Etiket cumhuriyet

Cumhuriyet’teki çok ilginç editör yazısı…

Alper Görmüş İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in Ergenekon iddianamesiyle ilgili açıklamalar yaptığı gün (14 Temmuz Pazartesi), Medyakronik‘te yer alan bir haber şu cümlelerle başlıyordu: “Ergenekon soruşturmasının tamamlanan bölümüne ilişkin hazırlanan iddianamede, sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında Danıştay saldırısı ve Cumhuriyetgazetesinin bombalanmasının da yer aldığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin tarafından açıklandı. Ancak Danıştay’a saldırı davası görülürken hem sanıkların hem de Cumhuriyetgazetesi avukatlarının soruşturmanın bu yönde genişletilmesi talebi her seferinde, ‘sonuca etki etmeyecek’ gerekçesiyle reddedilmişti. Cumhuriyetgazetesinin avukatı Bülent Utku, şu anda Yargıtay aşamasında bulunan dava sırasında her seferinde ‘eksik soruşturma’ yapıldığını dile getirdiklerini belirterek açıklanan iddianamenin bunun kanıtı olduğunu söyledi. Engin’in açıkladığı iddianameyle ortaya yeni sanıkların çıkmış olacağını belirten Utku, savcıların suçlamalarını delillendirebilmesi halinde bu sanıkların da aynı dosyada yargılanacaklarını söyledi.” Danıştay saldırısının, ilk anda göründüğünün tersine bir “dinci” saldırı değil de “Ergenekon eylemi” olduğuna dair kuşkular başlıca iki veriye dayandırılıyordu.Birincisi: Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan bu eylemden önce gerçekleştirilen Cumhuriyetgazetesine bomba atılması eyleminin de failiydi; bu, yargı kararıyla da kesinleşmiş bir bilgiydi.İkincisi: Cumhuriyet’e atılan el bombaları, bu eylemden bir ay kadar sonra Ümraniye’de ele geçirilen “Ergenekon bombaları” ile aynı kafiledendi. Bu ikinci veri, birincisi gibi yargı kararına bağlanarak kesinleşmiş değildi. Fakat defalarca tekrarlandığı halde hiçbir şekilde tekzip edilmemişti. Üstelik “Ergenekon’a soğuk” gazetelerde de bilginin doğru olmadığı yönünde hiçbir haber çıkmamıştı; onlar bilgiyi görmezlikten geliyor, fakat “yanlış” da demiyorlardı. Nitekim, 14 Temmuz’da bu sitede okuduğunuz Ahmet Şık imzalı haberde, Şık’ın konuştuğu Cumhuriyetgazetesi avukatı da bu bilginin yanlış olduğuna dair bir şey söylemiyordu. İlk kez İbrahim Yıldız Ümraniye’de ele geçirilen Ergenekon bombaları ile Cumhuriyet‘e atılan bombaların ilişkili olduğu bilgisi ilk kez, Ergenekon iddianamesinin açıklandığı 14 Temmuz’da, CumhuriyetGazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız tarafından sorgulandı. Yıldız’ın konuya ilişkin olarak verdiği bilgiler şöyle: “Şimdi bir tez de biz söyleyelim: Ümraniye’de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyetgazetesine atılan bombalar aynı seriden değiller. Diğerlerinden farklı olarak […]

Bilmeceye dönen dava: Danıştay saldırısı

Ergenekon soruşturmasının tamamlanan bölümüne ilişkin hazırlanan iddianamede, sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasının da yer aldığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin tarafından açıklandı. Ancak Danıştay’a saldırı davası görülürken hem sanıkların hem de Cumhuriyet Gazetesi avukatlarının soruşturmanın bu yönde genişletilmesi talebi her seferinde, “sonuca etki etmeyecek” gerekçesiyle reddedilmişti. Cumhuriyet Gazetesi’nin avukatı Bülent Utku, şu anda Yargıtay aşamasında bulunan dava sırasında her seferinde “eksik soruşturma” yapıldığını diye getirdiklerini belirterek açıklanan iddianamenin bunun kanıtı olduğunu söyledi. Engin’in açıkladığı iddianameyle ortaya yeni sanıkların çıkmış olacağını belirten Utku, savcıların suçlamalarını delillendirebilmesi halinde bu sanıkların da aynı dosyada yargılanacaklarını söyledi. Eksik soruşturma Kanlı Danıştay baskınının tetikçisi Alparslan Arslan’ın Cumhuriyet Gazetesi’ni de bombaladığı ortaya çıkmasının ardından davaya müdahil olan avukat Utku, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın Yargıtay’da onanması durumunda kesin hüküm haline geleceğini söyledi. Ancak bu durumda ortaya çıkan sonucu “eksik soruşturma” diye tanımlayan Utku, “Zaten dava sırasında da bunu dile getirip soruşturmanın genişletilmesini istemiştik ama mahkeme reddetti. Talebimizin esasa etkili olmayıp sonuca da etki etmeyeceği gerekçesiyle değildir gerekçesiyle her seferinde reddedildi. Şimdi ortaya çıkan gelişmeye bakarak Yargıtay’da karar henüz onaylanmadığı için kesin hüküm yok. Ergenekon iddianamesinde de bu suçların gündeme gelmesi bunun tartışılamayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü Danıştay saldırısının sanıkları ile buradakiler farklı ve yeni kişiler. Şimdi Ergenekon’la ortaya çıkan yeni sanıklar bakımından dosya incelenmelidir. Savcı bu eylemi ilişkin, ‘şu şüpheli şu delillere göre bu saldırıları azmettirmiştir ya da yapmıştır’ diyorsa bu fiil yeniden incelenir” dedi.“Bombalar nereden alınmış hâlâ bilinmiyor” Utku, yargılama sırasında gazeteye atılan bombaların seri numaralarıyla, Ergenekon zanlılarından Muzaffer Tekin’den elde edilen bombaların seri numaralarının birbiriyle ilintili olduğunun ortay çıktığını anımsatarak, “Bombaların tapa numaraları arasındaki benzerlik ve aynı seriden olduğu ortayla çıkınca mahkeme heyetinden bir takım taleplerde bulunduk. Bombaların üreticisi olan MKE’nin patlayıcıları Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na verdiği de ortaya çıkmıştı. Hangi birlik emrine verildiğini; patlayıcıların bu birlikteki kullanılmış […]

İnsaf! Okurunuz üç satır sonra doğrusunu okuyacak!

Alper Görmüş Birinci sayfadaki başlık-spotlarla haberin aslı arasında dağlar kadar fark olan haberlerden söz edildiğinde, benim aklıma hemen Milliyet’in bir haberi gelir.11 Eylül (2001) saldırılarını izleyen günlerde ABD’nin Afganistan’a müdahalesi gerçekleşmiş, Taliban güçleri büyük şehirlerden çıkarılmıştı. Artık sırada “Afganistan’a barış gücü” gönderilmesi vardı. Milliyeto günlerde Hürriyet’ten de daha ateşli bir “ABD’yle birlikte savaşalım, savaştan sonra barış masasında yerimiz olsun” çizgisi izliyordu. Haber, işte o günlerde çıktı Milliyet’te: “TÜRKLER GELSİN…” Birinci sayfa haberinin spotlarında ise şöyle deniyordu:“Taliban’la savaşan Kuzey İttifakı’nın tercihi: Afganistan’da operasyon bitince kurulacak Barış Gücü sadece Türk askerinden oluşsun…” Peki bu kesin ifade neye dayanıyordu? Haberin devamında, bunun Milliyetyazıişlerinin bir temennisinden başka bir şey olmadığı anlaşılıyordu. Taliban’a karşı çarpışan Kuzey İttifakı’nın Washington temsilcisi Amin, “Bir an evvel toparlanabilmesi açısından, söz konusu gücün sadece bir ülkenin askerlerinden oluşturulmasını tercih ediyoruz” demişti. Eh, artık kim utardı Milliyetyazıişlerini. Haberin sonunu şöyle bağladılar:“Amin’in, bu sözlerle, muhtemel barış gücünün en azından ilk aşamada sadece Türk birliklerinden oluşmasını yeğlediği tahmin ediliyor.”İşte, birinci sayfadaki “Sadece Türkler gelsin…” haberinin aslı buydu. Okurlar sadece başlık mı okur? Haberleri sadece başlık ve spotlarla okumaz, sabırla tümünü okursanız, bu “okur aldatmaca” oyununu siz de fark edebilirsiniz. Benim için bu “oyun”un en anlaşılmaz tarafı şu: Gazete editörleri, okurlarının haberin devamını okuyup, birinci sayfada editörlerin kendilerine kurdukları tuzağı fark etmeyeceklerine nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? En akla yakın cevap: Editörler, okurların çoğunun çok tembel olduğunu, haberleri sadece başlık ve spotlardan okuduklarını düşünüyorlar. Eh, yüzde 10’luk bir okur kitlesi fark ederse bu “oyun”u, o kadarına da katlanılır artık. Sen yüzde 90’ı manipüle etmişsin, yüzde 10 da sinirlensin sana, olur o kadar telefat!Düşünüyorum düşünüyorum, başkaca bir izah biçimi bulamıyorum. Böyle bir örneğe dünkü (15 Haziran) Cumhuriyet’te rastladım. Almanya Büyükelçisi Cuntz’la Leyla Tavşanoğlu’nun yaptığı söyleşi, birinci sayfadan “Kapatma davası Türkiye’nin iç işi” başlığıyla sunuluyor. Kısa spotta Cuntz’un sözleri tırnak içinde şöyle akatrılıyor:“Türkiye’deki kurumların laik bir […]

Yoksa… Yoksa… “Bir nesil boyu” mu?

Alper Görmüş Anayasa Mahkemesi’nin, üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakmayı amaçlayan Anayasa değişikliklerine, türban karşıtlarını bile şaşırtacak şekilde, en sert seçeneği kullanarak yol vermeme kararının anlamı üzerinde durmaya devam edelim. Hatırlayalım, geçtiğimiz cuma günü bu karara ben şöyle bir anlam atfetmiştim: “Ben düne kadar, sonuçları ne olursa olsun, dava bir kez açıldıktan sonra kapatma kararının mukadder olduğuna inananlardandım. Çünkü bu durumda AKP güçlü bir ‘Gördüğünüz gibi, partimizin laikliğe karşı faaliyetlerin odağı haline geldiği suçlaması Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul görmedi’ propagandası yürütecek, parti daha da güçlenecekti. Böyle bir siyasi ortamda, iktidar partisinin başta anayasa olmak üzere bütün yasalarda demokrasi temelinde değişikliklere gidecek, bu da Türkiye’deki statükoculuğun tasfiyesi yönünde radikal bir adım olacaktı. “Fakat dünden itibaren durum değişmiş durumda. Anayasa Mahkemesi’nin yarattığı yeni içtihatla bunların hiçbiri yapılamaz. Parti hayatiyetini sürdürse bile, ilaveten sözünü ettiğim değişikliklere niyet etse bile sonuç değişmez. AKP, boynuna asılı durumda bir ‘demokrasi davulu’yla dolaşmaya devam eder. Fakat hiç ses vermeyen bir davuldur bu, çünkü elinde tokmak yoktur. “Böyle bir partinin hiçbir ‘zararı’ olmaz. Ayrıca unutmamak lazım: Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yaşayacağı iktisadi zorlukların faturasını ‘şeriatçı parti’ye kesmek de hiç fena olmaz. “Buraya yazıyorum, günü geldiğinde konuşuruz: Mahkeme, türban kararıyla ‘bundan böyle egemenliği paylaşacağız’ mesajı verdi. Devamı, kapatma davasına ilişkin kararında şöyle gelecek: ‘Seni kapatmıyorum ama, önceki mesajımı da unutma, artık egemenliği birlikte kullanacağız! Seni kapatmıyorum ama yaramazlık yok! Öyle anayasa değişikliği, reformlar, demokrasinin yaygınlaştırılması falan, bunları unut! Cici çocuk ol!” Bu sertliğin başka anlamları olabilir mi?Şu anda da böyle düşünüyorum. Fakat bu, başka ihtimalleri gözden geçirmememiz anlamına gelmez. Soruyu tekrar edelim: Anayasa Mahkemesi, neden “yorumlu ret” gibi, hem başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasının önünü kesecek hem de kendisine yönelik çok sert tepkilerden kaçınmasını mümkün kılacak bir yolu seçmedi de bildiğimiz yolu seçti? O “yol”u da hatırlayalım: Anayasa Mahkemesi, AKP ve MHP’nin anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde birlikte yaptığı değişiklikleri, anayasanın “değiştirilemez, […]

“Haberciliğimiz, okurlarımızın duymak istedikleriyle sınırlıdır”

Alper Görmüş ABD’de Vietnam Savaşı sırasında yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını okuduğumda çok şaşırmıştım. Soru aşağı yukarı şöyleydi: “Vietnam’da savaşan ordumuzla ilgili olarak gerçek de olsa moral bozucu haberler mi okumak istersiniz, yoksa yalan da olsa ‘güzel’ haberler mi?” Beni şaşırtan, “Yalan da olsa ‘güzel’ haberler” şıkkını işaretleyenlerin oranının çok ama çok yüksek oluşuydu; sanıyorum yüzde 80’di. Benim o hikâyeden çıkardığım ders şu olmuştu: Demek insanlar, bazı koşullarda sadece “duymak istediklerine” kulak kabartıyorlar, geri kalan her şeye kulaklarını tıkamayı tercih ediyorlardı. Peki, bu türden koşulların oluştuğu durumlarda (mesela şu anda Türkiye’de olduğu gibi aşırı kutuplaşmış politik ortamlar), işleri okurlarına “gerçek”i taşımak olan gazeteler ne yapacak? “Düşmanım”ın işine yarayabilecek somut olguları, tıpkı bir mücadele organı gibi oto-sansüre mi tâbi tutacak, yoksa böyle bir tavrı kendi ontolojik varlığına yöneltilmiş bir oto-saldırı sayacak, bağrına taş basıp bu türden haberleri okurlarından esirgemeyecek mi? Telekom belgesi ve Cumhuriyet Bir haftadır Türkiye’yi sarsan “CHP Genel sekreteri Önder Sav’ın telefonu ne suretle dinlendi?” sorusunun etrafındaki bir yığın bilgi, belge, tahmin ve yorumun izini sürmek ve ortaya çıkan malzemeyi Cumhuriyetgazetesinin nasıl aktardığına bakmak istiyorum bu yazıda. Kanımca, Cumhuriyet’in bu somut olayda izlediği habercilik çizgisi, bir gazeteden çok bir “mücadele organı”na yakışacak türdendi… Bilindiği gibi olayın patlak vermesinden birkaç gün sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Dinleme emrini hükümetin verdiğini, dinlemeyi Emniyet’in yaptığını ve ortaya çıkan dokümanın da dinci bir gazeteye servis edildiğini” ilan etti. Aradan geçen birkaç günde, başta Cumhuriyetolmak üzere (ve bu defa “hükümete yakın” diye adlandırılan gazetelerin de katkısıyla) basında yoğun bir “bunu devlet yaptı” kampanyası başlatıldı. Geçtiğimiz cuma günü ise bütün bu kampanyayı berhava etme potansiyeli taşıyan bir belge, Önder Sav’la bir merkez valisinin aralarında geçen konuşmayı vererek Türkiye’nin gündemini değiştiren Vakitgazetesi tarafından yayımlandı. Belge, Vakit’in, “Ortada Emniyet falan yok, Önder Sav, muhabirimizin kendisini aramasından sonra cep telefonunun kapat(a)madığı için kendisini dinledik” açıklamasını doğrulayacak nitelikteydi. Türk […]

Üçüncü ve dördüncü kuvvetler fena halde paralize!

Alper Görmüş Yıllar önce, bir ekonomi haberi vesilesiyle kaleme aldığım “Bağlantılara işaret etmek de bir gazetecilik görevidir” başlıklı bir yazımda şöyle demiştim: “Öyle haberler vardır ki, gazeteci sadece ‘sıcak’ gelişmeyi aktararak görevini yapmış sayılmaz… O ‘sıcak’ gelişmeyle bağlantısı çok kuvvetli olan bir başka bilginin okurlardan esirgendiği haberlerdir bunlar. Gazetecinin, yazdığı habere sözünü ettiğimiz ‘background’ bilgiyi de yerleştirmesi asla o habere ‘yorum kattığı’ anlamına gelmez. Tam tersine, o bilgi de haberin bir parçasıdır ve onu okura hatırlatmak gazetecinin görevidir. ‘Görevini yerine getirmeyen’ gazetecinin pozisyonu şu iki durumdan birine dahil edilebilir: Ya unutmuştur, yeterince emek harcamamıştır, ki bu durumda en fazla bir görev ihmalinden söz edebiliriz… Ya da o bilgiyi okura, şu ya da bu nedenle bilerek aktarmamaktadır; bunun adı basbayağı haber gizlemedir.” Danıştay’a saldırının (17 mayıs 2006) ikinci yıldönümü törenlerinde yapılacak konuşmaları basının nasıl aktardığını bu kritere vurarak ele almanın ilginç olacağını düşündüm. Nedeni açık: 17 Mayıs 2006’da Danıştay’a “türban kararı nedeniyle saldırdığını” söyleyen Alparslan Arslan’ın Ergenekon çetesiyle ilişkisi geçtiğimiz yıl gizlenemez bir şekilde ortaya çıkmış, “laikliğe saldırı” analizi çökmüştü. Anma töreninde yargıdan hangi seslerin çıkacağını az çok tahmin ediyorduk: Ergenekon bağlantılarını tümüyle görmezden gelerek “laikliğe saldırı”da ısrar. Sürpriz olmadı, aynen öyle oldu. İkinci yaralı: Ergenekon’a soğuk basın! Peki basın? Acaba basın, özellikle de “Ergenekon’a soğuk” gazeteler ikinci yıldönümü haberlerini verirken artık iyice açığa çıkmış Ergenekon bağlantılarını hatırlatacak mıydı, yoksa yargı gibi mi davranacaktı? Hemen söyleyelim: Sonuç, olumsuz. Ergenekon haberlerini zaten veren gazeteler bu bağlantıyı özellikle vurgulayarak duyurdular ikinci yıldönümünü törenlerini ve törenlerdeki konuşmaları. Ergenekon’a soğuk gazeteler Hürriyet, Milliyet, Akşamve Cumhuriyet’te, mesela Radikal’deki silik vurgu dahi yoktu. Radikal’in konuya ilişkin haberinin giriş bölümü şöyleydi: “Danıştay Saldırganı Alparslan Arslan’ın Ergenekon ile bağlantılı olduğu tartışmaları sürerken, saldırının yıldönümünde açıklama yapan Yargıtay başkanı Hasan Gerçeker, iki yıl önce gerçekleşen saldırının hedefinin Cumhuriyet’in temel ilkeleri ve laiklik olduğunu söyledi.” Görüyorsunuz, bu kadarına bile razıyız ama, […]

Bir türlü ısınamadık şu küresel ısınmaya

Gökhan Tan Doğa ya da basın jargonuyla “çevre” denilen şey, bu konuda aşırı hassasiyet gösteren azınlığın sorunu mu sadece? Cevap, evet. Türkiye’deki gazetecilerin büyük çoğunluğu böyle düşünüyor. Medyanın çevre sorunlarını ele alış şekline ve bu konudaki haberlerin, tüm haberler içinde tuttuğu hacme bakmak bizi bu sonuca götürüyor. Küresel ısınma Türk basınında çok önemli bir haber alanı olarak gözükmüyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) 6 Mayıs’ta düzenlediği “Medyanın küresel ısınmaya yaklaşımı” paneline medya yöneticilerinin gösterdiği yaklaşım, durumu yeterince açık bir şekilde ortaya koyuyor. TGC, hazırlıklarına aylar önce başladığı Küresel Isınma Kurultayı’nda, medyayla ilgili panele hemen tüm gazetelerin yayın yönetmenlerini davet ediyor. Yayın yönetmenlerinin bu daveti nasıl değerlendirdiklerini, kurultayın hazırlık komitesini başkanı, gazeteci Seda Poyraz’dan öğrenelim: “Yaklaşık iki ay öncesinden, gazetelerin yayın yönetmenlerini davet etmeye başladık. Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’ü çağırdık ama o gün başka bir programı vardı. Bu durumda başka isimlere de gittik, örneğin Bekir Coşkun. Ancak mayıs ayı gündemleri yoğundu. Dolayısıyla Vahap Munyar’dan rica ettik. Milliyet gazetesi Yayın Yöntemeni Sedat Ergin hemen kabul etti. Star’dan Mustafa Karaalioğlu’nu çağırdık, o da danışmanına yönlendirdi. Ancak bu konu hakkında Mustafa Bey tarafından doğrudan bilgilendirilmediği için katılamayacağını bildirdi. Akşam gazetesi Yayın Yönetmeni Serdar Turgut’un katılması konusunda da çok ısrarcı olduk. Fakat onun da bir programı vardı. Bu durumda o gazeteden, yayın yönetmenliği tecrübesi de bulunan köşe yazarı Yavuz Semerci’yi çağırdık. Zaman gazetesinden Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’yı da çağırdık. O da katılamadı. Sabah Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, panelden bir gün önce, çok acil bir programı çıktığı için katılamayacağını bildirdi. Vatan gazetesi Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, prensip olarak katılmayacağını ama gazete olarak destekleyeceklerini söyledi. Cumhuriyet gazetesi Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız panelin, gazetenin kuruluş yıl dönümüne denk geldiğini ve katılamayacağı için üzgün olduğunu bildirdi.” Seda Poyraz’ın bize söylemeyi unuttuğu, davet edilen başka yayın yönetmenleri de olabilir. Fakat davet edilen sekiz yöneticiden sadece Milliyet Yayın Yönetmeni Sedat Ergin panele katıldı. […]

“Küresel ısınma, gezegenin diğer yarısında sanıyorduk”

Nur Niyaz Bildik Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) dün İstanbul’da, “küresel ısınma” konulu bir kurultay düzenledi. TGC’nin konferans salonunda gerçekleşen kurultayda, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun konuşmasının ardından “Medyanın küresel ısınmaya yaklaşımı” konulu oturuma geçildi. Bu oturumda kürsüye, gazetelerin yayın yönetmenleri davetliydi. Ancak etkinliğe yayın yönetmeni düzeyinde katılım gösteren tek gazete Milliyet oldu. Küresel ısınma Türkiye’de ancak “evlerimize” girdikten sonra gazetelere girmeye başlayan bir kavram. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin bu durumu toplumdaki o çok bilindik “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” tavrıyla özdeşleştiriyor biraz. Ergin, . “Küresel ısınma Türkiye için soyut bir tartışma konusuydu. İçedönük bir ülke olduğumuz için bu konu ‘gezegenin sadece diğer tarafını ilgilendiriyor’ diye düşünüyorduk. Ancak son üç yılda küresel ısınma bize kendini tüm acımasızlığıyla fark ettirdi ve biz de basın mensupları olarak konunun üstüne ciddiyetle eğilmeye başladık” diyor. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Vahap Munyar’ın görüşleri de bu yönde: “Yanımıza yaklaşana kadar küresel ısınmayı buzul kopmalarından ibaret sanırdık”. Munyar, “Yeşil fabrika’ teriminin etrafı yeşilliklerle çevrili fabrikalar için kullanıldığını, tuvaletlerimizdeki sifon suyu kapasitesini dokuz litreden altı litreye indirme çabalarının da ekonomiye katkı açısından iyi olacağını düşünürdüm” diyor. “Sonradan öğrendim ki yeşil fabrikalar yüzde 50 enerji tasarrufu yapıyormuş, su tasarrufuna da sadece ekonomik açıdan bakmamak gerekirmiş.” Kendi duyarlılığına şaşıran medya Panelin moderatörü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, gazetelerin bu yıl küresel ısınma konusuna daha çok eğildiği görüşünde. Hisarcıklıoğlu bu konuda bir rapor da hazırlatmış. 2008’in ilk dört ayı içerisinde yerel gazeteler ve dergiler de dahil olmak üzere tüm basılı yayın organları taranarak hazırlanan rapora göre, içinde “küresel ısınma” geçen toplam 2 bin 953 haber yayımlandı. Bu konuya en çok yer veren gazete 119 haberle Cumhuriyet. Bunu 117 haberle Hürriyet, 113 haberle Sabah ve 81 haberle Milliyet izliyor. TOBB’un sadece “küresel ısınma” tamlamasını tarayarak yaptırdığı sanılan raporu, gazeteciler arasında da tartışma konusuydu. Vahap […]

Cumhuriyet muhabiri: “Polis, öldürmek için vuruyor”

Ayçin Kırbaş – Duygu Ertürk Her günkü gibi işyerine gidiyordu. Ama gün 1 Mayıs’tı; devlet terörünün zirveye tırmandığı, insanların üzerine gaz bombalarının yağdığı, “ayaktakımı”nın ayaklar altına alındığı o gün. Cumhuriyet gazetesi muhabiri Ali deniz Uslu da bundan payına düşeni ziyadesiyle aldı; iş yerine girerken arkasından yaklaşan polisin cop darbesiyle kolu kırıldı. “Arkamdan geldi. İkaz etmeye çalıştım. Uzun saçlıyım ya, beni oradaki eylemcilerden biri sandı sanırım. Bir an göz göze geldiğimi hatırlıyorum. O kadar gözü dönmüştü ki, güvenlik “O bizden” demesine rağmen dinlemedi. Kılıcını kınından çeker gibi gerildi, tek darbeyle kolumu kırdı” diyor Uslu ve ekliyor “Kapıya tutunmasam camdan içeri girecektim. O zaman ne olurdu merak ediyorum. O da benimle içeri girecekti herhalde.” Güvenlik kılını kıpırdatmadı “İçeri de gaz bombası atmışlardı. Zaten herkes perişandı. Muhabir arkadaşım Esra Açıkgöz, gazeteci olduğunu söylemesine rağmen darp aldı. Onu korumaya çalışan arkadaşlar da darbe yediler” diyen Uslu’ya göre gazetenin güvenliği de kılını bile kıpırdatmamış. Uslu, güvenliğin müdahalesi olsaydı kolunun kırılmayacağı düşüncesinde. Uslu daha önce polis şiddetiyle ilgili pek çok haber yapmış, ama bu kez kendisi şiddete maruz kalmış. “Bu 1 Mayıs’ta restleşme vardı. Toplumda şiddet o kadar meşrulaştı ki polis, öldürmek için vuruyor, üstelik buna hakkı olduğunu düşünerek. Kız yere düşmüş, ne diye suratına vurursun? Taksim’de kız arkadaşıyla yürüyen turiste niye vurursun? Eylemciler polis düşmanı değil ki” diyor. Şiddet olaylarının, münferit polis hareketlerinden ziyade hükümetten talimat alan kitlesel polis hareketleri olduğunu söyleyen Uslu, tüm bu yaşananlarla nereye varılabileceği konusu üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gerektiği görüşünde.

Hürriyet ve Cumhuriyet’te Ergenekon haberi!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Ergenekon haberlerine alerjisi artık iyice açığa çıkmış bulunan iki gazetemiz Hürriyet ve Cumhuriyet bu defa bütün gazeteleri “atlatarak” bir Ergenekon haberine ortaklaşa imza attılar. Benzer içerikteki haberlerin Hürriyet versiyonu şöyle: “İşçi Partisi (İP), ‘Ergenekon’ soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında, ‘Cumhuriyet Savcılığı göreviyle bağdaşmayan uygulamaları’ ve ‘görevini ihmal ve suistimal suçunu’ işlediği iddiasıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikâyette bulundu. İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey, Savcı Öz’ün, Ergenekon soruşturmasını Tuncay Güney’in 2001’de İstanbul Emniyet müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi’ne verdiği ifade ve teslim ettiği bazı uydurma belgelere dayandırdığını savundu.”

Eski bir “cumhuriyetçi”den Cumhuriyet’e ve İlhan Selçuk’a farklı bir bakış

Ferda Balancarfblancar@medyakronik.com Necdet Şen ilk kez 1980’li yıllarda yarattığı “Hızlı Gazeteci” tipiyle tanınan bir karikatürist. 1990’larda Cumhuriyet’ten ayrılan Necdet Şen’in geçen pazar günü Star’ın Açık Görüş ekinde yayımlanan yazısı Cumhuriyet’in nereden nereye geldiği kadar bir Cumhuriyet okurunun Cumhuriyet’i algılayışındaki değişimi de çarpıcı biçimde yansıtıyor. Aşağıda dikkatinize sunduğumuz yazının geçenlerde Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak gözaltına alınan İlhan Selçuk’a ve Cumhuriyet gazetesine farklı ve özgün bir bakış taşıdığını düşünüyoruz. İlhan Abi’nin Cumhuriyet’i 31.03.2008 ‘Cumhuriyet hariç her şey değişir’ kozmik yasası uyarınca, gün oldu biz de değiştik. Daha doğrusu hayatı ve Cumhuriyet’i algılayış biçimimiz değişti. O halimizle sindiremedi bizi Cumhuriyet. Onca yıl emek verdiğimiz gazetemiz, daha sonra bizi en çok aşağılayan, en çok hedef gösteren gazete oldu. Bir zamanlar ‘Hepimizin Cumhuriyeti’ idi o gazete. Şimdi ise sadece ‘İlhan Abi’nin Cumhuriyet’i. Sadece Hasan Cemal mi sevecek Cumhuriyet’i? Ben de çok sevmiştim. Aşıktım hatta. Çınarlarında kolon vurdum, koridorlarında sabahladım, göz nuru tükettim tam yedi buçuk yıl.Ama gün oldu, ayrı düştük.Ailemden ve öğretmenlerimden sonra belki de kişiliğimin oluşmasında en büyük paya sahiptir Cumhuriyet. Eğri ile doğruyu, çağdaş ile yobazı, devrimi ve karşı devrimi, menemeni, köy enstitülerini, halkevlerini, öz Türkçeyi ben hep o gazeteden öğrendim. Çocuktum ufacıktım, memlekette ‘devrim’ diye bir kelime hasıl olmuştu. Ne anlama geldiğini bilmiyorduk. Aydınlanmanın Bilgesi, gazetedeki penceresinde ‘aslanım Deniz, kaplanım Mahir’ diye yazılar yazar, kırlardan şehirlere inecek, tersaneleri, kışlaları, fabrikaları zapturapt altına alıp, ehil ellere teslim edecek devrimcileri arı Türkçesiyle destekler, yol gösterir, boy boylar, soy soylardı. ‘Aydınlanma Bilgesi’Neyin ne olduğunu kendi başıma bilecek değildim ya, çocuktum ufacıktım, işin doğrusunu öğreneyim diye her Allah’ın günü İlhan Abi’nin Pencere’sini okurdum. İyi ki okumuşum, kafam bilinçle doldu, aydınlandım, devrimleri korumak için önemsiz bir sıra neferi olmanın erdemini kavradım. Hatta bir ara (okuduklarımı yanlış algılamış olmalıyım ki) silahlanıp dağa çıkmaya heveslendim. Ne var ki, ben çıkacak uygun bir dağ bulana kadar Denizler ve Mahirler sıram […]

Ergenekon’da iyi gazetecilik, fikri takip, kilit unsur…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Önce kısa bir hatırlatma: Cumhuriyetgazetesi, 2006’nın Nisan ayının ilk yarısında üç kez bombalandı. Gazete, saldırıyı, “laikliğe karşı bomba” olarak yorumladı. Gazetenin okurları da “laikliğe karşı” gerçekleştirilen bu saldırıya karşı kınama gösterileri yaptılar. 17 Mayıs’ta Danıştay silahlı saldırıya uğradı, bir yargıç öldürüldü. Saldırgan yakalandı. Adı Alparslan Arslan’dı ve bir avukattı. Bu olay çok daha büyük laiklik yürüyüşlerine yol açtı. O kadar ki, öldürülen yargıçın Ankara’daki cenaze törenine Başbakan “provokasyon” endişesiyle katılamadı. Kısa bir süre sonra Danıştay saldırganının Cumhuriyet’e bomba atan kişilerden biri olduğu ortaya çıktı. Bir süre sonra da bu kişinin şu anda Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklu bulunan kişilerle tanıştığı, birlikte fotoğraf çektirdiği ve biriyle de iş ortağı olduğu iddiaları ortaya atıldı. Fakat asıl bağlantı, önceki yaz Ümraniye’de bir evde bulunan 27 adet el bombası vesilesiyle kuruldu. Çünkü 30’luk “kafile”den yerinde bulunmayan üçünün, Cumhuriyet’e atılan bombalar olduğu anlaşılmıştı. Ve evin sahibi (dolayısıyla bombaların da sahibi), Ergenekon tutuklusu bir emekli binbaşıydı. Cumhuriyet ve bombalar 21 Mart’ta KronikMedya’da kaleme aldığım “İlhan Selçuk, Cumhuriyetve Ergenekon” başlıklı yazımda, Cumhuriyet’in Ergenekon soruşturmalarına karşı neredeyse “haber gizleme” boyutlarına varan ilgisizliğini şöyle anlatmıştım: “(…) Polisin yürüttüğü soruşturma belli bir olgunluğa ulaştığında, 22 Ocak 2007’de aralarında eski tümgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gazeteler 23 Ocak’ta ‘büyük operasyon’u manşetlerinden ya da sürmanşetlerinden duyurdu. Haber, bütün gazetelerde en önemli arka plan bilgisiyle, yani Cumhuriyet’e atılan bombalarla ‘Ergenekon bombaları’nın aynı seri numarasını taşıdığı bilgisiyle verilmişti. Biri hariç: Cumhuriyet.” Aslında yanlış olmuştu bu ifade. Çünkü haberi tıpkı Cumhuriyetgibi veren bir başka gazete daha vardı: Yeniçağ. 21 Mart’taki yazımda, Sabahgazetesi yazarı Umur Talu’nun da bu “haberciliğe” çok şaşırdığını söylemiş, o günlerde yazdıklarını aktarmıştım: “’Kadim’ Cumhuriyetgazetesi, birçoğumuza gazetecilik okulu olmuş, çok sese çatı olmuş, yüzlerce okurunu sırf kolunda o gazete var diye faşist ve çeteci cinayetlere, devlet işkencelerine kurban vermiş… Daha da ötesi, Uğur Mumcu’ sunu, Ahmet Taner […]

Gazetelerde Ergenekon iddiaları…

Ahmet Şık Ergenekon soruşturması geçen hafta aralarında Cumhuriyetgazetesi başyazarı İlhan Selçuk, eski rektör Kemal Alemdaroğlu ve İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek’in de bulunduğu 12 kişinin gözaltına alınmasından sonra yeniden tartışma konusu oldu. Stargazetesinin geçen Pazar günkü sürmanşetinde ve manşetinde yer alan haberlere göre AKP’ye kapatma davası açılması için kulis faaliyeti yürüttükleri iddia edilen Selçuk, Alemdaroğlu ve Perinçek’in kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde ekonomik krizin çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zeminin hazırlanmasını istedikleri anlatıldı. Star’ın, “Davayı açtırıyoruz, AKP’nin sonu geldi” sürmanşetiyle verdiği haberde polisin teknik takibe aldığı zanlıların son 2 ayda yaptığı telefon konuşmalarına yer verildi. “Gözaltına alınan isimlerin iki aydan beri AK Parti’ye yönelik kapatma davası için yoğun bir kulis faaliyeti yürüttükleri ortaya çıktı. Çete üyelerinin aralarında yaptıkları görüşmelerde ülkede önce ekonomik krizin ortaya çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zemini hazırlamak istedikleri belirtiliyor” denilen haberde İlhan Selçuk’un bir telefon konuşmasında, “Bugüne kadar Türkiye’de ekonomik kriz çıkmadı. Davayı açtırıyoruz. Kapatma davasından sonra mutlaka kriz çıkar. AK Parti’den kurtulmak lazım” dediği öne sürüldü. İddiaya göre, telefonda bir kişi Selçuk’a, “İlgili kişilerle görüştüm. Dava yolunda. Merak etmeyin durumlar iyi. Havamız çok güzel” dedi. “İlhan Selçuk’un bir başka telefon görüşmesinde ise kapatma davasının açılmasının ardından yapılması gerekenlerle ilgili talimat verdiği belirlendi. Selçuk’un, davanın açılmasının hemen ardından ses getirici eylemler düzenlenerek Türkiye’yi yönetilemez hale getirmek için çalışılmasını istediği belirlendi. Selçuk’un, Ergenekon üyeleriyle yaptığı konuşmalarda da darbeye zemin hazırlamak için sarsıcı eylemler yapılması talimatı verdiği kayıtlara girdi” denildi. “Kansız olmaz darbe de lazım” Star’ın aynı gün “Kansız olmaz darbe de lazım” manşetiyle duyurduğu haberde de eski rektör Alemdaroğlu’nun telefon görüşmelerine yer verildi. Alemdaroğlu’nun AKP’ye kapatma davası açılacağından ve davada kapatma kararı çıkacağından emin olarak söz ettiği anlatılan haberde, “Alemdaroğlu telefonla görüştüğü bir kişiye AK Parti’nin mutlaka kapatılması gerektiğini söylüyor ve ‘Bu işler kansız olmaz. Darbe lazım’ diyor. Alemdaroğlu’nun Ümit […]

İlhan Selçuk’un son yazısı

İlhan Selçuk/Cumhuriyet RTE, XIV’üncü Louis mi?.. Geçenlerde (14.03.2008) bu köşede “Sonra Oturup Ağlamasınlar” başlığı altında bir yazı yayımlandı…Ne diyorduk?..“Gün geçtikçe gelişip yoğunlaşan iletişim teknolojisi bizde neye hizmet ediyor ?..İslamcılığın (İslamın değil) beş şartına…Bir azgınlık.. bir azgınlık ki demeyin gitsin…Neden bu azgınlık?..İslamcılar -ılımlısı ve köktencisi- artık ülkeyi, belediyeleri, devleti, her şeyi ele geçirdiklerine inanıyorlar…AKP iktidarı belli hedefe doğru doludizgin yürüyor, yandaşları da içmeden sarhoş olmuşlar…Ülke altüst…Herkes birbirine soruyor:– Ne olacak?..Bu gidişle bir şeyler olacak…Ama ben (…) şimdiden haber vereyim…Bir şeyler olduğunda sonuç düşündükleri gibi çıkmazsa, oturup mazlum rolünde ağlamasınlar … ”Birkaç gün sonra Yargıtay Başsavcısı AKP’yi kapatma davası açınca dinci ya da liboş gazetelerde yorumlar – haberler yayımlandı…Dediler ki:– İlhan Selçuk davadan haberliydi…Geri zekâlılığın üst göstergesiydi bu tür yazılar…Çünkü zaten iki ay önce Yargıtay Başsavcısı dava uyarısını yapmış, haber bütün gazetelerde yayımlanmıştı…Peki, şimdi ne olacak?..Başsavcı görevini yaptı, davayı açtı…Davalı iktidar partisi ve iktidara bağlı medya kendinden geçmiş ve çıldırmış gibi…AKP iktidarı hukuku, anayasayı, yasaları, Başsavcı’yı, yargıyı tepeleme savaşımının borularını durmadan üflüyor…Ve herkes yine birbirine soruyor:– Ne olacak?..Ya anayasal hukuk işleyecek…Ya da AKP iktidarının çılgınca gidişatıyla her şey birbirine girecek…RTE yoksa hastalandı mı?..14’üncü Louis edasıyla diyor ki:“- Devlet benim…”Başbakanın dengesizliği ortalığı allak bullak ediyor, sapla saman birbirine karışıyor, siyasetin karnı neredeyse burnuna değecek, hamilelik sancıları bir şeylere gebeliği pompalıyor…Evet, bu gidişle bir şeyler olacak…RTE 14’üncü Louis gibi ‘devlet benim’ dedikçe Türkiye’nin dengeye girmesi, ortalığın sakinleşmesi ve normalleşmesi olanaksız…Ya RTE anayasaya ve yargıya ‘sokaktaki adam’ gibi saygı gösterecek…Ya da 14’üncü Louis olmadığını RTE’ye anımsatacak ve öğretecek bir hesaplaşmaya hazırlıklı olalım…Aklın bir başka yolu yok…

İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına tepkiler

İlknur Aydoğan iaydogan@medyakronik.com Meltem Ürüt murut@medyakronik.com Ergenekon operasyonu kapsamında sabaha karşı yapılan polis baskınlarında gözaltına alınanlar arasında İlhan Selçuk olmasaydı, muhtemelen pek az bir ses çıkacaktı. Fakat İlhan Selçuk’un da bu isimler arasında bulunması, onunla aynı siyasi görüşleri paylaşmayanlarca da en azından önemli bulundu. Selçuk’un gözaltına alınış biçimi ise ayrıca üzerinde durulan konuydu.Çetin Altan (Milliyet Gazetesi yazarı) Bu olay nedir, ne değildir, anlamı nedir, bilmiyorum? Sadece vakayı biliyorum, ama vaka ne olursa olsun çok ayıp, çok ilkel, vahşi şeyler bunlar. Eziyet derler buna. Sabah 04:30’da alınması hiç hoş değil. İki sene önce hastaydı, ben götürdüm hastaneye. 84 yaşındaki adam, yazar, bir sürü şey yapmış. Sadece 40 yılda yetişen adamlardır bunlar. Ayıp diye bir şey var. Kalem düşmanıdır burası.İlhan Selçuk’la beraber Kartal Cezaevi’nde beraber yattık. Kim yoktu ki orada? Yaşar Kemal, Sabahattin Eyüboğlu…Hukuksal tarafına girmiyorum, çünkü bilmiyorum. Yine serbest bırakırlar onu, ama eziyet ediyorlar. Hep bunu yaparlar; şekil olarak hoş değil. Sadece Türkiye’ye özgü bir hikaye bu. Ondan sonra demokrasi! Şaşırdım kaldım. Çocukluğumuzdan beri hep aynı şey, bir gerekçe bulunuyor. Ayıp yahu.Ben bir hukukçu gözüyle bakmıyorum olaya, bir dostum, bir kalem sahibi olarak bakıyorum. İlhan benim dostum, biz onunla bu konuları konuşmayız; gençliğimizi, edebiyatı konuşuruz, sadece Türkiye’den ibaret değil dünya. Sadece Türkiye’nin içinde yaşamaz bir yazar.Gündemde bütçe, milli gelir, ekonomi yok. Ne var peki? Laiklik var, şeriat var, yapay gündemler var; bu kadar da yapay olmaz ki bu işler. Nazlı Ilıcak (Sabah Gazetesi yazarı) Türkiye’de bazı aydınların darbe girişimlerine katkıda bulunabildiğini biliyoruz. Bazı siviller şimdiki süreçte de darbe girişimlerine katkıda bulunmuş olabilir. Bunu İlhan Selçuk için demiyorum. İktidarın çok büyük bir kusuru ‘nereye giderse’ demiş olmasına rağmen Şemdinli davasının altında kalmış olması. Şu noktada en doğru çözüm erken seçim. Aydın Engin (Gazeteci) Bence bu olayda hukukun değil, siyasetin ağır bastığının bir kanıtıdır bu. Siyasal İslamcılar ile ulusalcı olarak anılan kesimin itiş […]

İlhan Selçuk sabaha karşı gözaltına alındı

Cumhuriyet gazetesinin başyazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alındı. Selçuk’la birlikte İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmesi Ferit İlsever, Aydınlık dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, gazeteci Adnan Akfırat ve işadamı İbrahim Benli’nin de araların da bulunduğu toplam 12 kişinin gözaltında bulunduğu öğrenildi. Avukatlarıyla görüşmelerine izin verilmeyen zanlıların, “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla gözaltına alındığı ve yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirilen bazı belge ve dokümanlarda isimlerinin yer aldığı, teknik takip sonucu izlemeye alınan telefon trafiğinde de yer aldıkları öne sürüldü.Ümraniye’de bir gecekonduda, Cumhuriyet’e atılanlarla aynı seriden oldukları daha sonra tespit edilen 27 el bombasının bulunmasıyla ilgili yürütülen ve zaman içinde genişletilen operasyonlarda bugüne kadar aralarında emekli general Veli Küçük’ün de bulunduğu 37 kişi tutuklanmıştı. Tutuklananlar arasında avukat Kemal Kerinçsiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi basın sözcüsü Sevgi Erenerol ve Doç. Dr. Emin Gürses de bulunuyordu. Sabah 04.30’da baskın Ulus’taki evi sabah 04.30 sıralarında basılarak gözaltına alınan ve yaklaşık 3 saat boyunca evinde arama yapılan İlhan Selçuk’un ve Cumhuriyet’in avukatlarından Akın Atalay, müvekkili hakkında bilgi almak için Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gitti, ama görüşmesine izin verilmedi. Atalay, ”Şu anda iyi olduğuna dair yetkililerden bilgi aldık. Normalde bu suçlarla ilgili gözaltı süresi 48 saattir. Yarın sabah görüştüğümüzde kendisiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi edineceğiz. Soruşturmanın gizliliği nedeniyle bize söylenen bir şey olmadı. Şu anda kendisine yöneltilmiş bir suçlama da yok. Bir soruşturma kapsamında ifadesi alınmak üzere saat 04.30 da evine gelinmiş ve 07.30’da emniyete götürülmek üzere evinden çıkarılmış” dedi. “Sakin olmak lazım” Selçuk’un avukatlarından Fikret İlkiz de, hukuken 24 saat boyunca müvekkilleriyle görüşmelerinin mümkün olmadığını söyledi. “Bunu bir soruşturma kabul etmemizde fayda var. Biraz sakin olmakta fayda var” dedi. İlkiz, Selçuk’un Terörle Mücadele ve Özel Soruşturma Yöntemleri ve Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu çerçevesinde gözaltına alındığını belirtti. “Bu nedenle 24 […]