Yaşam

Eğitimde ikinci bahar

Yazan: [email protected]

Ebru Engin Avrupa ve ABD’de çok yaygın bir hale gelen “geç yaşta” lisans eğitimi son yıllarda Türkiye’de de yaygınlaşıyor. Yeni eğilimin hangi ekonomik-sosyal değişiklikler üzerinde yükseldiğini, öğrencilerin “ikinci bahar”dan neler beklediklerini İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde geç yaşta lisans eğitimi gören öğrencilerle konuştuk. “Sadece merakımı gideriyorum”Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler 2. sınıf öğrencisi Bayezıd Nas, “Ömür boyu öğrenmek […]

Ebru Engin

Avrupa ve ABD’de çok yaygın bir hale gelen “geç yaşta” lisans eğitimi son yıllarda Türkiye’de de yaygınlaşıyor. Yeni eğilimin hangi ekonomik-sosyal değişiklikler üzerinde yükseldiğini, öğrencilerin “ikinci bahar”dan neler beklediklerini İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde geç yaşta lisans eğitimi gören öğrencilerle konuştuk.

Sadece merakımı gideriyorum”

Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler 2. sınıf öğrencisi Bayezıd Nas, “Ömür boyu öğrenmek lazım, kendi başına öğrenemiyorsan okullar bu konuda
yardımcı” diyor.

– Kaç yaşındasın, bu üniversiteye başlamaya ne zaman karar verdin? Kısaca kendinden bahseder misin?
– 36 yaşındayım. Evliyim, 8 yaşında bir kızım var. Bilgisayar sektöründe çalışıyorum. 30 yaşından sonra değişik alanlara ilgi duyduğumu fark ettim. Bunların içinde iletişim de vardı. Halkla ilişkiler dikkatimi çekti. Bu dalın bana göre olup olmadığını anlamak için Türkiye Halkla İlişkiler Derneği’nin (TURHİD) bir seminerine katıldım.

– Hem çalışmak, hem okul zor olmuyor mu?
– Zor oluyor tabii, mesela tatil yapmıyorsun, onun dışında işleri zamanında ayarlamaya çalışıyorsun, mümkün mertebe işleri daha evvel bitirmeye çalışıyorsun. Değişik kimlikler ediniyorsun, burada başka bir insansın, işyerinde başka gençlerle genç oluyorsun… İnsanın belli bir yaştan sonra hayatı küçülüyor. Muhatap olduğu insan sayısı çok az oluyor. İşten eve evden işe birkaç arkadaşın oluyor, bu da olandan bitenden uzaklaştırıyor insanı. Okulun şu faydası var, burada yeni genç insanlar ne yapıyorlar ne konuşuyorlar nasıl yaşıyorlar, bunları gözlemliyorsun.

– Daha önce üniversite okudun mu?
– Yıldız Teknik Üniversitesi mezunuyum.

– Neden Bilgi Üniversitesi?
– İletişim konusunda Halkla İlişkiler bölümünün iyi olduğunu öğrendim.

– İkinci bir üniversiteye girmeye karar verdiğini söylediğinde çevrenin tepkisi nasıl oldu?
– Aslında çok fazla kişiyle paylaşmadım bu durumu. Ne bileyim kişisel bir konu… Yeni bir kariyer yapmaya çalışmıyorum sonuçta, sadece merakımı gideriyorum. Gelecek sorulara cevap vermek istemediğim için kararımı kimselerle paylaşmadım herhalde.

– Derslere girdiğinde sohbet esnasında yaşınla ilgili bir mevzu olduğunda insanlar şaşırıyor mu?
– Yok, pek yadırgamadılar, ilk başta birazcık oldu ama herhalde biraz küçük de gösteriyorum, herkes kolay kabullendi ya da ben öyle görüyorum.

– Bu bölümü bitirdiğin zaman, şu anda çalıştığın iş yerinde halkla ilişkiler alanında çalışmayı düşünüyor musun?
– Bu alanda çalışıp çalışmayacağım biraz da yeteneğimle ilgili, çünkü bir şeyi istemek onu yapmak için yeterli değil. Bu konuyu öğrenmek istiyorum ama bu konuda yetkin miyim, başarılı olur muyum, bu soruların cevapları kendi kapasiteme ve ilgi alanlarıma bağlı. Fakat bundan yararlanma yoluna gidebilirim.

– Peki okul bittikten sonraki planlarında yeni bir okul ihtimali var mı?
– Şu anda öyle bir planım yok ama ömür boyu öğrenmek lazım. Kendi başına öğrenemiyorsan, okullar bu konuda yardımcı.

“Durağan insan gerileyen insandır”
Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler 3. sınıf öğrencisi Suzan Mizrahi Kohen’i bir arkadaşının üniversiteye başlaması cesaretlendirmiş, arkadaşı ona örnek olmuş.

– Kaç yaşındasın, bu üniversiteye başlamaya ne zaman karar verdin?
– 40 yaşındayım. Kadıköy Kız Koleji mezunuyum. Evliyim, biri 15 biri 11 yaşında iki kızım var. Okuldan önceki hayatım ev hanımlığı, çocuklara annelik, eşlik ve sosyal yaşamdan ibaretti. Çocuklar küçükken bir arkadaşımla yaklaşık beş yıl ortak iş yaptım. Bir arkadaşımın üniversiteye başladığını duymam beni cesaretlendirdi, örnek oldu.

– Daha önce üniversite okudun mu?
– Hayır, okumadım.

– Neden Bilgi Üniversitesi?
– Bilgi’yi, Halkla İlişkileri ben tercih etmedim. Aslında ben İngilizceyle ilgili bir şey yapmak istiyordum. Sadece sistem ve puanım beni buraya yerleştirdi. Tekrar denemek, vakit kaybetmek istemedim. Biraz araştırma yaptım ve bu konuya kendimi manevi olarak adamış hissettim. Baktım yapabiliyorum, o gün itibari ile hiç sorgulamadım. Bölümümü çok seviyorum, iyi ki bu bölümdeyim genel kültür anlamında çok şey kattı. Seçmeli dersler sayesinde merakım olan bütün konuları öğrendim.

– Üniversiteye girmeye karar verdiğini söylediğinde çevrenin tepkisi nasıl oldu?
– İlk bir ay eşime söylemedim, yapabilecek miyim diye kendimi denemek istedim. Öğretmenleri ayarladım, bir kaç kere hocalar geldi, ilk ayın sonunda benim bir kararım var aile meclisine açıklıyorum dedim. Eşim ve büyük kızım çok destek oldu, kendisine fazla zaman ayıramayacağımdan korktuğu için küçük kızım kriz geçirdi. Ekim ayında başladım ve 8-9 ay boyunca ders aldım. Annem, babam, ablam ve birkaç samimi arkadaşım dışında kimseye söylemedim. Açıkçası üniversite sınavına girdiğimi kimse bilmedi, biraz kaybetmekten korktum. Ama bir iki gün önce birçok kişinin haberi oldu, biraz bozuldular, samimiyetsiz buldular. “Ne yapacaksın? Niye giriyorsun?” gibi sorulardan korkmuştum. Bana özel olsun istedim.

– Derslere girdiğinde sohbet esnasında yaşınla ilgili bir mevzu olduğunda insanlar şaşırıyor mu?
– Üniversiteye başladığım günlerde kendimi şartlandırmıştım; “kendini alıştır, yalnız kalacaksın” diye ama şu anda bir kaç arkadaşım var samimi olduğum, öğretmenler ve öğrenciler dahil yaşımı duyunca çok şaşırdılar. 15 yaşında kızım olduğunu duyduklarında insanların daha çok dikkatini çekti.

– Okul, aile hayatını etkiledi mi?
– Çocuklarım daha özgür, bana tabi olmadan yaşamayı öğrendiler. Çoğu zaman eve onlardan sonra giriyorum. Bu durum da kendi sorumluluklarını öğrenmelerini icap ettirdi. Sosyal yaşamım bayağı bir etkilendi, spor yaşamım sıfır oldu.

Üniversite konulara pozitif bakmanı sağlıyor”

Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi 4. sınıf öğrencisi Bülent Doğan, “İnsanların kendilerine yaptığı yatırım hiçbir şeyle ölçülemez” diyor.

– Kaç yaşındasın, bu üniversiteye başlamaya ne zaman karar verdin? Kısaca kendinden bahseder misin?
– 34 yaşındayım. Evliyim, 3,5 yaşında bir oğlum var. Özel bir hastanede 9,5 yıldır çalışıyorum. Bilgi’den önce Balıkesir Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazandım ama bir hoca yüzünden bıraktım.

– Daha önce üniversite okudun mu?
– Marmara Üniversitesi Sağlık İdaresi Bölümü mezunuyum

– Neden Bilgi Üniversitesi?
– Hayatım, işim hep İstanbul’da olduğu için. Araştırdım, Bilgi’nin oturmuş kadrosu olduğunu gördüm.

– Üniversiteye girmeye karar verdiğini söylediğinde çevrenin tepkisi nasıl oldu?
– Eşim beni destekliyor ama bazen oğlum “bıktım senin okulundan” gibi laflar ediyor.

– Derslere girdiğinde sohbet esnasında yaşınla ilgili bir mevzu olduğunda insanlar şaşırıyor mu?
– Başta farklı bölümlerden öğrenciler ilk gördüklerinde beni hoca sanıyorlar, öğrenci olduğumu öğrenince diğerlerine koştura koştura söylüyorlardı. Onun dışında hocalara hanımlı beyli hitap etmek zorunda kalıyordum, hocam diyemiyordum, son zamanlarda bunu da aştım. Geçen senelerde bir kulüp kurduk, “Siyaset, Uluslararası ilişkiler ve Hukuk Kulübü” (SULH) oranın başkanlığını bana verdiler, içlerinde en yaşlısı benim diye.

-Üniversiteye başlamak bakış açını nasıl etkiledi?
– Eskiden üniversite okumadan evvel biraz muhafazakâr bir çevreden gelmemin etkisiyle kadın çalışmamalı, okumamalı, evde oturup çocuğuna bakmalı diye düşünürdüm şimdi ise tam tersi kesinlikle okumalı diye düşünüyorum. Üniversite temel fikirleri değiştirmese de bazı konulara daha pozitif bakmanı sağlıyor.

– Bu bölümü bitirdiğin zaman, siyaset alanında çalışmayı düşünüyor musun?
– Bilmiyorum, olabilir.

-Peki okul bittikten sonraki planlarında yeni bir okul ihtimali var mı?
– Ben sağlık sektöründe olduğum için hastane yönetimiyle ilgili ABD’de master yapabilirim.

“Ayrıldığımız değil, kesiştiğimiz noktalara bakmak önemli”

Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat 1. sınıf öğrencisi Eser Gezer, “İnsanın yaşı önemli değil, önemli olan hayatta gerçekten ne yapmak istediğini keşfetmesi” diyor.

– Kaç yaşındasın, bu üniversiteye başlamaya ne zaman karar verdin? Kısaca kendinden bahseder misin?
– 42 yaşındayım. Evliyim, üç çocuğum var. Liseyi dışarıdan bitirdim. Üniversite sınavlarına girdim ve Açık Öğretim İşletme Bölümü’nü kazandım ama gitmedim. Çocuklar büyüdükten sonra kendime ait bir dünyam olmalı diye düşündüm. Bu düşünceden hareketle resim atölyesine başladım. İnternette araştırma yaparken sanatın birçok dalını inceleyen Karşılaştırmalı Edebiyat dikkatimi çekti.

– Üniversiteye girmeye karar verdiğini söylediğinde çevrenin tepkisi nasıl oldu?
– Eşim beni çok destekledi. Çocuklarım çok fazla farkında değiller çünkü onları ihmal etmiyorum. Etrafımda bulunan tüm insanların bana saygı duyduklarını hissettim, olumsuz bir tepki gelmedi.

– Derslere girdiğinde sohbet esnasında yaşınla ilgili bir mevzu olduğunda insanlar şaşırıyor mu?
– Okuldaki tepkiler de olumlu, benimsediler. Yaş önemli değil, hepimizin insan olduğumuz ve nerelerde birbirimizle kesiştiğimiz önemli olan. Bunu yakaladığınız zaman her şeyi daha rahat yerlerine yerleştiriyorsunuz. Hayatta gerçekten ne yapmak istediğini keşfetmek, şu andan itibaren geri kalan ömründen anayola nereden çıkmak istediğini bilmek, önemli olan.

– Peki okul bittikten sonraki planlarında yeni bir okul ihtimali var mı?
– Uzmanlaşmak adına master yapmayı düşünebilirim. Sonuçta benim kariyer yapma ya da çalışma gibi bir kaygım yok.

– Okul sosyal hayatını olumsuz yönde etkiledi mi?
-Çok fazla etkilemedi. Eşim zaten eve 10’dan önce gelemiyor, bir tek hafta sonları ailece yemeğe gideriz. Hafta sonları da dolu, çocukların kursları yeterince vaktimizi dolduruyor. Arkadaşlarla ise öğlen saatlerinde buluşup boş vakitlerimi değerlendiriyorum.

Yorum yazın