Kategori Genel

Trafik levhası ağaca bağlanır mı?

Altından geçip gittiğimiz, belki hiç fark etmediğimiz bir görüntü… Yeri biraz ilginç. Beşiktaş’ın tam göbeğinde; Çırağan ve Beşiktaş caddeleri ile Barbaros Bulvarı’nın buluştuğu yerde… Bu üç caddenin bir araya geldiği noktadaki devasa yol bilgi levhası, hemen arkasındaki çınara tutturulmuş. Yaklaşık 6 metre yüksekliğindeki levha sürücüleri Çevreyolu, Yıldız ve Levent istikameti ya da Ortaköy, Bebek ve Rumeli Hisarı istikametine yönlendirebilmek amacıyla, yolun üzerine yerleştirilmiş. Levhaları taşıyan metal konstrüksiyon, arkasında bulunan çınardan destek alıyor. Ya da en azından destek alırmış gibi görünüyor… Yol bilgi levhası, bu kadar büyük olmasa bile, bir ağaca bağlanabilir mi? Beşiktaş meydanındaki bu “abes”liğin nedenin öğrenebilmek için Karayolları İstanbul Bölge Müdürlüğü’nü arıyorum. Sorumu cevaplayan nöbetçi memur Ömer Gencer endişemi yerinde buluyor. “Böyle bir uygulama olmaması gerekir” diyor, “bu bölgedeki tabelalar beş altı yıl önce belediyeye devredildi. Siz iyi dikkat etmişsiniz, ağaca bu şekilde desteklenmesi mantıklı değil. Bu bölgedeki ilk tabelaları biz yaptık fakat karayolları olarak bu şekilde tabela yapmayız. Belediyeye devrinden daha önce yaptıklarımız bu şekilde değildi. Düzeltilmesi gerekir.” Karayolları’nın yönlendirmesi üzerine, levhalardan sorumlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Kontrol Merkezi’ni arıyorum. Sorumu cevaplayan Mustafa Söğüt önce “Aferin, çok dikkatlisin” diyor. “Ama levhalar ağaca değil, ağaç levhaların olduğu metal konstrüksiyona bağlı.” Söğüt verdiği bilgiye göre kavşakta bulunan çınar koruma altında. Bu nedenle kaldırılamıyor. Ancak yaşlı bir ağaç olduğu için devrilme riski var. Çınarın devrilmesi, levhaların asılı olduğu metal iskeletten ve çınardan yere indirilen metal destekten yardım alınarak önleniyor.

Dinlenecek hikâyeler dükkânı

Balat’ın sokaklarından birinde küçücük bir dükkân var. Daha çok tüketimin pompalandığı, sahip olunan her şeyin bir an önce bitirilip yenileriyle avunulmaya çalışıldığı günümüzde adeta bizlere ders vermeye çalışıyor. Ayşegül Kaya, kısa bir süre avukatlık yaptıktan sonra yerleştiği, tarihi yarımadanın en güzel semtlerinden Balat’ta “Hepsi Hikâye” adlı atölyesinde sadece eskilerin değerini anlatmıyor, kurulu düzene karşı da ideolojik bir savaş veriyor adeta… İnsanlar tüketip attıkça oda inadına topluyor… Balat’ta yaşamasının sebebinin, unutulmaya yüz tutmuş eski kültürleri biraz olsun hatırlatmak olduğunu belirten Kaya, 100 yıllık eski bir Rum evinde oturduğunu belirtiyor. Kaya, Balat’taki yaşadığı evin doğduğu Gaziantep’teki taş evi hatırlatmasının da bunda çok büyük bir etki yarattığını dile getiriyor. Üretkenliğin damarlarında bulunduğunu söyleyen Kaya, televizyon izlerken dahi birşeyler üretmenin çok önemli olduğunu söylüyor. Mahalle kültürü usta çırak ilişkisi gibi değerlerin kaybedildiğine dikkat çeken Kaya cam altı sanatına da bu yüzden başladığını belirtiyor. Eskilerin hâlâ çöpten ibaret olduğunu düşünüyorsanız, Ayşegül Kaya’nın atölyesinden içeri girip hepsinin hikâyesini dinlemenizde fayda var.

Bilgi’de açıkhava dersleri

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin sendikalı çalışanlarını, öğrencilerini ve akademisyenlerini bir araya getiren açık hava derslerinin ilki gerçekleştirildi. “Akademide sendika kurduk şimdi de sendikada akademi kuruyoruz” sloganıyla yola çıkan çalışmaya okul dışından da katılım oldu. Gerçekleştirilen ilk açık hava dersine, öğretim üyeleri Murat Belge, Murat Paker, Nazan Aksoy, ve Erol Katırcıoğlu konuşmacı olarak katıldı. Prof. Murat Belge, üniversite kavramının çalışma hayatına veya başka bir amaca yönelik bilgilenme süreci gibi algılanmasının yanlış olduğunu, üniversitenin insanın kendi için öğrenmesini sağlayan bir yer olduğunu söyledi. Prof. Nazan Aksoy da üniversitenin tamamen meslek edinilen bir yer durumuna indirgenmesine karşı olduğunu ifade etti. Prof. Erol Katırcıoğlu günümüz dünyasında klasik öğreten öğnenen ilişkisinin biraz farklılaştığını, üniversite öğretiminde daha gelişmiş ylöntemler kullanılması gerektiğini belirterek öğrencilere eleştirel bir bakış kazandırılması gerektiğini vurguladı. Konuşmacılar arasında son sözü alan Dr. Murat Paker ise Bilgi Üniversitesinin Türkiye’nin akademik yaşamında önemli bir boşluğu doldurduğunu, demokratikleşme, insan hakları, azınlıklar gibi akademik dünyanın uzak durduğu pek çok konuda önemli bir duruş sergilediğine dikkat çekerek sendika örgütlenmesinin de bu duruşun doğal bir sonucu olduğunu söyledi.Konuşmaların ardından açık hava dersi tüm katılımcılar ve akademisyenlerin karşılıklı görüşleri, soru ve cevaplarıyla devam etti. Haber, kamera ve kurgu: Niso Esim, Hikmet Karahasan, Mert Oynargül, Görkem Keser

Yaşlanamayan 27 Mayıs

Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 27 Mayıs 1960, dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlandı ve böylece Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri oldu. Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından 21-22 Mayıs’ta gerçekleştirilen “27 Mayıs Darbesinin 50. Yıldönümü ve Türkiye Siyasetine Etkileri” isimli panelde, o dönemi yaşayanlar, tarihçiler, gazeteciler ve hukukçular tarafından 27 Mayıs, tartışıldı. Darbenin üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen açılan yaranın hâlâ geçmemiş olduğu da bir kez daha anlaşıldı. Panelin “Tanıklıklar” kısmında konuk olan gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak’ın babası Muammer Çavuşoğlu, ulaştırma ve bayındırlık bakanlığı yapmış Demokrat Parti milletvekillerinden biriydi. 27 Mayıs hatıralarını anlatırken kimi zaman gözyaşlarına engel olamayan Ilıcak, “Darbeler her zaman insanları birbirine düşman etti” diyor ve siyasetin kendi kendini daha iyi temizlediğini, siyasette askere yer olmadığını söylüyor. Celal Bayar’ın torunu ve Celal Bayar Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, 1982 öncesine kadar 27 Mayıs’ın Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlandığını ve darbeye “devrim, inkılâp” denildiğini belirtiyor. “Darbe mahkemesinin idam kararı vereceği başından beri belliydi” diyen Naskali, 27 Mayıs’ın kötü tohumlar ektiğini sözlerine ekliyor. Ordu içinde 1960 darbesini örgütleyen Milli Birlik Komitesi üyelerinden Numan Esin ise Naskali’nin kimi sözlerini doğruluyor ve 27 Mayıs’ın sesini duyuran bir devrim, ihtilal girişimi olduğunu söylüyor. Esin, Milli Birlik Komitesi’nden tasfiye edildikten sonra idamların gerçekleştiğini ve hiçbir zaman idamları tasvip etmediğini belirtiyor. “Hukuk ve Anayasa” isimli panelin konuşmacılarından Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin kardeş kavgasına sebep olduğunu, baskı rejimi uyguladığını ve bu sebeple de Milli Birlik Komitesi’nin harekete geçtiğini anlatıyor. Menderes döneminde, Rumların topluca yaşadığı yerlere saldırılar yapıldığını, 5 bin 17 mekânın tahribata uğradığını ve hükümetin bu saldırıları önlemek adına hiçbir şey yapmadığını belirtiyor. “Sertleşen muhalefet ve basının tepkisi DP’nin de sertleşmesine neden oldu ve birçok gazeteci tutuklandı, İstanbul ve Ankara Üniversitesi’nden bazı hocalar kürsülerini kaybettiler, uzaklaştırıldılar” diyen Azrak, […]

Armenian church on Akhtamar to get its cross

Gökhan Tan The Armenian church of the Holy Cross on the island of Akhtamar in Lake Van will finally get its cross installed on top of the building, Culture and Tourism Minister Ertugrul Gunay told journalists in Izmir.The Church of the Holy Cross was built in the 10th Century and was restored recently and opened as a museum in March 2007. During the restoration the Armenian Patriarchate in Istanbul asked for installing a cross and a bell on the building but the request was turned down by the Turkish authorities.In 2009, the governorate of Van accepted a request by the Armenian Patriarchate to hold mass once a year in the cathedral. The date of the mass was fixed for September 12, the original day when the church was consecrated almost 1o centuries ago.The Board for the Preservation for Historical and Natural Resources in Van has recently made a decision to grant permission for the cross, Gunay said. “This is a very recent decision. The governor of Van asked me to announce it to the public but I was in Greece and told the news to the Greek media,” he said.The cross will be put in its place before the mass in September, the minister added.

Opposition CHP gets second wind with new leader

News, etc. Following the unexpected resignation of its leader of 18 years, Deniz Baykal, Turkey’s main opposition Republican Peoples Party (CHP) seems the get its second wind after years of stagnation by the election of unassuming, modest Kemal Kilicdaroglu with the unanimous vote of the some 1,000 delegates at the weekend 33rd congress of Turkey’s oldest political party. Only two weeks ago Baykal resigned from his post as CHP leader after a video was posted on the internet showing him in a boudoir with a woman, allegedly his long time assistant whom he managed to get elected as a deputy during the 2007 elections. Kilicdaroglu, 62, was born in a small town near Tunceli eastern Turkey where his father was working as a land registry official. He spent his childhood and got his education in the small towns of Turkey where his father was posted. As the only one of the seven siblings who got a chance to have a higher education, he graduated from Ankara’s Economic and Commercial Sciences Academy in 1971. He won the tough examination to become one of the public auditors of the Finance Ministry. Just before he unsuccessfully tried to launch his political career in 1999 in the late Bulent Ecevit’s Democratic Left Party (DSP), he was serving as the director of the Social Security Institution (SSK). In 2002 with Baykal’s initiative he was elected as a CHP deputy from Istanbul. His modest and unpretentious style won him the popular nickname “Gandhi Kemal.” His professional background as a Finance Ministry auditor became his strong point in combating corruption and his revelations caused Saban Disli and Dengir Mir Mehmet Fuat, two deputy chairmen of the ruling Justice and Development Party (AKP) to resign from their posts. He also took on Ankara mayor Melih Gokcek at a […]

Engelliye engel yok

Sarıyer Büyükdere mahallesinde bulunan İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı, eğitilebilir düzeydeki zihinsel engelli gençlere hem eğitim hem de iş imkanı sağlıyor. Resim , seramik, beden eğitimi ve yüzme gibi bir çok faaliyet imkanı sunan vakıf, burada bulunan gençleri tek başlarına yaşamayı öğretiyor. İlköğretim seviyesindeki, engelli öğrencileri Mecidiyeköy’de bulunan ilköğretim okulunda eğiten vakıf buradan mezun olan öğrencilere belirli sürelerle özel çalışma programlarına katıyor. Öğrenciler bu özel eğitim programlarının ardından Sarıyer de bulunan bağımsız eve geçiyorlar. İzev beden eğitimi öğretmeni Levent Bakırcı ve İzev Bağımsız Evi Müdürü Gülfidan Övünç, yaptıkları işin çok önemli olduğunu belirterek, mezun ettikleri bazı gençlerin iş bulduklarını ve kendi başlarına hayatlarını sürdürebildiklerini ifade ediyor. Amaçlarının daha fazla engelli genci ,topluma faydalı bir hale getirmek olduğunu vurgulayan vakıf çalışanları bunun için devlet tarafından engelli öğrencilere ayrılan eğitim fonu ve durumu iyi olan velilerin maddi yardımlarından faydalandıklarını belirtiyor. Engelli değil özel diye tanımladıkları öğrencilerini topluma kazandırmak adına çok önemli işler yapan İzev, engelliler hakkındaki ön yargıyı kırmakla beraber , aslında bizlerin onlara her zaman her yerde ihtiyaç duyabileceğimizi de gösteriyor.

Türkiye’de farklı olmak

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 1. Uluslararası İlişkiler Öğrenci Kongresi kapsamında farklı etnik ve dinsel gruplardan konuşmacılar Türkiye’deki azınlık sorunlarını dile getirdiler. İlk oturumda Şalom Gazetesi Köşe Yazarı Denis Ojalvo, Türk Yahudilerinin de Türkçe düşündüklerini, Türkçe küfür ettiklerini ve “Ne mutlu Türküm diyene” dediklerini fakat din farklılıklarından dolayı sorunlar yaşadıklarını anlattı. Günümüzde yaşanan sorunların kaynağının hükümetlerin ortadoğu üzerine ürettikleri siyasetten kaynaklandığını vurguladı. Bilgi Üniversitesi Diplomasi Kulübü tarafından organize edilen kongrenin, ikinci konuşmacısı Alevi-Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı Onursal Başkanı Lütfi Kaleli ise; Birlikte hareket etmenin güzelliğine ve kadın erkek eşitliğine vurgu yaparak “Cami yerine cem evine gidebiliriz fakat bu bizim birbirimize olan sevgimizi asla azaltmaz” diyerek yaşadıkları sıkıntılara rağmen iki toplum arasındaki kardeşliğe gönderme yaptı. Farklı etnik gruplardan birçok dinleyicinin bulunduğu kongrenin ikinci oturumu Sulukule Platformu Üyesi Hacer Foggo’nun konuşmasıyla başladı. Foggo, Romanların dünyada en çok baskıya uğrayan etnik grup olduğunu, dünyanın farklı yerlerinde romanlara karşı yapılan ayrımcılıktan örnekler vererek anlattı. Türkiye’deki Romanların çektiği sıkıntıları anlatan Foggo, Romanlara “Kentsel dönüşüm” değil “Sosyal dönüşüm” gerektiğini savundu. Kongrenin son konuşmacısı Agos Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aris Nalci ise farklı mezheple evlenme sorunundan, Ermeni çocuklarının farklı okullara gönderilmesine kadar birçok farklı konuyu kendi yaşadıklarından da örnekler vererek dinleyicilerle paylaştı. Türkiye’de Yahudi OlmakDenis Ojalvo (Şalom Gazetesi, Köşe Yazarı) Tarih boyuncu Anodolu ve orta doğu topraklarında yaşayan toplumlar arasında büyük etkileşimler olduğunu anlatan Denis Ojalvo, aslında kimin nereden geldiğinin tartışmaya açık olduğu belirtterek sözlerini şöyle sürdürdü:“Bu ülkede bulunan Yahudiler Türk toplumu ile eşit olamadılar. Türkiye’deki Yahudi aleyhtarlığı, yabancı düşmanlığından kaynaklanıyor. Yahudilerin farklı dinden, dilden olması, varlıklı olması, kadınlarının giyim tarzı. bütün bunlar kültürel sürtüşmelere neden oldu. Son zamanlarda Türkiyelilik diye bir kavram ortaya atıldı. Çünkü insanlar kendilerini Türk hissetmeyebilirler denildi. Yahudiler adına şunu söyleyebilirim; Anayasa’da bulunan Türklük tarifi ile hiçbir sorunumuz yoktur. Bu tarifle kendimizi Türk hissedebiliriz ama etnik olarak bu farklıdır. İsrail kurulduktan sonra Türkiye’de […]

Erdogan’s uranium swap deal with Tehran snubbed by Washington

News,Etc. The U.S. Secretary of State Hillary Clinton turned the cold shoulder on a deal brokered by Turkey and Brazil, in which Iran will ship out over a ton of enriched uranium in return for fuel rods for a nuclear research reactor. “We have reached agreement on a strong draft with the cooperation of both Russia and China. We plan to circulate that draft resolution to the entire Security Council today. And let me say, Mr. Chairman, I think this announcement is as convincing an answer to the efforts undertaken in Tehran over the last few days as any we could provide,” said Clinton at the Senate Foreign Relations Committee a day after Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan, Brazilian President Luiz Inacio Lula da Silva reached the uranium swapping agreement with the Iranian President Mahmoud Ahmedinejad in Tehran. Erdogan, said: “My expectation is that after this declaration there will not be a need for sanctions.” “For us, the problem with Iran has been solved to a large extent. Now the world community should solve the problem with Israel. Because, right now there are no nuclear weapons in Iran but Israel possesses such weapons,” said Erdogan in Madrid Tuesday where he received a honorary doctorate’s degree from the European University. However, Clinton expressed her disagreement with his line of thinking. She said the new offer would still leave Iran “in clear violation of its international obligations” because it “is continually amassing newly enriched uranium.” She also criticized what she called the “amorphous timeline for the removal” of the low enriched uranium. Reading the terms, she said, “that could take months of further negotiation and that is just not acceptable to us and to our partners.” She said the Iranian offer was a clear attempt to undercut the emerging consensus on sanctions. […]

Mayfest 2010

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen 2010 Mayıs şenliklerinde yine birçok ünlü isim sahne aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santrall kampüsünde Perşembe günü, Dolapdere Big Gang ve Doa’nın sahne alması beklenirken, katılımın az olması nedeniyle konserler iptal edildi ancak Bedüksahnedeki yerini aldı. Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Mayıs Festivali’nde öğrenciler önceki yıllardaki kalabalığı bu yıl göremediklerini ancak yine de arkadaşlarıyla birlikle olmaktan ötürü mutlu olduklarını belirttiler. Festivalin üçüncü ve son gününde (Cumartesi) Pamela, Emre Aydın ve Sertab Erener düşük izleyici sayısına rağmen sahneye çıktılar ve oldukça iyi performans sergilediler. Haber ve Kamera: Niso Esim, Mert Oynargül, Hikmet Karahasan

Notes from a trip to Middle East (1)

Cristina Rotaru Visiting the Middle East requires a whole lot of determination and an open mind towards all sorts of unheard of things, from food to getting alternative transportation, but most of all it means leaving your pre-requisites back home and allowing yourself to be welcomed by the friendliest people you’ll ever meet. There are all sorts of definitions as to what the Middle East actually is, and even geographically speaking it is still not quite clear what belongs where and why. A quick glimpse into any travel guide will tell you that the Middle Eastern area includes everything from Turkey down to Egypt and further to the East, towards Iran and Iraq. Why is it then that coming back from Damascus to Istanbul gives you the feeling that you’re walking the catwalk of the most exclusive Western fashion city? There must surely be some other kind of classification other than the geographical one, and seeing one place in the Middle East doesn’t mean that you have seen them all. From a sociological point of view, observing people’s perception of themselves and, more importantly, of others, is quite an exhausting task. As a European woman coming from Istanbul, you’re bound to get all sorts of reactions, none of which are universally valid. First of all, being a woman in the Middle East automatically diminishes your authority in front of a crowd of male officials. Secondly, you have your obvious European appearance and accent, which distinguish your status from that of other women that might be present. On top of that add the simple fact that you are living in Istanbul and the result will obviously be an unpredictable situation.Upon entering Syria from Turkish lands, crossing the border of Reyhanli, you are better off expecting the unexpected. Being told that acquiring […]

Akdamar’a haç koyma izni

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ermeni Patrikhanesi’nin Van’ın Akdamar (Ahtamar) Adası’ndaki Surp Haç Kilisesi’ne haç asma talebinin Koruma Kurulu tarafından kabul edildiğini söyledi. Günay bu açıklamayı, kurulma çalışmaları devam eden Efes Vakfı’nın tanıtım etkinliği için geldiği İzmir’de, Atlas dergisine verdiği röportaj sırasında yaptı. Mülkiyeti Turizm ve Kültür Bakanlığı’na ait olan Surp Haç Kilisesi, restore edilerek Mart 2007’de müze vasfıyla açılmıştı. Ermeni Patrikhanesi’nin restorasyon sürecinde yaptığı, kiliseye çan ve haç yerleştirilmesi talebi reddedilmişti. Müzenin açılmasından tam iki yıl sonra Van Valiliği’nin talebiyle Akdamar’da yılda bir gün ayin düzenlenmesine izin verilmiş ve bu tarih, kilisenin kutsandığı 12 Eylül olarak duyurulmuştu. Ancak çan ve haç asılmasıyla ilgili bir gelişme olmamıştı.Ertuğrul Günay, Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun günlerde aldığı kararı şu sözlerle duyurdu:“Kurul kararı çıktı. Çok yeni bir haber. Hatta Van Valisi (Münir Karaloğlu) kararı kamuoyuna duyurmamı rica etti ama ben bu arada Yunanistan’a gittim. Yunan basınına söyledim. Türkiye’de ilk kez size söylüyorum. Haçın şekliyle ilgili bilimsel inceleme yapıldıktan sonra Eylül ayında yapılacak ayin öncesinde kiliseye asılacak. ” Hürriyet gazetesinden Sefa Kaplan’ın haberine göre Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II’nin Surp Haç Kilisesi için yaptırdığı maden haç, izni olmadığı için müzede bekletiliyordu.

Okul bitti pasolar gelmedi

Okulların kapanmasına yaklaşık bir ay kalmasına rağmen 2009-2010 yılı pasoları bir türlü dağıtılamadı. Her yıl olduğu gibi 2010 yılı pasolarının harçları kasım ayında toplanıp ilgili kurumlar tarafından İ.E.T.T Genel Müdürlüğü’ne yatırıldı. Öğrenciler pasolarını beklerken mayıs ayı gelmesine rağmen ne pasolar geldi, ne yetkililerden bir açıklama… Ocak ayında verilmesi gereken pasoların gelmemesinin sebebi ise yeni “İstanbul Kart” olarak adlandırılan çipli kart sistemiyle çalışan cihazların henüz otobüslere takılamaması.. İ.E.T.T İşletmeleri Genel Müdürlüğü Basın Danışmanı Ömer Faruk Birpınar; entegrasyon ve kişiselleştirme çalışmaları içinde olduklarını ve yeni pasoların mayıs ayında dağıtılacağını söylüyor. Bu gecikme süreci içinde eski pasoların kullanılabildiğini vurgulayan Birpınar ilk defa pasoya başvuranlara ise 2009 yılına ait pasoları dağıttıklarını söylüyor. Yoğun bir çalışma içinde olduklarını belirten Birpınar, “Pasolarda problem var ama mağduriyet söz konusu değil” diyor. İndirimli karta, bindirimli harç İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Danışmanı Beyhan Sunal ise 2010 yılı için kurumsal paso başvurusunda bulunan öğrencilere herhangi bir paso gönderilmediğini belirtiyor “Geçen seneden pasosu olanlar kullanabiliyorlar fakat ilk defa paso için başvuran hazırlık öğrencileri maalesef beş aydır pasosuzlar” diyen Sunal, bir çok öğrencinin bireysel başvuruda bulunmak için öğrenci belgesi almaya geldiğini anlatıyor. Bunun nedeni ise Birpınar’ın sözünü ettiği yeni paso alacakların mağduriyetini önlemek amacıyla dağıtıkları geçmiş yılın pasolarının yalnızca bireysel başvurulara verilmesi. Sunal’ın açıklamasına göre, öğrenciler yeni paso çıkarma bedeli olan 5 lirayı kurumsal başvuruda ödediler, fakat pasolarının gelmemesi nedeniyle 5 lira daha ödeyerek bireysel başvuruda bulundular. Bir çok kişi bireysel başvurudan habersiz Ancak çift başvuru harcı yatıran öğrencilerin tek zararı 5 TL ile sınırlı değil. İ.E.T.T Genel Müdürlüğü’nün resmi sitesinde yapılan açıklamada, 2010 yılına ait bireysel başvuruların; iş yoğunluğu nedeniyle, ancak 1 Nisan 2010 tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmişti. Bu tarih, kurumsal başvuru tarihinin bitiminden sonra başlıyor. Sonuç olarak bu sene yeni paso çıkarmak isteyenlerin bir çoğu bireysel başvurudan habersiz halen pasolarını beklerken bir bölümü ise çift harç yatırmasına rağmen dört ay […]

“Seri katil”e çevre ödülü

adresine 5 Haziran’a kadar gönderebilecekleri ve ad, soyad, ünvan, üniversite ve fakültelerini belirtecekleri e posta ile kampanyaya katılabilir. “Eroğlu doğanın seri katilidir” Güven Eken, Doğa Derneği Genel Müdürü “Bakan Eroğlu Türkiye doğasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük yıkımı gerçekleştiren insandır. Bütün derelerimizi inşaat makinelerine açmış, çok sayıda gölün kurumasına neden olmuş, korunan alanları madencilere açmış, Anadolu kırsalını insansızlaştırmış ve ormanların yağmalanmasına sessiz kalmıştır. Eroğlu doğanın seri katilidir. Bir katile ödül vermek ancak yine katliamcıların işi olabilir. Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi zaten daha önceki yıllarda doğayı katleden başka insanlara ödül vererek gerçek niyetini ortaya koymuştur. Bu ödülle merkez, adının içinde geçen hiçbir kelimeyle uyumlu hareket etmeyen bir yapı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu enstitüyü yönetenlerin Antalya çevresinde Bakan Eroğlu imzasıyla gerçekleştirilen dere katliamlarını yerinde görmelerini tavsiye ederim. O zaman yaptıkları hareketin ne kadar yüz kızartıcı olduğunu belki onlar da anlar.”

Bihter Behlül aşkı ne olacak?

Televizyon dizilerinin son furyasını romandan uyarlananlar oluşturuyor. Şimdiye kadar pek çok roman senaryolaştırılıp seyircilerin beğenisine sunuldu. Hatta son zamanlarda en çok konuşulan diziler de bu grubun içinde. Kimileri uyarlama dizilerle romanların katledildiğini düşünürken kimisi de bu diziler sayesinde edebiyat eserlerinin daha çok tanınacağını düşünüyor. Ancak kitapçılarda, “Aaa Aşk-ı Memnu’nun kitabı çıkmış” gibi cümleler kurulduğuna şahit olanlar da var. Öte yandan okuyup da sonunu bilenin dahi izlediği bu dizilerin rating uğruna uzatılmasının verdiği kabak tadı da cabası. Bir dönem kendisi de Bihter karakterini canlandırmış olan Müjde Ar, yaptığı televizyon porgramında, “Eğer dizi biraz daha uzarsa zavallı Bihter randevuevine düşecek” diyerek varolan durumu özetlemişti aslında.Bu değerli edebiyat eserleri, ortaya çıkan diziler ve oyunculuklarla internet sitelerinin de espri kaynağı olmaya devam ediyor. Aşk-ı Memnu’da Behlül’ün çığlık sahnesi üstüne eklenen sesler ve müziklerle hala internet ortamlarında binlerce kişinin eğlencesine yarıyor. Yaprak Dökümü’nün babası Ali Rıza Bey’in sürekli fenalaşmasına rağmen bir türlü ölememesi, Tahsin’in uzun bir süre bir türlü “siftah” yapamaması, eve gelenleri hep beraber karşılayan aile üyeleri gibi detaylar ise ekşisözlük’ten asparagas haber sitesi Zaytung’a kadar pek çok yerde espri malzemesi oldu. Televizyon ekranlarının fenomeni haline gelen Kurtlar Vadisi’nin hayranları ise dizileri hakkındaki “şiddete yöneltiyor” eleştirisine ise “Kurtlar Vadisi şiddete yöneltiyorsa, Aşk-ı Memnu da yengeye yöneltiyor” diye karşılık veriyor.Bunca hengame arasında kim haklı bilinmez ama bir süre daha fırtınası dinecek gibi görünmeyen bu uyarlama dizilerin her ne kadar kitapları okunmasa da rating rekorları kırdığı kesin. Habervs olarak izleyicinin merakını gidermek amacıyla, şu an hala gösterimde olan ve “sonları merakla beklenen” Halid Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu, Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü, Halide Edip Adıvar’ın Samanyolu ve Kalp Ağrısı ile Orhan Kemal’ın Hanımın Çifliği romanlarından uyarlanma dizilerin nasıl bittiğini “araştırdık”. Aşk-ı MemnuNihal: Behlül ve Bihter’in ilişkisini ikisinin konuşması sırasında duyduktan sonra baygınlık geçirir.Beşir: Nihal’e aşık olan ve onun üzüntüden hastalanıp yatağa düşmesine dayanamayan Beşir Behlül ve […]

Özelleştirmeye karşı işçi şirketleri

Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde, Türkiye’de özelleştirme henüz yeni tartışmaya açılmışken ve bazı ufak tefek özelleştirme girişimleri yaşanmışken, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Sertel, Haziran 1988’de Kanada’daki “International Development Re­search Center (IDRC) için “Yönetim ve Özelleştirme Alternatifi” başlıklı bir rapor hazırladı. İki yıllık bir çalışma sonucunda tamamlanan raporda SEKA’nın tüm fabrikalannın ve Sümerbank’ın Bakırköy fabrikasının özelleştirme koşullan incelenerek özelleştirme karşısında işçi şirketlerinin ciddi bir alternatif olarak düşünülebileceği vurgulanıyordu. Ekonomik Panorama Dergisi’nin 26 Ağustos 1988 tarihli sayısında bu raporu “Özelleştirmeye karşı işçi şirketi” başlığıyla haber haline getirirken Prof. Dr. Murat Sertel’le de bir söyleşi yapmış, Sertel’in işçi şirketleri ve işçi ortaklıkları konusundaki düşüncelerini okuyuculara aktarmaya çalışmıştım. 2003 yılında aramızdan ayrılan Prof. Dr. Murat Sertel’in adına İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde faaliyete geçen İleri İktisadi Araştırmalar Merkezi’nin açılışı vesilesiyle 1988’de yapılan söyleşinin tamamını yayınlıyoruz. KİT’lerin işçilere satılması. durumunda bu işletmeler için nasıl bir çalışma modeli öneriyorsunuz? Bu durumun pratikte sakıncaları neler olabilir?Sertel- Bir işçi şirketi, bir özyönetilen ortaklık nasıl işler? Sokaktan iki kişiyi çevirip bunlan bir işyerine ortak etsek başka da ortağı olmasa bu adamlar bu işyerini nasıl işletecek? Çıkarına göre işletecek. Burada işverenle, işi a!an arasındaki çıkar aynlığı yok. Oyle bir oyun ki bu, normal düzendeki işverenin menfaatleri, bazı üretim faktörlerini (emek dahil) çalıştırarak bunlara belli bir pay ödemek, geri kalanını da kendine ayırmak. Diğerleri ise kendi sattıkları faktörlerden en yüksek getiriyi sağlamaya çalışacaklar. Yani burada iki ayn menfatin çatışması söz konusu. Tam rekabet şartlan mevcut bir pazarda alıcılar ve satıcılar arasındaki çıkar çatışması piyasada optimal dengeyi ve kaynak dağılımını sağlayabilir. Ancak bu durum her zaman kendiliğinden olmaz. Bazen bu çıkar çatışması öyle bir durum yaratabilir ki, karşılıklı çatışan çıkarlar, aslında o işyerinde daha yüksek çıkar elde edebilecekken kilitlenebilirler. Bu durum işyerlerinde de mümkündür. Daha genel olarak diyebiliriz ki burada çıkarı çatışan iki grubun çalışmalannda hiçbir sihirli kanun ve keramet yok […]

Ekonominin deneyi, tasarımı olur mu?

İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan Prof. Dr. Murat Sertel İleri İktisadi Araştırmalar Merkezi (MSİİAM) bugün YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın katılımıyla düzenlenen bir toplantıyla faaliyete geçti. Merkez, Türkiye’deki ilk ve tek deneysel iktisat laboratuvarı olan İstanbul Bilgi Ekonomi Laboratuvarı’nı da (BELİS) bünyesinde bulunduruyor. Toplantıda 2007 Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahibi Prof. Dr. Eric Maskin, “Mekanizma Tasarımı: Sosyal Hedefler Nasıl Uygulanır” başlıklı bir konuşma yaptı. Toplantının ilk konuşmacısı, MSİİAM üyelerinden ve Review of Economic Design dergisi editörü Prof. Dr. Semih Koray, Prof. Murat Sertel’in ekonomi bilimine yaptığı katkılardan söz etti. Koray’ın ardından kürsüye gelen yine MSİİAM üyelerinden Barcelona Özerk Üniversitesi öğretim üyesi ve Experimental Economics dergisi editörü Prof. Dr. Jordi Brandts ekonomi araştırmaları içinde deneysel ekonomik araştırmaların yerini anlattı. İşçi girişimleri Rektör Prof. Dr. Halil Güven’in açılış konuşmasının ardından söz alan Prof. Murat Sertel’in çalışma arkadaşı Prof. Semih Koray, 2003 yılında geçirdiği kalp krizi sonucunda aramızdan ayrılan Sertel’in ekonomik denge kavramının içine sosyal sistemle ilgili dinamikleri katmaya yönelik uluslararası düzeyde çalışmalar yaptığını anlattı. Ekonomik-sosyal mekanizma tasarımı konusunda pek çok bilimsel yayını bulunan Prof. Sertel’in çalışmalarının merkezinde yer alan konulardan biri de endüstriyel demokrasi ve işçi girişim şirketleriydi. Semih Koray, Sertel’in bu konuyu mülkiyet haklarını yeniden tanımlayan bir yaklaşımla ele aldığını ve “işbirlikçi olmayan davranışların biraraya gelmesiyle işbirlikçi bir yapının kurulabileceğini” düşündüğünü söyledi. Deneysel ekonomi Toplantının Madrid’ten gelen konuşmacısı Jordi Brandts ise sosyal olayları anlayabilmek için “deney”in de kullanılması gereken araçlardan biri olduğunu ifade ederek ekonomik alanda da laboratuvar deneyleri, saha deneyleri ve doğal deneyler yapılabileceğini anlattı. Doğal deneylerin, göç, savaş, kriz veya doğal afet gibi beklenmedik olaylar sonucunda ortaya çıkan sonuçları gözlemlemekle mümkün olabileceğini söyleyen Brandts, laboratuvar deneylerinin ise kontrollü bir ortamda tekrarlanabilir sonuçlar ortaya çıkartabildiğini vurguladı. Saha deneylerinin de yalnızca gerçek piyasalar ve gerçek şirketlerle yapılabilmesi nedeniyle pek tekrarlanabilir olmadığına dikkat çeken Brandts’a göre özellikle piyasa analizleri ve mekanizma tasarımı konularında […]

CHP leader Baykal quits after bedroom video

News, Etc.Four days after a video showing him half naked in a bedroom with a woman was put on the internet, Deniz Baykal announced that he is stepping down as the leader of the main opposition Republican Peoples Party (CHP).The video was uploaded to a site operated by the fundamentalist Islamist newspaper Vakit after midnight while the parliament was holding the last round of voting on constitutional amendments. Baykal’s lawyers filed a complaint with the prosecutors in Ankara and a court banned the video.The revelation had further political overtones because the woman in the video was Nesrin Baytok, a long time personal secretary of Baykal and now a CHP deputy in the parliament. Both Baykal and Baytok are married with children.At a press conference at his party headquarters Baykal alleged that “such a plot cannot be staged outside the knowledge and the consent of those in power.”“I hope that all these events that we have been living through and my resignation would be the beginning of a new wake up call for Turkey,” Baykal added.CHP will be having its congress on May 22-23 when the party will have to elect a new leader. Party spokesman said Baykal told him that he would not be participating at the congress.The video that sent shock waves through Ankara’s political circles comes at a critical time when CHP was preparing to take the constitutional amendments approved by AKP votes in the legislative assembly to the Constitutional Court. If the Constitutional Court finds no violation of procedural principles during the debate and voting of the amendments in the parliament, the bill will be submitted to a national referendum in 60 days time.When the news of the video broke out, CHP deputies expressed their disbelief and claimed that it was probably a “doctored material” to discredit […]

Nihayet Mayfest

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Birliğii’nin organizasyonunda gerçekleşecek olan geleneksel bahar şenliği Mayfest bu Perşembe (13 Mayıs 2010) başlıyor. santralistanbul’da 13’ncüsü düzenlenecek olan Mayfest’te, öğrenciler ve katılımcıları 3 gün sürecek eğlenceli etkinlikler bekliyor. 15 Mayıs Cumartesi günü bitecek festivalin DJ Davy jones, Bohem, Mişa, Opal, Kadıköy Acil ve okul müzik gruplarının sahne alacağı ilk gün etkinlikleri ise ücretsiz. Herkesin katılımına açık olan festivalin sonraki günlerinde de Dolapdere Big Gang, Bedük, Pamela ve Emre Aydın ile çeşitli grup ve sanatçıların sahne alacağı etkinliklerin finali ise Sertab Erener konseri ile tamamlanacak.

Deniz Baykal istifa etti

Geçen haftanın son günü yaşanan Vakit Gazatesi’nin internet sitesinde yayınlanan ve Deniz Baykal ‘a ait olduğu öne sürülen görüntülerin ardından CHP ve Deniz Baykal sert tepki göstermişti. Cumartesi günü CHPden yapılan açıklamada şok bir iddia ortaya atılarak Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün CHP Genel Başkanı Baykal’a suikast organize ettiği iddia edilmişti. Bu gelişmelerin ardından CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bugün yaptığı bakın toplantısında genel başkanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı. Baykal, ortada kendisine ve partisine yönelik çok ciddi bir komplo bulunduğunu öne sürdü ve “Benim istifa etmem, bu komploya teslim olmam veya kaçmam anlamına gelmez. Tam tersine meydan okumaktır. Bu komplonun hedefi ben değil CHP’dir. CHP bu kirli tezgahlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa etmem, siyaseti yeniden düzenlemek isteyenlere bir fırsat vereceği gibi CHP’nin de bu komployla hesaplaşması için fırsat sunacaktır.” dedi. CHP’nin 22—23 Mayıs’ta yapılacak büyük kurultaya kadar Baykal’ın yerine vekalet edecek isim olarak CHP Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi’nin adı geçiyor.