Etiket ırkçılık

Sahi nedir bu ırk ?

Günlük hayatımızda “ırk” kelimesini birçok ismin sonuna getiriyoruz. İnsan ırkı, siyah ırk, beyaz ırk, köpek ırkı, Acaba bu kavramı doğru kullanıyor muyuz? Uzmanlarına sorduk.

Medyanın ırkçılıkla imtihanı

Habervesaire Sosyal Değişim Derneği’nin; Açık Toplum Vakfı, Global Dialogue ve Hollanda’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nun desteğiyle yaptığı “Ulusal Basında Nefret Suçları – 10 Yıl, 10 Örnek” başlıklı araştırması rapor olarak sunuldu. Sosyal Değişim Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Proje Eş Koordinatörü Cengiz Algan Türkiye’de yayımlanan 39 gazete içinden, tiraj ve temsil nitelikleri dikkate alınarak 20’sinin seçildiğini belirterek, 2008 sonundan başlayarak internet arşivlerinin olanak verdiği ölçüde 10 yıl geriye doğru gazetelerin taranarak çalışmanın gerçekleştirildiğini söyledi. Araştırma için seçilen gazeteler ise Akşam, Birgün, Cumhuriyet, Fotomaç, Gündem, Hürriyet, Milli Gazete, Milliyet, Ortadoğu, Posta, Radikal, Sabah, Star, Taraf, Türkiye, Vakit, Vatan, Yeni Şafak, Yeniçağ, Zaman oldu. Etnik köken, siyasi eğilim, cinsiyet… 2009 yılı Mayıs-Aralık döneminde 10 kişilik bir ekip ve Danışma Kurulu’nun seçimiyle yapılan arıştırmada, haberlerde etnik kökene, ulusal özelliklere, cinsel kimliklere, cinsel yönelime, din ve inanca, siyasal eğilimlere, mülkiyete, bedensel engelliliğe, eğitim durumuna ve toplumsal statüye yönelik ayrımcı söylemler tarandı. Araştırmada taranan haberlerin yüzde 23.76’sı etnik kökene, yüzde 18.80’i siyasal eğilime, yüzde 16.19’u cinsel kimliğe, yüzde 15.80’i din ve inanca, yüzde 11.93’ü toplumsal statüye, yüzde 6.88’i cinsel yönelime, yüzde 2.81’i ulusal kimliğe, yüzde 2.23’ü bedensel engelliliğe, yüzde 1.55’i mülkiyete yönelik “nefret suçu – söylemi” kapsamında değerlendirildi. Projede, cinsel yönelimlere yönelik nefret söyleminin hemen her gazetede yer aldığı, milli günler ve bayramlarda milliyetçi söylemin yaygınlaştığı tespit edildi. 6 ay süren tarama sonunda 30 bin haberi kapsayan bir liste oluşturuldu. Nefret suçu haberlerinin “en”leri Proje ekibi, listedeki haber sayısını ilk aşamada 5 bin civarına, ikinci aşamada 200’e indirdi. 200 haberlik liste öğretim üyesi, gazeteci ve sanatçılardan oluşan 12 kişilik Danışma Kurulu’na sunuldu. Gazeteciler Aydın Engin, Bağış Erten, Işın Eliçin, Sefa Kaplan ile tarihçi Ayşe Hür; akademisyenler Turgut Tarhanlı, Baskın Oran, Yasemin İnceoğlu, Cengiz Aktar ve Kerem Rızvanoğlu ile sanatçılar Kerem Kabadayı ve Zeynep Tanbay’dan oluşan Danışma Kurulu, hazırlanan listeden “etnik köken”, “cinsel yönelim”, “ulusal kimlik”, “toplumsal statü”, […]

Hiç Türk hapishanesinde bulundun mu?

İsrail ve Türkiye arasında, iki hafta önce yaşanan “koltuk krizi” bizzat kriz yaratıcısının özür dilemesiyle aşıldı. Konu saçma sapan yerlere gitse de, krizin çıkış noktası İsrail’in Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki bir sahneden duyduğu rahatsızlıktı. Söz konusu sahnede Polat Alemdar, İsrail Büyükelçiliği’ne baskın yapıyor ve vurduğu kişinin kanı Davut yıldızına sıçrıyordu. Polat, “Burası yabancı bir ülke toprağı. Bu yaptığınız savaş suçudur” diyen İsrailli görevliye, “Hep siz mi savaş suçu işleyeceksiniz” cevabını veriyordu. İşin ilginç tarafı Türkiye’nin, tam da İsrail’in şikayetçi olduğu konudan mustarip ülkelerin başında gelmesiydi. Yakın zamana kadar İstanbul ve Anadolu’nun fon olarak kullanıldığı hemen tüm filmlerde Türkler, hâlâ fes giyen, çarşafla örtünen insanlar olarak yansıtıldı. Ermeni sorunu ve Kıbrıs meselesi, politik sinemanın sıklıkla başvurduğu temalardı. Türkiye’ye en büyük anti-propaganda golünü atan Geceyarısı Ekspresi’nin 1978’de gösterime girmesinden sonra imajımız daha da sertleşti. Hapishane denince neredeyse ilk akla gelen ülke Türkiye oldu. Bu film, dünyadaki Türk ve Türkiye imajına o kadar büyük bir etkide bulundu ki, bize eleştirel yaklaşan bir yapım gündeme geldiğinde “ikinci bir Geceyarısı Ekspresi olur mu” endişesi yaşandı. HaberVs, Türk imajında “delik açan” uluslararası yapımları derledi. Terörist Türkler Yedi sezon süren ve Türkiye televizyonlarında da gösterilen Amerikan aksiyon dizisi 24’te Türk terorist karakterlerinin bulunması, özellikle ABD’de yaşayan vatandaşlarımız arasında büyük rahatsızlık yaratmıştı. Türkiye`nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu dizinin gösterildiği Fox TV yönetimine mektup yazarak, Türkiye’nin yanlış tanıtıldığını dile getirmişti. Üçüncü sezonunun yayınlandığı 2005’te yaşanan bu gelişmeler üzerine, dizinin yapımcısı ve başrol oyuncusu Kiefer Sutherland (Jack Bauer), ekranlardan “Amacımız kimseyi üzmek değil” açıklamasında bulunmuştu. Türk hapishanesi ve komedi Bir “sitcom” (durum komedisi) klasiği olan ve Türkiye’de de uzun yıllar gösterilen Seinfeldde Geceyarısı Ekspresi’ne binen yapımlar arasında yer almıştı. Dizinin baş karakteri Jerry Seinfeld, Costanza ile kredi kartı şifresi ve güvenlik konusunda tartışırken şöyle söylemişti: “Geceyarısı Ekspresi’ni hatırla. Türkiye’de bir hapishanedesin ve kurtulmak için tek şansın şifreni söylemek. Yine de […]

Medyaya eğitim şart

“Nijeryalı Festus Okey polis kurşunuyla can verdi”, “Hrant Dink’i son yolculuğuna uğurladık”,”Rahip Andrea öldürüldü”, “Türbanlı kadın işinden oldu”,”Engelli kadını otobüsten attılar”, “DTP konvoyu taşlandı”,”Travesti öldürüldü” başlıklarıyla duyurulan haberler sıradan bir gazete okurunun bile aşina olduğu konular. Bu haberlerin öznesi olan birbirinden farklı kimliklerdeki bu insanların hepsinin ortak özelliği ise “nefret suçu” kapsamında değerlendirilebilecek olayların kurban ya da mağduru olmaları. Benzer nice haberler gazetelerde yer almaya devam etse de, türkiye’de hâlâ nefret suçuna ilişkin kapsamlı bir yasal düzenleme yok. Oysa ki bu haberler sadece bireylere karşı işlenen suçu anlatmanın ötesinde, kimilerinin kendilerine benzemeyenlere ya da doğruluğu tartışmalı genel geçer kurallara aykırı yaşayanlara duyduğu öfkeyi de temsil ediyor. Farklı etnisite, kültür, cinsiyet ya da dinden insanları aynı çatı altında barındırmaya çalışan Türkiye’de, birbirine benzemeyen birçok sesin çıkması da oldukça normal. Fakat sadece başlıkları verilen ve yaşananların küçücük bir bölümünü yansıtan yukarıdaki örnekler bir tartışma ortamından öte bir savaş alanını anımsatıyor. Peki çözüm ne? Konuya kafa yoranların dile getirdiği ortak payda ise sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturup halkın bilinçlendirilmesi ve en önemlisi caydırıcı cezai hükümler içeren yasal düzenlemelerin yapılması.Kapsamlı bir yasa yok Uluslararası metinlere göre kişilerin ırk, renk, etnik köken, din, fiziksel veya zihinsel engel, cinsiyet ya da yaşından ötürü kendisine ya da mülküne yönelik saldırıların mağduru olması cezai bir yaptırım gerektiren eylem olmasınn yanısıra nefret suçu olarak da tanımlanıyor. Nefret suçları sadece bir bireyi değil, o bireyin temsil ettiği özelliği de hedef aldığından önüne geçilmesi için ayrı bir yasa oluşturulması bakımından da önem taşıyan bir konu. İlk önce 80’li yıllarda, bu konuda hayli kötü ve kabarık bir sicili olan ABD’de “Nefret Yasaları” ya da diğer adıyla “Önyargı Yasaları” diye kabul edilen nefret suçlarına ilişkin yasal düzenlemeler zamanla birçok Avrupa ülkesinde de hayata geçti. Azınlıklara yönelik kimi zaman devlet eliyle gerçekleştirilen katliam ya da saldırıların yanısıra son yıllarda artış gösteren bir biçimde transeksüel […]

Kara Afrika’nın beyaz kurbanları

“Biz”den farklı olana yabancılaşma, dışlama, onu tehlikeli görme hemen hemen her ırkta, her toplumda sıkça rastlanan bir durum. Bize benzemeyenleri tanıyıp, öğrenmek yerine onları uzaklaştırmak hatta bazen yok etmek en kolay seçim gibi görünüyor nedense. Bunun en güncel örneklerinden biri de uzunca bir süredir Afrika’da yaşanıyor. Afrika kıtasında yaşayan halkların çoğunluğunun siyahi olduğu bölgede bembeyaz tenli albinolar da “öteki” olmanın zorluklarını en vahşi şekilde yaşıyor. Büyüler, iksirler, batıl inançlar kıtası Afrika’da albino cinayeti haberlerini çok sık okumamız da bu tezi doğrular nitelikte.Özellikle 2008 yılından beri Afrika ülkelerinde yaşayan albinolara büyük saldırılar yapılıyor. Geçtiğimiz aylarda Doğu Afrika ülkesi Burundi’de 8 yaşında bir albino çocuk öldürüldü. Öldürülen çocuğun 2 kolu ve 1 bacağı kesildi ve katiller tarafından götürüldü. Son 4 ayda 6 albinonun öldürülmesi üzerine ülkedeki tüm albinolar güvenlik amacıyla ülkenin belli yerlerinde toplanmaya başlandı. Bir diğer Afrika ülkesi Tanzanya ise albino ölümlerinin en çok yaşandığı ülke konumunda. Bugüne kadar kayılara geçen 43 albinonun öldürüldüğü ülkede 2009 yılı başından beri de 6, 8 ve 14 yaşlarında üç çocuk sırf albino olduğu için cinayete kurban gitti. Zenginlik iksiri için öldürülen albinolar Peki albinolar neden böyle bir vahşete kurban ediliyorlar? Bunun inanması zor iki nedeni var: Birincisi çoğu Afrika ülkesinde albinolar “uğursuz” ve “lanetli” kabul ediliyor. İkinci nedeni ise Afrikalı büyücülerin, albinoların zenginlik ve bereket getireceğine olan inançları nedeniyle, onların vücutlarını ve kanlarını kullanarak yaptıkları zenginlik iksirleri. Yanlış duymadınız, 2009 yılında zenginlik iksiri için öldürülen insanlardan bahsediyoruz. İlk nedene geri dönersek, albino cinayetlerinin en fazla olduğu ülke olan Tanzanya’da albinolarla ilgili şu inanışlar oldukça yaygın: “Uğursuzluk getirir,görünce yere tükürün. Hastalıklıdır, evlenmeyin. Kesin zina yapmıştır, dışlayın. Çoğalırlar, doğumda öldürün.” Bazı inanışlarda albinolar bu kadar lanetli görülürken, bazı inanışlara göre ise zenginlik ve bereketin kaynağı oldukları söyleniyor. Ancak yaşarken değil, ölüp bir iksire karıştıkları zaman. Bu nedenle zenginlik peşinde olanlar, albinoların öldürülmesi karşılığında 2 bin dolar […]

‘Ölü şeğire oşgeldiniz’

Kentsel dönüşüm projesi kapsamında, İstanbul sur içinde çoğunlukla Roman vatandaşların oturduğu Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinin yıkımı Hafriyat Karaköy’de açılan “Sulukule’yi Aldılar Darbukamı Kırdılar” sergisine konu oldu. Sergi, dünyanın en eski yerleşik Roman topluluklarından birinin, yüzlerce yıllık yaşam alanından ve sosyal çevrelerinden koparılarak, kent dışındaki (Arnavutköy’e bağlı Taşoluk beldesi) çok katlı binalara gönderilişini fotoğraflarla ve belgelerle anlatıyor. Projenin yürütücüsü Fatih Belediyesi ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları ve videolar da yer alıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi 31 Mayıs’a kadar görülebilir.Haber:Müge Ergül Kamera:Gökhan Tünay

MEB onaylı “Türk-İslam sentezine giriş” kitapları

Tartışmalara neden olan Sarı Gelin isimli belgeselin ilköğretim okullarında izletilmesi zorunluluğu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dağıtımın durdurulduğunu açıklamasıyla şimdilik rafa kalktı. Bakanlık açıklamasında belgeselin öğrencilere izlettirilmesi mecburiyeti olmadığı ve tarih öğretmenleri için yardımcı eğitim materyali olarak yararlanılması için gönderildiği de belirtildi. Sarı Gelin’in kopardığı fırtına şimdilik dinmiş görünse de müfredatta yer alan ve çokça ırkçı, ayrımcı ve farklı olana saygıdan uzak ifadelerin bulunduğu ilköğretim ve lise kitapları yerli yerinde duruyor. Konuyla ilgili 2002 yılından bu yana “Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi” adı altında bir çalışma yürüten Türk Tarih Vakfı’nın 2007-2008 arasındaki 18 aylık dönemi kapsayan ikinci çalışması da kitap olarak önümüzdeki günlerde yayımlanacak. “Ders Kitaplarında İnsan Hakları II: Tarama sonuçları” başlıklı çalışma, ders kitaplarında ayrımcılıktan ırkçılığa kadar insan haklarına aykırı bilgilerin yanlışlığını ve düzeltilmesi gerektiğini kitaplardan örneklerle anlatıyor. 13 yazarın makalelerinden oluşan kitabın yanısıra, proje kapsamında gerçekleştirilen konuyla ilgili anketler ve sempozyumlar da düzenleniyor.“Tarih kitapları yalan bir aksi yansıtan sihirli aynalar” Türk Tarih Vakfı’nın üstlendiği Ders Kitapları’nda İnsan Hakları Projesi kapsamında yapılan çalışmada ne yazık ki, Tarih kitaplarında kullanılan üslubun, takınılan tutumun yanlışlıklarını açıkça görebiliyoruz. Bu çalışmada yer alan Mutlu Öztürk’ün makalesinde de belirttiği gibi, insan haklarının öznesi insan olduğu halde, tarih kitaplarında “çocuk, genç, kadın, erkek” gibi özneler, yerini “Türk hükümdarı, Türk erkeği, Türk ordusu” gibi öznelere bırakıyor. Türk milletinden, Türk ordusundan övgüyle bahsederken, bizden farklı olanlara herhangi bir ilgi uyandırmayan kitaplar okuyoruz. Taraflı, milliyetçi, ayrılıkçı bir anlayışla hazırlanan kitapların, ileride objektif bir dünya görüşüne sahip bireyler yetiştiremeyeceği ortada. Öztürk’ün söylediği üzere; bu tür tarih kitapları aslında yalan bir aksi yansıtan “sihirli aynalar”. Sorun ancak; “Ayna, ayna söyle bana en güzel kim?” sorusuna, “Elbette sen” yanıtını almayı beklemediğimiz zaman çözülecek gibi gözüküyor. Kitapta öne çıkan makalelerden Tanıl Bora’nın “Ders kitaplarında Milliyetçilik: Siz Bu Ülke İçin Neler Yapmayı Düşünüyorsunuz?” ve Mutlu Öztürk’ün “Tarih Ders Kitapları ve İnsan Haklarına Dair: Bazı […]

Genelkurmay filmi Sarı Gelin tüm okullarda gösterimde

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından bütün ilköğretim okullarında ‘Sarı Gelin-Ermeni Sorununun İç Yüzü Belgeseli’nin izletildiği ortaya çıktıktan sonra Belgeselin MEB emriyle 25 Haziran 2008’den bu yana, aralarında Ermeni okullarının da yer aldığı tüm okullarda izletildiği ortaya çıkmıştı. MEB geçen ay gönderdiği yazıdaysa belgeselin izletilmesiyle ilgili sonuç raporlarının 27 Şubat’a mesai bitimine kadar gönderilmesini istedi. Yazıda, bu belgeselin Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlandığı belirtiliyordu. Yapımcı Genelkurmay, izleyiciler çocuk Genelkurmay desteğiyle hazırlanan ve 25 Haziran 2008 tarihinden itibaren Milli Eğitim Bakanlığı ve İl Kültür Müdürlükleri aracılığıyla, aralarında Ermeni okullarının da yer aldığı bütün ilköğretim okullarına dağıtılan “Sarı Gelin: Ermeni Sorunun İç yüzü” adlı belgesel yeniden bir krize neden oldu. Belgeselin, dağıtılan ilköğretim okullarında öğrencilere izlettirilmesi mecburi tutulmasından sonra bu kez de yine MEB tarafından okullara geçen ay gönderilen bir yazıdaysa belgeselin izletilmesiyle ilgili sonuç raporlarının 27 Şubat’a mesai bitimine kadar bakanlığın ilgili birimine gönderilmesi istendi. Yazıda, Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlandığı da belirtilen, Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türk tezini savunan ‘Sarıgelin’ belgeselinde Ermeni çetelerin 1915 öncesinde Türk köylerini basarak insanları öldürdüğü, köyler yaktığı, işkence yaptığı iddiaları anlatılıyordu. Ermeni aydınlardan başbakana mektup Bir çok kesimden tepki alan uygulamayla ilgili çok sayıda Ermeni yurttaş Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a açık mektup yazarak, bu belgeselin zaten var olan Ermeni düşmanlığını artıracağı, çocuklarda ayrımcılık ve şiddet söylemlerini körükleyeceği ve nefret duyguları geliştireceği için okullarda izletilmesinin engellenmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca Türk okulunda eğitim gören bir Ermeni’nin, bu belgesel sonucunda psikolojisinin olumsuz etkileneceği, Ermeni okullarında eğitim gören öğrencilerin ise suçluluk ve dışlanmışlık hissedeceği üzerinde durulan mektupta, bu tür belgesellerin çocuklara izlemek zorunda bırakılmasının, hem insan hem de çocuk haklarına aykırı olduğu vurgulanarak, “Bu durum, Ermeni çocukların kendilerini dışlanmış hissetmelerine sebep olacaktır. Belgesel en azından Ermeni okullarında izletilmesin” talebinde de bulunuldu. “Eğitime katkı amaçlı” bir proje! Belgesele farlı kesimlerden gösterilen tepkiler gün geçtikçe artarken, Milli Eitim Bakanlığı’nın olaya son derece olumlu yaklaşması ise dikkat […]

Ders kitapları Sarı Gelin’e rahmet okutuyor

Türkiye’de özellikle azınlıklara karşı milliyetçi söylemlere her gün yenisi ekleniyor. Özellikle son dönemde İsrail’in Gazze saldırısı boyunca ve ardından Erdoğan’ın Davos kriziyle antisemitizmin Türkiye’de sıklıkla konuşulmaya başlandığı bu günlerde azınlıklara karşı düşmanlığın körüklendiği yeni bir olay yaşandı. Ermeni soykırımı iddialarını reddederek Türk tezini savunan “Sarıgelin” adlı belgeselin Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından okullarda gösterilmesi ve ardından öğretmenler tarafından rapor hazırlanmasını öngören bir genelgesi gündem yarattı. Belgeselde Ermenilerin 1915 öncesinde Türk köylerini basması, Türklere işkence ve katliam yapması, Türk devlet ve halkına karşı yıkıcı ve bölücü davranışlarda bulundukları anlatılıyor. Ermeni soykırımı iddialarını tamamen reddeden belgesel Ermeni tehcirini de dönemin koşulları içerisinde Ermenilerin Ruslarla işbirliği yaparak ülkeyi bölmeye çalışmasına bağlıyor. “Farklı olanı görmezden gelme, görünmez kılma” MEB’in genelgesi bir çok kesimden eleştiriler almaya devam ederken Tarih, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitaplarında Ermeniler başta olmak üzere farklı olana yönelik, “ayrımcı ve düşmanca” ifadeler içeren metinler yerli yerinde duruyor. Türk Tarih Vakfı, 2002 yılından beri sürdürdüğü “Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi” kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda okutulan ders kitaplarında insan haklarına aykırı olabilecek, ırkçılığı, ayrımcılığı konu alan ve bunlara özendiren bilgilerin kitaplardan kaldırılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Geçen Ocak ayında sonuçları açıklanan projenin, “Bulgular ve Tavsiyeler” bölümünde ders kitaplarında geçen, “Farklı olanı görmezden gelme, görünmez kılma” cümlesi örnek alınarak, ülkemizde yaşayan gayrimüslim halklara yönelik ayrımcı ifadelerin ders kitaplarından temizlenmesi, farklı etnik ve dinsel toplulukların yokmuş ya da zararlıymış gibi gösterilmesine son verilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Türk Tarih Vakfı tarafından önümüzdeki günlerde yayınlanacak “Ders Kitaplarında İnsan Hakları 2.Tarama Sonuçları” başlıklı kitapta da ders kitaplarında militarizmden, din dersinin insan hakları merceğinde incelenişine kadar okullarda okutulan kitapların insan haklarıyla çelişen ve değişmesi gereken konular ele alınıyor. Lise tarih kitaplarından ırkçılık fışkırıyor “Sarıgelin” belgeselinin tarih ve dünya meseleleri ile ilgili yeni yeni bilinçlenmeye, olayları yeni yeni sorgulamaya başlayan çocukların beyinlerine ırkçılık tohumları serpeceği kuşkusuz. Ancak büyük tepkilere […]

Bizim Afrikalılar

Amerika’da 4 Kasım 2008’de yapılan seçimler sonucunda ülke tarihinde ilk defa siyahi bir adayın başkanlık koltuğuna oturması tüm dünyada coşkuyla karşılandı. Afrika kökenli ABD vatandaşların bir zamanlar ten renginden dolayı çeşitli ayrımcılıklara maruz kaldığı ülkede siyah birinin ilk defa başkan seçilmesi Amerikan demokrasisinin başarısı olarak görülüyor. Amerika’ da bu gelişmeler yaşanırken Türkiye’ de bir zamanlar ataları bu topraklara çalıştırılmak üzere getirilen, siyah Türk vatandaşları, yani “Afro-Türkler’in varlığından pek çoğumuz haberdar değiliz. Tarih Vakfı ve Afrika Dayanışma, Kültür ve Yardımlaşma Derneği ile ortaklaşa yürütülen, Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Sessiz Bir Geçmişten Sesler: Afrika Kökenli Türk Olmanın Dünü ve Bugünü Üzerine Bir Sözlü Tarih Çalışması” adlı proje Ağustos sonunda tamamlandı. Ekim 2007’de başlayan ve 11 ay süren proje kapsamında Batı Ege Bölgesi’nde Afrika kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı İzmir, Aydın, Muğla ve Balıkesir şehirleri baz alınarak kentsel ve kırsal yerleşim alanlarındaki farklı yaş, cinsiyet ve meslek gruplarından toplam 100 kişiyle yaşam öyküsü görüşmesi yapıldı. Yapılan görüşmeler sonucunda farklı yaşam anlatılarının, köken ve geçmiş kurgusu, ekonomik ve toplusal yaşam gibi ana temalar çerçevesinde aralarındaki benzerlikler ve farklılıklar analiz edildi. İzmir’ de sözlü tarih atölyeleri düzenlenerek yapılan görüşmelere Afrikalılar Dayanışma, Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyeleri ve diğer gönüllülerden oluşan toplam 30 kişi katıldı. Tarih Vakfı gerçekleştirdiği bu proje ile bir arada yaşayan farklı kültürler arasındaki eşitliği, barışı ve hoşgörüyü arttırmayı amaçlıyor. Proje Koordinatörü Gülay Kayacan, Afrikalılar Dayanışma, Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyeleriyle birlikte yürütülen projeyle Türkiye’de yaşayan farklı toplumsal katmanlardaki Afrika kökenli yurttaşların bugünkü kültürel, toplumsal ve iktisadi konumlarını tarihsel bir perspektifle araştırıldığını belirterek, “Böylece bu alana ilişkin belgeye dayalı tarihçiliğin kaydetmediği anlatıları, söylenceleri, oyunları, ağıtları, yaşam öykülerini kaydetmek ve kaydedilen yaşam anlatılarını uluslararası bilimsel etik ve teknik standartlara uygun bir biçimde arşivlenmesi sağlanacak” dedi. Nereden geldiler? Tarih Vakfı’nın, Osmanlı’da kölelik ve köle ticaretine ilişkin Türkçe, İngilizce ve Fransızca kitap, dergi, ansiklopedi gibi her türlü […]

Beyaz Saray, siyah başkan

Bir siyahın bunca kanlı ve uzun süren bir yolculuk sonunda Beyaz Saray’ın yeni kiracısı olduğu düşünülürse Obama’nınki hiç de azımsanacak bir başarı değil. Bu kanlı yolculuğun kilometre taşlarından, belki de en önemli isimlerinden Martin Luther King‘in “rüyası” da gerçekleşmiş oldu böylece. Herkesin hafızasına kazınan, “I have a dream” (Bir rüyam var) diye başladığı konuşmasında King, “Bir gün küçük siyah erkek ve siyah kızlar, beyaz erkek ve beyaz kızlar ile kardeşçe el ele tutuşabilecekler” diyordu. Seçim kampanyası boyunca, “Bu ülke siyah bir adaya hazır değil” ya da “ABD’nin güneyindeki muhafazakar beyazların bir siyahı başkan seçmesi mümkün değil” yorumlarını dinleyen Obama, bütün bunları kulak arkası ederek, emin adımlarla Beyaz Saray’a yürüdü. 45 yıl sonra gerçekleşen rüya King’in rüyasını 45 yıl sonra gerçekleştiren Obama ABD’nin tek taraflı saldırılarından, mevcut başkan George W. Bush’un sergilediği “Ya bizimlesiniz ya da düşmandan yana” veya “Bize saldırılmadan biz saldıracağız” yaklaşımlarından uzak, yeni bir Amerika umudu da veriyor. Bu sonuç ABD’lilerin kanlı geçmişinden duyduğu utancın özrü mü bilinmez ama ülkede bugün bile hâlâ oy kullanan siyahların bir kısmının çocuklarının otobüslerde arka sıralara oturtulduğu, beyazlarla aynı üniversiteye gitmelerine izin verilmediği, Ku Klux Klan gibi ırkçı örgütlerin saldırılarına maruz kaldığı gerçeği varlığını koruyor. Obama’nın Demokrat Parti adayı olarak girdiği seçimde ülkesinin 44. başkanı olması, Afro-Amerikan vatandaşların tarihinde de en önemli dönüm noktalarından biri, belki de en önemlisi. ABD tarihine Afro-Amerikanların gözünden baktığımızda şu önemli olayları görüyoruz: 1619 – İlk siyah köleler Virginia’ya getirildi.1793 – Pamuk çırçırının icadı güney eyaletlerinde köle işçi talebini artırdı. Çıkarılan Kaçak Köleler Yasası, kuzey eyaletlerinin güneyden kaçan köleleri iade etmesini gerektiriyordu, ama yasa kuzeyde çok seyrek uygulandı.1808 – Yabancı ülkelerden köle getirilmesi yasaklandı.1861- Güney eyaletleri Birleşik Devletler’den ayrıldı ve Konfederasyon kuruldu. İç Savaş başladı.1863 – Başkan Abraham Lincoln, konfedere devletlerdeki bütün köleleri 1 Ocak 1863’ten itibaren özgür ilan eden Özgürlük Bildirgesi’ni yayımladı.1865 – İç Savaş kuzeyin […]

Futbolun ırkçılık karnesi

Volkan Ağır Avrupa futbolununun kronikleşen sorunu bu kez Vicente Calderon’da kendini gösterdi. Atletico Madrid’le Marsilya arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçında Madridli taraftarların yaptığı tezahüratlar sonrası ırkçılık yine yeşil sahaların gündemine oturdu. Yaşananlardan sıkıntı duyan İspanyol Luis Garcia, “Artık herkes İspanyolların dünyadaki en kötü millet olduğunu düşünecek. Oturup düşünmek ve ülkenin imajını düzeltmekte yarar var” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Garcia endişelerinde oldukça haklı. Çünkü bu olay son birkaç yıldaki İspanyol tabanlı ırkçı sorunlardan sadece biri… Bknz İspanya Barcelona’nın Kamerunlu yıldızı Samuel Eto’o, Şubat 2006’daki Real Zaragoza maçında ırkçı tezahüratlar sonrası sahayı terk etmek istemişti. Ancak Ronaldinho ve Larsson tarafından ikna edilen futbolcu oyundan çıkmadı, bir golün asistini yaptı. Goller sonrası tüm futbolcuların Eto’o’ya gitmesi de ırkçılığa karşı omuz omuza verilmesi gerektiğine güzel bir örnekti. Birçok farklı etnik kökeni içinde barındıran İspanya’da Athletic Bilbao da Bask kökenli olmayan futbolcuları kadrosunda bulundurmayarak farklı ırklara kapalı bir tutum sergiliyor. Kökleri “Napolyon Savaşları” ve Darwinizm’e dek uzanan ırkçılık olgusunun spor ve futbolla tanışması faşist liderler Mussolini ve Hitler dönemlerine denk geliyor. Mussolini’nin desteklediği Lazio, “gestapo”ları anımsatan SS (aslında Societa Sportiva anlamına gelen) takısını değiştirmeyip kulüp politikasını açıkça gösterdi. Bu duruşunu devam ettirmekte olan kulüp, 2001’de kadrosuna babası İtalyan olan siyahi Liverani’yi katana dek siyah tenli oyuncu bulundurmuyordu. Bu tutumları da “Tüm Lazio taraftarları ırkçı değildir ama tüm ırkçılar Lazio taraftarıdır” sözünün oluşmasına yol açtı. Mussolini mirası İtalyan Paolo Di Canio da 2005’te Lazio’da oynarken bir maçta gol sevincini faşist selamıyla kutlayarak yeşil sahalarda politik görüşünü açıklamaktan çekinmedi. Aynı yıl Messina’da forma giyen Fildişi Sahilli Marco Zoro, ırkçı tezahüratlara dayanamayarak Eto’o’nunkine benzer bir tepki göstermişti. Hitler Almanya’sının “saf ırk” politikası ise günümüzde ütopik kaldı. Zira bugün Almanya Ulusal Futbol Takımı’nda “safkan” bir Almana rastlamak pek mümkün değil. Polonya, Brezilya, Gana asıllı oyuncular çoğunlukta… Bu futbolculardan Gana asıllı Asamoah, 2006’da oynanan Hansa Rostock (am.) sınavında ırkçı tezahüratlara […]

Eto’o Özbekistan’da, Fenerbahçe’ye göz kırpıyor.

Samuel Eto’nun 11 yıllık İspanya kariyeri, Barcelona’nın onu satış listesine koymasıyla sona ermiş görünüyor. Dünyanın hala en pahalı futbolcuları arasında yer alan Kamerunlunun peşinde 10’a yakın kulüp var. Bu kulüplerin arasında Fenerbahçe ve bugün itibariyle de Beşiktaş’ın ismi geçiyor. “Çalışan kazanır” felsefesiyle hareket ettiğini söyleyen Samuel Eto’o, 1981’de Kamerun’da doğdu. Topla olağanüstü hızlı hareket edebilen Eto’o, 17 yaşındayken Real Madrid tarafından keşfedildi. Ancak Madrid kulübü onu sadece keşfetmekle yetindi; “kıymetli” formasını iki maç dışında siyahi futbolcuya hiç giydirmedi (Ki Eto’o, bu iki maçta da gol attı). Eto’o, Real’deki “mecburi hizmet”ini 1997 ve 1998’de CD Leganes’e, 1999’da Espanol’de kiralık oynayarak geçirdi. Kamerunluyu 2000 yılında kiralayan Real Mallorca, bonservis hakkını Real Madrid’te saklı kalmak kaydıyla futbolcuyu transfer etti. 2000 Olimpiyatları’nda Kamerun Milli Takımı ile şampiyonluk yaşaması Real’i, oyuncudan vazgeçme kararından döndürmedi. Kiralık dönemi de dahil olmak üzere Mallorca’da 177 maç oynayan Eto’o, 2000-2004 arasındaki bu dönemde 66 gol attı. Ve kulübün, gelmiş geçmiş en başarılı golcüsü oldu. “Çirkin futbolcu forma sattırmaz” 2003/2004 sezonu başlarken Real Madrid başkan Başkanı Florentino Perez’in “Ronaldinho çirkin, forması satmaz” diyerek David Beckham ile anlaşmasının, Eto’o’nun da benzer bir düşünceyle kulüpten gönderilmiş olabileceğini düşündürüyor. Bu görüş, spor kamuoyunda da kabul görüyor. Görünen o ki Kamerunlu futbolcu İspanya’da, henüz ilk yıllardan itibaren derisinin renginden dolayı kötü muamele gördü. 2004’te kariyerinin en önemli imzasını, Real Madrid’in ezeli rakibi Barcelona’ya geçerek attı. Ronaldo’yu da kadrosuna katan Real, Eto’o’nun “vazgeçilebilir” olduğunu söylüyordu. Real ve Mallorca, Eto’o’nun bonservisi için Barcelona’dan 24 milyon avro kazandı. Eto’o,2004 ve 2008 arasında Katalan ekibinde 108 resmi maçta forma giydi ve 77 gol attı. Barcelona, Eto’o’lu kadrosuyla bu dönemde iki La Liga şampiyonluğu, iki İspanya Süper Kupası ve bir Şampiyonlar Ligi Kupası kazandı. Kamerun Milli Takımı’nın da yıldızı olan Eto’o, çıktığı 70 karşılaşmada 33 gol attı ve 2008 Afrika Uluslar Kupasından sonra tüm Afrika tarihinin en çok gol […]

Apartheid kurbanları kurban peşinde

Nıvart Taşçınivartt@gmail.com Johannesburg’un yoksul semtleri, birkaç gündür ‘insan avının’ yarattığı dehşeti yaşıyor. Ellerinde tüfek ve kesici aletlerle şehre dağılan yüzlerce kişi, öfkelerini kusabilecek bir “yabancı” bulmak üzere kapı kapı dolaşıyor. Sayıları tam olarak bilinmese de 3 ila 5 milyon arasında oldukları tahmin edilen, başta Zimbabwe, Mozambik ve Nijerya olmak üzere çeşitli Afrika ülkelerinden Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gelen göçmen ve mültecilerin, yoksulluk ve işsizliğin sorumluları olduğuna inanan kitleler, evleri ve iş yerlerini yağmalıyor, insanları ölesiye dövüyor, geçtikleri heryeri, hatta insanları ateşe veriyor. Hükümet yetkililerinin açıklamalarına göre, 21 Mayıs itibariyle ölenlerin sayısı en az 24. Kitlelerin saldırısından kaçarak karakollara ve kiliselere sığınanların sayısı ise 13 bin. Hafta başında ulusal çapta olağanüstü hal çağrısı yapan sivil toplum kuruluşları olayların “askeri müdahale gerektirecek noktaya” ulaştığı görüşünde. En az 250 kişinin tutuklandığı şiddet olaylarını “utanç verici ve canice” olarak niteleyen Güney Afrika Devlet Başkanı Thalbo Mbeki ise “anarşinin kökünü kazıyacaklarını” açıkladı. Ama saldırıya uğrayan göçmen ve mültecilerin sığındığı yerlerden biri olan Merkez Metodist Kilisesi’nin başrahibi Paul Veryn’in açıklamaları tüyler ürpertici: “Saldırganlar belediyelerle, yetki sahibi kimselerle temasa geçmiş olmalılar; aksi takdirde bu insanların tam olarak nerelerde yaşadıklarını nereden bilebilirler? Olaylar açık biçimde dışarıdan yönlendiriliyor.” Güney Afrika’nın makus kaderi! Güney Afrika’nın özgürlük mücadelesinde bir dönüm noktası olarak bilinen Apartheid (ırk ayrımına dayalı devlet sistemi) rejimine karşı sürdürülen direnişin, Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) hükümetle uzlaşmaya varmasıyla sonuçlandığı 27 Nisan 1994’ün yıldönümü, yüzyılların mağduriyetinin yarattığı etkinin bir çırpıda açıklanabilir ve aşılabilir olmadığını bir kere daha gösteriyor. Ülkede ilk kez bütün ırklardan vatandaşların eşit oya sahip olacağı adil bir seçimin kararlaştırılması ve Nelson Mandela’nın Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyah cumhurbaşkanı olması Güney Afrika topraklarında 400 yıl hüküm süren sömürgecilik ve Apartheid rejimini aşmak için yeterli koşulu sağlamamış görünüyor. Arkasında büyük ölçüde muhafazakâr ve sağcı bir nüfus bırakan rejim değişikliğinin toplumsal yapıda yarattığı tek farklılık, çoğunluğunu beyazların oluşturduğu üst sınıfa eklenen […]