Genel

Clinton İstanbul’da moral verdi

Yazan: Niyazi Dalyancı

Bilgi Üniversitesinin de üyesi olduğu Laureate International üniversiteler zincirinin Onursal Başkanı, ABD başkanlarından Bill Clinton Santral yerleşkesinde kurulan büyük çadırda davetliler ve öğrencilerden oluşan bir 500 kişilik bir topluluğa konferans verdi. Türkiye’nin Batı’ya Müslüman dünyası ile yeni bir anlayış için kapı açtığını söyledi.

“Türkiye 21.yüzyılın oluşumuna katkı verecek kilit ülkelerdendir,” ABD’nin eski başkanı Bill Clinton’ın Bilgi Üniversitesinde verdiği konferansta söylediği moral verici sözlerden birisi. Bir başkası ise bugün Türkiye’ye sırtını dönen Avrupalıların, Türkiye bu büyüme hızını sürdürdüğü takdirde, bir gün yoksullaşarak Türkiye’ye gelecekleri.

Clinton’ın konuşmasını Avrupa Birliği ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış, Laureate CEO’su Douglas Becker, Şişli ve Eyüp belediye başkanları ile diğer davetliler izlediler.

Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Halil Güven’in açış konuşmasından sonra Becker kürsüye gelerek Clinton’ın başkanlık döneminden sonra kurduğu sivil toplum kuruluşları ile dünyanın çeşitli bölgelerinde yürüttüğü insani yardım programlarını özetledi. Egemen Bağış ise yaptığı İngilizce konuşma ile Clinton’ın 1999 yılında deprem felaketinden sonra Türkiye’yi ziyaretine ve TBMM’de yaptığı konuşmaya değinerek, “Türkiye o zamandan bu yana çok büyük yol kat etti. Türkiye artık daha demokratik ve daha zengin bir ülke,” dedi.

“Türkiye’de eksen kayması yok”

Clinton Türkiye’nin Doğu’ya kaydığı konusunda yapılan yorumlara katılmadığını, 21.yüzyılda Türkiye’nin yeni ittifakların kurucusu olacağını belirterek, “Bağımsız olarak yeni köprüler kurmak yolundasınız. Ben de olsaydım aynı şeyi yapardım,” şeklinde konuştu.

Türkiye’de dine saygılı olunduğunu ama dinin ülkeyi felç etmediğini ileri süren Clinton, ülkenin demokrasiye inancı ve İslamiyet’e bağlılığı ile Müslüman dünyasına örnek olacağını söyledi. Başkanlığı sırasında, altı yıl Avrupa Birliği’ni Türkiye’nin tam üyeliğini hızlandırmak için ikna etmeye çalıştığını vurgulayan Clinton, “Çeşitli fikir ayrılıkları ve endişeler olduğunu biliyordum. Ama bu endişelerin ve Kıbrıs gibi çözüme kavuşturulamayan sorunların Türkiye’nin tam üyeliğinin sağlayacağı avantajlar karşısında önemini yitireceklerini anlatmaya çalıştım,” diye konuştu.

İletişim sorunları

Bütün dünyada iletişim teknolojilerinin son derece gelişmiş olmasına karşın bilgilerin ancak parça parça edinilebildiğine dikkat çeken Clinton, “Bu da gerçekte neler olup bittiğini anlamamızı güçleştiriyor. Bu yüzden herkesin tartışmalı konuları kendince belli bir çerçeve içinde alıp bakması gerekir,” dedi.

21. yüzyılda ülkelerin karşılıklı bağımlılık durumunun olumsuz etkileri olduğunu, bu olumsuzlukları gidermek için farklılıklardan çok ortak bir gelecek için anlayış göstermek gerektiğini belirten Clinton çağdaş dünyanın başlıca sorunlarını “sürdürülebilirliğin sağlanamaması, eşitsizlik ve istikrarsızlık” olarak sıraladı.

Eşitsizliğin azgelişmiş ülkelerde insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için büyük fedakarlıklara katlanmalarını zorunlu kıldığını söyleyen Clinton, örnek olarak yardım çalışmaları yaptığı Haiti’de deprem felaketinden de önce anne ve babaların çocuklarını satmak gibi bir yola başvurduklarını gösterdi.

“Sürdürülebilir bir çevre için bugün enerji üretmek için kullandığımız yöntemleri değiştirmeliyiz. Kuzey ve güney kutuplarında eriyen buzullar bir gün kuzey Avrupa’nın zengin kentlerini soğuktan yaşanamayacak bir hale getirecekler,” diyen Clinton, istikrarsızlıkların ise insanların önyargılarını ateşlediğini, bunun da önüne ancak karşılıklı anlayışla geçilebileceğini belirtti.

Önemli olan farklılıklar değil

Clinton, bilimsel çalışmaların, renk, ırk, cinsiyet ve kültür farkları ne olursa olsun bütün insanların genlerinin yüzde 99 üzerinde bir oranda aynı olduğunu kanıtladığını, bu yüzden farklılıkları vurgulamak yerine ortak bir gelecek ve çıkarlar için çalışmanın daha önemli olduğu görüşünü dile getirdi. Sonra da gençlere, “Kendi çevrenizin dışına çıkın. Farklı insanlarla ilişki kurup onları anlamaya vakit ayırın. Geçtiğimiz hafta içinde, farklılıkların mı yoksa ortaklıkların mı önemli olduğunu sormanızı gerektirecek bir durumla mutlaka karşılaşmışsınızdır,” dedi.

Konuşmasının sonunda Bilgi öğrencilerinden gelen yazılı dört soruya yanıt veren Clinton İslam ile ilgili soruya, “Herkes Kuran’ı okumalıdır. Yazıldığı çağın gerçeklerini anlamalıdır. Örneğin İslam’da niye Katoliklerde olduğu gibi bir Papa ya da Evanjelikler’de olduğu gibi yönetim kurulları yok. 11 Eylül’de İkiz Kulelere uçakla saldıranlar Müslümandı ama bu demek değildir ki tüm Müslümanlar teröristtir,” yanıtını verdi.

California’daki cami

Farklılıkların ortak çıkar karşısında önemli olmadığı konusunda da California’dan bir örnek veren Clinton şunları söyledi:

“California’da çok küçük bir kentte bugün bir cami var. Bu kent belediye başkanı yüzünden yolsuzluklar içindeydi. Adam yılda 350 bin doları cebe indiriyordu. Polis şefi de yolsuzlukların içindeydi. Belediye Meclisinin Müslüman bir üyesi bu yolsuzlukları açığa çıkardı. Oysa kentin nüfusunun çoğu Katolik ve Hispanik Amerikalılarda oluşuyordu. Yolsuzluk yapanların bertaraf edilmesinden sonra kent halkı cami yaptırmaya karar verdi ve bunu gerçekleştirdiler.”

Konferanstan notlar

– Clinton’ın konuşmaya başlamasından yaklaşık bir saat önce 15-20 kişilik bir öğrenci topluluğu “Yankee Go Home” pankartı taşıyarak ve sloganlar atarak çadırın girişine kadar yürüdüler. Burada sivil polislerin sayısı gençlerden daha çoktu ama sert bir müdahale olmadı. Gençlerden birisi, “İyi Amerikalı başkan yoktur. Clinton deyince Yugoslavya’da akan kanları hatırlıyoruz. Ülkemizde yankee istemiyoruz,” diye bir konuşma yaptı. Polislerin ve Bilgi yöneticilerinin ikna etmeleri üzerine topluluk Santral yerleşkesinden çıktı.

– Çadıra alınan basın mensuplarına ve özellikle foto muhabirleri ile kameramanlara kendilerine ayrılan yerlerden ayrılmamaları, Clinton’ın konuşması sırasında kıpırdamamaları sıkı sıkıya tembihlendi. Kameralar zaten çadırın en uzak köşesine yerleştirildiğinden konuşmacıyı hayli uzaktan görüyorlardı. Foto muhabirleri ise çadırın yan tarafında uzak bir noktadan çalışmak zorunda kalıyorlardı. Ancak, Clinton’ın konuşması sırasında gösterdiği karizmadan olacak, bazı foto muhabirleri daha uygun noktalardan çalışabildiler. Hareket de edebildiler, kendilerine müdahale eden olmadı.

– Clinton’ın konuşması zaman zaman alkışlarla kesildi. Ancak konferans bittikten sonra çadırı terk eden izleyiciler arasında ABD eski başkanının Türkiye üzerine söylediği hayli övücü sözleri abartılı bulanlar da yok değildi. Özellikle Türkiye’de dinin politik bir silah olarak kullanılmadığı konusundaki sözlerine, dinleyiciler arasında bulunan ve İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı “Sanki biz burada yaşamıyoruz,” diye tepki göstermekten kendini alamadı.

Yorum yazın