 2006 Civil War. Moreover, 3 of the 12 official Palestinian refugee camps are […]

Kids get inspired by historical Eyup toys

News,Etc. Eyup is one of the oldest Muslim neighborhoods of Istanbul centering around the Eyup Mosque built in the name of Prophet Mohammad’s flag carrier who fell during the Arab siege of the city in the 8th Century. Eyup is also famous throughout the ages with its toy shops. Simple, wooden toys painted in a myriad of colors given to young boys who were taken to the Eyup Mosque before their circumcision ceremony.Now, Eyup toys are inspiring 7-8 year-old-kids at a workshop at Istanbul’s Bilgi University. Those who are running the workshop say they are getting amazing, creative results from the children who were born into a world of electronics.