Bilgi’den Van’a yardım eli

Van’da meydana gelen depremin ardından Bilgi Üniversitesi Öğrenci Birliği’nin başlattığı yardım kampanyası, öğrencilerden büyük destek görüyor

Van’da meydana gelen depremin ardından Bilgi Üniversitesi Öğrenci Birliği’nin başlattığı yardım kampanyası, öğrencilerden büyük destek görüyor

Facebook Türkiye’deki müşterileriyle buluştu. Yeni uygulamaların tanıtıldığı toplantıyı, firmanın Avrupa merkezinde görev yapan Türkler sundu.

Geçtiğimiz aylarda işlerine son verilen Bilgi Üniversitesi çalışanlarının açtığı işe iade davasının ilk duruşması dün İstanbul Adliyesi’nde görüldü.

Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri ilk derslerine, meslektaşları Ahmet Şık ve Nedim Şener’in resimlerinin olduğu tişörtlerle girdi
Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu, mezuniyet töreninde çalışma arkadaşı Şık'a "gönülden bir selam" göndermişti

Emre Temiz – Volkan Ağır Efes Pilsen One Love Festivali 10. yılını Büyük Ev Ablukada, Happy Mondays, Manic Street Preachers, Cake, Editors ve Suede gibi büyük gruplarla kutladı. Santralİstanbul’da 2-3 Temmuz’da gerçekleşen yazın en önemli festivali sürprizlerle dolu aktiviteler ve 3 farklı sahneyle katılımcılarına eğlence alternatifleri de sundu. Hükümetin yılın ilk aylarında gündeme getirdiği 24 yaş yasası yüzünden festivallerin geleceği merak konusu olmuştu. Festivalin yaklaştığı günlerde çıkarılması planlanan yasanın Danıştay’dan dönmesiyle hem sponsoru hem de 18-24 yaş arası kitleyi bir sevinç dalgası kapladı. Yasa onaylanmayınca alkollü içki markalarının sponsor olduğu etkinliklerde yaş sınırı 18 yaşın altındakiler için geçerli olacak şekilde, eski haline döndü. Olması gereken de buydu zaten. Yasanın çıkması için öne sürülen nedenlere göre sarhoş olup kavgaya bulaşıp adam bıçaklayan da görmedik. Efes Pilsen One Love Festival 11’de bu sene sahnede bir Britanya dayanışması olduğunu söyleyebiliriz. Festivalin ağır toplarından Suede, Editors ve Happy Mondays İngiliz; Manic Street Preachers ise Galli. Sacrementolu grup Cake’i de pek Amerikan grubundan saymazsak epey Avrupalı bir festival oldu One Love 2011. Bu line-up bizim “baba grup” takıntılı müzik dinleyicilerimizi pek açmıyordu. Ama zaten One Love’ın kendine ait bir kitlesi vardı sahnede kim olursa olsun festivali kaçırmayan. Bu kitlenin yapılan müzikle de pek alakasının olmadığını şimdiden söyleyerek değerlendirmek lazım sahnedeki performansları. Ortalama bir dinleyici festival programına baktığında ilk günün epey zayıf olduğunu düşünmüştür ki alanda sorduğumuz dinleyicilerin çoğunluğundan da benzer tepkiler aldık. Hatta “İlk günü Manics mi kurtaracak tek başına?” diyenler bile vardı festivalciler arasında. 123, bir festivale başlamak için ne kadar uygun bir grup bilemiyorum. Gereğinden fazla sakin müzikleri bir festivalin açılışı için pek heyecan verici olamayabiliyor. Belki ikinci günün açılışını yapsalar ilk gün yorgunları onları keyifle dinleyebilirdi. Hem güneşin tepeden tepeden vurması hem de müziklerini içi kaynayan festival seyircisine “bayık” gelmesi yüzünden güzel performansları biraz güme gitti. Ancak hemen sonrasında Büyük Ev Ablukada, […]

Yurttaş gazeteciliği ve acil bilgi edinme olanaklarını artıran Ushahidi yazılımı 12 Haziran seçimleri için Türkçe’ye çevrildi. secimtakip.org adresinden yayın yapan platform, seçmenlerin basında yer almayan haberleri duyurmasına imkan tanıyor. ) sitesiyle seçimi birinci ağızdan izlemek ve aktarmak isteyen kullanıcıların hizmetine sunuldu. secimtakip.org, basından ve vatandaşlardan topladığı bilgileri yaymak için internetin kitlesel iletişim olanaklarından faydalanıyor ve paylaşılan bilgilerin harita üzerinde görselleştirilmesini sağlıyor. “Yurttaş gazeteciliği”, her vatandaşa karşılaştığı olayları, sorunları, okuduğu ilgili haberleri ve kendi çektiği fotoğraf ve videoları site aracılığı ile yayınlama imkanı sunuyor. Böylece vatandaşlar bilgileri paylaşabiliyor ve birinci ağızdan, yorumsuz bilgilere ulaşabiliyor. Sitenin bir diğer amacı da sesini duyuramayan yerel medyaya aracılık etmek. Seçim Takip sitesi, özellikle seçim döneminde sandıktan bilgiler almak için kuruldu. Seçime kadar basından ve sokaktan bilgiler alarak seçim kampanyalarını ve yerel bilgileri insanlara aktarmaya devam edecek. Seçim takip sitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka yönetiminde Siber-Kültür Çalışmaları Yüksek Lisans Programı kapsamında öğrenciler tarafından hazırlandı. Moderetörlerinin öğrencilerden oluştuğu seçim takip sitesi açık kaynak kodlu Ushahidiplatformunun Türkçe versiyonu. Yazılımın Türkçe’ye çevrilmesinde İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri Amerika’nın Sesiradyosu (Voice of Amerika) Türkiye masasıyla birlikte çalıştı. Türkçe yazılım da Ushahidi sitesine yüklendi. Ushahidi (ushahidi.com) 2007’de Kenyalı bir avukat tarafından yapılan bir yazılım. Kaynağı belli olan ya da olmayan haberleri sadece içerdiği bilgilerle değil aynı zamanda Google haritasına dökerek lokasyonlarıyla takipçilerine ulaştırıyor. Kenya, Meksika ve Hindistan seçimlerin de kullanılan Ushahidi, Haiti ve Şili depremlerinde de kullanıldı. Depremlerde kazazedelere ulaşmak, yardım ihtiyaçlarını bildirmek için internet ve sms aracılığıyla mesaj atılan yerler haritada işaretlendi. Washington Post’un da kullandığı Ushahidi gazetecilik için de önem taşıyor. Gazetecilerle vatandaşın bilgi alışverişini, sıcak haber takibini, ulaşılması kolay olmayan bölgelerden haber almayı sağlıyor.Nasıl kullanılacak? Sitenin basit bir işleyişi var. Haber gönder başlığına girerek; haberin konusunu, açıklamasını ve kategorisininin yazılması gerekiyor. Kategoriler; basından, halktan ya da medyadan gelenler başlıklarına bölünmüş. Gönderilecek bilgilere haber kaynak […]

Türkiye’nin ilk kültürel incelemeler dergisi Kültnisan ayında piyasaya çıktı. Dört ayda bir yayınlanacak akademik ve aynı zamanda okunabilir bir “kültürel incelemeler” dergisi olma amacında. Etimolojik olarak, toprağı ekip biçmek, terbiye etmek anlamına geliyor. Kült isminin seçilmesinin nedeni ise hem kültürle ilgili bir dergi olduğunu sezdirmek ve kültlere karşı olduklarını belirtmek. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden, Kültürel İncelermeler Yüksek Lisans Programı İdari Asistanı, Mesut Varlık Kült isminde karar kılınmasının bir diğer nedenini de şöyle açıklıyor:“Kült isminde karar kılmamızın en büyük nedeni, Aziz Nesin’in kendisine “Nesin?” sorusunu soyadı olarak seçmesindeki motivasyondur. Derginin kapağına her baktığımızda, dünyanın kültlerle yaşadığını hatırlayacak ve bu dergide bunun için ne yaptığımızı sorgulayacağız.” Kültürel incelemeleri 20. yüzyıl başında Avrupa’da akademik ve entelektüel çevrelerde yaşanan “disiplin” tartışmasının bir sonucu olarak tanımlayan Varlık. “Özellikle sosyal bilimlerdeki ve pozitif bilimlerdeki birbirini görmez/duymaz boyuta gelen uzmanlaşma, neredeyse her bir disiplini dünyadan soyutlanmış birer laboratuarın içerisine hapsetmeye başlamıştı” diyor. Bugün artık kültürel incelemelere ihtiyaç olup olmadığı tartışmalarının da Kült’te yer alacağını derginin bu anlamda kendi alanını da sorgulayacağını anlatıyor. Bu sebeple ilk sayılarında Slavoj Zizek’in “Kültürel İncelemeler Üçüncü Kültüre Karşı” makalesini yayınladıklarını da sözlerine ekliyor. Kültgenç akademisyen adayları ve yüksek lisans öğrencilerinin yayın kurulunda olduğu, kontrol kadrosunu ise akademisyenlerin oluşturduğu bir dergi. Ortak bir dünya görüşüne sahip birkaç kişinin bir araya gelerek çıkardığı bir dergiden çok, hayata, dünyaya dair farklı dertleri, söyleyecek sözü olan insanların içinde bulunduğu bir kadro oluşturmaya çalıştıklarının altını çiziyor Varlık. Kültiçerik olarak her sayısında dosya konusu olan bir dergi. İlk Özel Dosya konusu “Kanon” ikinci sayıda ise “Kültür” konuşulacak. Kült Kayıt, Kült Bakış, Kült vs, Kült Deneme, Serbest Bölge bölümlerinde ise dosya konusundan farklı konular da işleniyor. Örneğin Kült Bakış bölümü dünya ve Türkiye gündemini “kültürel incelemeler” açısından inceliyor. Kült vs. ise kültürel incelemelerin kendisini tartışıyor. Çevirilere de yer verecek olan dergi Türkçe literatüre bu yolla katkıda bulunmayı […]

Türkiye sinemasına getirdiği farklı anlatım ve yorumuyla neredeyse “fanatik” bir hayran kitlesine sahip yönetmen Zeki Demirkubuz’a göre günümüzde bir çok yönetmen ve film yapımcısı belli başlı yönetmenlere öykünerek o kadar çok film üretmeye başladı ki, bir tür koleksiyonculuk yaklaşımı belirdi ve ortaya “yüzlerce Tarkovski’cik ve Bresson’cuk çıktı”. Demirkubuz, toplumdaki gerçeklerin filmlerinin her zaman esas malzemesi olduğunu belirterek, bazı özel efektler ve kurguların kendisinde de olduğunu, ancak gerçeğe sadık olma duygusunun her zaman daha ağır bastığını, filmlerini üretirken bu gerçekleri mutlaka işlediğini söylüyor. Ancak bu yaklaşımıyla taban tabana ters düşse de hayranı olduğu Dostoyevsky’nin ‘Suç ve Ceza’ isimli romanını bir gün Amerika’da çekeceği bir filme uyarlamak gibi bir arzusunun olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor:“Ama bunları klişe haline getirmeye gerek yok bence. Önemli olan gerçekliği en yalın haliyle yansıtabilmektir. İnsan bir meseleyi ele alıp onu yansıtırken, işlediği durumu ahlaki açıdan değiştirmemelidir.” Demirkubuz’un bu sözleri, yönetmenin yaşadığı toplum ve onun gerçeklerini gerek en yalın, gerekse de en yoğun biçimde filmlerinde ne kadar çok yansıtmaya çalıştığının bir kere daha altını çiziyor. 4 Mayıs 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi VCDMFA ve FTVMA programları kapsamında, Prof. Dr. Nezih Erdoğan’ın organizasyonu ve moderatörlüğü çerçevesinde, Santralistanbul Kampüsü’ne “Sesten Sessizliğe/Aydınlıktan Karanlığa” başlığı altında söyleşiye gelen yönetmen Zeki Demirkubuz, toplum ve birey, iç hesaplaşma ve insan ilişkileri gibi konular çerçevesinde filmlerini nasıl bir bakış açısıyla ortaya koyduğunu anlattı. Ana akım sinemada gözlemlenebilen bütünlüğü ve devamlılığı koruma dürtüsünü Demirkubuz kendi yaptığı filmlerde nasıl kırdığını şöyle ifade etti:“Görüntü için de aynı şeyi söyleyebilirsiniz. Gerçekten kendi deneyimlerinizden bu kırılmayı estetik adına filminizi süslemek için yapabilirsiniz. Günümüzde bunun daha yaygın olduğunu düşünüyorum; özellikle Avrupa sinemasında. Ancak bu durum Tarkovsky ve Bresson gibi yönetmenlerden, ‘80’lerden sonra, daha elistist bir hale geldi. Örneğin Haneke gibi bir yönetmen sesler ve görüntülerle oynarken aynı zamanda belirli bir duygu kırılmasıyla bunu yaptı.” Demirkubuz’a göre, özellikle de teknolojinin hızlı […]

Burak Kurtar Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner Türkiye sağının solu hep “darbecilikle” itham ettiğini ama sağın kendisinin de fikir ve örgütlenme özgürlüğünün var olduğu bir demokratik ortama karşı ellerinden geleni artlarına koymadığını vurguladı.Laçiner İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 12 Mart konulu panelde yaptığı konuşmada “o dönemde Türkiye’nin sağının takibindeki yayınların herhangi birinde bir tane hayırhak cümle göremezsiniz” dedi. Çok fazla yalan ve iftira altında olduklarını belirten Laçiner, o zaman sosyalizmin haklı bir eleştirisine bile “kesin yalan söylüyordur” gözüyle baktıklarını söyledi. Laçiner, “1960’ların genel mantığının Türkiye’ yi modern, demokratik, özgür yapmak isteyen bir cereyan olduğunu ve bunun Tanzimat’tan beri gelen bir çizgi olduğunu vurguladı. “Bu çizgi Türkiye toplumunun büyük muhafazakar ve anti modernist direncine rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor” diyen Laçiner, Bunun karşısında da ideolojik gücünü dinden alan bir cenahın daha olduğunu ve bu cenahın demokrasi herkese oy hakkı verdiğinde sandıkta galip geldiğini belirtti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü’nün düzenlediği “40. yılında 12 Mart” başlıklı sempozyumda 12 Mart 1971 askeri darbesi, darbe öncesi ve sonrası Türkiye’de yaşananlar tartışıldı. Santralistanbul Kampüsü’nde 29 Nisan günü gerçekleştirilen panelin göze çarpan konuları “Üniversite Özerkliği”, “Mamak Cezaevi”, “68 kuşağı ve 12 Mart’ taki Feminist Hareketler”di.“Türkiye’de seçim sandığından sadece gericiler çıkıyor” Milliyet Gazetesi’nden Hasan Cemal 12 Mart 1971’de 27 yaşında bir sivil olduğunu ve o zamanlar Türkiye’ de bir darbe ortamı yaratmak için çalıştıklarını anlattı. O tarihte Devrim Dergesi’nde deyim yerindeyse “fedai” yazı işleri müdürü olarak çalıştığını söyleyen Cemal, dertlerinin ortamı huzursuzlaştıracak, istikrarsızlaştıracak bir hava yaratıp darbeye yol açmak olduğunu vurguladı. O zamanlar Türkiye’de seçim sandığından sadece gericilerin çıktığı ve gericilerin çıkardığı seçim sandığına son vermeden Türkiye’nin kurtulamayacağına inandıklarını belirten Cemal, gerici üreten o sistemin Türkiye’ye neden uymadığını bir sürü yabancı kitaplardan, makalelerden özetlediklerini belirtti. Cemal, o tarihlerde Devrim Dergisi’nde yaptıkları çevirilerle Suriye’deki Esat Rejimi’ni, Libya’daki Kaddafi rejimi’ni bütün tek parti rejimlerini model olarak yansıttıklarını vurguladı. “12 Mart günü […]

İstanbul’un örnek sanat, eğitim ve eğlence merkezlerinden santralistanbul’da sergilenen “Devri-i Âlem” enstalasyonu özgün haline döndü: Yunan sanatçı Lemos’un bu enstalasyonda kullandığı göçmen tekneleri, Rumeli Fener’inde bakım gördü. 1911’de hizmete giren ve 40 yıl boyunca İstanbul’un elektriğini tek başına karşılayan Silahtarağa Elektrik Santrali 2007’den beri kentin önemli kültür, sanat ve eğitim merkezlerinden biri. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin, her disiplinden modern sanata ev sahipliği yapan Ana Galeri ve Enerji Müzesi’yle paylaştığı yerleşkenin yeni ismi santralistanbul. Korunan tarihi yapıların, modern mimariyle birleştiği 118 dönümlük alan kamusal alanda sergilenen eserleriyle de dikkat çekici. Hiç kuşkusuz, bugün restoran olarak hizmet veren iki tamir atölyesinin arasında, asılı oldukları yaklaşık 6 metrelik köprüde bir kabuk gibi örtüşen iki kayık en akılda kalanı. “Uçan kayıklar” Santral’e Ekim 2007’deki “Göç: Sanat ve Tarih Üzerine Düşünceler” başlıklı uluslararası sempozyum sırasında yerleştirilmişti. Sempozyum ve yerleştirmenin aynı anda gerçekleşmesi tesadüf değildi. Yunan Sanatçı Kalliopi Lemos, “Devr-i Âlem–Round Voyage” ismini verdiği bu enstalasyonunda, Yunan adaları kıyılarında terk edilmiş bulunan iki ahşap tekneyi kullanmıştı. Göçmenlerin, Doğu’dan Batı’ya kaçışını simgeleyen bu iki tekne çelik bir köprüye yerleştirildi. Lemos’a göre teknelerin alt alta ve zıt yönleri gösterecek şekilde asılması, hayat döngüsünü ve dairesel yolculuğu çağrıştırıyordu. Nitekim “havada” dört yılı geride bırakan “Devr-i Alem” kayıkları, Haliç’in hava şartlarına daha fazla dayanamadı ve geçtiğimiz aylarda tıpkı sudaki benzerleri gibi “karaya çekilerek” bakıma alındı. Rumeli Feneri’ne götürüldü, çürüyen ahşapları yenilendi ve boyandı. Murat Usta, üste olduğu için suyla doğrudan teması bulanan teknesini polyesterle kapladı. Tamirden sonra teknelerin, 2008’deki haliyle karşılaştırıldığında bile daha iyi durumda olduğu görülüyor.Devr-i Âlem’in Santral’e dönüşü nedeniyle Kalliopi Lemos’a ulaştık ve yerleşkesinin sembollerinden biri haline gelen enstalasyon hakkındaki bilgilerimizi tazeledik. 1951’de doğan ve Londra’da çeşitli sanat dallarında eğitim gören Lemos Devr-i Alem”in “sınırlar, kültürler ve kimlikler arasında olma vurgusu taşıdığını” söylüyor: “2006’da Yunanistan’da başlayan ve 2007’de santralistanbul’da devam eden üç aşamalı çalışmam, 2009’da Berlin Brandenburg Kapısı önündeki […]

HaberVs Türkiye Cumhuriyeti’nde 12 Mart 1971’de yaşanan askeri darbenin üzerinden tam 40 yıl geçti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü tarafından düzenlenen ve 12 Mart 1971 askeri darbesinin, öncesi ve sonrasının tartışılacağı sempozyum 29 Nisan Cuma günü Santral Kampüsü (Santralistanbul) E-3, 101 Nolu konferans salonunda 14:00-18:00 arasında gerçekleşecek. Sempozyumda; Eski Dışişleri Bakanı Prof.Dr. Mümtaz Sosyal “12 Mart ve Üniversite Özerkliği”, Milliyet Gazetesi’nden Hasan Cemal “12 Mart 1971 Darbesi ve Asker-Sivil İlişkileri”, Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner “12 Mart ve Sosyalizm”, Radikal Gazetesi’nden Oral Çalışlar “12 Mart’ta Medya ve Mamak Cezaevi”, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Belge “68 Kuşağı ve 12 Mart’ta Edebiyat” ve Bianet’ten Nadire Mater “ 68 Kuşağı ve 12 Mart’ta Feminist Hareketler” başlıklı birer konuşma yapacak. Bilgi Üniversitesinden ve dışarıdan dinleyicilere açık olan sempozyuma katılmak isteyenlerin adresine mesaj göndermeleri yeterli olacak.

Haberci kardeşi Patrick Poivre d’Arvor’ın şöhretinin gölgesinde kalmayan saygın diplomat, edebiyat yazarı ve France Culture radyosunun direktörü Olivier Poivre d’Arvor 13 Nisan 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Yüksek Lisans Programı ve Fransız Kültür Merkezinin davetlisiydi. Kültür Yönetimi Program Koordinatörü ve kültür politikaları uzmanı Doç. Dr. Serhan Ada, Poivre d’Arvor ile “Kültür Politikaları: Yeni bir Dönem” adı altında bir söyleşi Santral Kampüsü’nde gerçekleştirdi. Bir buçuk saat süren toplantıda, Poivre d’Arvor uluslararası yayın yapan prestijli radyosunun başına geçmeden önce, eski adıyla Fransa Sanatsal Eylem Derneği (AFAA), şimdiki adıyla ise Culturesfrance diye anılan Fransa Dışişleri Bakanlığının kültür kolunu 1999’dan 2010’a dek 11 yıl boyunca nasıl yönettiğini anlattı. Bu süre içinde tanıştığı onca ülkenin kültür politikası modelleri, kültür bakanları ve kültür ortamlarının kendisine evrensel düzlemde farklı yaratıcı hareketleri gözlemleme fırsatı doğurduğunu söyledi. Bu evrensel çeşitliliğe rağmen kültürün merkeziyetçi yönetim sistemine bağlı olmasını ise bu yönetim sisteminin bir çıkmazı olarak nitelendirdi. Yeni çıkan kitabı Bug Made in France’da belirttiği gibi Poivre d’Arvor’a göre kültürün özgürleştirici ve elitizmden uzak duran yeni araçlara ihtiyacı var. Bunun için dijital bir devrimin Amerika’dan sonra Avrupa’nın da inisyatifinden çıkması gerektiğine inanıyor. Bugün Fransa’da merkezi ve yerel yönetimlerin farklı bakış açılarından kaynaklanan belirsiz siyasi durumun da kültür politikalarında yansıdığını, kamunun açıp kapattığı yararsız yeni kurumların göz boyamadan öteye gidemediğine dikkat çekti. 25 yıl sonra Fransızca konuşanların sayısının 500 milyona ulaşmasının nedeninin frankofon Afrikanın nüfus patlaması olacağını belirten Poivre d’Arvor, Fransız dilinin merkezini Paris’ten Dakar’a veya Bamako’ya taşınacağını ve o ülkelerin umutlarla ve dinamizmleriyle Fransa’dan daha pozitif bir ışıldama yaratabileceğinin altını çizdi. Diğer taraftan Fransa’daki turizmin sebebinin halen kültür olduğunu hatırlatarak, küçük ve orta boy kültür endüstrilerine destek vererek kültür alanında markalaşmanın sağlanabileceğini söyledi. Ancak kültür bakanlığının halen içinde bulunduğu “sanat eleştirmeni” pozisyonuyla bunu sağlamasının da çok zor olduğunu söyledi. Serhan Ada da frankofon Afrikalı ve Mağribi yazarların Fransa’da popülarite kazanmasını […]

Berlusconi’ye karşı sert eleştirileriyle ülkesinde basın özgürlüğünün sembollerinden İtalyan hiciv ustası Sabina Guzzanti Medya ve İletişim Sistemleri bölümünün konuğuydu. İtalyan hiciv ustası, komedyen, oyuncu, yazar ve yapımcı Sabina Guzzanti. Onu en çok Başbakan Silvio Berlusconi’ye karşı sert eleştirilerinden tanıyoruz. Daha doğrusu –burada yine Abdullah Gül’ün “büyük PR” açıklamasını anmamak elde değil- bu eleştiriler nedeniyle 2005’te devlet destekli RAI televizyonundaki işinden olmasıyla. İtalyan siyasetçiler onu ismini daha çok duyurmakta kararlı görünüyor. İtalya Kültür Bakanı’nın, Guzzanti’nin Draquilafilminin gösterilmesini gerekçe göstererek 2010 Cannes Film Festivali’ne katılmaması iki ülke arasında küçük çaplı bir krize neden olmuştu. Hızlı adımlarla ilerleyip, az sonra konuşacağı salondaki yerimi alıyorum. Çok geçmeden kendisi de giriyor içeri. Kısa bir açılış konuşması ve ilk filmi Viva Zapatero‘nun dört dakikalık gösteriminden sonra sahneye davet ediliyor. Son derece sakin. Onu dinleyen onlarca yabancı insana değil de, evinde üç beş dostuna konuşuyormuş hissetmenin sakinliği bu. Başka bir ülkede, ülkesiyle ilgili neler konuşacağı, nasıl anlaşılacağı kaygısı yok. “Neysem oyum” mesajını öylesine veriyor ki karşısındakine, doğallığı hakkında şüphe duymanıza imkan tanımıyor. Aynı anda hem ağır başlı, hem de komik olabilmenin mükemmel kombinasyonunu barındırıyor içinde. Sükuneti tüm salona yayılıyor. Herkes sessizce anlatılanları dinliyor.Söze, diline doladığı İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’den giriyor. Başbakanlığa adım attığı 1994’te onunla ilk karşılaşmalarını, “kabus” olarak tanımlıyor. “Sürekli bizleri komünistlerden koruyacağını söylüyordu. O garip şeyleri anlamıyorduk” diyerek daha ilk anda üzerlerinde hissettikleri korkuyu anlatıyor. “Onu durduracaklar mıydı, yoksa durdurmayacaklar mıydı?” O zamanlar kafalardaki tek sorunun bu olduğuna dikkat çekiyor ve hemen arkasından da bir serzenişte bulunuyor: “Seçmenler Berlusconi’nin nasıl isterse öyle davranmasını sağladılar.” “You Tube’u açtığınızda şarkı söyleyen bir adam görüyorsunuz. Ve bu adam ülkenin başbakanı!” diyerek Berlusconi’nin taklidini yapmaya başlıyor. Sesini inceltiyor, garip mimikleriyle salonu kahkahalara boğuyor Guzzanti. Bütün bunların kadınlara ve seçme hakkına karşı yapılan tahrikler olduğunu sözlerine ekliyor. Kamuoyunun hâlâ savaştığını ama artık durumun çığırından çıktığını belirtiyor. Parlamentonun başbakanı davalardan korumak […]

HaberVs Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) tarafından hayata geçirilen “AB Yolunda Genç İletişimciler Yarışması”nda İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesiöğrencileri üç dalda birinci oldu. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) tarafından AB İletişim Stratejisi çerçevesinde 4 farklı kategoride düzenlenen yarışmada slogankategorisinde birinciliği, “Bu Değişim Hepimize İYİ GELECEK” sloganıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ceren Bettemir, Başak Karamanve Gizem Yücelen kazandı. İstanbul’dan 24 üniversite ve 5 meslek yüksekokulunun katıldığı yarışmada, TV kategorisinde birinciliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Hazar Deniz Aksaylı, Hakan Güzey, Ahmet Alper Başkanve Açelya Köse, “Hayatımız Alaturka”adlı eserleriyle kazandı. Farklı alanlarda AB standartlarını anlatan 3 farklı kısa filmden oluşan eser, “hayatımızın alaturka, standardımızın ise Avrupa” olduğunu eğlenceli bir kurgu ile sunuyor. Radyo kategorisinde birinciliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Ali Kaan Kılıç, Emel Gamze Sargın, Asena Kılıçve Beril Dedeoğlu, “Avrupa’da”(Dinlemek için tiklayın>>) adlı cıngıl çalışmalarıyla aldı. İki farklı cıngıl çalışmasından oluşan eser, AB üyeliğinin günlük hayatımıza olumlu katkılarına değiniyor. Basılı Materyal ve Açık Hava Reklamı kategorisinde birinciliği ise Işık Üniversitesi’nden Hande Özgeldi, “To Higher with Turkey” (Türkiye ile Daha Yükseğe) adlı eseriyle aldı. Avrupa ülkeleri ve Türkiye kamuoylarındaki karşılıklı önyargıları ve bilgi eksikliğini gidermek için genç iletişimcilerin yaratıcılığından faydalanmak açısından bir ilk oluşturan yarışma ile İstanbul’da binlerce iletişim öğrencisine ulaşıldı. Projeler “AB`nin Değerleri”, “Çağdaşlaşma Projesi Olarak Türkiye`nin AB`ye Üyeliğinin Günlük Hayatımıza ve Çeşitli Sosyal Kesimlere Olumlu Etkileri”, “Türkiye`nin Üyeliğinin AB`ye Kazandıracakları”, “Türkiye-AB Mali İş Birliği Projelerinin Türkiye`ye Sağladığı Kazançlar”, “Gümrük Birliği`nin Türk Ekonomisine Olumlu Etkileri” konu başlıklarına göre hazırlandı. Yarışmanın jürisinde Nail Keçeli, Mehmet Akbay, Erol Olçak, Ali Saydam, Fatih Akol, Sevilay Yükselir, Tayfun Talipoğlu, Bülent Tanla, Zeynep Gürcanlı, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçil Deren Van Het Hof, Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Tellan, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Keskin, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ragıp Taranç yer aldı. Yarışmada birincilik ödülünü kazanan eser […]
BDP Milletvekili Sebahat Tuncel’in Bilgi Üniversitesi’ndeki “başörtüsüne ve anadile özgürlük” konulu panelindeki konuşması sırasında salonda kısa süreli bir arbede yaşandı.Video: Gülfem Karataş – Ertan ÖnselBilgi Üniversitesi Dolapdere yerleşkesi’nde düzenlenen ”başörtüsüne ve anadile özgürlük” başlıklı panele katılan BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, konuşmak için kürsüye çıktığı anda salonda arbede çıktı. Arka sıralarda oturan iki dinleyicinin kavga etmesi üzerine kısa süreli bir kargaşa yaşandı. Salondakiler bu kavgaya “faşizme karşı omuz omuza” diye tepki gösterdi. Üniversite güvenliğinin olayı yatıştırmasının ardından iki kişi salondan çıkarıldı ve panel devam etti. Arbede sırasında tüm güvenliklerin kavga mahaline müdahele etmesi ancak Sebahat Tuncel’in kürsüde yanlız kalması dikkat çekti.Tuncel, kürsüye çıkmadan ve olay başlamadan önce salondaki basın mensuplarının sorularını yanıtlamış ve bacağındaki yarayı göstererek, Nevruz kutlamaları sırasında polisin attığı gaz bombasının neden olduğunu söylemişti.

HaberVs Nesin Vakfı tarafından İzmir’in Şirince köyünde kurulan Nesin Matematik Köyü’ne TÜBİTAK’ın geçen yıldan beri destek vermeyi reddetmesi nedeniyle köyün kurucusu Prof. Dr. Ali Nesin bir imza kampanyası başlattı. Kampanyanın hedefi, Türkiye’de bilimin gelişmesine destek olmakla görevli TÜBİTAK’ın köye karşı olan tutumunun en kısa zamanda değişmesi. Nesin Matematik Köyü, Mayıs 2007’de yöre halkının maddi katkılarıyla kuruldu. Matematik ve ilgili bilimlerden oluşan derslerin, projelerin, seminerlerin ve kampların düzenlemekte olduğu köy, Ali Nesin’in daha önceki yıllarda düzenlediği matematik yaz okullarını da bünyesinde topluyor ve her yıl ortalama 500 matematiksevere eğitim veriyor. Ekonomik desteği olmayan köy geçtiğimiz yıl bazı projelerini gerçekleştirebilmek için TÜBİTAK’a başvuruda bulundu. Ali Nesin’in bir araştırmacı olduğu ancak bir eğitmen olmadığı gibi gerekçeler belirtilerek yedi projenin tümü reddedildi. Bunun üzerine Ali Nesin, TÜBİTAK başkanı Dr. Nüket Yetiş’e haziran ayında bir mektup yazdı. Mektubunda, kısaca dünyanın her yerinde bu tip girişimlere destek verildiğini anlatan Nesin, “Kurumunuzun reddettiği projelerin her biri birer mücevher değerindedir. Sadece Türkiye’de değil, dünyada bu projelere eşdeğer bir proje kolay kolay bulunamaz. Özür dileyerek söylüyorum, ama gerçek bu: Bu projeleri haklı ya da haksız gerekçelerle reddetmek kimsenin haddi değildir.” diyerek TÜBİTAK’ın destek vermemesini eleştirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ali Nesin, bu olaydan sonra TÜBİTAK’ın destek şartnamelerine getirdiği ek koşullarla artık başvuru yapmalarının dahi olanaksız hale geldiğini söylüyor. Örneğin “Etkinlikte ders vereceklerin tamamı düzenleme kurulunda yer alır ve etkinlik, düzenleme kurulunda yer alanlardan birinin bağlı olduğu bir işletmede yapılamaz.” gibi maddelerin doğrudan kendilerini engellediğini belirten Nesin, bu uygulamaları protesto etmek için bu kez de TÜBİTAK’ın bağlı bulunduğu Bilimden Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’a bir mektup yazdı. Mektubunda; “TUBITAK lise ve lisans öğrencilerine yönelik Köy etkinliklerini sudan sebeplerle desteklemeyi reddetmektedir. Bu yıl sudan sebeplerini gerekçelendirebilmek için özel olarak Matematik Köyü’nü dışlayıcı koşullar getirmiştir. Bu koşullarla TÜBITAK projelerine başvuru yapmamız bile engellemektedir.” diyen Nesin, kuruluş amacı bilimi […]
İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, tutuklanan Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’a destek için bugün bir basın açıklaması yaptı ve ardından forum düzenledi. Açıklama sonrasında “Ahmet’in Arkadaşları Ahmet’i Anlatıyor” başlıklı forum için E3 binasına giren “Ahmet’in arkadaşları”, Savcı Öz’e iletilmek üzere Şık ve Mavioğlu’nun iki ciltlik kitabını kargoya verdi. Haber: Mehmet Özer Kamera: Berk Büyükbalcı

HaberVs Editörü Ahmet Şık’ın serbest bırakılması için Bilgi Üniversitesi’ndeki çalışma arkadaşları tarafından düzenlenen “Ahmet’in arkadaşları Ahmet’i anlatıyor” etkinliği, basın açıklaması ve Savcı Zekeriya Öz’e Ergenekon’u Anlama Kılavuzu‘nun gönderilmesinden sonra, Şık’ın meslektaşı gazetecilerin katıldığı bir forumla devam etti. Forumda söz alan Bağımsız İletişim Ağı Bianet‘in koordinatörü Ertuğrul Kürkçü sözlerine “Yalnızca tutuklanan gazeteciler ve Ahmet Şık için değil kendimiz için bir aradayız” diyerek başladı. Durumun oldukça ciddi ve vahim bir aldığına değinen Kürkçü “meslektaşlarımız yanında kuvvetle durmaya devam edelim. Onları çıkartmaya çalışırken kendimizi de içeri sokturmayalım” dedi. Hukukun artık “mahkum etmek” için “ rezil etmek” için kullanıldığını “Ben ona Ergenekoncu diyeyim o temizlesin” durumun söz konusu olduğunu belirtti. Bunun için de medyada bir rıza üretme ağının hareket ettiğine dikkat çeken Kürkçü, “Ahmet Şık’ın öğrencilerine doğrudan doğruya hayatın deneyimi içinden gazetecilik anlatacak olan az sayıda kişilerden birisi olduğunu belirterek, “Ahmet’in arkasında durmamız gerek o bu dünyaya, emekçilere, ailesine, arkadaşlarına, bizlere, herkese lazım” diyerek sözlerini bitirdi. İstanbul Bilgi ÜniversitesiSantral yerleşkesinde gerçekleşen forumu Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan açtı. Ahmet Şık ile öldürülen Gazeteci Metin Göktepe için belgesel yaptığı sırada 90’lı yıllarda tanıştıklarını belirten Arsan, Şık’ın insan hakları ihlallerine karşı hak odaklı bir gazeteci olarak mücadele verdiğini söyledi. Ahmet Şık ile aynı üniversitede çalışıyor olmaktan onur duyduğunu belirten Arsan, Ahmet Şık’ın yaptığı haberlerin onun fikrini anlamak için yeterli olacağına değindi. Devletten 14 kırık Esra Arsan’ın ardından söz alan ve Ahmet Şık’la birlikte Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu adlı kitabı yazan Radikal muhabiri Ertuğrul Mavioğlu ise Ahmet Şık’ın Ergenekona üye olmakla suçlanmasını, “sözün bittiği” yer olarak nitelendirdi. Bu suçlamaları dile getirenlerin, Ahmet Şık’ın haber arşivi, arkadaşları ve öğrencileriyle ilişkilerini bilmediklerini vurgulayan Mavioğlu, Ahmet Şık’a Ergenekon terör örgütü üyesi ithamında bulunanların, haber yapmak ve gerçeği ortaya çıkarmak için kafasının 14 yeri güvenlik güçleri tarafından kırılan bir gazeteci gerçeği ile […]

“Ahmet’in ‘Ergenekoncu’ şüphesiyle tutuklanması talep eden Savcı Öz, onun yazdığı Ergenekon kitabından habersizdi. Bu kitap Ahmet’in herhangi bir kontrgerilla üyesi/yandaşı olmadığına dair en açık delildi. Ancak henüz bitirmediği bir kitap delil sayıldı.” HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, tutuklanan Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’a destek etkinliği düzenliyor. Şık’ın üniversite ve basından çalışma arkadaşlarının katıldığı etkinlik, saat 11:15’te bir basın açıklamasıyla başladı. Grup adına açıklamayı, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Öğretim Görevlisi ve HaberVs Editörü Güventürk Görgülüokudu. Şık’ın Ergenekon terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmasını talep eden Savcı Zekeriya Öz’ün, Şık’ın meslektaşı Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yazdığı Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu: Kırk Katır Kırk Satır adlı iki ciltlik kitaptan haberi olmadığını söyleyen Görgülü “Bu iki ciltlik kitap, onun herhangi bir kontrgerilla üyesi/yandaşı olmadığına ve olamayacağına dair en açık delildi. Fakat Ahmet’in üzerinde çalıştığı, henüz tamamlanmamış ve yayınlanmamış kitabını terör örgütü üyeliği için delil kabul etti” dedi. Açıklama sonrasında “Ahmet’in Arkadaşları Ahmet’i Anlatıyor” başlıklı forum için E3 binasına giren “Ahmet’in arkadaşları”, Savcı Öz’e iletilmek üzere Şık ve Mavioğlu’nun iki ciltlik kitabını kargoya verdi. Bilgi Üniversitesi Çalışanları tarafından yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle: Arkadaşımız, gazeteci ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, 3 Mart 2011 Perşembe günü, evinin ve Bilgi Üniversitesi’ndeki ofisinin aranmasından sonra gözaltına alındı. Çıkarıldığı mahkeme tarafından 6 Mart Pazar günü sabaha karşı tutuklandı. Gözaltını takip eden süreçte, basının ve kamuoyunun gösterdiği sert tepki, “Ergenekon’un son dalgası”nda yer alan iki ismin; Ahmet Şık ve Nedim Şener’in, Ergenekon davasına dâhil edilmesindeki adaletsizliği, vicdansızlığı, hukuksuzluğu, despotluğu ve gülünçlüğü açığa çıkarıyordu. Ergenekon’un medya ayağına dâhil olduğu söylenen bu iki isim, Ergenekon davasını başından beri koşulsuz destekleyenler açısından bile, yalnızca ve yalnızca “dürüst, onurlu araştırmacı gazetecilik”le anılabilecek isimlerdi. Ahmet Şık, 20 yıllık gazetecilik yaşamında köyleri yakılan, göçe zorlanan, çocukları bir gün aniden ortadan kaybolan Kürt halkının, üniversite kapılarında coplanan […]