İstanbul’dan kaçırılan Mektep

Ne onu müzeye çevirmek üzereyken elinden alınanın, ne bu kararı verenin ne de yeni sahibi Milli Eğitim’in haberi yok…

Ne onu müzeye çevirmek üzereyken elinden alınanın, ne bu kararı verenin ne de yeni sahibi Milli Eğitim’in haberi yok…

Avrupa Birliği Yeşiller Grubu ve Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth’un tutuklu gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’i ziyaret etmesine izin verilmedi. Roth, “Dostuna böyle davranan düşmanına nasıl davranıyor acaba?” dedi. /Bianet Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteciler Nedim Şener ile Ahmet Şık‘ı ziyaret etmek amacıyla Silivri Cezaevi‘ne gelen Avrupa Birliği Yeşiller Grubu ve Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth‘un ziyaretine izin verilmedi. Roth, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada, Şık ve Şener’i ziyaret ederek, onlara “sizin gibi gazetecileri unutmayacağız” mesajı vermek istediğini söyledi. “Ziyaret için Alman Büyükelçiliği ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na başvuru yapıldı. Maalesef şu ana kadar net bir cevap çıkmadı. Türkiye’de pek çok gazeteci cezaevinde bulunuyor, Şık ve Şener benim için örnektir; onları diğer gazeteciler adına da ziyaret etmek istiyorum.Türkiye’de gazetecilerin işlerini yaptıkları için tutuklu olmaları demokrasi için bir risk faktörüdür. Ben Türkiye dostuyum. Umarım ziyaret edebilirim.” “Önce görüşün dediler, sonra hayır” Ziyaret için içeri giren Roth, bir saat sonra çıkarak içeride gördüğü muameleden dolayı çok öfkeli olduğunu ve Şık ve Şener ile görüşemediğini söyledi. “70’den fazla gazetecinin tutuklu olduğu bir ülkede sorun vardır; bana gösterilen muamele yüzünden de öfkeliyim. 22 Temmuz’da Adalet Bakanlığı’na gönderdiğim resmi başvuru vardı. Alman Konsolosluğu ve Büyükelçilik defalarca devreye girdi. İçeri girdikten yarım saat sonra Dışişleri’nden ve Adalet Bakanlığı’ndan izin çıktı dendi. Yarım saat sonra ise iznin yazılı ulaşması lazım dendi. Ama yine de görüşebileceğimizi söylediler, bizi sanki suçluymuşuzcasına ciddi bir kontrole soktular. Ardından da savcı ziyaret edemeyeceğimizi söyledi. Yönetmeliğe göre 10 gün önce müracat edilmesi gerekiyormuş, ne kadar aptalca bir şey. Bana bunu söyleselerdi o bir hafta sonra gelirdim” “Neden bir gazetecinin tutukluluk sebebini kendinden dinleyemiyorum” Almanya’ya dönünce Adalet Bakanlığı ve Başbakan’a resmi bir yazı yazacağını söyleyen Roth, “İfade ve basın özgürlüğü olmadan demokrasi yaşayamaz” dedi. “Başbakan’a şunları soracağım: Siz neden korkuyorsunuz? Neden karanlığı aydınlatmaya çalışa bir gazeteci ile görüşemiyorum? Neden tutuklanan bir gazetecinin yaşadıklarını […]

Yakında iddianame çıkar o zaman suçumuz neymiş görür savunmamızı yaparız. Ama dünyada gazeteciler ve kamuoyu tıpkı Türkiye'deki çoğunluk gibi benim başıma gelenin bir "intikam operasyonu" olduğunu düşünüyor.

Rock’n Coke’un ana sahnesinde kapanışı yapan elektronik müziğin ilahı Moby, festivalin 2011 ayağına damga vuran isim oldu. Rock müziğin yanı sıra, alternatif tarzda pek çok performansı iki güne sığdıran Rock’n Coke, festival tarihinin en iyi kapanışlarından birini bu yıl Mobyile yaptı. Amerikalı müzisyenin konseri, ilk dakikasından son anlarına kadar, günü yakıcı güneş altında geçiren yüzlerce insanın festival yorgunluğunu tuzla buz etti. Moby, son albümü Destroyed‘ın turnesi kapsamında İstanbul’da olsa da, Porcelain, Lift Me Up, Why Does My Heart Feel So Bad?, Natural Blues gibi diskografisindeki klasikleşmiş parçalarıyla hayranlarına yaklaşık 1,5 saatlik unutulmaz bir performans sergiledi. Gecikmeli başlayan konser boyunca çalınan şarkıların çoğu Joy Malcolm’ın yorumuyla seslendirildi. Kişisel bir not düşecek olursam; bu yıl muhtemelen es geçecektim Rock’n Coke festivalini. Nedenlerim her yıl festivale katılanların dillendirdiği serzenişleriyle aynıydı: Festival alanının şehre çok uzak oluşu, bir Rock’n Coke geleneği olan tuvaletlerdeki hijyen meselesi ve istisnasız her festivalcinin belalısı aşırı sıcak hava… Oysa es geçmek şöyle dursun, Moby’nin bu yılki Rock’n Coke’ta sahne alacak olması, bir saatten uzun süren ulaşımı, sıcak havayı ve fazlasıyla yoğun geçecek bir haftaya üç saatlik uyku eşliğinde başlamayı bile göze aldırdı. Rock’n Coke bu yıl, heavy metalcilerden diskoculara kadar geniş yelpazede müzikseveri şehrin diğer ucuna taşıyacak bir programla Hazerfan Havaalanı’na dönüş yaptı. Her yıl rocker kitle dışındakilerin de ilgisini çekecek isim ve gruplara yer verilen festivalde bu yıl Motörhead, Limp Bizkit, Travis, The Kooks, Mogwai, Athena, Duman, Skunk Anansie, Thievery Corporation ve İlhan Erşahin gibi geniş yelpazede pek çok alternatif ismin sahnesi vardı. Ancak festivalin ana sahnesinde kapanışı yapan elektronik müziğin ilahı Moby, Rock’n Coke’un 2011 ayağına damga vuran isim oldu.

Defne Devrimi’nin derin medya sorunlarını çözmesi beklenemez ama ne olursa olsun, değişim başka bir medyanın mümkün olduğuna inanmakla başlayacak. sitesinden son derece kapsayıcı ve özenle kaleme alınmış bir metinle ortaya çıktı. 9000’e yakın imzanın toplandığı kampanyayı ana akım medyanın anlı şanlı (!) kalemlerinin yüz çevirmesi ve bu harekete dudak bükmesi doğrusu kimseyi şaşırtmadı. Ancak Defne Devrimi her ne kadar olumsuzluklara karşı tepki olarak doğduysa da mücadelelerini asla belirli köşe yazarlarına karşı kişisel bir savaş sığlığına çekmedi, eleştirilerini olabildiğince kapsayıcı, makro bir düzlemde tartışmaya çalıştı. İmza verenlerin ve medya diliyle derdi olanların isimlerle değil genel yerleşik düşünce kalıplarıyla ve hantal, köhne bir medya sistemiyle mücadele etmesi gerekliliği vurgulandı hep. Üstelik bu gösterilmek istendiği gibi sadece bir avuç eğitimli, kentli kadının talebi de değildi. Defne Devrimi ana akım medyanın toplumun çok gerisinde kaldığını düşünen herkesin hareketi oldu. Defne Joy’un ölümüyle tetiklenen bu hareket son zamanlarda sanal ortamdan sokaklara ve üniversite amfilerine taşıyor. Kuşkusuz Defne Devrimi’nin derin medya sorunlarını çözmesi beklenemez ama ne olursa olsun, değişim başka bir medyanın mümkün olduğuna inanmakla başlayacak. *Doç. Dr., İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Öğretim Üyesi(Bu yazı 4 Temmuz 2011 tarihli Habertürkgazetesinde yayınlanmıştır.)

İnternette uyuşturucu etkisi yarattığı söylenen ses dosyalarının paylaşımı ve satışı yayılıyor. Gerçek madde olmasa bile bu sesler de insan sağlığı için pek uygun değil. Uyuşturucu kullanmak ve satmak neredeyse bütün dünyada yasakken son yıllarda kullanım alanını hızla geliştiren ve ticari amaçla satışa sunulan “dijital uyuşturucular” insan sağlığını tehdit etmeye başladı. Uyuşturucu etkisi olduğu söylenen ve insanların beynine “binöral” ses sinyalleri göndererek, beyinde uyuşturuculara benzer etkileşimlere yol açabilen dijital ses dosyaları gün geçtikçe de çeşitleniyor. Bu ses dosyalarına internette “i-dose” tanımlaması yapılıyor. Bu dosyalarının çeşitlerine göre içki, extasy, kokain, şeytanın sesi, cehennemin sesi, hızlı mutluluk, marihuana, orgazm, mazoşist gibi çok farklı kategorilerde etkilere sahip olduğu öne sürülüyor. Bu dozlara internetten 3-5 dolar arasında değişen fiyatlarla sahip olabiliyorsunuz. Ayrıca bu ses dosyalarını satan internet siteleri bununla da yetinmeyip sesleri daha kaliteli dinleyebilmeniz için kulaklık, harici MP3 çalar gibi ekipmanlar da satıyorlar. Ses dosyalarına “doz” denildiğine bakmayın, aslında bütün bunlar MP3 formatında müzik dosyalarından ibaret. Örneğin bir dijital uyuşturucu satıcısı bu ses dosyalarının “kokain” dozunu 3 dolara satışa sunmuş. Bu ses dosyasını satın alan kişi, müzik dosyasını çalıştırıyor, kulaklıklarını takıyor ve 30 ile 45 dakika arasında kokain dozunu dinliyor. Kokain dozunun ayrıca üç dozu daha bulunuyor. Üç dozu da sırasıyla dinleyen kullanıcı, etkisinin ne olabileceği konusunda hiçbir fikri olmadığı halde eğlence amacıyla bu deneyimi yaşıyor. Hatta bu deneyimlerini yaşayıp youtube gibi video paylaşım sitelerinde paylaşanlar bile bulunuyor. İnternet aracılığıyla ulaşılabilen bir şeyin ne kadar çabuk yayılabileceği ve kontrolünün imkânsız olacağı gerçeği göz önünde bulundurulunca, bu yeni gelişmeye “dijital uyuşturucu” tanımlaması yapmak hiç de yanlış görünmüyor. Ancak satışa sunulan ses dosyaları arasında sadece kulağa “zararlı” gelen etkileri olabilecek dosyalar bulunmuyor. Dinleyeni hızlıca mutluluğa ulaştıran “quick happy”, zayıflamak isteyenlere iştah kesici “diet doze”, tarihten önemli şahsiyetlerin ruhlarıyla konuşabilmek için “soul mate”, uykuya dalmayı sağlayan “anestezi” gibi birçok farklı ses dosyaları da bulunuyor. Bu ses dosyalarını […]

Nöroloji uzmanının “Arabada arabesk ve hard rock dinlemek olumsuz etki yapabilir” sözleri üzerine 100 “taksici”ye gerçekten sorduk. Hangi radyoyu dinliyorsunuz? Geçtiğimiz günlerde Radikalgazetesinde yayınlanan bir haber, trafikte fazla zaman geçirmenin etkileri üzerinde yapılan araştırmaların sonuçlarını sunuyordu. (“Trafik öldürür!”, 5 Haziran 2011) Örneğin işten eve giderken 90 dakikadan fazla zaman harcayanların yüzde 40’ı, bir önceki güne göre daha sıkıntılı oluyor. Harvard Üniversitesi’den Robert Putman’ın çalışmasına göre ise kent içindeki uzun seyahat süreleri “sosyal izolasyon”a neden oluyor. Öyle ki Putman, ev-iş arasında harcanan her 10 dakikanın, yüzde 10 daha az sosyal ilişki ile sonuçlandığı varsayıyor. Trafiğin insan üzerindeki etkileri sadece psikolojik değil; evle iş arasında uzun süre harcayanların, kilo almaya daha yatkın ve hatta daha şişman. Kaliforniya Üniversitesi uzmanları uzun yolculukları, hayat tarzına bağlı olarak obezitenin en güçlü nedeni olarak görüyor. Bu uzun yol “kurban”larının her üçünden birinin ciddi boyun ve sırt ağrısı çekiyor olması da cabası. 36 binin 100’ü Haberde görüşüne başvurulan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz’un “araç kullanırken dinlenilen müzik” hakkında söyledikleri ise bu tercihin, şoförün psikolojisi üzerindeki etkisini ortaya koyması bakımından dikkat çekici: “Dikkati dağıtmayacak hoş bir müzik dinlemek yararlı olabilir” diyordu Yavuz. Ve hangi türün ne etki yapabileceğini şöyle açıklıyordu: “Arabesk gereğinden fazla efkârlandırarak dikkat dağıtabilir. Hard rock hız yapmayı tetikleyebilir; uzak durulmalıdır.” Nöroloji uzmanının söyledikleri aklımıza, trafikte en çok süreyi geçiren grupların başındaki taksi şoförlerini getirdi. HaberVs muhabiri Abdulsamed Güler üşenmedi ve klişelerden korkmadı: İstanbul’da 100 “taksici”ye çalışırken hangi radyoyu dinlediğini sordu. Güler neden 100 kişi seçtiğini şöyle açıklıyor: “İstanbul’da 18 bin adet ticari taksi var. Bunlar kayıtlı olanlar. Her aracı iki kişi kullansa, en az 36 bin şoför eder. Bütün şoförlere soramayacağımdan dolayı 100’ünü seçtim.” HaberVs 100 şoförle yaptığı “alan araştırmasının” gerçek sonuçlarını açılıyor! Taksicinin “Kral”ı Güler’in ulaştığı şoförlerin arasında hard rock dinleyen çıkmadı. Ancak nöroloji uzmanının uyarısının aksine, arabesk ve benzeri türde yayın yapan kanallar […]

Bu yıl “tabu” temasının işleneceği 19’uncu LGBTT (Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel) Onur Haftası başladı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Başbakan Erdoğan’ın Strasbourg’taki yaptığı ‘bomba-kitap’ benzetmesine raporla cevap verdi: “Kitaptan bomba olmaz”

Metin Lokumcu’nun cenaze töreni sırasında gözaltına alındıktan sonra Erzurum’da serbest bırakılan gazeteci Cemil Aksu ve Başaran Aksu, Hopa’da 31 Mayıs ve sonrasında yaşananları anlatıyor. İşte olayları bire bir yaşayan gazetecilerin kaleminden geçmişi ve geleceğiyle Hopa… dergisinin editörüdür.

Haber ve Çeviri: Üç aydır tutuklu bulunan HaberVseditörü Ahmet Şık, dünya basınında yer bulmaya devam ediyor. Almanya’da haftalık yayımlanan Focusdergisinin son sayısında yer alan bir makalede Ahmet Şık’ın tutukluluğuna dikkat çekildi. Derginin Yakın ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Andrea Claudia Hoffmann tarafından yazılan makalede “Yargının keyfi tutumunun başlıca örneği marttan beri tutuklu olan Ahmet Şık’tır” denildi. “Sultan Tayyip Erdoğan”başlıklı yazıda Türkiye’de son dönem gelişmeler ele alındı. Yazıda Türkiye’de hükümeti eleştirmenin gazeteciler açısından işinden olmakla eşanlamlı olduğu vurgulandı. Türkiye’de halen 68 gazetecinin tutuklu olduğuna dikkat çekilen yazıda yargının keyfi tutumunun başlıca örneğinin marttan beri tutuklu olan Ahmet Şık olduğu belirtildi. Ahmet Şık’ın kitap taslağının savcılık emriyle silinmesine karşın internette elden ele dolaştığı ifade edildi. Yazıda kitap şu sözlerle tanıtıldı: “Ahmet Şık ‘İmamın Ordusu’nda Erdoğan’ın Akpartisine ideolojik olarak yakın duran, İslami muhafazakar Gülen Hareketi üyelerinin Türk polisinin içine sızdığı iddiasını ileri sürüyor. ‘Bu hareket İslam ile Milliyetçilik arasında bir bağ kurmaya çalışıyor’ diyor Ahmet Şık hapisten.” Dr. Hoffmann ayrıca yazısında kitap taslağından da şu alıntılara yer verdi:“2000 yılından itibaren Türkiye’nin yönetici kadrosunu dönüştürmek için bu hareket 80li yıllardan beri eğitim alanında aktif olmuştu: Bu kadro kendine Altın Nesil adını vermişti ve gerçekten de Gülen öğrencileri bugün içeride önemli pozisyonlara sahip. Polisin, yargının ve eğitim sisteminin içinde. Amaçları İslam inancını bürokrasiye iyice yerleştirmek.” Focusdergisinde yer alan “Sultan Tayyip Erdoğan” başlıklı yazının tamamını aşağıda bulabilirsiniz. Sultan Tayyip ErdoğanAndrea Claudia HoffmannFocus / 30 Mayıs 2011 Türk sanatçı Bedri Baykam kemerinde bir tabanca taşıyor. Bunun için geçerli nedenleri var. Kısa süre önce İstanbul’da sokak ortasında bıçaklandı. “Pis herif bir milimetre daha derine saplasaydı, şimdi ölmüş olacaktım” diyor ve karnındaki bıçak yarasının üstüne sardığı beyaz sargı bezini gösteriyor. Baykam şuna inanıyor: “Bu manyak bir İslamcının yaptığı münferit bir saldırı değil. Onu bir infaz timi yollamış” Recep Tayyip Erdoğan ve onun tarafından kurulan İslami Akparti hükümetinin Türkiye’deki 9. […]
Hopa’da emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne neden olan biber gazı terörü, Türk Tabipler Birliği’nin uyarılarına rağmen Ankara, İzmir ve diğer illerden sonra İstanbul Şişli’deydi. Video: Hopa’da çıkan olaylar sırasında öğretmen emeklisi Metin Lokumcu’nun biber gazından etkilenerek hayatını kaybetmesinin ardından, tüm yurtta devam eden protesto gösterileri polisin orantısız şiddetiyle karşılaşıyor. Emek örgütlerinin çağrısıyla İstanbul Mecidiyeköy’deki AKP Şişli İlçe Başkanlığı önünde eylem yapan yüzlerce kişi gaz bombası ve basınçlı suyla dağıtıldı. Mecidiyeköy’de yapılan basın açıklaması sırasında, açıklama henüz devam ederen bazı polislerin etrafta toplanan halka “birazdan biber gazı sıkılacak burada durmayın” uyarısı yaptığı duyuldu. İstanbul Tabip Odası, KESK İstanbul Şubeler Platformu, DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği ve TMMOB İl Koordinasyon Kurulu’nun çağrısıyla 19.00 İstanbul Şişli Cevahir AVM önünde bir araya gelen yüzlerce kişi Hopa’da yaşanan ve ardından tüm ülkeye yayılan olayları protesto etmek için Mecidiyeköy’e yürüdü. Eylem çağrısı yapan örgütlerinin yanısıra Metin Lokumcu’nun da üyesi olduğu Eğitim-Sen, Halkevleri, Derelerin Kardeşliği Platformu, ÖDP, SDP, SODAP, DEK, Öğrenci Kolektifleri ve Gençlik Muhalefeti’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda örgüt katıldı. Eylemciler “Her yer Hopa her yer direniş”, “Öğretmenin katili AKP’nin polisi”, “Tek yol devrim” sloganlarıyla AKP Şişli ilçe binası yönünde yürüyüşe geçti. AKP binası önüne gelindiğinde emek örgütleri adına bir basın açıklaması okundu.”Bu cinayetin ve arkasından yaşanan saldırıların sorumlularının hak ettiği cezayı alması için gerekli mücadelenin sürdürüleceğini kamuoyuna ilan ediyoruz.” denilen açıklamada “Cinayetler, düzmece mahkemeler, keyfi gözaltı ve tutuklamalara karşı” direniş çağrısı yapıldı. Türk Tabipler Birliği adına konuşan Ali Çerkezoğlu da protestolara karşı biber gazının kullanılmasının ölümcül sonuçları olduğunu belirterek, hükümetin bu öldürücü silahı kullanmaması konusunda uyardı. Açıklamaların ardından eylemciler AKP binasını korumak için barikat kuran polislere yumurta attı. Kısa süre sonra da polis saldırısı gerçekleşti. Tazyikli su ve gaz bombası ile saldıran polis yakaladığı eylemcileri darp etti. Polisin gaz bombalı saldırısında Eğitim-Sen 8 no’lu şube yöneticisi Barış Demirci, Eğitim-Sen 8 no’lu şube üyesi Özgür Yüksekdağ […]

sayfalarımızdan da takip edebilirsiniz Ama siz, -kesinlikle yorumlaması gereken meselelerde sözünü nedense sakınan- Murat Belge, -konduramadığım- Halil Berktay, ve temiz vicdana sahip olduğunu düşündüğüm (sandığım), Roni Margulies, Nabi Bey, Mithat Sancar gibilerinin ise AKP ile “sivillik ve demokrasi” geleceğine, “vesayetten” kurtulacağımıza olan güveniniz ve verdiğiniz destek nedeniyle “ortada kalma korkusu” yaşadığınızı, ezcümle, “Hayır“cıların sizi sürüklediği “Politik arabesk” hali içinde olduğunuzu düşünmeye meyyal ve hazır olduğumdan hâlâ sizlerle konuşmaya çalışıyorum.Bu düşüncemde ne kadar safım bilmiyorum ama, yine de denemeye değer diyorum. Tam bu noktada.. düşündüm de.. yok yahu..! Sizin bu ergenekon meselesinin içini dışını bilmemenize;-bu soruşturmayı yürüten “yapı ve geleneğin” asla ve kat’a bir derin devlet soruşturması yapmasına ve-Türkiye’nin cari siyasal kültürü ve ahlaki anlayışı ile mevcut hükümetin siyasal, kültürel yapısı ve hak ve adalet bilinci itibariyle, derin devletle hakiki ve samimi olarak yüzleşme başlatmasına imkan olmadığını..-hadi olduğunu varsaysak bile Türk yargısının “derin devlet” soruşturması yapacak bilinç, yetenek ve kapasiteye sahip olmadığını..-çok daha önemlisi, demokratik bir amaç taşıyan bir “derin devlet tasfiyesinin” -salt- yargıya havale edilerek mümkün olamayacağını..ezcümle; “yargı eliyle demokrasi” getirmenin mümkün olamayacağını bilmemenize imkân var mı? Yok kesin yok.. (Bir anda Ahmet Şık meselesindeki tavrınızı hatırladım da.) O halde, -izninizle- mektubumdaki tartışmayı sadece girişteki mevzuyla sınırlandırıyorum: Alper bey,Hani demiştiniz ya; “niye görmezler?”Ben de şimdi size soruyorum: -Önce, bir başka örnek:- Başbakanın; “gösterici öğrencilerin karşısına 5-10 bin kişi çıkarma” tehdidi son dönemlerin en korkunç lafı (hatta olayı) değil miydi ki, Taraf’ta yorumsuz, renksiz sıradan bir beyanat olarak geçti? Manşette değil, ilk sayfada bile değil; içerlerde bir yerlerde, bir köşecikte. Hani hatırlar mısınız (lütfen kusura bakmayın, bu gün sizin hafızayı çok zorladım), -tıpkı eskiden “yenildiğimiz ama ezilmediğimiz” maçların ertesinde, yabancı basın taranır da biz de merakla “övgü” imâsı arardık ya, kısmen o hesap- “Ergenekon”un flaş haberlerinin ertesinde medyayı tarar da; “şu azıcık gördü.. bundan tıs yok.. şuncağız manşet yaptı.. bu da […]

Basketbolda Avrupa liglerinin en kısa “playoff” serisine sahibiz. Yetmezmiş gibi, ligdeki ikili averajını finallere taşıyan takımlar eşleşmelere 1-0 önde başlıyor; iki maç kazanan takım kendini finalde bulabiliyor. Türkiye Beko Basketbol Ligi’ndeki “playoff” sisteminden hemen her takım şikâyetçi. Normal sezonda rakibine karşı iki maçı da kazanmış olan bir takım, playoff serisine rakibine karşı 1-0 önde başlarken, bu takım ligdeki sıralamada rakibine göre daha iyi durumdaysa ilk maçı da kendi evinde oynuyor. Yani bir takım ligi birinci bitirmiş ve sekizinci takımla eşleşmişse ve güçsüz rakibini normal sezonda iki maçta da yenmişse, hem seriye 1-0 önde başlıyor hem de ilk maçı kendi evinde oynuyor. Birinci olan takım kendi evinde oynadığı maçı da kazandığı takdirde, 2-0 öne geçiyor ve kazanması gereken sadece tek maç kalıyor. Bu durumda güçsüz olan takımın turu geçmesi için üst üste üç maç kazanması gerekiyor ki bu da bugüne kadar eşine rastlanmamış bir şey. Avrupa’da, takımların sezon performansını bir tarafa koyup, herşeye sıfırdan başlama imkanı veren ve bu özelliğiyle gerçek bir çekişmeye imkan veren playoff sistemi, Türkiye’de oldu bittiye getiriliyor. Olan, sezonda yapamadığını final serilerinde yakalama şansını kovalayan takımlara ve basketbol izleyicisine oluyor. “Daha heyecanlı bir sistem” Playoff sisteminden canı yanan takımlardan biri Pınar Karşıyaka… Karşıyaka’nın koçu Hakan Demirkonuyla ilgili “Play-off sistemi bu şekilde devam ederse sezon içi bir anlam ifade etmez. Efes ile bir galibiyet farkımız var. Ama iki maç üst üste ev sahibi takım evinde olunca, anlamlı olmuyor. Daha heyecanlı olabilecek bir sistem olmalı. Önerim Avrupa’da olduğu gibi 0-0 başlayıp bir maç, bir maç şeklinde devam etmesi” diyor. Ligin son haftasında kendi evinde Antalya’ya yenilen Galatasaray Cafe Crown, bu mağlubiyetle çeyrek finalde Beşiktaş Cola Turka ile eşleşti. Maçtan sonra Beşiktaş ve Olin Edirne cephesinden Galatasaray’a suçlamalar yağdı. Suçlamaların nedeni şuydu: Galatasaray son hafta Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni mağlup etseydi, playoff’larda Olin Edirne ile eşleşecekti ve Galatasaray, Olin Edirne eşleşmesine […]

Bandırma’da öldürülen gazeteci Cihan Hayırsevener’in davası İstanbul’da devam ediyor. Hayırsevener ailesi davalarının ulusal basından yeterli ilgiyi görmediği görüşünde. Bandırma’da öldürülen gazeteci Cihan Hayırsevener’in 26 Mayıs tarihinde İstanbul 10. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davası, tutuklu kişilerin tutukluluk hallerinin devamı kararı alınarak 18 Ekim 2011’e ertelendi. Cihan Hayırsevener’in yakınları ve kızı görülmekte olan davanın basın organlarında yeterince yer bulmadığı ve yalnız bırakıldıkları görüşünde. Balıkesir’in Bandırma ilçesinde 18 Aralık 2009’da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen Güney Marmara’da Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cihan Hayırsevener davasına ilişkin duruşma Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin, Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 10. Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi arasında yaşanan görev uyuşmazlığına son vermek amacıyla aldığı karar doğrultusunda 26 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da görüldü. Cihan Hayırsevener, Bandırma’da Güney Marmara’da Yaşam gazetesinde çeşitli kamu ihalelerine fesat karıştırdığı iddia edilen bir organize suç örgütünün yaptığı yolsuzluklara ilişkin yazdığı yazılar sebebiyle sokak ortasında silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştü. Hayırsevener cinayetine ilişkin dosya Yargıtay kararıyla “ihaleye fesat karıştırmak”, “suç örgütüne üye olmak” gibi suçlardan açılan dosya ile birleştiğinden 18 Ekim’de devam edecek yargılamada gizli tanıkla birlikte birçok tanığın da dinlenmesi bekleniyor. Yaklaşık bir saat süren bugünkü duruşmada Mahkeme Başkanı Ömer Diken, tutuklu kişilerin tutukluluk hallerinin devamı kararını alarak davayı ileri bir tarihe erteledi. Cihan Hayırsevener’in yakınları ve Balıksesir’den gelen çalışma arkadaşları davasının basın mensupları ve gazeteciler tarafından yeterince takip edilmediğini ve basında işlenmediği dile getirdiler. Davayı izleyenler arasındaki Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Temsilcisi ve Bianet yayın yönetmeni Erol Önderoğlu“Bu kadar haklı bir olayda böylesine azınlık halinde kalmanın üzücü olduğu” görüşünde. Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ramazan Demir ise davanın organize suç örgütü dahilinde görülecek olmasının herşeyden önemli olduğunu belirtti. Cihan Hayırsevener’in kızı Gaye Hayırsevener Clifford ise cinayete kurban giden babası Cihan Hayırsevener’in yerel yayın organında çalışan bir gazeteci olduğu için davanın yerel ve ulusal yayın organları tarafından önemsenmediğini vurguladı. Kolombiyalı bir öğrencinin […]

Financial Times ve Wall Street Journal’dan sonra New York Times da internette ücretli modele geçti. Peki internette paralı içerik modeli ne kadar gerçekçi ve Türkiye için geçerli mi? ” (14 Mart 2011) raporuna göre; gazete okurlarının sayısı 2009-2010 yılları arasında 5 puan gerilerken, internet okurları sayısı 17 puan yükseldi. Aynı rapora göre insanlar bir haberi gazetelerden önce internet ortamından okuyor. Bu alışkanlığın ilerleyen zamanlarda geleneksel gazeteciliğin pabucunu dama atacağı düşünülüyor. Türkiye’de “e-gazete” Türkiye’de gazetelerin internet sayfalarını takip edebilmek için herhangi bir ücret talep edilmiyor ancak gazetelerin basılı haline internet aracılığıyla ulaşabilmek ücretli abonelik gerektiriyor. İnternetten bir gazeteyi basılı haliyle okuyabilmeye “e-gazete” deniliyor. Neredeyse Türkiye’deki bütün gazeteler “e-gazete” hizmetini okuyucularına sunuyor. Bu hizmeti ücretsiz olarak sağlayan gazeteler varken, aynı hizmet için ücret talep eden gazeteler de bulunuyor. Türkiye’de “e-gazete” sistemini kullanan gazeteler ve belirlenen “çevrimiçi” abonelik ücretleri şöyle: Sabah, Takvim, Fotomaçaylık 2 TL, Taraf, aylık 20 TL, 3 aylık 50 TL, 6 aylık 90 TL, 12 aylık 160 TL, Radikal, 1 aylık 3 dolar, 1 yıllık 33 dolar (IPAD’ler için sağlanan basılı gazete), Hürriyet, 6 aylık 15 TL, 1 yıllık 25 TL, Cumhuriyet3 aylık 42 TL, 6 aylık 81 TL, 1 yıllık 150 TL. Tek elden “e-gazete” okumak Gazetelerin kendi “e-gazete” sistemleri dışında, ReadJournal.com internet sitesi de kullanıcılarına bilgisayar başında “gazete” okuma imkanı sağlıyor. Bu internet sitesi henüz deneme aşamasında ancak anlaşmalı oldukları gazeteler de bulunuyor. Star, Akşam, Agos, Evrensel, Birgüngazetelerinin hem güncel hem de arşiv gazetelerine tüm sayfalarına kadar ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca bu gazetelerin sayfalarından istediğiniz bir kısmı küpür olarak kesip mail adresinize gönderebiliyorsunuz. Anlaşmalı gazetelerin her birinin ayrı çevrimiçi abonelik ücretleri bulunuyor: Akşamyıllık 323 TL, Star, Evrensel, Birgün, yıllık 175 TL, Agosyıllık 43 TL. Sistemde Zamanve Türkiyegazetesi ücretsiz olarak sunuluyor. Neden ücretli abonelik? Radikalgazetesi yazarı Serdar Kuzuloğlu’na göre Amerika’da geçtiğimiz sene Rupert Murdoch tarafından başlatılan “ücretli” abonelik sistemi, ilerleyen zamanlarda […]

Takipçisiyle kafa kafaya girdiği son haftadan başı dik ayrılanlar, şampiyonluk turuna hazırlanırken eve boş dönenler… Süper Lig tarihinde kupa sevincinin fotofinişle belirlendiği birçok sezon yaşandı. Türkiye futbol liginde şampiyonun son haftada belli olması futbolseverler için yeni bir durum değil. Özellikle, son beş sezonda iki kupayı ligin son dakikalarında yitiren Fenerbahçetaraftarları, takımlarının Sivasspor’la 22 Mayıs Pazar günü oynayacağı son karşılaşma öncesinde şampiyonluk için temkinli konuşuyor. Rakibinin hem mutlak hem de ikili averajda gerisinde bulunan Trabzonsporlular da aynı şekilde şampiyonluğun “dakikalara bağlı” olduğunun bilincinde. Benzer heyecan ligin 52 yıllık tarihinde defalarca yaşandı. HaberVs son haftaya kalan şampiyonluk mücadelelerini derledi. 1958/59: Grup finaliProfesyonel Futbol Ligi’nin başlangıcı kabul edilen 1958/59 sezonunda lig, iki gruba ayrılmıştı. Beyaz Grup lideri Fenerbahçe, Kırmızı Grup lideri Galatasaray’la iki aşamalı finalde karşılaştı. Galatasaray ilk maçı 1-0 kazandı ancak rövanşta 4-0 yenildi. Kupaya sarı lacivertliler uzandı.1960/61: 2 puanlı sistemLigin son haftasına 3 puan farkla giren Fenerbahçe, son maçta en yakın takipçisi Galatasaray’la karşılaştı. Galatasaray’a 2-1 yenilmesine rağmen o dönemki 2 puanlık sistemle yine 1 puanlık farkı koruyarak Fenerbahçe şampiyonluğa ulaştı. 1970/71: ‘Anons skandalı’nın öncüsüGalatasaray, ligin son haftasına 1 puan önde girmişti. Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı yenip, Galatasaray’ın puan kaybetmesi durumunda şampiyonluk Fenerbahçe’nin olacaktı. Ve geçen sezon yaşadığımız anons skandalının ilki 6 Haziran’daki Fenerbahçe-Beşiktaş maçında gerçekleşti. Beşiktaş’ı 1-0’la geçen Fenerbahçe, Galatasaray’ın mağlup olduğu anonsundan sonra şampiyonluk kutlamasına başlamıştı. Fakat Ankara’da PTT’yi 7-1 ile geçen Galatasaray 19 Mayıs Stadı’nda şampiyonluk turunu atmıştı bile. 1978/79: Önde giden kazandıGalatasaray bu sefer Trabzonspor’la yarış içindeydi. Son haftaya 2 puan önde giren lider Trabzonspor yenilmesi ve Galatasaray’ın son maçını kazanması halinde şampiyonluğa sarı kırmızılı ekip uzanacaktı. Trabzon son hafta Orduspor’dan 1 puan koparıp son haftaya kadar süren şampiyonluk yarışını önde bitirdi.1981/82: “Hükmen” şampiyonTrabzonspor’un 1 puan önündeki Beşiktaş, liderliği ve şampiyonluk heyecanını 34. haftaya kadar taşımıştı. Beşiktaş, Eskişehirspor’u hükmen mağlup etti ve Trabzonspor’un son haftada şampiyon olma umutlarını bitirdi.1984/85: […]

Büyük Anadolu Yürüyüşü için Muğla’dan yola çıkan Güney Ege Kervanı’nın sözcüsü Berkay Kuyzu, Ankara Gölbaşı yakınlarında bir kamyonetin çarpması sonucu ağır yaralandı. Kuyzu’nun sağlık durumu iyiye gidiyor. Büyük Anadolu Yürüyüşü’ne Muğla’dan katılan Güney Ege Kervanı‘nın sözcüsü Berkay Kuyzu, 18 Mayıs akşamı Ankara Gölbaşı yakınlarında bir kamyonetin çarpması nedeniyle yaralandı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anestezi Bölümü yoğun bakım servisinde tutulan Kuyzu’nun durumu iyiye gidiyor. Olaya tanık olan yürüyüşçüler, kaza anında kervanın emniyet şeridinde ilerlediğini ve kamyonetin Kuyzu’ya arkadan çarptığını, ancak aracın durmaması nedeniyle plakasının tespit edilemediğini belirtiyor. HaberVs’nin ulaştığı Gölbaşı Jandarma Komutanlığı, kazanın Ahiboz Karakolu sınırları içinde gerçekleştiğini belirtiyor ancak soruşturmanın devam ettiği gerekçesiyle bilgi vermiyor. Karanlık, ışık ve silah 9 Nisan’da Yuvarlakçay’dan yola çıkan ve Türkiye’nin suyunu, doğasını ve köklerini yaşatmak amacıyla “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” sloganıyla Ankara’ya ilerleyen 11 ekipten biri olan Güney Ege Kervanı, 16 Mayıs’ta Mezopotamya Kervanı’yla birleşti. Grup, önceki gün Gölbaşı yakınlarına ulaştı. Kervanda bulunan İbrahim Bardakçı, Cengiz Öztürk ve Dicle Tuba Kılıç’ın anlatımıyla olay şöyle gelişti:Kervandaki atların nallarının değiştirilmesi nedeniyle vakit kaybeden yürüyüşçüler, karanlıkta yol almak durumunda kaldı. Kervandaki köpeklerle, yanından geçtikleri özel mülkiyetin bahçesinde bulunan köpeklerin karşılıklı havlaması evdekileri tedirgin etti. Mahalli kıyafetlerle, at arabaları ve köpeklerle ilerleyen bu kalabalık grubu teşhis etmek isteyen evdekiler grubun üzerine şiddetli ışık tuttu. Işık birkaç dakika sonra kapatıldı ancak ardından havaya iki el ateş edildi. Kervandakiler, kimsenin yaralanmadığından emin olduktan sonra yürüyüşe devam etti. Yaklaşık 5 dakika sonra emniyet şeridinden ilerleyen grubu en arkadan takip eden ve elindeki fenerle yürüyüşçülere yardımcı olmaya çalışan Berkay Kuzu’ya bir kamyonet çarptı. Kamyonet durmayarak hızla uzaklaştı. O sırada Kuyzu’nun uzağında olan yürüyüşçüler aracın plakasını göremedi. Yürüyüşçüler, kazada bir kasıt aranmaması gerektiğini, kazanın karanlık nedeniyle yaşanmış olabileceğini ve tek temennilerinin, arkadaşlarının bir an önce sağlığına kavuşması olduğunu dile getiriyor. Kuyzu gözlem altında HaberVs’nin edindiği bilgilere göre Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anestezi Bölümü […]

Yurttaş gazeteciliği ve acil bilgi edinme olanaklarını artıran Ushahidi yazılımı 12 Haziran seçimleri için Türkçe’ye çevrildi. secimtakip.org adresinden yayın yapan platform, seçmenlerin basında yer almayan haberleri duyurmasına imkan tanıyor. ) sitesiyle seçimi birinci ağızdan izlemek ve aktarmak isteyen kullanıcıların hizmetine sunuldu. secimtakip.org, basından ve vatandaşlardan topladığı bilgileri yaymak için internetin kitlesel iletişim olanaklarından faydalanıyor ve paylaşılan bilgilerin harita üzerinde görselleştirilmesini sağlıyor. “Yurttaş gazeteciliği”, her vatandaşa karşılaştığı olayları, sorunları, okuduğu ilgili haberleri ve kendi çektiği fotoğraf ve videoları site aracılığı ile yayınlama imkanı sunuyor. Böylece vatandaşlar bilgileri paylaşabiliyor ve birinci ağızdan, yorumsuz bilgilere ulaşabiliyor. Sitenin bir diğer amacı da sesini duyuramayan yerel medyaya aracılık etmek. Seçim Takip sitesi, özellikle seçim döneminde sandıktan bilgiler almak için kuruldu. Seçime kadar basından ve sokaktan bilgiler alarak seçim kampanyalarını ve yerel bilgileri insanlara aktarmaya devam edecek. Seçim takip sitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka yönetiminde Siber-Kültür Çalışmaları Yüksek Lisans Programı kapsamında öğrenciler tarafından hazırlandı. Moderetörlerinin öğrencilerden oluştuğu seçim takip sitesi açık kaynak kodlu Ushahidiplatformunun Türkçe versiyonu. Yazılımın Türkçe’ye çevrilmesinde İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri Amerika’nın Sesiradyosu (Voice of Amerika) Türkiye masasıyla birlikte çalıştı. Türkçe yazılım da Ushahidi sitesine yüklendi. Ushahidi (ushahidi.com) 2007’de Kenyalı bir avukat tarafından yapılan bir yazılım. Kaynağı belli olan ya da olmayan haberleri sadece içerdiği bilgilerle değil aynı zamanda Google haritasına dökerek lokasyonlarıyla takipçilerine ulaştırıyor. Kenya, Meksika ve Hindistan seçimlerin de kullanılan Ushahidi, Haiti ve Şili depremlerinde de kullanıldı. Depremlerde kazazedelere ulaşmak, yardım ihtiyaçlarını bildirmek için internet ve sms aracılığıyla mesaj atılan yerler haritada işaretlendi. Washington Post’un da kullandığı Ushahidi gazetecilik için de önem taşıyor. Gazetecilerle vatandaşın bilgi alışverişini, sıcak haber takibini, ulaşılması kolay olmayan bölgelerden haber almayı sağlıyor.Nasıl kullanılacak? Sitenin basit bir işleyişi var. Haber gönder başlığına girerek; haberin konusunu, açıklamasını ve kategorisininin yazılması gerekiyor. Kategoriler; basından, halktan ya da medyadan gelenler başlıklarına bölünmüş. Gönderilecek bilgilere haber kaynak […]

Milliyetgazetesi yazarı ve Uluslararası Basın Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kadri Gürsel, Türkiye’de basın özgürlüğünü konuşmanın artık anlamsız hale geldiğini söyledi. Hükümetin, Sivil Toplum Örgütleri’ne karşı tavrını da zalimce bulduğunu belirten Gürsel, Avrupa Parlementosu’na göre, Türkiye’deki bazı radikal gruplar, gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’i bir terörist örgütün başı olarak görüyor. Gürsel’e göre “Uzlaşmacı görünen ve Avrupa Birliği yolunda ilerlemeye çalışan Türkiye, gazetecilerini tutuklama yolunda dünya şampiyonu.” Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Medya Günleri çerçevesinde Santral yerleşkesinde gerçekleştirilen Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO) tarafından düzenlenen Güney, Doğu ve Orta Avrupa’da Basın Özgürlüğü başlıklı toplantıda konuşan Gürsel, hükümetin söylemlerinin eylemleri ile çeliştiğini ifade ederek; gazetecilerin tutuklanmasının, internet sansürünün ve en önemlisi otosansürün gazeteciliği öldürdüğünü belirtti. Gürsel, Türkiye’nin basına “itaat” psikolojisini aşılamasına ve basının bir çeşit propaganda mekanizması olması için zorlanmasına rağmen “güllük gülistanlık bir tablo” sergilenmeye çalışıldığı görüşünde. Basının özgürlüğünün, insanın özgürlüğü olduğunu savunan Gürsel, Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’nin en önemli maddelerinin “seçimini özgür yap ve kendini güvende hisset” olduğuna dikkat çekti. Gürsel, “Bu durumun aksi gerçekleşirse, insanoğlu tehlikededir” diyerek ana akım medyada yirmi beş yıllık meslek hayatında basına ilk kez bu denli kötü davranıldığını söyledi. Toplantının moderatörü, Hürriyetgazetesi dış politika yazarı Ferai Tınç, Avrupa Birliği’nde herşey için bir kural olduğunu ancak basın için hiçbir kuralın olmadığını hatırlatarak Avrupa Birliği için “demokrasinin Mekke’si” benzetmesini yaptı. Center for Independent Journalism (Bağımsız Gazetecilik Merkezi) üyesiMacar gazeteci Maté Stiglincz ise, ülkesindeki basın özgürlüğünüyle ilgili düzenlemeleri anlattı. Macaristan’ın uluslararası standartları edinmesi gerektiği savunan Stiglincz, medyanın öz düzenleme yapmasını gerektiği görüşünde. Bianeteditörü Erol Önderoğlu, Türkiye’de Yahudi ve Ermeni gazetecilere baskının daha çok olduğunu ifade ederek Hrant Dink suikastini örnek gösterdi. Daha önce de Bianet’e sansür uygulandığını hatırlatan Önderoğlu, siber saldırıların son hedefinin Bianet, Birgüngazetesi ve sosyalist medya olduğunu söyledi.