Etiket habervs

Yine masumlar hedef

Medyakronikinfo@medyakronik.com İstanbul Güngören’de düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda 5’i çocuk 17 kişi öldü, yüzden fazla kişi yaralandı. Yaralılardan 6’sının daha hayati tehlikesi sürerken, saldırıyı gerçekleştirdiği öne sürülen PKK bir açıklamayla olayla ilgilerinin olmadığını duyurdu. Güngören Güven Mahallesi’ndeki, trafiğe kapalı Menderes Caddesi üzerindeki ilk patlama dün (27 Temmuz) gece 21.45 sıralarında gerçekleşti. Yetkililerin ses bombasından kaynaklandığı açıkladığı ve bir telefon kulübesinde meydana gelen ilk patlamada birkaç kişi yaralanırken çevredeki işyerlerinde küçük çaplı hasar meydana geldi. Facia 2. patlamayla geldi Şiddeti düşük olan bu patlamanın doğalgazdan kaynaklandığı haberleri yayıldı. Bu patlamanın ardından çevrede bulunanların yanı sıra evlerinden de çıkan meraklı vatandaşlar olay yerine geldi. Faciaya yol açan ikinci patlama ise ilkinden 10 dakika sonra gerçekleşti. İlk patlama yerine çok yakın bir mesafede yaşanan çok şiddetli 2. patlama sonucu ortalık bir anda cehennem yerine döndü. Çevredeki binaları, araçları tahrip eden patlama, olay yerinde toplanan çok sayıda insanın ölümüne ve yaralanmasına neden oldu. Patlamadan yaralananlara ilk müdahalede saldırıdan yara almadan kurtulanlar tarafından gerçekleşti. Yaralılar, vatandaşların kendi imkanlarıyla çevredeki hastanelere götürülürken olay yerine sevkedilen ilkyardım ekipleri ve ambulansların gelmesinden sonra ilk müdahaleler yapılabildi. Olayda hayatını kaybeden vatandaşların otopsi işlemleri ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı gözetiminde yürütülüyor. Zaman ayarlı, parça tesirli plastik patlayıcı Görgü tanıkları, ilk patlamanın ardından yüzlerce kişinin olay yerine gittiğini ve kısa süre sonra çok şiddetli ikinci patlamanın yaşandığını anlattı. Bombanın şiddetiyle bir çok kişinin havaya uçtuğunu gördüklerini anlatan tanıklar patlamanın olduğu yere 30-40 metre uzaklıktaki insanların bile patlamadan etkilendiğini söyledi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın ardından Güngören’e giderek incelemelerde bulundu, Atalay, İstanbul Valisi Muaamer Güler’le birlikte yaptıkları açıklamada patlamanın ilk önce doğalgazdan kaynaklandığından şüphelenilse de kısa sürede bombalı bir saldırı sonucu yaşandığının kesinleştiğini öncelikli hedeflerinin failleri bulmak olduğunu söyledi. İstanbul Valisi Muammer Güler, çöp tenekesine konan bombaların patladığını belirterek, zaman ayarlı ya da uzaktan kumandalı bomba olabileceğini söyledi. Kimli basın organları ise patlamada […]

Hatırlayanlar, hatırlamayana hatırlatıyor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Trabzon İl Jandarma Komutanlığı eski Asayiş Şube Müdürü Ali Oğuz Çağlar da, Hrant Dink’i öldürmek için plan yapıldığı bilgisinin dönemin alay komutanı Albay Ali Öz’e iletildiği halde işlem yapılmadığını söyledi. Dink’in öldürülmesinden sonra Jandarma Genel Komutanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın açtığı soruşturmalar sırasında ifadesinin alınmadığını belirten ve tanık olarak ilk kez ifadesi alınan emekli Kıdemli Binbaşı Çağlar, “Cinayetin işlenebileceği ile ilgili bilgiler Albay Öz’e ulaştırıldı. Ancak komutan önemsemediği için veya bilerek ya da bilmeyerek yapması gereken görevi yapmamıştır” dedi. Çağlar’ın, 25 Kasım 2005 tarihinden Eylül 2007’e kadar Asayiş Şube Müdürü olarak Trabzon’da görev yapmasın karşın, Jandarma Genel Komutanlığı ve İçişleri Bakanlığı müfettişlerince bilgisine hiç başvurulmadığı da böylece ortaya çıkmış oldu.İlk kez suikastın sanıkları arasında yer alan jandarma muhbiri Coşkun İğci’nin dile getirdiği iddia daha sonra Ali Öz’ün emrindeki askerler Okan Şimşek ve Veysel Şahin tarafından da mahkemede anlatılmıştı. Daha sonra dönemin İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız da benzer ifadeyi vererek Ali Öz’ü suçlamıştı. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin iddialar üzerine yaptığı ön inceleme raporu sonunda Trabzon Valiliği’nin hakkında soruşturma izni verdiği Albay Öz ise geçen günlerde konuyla ilgili “tanık” sıfatıyla alınan ifadesinde iddia edilen konuları hatırlamadığını iddia etmişti. Ali Öz’ü suçlayan ifadeler gerçek Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink öldürüldüğünde Trabzon Jandarma Alay Komutanlığı’nda kıdemli binbaşı rütbesiyle asayiş şube müdürü olarak görev yapan Ali Oğuz Çağlar, bugün (25 Temmuz) Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde tanık olarak ifade verdi. Başçavuş Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysel Şahin’in, Hrant Dink’in suikastıyla ilgili “görevi ihmal” iddiasıyla Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen davasında ifadesi alınan Ali Oğuz Çağlar, sanık askerlerin 2006 yılı Temmuz ayında suikastla ilgili bilgileri edinip üstlerine ileterek görevlerini yaptıklarını söyledi. Başçavuş Şimşek ve Uzman Çavuş Şahin’in ilk ifadelerini yalanlayarak mahkemeye verdikleri ifadelerinin gerçek olduğunu belirten Çağlar, “Her ne kadar daha önce İl Jandarma Komutanının baskısı ile yalan yanlış ifade verseler […]

Likor Fabrikası’na 415 milyon YTL

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) iştiraki Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş tarafından gelir paylaşımı yöntemiyle tekrar satışa çıkarılan Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinin ihalesinde, 415 milyon 750 bin YTL ile idareye en yüksek payı, Aşçıoğlu İnşaat-Ofton İnşaat-Meydanbey İnşaat-Omak İnşaat Ortak Girişimi verdi. Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası arazisinin gelir paylaşımı yöntemiyle gerçekleştirilen ihalesinin ikinci etabını oluşturan açık artırmanın ilk aşamasının ardından kapalı teklife geçilerek, kapalı zarf usulüyle isteklilerin teklifi alındı. İhalenin ikinci oturumunda, Aşçıoğlu İnşaat-Ofton İnşaat-Meydanbey İnşaat-Omak İnşaat Ortak Girişimi, 831 milyon 500 bin YTL satış toplam geliri üzerinden yüzde 50 şirket payı gelir oranı ile 415 milyon 750 bin YTL ile en yüksek teklifi verdi. Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Demiröz, daha önce yaptığı açıklamada, arazinin 3 emsalden oluştuğunu ve 95 bin metrekare inşaat alanı bulunduğunu belirterek, arazide iş merkezi, ofis, büro, çarşı, çok katlı mağaza, alışveriş merkezi, otel, motel, rezidans, konaklama tesisi, sinema, tiyatro, müze, kütüphane, sergi salonu, kültürel tesisler, yönetim binaları, banka ve finans kurumlarının yer alabileceğini bildirmişti.

Bir toplumsal baskı aracı olarak 225. madde

Hülya GülbaharAvukat, Ka-Der (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) Başkanıhulya.gulbahar@yahoo.com.tr Bir kadının Galata Köprüsü üzerinde balık tutmaya kalktığında başına neler geleceği, geçtiğimiz günlerde, İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği bir kararla öğrenildi. İddiaya göre, Gülcan Köse, 12 Haziran günü “uygunsuz kıyafetlerle” balık tutarken, çevredeki erkek balıkçıların şikâyeti üzerine gözaltına alınıp hakkında açılan davada da 5 ay hapisle cezalandırıldı. Hapis cezasını erteleyen mahkeme; polisler tarafından taciz edildiğini, karakolda psikolojik ve fiziki işkence gördüğünü söyleyen Köse’nin iddialarıyla ilgili ise herhangi bir işlem başlatmadı. Türk Ceza Kanunu’nun, “hayâsızca hareketler” suçunu düzenleyen 225. maddesinden yargılanıp ceza alan Köse’nin “hayasız” kıyafeti ise tayt ve uzun bir tişörtten ibaretti.Haberlerin gazetelerde yer almasının ardından bir grup feminist kadın, Köse’ye destek için Galata Köprüsü üzerinde, “hayâsız” kıyafetlerle bir eylem düzenledi. Yapılan basın açıklamasında tek başına bir kadının tayt ve tişörtüyle balık tutmasının genel ahlakı rencide edip hapisle cezalandırma gerekçesi yapıldığı belirtilerek, “Biz kadınlar bu kararı protesto ediyoruz. Bizler kadınların bedenleri üzerinde erkeklerin, ailenin ve devletin denetimine karşı çıkıyoruz. Bedenimiz bizimdir” denildi. Basın açıklamasında, Taksim’deki kutlamalarda cinsel saldırı suçunu işleyen erkeklere yalnızca 50 YTL para cezası verildiğini vurgulayan kadınlar, “TCK 225. madde kadınlara karşı ayrımcılık içermektedir ve kaldırılmalıdır. Nerede ne giyeceğimizin yargı kararlarıyla belirlenmesine, kıyafetlerimiz üzerindeki sözlü ve yazılı her türlü kural ve denetime itirazımız var” dedi. “Topluma Deli Gömleği Giydirilmeye Çalışılıyor” Basın açıklamasında vurgulandığı gibi aynı nedenle suçlanan erkek ve kadın sanıklara verilen çifte standartlı cezalarla bir kez daha tartışma konusu olan TCK’nin 225. maddesi ve benzer yasal düzenlemeler yapılması topluma deli gömleği giydirmeye benziyor. TCK’deki “hayâsızca hareketler” suçunu düzenleyen 225. maddenin hukuki olarak son derece tartışmalı olması nedeniyle, Köse davası daha uzun süre tartışılacak. Çünkü hayâ, edep, genel ahlak gibi kavramlar hukuk metinlerinde olmamalıdır. Bu kavramlar başta bekâret baskısı ve kadınların kılık kıyafetleri olmak üzere her yaştan her toplumsal kesimden kadının hayatının erkeklerin kontrol altında tutmak amacıyla […]

Cerrah’a yargı yolu kapalı ama Meclis ihmal var dedi

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Hrant Dink cinayetini araştırmak üzere oluşturulan Alt Komisyon, aylardır sürdürdüğü çalışma sonucunda hazırladığı 180 sayfalık raporunu açıkladı. Alt Komisyon Başkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Bursa Milletvekili Mehmet Ocaktan, raporda, “Hem emniyet teşkilatı hem de jandarma açısından bir ihmalin, kusurun, koordinasyonsuzluğun olduğu sonucuna vardıklarını” söyledi. “Tuzak soru sorma” Alt Komisyon Başkanı AKP’li Mehmet Ocaktan, diğer komisyon üyeleri AK Parti Bingöl Milletvekili Kazım Ataoğlu, MHP İzmir Milletvekili Şenol Bal ve DSP İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş ile TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıda gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Ocaktan, “İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürünün ihmali var mı, suçluyor musunuz?” sorusunu soran gazeteciye, “Böyle tuzak sorular sorma” karşılığını verdi. Ocaktan, raporda genel bir değerlendirme yaptıklarını, ihmalleri ve kusurları tespit ettiklerini ve önerilerde bulunduklarını belirtti. Ocaktan, “Hrant Dink cinayetine ilişkin olarak jandarma hakkında soruşturma izni verildi, ancak emniyet müdürü hakkında verilmedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu yanıtlarken, raporda kişilere yönelik bir suçlamada bulunmadıklarını söyledi.“Hem emniyet teşkilatı hem de jandarma açısından bir ihmalin, kusurun, koordinasyonsuzluğun olduğu sonucuna vardık” diyen Ocaktan, jandarma ve emniyet görevlileri ile ilgili mahkeme sürecinin devam ettiğini belirterek, “Şu aşamada, bizim şu görevlilerle ilgili şu yapılmış mıdır, bu yapılmış mıdır? deme gibi bir hakkımız yok. Mahkeme süreci başlatılmasıydı, belki bir şey yapabilirdik ama şu aşamada mahkeme süreci devam ediyor” dedi. Her kademedeki sorumluların ihmali var Komisyonun hazırladığı raporda; bireylerin yaşam haklarına yönelik tehditler ortaya çıktığında otoritenin yetkisi kapsamında önlem alması yükümlülüğü bulunduğu belirtildi. Raporda ayrıca, tehlikeye karşı gerekli koruma tedbirlerini almak zorunda olan devletin, yaşama hakkına bir saldırı vuku bulması halinde etkin ve resmi soruşturma yapmasının zorunluluk olduğu da vurgulandı. Dink’e yönelik bir tehlikenin emniyet ve jandarma personelince öğrenildiği belirtilen raporda, “Tehlikenin varlığı konusunda, gerek yazılan yazının akıbetinin tam olarak araştırılmamış olması ve gereğinin yapılamamış olması, gerekse Coşkun İğci’nin İl Jandarma Komutanlığının kayıtlı bir haber elemanı […]

Eldekiler dışında kimsenin yargılanması istenmiyor

Medyakronikinfo@medyakronik.com Hrant Dink’in öldürülmesi konusunda istihbarat bilgisi bulunmasına rağmen tedbir almadıkları iddia edilen İstanbul Emniyet Müdürü Celalattin Cerrah’la birlikte sekiz polisin yargılanmasının önü yargı kararıyla kapandı. Bölge İdare Mahkemesi, sekiz polisin yargılanmasına gerek olmadığına karar verdi. 2005’te Ermeni konferansının yürütmesini durduran karara imza atan üye hâkim Sadaattin Yaman, Cerrah’ın yargılanması yönünde karşı oy kullandı. Dink ailesinin avukatlarıysa iç hukuk yolları tükendiği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidecek. Cerrah’a yargıdan koruma kalkanı Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, İstanbul emniyetiyle ilgili inceleme başlatılmış, ilk ön inceleme raporunda dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler hakkında soruşturma izni verilirken, Cerrah hakkında izin verilmemişti. İtiraz üzerine Bölge İdare Mahkemesi kararı bozdu. Bunun üzerine yeniden müfettiş görevlendirilip ikinci ön inceleme yapıldı. Yeniden Güler’in yargılanması istendi. İtiraz üzerine üçüncü bir ön inceleme yapıldı. Bu üçüncü incelemede Güler’le birlikte Emniyet Amiri İbrahim Pala, İstihbarat Şube’de Başkomiser İbrahim Şevki Eldiven, Komiser Volkan Altnbulak ile polis memurları Bahadır Tekin ve Özcan Özkan hakkında soruşturma izni verilmesi istendi. Cerrah’la birlikte İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Bülent Köksal’ın yargılanmasına gerek olmadığı görüşü bildirildi. İstanbul Valiliği de bunu onayladı ve altı polisin Dink cinayetinde ihmalleri olduğu gerekçesiyle yargılanmasına izin verdi. Hem hakkında ön inceleme yapılanlar ve hem de Dink ailesinin itirazı üzerine dosya yeniden Bölge İdare Mahkemesi’ne taşındı. Dink ailesi Cerrah’ın da soruşturmaya dahil edilmesini istiyordu. Bölge İdare Mahkemesi bu talebi reddettiği gibi diğer polisler hakkında ‘yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından’ ‘yargılamaya gerek yok’ kararı verdi.Ayetli karşı oy Bölge İdare Mahkemesi’nin ‘polislerin yargılanmaması’ yönündeki kararına mahkeme üyesi hâkim Sadettin Yaman ‘Cerrah’ın yargılanması gerekir’ diyerek muhalif kaldı. 2005’te düzenlenmek istenen Ermeni konferansının yürütmesini durdurma kararını veren İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin başkanı olan Yaman, karşı oy yazısında ayetlere atıfta bulunuldu, farklı düşüncelerin toplumda güvenle ifade edilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiği ifade edildi. Karardan […]

Eski yayın yönetmeni, Milliyet’in ağzına biber sürecek!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Milliyetgazetesinin 21 Temmuz tarihli “Danıştay Muamması” manşeti, Danıştay saldırısı ile ilgili olarak zihinlerde yer eden bütün soru işaretlerini tekrarlayan ve bunlara açıklık getirmeye gayret eden derli toplu bir manşetti. Spotu şöyleydi: “Danıştay saldırısıyla ilgili davayı karara bağlayan Ankara’daki mahkeme, saldırıyı ‘dinci’ unsurların gerçekleştirdiğine hükmetti. Ancak saldırının tetikçisi Alparslan Aslan’ın Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklananlarla ilişkisi ve hazırlanan iddianame, Ankara’daki mahkemenin kararıyla 180 derece farklı…” Milliyet’in iki muhabiri, Tolga Şardan ve Gökçer Tahincioğlu haberin devamında, Danıştay saldırganı Alparslan Arslan’ın neden Ankara’daki mahkemenin hükmettiği gibi bir “dinci” değil de bir “Ergenekoncu” olabileceğine dair 10 soru sorup cevaplarını veriyorlardı. Milliyet’in katettiği mesafe Danıştay davasının görüldüğü mahkemenin, Ergenekon soruşturmasının bitmesini beklemeden verdiği “Alparslan Arslan dincidir, saldırıyı bu saikle gerçekleştirmiştir” hükmü basındaki köşe yazarlarının bir bölümü tarafından eleştirilirken, bir bölümü tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Haber sayfalarından ise mahkemenin kararını aktarırken, hiç değilse bu arka plan bilgisiyle aktarmaları beklenirdi. Fakat birçok gazete bunu dahi yapmadı ve katilin Ergenekon bağlantılı olabileceği kuşkusunu okurlarından gizledi. Milliyetde bu gazetelerden biriydi. Aslında, mahkemenin kararının kesinleşmesini izleyen günlerde Milliyet‘te yayımlanan bir haber, bu gazetemizin kuşkulu noktaları gizleme ve bu konuda kamuoyu yaratma çabasında öbürlerinin de önünde olduğunu gösterir nitelikteydi. Sözünü ettiğim haber Milliyet‘te 24 Şubat 2008’de yayımlanmıştı ve şöyleydi: “OĞLUMUN ERGENEKON’LA İLİşKİSİ YOK… İslamcı basını eleştiren İdris Arslan, oğlunun ‘Ergenekoncu’ olarak nitelendirilmesine karşı çıkarak, ‘Bunu söyleyenler bir yerlere yaranmaya çalışıyorlar’ dedi.” Beş ay önceki bu haberde, dünkü Milliyet’te hatırlatılan çok sayıda kafa karıştırıcı unsur hiç yokmuş gibi davranılıyor, bunlar okurdan saklanıyor (o zamanlar Milliyetokurları bunların hiçbirini duymamıştı), okurların Danıştay katilinin babasının hiçbir delil göstermeksizin öne sürdüğü bir iddiaya sorgusuz sualsiz inanmaları isteniyordu. Milliyet‘in beş ayda geldiği mesafe hiç küçümsenecek gibi değil. Geç olsun, güç olmasın deyip geçeceğiz ama bir noktayı hatırlatmamak olmaz. Gazetenin başında Sedat Ergin değil de eski yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz olsaydı, gazetenin bu mesafeyi kat etmesi gene imkânsız […]

Suna Pekuysal; Yarım asırlık tiyatro emektarı

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde kalça kemiğini kırdıktan sonra ameliyata alınan ve daha sonra yoğun bakımda tutulan tiyatrocu Suna Pekuysal, kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybetti. Asıl adı Suna Belener olan Suna Pekuysal, 24 Ekim 1933 yılında İstanbul’da doğdu. Pekuysal, İstanbul Belediye Konservatuvarı Şan ve Bale Bölümü’nde öğrenim görürken, 1949 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümünde Kadri Ögelman’ın “Artist Aranıyor” adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıktı. Aradan üç yıl geçtikten sonra, 1952 yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu drama bölümü kadrosuna geçti. 1964 yılında tiyatro sanatçısı Ergun Köknar ile evlendi. 1973 doğumlu Sait Ali isimli bir oğlu olan sanatçı, tiyatronun yanı sıra televizyon ve sinema filmlerinde de rol aldı. 1984 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeye başlanan, Ekrem Reşit Rey’in 1933 yılında kaleme aldığı, Cemal Reşit Rey’in bestelerini yaptığı ve Haldun Dormen’in sahneye Koyduğu “Lüküs Hayat” operetindeki rolünü Zihni Göktay ile birlikte 14 yıl süreyle aralıksız oynadı. Büyük bir başarı kazanan ve yediden yetmişe her yaştan seyirciye nostalji yaşatan Lüküs Hayat”ın ardından emekli olan sanatçı, Şehir Tiyatroları’nda Joseph Kesselring’in yazdığı ve Çetin İpekkaya’nın yönettiği ”Ahududu” adlı oyunda konuk sanatçı olarak rol aldı. Adı her zaman Türk tiyatrosunun en iyileri arasında anılan sanatçı, 1979 yalında Fakir Baykurt’un uyarlaması olan “Tırpan”daki rolüyle 1980 Avni Dilligil ve Ulvi Uraz ödüllerini, “Lüküs Hayat”taki rolüyle de 1986 Sanat Kurumu ve 1987 İsmail Dümbüllü ödüllerini kazandı. Birçok televizyon reklamı ve dizisinde, rol alan Pekuysal, 54 yıl Şehir Tiyatroları’nda görev yaptıktan sonra, 24 Ekim 1998’de Şehir Tiyatroları’ndan emekli oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden sanat yaşamı boyunca 250’den fazla oyunda, 100’e yakın da sinema filminde rol aldı. Ödülleri ”1980 Avni Dilligil Ödülü (Tırpan), 1980 Ulvi Uraz Ödülü (Tırpan), 1986 Sanat Kurumu Ödülü (Lüküs Hayat), 1987 İsmail Dümbüllü Ödülü (Lüküs Hayat), 1998 Afife Tiyatro Ödülleri-Nisa Serezli Aşkıner ”Yaşam Boyu Başarı Ödülü”, 2000 Belkıs Dilligil Onur Ödülü, 2001 38. Antalya Altın Portakal […]

Bir tek komutan “hatırlamıyor”

Medyakronikinfo@medyakronik.com İçişleri Bakanlığı”nın yürüttüğü soruşturmada, Hrant Dink suikastını bildiği halde işlem yapmamakla suçlanan ve Trabzon Valiliği”nin hakkında soruşturma izni verdiği Albay Ali Öz, Trabzon 2”nci Sulh Ceza Mahkemesi”nde görülen görevi ihmal davası kapsamında “tanık” olarak ifade verdi. Dönemin Trabzon İl Jandarma Alay komutanı olan Öz, Trabzon”da görülen davada, “Aldığımız istihbaratı üstlerimize ilettik” diyen astsubay Okan Şimşek ile uzman çavuş Veysel Şahin”i yalanladı. “Bu konuda bana resmi olarak düzenlenen bir evrak, bir belge geldiğini hatırlamıyorum. Şifaen bildirildiğini de hatırlamıyorum” diyen Albay Öz, ayrıca Dink cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanan Yasin Hayal’i de tanımadığını söyledi. Yine hatırlamadı Hakkında yürütülecek soruşturma sonunda sanık olup olmayacağı kesinleşecek olan Albay Ali Öz’ün, Agos Gazetesi”nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili, Trabzon’da görülen görevi ihmal davası nedeniyle Bursa Adliyesi’nde tanık olarak talimatlğ ifadesi alındı. Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi”nde “görevi ihmal” suçlamasıyla 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Astsubay Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin mahkemede önceki ifadelerini yalanlayarak komutanları Albay Öz’ü suçlamıştı. İstihbaratçı askerlerin mahkemede, “Biz aldığımız istihbaratı üstlerimize ilettik” demesi üzerine Albay Öz de mahkemece tanık olarak ifade vermeye çağrılmış ancak gitmemişti. Mahkemenin verdiği talimatlı ifade alınması kararı uyarınca bugün (21 Temmuz) Bursa’da Ali Öz’ün tanık olarak ifadesi alındı.Öz’ün Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde ifadesinin alınması sırasında Dink ailesinin avukatları Ergin Cinmen, Hakan Bakırcıoğlu ve Ergin Türsoy da hazır bulundu. Yaklaşık 2 saat boyunca avukatların yönelttiği soruları da yanıtlayan Öz, emrindeki askerlerin kendisine yönelik suçlamaların kabul etmedi. Cinayet öncesi Alay Komutanı olarak görev yaptığı Trabzon’da, yapılan istihbarat toplantısı sırasında, iddia edildiği gibi konunun kendisine sözlü olarak aktarıldığını hatırlamadığını öne süren Albay Öz, “Veysel Şahin ile Okan Şimşek”in anlattıklarıyla ilgili herhangi bir bilgim olmadı. Toplantıda herhangi bir şekilde söylenen konu gündeme gelmedi. Ben hatırlamıyorum. Öyle bir istihbari bilgi ellerine geçmiş ise bu işin kursunu gören Şahin ve Şimşek ne yapabileceklerini bilmeleri […]

Küçük’ün büyük kara kutusu

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Ergenekon operasyonunun son gözaltısı Kütahya’da gerçekleşti. Polis, hiçbir askeri geçmişi olmadığı halde Veli Küçük’ün, “muhbir” sıfatıyla ordu camiasına soktuğu Yalçın Tanfer’i gözaltına alarak sorgulanmak üzere İstanbul’a getirdi. Dolandırıcılık suçundan dolayı girdiği cezaevinden geçen yıl tahliye olduğu öğrenilen Tanfer’in ne gerekçeyle gözaltına alınıp sorgusunda neler anlatacağı henüz bilinmese de, “sırlarla dolu” geçmişinde generallerden albaylara, emniyet müdürlerinden aşiret reisi milletvekillerine ve hatta eski başbakanlara dek birçok isim yer alıyor. Kendisini Özel Harp Dairesi’nden emekli general ve özel istihbarat Güneydoğu sorumlusu olarak tanıtarak yıllarca Güneydoğu Anadolu bölgesinde faaliyet gösteren Yalçın Tanfer’in basına yansıyan ve kimisiyle arasında husumet de bulunan “üst düzey tanıdık” listesindeki isimler: Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Tuğgeneral İsmail Evcil, Albay Erdal Sarızeybek, korucubaşı eski milletvekili Sedat Edip Bucak, eski Başbakan Tansu Çiller, eski emniyet müdürü Kemal İskender… Emekli Albay Sarızeybek’in kitabında geçti Yalçın Tanfer’le ilgili en ayrıntılı bilgiler emekli Albay Erdal Sarızeybek’in yazdığı “Ya Gazi Paşa Duyarsa” isimli kitapta geçiyor. Kitabında Tanfer’le 2003 yılı ağustos ayında Şanlıurfa’da alay komutanı olarak göreve başladığında Tuğgeneral İsmail Evcil’nin vasıtasıyla tanıştığını belirten Sarızeybek, “Bana Urfa’daki aşiretleri barıştırmak üzere Genelkurmay tarafından görevlendirildiğini söyledi” diye yazdı. Kitapta anlatılanlara göre, Sarızeybek ve Tanfer 11 Eylül 2003 günü birlikte köylere giderek Türk kökenli Karakeçili aşiretinin aralarında kan davası bulunan ailelerini barıştırma girişiminde bulunur. Neden bilinmez Tanfer’den şüphelenen Sarızeybek, onun geçmişini araştırınca ilginç şeylerle karşılaşır. İlginç geçmişine rağmen Tanfer öyle kişilerle ilişkilidir ki bir bakıma Sarızeybek’in emekli edilerek ordudan uzaklaştırılmasına neden olan olaylar zinciri de başlamış olur. Her taşın altında Veli Küçük Sarızeybek’in kitabında anlattığına göre Tanfer’in jandarma ile tanışıklığı 1980’li yıllara, Veli Küçük’ün Mardin Nusaybin’de binbaşı rütbesi ile tabur komutanlığı yaptığı yıllara dek uzanıyordu. 1980’li yıllardan itibaren, Veli Küçük’ün yanısıra pek çok üst düzey komutanı tanıdığını söyleyerek ortalıkta dolaşan ve kendisini “Özel İstihbarat Güneydoğu Sorumlusu” olarak tanıtan bu şahıs neyin nesiydi? Tanfer ile Albay Sarızeybek’i tanıştıran kişi […]

Suikastın “Öz”üne soruşturma

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmali olduğu iddia edilen dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz ve İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız’la ilgili soruşturma talebine izin çıktı. Trabzon Valisi Nuri Okutan, emrindeki askerlerce de suçlanan Öz’le ilgili ön inceleme yapan İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin, “soruşturma izni verilmesi” talebine izin verildiğini açıkladı. Trabzon Valisi Nuri Okutan, yaptığı açıklamada, jandarma astsubay Okan Şimşek ile jandarma uzman çavuş Veysel Şahin’in, görevi ihmal iddiasıyla haklarında açılan dava kapsamında mahkemede verdikleri ifadeler doğrultusunda, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılması konusunda kendilerine yazı geldiğini belirtti. Okutan, bunun üzerinde kendisinin konuyla ilgili müfettiş talep ettiğini ifade ederek, ”Müfettiş Trabzon’a geldi, incelemelerde bulundu ve rapor düzenledi. Raporu da daha sonra bize sundu. Biz de raporu değerlendirdik” dedi. Raporun İl İdare Kurulunda görüşüldüğünü kaydeden Okutan, ”Albay Ali Öz ve dönemin il İstihbarat Şube Müdürü Kıdemli Yüzbaşı Metin Yıldız hakkında istihbaratı gizlemek ve işlem yapmamaktan soruşturma açılmasına karar verdik” diye konuştu. Vali Okutan, ayrıca, Albay Öz, Kıdemli Yüzbaşı Yılmaz hakkında gerçeğe aykırı belge düzenlenmesi için talimat verme, İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli jandarma başçavuş G.Y, jandarma uzman çavuş Ö.A, jandarma astsubay O.Ş, jandarma uzman çavuş V.Ş. hakkında da sonradan evrak tanzim etme suçundan soruşturma açılmasına izin verdiklerini kaydetti. Okutan, soruşturma izinlerini kapsayan dosyaların yarın (21 Temmuz 2008) ilgili yerlere tebliğ edileceğini söyledi. Trabzon Valiliğince hazırlanan ve Albay Ali Öz hakkında disiplin soruşturması açılmasını kapsayan bir dosyanın da Jandarma Genel Komutanlığına gönderildiği öğrenildi.

Eto’o Özbekistan’da, Fenerbahçe’ye göz kırpıyor.

Samuel Eto’nun 11 yıllık İspanya kariyeri, Barcelona’nın onu satış listesine koymasıyla sona ermiş görünüyor. Dünyanın hala en pahalı futbolcuları arasında yer alan Kamerunlunun peşinde 10’a yakın kulüp var. Bu kulüplerin arasında Fenerbahçe ve bugün itibariyle de Beşiktaş’ın ismi geçiyor. “Çalışan kazanır” felsefesiyle hareket ettiğini söyleyen Samuel Eto’o, 1981’de Kamerun’da doğdu. Topla olağanüstü hızlı hareket edebilen Eto’o, 17 yaşındayken Real Madrid tarafından keşfedildi. Ancak Madrid kulübü onu sadece keşfetmekle yetindi; “kıymetli” formasını iki maç dışında siyahi futbolcuya hiç giydirmedi (Ki Eto’o, bu iki maçta da gol attı). Eto’o, Real’deki “mecburi hizmet”ini 1997 ve 1998’de CD Leganes’e, 1999’da Espanol’de kiralık oynayarak geçirdi. Kamerunluyu 2000 yılında kiralayan Real Mallorca, bonservis hakkını Real Madrid’te saklı kalmak kaydıyla futbolcuyu transfer etti. 2000 Olimpiyatları’nda Kamerun Milli Takımı ile şampiyonluk yaşaması Real’i, oyuncudan vazgeçme kararından döndürmedi. Kiralık dönemi de dahil olmak üzere Mallorca’da 177 maç oynayan Eto’o, 2000-2004 arasındaki bu dönemde 66 gol attı. Ve kulübün, gelmiş geçmiş en başarılı golcüsü oldu. “Çirkin futbolcu forma sattırmaz” 2003/2004 sezonu başlarken Real Madrid başkan Başkanı Florentino Perez’in “Ronaldinho çirkin, forması satmaz” diyerek David Beckham ile anlaşmasının, Eto’o’nun da benzer bir düşünceyle kulüpten gönderilmiş olabileceğini düşündürüyor. Bu görüş, spor kamuoyunda da kabul görüyor. Görünen o ki Kamerunlu futbolcu İspanya’da, henüz ilk yıllardan itibaren derisinin renginden dolayı kötü muamele gördü. 2004’te kariyerinin en önemli imzasını, Real Madrid’in ezeli rakibi Barcelona’ya geçerek attı. Ronaldo’yu da kadrosuna katan Real, Eto’o’nun “vazgeçilebilir” olduğunu söylüyordu. Real ve Mallorca, Eto’o’nun bonservisi için Barcelona’dan 24 milyon avro kazandı. Eto’o,2004 ve 2008 arasında Katalan ekibinde 108 resmi maçta forma giydi ve 77 gol attı. Barcelona, Eto’o’lu kadrosuyla bu dönemde iki La Liga şampiyonluğu, iki İspanya Süper Kupası ve bir Şampiyonlar Ligi Kupası kazandı. Kamerun Milli Takımı’nın da yıldızı olan Eto’o, çıktığı 70 karşılaşmada 33 gol attı ve 2008 Afrika Uluslar Kupasından sonra tüm Afrika tarihinin en çok gol […]

Albay Öz’e yargı yolu açılıyor

Medyakronikinfo@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmali olduğu iddia edilen dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz ve İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız’la ilgili ön inceleme yapan İçişleri Bakanlığı müfettişleri, “soruşturma izni verilmesini” istedi. Milliyet Gazetesi’nin haberine göre müfettişler, Öz ve Yıldız’ın yanı sıra, Dink’e yönelik saldırıdan önce edinilen bilgilerin yer aldığı belgeyi, saldırıdan sonra hazırlanmış gibi tanzim eden 5 jandarma görevlisi için de soruşturma izni talep etti.İstihbaratı unutmuş! Dink’in öldürülmesinde ihmali bulundukları gerekçesiyle Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanlığı personeli Astsubay Okan Şimşek ile Uzman Çavuş Veysel Şahin’in ifadeleri sonrasında harekete geçen savcılık, iddialara konu olan Öz ile Yıldız hakkında soruşturma izni istedi. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın onayı ile ön inceleme başlatıldı. Müfettişler, mahkemede “Dink’in öldürülmesinden önce olayla ilgili istihbarat geldiği, bu istihbaratın da Öz ve Yıldız’a bildirildiği” yönünde ifade veren Şimşek ve Şahin’in yanı sıra, Öz ve Yıldız’ın da yeniden bilgisine başvurdu.Daha önce hakkında soruşturma izni verilmeyen Albay Öz, kendisine gelen Dink’le ilgili istihbarat bilgisini unutmuş olabileceğini açıkladı.Şimşek ile Şahin, mahkeme ifadelerine benzer içerikte suçlayıcı nitelikte bilgi verdi. Öz ile Yıldız’ın, Dink’in öldürülmesinde ihmali olduğu görüşüne varan müfettişler, bu nedenle haklarında “soruşturma izni verilmesi” gerektiği kanaatine ulaştı. Sahte belge hazırlayanlar da yargılanacak Müfettişler, aynı dosya kapsamında, Dink’e yönelik saldırıdan önce edinilen bilgilerin yer aldığı belgeyi, saldırıdan sonra hazırlanmış gibi tanzim eden 5 jandarma görevlisi için de soruşturma izni istedi. Müfettişlerin hazırladığı ön inceleme raporunun ulaştırıldığı Trabzon Valiliği, mevzuata göre müfettiş raporunu İl İdare Kurulu’nda değerlendirecek ve sonuçlandıracak.Yıllık izinde olan Vali Nuri Okutan’ın müfettiş raporundaki talep doğrultusunda izin vermesi halinde, Bilecik İl Jandarma Komutanlığı’nı yürüten Albay Öz ve Yıldız’ın da aralarında bulunduğu 7 jandarma yargılanacak.Şimşek ile Şahin, Dink’in öldürüleceği konusunda, olayın azmettiricisi olarak yargılanan Yasin Hayal’in yakını Coşkun İğci’den bilgi aldıklarını anlatmıştı. Bu bilgiyi sorumlu Şube Müdürü […]

Yargıtay: “Resmi görüşü sorgulamak suç değil”

Anadolu Ajansı Eski Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Alt Komisyon Başkanı Prof. Dr. Baskın Oran’ın “Azınlık Raporu” nedeniyle “Türklüğü aşağılama”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan beraatlerine ilişkin kararı onaylayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gerekçesi açıklandı. Prof. Kaboğlu, 2004’te hazırlanan raporu basın toplantısında okurken, Kamu-Sen Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş, raporu Kaboğlu’nun elinden alıp yırtmıştı. Kaboğlu, “fiziksel şiddete maruz kaldığı ve sözünün kesildiği gerekçesiyle” basın toplantısını yarıda kesmiş, daha sonra bu rapor üzerine Kaboğlu ve Oran hakkında “Türkiyelilik üst kimliği” önerdikleri gerekçesiyle dava açılmıştı. İddianameyi hazırlayan Ankara Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan, rapordaki “Sevr Paranoyası” kavramına atfen, “Bu raporda, azınlıklar yönünden ileri sürülen taleplerle, yurdumuzu işgal altına sokan Sevr Antlaşması’nın azınlıklara ilişkin hükümleri büyük benzerlikler göstermektedir. Böyle bir benzerlik karşısında Sevr paranoyasına kapılmanın yadırganacak bir yönü yoktur” demişti. “Özgürlük, demokratik toplum için zorunlu bir tedbir” Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesinde tanımlanan “Türklüğü aşağılama” suçu yönünden Adalet Bakanlığının izin şartı oluşmadığı gerekçesiyle Kaboğlu ve Oran hakkındaki davanın düşürülmesine karar vermiş, her iki sanığın TCK’nın 216. maddesinde tanımlanan “halkı kin ve düşmanlığı tahrik” suçundan beraatine karar vermişti. Kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, beraat kararını, suçun maddi ve manevi unsurları oluştuğu gerekçesiyle bozmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine dosyayı görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise itirazı kabul ederek, yerel mahkemenin beraat kararını onamıştı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun onama kararının gerekçesinde, düşünce özgürlüğü ile ilgili gerek uluslararası hukuk ve gerekse ulusal hukuk alanında ayrıntılı düzenlemeler bulunduğu hatırlatılarak, bu düzenlemelerden alıntılar yapıldı. Gerekçede, bu normlar birlikte değerlendirildiğinde; özgürlüklerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olduğu belirtilerek, “Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için yasayla […]

Vekil de tersaneciye sendika dedi

Medyakronik/Anadolu Ajansıinfo@medyakronik.com Tuzla tersanelerinde yaşanan “iş cinayetleri” üzerine kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’nun taslak raporu tamamlandı. Tersanelerin kurumsallaşmasından yan sanayiye, işçi sağlığı ve iş güvenliğinden alt işverenlere kadar çeşitli konularda önerilerde bulunulan raporda; Tuzla’daki şahıs, kolektifi, limited, küçük anonim şirketlerinin birleştirilmesiyle tersane alanlarının genişleyeceği ve bu sayede bölgedeki sıkışıklığın ortadan kalkacağı öngörülüyor.“Gemi İnşa Sanayindeki İş Güvenliği ve Çalışma Şartlarının Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu”nun yaklaşık 175 sayfadan oluşan taslak raporunu, önümüzdeki hafta TBMM Başkanlığı’na verilmesi planlanıyor. Taslak raporun öneriler bölümü kurumsallaşma, tersaneler, yan sanayi, işçi sağlığı ve iş güvenliği, eğitim başlıkları altında toplanıyor. Tersaneler için ölçülebilir kriterlere dayalı kapasite belirleme çalışmalarının yapılması gerektiği belirtilen taslak raporda, Tuzla koyu için master planı yapılması ve bölgede yaşanan ulaşım ve park sorununun hızla çözüme kavuşturulması isteniyor. Raporda yer alan önerilerden bazıları şöyle: Gemi üzerinde otomasyon: Gemi üzerinde özellikle kesim, kaynak ve boya işlemlerinde otomasyona geçilmeli. Ana iş taşeronlara verilmemeli: Tersanede yapılan ana işler, tek tek belirlenmeli ve bu işler her ne ad altında olursa olsun taşeronlara verilmemeli. Alt işveren uygulaması, objektif kriterlere bağlanmalı. Sektörde alt yüklenici firmaların çalışma standartlarının ve alanlarının belirlenmesine ilişkin yasal düzenlemeler yapılmalı. İşçi sağlığı ve iş güvenliği İşçi sağlığı ve iş güvenliği ilgili tedbirleri yerine getirmeyen tersaneler faaliyetlerine izin verilmemeli ve bu önlemleri alıncaya kadar faaliyetten men edilmeli. Tersaneler ve alt işverenler, çalışan işçi sayısına bakılmaksızın işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı bulundurmalı. Yine çalışan sayısına bakılmaksızın, tersanelerde işyeri hekimi istihdam edilmeli. İşyeri hekimleri, işçilere öncelikli olarak iş sağlığı ve koruyucu sağlık hizmetleri eğitimi vermeli. İş güvenliği uzmanları, ücretlerini tersane sahibi yerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından almalı. İşveren, işçinin primleriyle birlikte bunun parasını Bakanlığa ödemeli. Tersanelerde sigortasız işçi çalıştırılmamalı, işçilerin sigorta primleri gerçek ücretleri üzerinden gösterilmeli. Tuzla tersaneler bölgesinde, iş müfettişlerinin ve sosyal güvenlik kurumu müfettişlerinin sürekli istihdam edileceği bir birim kurulmalı ve […]

Dövmeni nasıl istersin: Dijital mi, silikon mu?

Esra Söylemezesrasylmz@hotmail.com Amerikalı iki girişimci 21 Şubat 2008’de Greener Tasarım Yarışması’nda ilginç tasarımları birinciliğe layık görüldü. İkili özellikle gençler arasında hayli yaygın olan vücut dövmelerini “dijital” hale getiren bir tasarım sunmuştu. Bu sıra dışı dövmenin en büyük özelliği ise teknolojiyi insan vücudunun içine yerleştirmesiydi. Öyle ki bu tasarımla cep telefonları dahi vücudunuza monte edilebilir hale geliyor. Acısız ve hastalık riski taşımadığı söylenen bir operasyonla LCD ekranlı bir çipin deri altına yerleştirilmesiyle elde edilen bu yeni nesil dövmelerde, sözkonusu ekran dövme gibi görünen bir arayüz olarak kullanılıyor. Kendi pili bulunan ve uzun süre dayanan ekran, sabit ve hareketli her türlü görüntüyü derinin dışına aktarma özelliği taşıyor. Bu ekran sayesinde isteyen vücuduna film sahnesi ya da, müzik klipleri yerleştirip izleyebilecekken, isteyen de sevdiği fotoğrafları her gün değiştirerek gösterebilecek. Kandaki glikoz ve oksijeni elektriğe çevirerek çalışan dijital dövmeleri; telefon ve bilgisayar olarak da kullanmak mümkün. Arayan kişinin yüzünü kolunuzdaki ekrandan görebiliyorsunuz ve görüşme bitince otomatik olarak ekrandaki yüz kayboluyor. Teknoloji delilerine ve yenilik peşinde koşanlara birebir! Hatta kopya çekmek, sevdiklerinizin resimlerine bakıp hasret gidermek için bile iyi bir buluş. Üretime geçilip geçilmediği konusunda henüz bir bilgi olmasa da, ürünün tartışıldığı kimi yabancı internet sitelerinde yazılanlara bakılırsa şimdiden birçok kişi ürünün piyasaya çıkacağı günü bekliyor. Delilik mi sanat mı? Dövmeyle ilgili bir diğer gelişme ise Kanadalı bir dövme sanatçısının, bacağına çizdirdiği bir kadın resmiyle başladı. Aslında hikâyenin öyle pek bir numarası da yoktu. Sadece, gencin bacağındaki kadın figürünün göğüs kısmına silikon enjekte edilerek dövme üçüncü boyuta taşınmıştı. Bu şekilde, bacağında iri göğüsleri olan bir kadın figürü taşıyan bir adam ortaya çıkmış oluyordu. Ancak bu “buluş” fazla uzun ömürlü olmadı. Çünkü dövmeyi yaptıran gencin vücudu bu yabancı maddeyi çok geç olmadan reddetti. İki hafta dikişli kaldığı süre boyunca iltihap kapan bacaktan silikon çıkarıldı. Uzmanların dediğine göre bu tarz yabancı maddeler deri altında uzun ömürlü değil. […]

Yeşim Salkım neye oturdu?

Özge Biçen-Gökhan Tan Dün sabah birçok gazete, magazin haberlerine yer verdikleri ikinci sayfalarında ve eklerinde Yeşim Salkım’ın “Rakı Balık” isimli şarkısının klip çekimine dair haber yayınlandı. Habere göre Sultan İbrahim’in (Deli İbrahim) tahtı özel izinle Topkapı Sarayı’ndan Sepetçi Kasrı’na getirilmiş ve çekimlerde kullanılmıştı. Sabahgazetesi haberi “Deli İbrahim’in tahtında klip çekti” başlığıyla verdi. Haberde şu ifade de yer aldı. “Sepetçiler Kasrı’nda çekilen klipte Salkım, Topkapı Sarayı’ndan özel izinle getirilen Deli İbrahim lakaplı 18. Osmanlı padişahının tahtını kullandı.” Haberi yapan gazeteci Başak Çokan’ın çekimler sırasında Sepetçiler Kasrı’nda olup olmadığını bilmiyoruz. Ama orada olmadığı belli olan pek çok gazete ve haber sitesi de (Vatan, Habertürk, vs..), her zaman olduğu gibi imza atma ihtiyacı duymadan, bu haberi ve aynı başlığı kullanmakta bir sakınca görmedi. Şüphesiz, pek çoğumuza göre incir çekirdeğini doldurmayacak kadar önemsiz bu haberin bir haber niteliği taşıdığını düşündük: Haber, 18. Osmanlı padişahının tahtının bir klip çekimi için başka bir mekana taşınmasıydı. Eğer gerçekse, sahiden de büyük bir haberdi. Topkapı Sarayı’nı aradık ve Kutsal Emanetler Dairesi Müdürü Hilmi Aydın’la görüştük. Aydın, gazetelerde yer alan haberleri görmese de böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylüyor ve ciddiye alınmaması gerektiğini söylüyordu. Bu tarz haberlerin müzelere ve müzeciliğe yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendiren aydın, Kültür Bakanlığı’nın projesi ve izni olmadığı takdirde tarihi eserlerin kullanılmasının mümkün olmadığını ifade ediyordu. Peki tahtın Sepetçiler Kasrı’na taşındığı bilgisi nereden çıkmıştı? Bunu haberi yapan ve yayınlayan gazetecilerin cevaplaması lazım. Çünkü gelişmeler üzerine ulaştığımız Yeşim Salkım’ın basın danışmanı Rana Akyıldız, gazetecilere böyle bir bilgi verilmediğini ancak Sepetçiler Kasrı’nda, Sultan İbrahim’in tahtının bir kopyasının bulunduğunu söylüyor. Akyıldız, dün yayınlanan haberler sonrasında ise tüm gazeteleri elektronik posta yoluyla uyardıklarını söylüyor. Gelgelim Sabahgazetesi, bugün yine ikinci sayfada yer verdiği Topkapı Saray Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın açıklamalarıyla yanlışını düzeltmiş görünüyor. Görünüyor diyorum çünkü Duygu Toprak imzasıyla yayınlanan haber şu ifadeyle başlıyor: “Yeşim Salkım’ın Sepetçiler Kasrı’nda […]

2008 Türkiye’sinde ifade özgürlüğü

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Yazar Nedim Gürsel’in, “Allah’ın Kızları” isimli romanı hakkında, “Dini değerlere hakaret ve aşağılama” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 2008 yılı Yayınlama Özgürlüğü Raporu’na göreyse bu yılın ilk 6 ayında 22 yayınevinden çıkan 38 yazarın 47 kitabı hakkında soruşturma ve dava açıldı. Mersin 78’liler Derneği ile Mersin 68’liler Derneği’nin 6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş ve arkadaşları için ortaklaşa gerçekleştirdiği anmaya, “suçu ve suçluyu övmek” iddiasıyla; Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan operasyonlarda İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay’a ait ayrıntılı krokisinin bulunduğunu yazan Taraf gazetesi muhabiri Soner Arıkanoğlu’na da iftira, yargıyı etkileme ve gizliliği ihlal iddialarından dava açıldı. Bu arada Uydudan yayın yapan Hayat TV, “Roj TV’ye görüntü geçtiği” gerekçesiyle karartıldı. “Düşmanı peygamberi övse inandırıcı olmaz” Yazar Nedim Gürsel’in geçen mart ayında Doğan Kitap tarafından yayımlanan kitabı “Allah”ın Kızları” adlı romanı hakkında yapılan şikâyet üzerine “dini değerlere hakaret ve aşağılama” iddiasıyla soruşturma açıldı. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi uyarınca başlattığı soruşturmada dava açılması halinde Gürsel hakkında, “suçun kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde” 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla dava açılabilecek. Hakkında soruşturma açıldığı haberini Fransız yayıncısı ile birlikte Anadolu üzerine hazırladığı kitabın araştırmaları için bulunduğu Harran’da alan Gürsel ifade vermek üzere İstanbul’a döndü. Hem şaşırdığını hem de üzüldüğünü belirten Gürsel, “Ben bir yazarım. Dini aşağılamak gibi bir amacım olamaz. Kitabım İslam’ın doğuşunu anlatan, peygamberimizi odak noktasına yerleştiren, çok sesli bir roman. Onun düşmanlarına peygamberi övdürseydim roman inandırıcı olmazdı. Kesinlikle kutsal olanı ve insanların dinsel inançlarını rencide edici yönü yok. Romanda söz konusu edilen her şey İslam tarihinde ve eski İslam kaynaklarında var. Türkiye’de bir romanın dava konusu olması ihtimali beni şaşırttı. Türkiye’de bu konuda çok yol alındığını zannediyordum. Uzun Sürmüş Bir Yaz adlı kitabım 159. maddeden yargılanmıştı. İlk Kadın adlı romanım da 426. maddeden yargılanmıştı. Ama bütün bu davalardan aklandım. Aradan 28 yıl geçti. Kitaplarım çeşitli yabancı […]

İstanbul Bilgi Üniversitesi “Yaşam için Tercih Günleri” başladı

İnan Parlakinanparlak@gmail.com İstanbul Bilgi Üniversitesi “2008 Yaşam için Tercih Günleri” 14 Temmuz’da santralistanbul’da başladı. İletişim ve danışmanlık biriminin organize ettiği Tercih Günleri’nde, üniversite adayları Bilgi Üniversitesi’ni daha yakından tanırken tercihleri hakkında danışmanlık alabiliyor ve düzenlenen seminerlere katılabiliyorlar. “Yaşam için Tercih Günleri” boyunca santralistanbul’a gelen üniversite adayları ve velileri okumak istedikleri bölümler hakkında bilgi alırken tercihleriyle ilgili her türlü sorunun cevabını da alabiliyorlar. Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri ÖSS uzmanı Sait Gürsoy’un katıldığı “Yaşam İçin Tercih Günleri Seminerleri” düzenleniyor. Ayrıca Tercih Günleri’nde, her gün sabah 11:00’den başlayarak akşama kadar düzenlenen seminerlerde puan türlerine göre fakülteler anlatılıyor ve bölümlerin içerikleri, gelecekteki durumları hakkında bizzat akademik kadro tarafından bilgi veriliyor. Tercih Günleri kapsamında 21-23-25-27-29-31 Temmuz ve 1 Ağustos tarihlerinde, adaylara tercihlerinde yardımcı olmak üzere uzman rehberler tarafından bireysel tercih danışmanlığı hizmeti verilecek. santralistanbulKampüsü’ne gelen üniversite adayları Bilgi Üniversitesi’ni ve üniversitenin hem akademik hem de sosyal olanaklarını daha yakından tanıma fırsatı buluyor. Tanıtımlar 4 Ağustos tarihine kadar devam edecek. Eski Silahtarağa Elektrik Santralı üzerine kurulu santralistanbulKampusü’ne Taksim AKM önünden her gün 10:00-19:00 arası yarım saatte bir karşılıklı servis kalkıyor.

Raportör raporunu verdi

Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın Anayasa Mahkemesi’ne bugün sunduğu AKP hakkındaki kapatma davasına ilişkin görüşlerine yer verdiği raporunda, “bir siyasi partiyi kapatmanın bir kişiyi idama mahkum etmekle aynı anlama geldiğini, siyasi partilerin Anayasaya uygunluğunu denetlerken bireylerin temel hak ve özgürlüklerine gösterilmesi gereken özenin siyasi partilere de gösterilmesi gerektiğini” belirttiği öğrenildi. Akşam saatlerinde Anayasa Mahkemesi üyelerine dağıtılan raporda Osman Can, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin siyasi partilerin kapatılması ile ilgili verdiği kararlara da atıfta bulundu. Röportör Can, demokratik ve hukuk sistemine dayalı ülkelerde bireylerin kullandığı oylarla seçilen kişilerin ancak yine bireylerin oyları ile iktidardan düşmelerinin öngörüldüğüne de dikkat çekti. Raporun Anayasa Mahkemesi’ne teslim edilmesi nedeniyle bir açıklama yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, raporun bağlayıcı olmadığını belirterek Mahkeme’nin rahat bırakılmasını istedi.