Neden podcast?

Yeni Haller dizinin yapımcılarından Özgür Mumcu ve Kısa Dalga Yayın Yönetmeni Kemal Göktaş "Neden podcast" sorusunu cevaplamak üzere HaberVesaire Soruyor'un konuğu oldu.

Yeni Haller dizinin yapımcılarından Özgür Mumcu ve Kısa Dalga Yayın Yönetmeni Kemal Göktaş "Neden podcast" sorusunu cevaplamak üzere HaberVesaire Soruyor'un konuğu oldu.

Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon Twitter'da en fazla #gazeteciliksuçdeğildir, #cumhuriyetgazetesi ve #susmasustukçasırasanagelecek hashtagleriyle protesto edildi. Tweetler ilk gün 20 milyona yakın izleyiciye ulaştı.

Demirtaş'ı dinleyenler, Dündar'ın dediği gibi bir izlenimin pek çıkmayacağı görüşünde. Tamam ortada kötü niyet yok ama kötü haber daha kötü değil mi?

Bir gazete, bir belirgin fikir demektir ve o “büyük” fikri varedecek irili ufaklı, hergün geliştirilecek başka fikirler gerekir. Cumhuriyet yeterince düşünmüyor, düşünmemiş gibi göründü bana.

Cumhuriyet, Zaman ve Cihan Haber Ajansı'na göre devlet ve servis sağlayıcı, seçim akşamı sitelerine yapılan saldırıya seyirci kaldı.

1001 gecedir tutuklu bulunan Mustafa Balbay için Taksim'de toplanan gazeteciler Balbay, Cengiz Kapmaz ve tüm tutuklu gazeteciler için özgürlük istedi

Ahmet Şık, her tür iktidar odağına dokunup mağdur insanların sesini kamuoyuna duyurmayı hedefleyen hak haberciliği anlayışı nedeniyle yeri geldi işten atıldı, yeri geldi hakkında davalar açıldı, yeri geldi dayak yedi ve şimdi de tutuklandı. O, haberleriyle muktedirlerin gözünde hep suç işledi. Ahmet’in doğum gününde bu kabarık “suç delillerini” tarayıp bir dosya hazırladık. Haber ve arşiv tarama / “1991’den beri gazetecilik mesleği ile uğraşıyorum, dört yıldır da Bilgi Üniversitesi’nde gazetecilik üzerine ders veriyorum. Gazetecilik tarafsız bir meslek olmayıp her zaman mağdurun yanında ve ezilenin yanında olmak zorundadır. Gazeteciler görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşmayanın sesi olmalıdır. 20 yıl boyunca her zaman hedefime üniforma giymiş ya da kravat takmış iktidarı koymuşumdur. Çünkü iktidar her zaman sorunlu bir alandır. Önemli olan iktidara yandaş olmak değil eleştirmektir.” Ahmet Şık, gözaltına alındıktan sonra mahkeme sorgusunda gazeteciliğini bu sözlerle açıklamıştı. Ahmet, daha sonraki tüm açıklamalarında da bu gazetecilik anlayışının altını çizdi. Ahmet’in bu gazetecilik anlayışını sürekli vurguluyor olması boşuna değil zira Ahmet de farkında ki kendisi ve tutuklu birçok gazeteci üzerinden aslında savunduğu gazetecilik anlayışı da yargılanıyor. Ahmet, hiçbir iktidar odağına yanaşmadı, tam tersine hangi iktidar odağı ‘asıl muktedirse’ esas olarak onunla uğraştı, mağdur insanların sesini kamuoyuna duyurmayı hedefleyen bu hak haberciliği anlayışı nedeniyle yeri geldi işten atıldı, yeri geldi tehditlere maruz kaldı, yeri geldi hakkında davalar açıldı ve şimdi de yeri ve zamanı geldi, tutuklandı. Ahmet meslek hayatı boyunca haberleriyle iktidar odaklarının nezdinde çok ‘suç’ işledi. Aşağıda Ahmet’in bugüne kadar yazdığı haberlerden 21 haberlik bir seçki yer alıyor. Manisa’da işkence gören liselilerin davasından gecekondu yıkımlarına farklı alanlardan daha fazla ‘suç deliline’ ihtiyaç duyan olursa ulaşmak zor değil, devlet kütüphaneleri sabah 09.00 akşam 18.00 arasında hizmette! Resim-1 / Gazi olaylarıİstanbul Gazi Mahallesi’nde 1995 Mart’ında yaşanan olayları Cumhuriyetiçin izleyen muhabirlerden biri de Ahmet Şık’tı. Ahmet olaylar sırasında, sonradan hafızalara kazınacak olan halka ateş açan polislerin fotoğrafını çekecekti. O […]
Ergenekon davasının geçen ay açıklanan ikinci iddianamesinde sansürlenen JİTEM belgelerine yer verilmeyen ek klasörlerin içinde operasyonlarda Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun planladığı 4 ayrı darbe planına geniş yer verildi. Bunların yanısıra ek klasörlerde operasyonlarda gözaltına alınanlardan ele geçirilen belgeler, telefon görüşmesi tutanakları, istihbarat notları, Özden Örnek’in Darbe Günlükleri ile Mustafa Balbaya’a ait günlük ve notlar, çeşitli kişi ve kurumlara ait fişleme bilgeleri, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kimi aile üyelerine ait özel bilgiler de bulunuyor. Belgeler arasında Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’e ait özel bilgilerin de Şener Eruygur’un ofisinden çıktığı belirtiliyor. Ayrıca Savcı Öz’ün çocuklarının okuduğu okullarla ilgili bilgilerin yer aldığı belgeler de dosyada. ADD’nin belgeleri Uzman bir ekip tarafından Ergenekon davasının ikinci iddianamesine ait binlerce sayfa tutan 248 ek klasör, 2 DVD’ye aktarıldıktan sonra bir örneği davaya bakacak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildi. İddianamenin 248 klasörlük dosyalarınde 1 ile 30 nolar arasında olanları Atatürkçü Düşünce Derneği’nden çıkan yazışmalar, tüzük metni, izleme tutanakları, İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçiliğinin raporları, gelir – gider tablolarından oluşuyor. ADD’den ele geçirilen evraklar arasında; 1995-2007 yılları arasındaki genel kurul, mali işler, üyelik başvuruları, yetki belgeleri gibi resmi dokümanlar, Türkiye’nin dört bir yanındaki üyelere ve yöneticilere ait nüfus cüzdanı fotokopileri, açık adres gibi bilgilerin yer alması dikkat çekti. Klasörlerde ayrıca denetleme tutanakları, delege listeleri, genel kurul kayıtları, emniyet ve valiliklere yazılan yazılar, panel ve organizasyon duyuruları, tapular ve beyannameler de yer aldı. İddianamede ayrıca 11 Haziran 2000 tarihindeki genel kurulun yapıldığı MEB Şura Salonu’nun şeması “ADD Tedbir Planı” başlığıyla, basın açıklaması görüntülerine dair 14 adet kapalı zarf içerisinde CD ve DVD olarak yer aldı. Benzer belgelere başka klasörlerde de yer verilirken, emekli Orgeneral Şener Eruygur’a ait bölüm ise 15 klasörden fazla tutuyor. Bu belgeler arasında iletişim tespit tutanakları, Eruygur’un ADD Genel Merkezi’ndeki odasından çıkan belgeler, gizli ibareli dokümanlar ve eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la ilgili […]

Ergenekon soruşturması kapsamında 18 ayrı il ve ilçede gerçekleştirilen operasyonlarda 50’den fazla isim gözaltına alınarak, sorgulanmak üzere İstanbul’a getirildi. Soruşturmanın 12. gözaltı dalgasının hedefinde ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Başkent Üniversitesi, Kanal B ve eski rektörler vardı. Başkent Üniversitesi Rektörü ve Kanal B’in sahibi Mehmet Haberal, Giresun Üniversitesi Rektörü Osman Metin Öztürk ile eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu da gözaltına alındı. Rektörlerin ev ve işyerlerinde saatler süren aramalar yapıldı. Bilgisayar ve bazı belgelere el konuldu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, sorgulanmak üzere İstanbul’a götürülen Mehmet Haberal’ı havaalanından yolcu ederken, gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Profesör Erol Manisalı da bulunuyor. Operasyon kapsamında ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’ın evi de arandı. Kanser hastası olan Saylan gözaltına alınmadı. ÇEV merkezi ve şubeleri de tıpkı ÇYDD’ye olduğu gibi operasyon düzenlenip arama yapılan kurumlar arasında yerini aldı. Türkiye çapında 95 şubesi ve yaklaşık 20 bin üyesi bulunan ve bugüne kadar birçok kız çocuğunun okumasına ön ayak olan ÇYDD’nin şubelerinde saatler süren arama yapıldı ve derneğin burs verdiği öğrencilerin, üyelerin listesi olduğu belgelere el konuldu.ÇYDD, 12. dalganın hedefinde Ümraniye’de bir gecekonduda 2007 Haziran ayında el bombaları bulunmasıyla başlayan ve yapılan operasyonlarla bir anda tüm yurdu saran Ergenekon soruşturmada bugün 12. dalga operasyon yapıldı. Arama ve operasyonlar, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’nın koordinasyonunda Ergenekon soruşturmasını yürüten beş savcının talebi ve özel yetkili mahkemenin kararıyla yapıldı. Sabah saatlerinde eşgüdümlü olarak başlatılan ve Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Samsun, Şanlıurfa, Bursa, Trabzon, Antalya, Alanya, Mersin, Van, İzmir, Giresun, Kars ile Adana’da önceden belirlenen 83 ayrı adrese baskınlar yapıldı. Ergenekon davasının 2. iddianamesinın sanıkları arazında bulunan paşaların öncülüğünde darbe ortamı hazırlamak gerekçesiyle yapıldığı öne sürülen “bayrak mitinglerinin” düzenlenmesinde aktif rôl alan ÇYDD, bugün yapılan operasyonun merkezinde yeraldı.Saylan gözaltına alınmadı Dernek Başkanı Saylan’ın […]
Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’ın günlüklerinin de yer aldığı iddianemeyi Cumhuriyet gazetesi “Tartışmalı iddianeme” manşetiyle verirken Doğan Medya Gurubu’na ait gazetelerde iddianame “Türkiye’de bir ilk” ve “ 3 Orgeneral daha” başlıklarıyla yer buldu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 1909 sayfalık 2. iddianame 16 gazetede farklı manşetlerle yayınlandı: Cumhuriyet: Tartışmalı iddianameDarbe planı savları ve “günlüklerin” yer aldığı ikinci Ergenekon iddianamesi, özel telefon görüşmelerine,mektuplara,elektronik postalara, siyasi partlerdeki iç çekişmelere, gizli tanık ifadelerine dayandırıldı. Radikal: Tarihimizde bir ilk: Darbe girişimi sivil mahkemedeErgenekon’un iddianamesinde Eruygur ve Tolon, “silah zoruyla hükümeti devirmeye teşebbüs’le suçlandı; dört darbe girişimi anlatıldı.Milliyet: 3 Orgeneral dahaTürkiye’de ilk kez kuvvet komutanları “Darbe”den yargılanacak.İddianamede Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen 4 darbe girişimi yer aldı. Eski kuvvet komutanları Yalman, Örnek ve Fırtına örgütle işbirliği yapmakla suçlandı. Savcı 3 komutanın dosyasına adli yargının bakacağını da kaydetti.Hürriyet: İddianame diyor kiÜst düzey bazı komutanlar 2003-2004 yıllarında dört darbe planı yaptılar. Sabah: Eruygur ve Tolon 4 darbe planladıErgenekon sanıkları Yakamoz, Ayışığı, Sarıkız ve Eldiven kod adlı planlarla darbeye teşebbüs suçuyla yargılanacak. Taraf: Generallerin isyan cuntasıİkinci Ergenekon iddianamesi, Eruygur liderliğindeki beş generalin, hükümeti devirmenin yanı sıra orduyu da baştan aşağı değiştireceklerini ortaya koydu. Yeni Şafak: Zehirli darbe girişimiErgenekon’da 56 sanıklı 1909 sayfalık 2. iddianame kabul edildi. 1 numaralı sanık emekli general Eruygur’un darbe için Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı zehirlemeyi bile düşündüğü ortaya çıktı. Zaman: Darbeye teşebbüsten yargılanacaklarErgenekon terör örgütüyle ilgili ikinci iddianame kabul edildi. Suçlamalar Türkiye’yi dehşete düşürdü: “Cebir ve şiddetle hükümeti ve Meclis’i ortadan kaldırmaya teşebbüs, partileri bölme, askeri isyana teşvik, yargıya baskı, kamu görevlilerine suikast.” Birgün: Ergenekon’da ikinci perde açıldı13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianameyi kabul etti. Sanıklar 20 Temmuz tarihinde hakim karşısına çıkacakVakit: Allah korumuşİkinci Ergenkon iddianamesi mahkemece kabul edildi… İddianameyi okuyunca; tüylerin diken diken olmaması ve “ülkeyi Allah korumuş” denmemesi mümkün değil… Çünkü darbeciler, “Hitler’in toplama kampları”na […]
Türkiye’nin soruşturulan ilk darbe planları olma özelliğine de sahip olan Ergenekon’un 2. iddianamesinde darbe planlarının nasıl hayata geçirileceğine de ayrıntılarıyla yer verildi. İddianamade, başarısız olunması durumunda yapılacakların da anlatıldığı kimi dokümanların Hurşit Tolon, Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirildiği de belirtildi. İddianamade Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkezinde “Ayışığı Çözüm” isimli, dijital ortamda bulunan bir doküman ele geçirildiği ifade ediliyor. Söz konusu belgede darbe planlarının deşifre olması halinde yapılacaklar da anlatılıyor. “Ayışığı ve Yakamoz olarak adlandırılan darbe planını uygulayanlar deşifre olur da dağıtılırsa, planın aynen devam ettirilmesi, sekteye uğramaması için oluşturulacak ve gizli tutulacak ikinci bir yapılanma”dan söz ediyor. Ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) yapılanması içerisinde yer alan Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirilen dokümanlarda, askeri müdahalenin gerçekleştirilmesi yönündeki çalışmaların, CÇG’nin deşifre olması halinde TSK bünyesinde oluşturulacak ikinci bir ekip tarafından yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor. İddianamede “bu yöndeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü anlatılmaktadır” deniyor. Darbe planının aşamaları İddianamede daha sonra Ergenekon örgütü tarafından kurulup yönlendirildiği belirtilen CÇG’nin hazırladığı ve uygulamaya koyduğu darbe planları çerçevesinde yapılacaklar anlatılıyor. Planın nasıl işleyeceği ve yapılacaklar da şöyle aktarılıyor: * Hilmi Özkök’ün istifası talebini içeren kendileri tarafından kaleme alınmış mektupları, muvazzaf askerler tarafından hazırlanmış görüntüsü verilerek Hilmi Özkök’e gönderilmek suretiyle onu baskı altına almaya çalıştıkları, * Darbe hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla emekli generallere mektup gönderdikleri; Özden Örnek’ten ele geçirilen günlüklerden anlaşıldığı üzere, ulusal yayın yapan gazete ve televizyon sahiplerinin çağrılarak, iktidardaki hükumet aleyhine ve özellikle askerin hükumete bakış açısını sert mesajlarla topluma duyurulması amacıyla yayın yapılması için baskı yapıldığı ve bu yapılan baskılar sonucunda amaçlanan yayınların yapılmasının sağlandığı, * Örgüt yöneticisi İlhan Selçuk’un ve örgüt üyesi Mustafa Balbay’ın talimatları ile Cumhuriyet gazetesinin örgütün amacı doğrultusunda bu yöndeki haberleri manşetten vermek suretiyle darbe hazırlıklarına katkıda bulunmaya çalıştıkları, * Ülkede kargaşa meydana gelmesini sağlamak amacıyla öğrencileri gösterilerle sokağa dökmeye çalıştıkları, bu amaçla bazı […]

Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde sanıklara yöneltilen suçlamalardan en önemlileri emekli generaller öncülüğünde planlandığı belirtilen darbe girişimleri. Darbe planlarıyla bağlantılı olarak eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Gazeteci Mustafa Balbay’ın tuttuğu günlükler de iddianemede yer buldu. Günlükleri iddianamede referans olarak alınmasına ve darbe planları içinde yer aldığı söylenmesine karşın Örnek ve dönemin diğer kuvvet komutanları Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına davanın sanıkları arasında değil. Gazeteci Mustafa Balbay’a ait olduğu iddia edilen, Balbay’ınsa farklı notlarının işlenmesiyle oluşturulduğunu söylediği metinlerde de darbe konuşmaları yeralıyordu. İki yıl önce, kapatılan Nokta dergisi ve geçen yıl Taraf gazetesi tarafından yayımlanan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ile Eldiven isimli planlar mahkemece kabul edilen iddianameyle birlikte, ilk kez somutluk kazandı. Generallere 1047 yıl hapis cezasıErgenekonun yeni iddianamesinde başta emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur olmak üzere darbe girişiminde bulunmakla suçlanan sanıkların planlarından bahsedildi. Suç örgütü yöneticiliğiyle ve darbe girişiminde bulunmanın yanısıra Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutulan Tolon ve Eruygur için bin 47’şer yıl ağır hapis ve 14 kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen iddianamede ayrınıtları daha önce basına yansıyan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen darbe planlarına yer verildi. Örgüt üyelerinin görevde iken Ergenekon’la bağlantıda oldukları, emekli olduklarında da örgütte ayrı görevlere getirildiklerine yer verilen iddianamade, “Ergenekon terör örgütünün, ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmek için ülkede kaos ortamı oluşturmaya çalıştıkları, bu amaçla suikast dahil her türlü yasadışı yolu yöneldikleri, bu amaçla darbeye zemin hazırlamak ve yürütme organını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yaptıkları anlaşılmıştır. Elde edilen resmi içerikli ve gizli belgelerde, oluşuma Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) adı verildiği, bu isimle oluşturulan grubun askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla yaptıkları planlara Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven gibi kod isimleri verdikleri belirlenmiştir” denildi.Görevdeyken başlayıp emekliliklerinde devam ettiler Şüphelilerder elde edilen dokümanlarda örgütün TSK içerisinde yer alan yapılanma olarak gösterildise de sözkonusu belgeler ve […]

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Cumhuriyetgazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’a ait “günlükler” ve notlar dün (16 Mart 2009) Tempo24haber sitesinde yayınlandı. Yayınlanan günlükte, Balbay’ın da katıldığı bazı toplantılarda üst düzey komutanlarla bazı gazetecilerin muhtemel bir darbe üzerine sohbet ettikleri ortaya çıktı. Çoğu askeri tesislerde yapılan ve günü saati özenle not edilen bu toplantılara ait tutanakların, daha önce yayınlanan “Sarıkız” ve “Ayışığı” kod adlı darbe planlarıyla paralellik arzettiği görüldü. Balbay’ın dışında Emin Çölaşan ve isimleri zikredilmeyen başka gazetecilerin de bulunduğu anlaşılan notlarda gazetecilerin bir müdahale için komutanlara yol gösterdiği, komutanların da muhtemel darbe için basının desteğini talep ettiği yer aldı. Mehmet Yılmaz: “Balbay’ınki gazeteci ilişkisi değil” Haberi yayınlayan Tempo24’ünbağlı olduğu Doğan Burda’nın İcra Kurulu Başkanı Mehmet Y. Yılmaz, NTV’de konuk olduğu Can Dündar’ın proğramında, “Okunduğu zaman görülecektir ki bu bir gazetecilik faaliyeti sayılabilir ama gazetecilik faaliyetinin ötesinde de farklı bir ilişkinin varlığını da ortaya koyuyor. Balbay, böyle bir darbe planının içinde olsaydı bu şekilde günlük tutmazdı, kişisel olarak inancım bu. Ancak şöyle bir durum var ki, bulunduğu toplantılarda şahit olduğu şeylerin önemli bir bölümünü de yazmadı gazetesinde. Bir gazeteci olarak o tür toplantılarda bulunduğunuzda bunu bir şekilde yazmanız gerekir” dedi. Aynı programda Cumhuriyetgazetesi yazarı Ali Sirmen ise soruşturmanın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğine vurgu yaparak, “Hukuk devletinde gizli olan soruşturmanın gizliliğine riayet edilir. Türkiye’de gizliliğe riayet edilmemektedir. Günlükleri sızdıranlar ve yayınlayanlar hapis cezasıyla cezalandırılacak bir suç işlemişlerdir. Ayrıca meslek etiğine fevkalade aykırı davranmışlardır. Bütün bunlar benim kabul edemeyeceğim şeyler. Bir gazetecinin her şahit olduğunu yazması diye bir kural mı var? Hayret ve dehşet içinde izliyorum yaşananları” eleştirisinde bulundu. Habercilik mi, soruşturmanın gizliliği mi ihlal edildi? Düne kadar Balbay’ın notlarının tutuklama nedeni sayılıp sayılmayacağı tartışılıyordu ama notların içeriği bilinmiyordu. Ortaya çıkan bu yeni gelişme sadece Ergenekon davasına değil gazeteciliğin gidişatına da yeni anlamlar yükledi. Balbay’ın konuşmalarının içeriğine bakıldığında ortada gazeteci ve haber kaynağı arasında olması […]

Cumhuriyet’in kadın politikasından konu açılınca Türkiye’nin kadınlara seçme ve seçilme hakkını birçok Avrupa ülkesinden önce verildiği tekrar edilir, durur. Ancak, ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların temsili bugün hala yüzde 10 oranının altında. 85 yılda kadın konusunda alınan yol bu kadar mıydı? Cumhuriyet kadın projesinde neleri gerçekleştirmeyi amaçlıyordu? İlk yıllarından bugüne Cumhuriyet’in kadın politikalarını Pınar Selek ve Nihal Bengisu Karaca’yla konuştuk. “Kadın, erkekten rol çalıp dışa açılsa da, anlayışta radikal bir dönüşüm olmadı”Pınar Selek Cumhuriyet, kendini “kadın projesi” üzeriden tanımladı. Bu proje, aynı zamanda yeni bir yaşam tarzını, yeni sosyal, ekonomik, siyasal örgütlenmeyi de ifade ediyordu. Yukardan aşağı inşa edilen kapitalizm, kendi kurallarını ve yaşama biçimini eski gelenekler üzerine kurdu. Bu alt üst oluş sürecinde, klasik ataerkilliğin maddi temelleri, uluslaşmanın, yeni piyasa güçlerinin, kırsal ve kentsel alanda kapitalistleşmenin etkisi altında sarsıldı. Toplumsal cinsiyetlere yüklenen anlamlar, yeni ihtiyaçlara göre yeniden kalıplara sokuldu. Söz konusu gelişme, geçmişten beri süren toplumsal cinsiyet inşa mekanizmalarına yenilerini ekledi. “Kadınlar, ev içi görevlerini ihmal etmeden, kamusal alanda etkin olmaya çağrıldılar” Yeni sistemdeki rolleri net olarak ortaya konulan kadınlar, ev içi görevlerini ihmal etmeden, kamusal alanda etkin olmaya çağrıldılar. Kısa bir süre içinde görünürlükleri artan kadınlar, ev geçindirme sorumluluğunu paylaştılar, yalnız yaşamaya, hatta çocuklarını tek başına büyütmeye başladılar. Bu durum kız çocuklarının ev içindeki konumlarını da görece değiştirdi. Dersleri daha iyi olan, saygın meslekler elde eden, babalarıyla özel ilişki kurup güvenirlik kepini giyen kız kardeşlerin sayısını arttırdı. “Bu değişim, kadınların özgürleştiği anlamına gelmiyor” Ama bu değişim, kadınların özgürleştiği anlamına gelmiyordu. Sadece yeni bağlama göre yeniden yapılanan ataerkil sistem içinde kadınlar ve erkekler için çeşitli konumlar söz konusuydu. Üstelik bu süreç, bir mühendislik müdahalesiyle, yukardan aşağı inşa edildiği için eski alışkanlıklar, refleksleşmiş değerler ve yeni kabuller, yaşamın dayattığı durumlar birbirine eklemlenerek, çoğu zaman iç içe geçerek şekilleniyordu.Yıllar geçtikçe, Türkiye’de nüfus açısından gözlemlenen önemli bir gelişme, ailenin daralması ve içyapıda […]

Türkiye’nin ve dünyanın bugün en sıkıntılı meselelerinden biri ekonomi. Cumhuriyet’in kurucuları tarafından geliştirilen “kalkınma projesi”nin etkisiyle “kalkınma” terimini sadece ekonomik büyüme için kullanılır hale geldik. Peki, Cumhuriyet’in kalkınma projesi neydi? Ekonomik olarak ne kadar büyüdük ne kadar kalkındık? 1920’lerin Türkiye’sinden 80 sonrası gelişen küreselleşme hedeflerine, IMF ve Dünya Bankası’nın uygulamalarından günümüz hükümetinin ekonomi politikalarına Cumhuriyet’in “kalkınma” projesini Gülten Kazgan ve Fikret Başkaya yorumluyor. “Osmanlı’nın yaşadığı ekonomik açmazı Türkiye bugün yaşıyor gibi” Gülten Kazgan (Akademisyen):Cumhuriyet kurulduğunda nasıl bir anlayış içinde olacağı belliydi. Bağımsızlık bir hedefti. Bu bağımsızlık için ödenecek önemli bir fiyat, Osmanlı borçlarının ödenmesinin taahhüdüydü. Bununla birlikte Cumhuriyet daha ilan edilmeden önce, Şubat ayında İzmir İktisat Kongresi toplandı. Ekonomiye ne kadar önem verildiği de bu bağlamda ortaya çıktı.Cumhuriyetin ilanından sonra 1920’li yıllardan itibaren ne yazık ki dünya ekonomisinde tarım fiyatları giderek düşmeye başladı. Oysa Osmanlı’nın da Cumhuriyet’in de ihracatı tümüyle tarım ürünlerinden ibaretti. Nitekim 28’de başlaması gereken borç ödemeleri 32’ye ertelendi. Ama yapılan büyük ekonomi politikası dönüşmeleriyle Türkiye 32’den itibaren Osmanlı borçları ödenebildi düzenli olarak. Hem de aynı zamanda Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı sayesinde sanayileşmenin yoluna girildi. Bu olağanüstü bir başarı. “Bugünkü Türkiye, 80’li yılların ekonomi politikalarının ürünü” 70’li yılların sonuna kadar giden süreçte Türkiye, 78’de çok ciddi bir krize girdi. Ve ondan sonra küreselleşme programını IMF, Dünya Bankası dayatmalarıyla kabullenmek zorunda kaldı. Bugünkü Türkiye, 80’li yıllarda kabullenilen ekonomi politikaları programının ürünü oldu. Bu programın kime getirileri oldu? Özel sanayi gelişti. Özel kesim gelişti. Ama götürüleri de çok oldu. “290 milyar dolara yakın dış borç var” Bu 2000’li yıllar Türkiye’sinde o getirilerle götürüleri karşılaştırıp görebiliyorsunuz. Dış borçlar göklere tırmandı. 2008 yılı son ayları itibarıyla Türkiye’nin 290 milyar dolara yakın dış borcu var. Bu çok büyük bir rakam. Osmanlı’nın yaşadığı açmazı Türkiye geldiği noktada yaşıyor gibi. “IMF programlarında sanayi açısından büyük darbeler yedik” Ayrıca IMF programlarında sanayi açısından büyük darbeler […]

Bazen lütfedip “hoşgörü” göstermenin sözde büyüklüğü, çoğu zaman insanların trajik hikâyeleri ve nadiren bir arada yaşamanın yarattığı güzellikler. Bu ülkenin hâkim unsurları ve azınlıkları arasındaki ilişki yürek burkuyor. Mübadiller, kendi ülkesinde de gurbette de horlananlar, ölüme zorlananlar. Cumhuriyet azınlıklara ne yaptı? Gerçekten hoşgörülü müyüz? Baskın Oran ve Toktamış Ateş’e kulak verelim. “Cumhuriyet’in azınlık projesi onları ortadan kaldırmaktı” Baskın Oran (Akademisyen): Cumhuriyet’in azınlıklarla ilgili projesi maalesef, azınlıkları ortadan kaldırmaktı ve amacında “başarılı” oldu. 1923’te zorunlu mübadeleyle Rumların sayısı 110 bin ‘e indirildi. Bugünse sayıları 2 bin. Anadolu’da nasılsa kalmış Ermeniler 1930’lar boyunca İstanbul’a göçmeye zorlandılar. 1934’te aynı akıbet Trakya’daki Yahudilerin başına geldi. Sonra da İstanbul’da toplanan bu insanlar 1940’lar boyunca Amele Taburları’na gönderilerek ve Varlık Vergisi uygulanarak, 6-7 Eylül 55 pogromuna uğratılarak, günümüzde de hâlâ süren 36 Beyannamesi uygulamasıyla bitirildi. Ulus devlet asimile eder Neden yaptı Cumhuriyet bunu? Çünkü Türkiye bir “ulus-devlet” olarak kuruldu. Bugünkü temel kavga, bu devlet türünün Demokratik Devlet’e dönüştürülmesi kavgasıdır. Çünkü ulus-devlet’in tanımı şudur: “Ulusunun tek bir etnik/dinsel bütünden oluştuğunu varsayan devlet türü”. Bu tür devlet asimile edebileceğini asimile eder (Balkan ve Kafkas göçmenleri, belli bir orana kadar Kürtler), edemeyeceğini ise etnik-dinsel temizliğe uğratır (gayrimüslimler) veya ötekileştirir (Kürtler). Hangi kategoriye gireceği asimilasyona direniş tarafından saptanır.Asimilasyonun başarısında en önemli unsur, dindir. Laik Türkiye’de biraz tuhaf kaçar ama, “Türk” dediğin zaman “Müslüman-Türk”ü kastediyorsundur. İnsanlar da bunu kasteder, devlet de bunu kasteder. “Osmanlı dönemindeki bir arada yaşama pratiği bitti ve tam bir ayrımcılığa dönüştü” Osmanlı döneminde azınlıklar ikinci sınıf, fakat özerkti. Cumhuriyet’le birlikte özerklik ortadan kaldırıldı çünkü ulus-devlet özerk etnik-dinsel gruplara izin vermezdi, fakat ikinci sınıf vatandaş olma niteliği devam etti. Üstelik bir de “hain ve tehlikeli” niteliği eklendi.Proje amacına ulaştı ama bu başarı Türkiye’yi perişan etti. Uluslararası alanda gördüğü muamele ortada. Sermayedar sınıf olan azınlıkların tasfiyesi Türkiye’nin sınaîleşmesini en azından 50 yıl geriye attı. Ermenilerin Anadolu’dan tasfiyesi Anadolu’daki medeniyeti […]

Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar gelen bir sorun var: Kürt sorunu. Kimi zaman isyanlarla, kimi zaman terörle, kimi zaman kışkırtmayla, kimi zaman ise demokratik hak talepleriyle beraber anılan bu sorun, 85 yıllık Cumhuriyet tarihinin hemen her döneminde gündemdeki yerini korumuş. Acaba, 85 yıldır çözülemeyen Kürt sorunu çözülebilir mi? Bu sorun nereden çıktı? Cumhuriyet rejiminin her vatandaşı Türk sayması doğru muydu? Araştırmacı, yazar İsmail Beşikçi ve yazar Ümit Fırat görüşlerini belirtti. “Cumhuriyet, Kürtlere olumlu bir şey kazandırmadı”İsmail Beşikçi Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde Kürtçe dergiler, gazeteler yayımlanıyordu. Bunlar legal yayınlardı. Bu gazeteler ve dergiler çevresinde örgütlenmeler de vardı. Kürt çocukları için, İstanbul’da, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahallerde okullar da açılmıştı. Kürtçe eğitim yapan okullar, bunlar resmi okullar değildi ama belirli bir ihtiyacı da karşılıyordu. Gençler, kadınlar, Kürt yayıncılar örgütlenmeye çalışıyordu. Dergiler, gazeteler, Bitlis, Muş, Diyarbakır, Süleymaniye, Hewler, Van, Hakkâri gibi Kürt şehirlerine de gönderiliyordu. Dinamik bir toplumsal hayat, dinamik bir basın hayatı vardı. Cumhuriyetle birlikte neler oldu? Cumhuriyetle birlikte, Kemalist devlet ve hükümet, Kütlerin milli varlığını, halk olarak varlığını, Kürtçenin dil olarak varlığını inkâr etmeye, reddetmeye başladı. Kürt dilinin konuşulması, yazılması yasaklandı. Kütçe köy ve mıntıka isimleri Türkçeleştirildi, Kürtçelerinin söylenmesi yasaklandı. Kürtlerin Türklüğe asimilasyonunu gerçekleştirmek için her türlü önlem alındı ve uygulamaya konuldu. Kürtlerin, Orta Asya’dan gelen bir Türk boyu olduğu iddia edildi. ‘Kürtçe denen dil’in bağımsız bir olmadığı, Türk dilinin ilkel bir ağzı olduğu söylendi. Üniversitede profesörler, basında gazeteciler, yazarlar, devletin ve hükümetin bu görüşlerini, bu düşüncelerini ispatlama gayreti içine girdiler. “Kürtlük iddiasında bulunanlar fiziki imhaya tabi tutuluyorlardı” Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, Kürtçe dergiler, gazeteler yayımlandığını bilen, gören, duyan, öğrenen Türk yazarları, Türk gazetecileri, profesörleri vs. artık, Kürtçe diye bir dilin olmadığını, Kürtlerin aslının Türk olduğunu, ‘Kürtçe denen dil’in, Türkçenin ilkel bir ağzı olduğunu söylüyorlardı. Fiili olarak da Kürtçeye yasaklar getiriliyordu. Bu yeni görüşleri kabul etmeyenler, Kürtlük […]

Bu hafta, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 85.yılı kutlanıyor. Ancak Cumhuriyet’in, ülkenin temel meselelerini ne kadar çözebildiği halen yeteri kadar tartışılmış değil. Bu vesileyle resmi ideolojiye aykırı görüşlere de yer veren bir yazı dizisi yapmayı düşündük. Bugünden itibaren her gün bir başlığı ele alacağımız bu yazı dizisinde, “Cumhuriyet ve Modernleşme”, “Cumhuriyet ve Kalkınma”, “Cumhuriyet ve Kürtler”, “Cumhuriyet ve Kadın”, “Cumhuriyet ve Azınlıklar”, “Cumhuriyet ve Laiklik” başlıkları altında akademisyenler, gazeteciler ve fikir insanları görüşlerini paylaşacaklar. Cumhuriyet ve modernleşme Cumhuriyet’in ilanı, aslında Osmanlı-Türk modernleşmesinin bir ara durağıydı. Tanzimat’tan beri varolan modernleşme hareketi, Cumhuriyet döneminde yeni bir evreye girdi. Peki, Cumhuriyet’in modernleşme projesi aslında neydi? Bu proje ne ölçüde başarılı oldu? Bugün yaşadığımız sorunlarda bu projenin etkisi olabilir mi? Murat Belge ve Mehmed Şevket Eygi yanıtlıyor. “Cumhuriyet, Türkiye’yi bir demokrasi yapamadı”Murat Belge (Akademisyen-Yazar): Ben modernleşme projesini, demokratizasyon olarak tanımlarım eğer o tanım geçerliyse Cumhuriyet bir modernizasyon olmadı. Biz gençliğimizde “modernleşmeyi” “Batılılaşma” diye bilirdik. Türkiye’de Kemalizm’de bu, Batılılaşma değilse hiçbir şey demek değildir. Ama özellikle 12 Eylül dönemi Batıcı Kemalizm’in o dönemdeki temsilcisi Kenan Evren, Batı’nın temelinin ancak demokrasi olduğunu anlayınca Batılılaşmadan vazgeçti. O zamandan beri Kemalizm’in bu Batıcı ideolijisi, bugün en temel Batı karşıtı düşünce haline geldi. Osmanlı’da Cumhuriyet öncesi modernleşme hareketleri, Meşrutiyet gibi bir hedefle yetiniyordu. Padişahlığı değiştirmeyi düşünmüyordu.O bakımdan aslında Cumhuriyet orada önemli sayılabilecek bir değişiklik getirir. “Cumhuriyetin modern olması için demokratik olması gerekir” Bizim Cumhuriyetimizin ilan edildiği dönemde Avrupa’da da çeşitli Cumhuriyetler kuruluyordu. Cumhuriyet, Birinci Dünya Savaşından sonra yeni kurulan bir takım ülkelerin modern bir şekilde kurulduklarının sinyali gibiydi. Ama bir dönem sonra bunların hiçbirinin Cumhuriyetinden hayır gelmedi. Avrupa’nın bildiğimiz eski krallıklarıysa herkesten daha modern olarak yaşamaya devam ettiler. Cumhuriyet’in sadece “cumhuriyet” olduğu için modern bir tarafı olmadığı anlaşıldı. Cumhuriyet’in modern olması için demokratik olması gerekir. Türkiye’de de Cumhuriyet, imparatorluğun yerini aldı. Ama bu imparatorluk bir Doğu ülkesindeki hanedandı. Krallıklar gibi değildi. […]
Alper Görmüş Ergenekon soruşturmasıyla bağlantılı olarak birkaç hafta önce Konya’da gerçekleştirilen gözaltılar, Ergenekon şüphelisi “beş benzemezler”e altıncısını da ekledi: Millî Görüşçüler… İçerdeki ve dışardaki Ergenekon şüphelilerinin görünürde birbirleriyle olan ideolojik ayrılıklarını gerekçe göstererek, “olacak şey mi bu; Ergenekon bir saçmalık” tezini öne sürenlerin şaşkınlığı, Konya’daki operasyonlarla bir kat daha artmıştı. Çünkü Konya’da gözaltına alınanlar (daha sonra tümü serbest bırakıldı), Millî Görüşçü Millî Çözümdergisinin mensuplarıydı. “Nasıl olur”lu sorulara bir yenisi daha eklenmişti artık: Nasıl olur da Millî Görüşçülerle İşçi Partililer ve Kemalistler aynı davanın peşinde olmakla suçlanırlar? Soru yanlış! Onlar zaten gönüllü… Aslında bu soru bile yanlıştı. Çünkü “suçlananlar”, bu işe zaten gönüllü yazılmışlardı ve zaten birlikte çalışıyorlardı. Mesela Konya’da gözaltına alınan, Millî Çözüm dergisinin genel yayın yönetmeni Ahmet Akgül, İşçi Partisi’nin Ulusal Kanal’ında bir güncel siyasi program yapıyordu; 2006’dan beri. Ayrıca aynı kanalda geçen yıl sahur programını yürütmüşü. Akgül, “Bizim Atatürk” adlı, 688 sayfalık bir de kitap yazmıştı. Dediğim gibi, ortada şaşıracak bir şey yok ama ben bu soruları soranları anlıyorum. Türkiye’nin son 10 yılında gelişen yeni ideolojik ittifakları izlemeyenler için Ergenekon iddianamesi çerçevesinde dile getirilen ideoloöik akrabalıklar gerçekten de saçmalıktan başka bir şey değil! Fakat bu yeni ittifakları izleyenler için ortada anlaşılmayacak hiçbir şey yok.Cumhuriyetgazetesi bundan üç yıl önce, açık bir biçimde ilan etmişti yeni durumu. 28 Şubat 2005 tarihli başyazıda, önce, o ittifakı gerekli kılan koşullar tarif ediliyordu: “Gün geçmiyor ki Batı dünyasında Türkiye’nin aleyhine bir gösterge ortaya çıkmasın! ‘Büyük müttefikimiz’ ABD’de veya ‘Müzakere Süreci’ne girdiğimiz AB’de, ülkemize karşıt odaklardan geçilmez. (…) Batı karşısında Türkiye’nin özel bir konuşlanması söz konusudur. Çünkü biz Batı emperyalizmine karşı savaşla kurulmuşuz; bu tarihsel mirasın inatçı takipçileri bugün de var.” İşte “bu tarihsel mirasın inatçı takipçileri”: “(…) Bush yönetiminin tüm isteklerine ‘evet’ demeyi iktidarının güvencesi gibi gören AKP’nin bu siyaseti yürütmekte zorlandığı gün gibi aşikârdır. AKP’nin, merkez sağı şemsiyesi altına alarak ele geçirdiği […]

Alper Görmüş Danıştay saldırısının bir “dinci” saldırı değil de “Ergenekon eylemi” olduğu tespiti, hiç kuşkusuz Ergenekon savcısının en önemli iddiası. (Deniz Baykal dahi “eğer böyleyse, bu her şeyi değiştirir” dedi; düşünün artık.) Geçen hafta bu sayfalarda yayımlanan “Cumhuriyet’teki çok ilginç editör yazısı…” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi bu iddia esas olarak şu iki temel argümana dayandırılıyordu: Birincisi: Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan bu eylemden önce gerçekleştirilen Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eyleminin de failiydi; bu, yargı kararıyla da kesinleşmiş bir bilgiydi.İkincisi: Cumhuriyet’e atılan el bombaları, bu eylemden bir ay kadar sonra Ümraniye’de ele geçirilen “Ergenekon bombaları” ile aynı kafiledendi. Geçen haftaki yazımdan bir paragraf daha:“Bu ikinci veri, birincisi gibi yargı kararına bağlanarak kesinleşmiş değildi. Fakat defalarca tekrarlandığı halde hiçbir şekilde tekzip edilmemişti. Üstelik ‘Ergenekon’a soğuk’ gazetelerde de bilginin doğru olmadığı yönünde hiçbir haber çıkmamıştı; onlar bilgiyi görmezlikten geliyor, fakat ‘yanlış’ da demiyorlardı.” Konuya uzun süre ilgisiz kalan Cumhuriyet, geçen hafta bugün (14 Temmuz) gazetenin genel yayın yönetmeninin yazısıyla konuya bir girdi, pir girdi. Yazının ardından gazetede peşpeşe yayımlanan haberlere göre, Cumhuriyet‘e atılan bombalar Ümraniye’deki Ergenekon bombalarıyla değil ama Eskişehir’dekilerle irtibatlıydı.Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, 14 Temmuz’daki yazısında bu hususu saptıyor, fakat kalemini “Eskişehir irtibatı”nı değil, “Ümraniye irtibatsızlığını” vurgulamak için kullanıyordu. Ümraniye bombalarıyla Cumhuriyet‘e atılanlar arasında bir bağ olup olmadığı konusu o kadar karıştı, işin içine o kadar çok “kafile, model, seri” vb. kavramlar girdi ki, anlaşılan neyin ne olduğunu bu hafta açıklanacak olan iddianamede öğrenebileceğiz ancak. O nedenle, işin bu faslını geçiyorum. Eskişehir de “Ergenekon” değil mi? Ben bugün burada, bugünkü Cumhuriyet’te tam bir sayfaya yayılan “bombalar” haberinin başka bir noktasına temas etmek istiyorum. İbrahim Yıldız’ın geçen hafta kaleminin bütün gücünü “Ümraniye bombalarıyla bize atılanların ilgisi yok”a ayırması, buna karşılık “Eskişehir’de ele geçirilen bombalar, bize atılanların aynı”yı öylesine geçerken söylemesi birçok köşe yazarı tarafından eleştirilmişti. Öyle ya, sonuçta Ümraniye üzerinden olmasa […]