Etiket ahmet şık

Orhan Dink: “Daha çok konuşmalıyız”

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının, Ergenekon soruşturmasına zarar verdiğini düşünen Orhan Dink: “Konuşmamam telkin ediliyor. Ama tam tersine, Ahmet ve Nedim’in çıkıp Ergenekon sürecinin doğru yönde devam etmesi için daha çok konuşmalıyız.”

Savcı Öz’e kargoyla Ergenekon kitabı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, tutuklanan Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’a destek için bugün bir basın açıklaması yaptı ve ardından forum düzenledi. Açıklama sonrasında “Ahmet’in Arkadaşları Ahmet’i Anlatıyor” başlıklı forum için E3 binasına giren “Ahmet’in arkadaşları”, Savcı Öz’e iletilmek üzere Şık ve Mavioğlu’nun iki ciltlik kitabını kargoya verdi. Haber: Mehmet Özer Kamera: Berk Büyükbalcı

Ahmet Şık herkese lazım

HaberVs Editörü Ahmet Şık’ın serbest bırakılması için Bilgi Üniversitesi’ndeki çalışma arkadaşları tarafından düzenlenen “Ahmet’in arkadaşları Ahmet’i anlatıyor” etkinliği, basın açıklaması ve Savcı Zekeriya Öz’e Ergenekon’u Anlama Kılavuzu‘nun gönderilmesinden sonra, Şık’ın meslektaşı gazetecilerin katıldığı bir forumla devam etti. Forumda söz alan Bağımsız İletişim Ağı Bianet‘in koordinatörü Ertuğrul Kürkçü sözlerine “Yalnızca tutuklanan gazeteciler ve Ahmet Şık için değil kendimiz için bir aradayız” diyerek başladı. Durumun oldukça ciddi ve vahim bir aldığına değinen Kürkçü “meslektaşlarımız yanında kuvvetle durmaya devam edelim. Onları çıkartmaya çalışırken kendimizi de içeri sokturmayalım” dedi. Hukukun artık “mahkum etmek” için “ rezil etmek” için kullanıldığını “Ben ona Ergenekoncu diyeyim o temizlesin” durumun söz konusu olduğunu belirtti. Bunun için de medyada bir rıza üretme ağının hareket ettiğine dikkat çeken Kürkçü, “Ahmet Şık’ın öğrencilerine doğrudan doğruya hayatın deneyimi içinden gazetecilik anlatacak olan az sayıda kişilerden birisi olduğunu belirterek, “Ahmet’in arkasında durmamız gerek o bu dünyaya, emekçilere, ailesine, arkadaşlarına, bizlere, herkese lazım” diyerek sözlerini bitirdi. İstanbul Bilgi ÜniversitesiSantral yerleşkesinde gerçekleşen forumu Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan açtı. Ahmet Şık ile öldürülen Gazeteci Metin Göktepe için belgesel yaptığı sırada 90’lı yıllarda tanıştıklarını belirten Arsan, Şık’ın insan hakları ihlallerine karşı hak odaklı bir gazeteci olarak mücadele verdiğini söyledi. Ahmet Şık ile aynı üniversitede çalışıyor olmaktan onur duyduğunu belirten Arsan, Ahmet Şık’ın yaptığı haberlerin onun fikrini anlamak için yeterli olacağına değindi. Devletten 14 kırık Esra Arsan’ın ardından söz alan ve Ahmet Şık’la birlikte Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu adlı kitabı yazan Radikal muhabiri Ertuğrul Mavioğlu ise Ahmet Şık’ın Ergenekona üye olmakla suçlanmasını, “sözün bittiği” yer olarak nitelendirdi. Bu suçlamaları dile getirenlerin, Ahmet Şık’ın haber arşivi, arkadaşları ve öğrencileriyle ilişkilerini bilmediklerini vurgulayan Mavioğlu, Ahmet Şık’a Ergenekon terör örgütü üyesi ithamında bulunanların, haber yapmak ve gerçeği ortaya çıkarmak için kafasının 14 yeri güvenlik güçleri tarafından kırılan bir gazeteci gerçeği ile […]

Ahmet Şık’ın arkadaşlarından basın açıklaması

“Ahmet’in ‘Ergenekoncu’ şüphesiyle tutuklanması talep eden Savcı Öz, onun yazdığı Ergenekon kitabından habersizdi. Bu kitap Ahmet’in herhangi bir kontrgerilla üyesi/yandaşı olmadığına dair en açık delildi. Ancak henüz bitirmediği bir kitap delil sayıldı.” HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, tutuklanan Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’a destek etkinliği düzenliyor. Şık’ın üniversite ve basından çalışma arkadaşlarının katıldığı etkinlik, saat 11:15’te bir basın açıklamasıyla başladı. Grup adına açıklamayı, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Öğretim Görevlisi ve HaberVs Editörü Güventürk Görgülüokudu. Şık’ın Ergenekon terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmasını talep eden Savcı Zekeriya Öz’ün, Şık’ın meslektaşı Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yazdığı Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu: Kırk Katır Kırk Satır adlı iki ciltlik kitaptan haberi olmadığını söyleyen Görgülü “Bu iki ciltlik kitap, onun herhangi bir kontrgerilla üyesi/yandaşı olmadığına ve olamayacağına dair en açık delildi. Fakat Ahmet’in üzerinde çalıştığı, henüz tamamlanmamış ve yayınlanmamış kitabını terör örgütü üyeliği için delil kabul etti” dedi. Açıklama sonrasında “Ahmet’in Arkadaşları Ahmet’i Anlatıyor” başlıklı forum için E3 binasına giren “Ahmet’in arkadaşları”, Savcı Öz’e iletilmek üzere Şık ve Mavioğlu’nun iki ciltlik kitabını kargoya verdi. Bilgi Üniversitesi Çalışanları tarafından yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle: Arkadaşımız, gazeteci ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, 3 Mart 2011 Perşembe günü, evinin ve Bilgi Üniversitesi’ndeki ofisinin aranmasından sonra gözaltına alındı. Çıkarıldığı mahkeme tarafından 6 Mart Pazar günü sabaha karşı tutuklandı. Gözaltını takip eden süreçte, basının ve kamuoyunun gösterdiği sert tepki, “Ergenekon’un son dalgası”nda yer alan iki ismin; Ahmet Şık ve Nedim Şener’in, Ergenekon davasına dâhil edilmesindeki adaletsizliği, vicdansızlığı, hukuksuzluğu, despotluğu ve gülünçlüğü açığa çıkarıyordu. Ergenekon’un medya ayağına dâhil olduğu söylenen bu iki isim, Ergenekon davasını başından beri koşulsuz destekleyenler açısından bile, yalnızca ve yalnızca “dürüst, onurlu araştırmacı gazetecilik”le anılabilecek isimlerdi. Ahmet Şık, 20 yıllık gazetecilik yaşamında köyleri yakılan, göçe zorlanan, çocukları bir gün aniden ortadan kaybolan Kürt halkının, üniversite kapılarında coplanan […]

“Alçakların Çağı”nda Ahmet Şık’ı savunmak

Ergenekon davasının kayıtsız şartsız arkasında duranların “aman sulandırmayalım” refleksine, davaya yönelik tüm eleştirilerin “Ulusalcı-Ergenekoncu” bir düşünce dünyasından kaynaklandığını ima eden mide bulandırıcı bir sinizm de eşlik ediyorsa “orada durun bakalım” demek boynumuzun borcudur.

Ahmet Şık’sız Cumartesi

Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’ndaki 311. buluşmasında, cezaevinden kendilerine seslenen HaberVs Editörü Ahmet Şık için konuştu: “Ahmet’in evlatlarımızı kaybedenlerle aynı örgüte mensup olduğunu söylüyorlar. O kirli değil, asıl ona kirli diyenler kirlidir.” İlk sözü Ahmet Şık’ın cezaevinden gönderdiği mektupta seslendiği kayıp Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak aldı. Ocak “Oğluma ağladığım gibi Ahmet’in haberini alınca da zırıl zırıl ağladım. Benim oğlumu götürüp öldürenler şimdi de Ahmet’i alıp götürdüler. Onlar gazetecidir, onlar benim oğlumdur” diyerek devlete seslendi. Ahmet Şık’ın mektubunda “Sen benim ikinci Metin’imsin diyecek misin yine?” diye sorduğu gazeteci Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepesözü aldı. Göktepe “Ahmet benim Metin’imdi, benim ikinci oğlumdu. Kimse ona kirli diyemez o temiz bir çocuktur. Ahmet mafya olsaydı elini kolunu sallayarak gezerdi buralarda ama o bir emekçiydi, emekçi insanlarla gezerdi. Ahmet bana “anne” diyordu, sarılıp ağlıyordu. Ona kir attılar ama asıl kirli olanlar onu içeri atanlardır” şeklinde konuştu. “Ahmet annelere inen polis coplarına bedenini siper etmişti” Cumartesi Anneleri’nin 311. buluşmasında basın açıklamasını Metin Göktepe’nin kız kardeşi Meryem Göktepeokudu: “Oturuma eylemimizen son 111 haftasında Ergenekonsavcılarına seslenerek kayıp dosyalarının Ergenekon sürecine dahil edilmesini, kayıpların akibetinin ortaya çıkarılmasını ve davanın gerçek derin devlet yargılanmasına dönüştürülmesini istiyoruz. Son dalga operasyonunda ise taleplerimize sırtını dönen Ergenekon savcıları, Cumartesi Anneleri’nin sesini kamuoyuna taşıyan az sayıda gazeteciden biri olan Ahmet Şık’ı evlatlarımızı kaybedenlerle aynı örgüte mensup olma iddiasıyla sorguladı. Hak odaklı gazetecilik yapmanın ötesinde adalet isteyen bir Cumartesi insanı olan Ahmet Şık, gizlilik kalkanıyla çevrili sebeplerden dolayı tutuklandı. Bugün gerçekleri çarpıtarak Ahmet’i yalancılıkla suçlayanlar, Cumartesi Anneleri’nin 1995-1999 yılları arasındaki mücadelelerini bir kez bile haber yapmamıştı. Fakat Ahmet o zamanlar da Galatasaray’da annelere inen polis coplarına karşı bedenini siper etmişti. Bu kez Ergenekon savcılarına kaybedilen yakınlarımız için değil Ahmet Şık için sesleniyoruz. Kimse halktan gizlenen delillere dayanarak insanlık suçu işleyenlerle Ahmet’in aynı örgütten olduğuna inanmamızı istemesin.” “Allah bana güç verdi, Ahmet için geldim” Gözaltında kaybolan […]

Gazeteci için tehlikeli Türkiye

ANKA Gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanması ve Türkiye’deki basın özgürlüğü meselesi, yurt dışında da yankı bulmayı sürdürüyor. The Economist dergisi de, “Gazeteci Olmak İçin Tehlikeli Bir Yer” başlığını kullandığı analizinde “Yeni tutuklamalar, hükümetin eleştirilere hoşgörüsüz olduğu kaygılarını körükledi” yorumunu da yaptı.The Economist dergisi, 12 Mart tarihli son sayısında yayımladığı, “Gazeteci Olmak İçin Tehlikeli Bir Yer” () başlıklı analizde, “Yeni tutuklamalar, hükümetin eleştirilere hoşgörüsüz olduğu kaygılarını körükledi” spotunu kullandı. Analizde “ılımlı İslami” olarak nitelenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’yi “ileri bir demokrasiye dönüştürdükleriyle övünmeyi sevdiğini” belirtilerek, “Ancak, iki araştırmacı gazetecinin 6 Mart’ta tutuklanıp cezaevine konulması, geri bir adım gibi görülüyor” yorumunu yaptı “Ergenekon soruşturmasının meşruiyetinin çökmesi kaygısı” Şener ve Şık’ın, “basına baskılara ilişkin kaygıların arttığı bir dönem”de tutuklandıklarına dikkat çeken The Economist, birçoğu Kürt olmak üzere, çok sayıda gazetecinin cezaevinde olduğunu da yazdı. Tutuklamaları protesto amacıyla binlerce Türkün sokağa döküldüğünü kaydeden dergi, “Ergenekon” soruşturmasına ilişkin bilgi verdikten sonra şu değerlendirmeyi yaptı: “Ancak AK Parti’nin en büyük taraftarları bile Ergenekon soruşturmasının meşruiyetinin, Sayın Şık ve Şener’in tutuklanması gibi sert taktiklerin sonucunda çökmesinden kaygı duyuyorlar. Soruşturmanın başlamasından dört yıl sonra hala bir mahkumiyet yok. Bazı şüpheliler hakkındaki suçlamalar henüz ortaya konulmadı. Bazıları, soruşturmanın, hükümeti eleştirenleri yakalamak için bahaneye dönüştüğünü söylüyorlar. Geçen ay polis, OdaTV sitesine baskın düzenledi ve darbeye kışkırttıkları şüphesiyle üç gazeteciyi gözaltına aldı.” Gülen cemaati İngiliz dergisi, bazılarının da “son tutuklama dalgalarının arkasında Türkiye’nin en etkili cemaati” olarak nitelediği Gülen cemaatinin görülebileceğini öne sürdüklerine ancak, Gülencilerin bu savları “saçmalık” olarak nitelediklerine dikkat çekerek, “Hareket, yaygın bir biçimde ılımı bir güç olarak kabul ediliyor. Ancak eleştirenler, başta polis olmak üzere, devlete sızarak ordu ve diğer yerlerdeki düşmanlarını kovalamak için diledikleri gibi hareket etme olanağını sağladıklarını iddia ediyorlar” diye yazdı. Hem Şener, hem de Şık’ın kendilerine “düşman kazandıracak” kitapları yazdıklarına işaret edildiği analizde Şener’in, en çok “polisin, 2007 yılındaki Hrant Dink […]

Bağımsız yargı

“Biz de filanca haberden, yazıdan, konuşmadan ötürü onlarca yılla yargılandık. Neden kimse o zaman sesini çıkarmadı?” Demek istediğimiz tam da budur. Demokratik bir Anayasa yoksa… sayfalarımızdan izleyebilirsiniz ***Bağımsız mahkemeler?..İstiklal Mahkemeleri!27 Mayıs 1961 cuntasının mahkemeleri!12 Mart 1971 cuntasının mahkemeleri!12 Eylül 1980 cuntasının mahkemeleri! Bütün bu süreçlerde yargı devlet erkinin halka karşı kullandığı zorbalığın bir parçası olmanın ötesinde nasıl bir işlev yapmıştır? Eğer hukuk eğitimi almak bir ölçütse, bütün cunta zamanlarının savcıları, hakimleri, yargıçları da hukuk eğitimi almıştır? Yargı sisteminin iç işleyişine yüklenen anlamlarsa ölçüt ve bu anlamlar iddia edildiği gibi değişen her iktidarda/ yönetimde şayet “bir içerik değişikliğine uğramıyorsa” bütün bu süreçlerde geçerli olan bu anlam bütünlüğü bugün için de pekala geçerlidir. Değilse, bugün de bazı değişikliklerin olduğunu düşünmek zorunlu olmaz mı? Çok bilinen örneklerden ikisine bakalım: Gazeteci Metin Göktepe’yi işkence ederek öldürenlerin yargılanma biçimi ve sonucu ortada… Hrant Dink’i öldürenlerin araştırılma, soruşturulma ve yargılanma biçimine ilişkin yayımlananlar yargıya ilişkin yekpare bir kalıp kullananları hiç mi zorlamıyor? ***Bir ironi midir?Öyle bir ironi ki, görsen “İroni” demezsin!Yargının bağımlılığı, bağımsızlığı, yargının içinde yaşadığı devlete egemen olan güçlerle ilişkisi tarihin bütün aşamalarında sorgulanmıştır. Bu, bizim ülkemizin de çok yabancısı olmadığı bir durumdur. Şeyh Said’e idam kararı veren yargı; Seyit Rıza’yı yaşını bir gecede küçülterek, oğlunun yaşını bir gecede büyüterek idam veren yargı; Adnan Menderes ve arkadaşlarına ipe gönderen yargı; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı asan yargı; Necdet Adalı, Erdal Eren gibi elli genç insanı darağacına gönderen yargı… Bu kararlardan biri bile adilce bir yargının ürünü olabilmiş midir? Bu kararlardan bir tekinin sonucu bile, “Suç” sayılan fiillerden bir tekini ortadan kaldırmayı başarmış mıdır?Cumhuriyetin bütün dönemlerinde işkenceyle öldürülenlerin faillerini koruyan yargıya “Bağımsız” demek insan olanın vicdanını dibe itmek değil midir? *** Bir ironi midir?Hem de nasıl…Fransız devletine egemen olanları 1800’lü yılların ilk çeyreğinden başlayarak “Deliye” döndüren ressam, heykeltıraş, karikatürist Honore Daumier’nin, yargıyla ilgili bir […]

Ahmet’in arkadaşları Ahmet’i anlatıyor

Gazeteciler ve çalışma arkadaşları, Ahmet Şık’ı konuşmak üzere Bilgi Üniversitesi’nde biraraya geliyor. Bilgi Üniversitesi’nin Santral yerleşkesindeki toplantı 14 Mart Pazartesi günü saat 11:00’de. HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, Ahmet Şık’a destek etkinliği düzenliyor. Ahmet Şık’ın çalışma arkadaşları 14 Mart Pazartesi günü saat 11:00‘de üniversitenin Santralyerleşkesinde gerçekleşecek toplantı için şu çağrıyı yapıyor: “Çalışma arkadaşımız Ahmet Şık’a destek vermek, şaibeli bir hukuki süreçte, Ahmet’in “gizli” ve “derin” olduğu söylenen delillerle karartılmaya çalışılan kişiliğini, yazdıklarını, gazeteciliğini konuşmak üzere bir araya geliyoruz. İstiyoruz ki, Ahmet’in gazeteci kimliği ve en önemlisi yazdıkları delil sayılsın. Bu yüzden Ahmet Şık’ın Ergenekon davaları hakkında yazdığı kitabı okumayan soruşturma savcısına en gerçek delilleri, en aleni şekilde, sunmak istiyoruz. Ahmet’i tanıyanlar, onunla birlikte çalışanlar, ondan öğrenenler anlatacaklar Ahmet’i. Üstelik Zekeriya Öz’e bir de hediyemiz olacak: Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu. İki cildi birden! Ahmet’e ‘kesilecek’ iddianameden çok daha gerçek ve üzerine hala gidilmeyen öyküler var içinde.” Etkinlik, Ahmet Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü tarafından yayınlanan HaberVesairesitesinin editörleri tarafından yapılacak basın açıklaması ile başlayacak. Savcı Zekeriya Öz’e Ahmet Şık’ın kitaplarının postalanmasından sonkaki forum bölümünde Ahmet Şık’ın çeşitli dönemlerde birlikte görev yaptığı arkadaşları gazeteciler Celal Başlangıç,Ertuğrul Kürkçü, Ertuğrul Mavioğlu ve İsmail Saymaz ve Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölüm Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan meslektaşları Şık’ı anlatacak.

Darbe Günlükleri: Tepkiler…

Noktadergisi eski Yayın Yönetmeni Alper Görmüş 8 Mart tarihli Tarafgazetesinde yayınlanan “Zor Yazı: Dört yıl sonra Darbe Günlükleri” yazısında özetle, derginin 2007’de yayınladığı Darbe Günlükleri haberinin, basının hatırladığı ya da kasten hata yaparak verdiği gibi Ahmet Şık tarafından değil, kendisi tarafından hazırlandığını söylüyordu. Gazeteci Nadire Mater, Ragıp Duranve Hale Akay‘ın, 9 Mart’ta Görmüş’ün yazısına yazdıkları cevaplar HaberVs‘de yayınlandı. Alper Görmüş’ün bu tepkilere cevap verdiği, Tarafgazetesinin bugünkü nüshasında yer alan “Darbe Günlükleri: Tepkiler…” başlıklı yazısını yazarın da isteğiyle yayınlıyoruz: ) Olsun. Ben onu, her zamanki gibi adıyla anacağım… Böyle ucuzluklara hiç gerek yok. Ragıp, bana yönelik birtakım suçlamalarda bulunuyor, fakat o yazıyı neden ve hangi sıkıntıyla kaleme aldığıma dair hiçbir şey söylemiyor. O itirazda bulunmasaydım insanların beni ayıplayacağı, benimle dalga geçecekleri açık değil mi? Bu haksız algıyı engelleme hakkım var mı, yok mu? Ragıp bu konuda neden tek kelime etmiyor? Hakkım var mı, yok mu? Söylemeli. Yaratılan atmosferde ne benim bir suçum var ne de Ahmet’in; bütün suç, mesleğini hakkıyla yapmayan muhabirlerde, editörlerde, köşe yazarlarında olduğu halde, Ragıp onlara dair neden tek bir kelime etmiyor? Dört yıllık gerçeğin bir günde silinip yerine yenisinin konmasında kafa yorulması gereken bir gazetecilik problemi yok mu? Peki, böylesine zengin bir “vaka” bir medya eleştirmeni olarak neden hiç ilgisini çekmedi acaba? Alper Görmüş’e karşı kurulmaya çalışılan “gazeteci ittifakı”na halel gelir diye olabilir mi? (Bu arada sormadan edemeyeceğim: Benim başıma bu belayı saran muhabir, editör, köşe yazarı meslektaşlarım bu tartışmanın neresinde duruyorlar acaba? Onlar yedikleri halt konusunda bir şey söylemeyi düşünüyorlar mı?) 8 Mart tarihli yazımın iki meselesi bunlardı, fakat dediğim gibi, Ragıp bunlara dair hiçbir şey söylemiyor… Gelelim söylediklerine… a) “Sanki Ahmet her yerde bas bas ‘Darbe Günlükleri’ni ben yazdım, ben yayınladım’ demiş gibi, adını bile anmak istemediğim bir meslekdaşım kalktı, medyadaki yanlış/eksik bilgileri düzeltmek içinmiş gibi, ‘Ahmet’in bu Günlüklerin yayınlanmasında hiçbir dahli yoktur. Her şeyi […]

Cezaevindeki gazeteciler için yürüyüş

HaberVs Türkiye çapında 25 gazetecilik örgütünü içine alan “Gazetecilere Özgürlük Platformu” Ahmet Şık, Nedim Şener ve tüm tutuklu gazetecilere dikkat çekmek içini 13 Mart Pazar günü bir yürüyüş düzenliyor. Yürüyüş saat 12:00’de Galatasaray’da başlayacak ve Taksim Meydanı’nda son bulacak. Ayrıca hafta boyunca değişik illerde basın açıklamaları ve yürüyüşler devam edecek. 8 Mart’ta toplanan platform temsilcileri, basın özgürlüğü konusunda “Genel itibarıyla herkesi ürküten bir tabloyla karşı karşıya kalındığı” konusunda görüş birliğine vardılar. Sadece gazetecilerin kendi özgürlüklerini değil, tümüyle halkın haber alma özgürlüğünü engelleyen genel bir sorunla karşı karşıya olunduğu görüşünde birleşen Platform üyeleri, bu sorunun hem kanunlardan hem de uygulamadan kaynaklandığına işaret ettiler. Gazetecilere Özgürlük Platformu’nu oluşturan meslek örgütleri, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da gazeteciler ve yayın kuruluşları arasındaki fikir ayrılıklarını ön plana çıkarmadan, tüm gazeteciler ve yayın kuruluşları için ayrımsız özgürlük talep etme kararlılığında olduklarını belirterek şu talepleri dile getirdiler: – Cezaevlerinde 10’u kadın olmak üzere toplam sayıları 68’e ulaşan gazetecilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşması.– Türk Ceza Kanunu’nda başta “gizliliğin ihlali”, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs”, gazetecilik faaliyeti dolayısıyla belge ve bilgi bulundurma gibi hükümler olmak üzere basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan tüm maddelerde değişiklik yapılması.– Cezaevlerindeki gazetecilere yönelik suçlamalara dayanak oluşturan Terörle Mücadele Kanunu’nun özellikle “terör örgütü propagandası” ve “terörle mücadele edenlerin hedef gösterilmesi” ile ilgili hükümlerinin değiştirilmesi.– İnternet sitelerine, sosyal bloglara erişimin engellenmesine; haberleşme özgürlüğünün ihlali anlamına gelen telefon dinlemesine ve her türlü iletişimin izlenmesine olanak sağlayan yasa maddelerinin mutlak surette değiştirilmesi. 13-20 Mart eylem programı – 13 Mart 2011 Pazar günü saat 12.00’de İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda buluşulacak ve Taksim Meydanı’na kadar yürüyüşün ardından basın açıklaması yapılacak. – 20 Mart 2011 Pazar günü Ankara’da basın açıklaması düzenlenecek. – 13-20 Mart 2011 tarihleri arasındaki günlerde bir hafta boyunca yerel düzeyde faaliyet gösteren gazeteci cemiyetleri tarafından her gün farklı illerde olmak üzere basın açıklamaları yapılacak. – Ayrıca yasa […]

Uykusuz’da Ahmet Şık

Lemanve Penguenmizah dergilerinden sonra bugün dağıtıma giren Uykusuz da kapağını Ahmet Şık ve NedimŞener’in tutuklanmasına ayırdı. Uykusuzyazarlarından, HaberVsmuhabiri Barış Uygur dergideki “Akıl Fikir Ofisi” köşesinde bu konuyu yazdı. (Barış’ı başlıklı haberinden de hatırlayabilirsiniz.) Uygur’un Okuyom ben yaa! başlıklı yazısını yayınlıyoruz. *** Efendim üzerinize afiyet bir operasyon geçirdim, hastanedeydim. Narkoz öncesi ilaç verdiklerinden tam olarak hatırlamıyorum ama saçma sapan hayaller gördüm, garip garip şeyler duydum. Yanımdakilerin söylediğine göre daha sonra sevgilime “hayatım Prusya mavisi boyaları hazırla, resim yapacağız” demişim. . Ameliyattan döndüğümde, herkes benim ilaç etkisi altında söylediğim saçmalıklara gülerken, ben “O da bir şey mi yahu, ilacın etkisiyle Ahmet Şık’ı Ergenekon’dan gözaltına almışlar diye duydum” dedim. Kimse gülmeyince benim kıkırdamam yarım kaldı. Anlamamışlardır diye açıkladım, “Yahu Ahmet Hoca var ya, dersini almıştım, B vermişlerdi hatta, hani gazeteci…” diye ama yine kimse gülmedi. Onun yerine sesi kısık televizyonu işaret ettiler. Ekrandaki son dakika bandında Ahmet Şık’ın Ergenekon kapsamında gözaltına alındıkları yazıyordu. Hayır, kalkıp gidemiyorum da; aldı mı beni bir panik. Bir an evvel eve gitmeliyim, zira Ergenekon, döndü dolaştı benim telefon rehberime ulaştı. Aklımdan türlü düşünceler geçiyor. İyi ki notuma itiraz edip yükselttirmemişim, Zekeriya Öz’ün olası bir “Ergenekon üyesi gazetecilerden yüksek not isteyerek örgüt içinde yükselmek mi istediniz?” sorusunu savuşturmuş oldum. Tabii tamamen de yırtmadım, zira Zekeriya Öz tam bir külyutmaz olduğu için “Örgüt üyeliğinizden şüphelenilmesin diye mi düşük not aldınız?” diye sorabilir doğrusu. Ne olursa olsun çıkmam lazım, ama önce doktoru ikna etmem gerek. Doktor geldi, nasıl olduğumu sordu. “İyiyim, iyiyim” diyorum ama sesim Darth Wader gibi çıkıyor. Bir şekilde kendimi taburcu ettirdim. Çıkarken aklıma geldi; adamcağızı “Hastayı erken taburcu ederek delillerin karartılmasına yardımcı olduğunuz sabit görülmüştür.” diye de sorgulayabilirler. Ama oldu bir kere. Evde hemen kitaplığa gittim. Zira polisler tam bir kitap kurdu gibi önce kitaplara dadanıyorlar. Şüpheli bir şey arıyorum ama muhtemel şüphe nedir bilmediğim için çaresizim. Bana […]

Kara tren

Bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine…. Kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız… Ahmet Hocamızın ışığıyla. * “Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki” tadında duygular içerisindeyim. Bütün hissiyatım alt üst olmuş durumda. Bir umut bekliyordum. İçinde bulundukları yanlıştan geriye dönüp Ahmet Şık Hocamı serbest bırakırlar diye… Olmadı. Yine lanet olasıca bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine kökünden kurunun yanında yaşı da yakmayı tercih etti. Benim gibi onlarca arkadaşımın yüreğini dağlarcasına… İnandığını savunmak suçmuş biliyor musunuz? İyi gazeteci olabilmek, iyi ilişkiler kurabilmekten geçiyormuş! İyi ilişkiler kurabilmekse içinde bulunduğumuz ortama “bukalemun” gibi uyum sağlamakla gerçekleşebiliyormuş! Ben hocam adına özür dilerim, düzene ayak uydurmayıp değişmediği için. Ben hocam adına özür dilerim, hiç konuşulmayanı hakkını verip konuşmayı denediği için… Beş gündür tarumar olmuş iç dünyam, “Ahmet Hocam yoksa ben toplantıyı neyliyim?” hissiyatındayım. Bu bir darbedir içimize söke söke işletilen; “susacaksın, susmazsan susturmasını biliriz!” Düşünceymiş, özgürlükmüş, doğru bildiğini eğrilmeden büzülmeden yazmakmış… Ben bütün bunları Ahmet Hocam olmadıktan sonra başarabilir miyim? Bunun gibi onlarca soru kafamın içini kemiriyor. Bütün bu karmaşaya rağmen “umut” dolu sözcükler dökülemiyor klavyemden. “Haber var mı?” sorusuna “hayır” cevabını aldıktan sonra, “sen ne işe yararsın ki?” cevabını vermesini. “N’ olacak bu Galatasaray’ın hali?” sorusuna “O Servet yok mu, o Servet” diye hayıflanmasını… Zaman zaman şeytanın avukatlığını yaparak, beyin fırtınasına yol açmasını. Katı oluşunu ve “doğru” bilgiyi öğrenebilmek için cesurca sorular sorulması gerektiğini dikta etmesini. “Ulan Hüseyin ne adamsın!” demesini… Ahmet Hocama dair her şeyi özledim şimdiden. Bu özlemimin faturasını ödeyebilecek bir babayiğit var mı? Kara bir mektup yazdım Silivri’ye, ulaşır mı bilinmez… Emin olduğum tek şey ise kara tren gecikecek belki ama gelecek o güzel günler de gelecek. Ahmet Hocamızın ışıkları eşliğinde yine kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız.* İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi.

Basın özgürlüğü ve CHP’ye karşı rötarlı taciz kozu

Gazeteci Ragıp Duran,OdaTV baskınının ardından tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener için gösterilen tepkilerin yaygın medyada sönümlendirilmesi ve gündemin değiştirilmesi için, İklim Bayraktar, Nazlı Ilıcak, Güneri Civaoğlu gibi isimlerin ve CHP’nin içinde olduğu bir taciz skandalının ortaya atıldığını düşünüyor. Duran’ın yazısını gercekgundem.com ile eşzamanlı yayınlıyoruz. Nedim Şener’le Ahmet Şık’ın, Savcılığın henüz ve hâlâ açıklamadığı ‘’gizli’’ (!) delillerle tutuklanması, siyasi iktidar ve stepnesi F tipi cemaati çok rahatsız etti, hatta paniğe sevk etti. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet Bakanı, özel yetkili savcı… herkes açıklama yaptı. Siyasi iktidar yanlısı köşe yazarlarının çoğunluğu bile bu kampanyaya karşı çıktı. 18. dalgayı başlatan ve Oda TV bilgisayarlarında bulunduğu iddia edilen belgeleri Oda TV yöneticileri ve avukatları reddetti . Bu belgelerin, virüslü e-mail yoluyla dışarıdan kendi bilgisayarlarına gönderilmiş olduklarını söylediler. İçeriği ve söylemi itibarıyla da üretildiği izlenimi uyandıran bu belgeler temelinde evler, işyerleri basıldı, gazeteciler gözaltına alındı ve sonra da tutuklandı.Nedim’le Ahmet’in Savcılık sorgulamaları gazetelerde soru-cevap ve tam metin olarak yayınlandı. Bu metinlerden de anladık ki, Savcılık Nedim’le Ahmet’in gazetecilik faaliyetleri ile ilgileniyor. Özel olarak Hanefi Avcıve Sabri Uzun konuları üzerinde duruyor. Nedim’le Ahmet’i Oda Tv’yle ilişkilendirme gayreti var. Yasadışı örgüte üyeliğe ilişkin somut bir olay, olgu hatta kuşku ya da örgütle ve yönetimi ile organik ilişki konularında hiçbir ip ucu yok. Türkiye kamuoyu, başta Nedim’le Ahmet’in meslekdaşlarının dayanışması sayesinde, bu gözaltı kampanyasını içine sindiremedi, ikna olmadı. Üstelik ‘İktidar, polis ve savcı marifetiyle, cemaat desteğiyle suçsuz gazetecileri tutukluyor.Türkiye’de basın özgürlüğü çiğneniyor’ algısı, tüm toplumda güç kazandı. Yurtdışından, başta AB ve ABD’den gelen tepkiler de bu imajı güçlendirdi. Nedim’le Ahmet’i içeri atan akıl(!) suskundu. Hala AKP’yi savunmakta ısrar eden 2-3 gazeteci de zor durumda kaldı. Bu süreç böyle gelişirse, AKPde F tipi de daha da büyük kayıplara uğrayabilirdi. Gündem değiştirilmeli, Nedim’le Ahmet’in suçluluğu kanıtlanmalıydı, kanıtlanamıyorsa, bu konu gündemde daha fazla kalmamalıydı. Hastanın durumu ağırlaşıyor, acil müdahale İşte medya literatüründe […]

Dört film ve Ahmet

Ergenekon diye adlandırılan torba dava süreci başladığında açıkçası “Acaba o an geldi mi?” dedim. Emekli ve görevdeki bazı askerlere dokunduklarında “Galiba oluyor” dedim… Yaşananları dört film üzerinden yazarak anlatmaya çalışacağım. * Toplumsal belleğimiz zayıf. Bunu bilenler, bu zayıflığı kendileri için bir olanağa dönüştürüyorlar. Okumayı değil, izlemeyi seviyoruz, yazmak yerine konuşmayı tercih ediyoruz. Ben de yaşananları dört film üzerinden yazarak anlatmaya çalışacağım. Ölümsüz – Z Üniversite yıllarında ünlü yönetmen Costa Gavras’ın Vassilis Vassilikos’un aynı adlı romanından sinemaya uyarladığı Ölümsüz (Z) filminde Yunanistan’daki cunta dönemi anlatılır. Filmin aklımda kalan, gözlerimin önünden hiç gitmeyen sahnelerinden biri cuntacı generallerin sırayla savcının odasına girişlerinin ve çıkışlarının gösterildiği andır. Sinemadan çıktığımda “Acaba bizim ülkemizde de aynı şeyler olur mu? 12 Eylül cuntacıları da bir gün hesap verecekler mi?” diye düşündüm.Ergenekon diye adlandırılan “torba dava” süreci başladığında açıkçası “Acaba o an geldi mi?” dedim. Emekli ve görevdeki bazı askerlere dokunduklarında “Galiba oluyor” dedim. Ancak anayasa değişikliğinin TBMM’de görüşülmesi sürecinde AKP’nin söylemi ile yaptıkları arasındaki farkın herkes tarafından açıkça görülmesiyle umutlar bir başka bahara ertelendi. Çünkü 12 Eylül darbecilerini koruyan geçici 15. maddenin kaldırılması ile ilgili görüşmeler sırasında darbecilerin yargılanmasının önünü açacak olan CHP ve BDP önergesi AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi. Böylece AKP’liler 12 Eylül darbecileri ile bir sorunu olmadığını bir kez daha ortaya koydular. Aslında AKP’nin 12 Eylül darbecilerinden hesap soramayacağını biliyorduk. Çünkü AKP 12 Eylül’ün ürünüdür. Nitekim 12 Eylül’e minnettarlıklarını her fırsatta gösterdiler ve göstermeye devam ediyorlar.1984 George Orwell’in, 1984 adlı ünlü romanında yönetmen Michael Radford tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Üç kutba ayrılmış dünyada Okyanusya isimli bir süper devlette, yaşam alanlarının her köşesine yerleştirilmiş kameralarla insanların attığı her adımın, söylediği her sözün nasıl izlenip, arşivlendiği anlatılmakta. Ülkenin en güçlü örgütü “Düşünce Polisi”dir. Büyük biradere karşı hiçbir eylemin yapılmadığı, hiçbir düşüncenin ifade edilemediği ülkede, bütün yurttaşların hayatın yakından denetlemekte, kafasından şüpheli düşünce geçenler belirlenerek kısa zamanda yok edilmektedir. […]

Dünya emekçilerinden Ahmet’e destek

HaberVs Dünyanın 151 ülkesindeki 176 milyon üyesiyle dünyanın en büyük işçi örgütü olan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ( tarafından yapılan çevirisini yayınlıyoruz. Recep Tayyip ErdoğanBaşbakan, Türkiye CumhuriyetiAnkara 7 Mart 2011 Asılsız iddialarla nedeniyle bir gazetecinin/sendikacının tutuklanmasıSayın Başbakan, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ve Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) olarak sizlere gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklanmasını protesto etmek için yazıyoruz. Ahmet Şık aynı zamanda, IFJ’ye ve ETUC ve ITUC üyesi DİSK’e bağlı Sosyal-İş sendikasının bir üyesidir. 3 Mart tarihinde, Ahmet Şık 6 gazeteci ile birlikte gözaltına alınmıştır: Nedim Şener, Doğan Yurdakul, Sait Çakır, Müyesser Yıldız, Çoşkun Muslukve Yalçın Küçük. Ayrıca gazetecilerin evleri aranmış, bilgisayarlarına ve defterlerine el konulmuş ve dün de haklarında tutuklama kararı çıkmıştır. Diğer iki gazeteci, İklim Bayraktar ve Mümtaz İdil, geçen hafta tutuklanmış, İklim Bayraktar polis tarafından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılırken, Mümtaz İdil hala savcılığa sevk edilmemiştir ve sağlık problemi bulunmaktadır. Her ikisi de geçen hafta polis tarafından ofisleri basılan OdaTv.com haber sitesinde yazmaktadırlar. Üç gün önce Oda Tv yöneticiler polis tarafından gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. 3 Mart günü sabah saat 7’de polis Şık’ın Beyoğlu’ndaki evinde arama yapmıştır; aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde yayın yapan HaberVesaire sitesinin de ofisinde arama yapılmıştır. Ahmet Şık, ait bu sitede editörlük yapmakta ve aynı zamanda Türkiye’den İngilizce haber sunan Bianet’te de yazmaktadır.Şık, gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile beraber Ergenekon davası üzerine kitap yazmıştır. Şimdi bu iki yazar hakkında “Ergenekon örgütü üyesi olmak” ve “halkı kin ve nefrete teşvik etmek” iddialarıyla haklarında dava açılmıştır. Aynı zamanda Şık, son 25 yılda emniyet teşkilatı içindeki “kimi grupların örgütlenmesi” ile ilgili kitap hazırlıyordu. Şık’ın ne Ergenekon davası hakkındaki kitapları ne de bir gazeteci ve yazar olarak faaliyetleri yıkıcı bir faaliyet olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda yukarıda da bahsedildiği şekilde Şık’ın gözaltına alınış sürecinden de anlaşılıyor ki, siyasi konular hakkında yazan ve çalışan profesyonel kişiler […]

Bilgi Üniversitesi’nden Ahmet Şık duyurusu

Ahmet Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı İstanbul Bilgi Üniversitesi, öğretim elemanlarına gönderdiği mesajla konuyla ilgili ilk açıklamayı yaptı. Rektör Vekili Prof. Dr. M. Remzi Sanver‘in imzasıyla gönderilen mesaj şöyle: 3 Mart 2011 Perşembe sabah saatlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla emniyet mensupları tarafından göz altına alınmış ve aynı saatlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi binasındaki ofisinde arama yapılmıştır. Konuyu 8 Mart 2011 tarihli toplantısının gündemine alan Üniversite Yönetim Kurulumuz, devam eden hukuki süreçte Ahmet Şık’a Üniversite yönetimince hukuki ve insani destek sağlanması gerektiğinde mutabık kalmıştır. Mütevelli Heyeti Başkanımız, Ahmet Şık’ın ailesine, kendisinin özlük haklarının hukuki süreç boyunca korunacağını bildirmiştir. Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Av. Ural Aküzüm de Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevinde ziyaret ederek, bu desteğimizi kendisine ifade edecektir.

Medya etiği uzmanının ettiği!

Adını bile anmak istemediğim bir meslekdaşım kalktı, medyadaki yanlış/eksik bilgileri düzeltmek içinmiş gibi, ‘Ahmet’in bu Günlüklerin yayınlanmasında hiçbir dahli yoktur. Her şeyi tek başıma ben yaptım’ mealinde bir yazı yazdı.

Avrupa Parlamentosu: Şık ve Şener davasının peşindeyiz!

HaberVs Strasburg’da toplanan Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu’nda Hollandalı Hristiyan demokrat Ria Oomen-Rujiten’in hazırladığı raporu bugün (9 Mart) onayladı. AP, raporda “polis ve yargı tacizine maruz kalan” Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer gazetecilerin davalarını yakından izleyeceğini belirtti. Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün “endişe verici biçimde kötüye gittiği” vurgusu yapılan raporda, Türkiye’deki ifade özgürlüğü tutukluluk süreleri, adil yargılama, polis şiddeti, eşcinsel düşmanlığı sorunlarına değinildi. Raporda, “Nedim Şener ve Ahmet Şık gibi tanınan gazetecilerin tutuklanmasının bu tür yargılamalarda güven kaybına neden olabileceği, halbuki bu davaların tam tersine demokrasiyi güçlendirmesi gerektiği” ifade edildi ve özgürlükler konusunda şu noktalara değinildi: * Düşüncelerin cezalandırılması Türkiye’de insan haklarının korunmasının önündeki en temel engellerden birini oluşturmaktadır. * Yeni Radyo/TV yasasını “ticari” perspektiften olumlu olmakla beraber, yasanın mahkeme veya yargıç izni olmaksızın “ulusal güvenlik” adına bazı yayınların durdurulmasına imkan tanıması kaygı verici. * Türkiye’de özellikle “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla gazeteciler aleyhine açılan davalar ve bazı internet sitelerine yönelik yasaklar endişe verici. * Ceza Kanunun 301, 318 ve 220’inci maddeleri ile Terörle Mücade Kanunu’nun 7/2 maddesinin ifade özgürlüğü önünde engel oluşturuyor. * İfade özgürlüğüyle ilgili yasal çerçevenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi gerekli. * Türkiye’de makul sürede adil yargılama koşullarının bulunmuyor. “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları kapsamındaki aşırı tutukluluk süreleri kaygı verici, tüm zanlılar için “gerçek yargı güvencesi” getirilmeli. * Yargıtay’ın anayasal düzene karşı işlenmiş suçlarda geçici tutukluluk süresini 10 yıla kadar çıkması kabul edilemez. TBMM’ye bu alanda Türk yasal mevzuatını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanmayla ilgili maddesiyle uyumlu hale getirmeli. * AİHM’nin 14 Eylül 2010 tarihli Hrant Dink davasına rağmen, “Dink’in gerçek katilleri ortaya çıkmasın diye Türk devleti içindeki unsurların yarattığı yapay engeller” endişe verici. * Gösteri ve örgütlenme özgürlüklerine saygı duyulmalı. Polisin geçen Aralık ayında Ankara’da üniversite öğrencilerinin gösterilerini aşırı güç kullanarak bastırması kabul edilemez. * […]