Etiket bilgi üniversitesi

“Alçakların Çağı”nda Ahmet Şık’ı savunmak

Ergenekon davasının kayıtsız şartsız arkasında duranların “aman sulandırmayalım” refleksine, davaya yönelik tüm eleştirilerin “Ulusalcı-Ergenekoncu” bir düşünce dünyasından kaynaklandığını ima eden mide bulandırıcı bir sinizm de eşlik ediyorsa “orada durun bakalım” demek boynumuzun borcudur.

Ahmet’in arkadaşları Ahmet’i anlatıyor

Gazeteciler ve çalışma arkadaşları, Ahmet Şık’ı konuşmak üzere Bilgi Üniversitesi’nde biraraya geliyor. Bilgi Üniversitesi’nin Santral yerleşkesindeki toplantı 14 Mart Pazartesi günü saat 11:00’de. HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi Çalışanları, Ahmet Şık’a destek etkinliği düzenliyor. Ahmet Şık’ın çalışma arkadaşları 14 Mart Pazartesi günü saat 11:00‘de üniversitenin Santralyerleşkesinde gerçekleşecek toplantı için şu çağrıyı yapıyor: “Çalışma arkadaşımız Ahmet Şık’a destek vermek, şaibeli bir hukuki süreçte, Ahmet’in “gizli” ve “derin” olduğu söylenen delillerle karartılmaya çalışılan kişiliğini, yazdıklarını, gazeteciliğini konuşmak üzere bir araya geliyoruz. İstiyoruz ki, Ahmet’in gazeteci kimliği ve en önemlisi yazdıkları delil sayılsın. Bu yüzden Ahmet Şık’ın Ergenekon davaları hakkında yazdığı kitabı okumayan soruşturma savcısına en gerçek delilleri, en aleni şekilde, sunmak istiyoruz. Ahmet’i tanıyanlar, onunla birlikte çalışanlar, ondan öğrenenler anlatacaklar Ahmet’i. Üstelik Zekeriya Öz’e bir de hediyemiz olacak: Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu. İki cildi birden! Ahmet’e ‘kesilecek’ iddianameden çok daha gerçek ve üzerine hala gidilmeyen öyküler var içinde.” Etkinlik, Ahmet Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü tarafından yayınlanan HaberVesairesitesinin editörleri tarafından yapılacak basın açıklaması ile başlayacak. Savcı Zekeriya Öz’e Ahmet Şık’ın kitaplarının postalanmasından sonkaki forum bölümünde Ahmet Şık’ın çeşitli dönemlerde birlikte görev yaptığı arkadaşları gazeteciler Celal Başlangıç,Ertuğrul Kürkçü, Ertuğrul Mavioğlu ve İsmail Saymaz ve Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölüm Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan meslektaşları Şık’ı anlatacak.

Cezaevindeki gazeteciler için yürüyüş

HaberVs Türkiye çapında 25 gazetecilik örgütünü içine alan “Gazetecilere Özgürlük Platformu” Ahmet Şık, Nedim Şener ve tüm tutuklu gazetecilere dikkat çekmek içini 13 Mart Pazar günü bir yürüyüş düzenliyor. Yürüyüş saat 12:00’de Galatasaray’da başlayacak ve Taksim Meydanı’nda son bulacak. Ayrıca hafta boyunca değişik illerde basın açıklamaları ve yürüyüşler devam edecek. 8 Mart’ta toplanan platform temsilcileri, basın özgürlüğü konusunda “Genel itibarıyla herkesi ürküten bir tabloyla karşı karşıya kalındığı” konusunda görüş birliğine vardılar. Sadece gazetecilerin kendi özgürlüklerini değil, tümüyle halkın haber alma özgürlüğünü engelleyen genel bir sorunla karşı karşıya olunduğu görüşünde birleşen Platform üyeleri, bu sorunun hem kanunlardan hem de uygulamadan kaynaklandığına işaret ettiler. Gazetecilere Özgürlük Platformu’nu oluşturan meslek örgütleri, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da gazeteciler ve yayın kuruluşları arasındaki fikir ayrılıklarını ön plana çıkarmadan, tüm gazeteciler ve yayın kuruluşları için ayrımsız özgürlük talep etme kararlılığında olduklarını belirterek şu talepleri dile getirdiler: – Cezaevlerinde 10’u kadın olmak üzere toplam sayıları 68’e ulaşan gazetecilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşması.– Türk Ceza Kanunu’nda başta “gizliliğin ihlali”, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs”, gazetecilik faaliyeti dolayısıyla belge ve bilgi bulundurma gibi hükümler olmak üzere basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan tüm maddelerde değişiklik yapılması.– Cezaevlerindeki gazetecilere yönelik suçlamalara dayanak oluşturan Terörle Mücadele Kanunu’nun özellikle “terör örgütü propagandası” ve “terörle mücadele edenlerin hedef gösterilmesi” ile ilgili hükümlerinin değiştirilmesi.– İnternet sitelerine, sosyal bloglara erişimin engellenmesine; haberleşme özgürlüğünün ihlali anlamına gelen telefon dinlemesine ve her türlü iletişimin izlenmesine olanak sağlayan yasa maddelerinin mutlak surette değiştirilmesi. 13-20 Mart eylem programı – 13 Mart 2011 Pazar günü saat 12.00’de İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda buluşulacak ve Taksim Meydanı’na kadar yürüyüşün ardından basın açıklaması yapılacak. – 20 Mart 2011 Pazar günü Ankara’da basın açıklaması düzenlenecek. – 13-20 Mart 2011 tarihleri arasındaki günlerde bir hafta boyunca yerel düzeyde faaliyet gösteren gazeteci cemiyetleri tarafından her gün farklı illerde olmak üzere basın açıklamaları yapılacak. – Ayrıca yasa […]

Uykusuz’da Ahmet Şık

Lemanve Penguenmizah dergilerinden sonra bugün dağıtıma giren Uykusuz da kapağını Ahmet Şık ve NedimŞener’in tutuklanmasına ayırdı. Uykusuzyazarlarından, HaberVsmuhabiri Barış Uygur dergideki “Akıl Fikir Ofisi” köşesinde bu konuyu yazdı. (Barış’ı başlıklı haberinden de hatırlayabilirsiniz.) Uygur’un Okuyom ben yaa! başlıklı yazısını yayınlıyoruz. *** Efendim üzerinize afiyet bir operasyon geçirdim, hastanedeydim. Narkoz öncesi ilaç verdiklerinden tam olarak hatırlamıyorum ama saçma sapan hayaller gördüm, garip garip şeyler duydum. Yanımdakilerin söylediğine göre daha sonra sevgilime “hayatım Prusya mavisi boyaları hazırla, resim yapacağız” demişim. . Ameliyattan döndüğümde, herkes benim ilaç etkisi altında söylediğim saçmalıklara gülerken, ben “O da bir şey mi yahu, ilacın etkisiyle Ahmet Şık’ı Ergenekon’dan gözaltına almışlar diye duydum” dedim. Kimse gülmeyince benim kıkırdamam yarım kaldı. Anlamamışlardır diye açıkladım, “Yahu Ahmet Hoca var ya, dersini almıştım, B vermişlerdi hatta, hani gazeteci…” diye ama yine kimse gülmedi. Onun yerine sesi kısık televizyonu işaret ettiler. Ekrandaki son dakika bandında Ahmet Şık’ın Ergenekon kapsamında gözaltına alındıkları yazıyordu. Hayır, kalkıp gidemiyorum da; aldı mı beni bir panik. Bir an evvel eve gitmeliyim, zira Ergenekon, döndü dolaştı benim telefon rehberime ulaştı. Aklımdan türlü düşünceler geçiyor. İyi ki notuma itiraz edip yükselttirmemişim, Zekeriya Öz’ün olası bir “Ergenekon üyesi gazetecilerden yüksek not isteyerek örgüt içinde yükselmek mi istediniz?” sorusunu savuşturmuş oldum. Tabii tamamen de yırtmadım, zira Zekeriya Öz tam bir külyutmaz olduğu için “Örgüt üyeliğinizden şüphelenilmesin diye mi düşük not aldınız?” diye sorabilir doğrusu. Ne olursa olsun çıkmam lazım, ama önce doktoru ikna etmem gerek. Doktor geldi, nasıl olduğumu sordu. “İyiyim, iyiyim” diyorum ama sesim Darth Wader gibi çıkıyor. Bir şekilde kendimi taburcu ettirdim. Çıkarken aklıma geldi; adamcağızı “Hastayı erken taburcu ederek delillerin karartılmasına yardımcı olduğunuz sabit görülmüştür.” diye de sorgulayabilirler. Ama oldu bir kere. Evde hemen kitaplığa gittim. Zira polisler tam bir kitap kurdu gibi önce kitaplara dadanıyorlar. Şüpheli bir şey arıyorum ama muhtemel şüphe nedir bilmediğim için çaresizim. Bana […]

Kara tren

Bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine…. Kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız… Ahmet Hocamızın ışığıyla. * “Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki” tadında duygular içerisindeyim. Bütün hissiyatım alt üst olmuş durumda. Bir umut bekliyordum. İçinde bulundukları yanlıştan geriye dönüp Ahmet Şık Hocamı serbest bırakırlar diye… Olmadı. Yine lanet olasıca bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine kökünden kurunun yanında yaşı da yakmayı tercih etti. Benim gibi onlarca arkadaşımın yüreğini dağlarcasına… İnandığını savunmak suçmuş biliyor musunuz? İyi gazeteci olabilmek, iyi ilişkiler kurabilmekten geçiyormuş! İyi ilişkiler kurabilmekse içinde bulunduğumuz ortama “bukalemun” gibi uyum sağlamakla gerçekleşebiliyormuş! Ben hocam adına özür dilerim, düzene ayak uydurmayıp değişmediği için. Ben hocam adına özür dilerim, hiç konuşulmayanı hakkını verip konuşmayı denediği için… Beş gündür tarumar olmuş iç dünyam, “Ahmet Hocam yoksa ben toplantıyı neyliyim?” hissiyatındayım. Bu bir darbedir içimize söke söke işletilen; “susacaksın, susmazsan susturmasını biliriz!” Düşünceymiş, özgürlükmüş, doğru bildiğini eğrilmeden büzülmeden yazmakmış… Ben bütün bunları Ahmet Hocam olmadıktan sonra başarabilir miyim? Bunun gibi onlarca soru kafamın içini kemiriyor. Bütün bu karmaşaya rağmen “umut” dolu sözcükler dökülemiyor klavyemden. “Haber var mı?” sorusuna “hayır” cevabını aldıktan sonra, “sen ne işe yararsın ki?” cevabını vermesini. “N’ olacak bu Galatasaray’ın hali?” sorusuna “O Servet yok mu, o Servet” diye hayıflanmasını… Zaman zaman şeytanın avukatlığını yaparak, beyin fırtınasına yol açmasını. Katı oluşunu ve “doğru” bilgiyi öğrenebilmek için cesurca sorular sorulması gerektiğini dikta etmesini. “Ulan Hüseyin ne adamsın!” demesini… Ahmet Hocama dair her şeyi özledim şimdiden. Bu özlemimin faturasını ödeyebilecek bir babayiğit var mı? Kara bir mektup yazdım Silivri’ye, ulaşır mı bilinmez… Emin olduğum tek şey ise kara tren gecikecek belki ama gelecek o güzel günler de gelecek. Ahmet Hocamızın ışıkları eşliğinde yine kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız.* İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi.

Bilgi Üniversitesi’nden Ahmet Şık duyurusu

Ahmet Şık’ın öğretim görevlisi olarak çalıştığı İstanbul Bilgi Üniversitesi, öğretim elemanlarına gönderdiği mesajla konuyla ilgili ilk açıklamayı yaptı. Rektör Vekili Prof. Dr. M. Remzi Sanver‘in imzasıyla gönderilen mesaj şöyle: 3 Mart 2011 Perşembe sabah saatlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla emniyet mensupları tarafından göz altına alınmış ve aynı saatlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi binasındaki ofisinde arama yapılmıştır. Konuyu 8 Mart 2011 tarihli toplantısının gündemine alan Üniversite Yönetim Kurulumuz, devam eden hukuki süreçte Ahmet Şık’a Üniversite yönetimince hukuki ve insani destek sağlanması gerektiğinde mutabık kalmıştır. Mütevelli Heyeti Başkanımız, Ahmet Şık’ın ailesine, kendisinin özlük haklarının hukuki süreç boyunca korunacağını bildirmiştir. Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Av. Ural Aküzüm de Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevinde ziyaret ederek, bu desteğimizi kendisine ifade edecektir.

28 Şubat’ın yarattığı kutuplaşma hâlâ devam ediyor

“28 Şubat’ın askeri darbe süreci sona erse de toplumda yarattığı tahribatın sonuçlarını silmek pek de mümkün olmadı. Türkiye toplumda bugün yaşanan kutuplaşmanın temellerinin 28 Şubat sürecinde atıldığı ve toplumun bir kesiminin bu süreçte “ötekileştirilmesinin” yarattığı travmanın sonuçlarının hala toplum üzerinde hissedildiği belirtiliyor. Tarih Araştırmaları Kulübü’ nün düzenlediği “28 Şubat-Post Modern Darbesi” başlıklı sempozyumda 28 Şubat 1997’ de Türkiye’ nin yaşadığı post-modern darbe, darbe öncesi ve sonrasında yaşananlar tartışıldı. Santralistanbul Kampüsü’nde 7 Mart pazartesi günü gerçekleştirilen sempozyumda İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof.Dr. Ümit Cizre, 28 Şubat sürecini ve müdahale ardından gelen Türk siyasetini, bugün de çok kalıcı bir şekilde üzerinde hissettiğimiz bir nefret söyleminin başlangıcı olduğunu vurguladı. Cizre, bu dönemde toplumda nefret söyleminden kaynaklanan bir kutuplaşmanın olduğunu ve toplum üzerinde bir laik cephe oluşturulma hamlesinin yapıldığını söyledi. 28 Şubat’ ın en kalıcı mirası kutuplaşma TSK’ nın 28 Şubat’tan sonra toplumla ilişkilerinde tutturduğu bir yeni yol var diyen Cizre, TSK’ nın “laik cephe” dediğimiz bu blokun inşasına giriştiğini belirtti. Cizre, 28 Şubat’ın en kalıcı mirasının bu kutuplaşma olduğunu, laik cephe karşısında laik olmayan, zaman zaman irticacı, zaman zaman mürteci, zaman zaman islamcı bir cepheleşme içersinde yer aldığını vurguladı. Laik iktidar blokunun üniversiteler, yüksek yargı organları, STK’ lar, Kemalizme gönül veren bazı iş adamı kümeleri, zaman zaman örgütsüz bir halk grubuyla oluştuğuna değinen Cizre, dolayısıyla 28 Şubat sonrasında TSK’ nın bir siyasi partileşme olgusundan bahsedilebileceğine dikkat çekti. “Toplumla ilişkilerde 8 yıllık eğitimi işin içine katmak durumundayım” diyen Cizre, 8 yıllık eğitimin askeri bürokrasinin siyasal tercihlerinin tepeden inmeci bir biçimde topluma benimsetmeci faaliyetini gösteren bir öge olduğunu vurguladı. Merkez sağın silinmesi Cizre, 28 Şubat sonrasında askeri bürokrasinin AP’nin şemsiyesi altında yeni bir merkez inşasına giriştiğini, fakat bu hamlenin Türkiye’ de merkez sağın siyasetten tamamen tasfiyesiyle sonuçlandığını dile getirdi. Cizre, bunun temel nedenleri altında bu partilerin devletçi bir yapıya sokulmak istenmeleri, devlet yanında irtica karşıtı mücadelelerin […]

Ahmet çıkacak, yine yazacak!

Geriye dönüp Ahmet Şık’ın haberlerini okuyun. Hepsinde ceberrut devletten hesap soran bir gazeteci göreceksiniz. Şimdi de, onun onurunu ve gerçek gazeteciliği korumak için, bizim devletten hesap sormamız gerekir. Gazeteciliğe ilişkin akademik çalışmaların büyük bir bölümü, gazetecilik ve gerçeklik arasındaki sorunlu ilişkiye dayanır. Haber, aslında gerçeğin aynası değil, gerçeğin sadece işlenmiş, tercih edilmiş, kısaltılmış, eklenmiş, kısacası üzerinde oynananmış bir temsilidir. Çokça da çarpıtılmış bir temsilidir. Her haber metninde o haberi yazan muhabirin, onu okuyan, başlık atan editörün kişisel yargıları, önyargıları vardır. Üstüne, medyanın ekonomi politiğinin, yani medya sahiplik mekanizmasıyla bu mekanizmanın iktidarla/güçle kurduğu ilişkilerin izi düşer. Althusser’in dediği gibi, zaten kendisi de devletin ideolojik aygıtlarından biri olan medya, doğası gereği, devletin baskı aygıtlarının (ordunun, polisin, yargının, cezaevlerinin, vd.) hegemonyacı taleplerine boyun eğer. Türkiye gibi ceberrut devletin sermayeyi ve medyayı arkasına alarak varlığını sürdürdüğü otoriter sistemlerde, haber iyiden iyiye propaganda aracına dönüşür, gerçek kaybolur. Hal böyle olunca, yurttaşın gerçeğe ulaşması, olan biten hakkında doğru, çok yönlü ve derinlemesine bilgi sahibi olması zorlaşır. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanması ve sorgulanması sürecine ilişkin haber içeriklerini analiz ettiğimizde, Ragıp Duran’ın tabiriyle “hakiki gerçek” ve “medyatik gerçek” arasındaki korkunç farkı bir kez daha görmek mümkündür. Bir tarafta ülkenin bir yerinde olup bitmekte olan bir şeyler vardır, diğer yanda ise bu olup bitenlerin medyadaki temsili. Haber metinlerindeki gerçeklik inşa süreçleri tek tek ve detaylıca incelendiğinde, haberin, eğer istenirse, varolan gerçekliği tahrif etmekte nasıl ustalıkla kullanılabileceğine ilişkin önermeler bir kez daha doğrulanır.Devletin işlediği suçların “aktarımı” Biz, Türkiye’de, gerçeğin çarpıtıldığı habercilik pratiğini en çok devletin işlediği suçlara ilişkin bilgilerin kamuya aktarılmasında görürüz. Faili meçhul cinayetler, polisin adının karıştığı işkence/kötü muamele olayları, ordunun Güneydoğu’daki savaşı bahane ederek Kürtlere karşı giriştiği hak ihlalleri, darbe girişimleri, devletin hapishanelerinde tecritte tutulan siyasi tutukluların maruz kaldığı insanlık dışı durumlar gibi olaylar yaygın medyada ya hiç habere dönüşmez, ya da “devletin diliyle” haber olur. […]

Gazetecilik savunulmaz, savunur

Hiç utanıp sıkılmadan “Türkiye’de özgür basın var” diyenler… Bu insanlar kör ve sağır ama dilsiz değiller.* Yanı başımda olanları hayretle izliyorum. “Ergenekon” diyorlar adına yıllarıdır… Önce arkadaşlarım anlattı HaberVs’nin aranışını. Dinledim. Sonra televizyonlar konuşmaya başladı. Onları da dinledim. Hocalarım çok konuşmadı, konuşamadı ama ben sessizce köşemden izledim onları ne yaptıklarını, nasıl davrandıklarını izledim. Okulda Ahmet ismi geçen konuşmalara kulak kabarttım. Herkesin nasıl karışık nasıl allak bullak olduğunu gördüm. İlk başta sadece çok yakınımdan birisinin tutuklanmasının üzüntüsündeydim. Sadece tanıdığım, bir ailesi olduğunu bildiğim, onun için üzülen insanları görebildiğim için. Belki siz fark etmediniz polisler eşliğinde evinden çıkarılırken yüzündeki buruk gülümsemeyi, ben onun için üzüldüm. Hafta sonu Ahmet Şık’la ilgili yazılar yazan köşe yazarlarını okudum. Kimse açık açık söylemiyordu ama tutuklanmayacağı düşülünüyordu. Ben de öyle diyordum. “Yok artık” diyordum, “kesin bırakırlar, pazartesi toplantısında canımızdan bezdirir” diyordum. Hatta bana söyleyecekleri bile belliydi kafamda toplantı masasında. Şöyle bana doğru dönüp “yarın ne günü” diyecekti. Ben de ona “Kadınlar Günü” cevabını verdikten sonra “nerde haberin” diye zılgıtı yiyecektim. Hatta toplantıdan sonra hemen peşine takılıp yardım isteyecektim. İşte o zaman kendim için üzüldüm. Özgür olmadığım için üzüldüm. Asla gerçekten yapamayacağım bir meslek seçtiğim için üzüldüm. Aklımda bir soru var: Şimdi kim karşıma çıkıp da bana bu ülkede özgürce gazetecilik yapabileceğimi söyleyebilir? Hiç utanıp sıkılmadan “Türkiye’de özgür basın var” diyenler… Bu insanlar kör ve sağır ama dilsiz değiller. Oturup burdan basın özgürlüğü hakkında atıp tutacak değilim. Çünkü önce insanlar özgür olur. Sonra zaten insanların oluşturduğu gruplar gerek meslek grupları, gerekse üniversiteler, şirketler özgür olur. Ama biz özgür değiliz. Ahmet Şık benim hocamdır ve ben kimsenin karşısına çıkıp onu savunmayacağım. Çünkü onun benim savunmama ihtiyacı yoktur. Çünkü gazetecilik savunulmaz, savunur. * İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi.

768

“Dokunulmazlık dosya sayısı 768’e ulaşmış Meclis” Bu cümleyi okumak ne kadar garip değil mi? Halkı temsil etme görevi verilmiş insanların, evrakta sahtecilik, zimmet, görevi kötüye kullanmak, görevli memura hakaret ve bunun gibi yüzlerce suçla anılıyor olması gerçekten garip. Bundan daha garip olan ise Ahmet Şık’ın Silivri cezaevinde olması. Yazının içinde özellikle kimin hangi suçla anıldığını zikretmiyorum çünkü maazallah beni de Ergenekoncu ilan edebilirler. Bir yanda yukarıda saydığım ve yüz kızartıcı suçlar olarak nitelendirdiğim dosyalara sahip bir grup varken, diğer yanda ise Türkiye’nin mayın mağdurları, yolsuzlukları, adaletsizlikleri, faili meçhul cinayetleri ile ilgili haber yapan ve ömrünü buna adayan bir Ahmet Şık var. Bir taraf şu anda özgürce ve istediği şekilde hareket edebilirken, diğeri Silivri cezaevinde. Aslında bunun üzerine konuşmaya bile gerek yok. Adaletsizliğin bu kadar bariz bir şekilde gözümüze sokulması ve bu konuda bir şey yapamıyor oluşumuz, belki de içinde bulunduğumuz durumun en acı hali. Adaletin büyük saraylar inşaa etmek ile olacağını sanan bir zihniyetin, Ahmet Şık’ı yargılaması ve suçlu bulması maalesef şaşırılacak bir durum olmaktan çıkmıştır. Bugüne kadar karşı olduğu faşist düşünce yapısına sahip olan insanlar ile anılmak, Ahmet Hoca’ya verilebilecek en büyük cezaydı. Ne hapis, ne idam ne de işkence. Ahmet Şık alabileceği en ağır cezalardan birini çoktan aldı. Ece Temelkuran‘ın dediği gibi vakit bağırmanın vaktidir. Şimdi bağırmazsak yarın beraber bağırabileceğimiz kimse kalmayacak ve tek başımıza sesimizi adaletsizliğin kol gezdiği karanlık kuyularda kaybedeceğiz. * Gazeteci, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü 2010 mezunu.

Bir anda kör olmak

Daha düne kadar birçok meslektaşı “Suçlu olup olmadıklarını bilmiyoruz” şeklinde yaptılar açıklamalarını. Şüpheyle yaklaşamıyorum. “Bir anda kör olmuşlar demek ki…” diyorum. * Hocalar, gazetecilik öğrencilerine senelerce “Bir gazeteci olaylara hep şüpheyle bakmalıdır” derler. Ahmet Şıkiçin verilen tutuklama kararından sonra, öğrenci olarak şüpheyle bakacağım, önce kendi geleceğim olacaktır. Ahmet Şık ile geçen sene sınıfta gündemi tartışıyorduk. Şık, bir gazetenin “Türkiye İran olur mu?” başlığı üzerine “Sizce bu ülkeye şeriat gelir mi?” diye sormuştu. Gençlerden biri, “Korkmayın hocam, bu ülkede asker var! Darbe olur, şeriat gelmez” diye atıldı. Şık, bu defa kaşlarını çatarak “Galiba bazılarımız darbenin iyi bir şey olduğunu sanıyor” dedi.Yine o ara, meslektaşı Ertuğrul Mavioğlu’yla Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu ve Ergenekon’da Kim Kimdir? adında iki kitap çıkardıklarında, operasyonlardan övgüyle söz edeceğini düşünmüştüm. Çünkü medyada, ne olduğunu tam anlayamadığımız Ergenekon’un, işi darbe planlarına kadar götüren derin devlet olduğu söyleniyordu. Şık, darbeye sıcak bakmıyorsa, operasyonları da onaylıyor olmalıydı. Oysa Nisan 2010’da Bianet’e verdiği söyleşide kitabı niye yazdığını şöyle anlatıyor : “Medya yoluyla bilinçli bir kafa karışıklığı yaratılarak ‘Türkiye’de gerçekten bir derin devlet temizliği yapılıyor’ algısı yerleştiriliyor. Ergenekon soruşturması, Türkiye’de bir şeyleri soruşturuyormuş gibi gösterip ama hiçbir şeyin soruşturulmadığı, esas faili gizlemek üzerine kurulu bir dava süreci benim gözümde. Bir yıl sonra yeni tutuklamalar olmazsa Ergenekon’dan bir kişi bile cezaevinde kalmayacak.” Şu an bu söyleşiyi okuyup, tutuklanma kararının kendisi için alındığını öğrenmek, insanların bir anda kör olduğu Yeşilçam filmlerini izlemek gibi geliyor. Ancak filmlerin gerçeklik payı da varmış. Daha düne kadar birçok meslektaşı “Suçlu olup olmadıklarını bilmiyoruz” şeklinde yaptılar açıklamalarını. Şüpheyle yaklaşamıyorum. “Bir anda kör olmuşlar demek ki…” diyorum. Olayı gözümde filme dönüştüren bir başka nokta daha var. Ahmet Şık’ın da içinde bulunduğu bir ekip 2007’de Nokta dergisinde “Darbe Günlükleri” başlıklı 50 sayfalık bir haber yayınlamıştı. Haberde, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen bir günlük deşifre ediliyordu. […]

6 Mart saat 06:00

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in adliyeye sevk edileceği haberi 5 Mart cumartesi sabahı arkadaşlarına ulaştığında herkesin içini bir umut kaplamıştı. Savcılık sorgusunun hızlla bitirileceği ve büyük bir ihtimalle her iki gazetecinin de savcılık sorgusu sonrasında serbest bırakılabileceği konuşuluyordu. Saat 13:00’ten sonra Ahmet ve Nedim’in arkadaşları Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nin önünde toplanmaya başladı. Saat 16:00 civarında iki gazeteciyi taşıyan minibüs Adliye’ye giriş yaptı. Sorgu uzadıkça dışarıya gelen haberler tedirginliği artırsa da yine de kimse umudunu kaybetmek istemiyordu. Saat 11:00 civarında beklentilerin aksine Savcı Zekeriya Öz’ün iki gazeteciyi tutuklanma istemiyle mahkemeye sevkettiği haberi üzerine adliye kapısındaki kalabalık biraz daha arttı. Geceyarısından sonra yaklaşık altı saatlik bekleyiş sonucunda çıkan tutuklama kararı ise kapının önündeki gazetecilerin patlamasına neden oldu. Gece boyunca atılan sloganlar, iki gazeteciyi taşıyan minibüs adliye kapısından çıkarken protesto gösterisine dönüştü. İşte HaberVskamerasından o anlar…

Zor zamanda genç olduk

Bir çocuk oyunu vardır “vampir” diye. Vampir her zaman bir panikle kendini en çok suçlayanı öldürür ve ele verir kendini. ’tan takip edebilirsiniz İçinde bulunduğumuz tanımlaması zor günlerde, tanımlaması zor bir insan Ahmet Şık. Onun bu perdesi, sahnesi, yönetmeni, her şeyi karanlık oyunun bir aktörü edilmesi, istenenin aksine bazı şeyleri çok daha netleştirdi benim kafamda. Yanımda bu hissi paylaşan, farklı seslere, kalemin gücüne, özgürlüğün ışığına inanan insanlarla, İstanbul’un sesi en çok çıkan sokağında bir arada olmak, bir genç olarak bana güven verdi. Onun için, onun savunduğu değerler için, onu kısıtlayan zihniyete karşı orada bulunan herkes, yarınıma ortak oldu benim. Bir çocuk oyunu vardır “vampir” diye. Vampir fark ettirmeden köylüleri öldürmeye çalışırken, köylüler kimin vampir olduğunu tahmin etmeye çalışırlar. Vampir her zaman bir panikle kendini en çok suçlayanı öldürür ve ele verir kendini. Dilerim bu örnek, bu yaşananlar, bu süreç ve bu endişe dalgası herkese artık susmama cesaretini verir. Yarın ne olacağını beklemektense, dilerim korkmayız, dilerim unutmayız, ve dilerim unutturmayız. *HaberVs, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Liseliler Eğitim Programı katılımcısı, Lise öğrencisi

Son dakika

Okan Özer* İthamlar neticesinde bekli de çok uzak olduğumuz, hatta kenarından kıyısından geçemeyeceğimiz olayların içerisinde kendinizi bulabiliyorsunuz. Peşinden gittiğiniz, aydınlığa kavuşturmaya çalıştığınız şeylerin bir anda derin başkahramanı oluveriyorsunuz. Bu yeni kimliğinizi daha parlak kılmak adına adeta tetikte bekleyen kalemler de sizi karalamak için bu anı bekliyor. Tıpkı son iki gündür Ahmet Şık’ın başına gelenler gibi… Geçtiğimiz günlerde, yıllar önce polis tarafından öldürülen Gazeteci Metin Göktepe adına hazırlanmış olan Taçlanmış Gazetecilik adlı belgeselde konuşurken gördüm Ahmet hocamı. Daha doğrusu konuşamazken… Kelimelerin boğazına düğümlendiği o anda, ağlarken. Bugün ise üzerine gidip, hakkında kitap yazdığı Ergenekon ile ismi yan yana gelmiş bir vaziyette televizyonlarda. Ergenekon ve Ahmet Şık ismi daha önce de yan yana gelmiş, ama yazdığı kitap ve açığa kavuşturduğu olaylar ile. Bu sefer durum çok farklı… Ahmet hocam Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıyor. Belki de hayatının bundan sonrasını şekillendirecek olan o son dakika haberinin içinde, onu sadece birkaç gün için bizden ayıracağını umduğum yolculuğa çıkarken, “Dokunan yanar” diye haykırıyor. Düşüncenin ve sorgulamacılığın her kıpırdayışını kendisi için tehlike sayan acımasız istibdatların döneminde yaşıyoruz adeta. İnsan olmanın en büyük erdemi olan düşünme yetisi hiçe sayılarak toplum apolitik bir otomata çevriliyor. Daha dün Ergenekon’un üzerine giderek olayları açığa çıkartan gazeteci ve akademisyen olan Ahmet Şık gözaltına alınıyor. İlginç! Çok ilginç! Demokrasinin olduğu bir toplumda ifade özgürlüğü hiçe sayılıyor. *İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 4. sınıf öğrencisi

Bir şey söylemem lazım

Tuğçe Erçalık* Dün okulda görüp görebileceğim en kötü günü yaşadım… Ben ve benim gibi İletişim Fakültesi’nde öğrenim gören bütün arkadaşlarım, öğretim görevlileri, kısacası herkes olayı şaşkınlıkla izliyordu. Sabah Ahmet Şık’ın evini basıp didik didik arayan polis, şimdi de okula, hocamızın odası ve birlikte çalıştığımız HaberVesaire’ye gelmişti. Bizler öğrencileri olarak şaşkın, çalışma arkadaşları da en az bizler kadar şaşkın ve üzgün, odanın aranması için refakat etmekten başka bir şey yapamıyorlardı. Fakültemize mensup birkaç akademisyenin eşliğinde polis arama yaparak, Ahmet Şık hocamızın birtakım eşyalarına el koydu. Bir üniversite’nin kampüsüne giriliyor, bir akademisyenin, bir eğitmenin, gazetecinin odası aranıyordu. Ahmet Şık, öğrencilerine bu mesleği öğretmek için elinden geleni yapan, farklı görüşlere de açık olacak kadar hoşgörülü ve dolayısıyla ileri görüşlü bir gazetecidir. Ne ithamla suçlanıyor bilmiyoruz. Tek bildiğimiz Ergenekon denen, ne olduğu da henüz anlayamadığımız, enteresan bir olayın içerisine çekilerek buradan, öğrencilerinden, ailesinden, sevenlerinden koparıldığı… Hem de henüz basılmamış bir kitap ile suçlandığını düşünürsek, gazetecilik mesleğinin git gide iç karartıcı ve vahim bir hale nasıl gelebileceğini anlayabiliriz. Bizler Ahmet Şık ve onun gibi kendini bu mesleğe adamış hocaların yetiştirdiği öğrenciler, yarının gazeteci adayları olarak geleceğe umutla bakmak yerine, endişeyle bakıyor, akıbetimizden korkuyoruz. Basın özgürlüğü diye bir şey varsa neden bunlar oluyo? hayır yoksa neden dünyanın en demokratik, en laik ülkesiymişiz gibi gösterilmeye çalışılıyor? Yarın işe başladığımız zaman, kişiliğinden ve düşündüklerini söylemekten taviz vermeyen gazeteciler gibi olup, bizler de mi suçlanacağız? Yoksa diğerleri gibi (ne renk oldukları belli olmayan) “power” denilen şeyin bir uydusu olup, “power” kim ise ona göre mi davranacağız? Ahmet Şık bu ülkede tutuklanan ilk gazeteci değildi ve biz biliyoruz ki son da olmayacak. Ama yine de artık birilerinin buna bir “dur” demesi, gerçekten demokratik bir ülkede bunların asla olamayacağını herkesin beynine kazıması lazım. Bütün bunlar zihnimizi kurcalarken aklıma seneler önce okuduğum Alman İlahiyatçı Martin Niemöller’in söyledikleri geliyor, şu an hislerime öyle […]

Teşekkürler Ergenekon, gözümü açtın!

Meneviş Tozak* Öğrenimimi İngiltere’de sürdürüyorum. Her gün Türkiye’den gelen kötü ya da bir haberle uyanmaya alıştım. Dün sabah da uyandığımda ilk işim, el alışkanlıgı ile Twitter’a bakmak oldu, yeni bir Ergenekon dalgasından bahsediliyordu, artık o kadar alışmışım ki garipsemedim bile. Ama haber bu sefer çok yakındandı. Gözaltına alınan gazetecilerden biri, Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nden hocam Ahmet Şık’tı. Haberlerin devamını okuyunca şaşkınlığım daha da arttı, neredeyse üniversitede ki son yılımın her gününü geçirdiğim ofisimiz de Ahmet Şık’ın eviyle eş zamanlı aranıyordu. Çok geçmeden gözaltına alındığı haberi düştü internete, o anın videosu ile birlikte. İlk defa tanıdığım biri tutuklanıyordu. Videoyu izlerken, eminim izleyen pek çok diğer öğrencisi için de geçerlidir, yüzümdeki gülümsemeyi farkettim. HaberVs‘yi ’tan takip edebilirsiniz Ergenekon nadir? Açıkçası derinlemesine bilmiyorum. Çok kişinin buna net bir cevabı olduğuna da inanmıyorum. Beni ilgilendiren Ahmet hocam ve aslında onunla birlikte hâlâ gözaltında ve tutuklu olan diğer gazeteciler. Beni ilgilendiren, bana gazeteciliği elinden geldiğince öğreten hocalarımdan birinin neden tutuklandığı. Beni ilgilendiren beni bazen zorla da olsa bir haberden diğerine yollayan hocamın da diğer gazeteciler gibi nedensizce günlerce ve aylarca hapiste kalıp kalmayacağı? İşin kötüsü de bunlara kimsenin bir cevap verememesi. Terör örgütüne üyeymiş, halkı kin ve düşmanlığa teşvik ediyormuş… Habervs’de geçen bir yılımız boyunca beni ve arkadaşlarımı da haber yazmaya, üretken olmaya, beraber çalışmaya teşvik ederken aslında beynimizi dolduruyormuş. Teşekkürler Ergenekon, gözümü açtın! Ben de ilerde haberci olmak istiyorum, bunu duyan herkes garipsiyor, “Başka iş mi yok” en sık karşılaştığım cümlelerden birisi mesela. Evet kimse kusura bakmasın, belki de gerçekten başka iş yok, çünkü…Bütün bu yaşanlardan sonra bir açıklama cümlesine ve “çünkü”ye ihtiyacım var mı? *King’s College London, Europe and the World IP Yüksek Lisans programı, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü 2010 mezunu.

Bilgi’de Ahmet Şık için kampanya

HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları dün yapılan operasyonlarla gözaltına alınan çalışma arkadaşları Ahmet Şık’ın serbest bırakılması için bir kampanya başlattı. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan ve aynı zamanda medya bölümünün haber portalı habervesaire.com’un da editörlüğünü yürüten Ahmet Şık’ın serbest bırakılması istenen kısa kampanya metni şöyle: “Çalışma arkadaşımız, İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, evinde ve işyerinde yaklaşık 6 saat süren polis aramalarının sonucunda “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlamalarıyla göz altına alındı. Biz, aşağıda imzası bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları, yöneltilen bu suçlamaları, arkadaşımız Ahmet Şık’ı biraz olsun tanıyan herkesin yapacağı gibi, akla, mantığa ve vicdana uygun bulmuyoruz. Büyük bir hata yapıldığına inanıyor, arkadaşımıza sahip çıkıyoruz. Vicdanları yaralayan bu hatanın acilen düzeltilmesini talep ediyoruz.” HaberVs‘yi ’tan takip edebilirsiniz Ahmet Şık’ın çalışma arkadaşları bu imza metninin ilk aşama olduğunu, Şık’ın gözaltından serbest bırakılmasını umduklarını, aksi takdirde Şık serbest bırakılana kadar kampanyalarını sürdüreceklerini dile getiriyorlar: Ahmet Şık’ın serbest bırakılmasını isteyen çalışma arkadaşları Ahmet SüerdemAhmet TonakAkın TekAlan DubenAlev CavdarAli Alper AkyüzAli NesinAli SerdarAlper KırklarAnita OğurluAriana FerentinouArkadaş Su Esmen TekAslı GüneşAslı OdmanAslı TunçAyça ÇiftçiAyça İnceAydın UğurAyhan DoğanAyhan KayaAylin DağsalgülerAysegul AkaydinAyşe BeyazovaAyşe kayalarAyşecan AralAyşegül BaşerAyten ZaraBahar FıratBarış UlusBarış YılmazsoyBaşak TuğBaşak UçanokBerrak KarahodaBeyhan DemirBeyhan SunalBurhan ŞenatalarBülent BilmezBulent OzelCanan TanırCandan YasanCelil OkerCem HakverdiCemal Bali AkalCemil BoyrazCemil KoçakCenktan ÖzyıldırımCeren ÇetinerCeren MertChole Current Chris StephensonChristoph K. NeumannÇiğdem AsarkayaDeniz ÜnsalDerya NizamDicle ÖztürkEbru EzberciEbru EzberciEmek Toraman ÇolgarEmel BedrioğluEmine TopcuEmre GönenErgen Devrim KaragözErkan SakaErtan ÖnselEsin DemirciogluEsra ArsanEsra ElmasEsra Ercan BilgiçEthem ÖzgüvenEvin AslanEvren HosgörEzgi ArıduruFahri AralFatma Pınar ArslanFerda KeskinFerhat BoratavFeyza KasımoğluFigen Gönülcan MarangozFiliz LeventogluFiliz YılmazGökçe ÇatalolukGökçe ÇatalolukGökhan TanGörkem KeserGöktürk UyanGözde DurmuşGülgün AğabeyogluGüneş Ekin AksanGüney ÇobanGüventürk GörgülüGüzide Döndar EfeHale AkayHale BolakHalil BerktayHalil NalçaoğluHasan Kirmanoğlu Harun OzkanHuldan DereliHülya AlkanItır Erhartİlkem Kayıcanİpek Kotanİpek Tan ÇelebiJale ParlaKenan ÇayırKıvılcım YavuzKürşat BuminLevent YılmazMehmet Ali TuğtanMehmet GencerMehmet Özgür BahçeciMelda AkbaşMeneviş TozakMesut VarlıkMetin TaşMurat ÖzbankMurat PakerMustafa Erdem KabadayıMüge Ayan […]

Oradaydık

“Neden buradasınız” dediler, “Bugün ifade özgürlüğü, yarın cumhuriyet için” dedik. Bugün, saat 12’de Taksim Meydanı’ndaydık. O saatte derste olmamız gerekiyordu ama sırf orada olmak için izin almıştık. Dilediğimiz gibi düşüncelerimizi anlatabilmek, bunu yaptıkları için hapis yolu gösterilmiş binlerce gazetecinin yalnız olmadığını Türk ulusunun haktan hukuktan anlayan azınlığınca göstermek için oradaydık. Ülke gerçeklerini bir takım kurumlardan elde ettikleri çıkarlara göre çarpıtmadan aktaran yazarlar için oradaydık. Yandaş medya üyesi olmadan, yaptıkları çarpıcı araştırmaların sonuçlarını korkusuzca ortaya koyabilen gazeteciler için oradaydık. Yazın hayatının önemli isimleriyle yan yana sloganlar attık “AKP elini medyadan çek” diye bağırdık yüzlerce kişiyle beraber. Biliyoruz, sesimizi duyuyorlar; ancak değişen bir şey var ki, artık duymazlıktan gelemeyecekler. Bu millet görüyor, duyuyor, yaşıyor ve isyan ediyor. Sesimizin daha yüksek çıkacağı yarınlar, toplumu doğru yönlendirmek için çabalayan ve susturulmayan dürüst gazeteciler için, Ahmet için, Nedim için. Biz oradaydık. HaberVs, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü Liseliler Eğitim Programı katılımcısı, Lise öğrencisi

Gazetecilerin eyleminin düşündürdüğü

Bir gazeteci adayı olarak geleceğim açısından iyi olanı öğrencisi olduğum Ahmet Hocam mı, yoksa onu içeri alanlar mı biliyor? Ergenekon terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle çoğunluğunu gazetecilerin oluşturduğu 11 kişinin dün sabah gözaltına alınmasının ardından medya mensupları Taksim İstiklal Caddesi’nde az önce sona eren bir eylem gerçekleştirdi. 1 Mart’ta yayın hayatına başlayan Aydınlık Gazetesi hazırlık gelmişti. Üzerinde Mevlana’nın “Diken içindeler ama gül gibiler. Hapisteler ama şarap gibiler. Balçık içindeler, ama gönül gibiler. Gece içindeler ama sabah gibiler” dizeleriyle birlikte parmaklıklar ardında yer alan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın fotoğrafları basılmış el ilanları dağıttılar. Bu gazetenin okurları, ellerinde hem Türk bayrakları hem de üzerlerinde Atatürk resimleri bulunan bayraklarla, “Faşizm’e karşı omuz omuza” “Yurtsever basın susturulamaz” ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarını attılar. Aydnlık gazetesi ve okurları “ulusalcı” olarak anılır çoğu insan tarafından. Ardından da Ergenekon davası sürecinde içeri alınan Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Musatfa Balbay gibi isimler bağırılarak yoklama yapıldı. Ancak bu isimler arasında Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın olmaması dikkat çekiciydi. Bu sefer hem eylemci hem de eylemin haberini yapmak üzere bir araya gelen gazeteciler eylem öncesi son hazırlıklarını yapmaya başladı. Yürüyüşe başlamadan önce İngilizce ve Türkçe hazırlanan “Gazetecilere Özgürlük. Hemen Şimdi Adalet” yazılı pankartların kullanılması dikkat çekiciydi. Kalabalığın en önünde yer alan CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen, Hürriyet Gazetesi Yazarları Oktay Ekşi, Zeynep Göğüş, Ferai Tınç, Tufan Türenç yürüyüşe kol kola başladı. Bu sırada görüntü almak isteyen foto muhabirleri ve kameramanlar arasında yaşanan yer kapma çalışmaları eylemin kısa süreli gecikmesine neden oldu.Galatasaray Meydanı’nda sonlanacak yürüyüşün hemen başında Fransız Konsolosluğu’nun yanında yer alan CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı’nın penceresinden aşağı çiçekler atıldı. Bu hareket eyleme renk kattı ve alkış aldı. Ellerinde Radikal, BirGün, Posta gazeteleriyle birlikte üzerinde “Gazetecilere Özgürlük”, “Türkiye Basın Özgürlüğü’nde 138.”, “Bugün Ahmet, Nedim yarın kim?”, “AKP elini medyadan çek” yazan dövizler taşıyarak […]