Kategori Genel

Warfare between judiciary and government

Ahmet Şık, Niyazi Dalyancı The simmering conflict between the nation’s judiciary and the government turned into open warfare this week with the Justice Minister accusing wholesale the judges serving on the Supreme Court (Yargitay) and Supreme Administrative Court (Danistay) of breaking the law and interfering with the free functioning of jurisdiction. At the center of the controversy was a confrontation between two prosecutors in the eastern towns of Erzurum and Erzincan. The legal battle between the two members of judiciary reached its peak when the plenipotentiary prosecutor in Erzurum managed to bring about the arrest of the Erzincan prosecutor accusing him of staging plans drafted by the suspects in the Ergenekon case to topple the government of Prime Minister Tayyip Erdogan. Osman Sanal, the plenipotentiary prosecutor in Erzurum interrogated Ilhan Cihaner, the chief prosecutor in the nearby town of Erzincan also ordering the police to search the latter’s home and offices and asked for his arrest, which was promptly carried out by the court. Hours after Cihaner’s arrest, the Supreme Board of Judges and Prosecutors (HSYK) in Ankara, which is functioning as the supervisory body of Turkey’s judiciary, announced that the authority of Osman Sanal, the plenipotentiary prosecutor in Erzurum and his three assistants has been rescinded and demanded an investigation against them for overstepping their jurisdictional powers. The legal argument put forward by the HSYK was, first class judges and prosecutors can only be tried for offenses related with their duties by the Supreme Court according to law. HSYK claimed that Sanal and his assistants were not competent authorities to ask for Cihaner’s arrest. Prosecutor Sanal had also summoned Gen. Saldiray Berk, the commander of Turkey’s 3rd Army that has its headquarters also in Erzincan, but the general responded by saying he cannot come to Erzurum because he is […]

Alexander McQueen

Henüz 40 yaşına gelmeden dört kere İngiltere’nin en başarılı tasarımcısı ödülünü aldı. Prens Charles’tan ünlü model Gisele Bunchen’e, Sex and The City’nin moda ikonu Sarah Jessica Parker’a kadar pek çok ismi giydirdi. Tasarımları dünyaca takip edilirken, sınır tanımaz, değişik ve enerjik olarak tanımlandı. Defilelerindeki değişik şovlarla da, ünlü model Kate Moss’un 3-D hologramını sahnede bir prizmaya hapsetmek veya modellerin sahnede kurtlarla beraber yürümesi gibi, yaratıcılığını her zaman ortaya koyup kendini meslektaşlarından ayırabildi. Koleksiyonlarında kullandığı kafatası onun sembolü haline geldi ve kendi içinde sakin sayılabilecek moda dünyasına yepyeni bir enerji getirdi. Instyledergisinin moda editörü Hal Rubenstein onu “olağanüstü bir yetenek ve aşırı bir karakter” olarak görmüştü. 21. yüzyılda moda dünyasını fethetmeyi amaçlayan ve büyük ölçüde de başaran bir moda ikonuydu. Alexander McQueen önceki gün hayatına son verdi. Sadece moda dünyasında değil, yaratıcılığın söz konusu olduğu her alanda örnek alınan gösterilen bir başarıya imza attı. McQueen’in 41 yıla sığdırdığı başarı öyküsü1969 yılında Londra’da bir taksi şoförünün altı çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya gelen McQueen, ilk moda çizimini henüz üç yaşındayken bir kâğıt parçasına çizdiği elbise olduğunu söylüyor. O yıllarda kendi kız kardeşleri için kıyafet dikmeye başlayan McQueen 16 yaşındayken moda kariyerinin peşinde koşmak için okulu bıraktı. O zamanlar ailesinin kendisine çok karşı çıktığını söyleyen McQueen bu durumu Elledergisine verdiği bir röportajda , “Ailenin pembe kuzusuydum” sözleri ile anlatıyor. Daha sonra Londra’nın merkezinde bulunan ve erkekler için özel ve el işi kıyafetler üretmesiyle meşhur sokağı Savile Row’daki Anderson&Sheppard’da çırak olarak çalışmaya başladı. Burada geçirdiği yıllar elbise yapımındaki teknik stilini ve terzilik becerilerini geliştirebilmesi ve deneyim kazanması için büyük bir şans oldu. Savile Row’da geçirdiği süre içerisinde 16. yüzyıldan günümüze kadar kalıp kesiminde ustalaştı. Bu deneyimler ve yetenekler ileride kariyerini oluşturmasına büyük katkı sağladı. Koji Tatsuno ile bir süre çalıştıktan sonra Bono’nun kullandığı gözlükleri ile ünlenen modacı Romeo Gigli ile çalışmak için İtalya’ya taşındı. […]

Altyazıyı kim yazdı?

Büyük ilgi gören Lost, Prison Break, Fringe, Dextergibi diziler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemli sayıda takipçiye sahip. Yeri geliyor yeni bölüm için insanlar saatlerini kurup sabah erkenden uyanıyor, yeri geliyor planlarını erteleyip dizinin yeni bölümü için ekrana kitleniyor. İşte bu döngünün içinde bir grup insan var ki, çoğu kez hiç karşılık beklemeden bu dizileri izlememize yardımcı oluyor. Onlar ne bu dizileri üreten dev prodüksiyon şirketlerinin içinde, ne de bu dizileri yayınlayan televizyon kanallarında, ne de internette dizileri –aslında korsan olarak– yayınlayan internet sitelerinde… Ama yaptıkları iş özellikle internetten indirerek bu dizileri ve filmleri seyreden yüzbinlerce kişinin işine yarıyor, hatta seyir zevkinin vazgeçilmez bir parçası haline geliyor. Sanal âlemde adlarına sıkça rastladığımız altyazı çevirmenlerinden bahsediyoruz. Yakın zamanda Lost‘un yeni sezonunun başlamasıyla birlikte sanal âlemde altyazı faaliyetleri yine hareket kazanmışa benziyor. Kimi siteler altyazı için kendi ekiplerini kurarken, kimi izleyiciler ise kendi beğendikleri çevirmen olmayınca yeni bölümü izlemiyorlar bile. Bazı izleyiciler hızlı bir şekilde altyazıya ulaşmak isterken, bir kısım izleyici ise hızdan çok kaliteli çevirilere önem veriyor. Altyazı çevirmenleri, çoğu kez karşılık beklemeden yaptıkları bu iş sonucunda zaman zaman eleştiriye de uğruyor. En çok çeviri yanlışları ve altyazının düzensizliği konusunda tepki görüyorlar. Eleştirilere rağmen “Bu işi yapan birileri olmasa ne yapardık’’ sorusu akla geliyor. Merak edilen bir başka konu ise dizi ve film keyfinin olmazsa olmazı altyazıları çeviren insanların bu işten maddi bir karşılık alıp almadıkları. Arkadaş sohbetlerinde ortaya çıkan bu soru bazen internet ortamındaki tartışmalara da taşıyor. HaberVsmikrofonunu sanal alem çevirmenlerine yöneltti. Bu işi neden yaptıklarını, eleştirilere nasıl yaklaştıklarını, sanal âlemde gelen ün hakkında ne düşündüklerini ve maddi kazançlarının olup olmadığını sordu. “Ünlendikçe, hatamızı bulmak için daha çok çaba harcıyorlar”eşekherif Maddi bir karşılık almıyorum. Bir ego tatmini söz konusu oluyor. Genel olarak “sebebi şudur” diyemem, ama insanlar e-posta gönderip “Teşekkür ederiz, iyi ki varsınız” dedikleri zaman, yaptığınız işten gurur […]

Dikkat banka var!

Tüketici örgütleri, bankaların potansiyel müşteri olarak gördükleri tüketicilerin haklarını çiğnedikleri ve mağduriyete yol açtıkları konusunda uyarıda bulunuyor. Herhangi bir talep olmadan yollanan kredi kartları, artırılan limitler, yüksek faiz oranları, mortgage tuzakları ve benzerlerinin pek çok kişiyi mağdur ettiğini belirten örgütler, bankaların bu tutumlarının maddi manevi büyük zararlara neden olduğu görüşünde. Tüketicilerin, başta krediler olmak üzere yasal haklara ilk olarak 2003 yılında, tüketici kanununun değişmesiyle kavuştuklarını, 2006 yılında çıkan 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası ile bu hakların biraz daha genişlediğini söyleyen Tüketici Örgütleri Federasyonu ve Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği Genel Başkanı Fuat Engin, yasal düzenlemelerin ardından bankaların hukuk kurallarını ve yasaları ihlal ederek tüketicilerin haklarını elinden aldığını belirtiyor. 1930’lardan beri faiz, borçlar, kredi kartları gibi konuları düzenleyen kanunlarda açıkça yasak olmasına rağmen bankaların birleşik faiz alarak tüketicileri mağdur ettiğine değinen Engin, bankaların kredi sözleşmelerinin bir nüshasını müşterilere vermemesinin de yasaya aykırı olduğuna değiniyor. Bir diğer önemli konunun ise istem dışı kredi kartı çıkartılması ve limit artırımı olduğuna dikkat çeken Engin, bu konuda da bankaların yasaları ihlal ettiğini vurguluyor. Kredi kartlarını düzenleyen yasaya göre, ilk kez kredi kartı talebinde bulunan tüketiciye tanınacak limitin, müşterinin gelirinin ilk yıl 2 katını, ikinci yıl ise 4 katını aşmaması gerekiyor. Bir diğer maddeye göre ise, müşterilerin istediği kadar kredi kartı alabileceği ancak bu kredi kartlarının toplam limitinin bu sınırlar içinde kalması olması gerektiği belirtiliyor. Fuat Engin, bankaların kredi kartı ve limit konusunda, bu yasa maddelerine de aykırı davrandığını söylüyor. Hukukî çerçeveden bakıldığında, bankaların, tüketicilerin borçlarını katlayarak haksız kazanç sağlamasına yönelik bilinçli bir sömürü sistemi kurduğunu belirten Engin, kanunlara göre üç ayda bir kredi kartı faizlerini belirleyen Merkez Bankası ve BDDK’nın da (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) bu duruma kayıtsız kalarak bankalara cesaret verdiğini anlatıyor. 45 milyon kredi kartı kullanıcısının yüzde 25’inin sorun yaşadığına değinen Engin, kredi kartı sorunu yaşayan tüketicilerin bankaların kurduğu tuzakların farkında […]

Elhamdülillah Müslüman: Asia Connection

Rap müzik neyi çağrıştırır? Sözleri, müziğin tempo ve ritmine göre ve çoğu kez hızlı şekilde söylenen bu türün adı İngilizce’de “ağır eleştiri” anlamına gelir. New York’un arka sokaklarında doğan ve zamanla dünyaya sirayet eden müziğin, isminden de anlaşılacağı üzere dokundurması, en azından bir fiske atması olağandır. “Beyazların” hakim olduğu düzene eşitsizliğe, adaletsizliğe başkaldırır. Serttir. Yıkıcılığı “gangsta” tarzında olduğu gibi kimi zaman sokaktaki şiddete övgüye kadar gider. Gelgelelim her ülke gibi Türkiye de, kendi rap ve rap müzisyenlerini yarattı. İş, yukarıda saydığımız konulardan manevi hayatımıza kadar ilerledi. Örneğin, bu âlemin önemli isimlerinden Sagopa Kajmer (Yunus Özyavuz) protest çizgide devam ettirdiği müziğini son yıllarda İslami rap’a taşıyarak büyük bir değişim yaşamıştı. “Manevi duygular”la müzik yapan rapçilere son günlerde yeni bir isim daha eklendi. Radikaltakma isimli Gökhan Dönmez ve Şüphetakma isimli Emrah Sezek’in kurduğu Asia Connection, ilk albümü La Havle Meclisi’ni geçtiğimiz günlerde yayınladı. Bir yıl önce Radikal’in önerisiyle bir araya gelen iki rapçi, yaptıkları müziği İslamî rap olarak isimlendiriyor. “Bize gelen bela ve sıkıntıların Allah-ü Teala’nın takdiriyle olduğunu biliriz” ya da “kimi kalbinde iman taşır, kimindeyse şeytan var” gibi sözler, grubun 17 şarkılık albümünde benzerlerini sıkça gördüğümüz örnekler. Asia Connection’la HaberVs’nin müzisyen muhabiri Server Uraz görüştü. Bundan önceki çalışmalarınıza baktığımızda “manevi hayat”ın müziğinizde ön planda olmadığını görüyoruz. Müzik tarzınızı “İslamî rap” olarak belirlemenizin nedeni nedir? Şüphe: Bundan öncesini çocukluk olarak görüyorum. Küfürlü sert parçalar çocukluğumuzun esiriydi. Amerikan rap’inden ve büyüklerimizden böyle gördük. Şimdi maneviyata daha fazla yer verme sebebimiz şu: Ben zaten çocukluğumdan beri maneviyata çok düşkün bir insandım. Dilimden Allah kelimesi eksik olmaz, hep şükrederim. Bundan önce Aşk-ı Allah diye bir albüm yaptım, İslamî rap tarzındaydı. Kendi içimdekileri yazdım. Bir ara müziği bırakma kararı almıştım, bu süre içinde Radikal ile bir şarkı yaptık, kendimdeki değişimi fark ettim. Somut olaylardan, manevi olaylara yönelmeme olgunlaşma aşaması diyebilirim. Çocukluğumdan beri kendime “neredeyim, ne yapıyorum, […]

Greece to reopen 88-year-old case of defeat in Asia Minor

Niyazi Dalyancı The Supreme Court of Greece decided to reopen an 88-year old case which had resulted with the execution of six politicians and army commanders found responsible for what the Greeks term as the “Great Catastrophe,” that is the defeat of the Greek armies by the Kemalist forces in Asia Minor in 1922. The court decided to reopen the case upon a request by Michalis Protopapadakis, the grandson of Petros Protopapadakis, the prime minister of Greece who faced the firing squad on 15 November 1922 along with five others. “My grandfather was not a traitor,” Michalis Protopapadakis told the Greek media. He claimed that there was new evidence indicating that the accused were innocent. Protopapadakis mentioned a telegram by Eleftherios Venizelos demanding the suspension of executions, that arrived in Athens 14 hours after the death sentences were carried out. In November, last year, the Penal Department of the Greek Supreme Court discussed the demand by Protopapadakis and decided by 3 votes against 2 to take the case to the Plenary Session. In an in camera session, the General Assembly of the Supreme Court voted in favor of a rehearing of the case known as the Trial of the Six. Historical Background Events that unraveled in the opposite shores of the Aegean after the Turkish armies entered Izmir on 9 September 1922 are little known in Turkey. As the Greek forces evacuated Izmir, hundreds of thousands of Anatolian Greeks had massed in the port, hoping to board a vessel that would take them to Greece. Then the city went up in flames creating mayhem for the refugees. The exact number of those who perished during the evacuation is still not known. As the Greek army retreated, a group of officers headed by colonels Nikolaos Plastiras and Stylianos Gonatas on the […]

İstanbul’un ikinci modası

İstanbul Tekstil Konfeksiyon ve İhracatçılar Birliği (İTKİB) ve Moda Tasarımcıları Derneği tarafından ikincisi düzenlenen İstanbul Fashion Week (IFW) bugün santralistanbul’da başladı. Dünya Moda Haftaları takvimi ve anlayışı paralelinde gerçekleştirilecek etkinlik, Türk tekstil ve moda sektörünü biraraya getiriyor. İlki Ağustos 2009 yapılan İFW, gördüğü yoğun ilgi üzerine aradan bir yıl bile geçmeden tekrar düzenlendi. Dört gün boyunca devam edecek olan İFW’nin açılışını Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve Hollywood’un ünlü aktristi Meg Ryan gerçekleştirdi. Basının yoğun ilgisine maruz kalan Meg Ryan, İstanbul’da olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek Zafer Çağlayan’la birlikte açılış kurdelesini kesti. “Türk modasının ve tekstilinin dünyada yaratacağı farkındalık sayesinde ülkemizin tanıtımına, dolayısı ile ekonomisine de büyük katkı sağlayan Istanbul Fashion Week’e desteğimi sürdüreceğim” diyen Çağlayan, İstanbul’un çok önemli bir etkinliğe sahne olduğunu belirtti. Bu yıl da IFW ile tüm dünyanın dikkatini çekmek istediklerini ve bir hafta boyunca sürecek etkinliklerle koymuş oldukları hedefe kısa sürede ulaşacaklarını söyledi. Türk hazır giyim markaları ve moda tasarımcıları 2010-2011 Sanbahar-Kış koleksiyonlarını ünlü mankenler eşliğinde dört gün boyunca santralistanbul’da sergilemeye devam edecek.Haber: Kamera: Niso Esim, Mert Oynargül

Dikkat! Hayvan çıkabilir

HAYDODER (Her Şey Hayvan Dostlarımız İçin Derneği) ilk etkinliğini 31 Ocak Pazar günü, Kadıköy Rıhtım meydanında gerçekleştirdi. Yaklaşık 150 hayvansever, el ele tutuşarak temsili tel örgü yaptılar. Derneğin kurucu üyelerinden Aytek Felah ve Dernek Başkanı Sevilay Bilgin Akyürek otoyoldaki hayvan ölümlerinin engellenmesine yönelik bir basın açıklaması yaptı. HaberVs, 26 Ekim 2009’da yayınladığı haberde otoyoldaki hayvan ölümlerine dikkat çekmiş, konuyla ilgili kurum ve kişilerin görüşlerini almıştı (). HAYDODER o günlerde, Facebook’ta örgütlenmeye çalışan bir gruptu ve “Otoyoldaki Hayvan Ölümlerine Karşı Çözüm… Hedef 1 Milyon İmza” ismini taşıyordu. Ocak 2010’da grubun üye sayısı 120 bine ulaştı. Sayılarının 100 bine ulaşması durumunda grubun meydanlara çıkacağını dile getiren Aytek Felah, grup üyelerinin bir dernek çatısı altında toplanmasını sağladı ve Kadıköy’deki etkinlik, derneğin halka açık ilk toplantısı oldu.Haber: Niso Esim Kamera: Mert Oynargül

Belgeleriyle 12 Eylül’ün Bayrak Harekâtı

Taraf gazetesi 28-29 Ocak 2010 günü, 12 Eylül’ün kod adı olan Bayrak Harekatı belgelerinin “İlk kezTaraf’ta gün yüzüne çıkacağını” duyurdu. Gazete, Yazı İşleri Müdürü Yıldıray Oğur’un sıkıyönetim belgelerini incelediğini ve “12 Eylül’ün sararmış planları” yazı dizisinin 30 Ocak Cumartesi günü başlayacağını, “12 Eylül darbesinin hiç yayınlanmamış belgeleriTaraf’ta” başlığıyla,duyurdu. Oysa Bayrak Harekatı’nın belgeleri bundan tam 22 yıl 4 ay önce, haftalıkYeniGündem dergisinde yayınlanmıştı. 13 Eylül 1987 tarihli derginin kapağında şu spotlar yer alıyordu:“12 Eylül’de uygulanan gizli planı açıklıyoruz; Bayrak Harekatı – Yayınlanmamış belgeleriyle”12 Eylül darbesinden yalnızca 7 yıl sonra ve henüz darbenin lideri cumhurbaşkanlığı görevini sürdürürken Tuğrul Eryılmaz ve Nihat Tuna imzasıyla yayınlanan “Bayrak Harekatı” haberini virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz.*** 12 Eylül’de uygulanan gizli planı ilk kez açıklıyoruzBayrak harekatı(13-19 Eylül 1987 YeniGündem Dergisi) “17 Haziran günü, genişletilmiş sıkıyönetim ve Milli Güvenlik Kurulu toplantısına katılan tüm komutanlar biraraya geldiler. Artık herkesin fikri oluşmuştu. Bir an önce harekat düğmesine basılması gerekiyordu. Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve ikinci Başkanı çağırdı. Ve harekat emrini uzattı,“Bütün ordu komutanlarına; Bayrak Planı ‘nın uygulamaya giriş günü 11 Temmuz, saati ise 04:00’dür.”Bayrak Planı özel kuryelerle dağıtılmaya başlandı. ”“8 Temmuz günü, Genelkurmay’•dan ikinci bir emir çıktı; Bayrak Planı uygulamadan kaldırılmıştır. Plan kolordulardan geri toplansın.”“9 Eylül Salı. Ordu komutanlarından kolordu komutanlarına yansıyan Bayrak Planı’nın uygulama aşamalan devreye girdi. Birlik komutanlan toplanarak ‘Türkiye’de 12 Eylül günü 04.00 ‘ten itibaren bütün ülkeye yayılacak biçimde sıkıyönetimin başlatılacağı, askerlerin hazırlanması gerektiği ve tüm komutanların 04:00’ten itibaren radyoyu dinlemeleri’ emri verildi.” M.Ali Birand’ın binlerce satan 12 Eylül kitabında adı sık sık bu bi­çimde geçen ve aslında 12 Eylül harekatının kod adı olan Bayrak Harekatı neydi, neleri içeriyordu? Bayrak Harekat Plam Eylül ayının başlarında ülkenin değişik yerlerindeki generaller, Çok Gizli olarak gönderilen Bayrak Harekat Planı’nın DURUM bölümünde şu değerlendirmeyi okuyorlardı:“a. Siyasi Durum:Ülkemizin içinde bulunduğu son derece önemli ekonomik siyasi ve sosyal sorunlar yanında, her geçen gün hızını biraz […]

Apple’ın son harikası ne kadar harika?

Apple uzun süredir spekülasyonlar yaratan, dedikoduları basına sızan yeni cihazını 27 ocak günü basına tanıttı. Birçok kişinin heyecanla beklediği İpad, her zaman olduğu gibi yine Apple’ın CEO’su Steve Jobs tarafından tanıtıldı. Bazı kesimler tarafından bir devrim olarak görülürken, bazıları için hayal kırıklığı oldu. Birçok Apple hayranı, Ipad’in beklentilerinin çok altında olduğunu belirtiyor ve dört beden büyük İpod Touch’tan pek farkı olmadığını söylüyorlar. Hatta dalga geçmek için bu tanıtımı “İfail” olarak isimlendiriyorlar. Özellikle de İpad’in tanıtımını eleştirenlerin sayısı oldukça fazla. İphone gibi bir devrimden sonra Steve Jobs’un çıkıp da “Bakın İpad’de arka fonu istediğiniz gibi değiştirebiliyorsunuz, kendi resminizi koymanız bile mümkün” gibi bir tanıtım yapmasına garipseyenler fazla, pekçok kişi bu tanıtıma cevap olarak “benim en eski modellerden olan cep telefonum bile bunu yapabiliyor” şeklinde tepkilerini dalga ile karışık olarak dile getiriyorlar. İpad her ne kadar basın tarafından göklere çıkarılsa da, pek çok eksiği olduğu tanıtımı izleyen ve cihazı inceleyen dikkatli gözlerden kaçmıyor. Cnet’in yaptığı anket de bunu açıkça gösteriyor. Sitesinde İpad’i kesinlikle almayı düşünmeyenlerin oranı yüzde 50. Sayıya vurulduğunda daha tanıtımından 24 saat geçmeden bunu söyleyen kullanıcı sayısı 10 binin üzerinde. Flash ve Java desteği yok Cihazın iş için değil daha çok eğlence amacı güttüğünü söyleyenlerin sayısı da oldukça fazla, ilk bakışta göze çarpan eksikler ise şunlar, cihaz neredeyse her web sayfasında kullanılan Flash ve JAVA yazılımlarını desteklemiyor. Adobe’un açıklamasına göre dünyadaki bilgisayarların yaklaşık yüzde 90’ında Flash kullanılıyor ve ayrıca Adobe İphone OS için Flash desteğinin hazır olduğunu ve Apple’ın izin verdiği anda her cihazına yüklenebileceğini söylüyor ve hatta bunun garantisini de veriyor. İpad normal Apple bilgisayarlarda bulunan Mac OS X sistemini barındırmıyor. Bulundurduğu sistem Apple ve İphone’un klasik uygulamalarını desteklese de bir adım öteye gitmekte zorlanıyor. USB’siz bilgisayar olur mu? Bir başka önemli eleştri ise USB girişinin olmaması. Neredeyse piyasadaki tüm cihazlarda USB girişi bulunurken İpad’de bulunmaması onun asla bilgisayar […]

Hiç Türk hapishanesinde bulundun mu?

İsrail ve Türkiye arasında, iki hafta önce yaşanan “koltuk krizi” bizzat kriz yaratıcısının özür dilemesiyle aşıldı. Konu saçma sapan yerlere gitse de, krizin çıkış noktası İsrail’in Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki bir sahneden duyduğu rahatsızlıktı. Söz konusu sahnede Polat Alemdar, İsrail Büyükelçiliği’ne baskın yapıyor ve vurduğu kişinin kanı Davut yıldızına sıçrıyordu. Polat, “Burası yabancı bir ülke toprağı. Bu yaptığınız savaş suçudur” diyen İsrailli görevliye, “Hep siz mi savaş suçu işleyeceksiniz” cevabını veriyordu. İşin ilginç tarafı Türkiye’nin, tam da İsrail’in şikayetçi olduğu konudan mustarip ülkelerin başında gelmesiydi. Yakın zamana kadar İstanbul ve Anadolu’nun fon olarak kullanıldığı hemen tüm filmlerde Türkler, hâlâ fes giyen, çarşafla örtünen insanlar olarak yansıtıldı. Ermeni sorunu ve Kıbrıs meselesi, politik sinemanın sıklıkla başvurduğu temalardı. Türkiye’ye en büyük anti-propaganda golünü atan Geceyarısı Ekspresi’nin 1978’de gösterime girmesinden sonra imajımız daha da sertleşti. Hapishane denince neredeyse ilk akla gelen ülke Türkiye oldu. Bu film, dünyadaki Türk ve Türkiye imajına o kadar büyük bir etkide bulundu ki, bize eleştirel yaklaşan bir yapım gündeme geldiğinde “ikinci bir Geceyarısı Ekspresi olur mu” endişesi yaşandı. HaberVs, Türk imajında “delik açan” uluslararası yapımları derledi. Terörist Türkler Yedi sezon süren ve Türkiye televizyonlarında da gösterilen Amerikan aksiyon dizisi 24’te Türk terorist karakterlerinin bulunması, özellikle ABD’de yaşayan vatandaşlarımız arasında büyük rahatsızlık yaratmıştı. Türkiye`nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu dizinin gösterildiği Fox TV yönetimine mektup yazarak, Türkiye’nin yanlış tanıtıldığını dile getirmişti. Üçüncü sezonunun yayınlandığı 2005’te yaşanan bu gelişmeler üzerine, dizinin yapımcısı ve başrol oyuncusu Kiefer Sutherland (Jack Bauer), ekranlardan “Amacımız kimseyi üzmek değil” açıklamasında bulunmuştu. Türk hapishanesi ve komedi Bir “sitcom” (durum komedisi) klasiği olan ve Türkiye’de de uzun yıllar gösterilen Seinfeldde Geceyarısı Ekspresi’ne binen yapımlar arasında yer almıştı. Dizinin baş karakteri Jerry Seinfeld, Costanza ile kredi kartı şifresi ve güvenlik konusunda tartışırken şöyle söylemişti: “Geceyarısı Ekspresi’ni hatırla. Türkiye’de bir hapishanedesin ve kurtulmak için tek şansın şifreni söylemek. Yine de […]

Sigara bıraktırma yarışı kızışıyor

Kapalı alanlara getirilen sigara yasağının ardından, fiyatlara da zam getirilmesi tüketiciyi üzse de bir sektöre hareket katacağa benziyor. Tiryakinin yeni gündemi alternatif sigara bırakma yöntemleri. 19 Temmuz’la hayatımıza giren “Kapalı alanlarda sigara içme yasağı” tiryakiyi bir hayli zorlamıştı. Fakat yine de bazı tiryakiler “En kötüsü evimde içerim, hayatta bırakmam” diyorlardı. Zora düşen mekânlar ise, kepenk kapatmamak için alternatif çözümler bulmuş, yasağa ayak uydurulmuştu. Hatta infrared ve LPG’li ısıtıcı üreten şirketler de bundan paylarına düşeni almışlardı. Fakat son zamların ardından görülüyor ki, tiryaki bu sefer çok daha zor durumda. Devlet, bu ekonomik krizde faturayı sigara tiryakisinin sırtına yükledi bile. Aslında resmen insanların sigarayı bırakması istenirken diğer taraftan bütçe açıklarının sigara tiryakilerinin sırtından finanse edilmesi ayrı bir çelişki yaratıyor. Hal böyleyken, yasağın başında “hayatta bırakmam” diyenler bile artık kara kara ne yapacağını düşünüyor. Tabii bu soğuklarda kapı önlerinde titreye titreye sigara içmek zorunda olmaları da tiryakilerin yaşadığı zorlukların üzerine tuz biber ekiyor. Bugünlerde etrafımızda daha çok kişiden “bırakmak lazım, ama nasıl?” sorusunu duyuyoruz. Bu da bize infrared ısıtıcılardan sonra medikal sektörünün de yüzünün güleceğinin sinyallerini veriyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık Aile ve Sosyal İlişkiler Komisyonu, yaklaşık 6 aydır yürürlükte olan yasakla, sigara tüketenlerin oranında yüzde 15’lik bir azalma olduğunu açıkladı geçenlerde. Konu ile ilgili görüştüğümüz Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi Hasta Hakları Sorumlusu Mehtap Çakıroğlu, kapalı alanlarda uygulanan yasağın ardından artış gösteren hasta sayısının, son zamla birlikte daha da yoğunlaştığını söylüyor. Karakılınç: “Eskiden 10 hasta sigarayı bırakmak için geliyorsa, bugün 20 hasta geliyor” diyor. Biorezonans ile vücuttaki nikotin frekanslarını silen Mia Plast adlı kurum da son durumdan memnun. Kurumun Halkla İlişkiler Sorumlusu Sevda Yılmaz, başvuran hasta sayısında, yasağın başladığı son 6 aylık dönem itibariyle yüzde 60’lık bir artış olduğunu belirtiyor. Psikoterapi ile sigarayı bıraktırmayı hedefleyen Allen Carr’s adlı kurumun eğitim koordinatörü Filiz Yaray da yasak ve zamla birlikte hasta sayısında bir artış […]

Army accused of playing horror games

Niyazi Dalyancı Dogfights over the Aegean would be intensified and if the Greeks fail to shoot down a Turkish air force jet, then a Turkish pilot would do it for them; bombs would be planted in two historical mosques during Friday prayers triggering mass demonstrations by Islamic fundamentalist men wearing beards and women in veil who will attack the Air Force Open Air Museum near the Ataturk airport hurling Molotov cocktails destroying the old aircraft on display there; military maneuvers would be held near the border with Greece leading to a hot confrontation with the Greek army and finally if the Turkish National Assembly does not approve putting the country under martial law the army would takeover the administration. These are the elements of a contingent scenario of war games held at the 1st Army Headquarters in the Selimiye barracks in Istanbul from 5 to 7 March 2003, according to the Taraf newspaper continuing its revelations against the unlawful practices that the Turkish armed forces allegedly indulge in against what they believe as the Islamic oriented government. For three days the newspaper serialized the horror scenario which also included names of bureaucrats and politicians who will be appointed to cabinet posts after the army takeover, also lists of journalists to be arrested and those who would be collaborated with under the new regime. According to Taraf, an officer who was serving at the army headquarters in 2003 gave the newspaper the documents of the war games dubbed “Balyoz,” meaning sledgehammer in Turkish, totaling some 5,000 pages, also including audio tapes of the military seminar at which 162 officers, including top-ranking generals, participated. Journalists of Taraf handed the CDs containing the evidence to Istanbul’s chief prosecutor who announced that he is opening an investigation into the allegations. Meanwhile, retired general Cetin […]

Avrupa Türkiye’yi Bilgi’den öğrenecek

İstanbul Bilgi Üniversitesi, tek başına girerek kazandığı ihaleyle birlikte Avrupa Parlamentosu’na (AP) danışmanlık hizmeti verecek. 5 yıl süreyle AP tarafından istenen ve belirlenen konularla ilgili çalışmalar ve sunumlar yapacak. IRIS adlı Fransız düşünce kuruluşunun lideri olduğu konsorsiyumda da yer alan Bilgi Üniversitesi, yine aynı kurum tarafından AP’ye danışmanlık yapması için seçildi. Üniversite, hazırladığı tüm raporları IRIS’e gönderecek ve çalışmalar oradan AP’ye iletilecek. Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile de daha önce çalışmalarda bulunan Bilgi Üniversitesi’nin, bu kurum tarafından IRIS’e tavsiye edildiği belirtiliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Senem Aydın Düzgit, danışmanlık hizmetinin verilmesinde önemli katkısı olan isimlerden biri. Üniversitenin AB ilişkileri bölümü program koordinatörlüğü görevini de sürdüren ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olan Düzgit, aynı zamanda Avrupa Araştırmaları Merkezinde (CEPS) araştırmalar yapıyor. Senem Aydın Düzgit, üniversite olarak daha önce Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile çalıştıklarını ve onlar tarafından IRIS’e tavsiye edildiklerini söylüyor. Düzgit, kendilerinden şu anada kadar sadece Türkiye’nin ilerleme raporu ve ticari ilişkilerle ilgili bir çalışma istendiğini belirtiyor:“Biz AP’den gelen talepler üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve bu çalışmalarda iyisi ve kötüsüyle kendimizi değerlendiriyor ve önerilerimizi sunuyoruz.” İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin vermiş olduğu bu hizmetin AP’nin karar alma mekanizmasında içerden bir katkı sağladığını söyleyen Düzgit, politik olarak değil aynı zamanda akademik görüşlerin de Türkiye- AB ilişkilerini içinde olumlu yönde etkileyeceğinin altını çiziyor. Bilgi Üniversitesi danışmanlık çalışmalarını sadece uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde çalışmakta olan akademisyenlerle değil okulda görev alan tüm akademisyenlerle sürdürecek. Örneğin medya ile ilgili bir rapor istendiğinde, bunun medya bölümünde çalışan akademisyenlere danışılarak hazırlanacak. Ekonomi, kültür veya istenen herhangi bir konu için de aynı yönteme başvurulacak. Ayrıca Bilgi Üniversitesi’nin danışmanlık adı altında yapmış gerçekleştirdiği çalışmalar yayın niteliği de taşıyacak. Tüm raporlar sunumlar çalışmalar AB’nin kendi web sitesinde de yayınlanacak.

‘Avken yem olduk’

Gazeteci Hrant Dink, öldürülüşünün 3. yıldönümünde anıldı. Dink’in kurucusu olduğu Agos gazetesinin İstanbul Şişli’deki bürosunun önünde yapılan anma törenine katılan yaklaşık üç bin kişi, suikastın gerçek faillerine ulaşılamamasını eleştirdi.Cinayetten 3 yıl sonra oğul Hrant Dink, ilk kez basının önünde sert bir konuşma yaptı. “Bu ülkede babası üç yıl önce öldürülmüş birisi olarak ağlayamıyorum” diyerek başladığı konuşmasında Arat Dink, babasını öldüren asıl faillerinin gizlendiğini belirterek, “Duruşmalarda bizimle dalga geçen çocukar yalnızlar mıydı? Üç yılda adalet adına ne oldu? Hesabı sorulcak 3 yıl daha eklendi. 100 yıl önce avdık, şimdi yem olduk” dedi.“Buraya bir kuş konmuş…”Öğle saatlerinden itibaren, Şişli Halaskargazi Caddesi’ndeki Agos gazetesi binası önünde toplanmaya başlayan vatandaşlar, Dink’in öldürüldüğü yeri de daha önce olduğu gibi yine karanfiller ve mumlarla donattı. Anma törenine katılanlan, Hrant Dink’in ”Tek yolumuz bir arada yaşamayı savunmak olmalı. Bu yol, hem aklın, hem vicdanın gereği” sözlerinin yazılı olduğu bir pankart önünde mumlar yakılarak, karanfiller bıraktı. Ellerinde “Hrant için adalet için”, “Katiller tanıyoruz” yazılı dövizler taşıyan vatandaşlar, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Katil devlet hesap verecek”, “Hrant’ın katili Ergenekon devleti” sloganları attı. Dink’in öldürüldüğü saat 15.00’te saygı duruşuyla devam eden törende yönetmen Sırrı Süreyya Önder yaptığı konuşmada, tehditler altında Dink’in nasıl hedef hale getirildiğini anlattı. Konuşmasına “Altına girmek için cevahir ömrünü feda ettiğin Anadolu topraklarının çocuklarına, henüz küçücük bebeklerken anlatılan bir masal vardır. Çocuğun minicik avcunun tam ortasına yetişkin bir parmakla basılır ve ‘Buraya bir kuş konmuş..’ diye başlar. Sonra devam edilir. O minicik parmaklar tek tek, bir güvercinin nasıl katledildiğine dair ayrıntılı bir ‘operasyona’ suç ortağı yapılarak anlatılır. “Bu tutmuş’ denilir önce. ‘Bu tüylerini yolmuş’ denir ardından. ‘Bu pişirmiş’ dedikten sonra, ‘Bu yemiş’ diyerek masalın vahşet boyutu iyice ballandırılır. Adını serçeden alan en küçük parmak ‘Hani bana hani bana?’ diyerek ağlamaktadır masalın sonunda…” diye başlayan Önder, “Bu ülkeyi kocaman bir avuç olarak düşün sevgili […]

Art’ure against Art, Retrospective of Yuksel Arslan

Ferhat Jak Icoz On a rainy fall day, with a friend we decided to spend our two-hour break at the Contemporary Arts Museum of SantralIstanbul, without knowing what was expecting us. My friend commented to persuade me that ‘the exhibition is quite striking, interesting, and even mind-blowing’. As we approached to the end of our break, we were able to be done only with the first floor (top floor) of the exhibition, so I decided to come back for a more extensive and intensive exploration of Yuksel Arslan. Yuksel Arslan, 76 year old artist, a controversial and intellectually futuristic figure, has exiled himself to Paris 40 years ago. During these 40 years, his fame flourished as an artist, however he remained quite mysterious for Turkish art-lovers. And after such a long exile, Arslan came back home, to Halic, where he was born, and now, where he has his retrospective exhibition, at the Contemporary Arts Museum of SantralIstanbul. Doubtlessly, media loved the Turkish-drama like story of this man, who left his hometown as a poor, unknown artist, and is making a homecoming as an artist of international fame, after proving himself to be one of the most important art figures in the world. Indeed, there is no need to barely mention about Arslan’s biographical story, as the exhibition arranged in a way, that you both learn about the biography of Arslan, witnessing the processes and evolutions, and sometimes revolutions, Arslan underwent, as an artist. On the first floor of the exhibition (third floor), childhood and adolescence years of Arslan come up. As a child of factory worker from Anatolia, who fought at Balkan, Independence and WWI wars, he grew up in Eyup, where cemeteries dominate the view. Hence, gravestones were like toys to Arslan. Another great interest of Arslan’s was sexuality […]

Three questions to Richard Reid, former Regional Director of UNICEF

Manon Loisel At first glance, it’s easy to see that Richard Reid is passionate by the energy and promise that dealing with children gives him. Before I could ask any questions, he said “Can I ask you a few questions lady? What are you studying? Why do you want to be journalist? … Ah, that’s interesting!”. No need to ask him the reason why he chose to work for UNICEF for 26 years, it’s obvious that children and youth in general are a central concern for him. The curiculum vitae of Richard Reid is impressive. This teacher of International Relations and Humanities at Bilgi University worked for the United Nations Children’s Fund (UNICEF) for 26 whole years. He has been Country Director in Nigeria, Turkey, Regional Director of the Middle East and North Africa and also of former socialists countries. He has worked for cease fires to protect children in war zones like Lebanon, Sudan, Bosnia, Chechnya, or Iraq, and was named “UN Hero” at the 50th anniversary of the UN, in 1995. This kind of life can not be summarised in one article, but let’s try to know more about his exceptional career. “How did you get into development work? -I studied in journalism school in California. But I stopped quickly because I couldn’t be a fast writer. I was writing for local newspapers but I was not able to work on tight deadlines. Then I postponed a scholarship and went to Pavia in Italy for one year. I fell in love with Italy. I already knew that I wouldn’t stay in the US. After teaching journalism for two years, I became the director of the Robert College – now Bogazici University – in Istanbul. The boys’ school, which was a good one : Orhan Pamuk and also Tosun […]

Smoking ban or business as usual

Annika Sehn From 19 July 2009, one of the most stringent smoking bans of all Europe became fully effective in Turkey. Since then it is much harder for stressed workaholics in the office, for the depressed unemployed in the “kahvehane” and for the nonchalant party animal at the favourite bar to have a good smoke. Also the to puff on the famous cigarette with coffee, the one after dinner or the other one, which goes along so well with playing cards or backgammon means, you have to be outside or at home. Even the traditional nargile, the water pipe, which was a feature of the Ottoman culture for 400 years is included in the ban, to the annoyance of many consumers. “For me it’s impossible to have a good conversation without smoking nargile,” Doğucan, 23, a guest in “Marakeş”, located in Kadiköy, complains. “In Belgium people meet to drink beer and here it’s the water pipe, which gathers people together. It’s part of our culture.” Also in the “kahvehane”, where mostly men go to drink tea, play cards or backgammon and chat, smoking was more than a habit, if not an essential part of the coffee house tradition. Therefore, it has been the owners of these places, who came up with the loudest protest. Nearly 160 coffee shop owners, who light up in protest in the Marmara province Kocaeli at the beginning of August 2009 or a 10,000 strong rally in Ankara demanding the relaxation of the regulations by allowing separate “smoking sections” in coffee houses and bars are the most well known actions. But somehow more interesting than the question whether the ban led to a drop in business, is how the ban is enforced or even if it is enforced at all. An article in “Todays zaman” one […]

Barak’s visit defuses tensions between Turkey and Israel

News, etc. Israeli Defense Minister Ehud Barak’s visit to Ankara over the weekend somewhat relaxed the confrontation between the two countries that flared up last week when the Turkish ambassador to Jerusalem was snubbed by Israeli officials who summoned him to protest a television serial aired in Turkey. Although President Abdullah Gul, Prime Minister Tayyip Erdogan and Chief of Staff General Ilker Basbug absented themselves from the capital, Barak, Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu and Oguz Celikkol, the Turkish ambassador to Israel gave warm photo-ops for the journalists during the visit. Barak said Israel’s Deputy Foreign Minister Danny Ayalon had “expressed his apologies for the improper behavior” shown to Celikkol last week and emphasized that the relations between the two countries will continue “according to universally accepted diplomatic rules.” Barak also met with his Turkish counterpart, Vecdi Gonul and after the meeting the Turkish minister said during their deliberations they reached complete agreement of opinion that the tensions and confrontations in the Middle East should be eased for the sake of stability and peace in the region. Reminding that Turkey was one of the first countries that extended recognition to the state of Israel, Gonul said, “Cooperation between our two countries in many fields is continuing on a satisfactory level.” “In the field of defense cooperation we have completed 13 projects and six more projects are still continuing,” said Gonul. He listed some of the projects as the modernization of F4 and F5 Turkish Air Force fighter aircraft and M60 Turkish Army tanks. Turkey’s plans to develop unmanned reconnaissance planes with Israel have also reached a new phase, Turkish defense minister said. He explained that certain systems on these planes are jointly manufactured by Israel and Turkey. Answering a question by an Israeli reporter that Iran’s nuclear plans are creating […]

Sulukule’nin altı

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, 13 Ocak’ta yayınladığı “Sulukule’de Yenileme Projesi ve Arkeolojik Kalıntılar” başlıklı duyuruda şunu söylüyor:“Yıkımların ardından çok büyük bir hafriyat yapıldığı ve bu hafriyat içinde çok miktarda -olasılıkla Bizans Dönemi’ne ait- kırık mimari kalıntı parçaları bulunduğu gözlenmiştir. Bu kalıntı parçaları, bu alanda kültür varlıklarının açıkça tahrip edildiğinin kanıtlarıdır.”Arkeologlar, bugüne kadar belediye görevlileri, inşaatçılar ve dozerlerden başkasının uğramadığı bu alanda yüzlerce yıllık kültürel eserlerin tahrip edildiğini söylüyor.Dikkat ederseniz söz konusu tahribat, mevcut yapıların yıkımı esnasında yapılıyor. Gözle görülür, somut yapılar yok ediliyor. Peki ya görünmeyenler?Söz konusu alan, İstanbul’un tarihi merkezinin son sınırlarını çizen -Theodosius- kent surlarının hemen dibinde. En düşük ihtimalle en az 1000 yıldır, kesintisiz yerleşim gören bir bölge.Dahası da var: Bizans dönemi uzmanlarına göre, antik kaynaklarda ismi geçen, o bölgede bulunduğu bilinen ama kesin yeri tespit edilemeyen yapılar da büyük ihtimalle Sulukule’nin altında yatıyor. Örneğin İmparator Iustinos’un Deuteron Sarayı.Sulukule’nin yasalarla da belirlenmiş bir statüsü var: Kentsel ve tarihi sit alanı. Kanunlara göre devlet, bu alanda saklı kültür varlıklarını tespit etmeden ve bunları koruyucu önlemleri almadan önce -klişe tabirle- buraya “bir çivi bile çakılamaz”. Tüm bunların özeti işe şu: “Sulukule’de arkelojik araştırma ve kazı yapılması gerekiyor.”Alanda şimdilik -sadece- toprak üstündekileri tahrip etmekle meşgul dozerler dolaşıyor. Toprak altına ne olacağını yakın zamanda göreceğiz. Çünkü inşaat hazırlıkları tamamlandı.