Habervs

Habervs

Ne yersen 1 TL

“Her şey 1 lira”cı dükkânlara rastlamak sürpriz değil. Ama söz konusu “her şey” yemek olunca inandırıcı gelmiyor, ilk bakışta. Merak ettik, denedik ve beğendik. İstanbul Maltepe’nin en işlek mekânı Bağdat Caddesi’nde bir kafenin vitrinine gerili branda: “Ne yersen 1 TL” yazıyor büyük harflerle. 1 TL’ye ne yenebilir ki? Branda, kafeye yaklaştıkça bu sorunun cevabını da veriyor: Köfte ekmek, kuru fasulye, tepsi böreği, nugget, hamburger,… Özetle 1 TL’ye alınması mümkün görünmeyen pek çok yiyecek. 1 TL, hatta daha da ucuza yemek satan büfelerin varlığı bir sürpriz değil. Ancak bu dükkânların mönüsü, Maltepe’de karşılaştığım örnekten çok daha mütevazıydı. Merakı gidermenin tek yolu içeriye girip denemek. Bir masaya oturup siparişimi veriyorum: Hamburger, yaprak dolma ve kola. Garsonların güler yüzlülüğüne rağmen tedirginliğim tümüyle geçmiş değil. “Kişneyen” bir hamburgerle mi karşılaşacağım acaba? Hamburgerin eti ince haliyle, ama turşudan domatesten kaçılmamış. Lezzeti beklentimin çok üzerinde. Bir porsiyonda beş dolma var; sıkı sarılmış, tadı tuzu yerinde. Afiyetle yiyorum. Yediklerimde hiçbir sorun yok. Ancak fiyat hâlâ sorunlu! Nasıl olup da bu fiyata bu hizmeti sunuyor? “Sürümden kazanıyoruz” diye cevaplıyor kafenin sahibi Eda Kızılırmak. Ve “1 TL”nin öyküsünü anlatmaya başlıyor: “Daha önce köfte çeşitlerine ağırlık veren bir işletmeydik. Bir porsiyonu 9 TL’den veriyorduk. Ancak kriz sonrasında işlerimiz iyi gitmiyordu. ‘1 TL’ önerisi benden geldi. Ortağım buna itiraz etti ve ayrıldık.” “9 liranın bana veremediğini 1 lira verdi” diye devam ediyor Kızılırmak. “İlk ay zarar ettik gerçekten ancak ikinci ay 26 bin ürün satarak bunu telafi ettik. Benim amacım bir kişiden dokuz lira almak değil, dokuz kişiden birer lira almak”. Dokuz kişiyle uğraşmanın daha zor olup olmadığı sorusunu ise “herkesin cebinde 9 lira yok ama 1 lira var” diye cevaplıyor. Bir liraya ürün satabilmenin zor olmadığını anlatırken artan satış nedeniyle tedarikçilerden yüzde 60’a varan indirimler aldığına dikkat çekiyor. Mevsimine göre, ıspanaktan karnabahara 1 liraya ne satılabilirse satıyorlar. Düne kadar taze […]

‘Başbakan ve Bakanı Guinness’e girmeli’

Silopi’deki tokat olayı için savunma yapmayacağını dile getiren BDP’li Sebahat Tuncel suçun devlette olduğunu yineledi. “‘Nükleere hayır’ diyenlere ‘O zaman tüp de kullanmayın’ diyen inanılmaz bir Başbakan var. AKP halkın lehine hiçbir şey yapmıyor.” Nevruz törenlerinde polise attığı tokatla gündeme gelen Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, bu olay nedeniyle kendisini savunmayacağını çünkü suçun kendisi değil devlet tarafından işlendiğini, Başbakan ve bakanların söylemleriyle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olduğunu söyledi. “Başbakan, ‘Polise inen tokat için hesap soracağız’ diyor. Neden toplu mezarların hesabını sormuyor.” Sebahat Tuncel, Antikapitalist Öğrenciler Platformu’nun İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlediği “başörtüsüne özgürlük ve anadilde eğitim” temalı söyleşide Tarafgazetesi yazarı Roni Margulies ve platform temsilcisi Nisan Ak’la birlikte konuşmacı olarak yer aldı. Tuncel kürsüye çıktığı sırada kısa süreli bir arbede yaşandı. BDP Milletvekilini protesto eden iki kişinin salon dışına çıkarılmasının ardından başlayan söyleşide, sürpriz olmadığı üzere Tuncel’in Silopi’deki Nevruz yürüyüşünde polise attığı tokat damgasını vurdu.“Sebahat polise tokat attı sanıyordum, atamamış” Roni Marqulies konuşmasına “ Gazetecilik zor meslek. Burada bugün bu kadar gazeteci olmasının sebebi Sebahat’ın polise tokat atmaya çalışması. Ben attı sanıyordum, yazık ki atamamış” diyerek başladı. Medyayı, kendi gazetesi de dahil, Nevruz kutlamalarını sadece Sebahat Tuncel’in tokadı ve Bengi Yıldız’ın atamadığı taş olarak değerlendirmelerinden dolayı eleştirdi. Laik-Sünni Müslüman-Türk Devleti oluşturularak halkın tümüne düşman bir devletin oluşturulduğunu anlatan Marqulies devletin azınlıkları dışlayıp daha da azalttıklarını, Rum sorununun bu nüfusun 1500-2000 kişiye düşürülerek çözüldüğünü, Kürt sorununun ise kalabalık oldukları için çözülemediğini söylerken, “Geriye bir iki tane biblo gibi Ermeni ve Rum bırakarak sorunu çözdüklerini sandılar” dedi. Fakat karamsar olmadığını da şu cümleleriyle açıkladı. “Kürtlere artık dağ Türkleri denmeyecek. Bu memlekette bir daha halkın tümünü dışlayan bir devlet olmayacak. Genelkurmay’da üç beş askerin oturup darbe planı kurduğundan şüpheniz olmasın. Darbe planından bahsederken Oda TV’yi de anacaktım ama kapatıldı. Ama artık kazanıyoruz.” Yine de demokratikleşme yolunda mesafe kat edildiğini, […]

Ahmet Şık’ın kitabıyla ilgili arama ve toplatma kararı!

Bugün saat 12:00 civarında Ahmet Şık’ın evine gelen polis, Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık’a Ahmet Şık’ın henüz yayınlanmamış kitabıyla ilgili toplatma ve el koyma kararını tebliğ etti. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına göre kitabın tüm elektronik ve basılı kopyalarına el konulacak. Bu kopyaları bulundurduğundan şüphelenilen yer yerde arama yapılabilecek ve kitaplara el konulacak. Savcı Zekeriya Öz’ün talimatına göre kitabın herhangi bir kopyasını bulunduranlar da terör örgütüne yardım suçunun oluşturacağının bildirilmesine karar verildi. Polis Kitabın kopyalarının bulunduğunu düşündüğü İthaki Yayınevi’nde, Ahmet Şık’ın Avukatı Fikret İlkiz’in NTV’deki ofisinde ve Ertuğrul Mavioğlu’nun Radikal Gazetesi”ndeki ofisinde arama yaptı. Arama yapılan mekanlarda dijital ortamda bulunan kitap taslaklarının kopyalarını alan polis bilgisiyarların tümünden kitabın kopyalarını sildirdi. HaberVs’yi sayfalarımızdan izleyebilirsiniz İthaki Yayınevi, Yonca Şık, Av. Fikret İlkiz ve Ertuğrul Mavioğlu’da tebliğ edilen kararın tam metni şöyle: İSTANBUL 12. AĞIR CEZA MAHKEMESİ KARARI Soner Yalçin’dan elde edilen bilgi ve örgütsel dökümanlar çerçevesinde Ahmet Şık ve Soner Yalçın bilgisayarlarından elde edilen İmamın Ordusu belgeleri ile ilgili İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 17 Mart 2011 tarih B.05.1.EGM.4.34.46 755 Sayılı yazısı ekinde sunulan 16 Mart 2011 tarihli 49 sayfalık rapor incelenmiş kitap taslağının önceden hazırlanıp daha sonra örgütte etkin konumda bulunan Soner Yalçın’a gönderildiği kitap üzerinde yazdığı notların talimata dönüştürülerek Ahmet Şık’tan elde edilen kitap taslağında uygulandığı, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü talimatlarıyla bu kitabın yazdırılmaya çalışıldığı kitap içeriğinde açıkça terör örgütünün ve amacının propogandasının yapıldığı suçu ve suçluyu övme, adil yargılamayı etkilemeyi teşebbüs suçlarının da örgüt talimatları çerçevesinde kitaba konu edildiği ve örgüt talimatlarıyla kitabın bastırılarak sansasyon ve dezenformasyon yapılmasının planlandığı, yargılanan örgüt üyelerine de bu suretle moral ve motivasyon verilmeye çalışıldığı, 49 sayfalık inceleme tutanağında ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Söz konusu yazıların henüz basılmadığından kitap niteliğinde olmadığı, kitabın içindeki örgütsel emir ve talimatlar ile paragraf aralarına yerleştirilmiş, eklenmesi ve çıkarılması gereken yerlere ilişkin notlardan şu haliyle yazıların örgütsel döküman niteliğinde olduğu, örgütün […]

İnternetten badanacı bulunur mu?

Web ortamında her türlü ürünün bulunabildiği bir çağda internetten hizmet satın almak hâlâ zor. Gereko.com bir hizmet alışverişi portalı olarak badanadan, düğün organizasyonuna hizmet sağlayanla ihtiyaç sahibini buluşturuyor. İnternetten pek çok ürünü sipariş edebiliyoruz. Peki ya hizmet alabiliyor muyuz? Evet, internetten hizmet satın alabilmek oldukça zor. Çünkü internetten hizmet satışı öncelikle hizmeti tanımlamak, kalitesinden emin olmak, hizmeti size sunacak kişinin güvenilirliğinden emin olmak gibi bir dizi sorunu barındırıyor. Yurtdışında Elance.com ve Odesk.com gibi internet sitelerinde uzun süredir devam eden internetten hizmet satışı fikri, ODTÜ Endüstri mühendisliği mezunu Ayşe Biçer tarafından Türkiye’de de hayata geçirildi. Yeni ekonomi alanında bir iş fikri olan yazılımcıları melek yatırımcılarla buluşturan E-Tohum projesi tarafından desteklenen Gereko, 40’tan fazla kategoride hizmet satın alma ve satma olanağı sunuyor. Site kurucusu Ayşe Biçer, öncelikle verdiği hizmeti tanıtmak ve yeni müşterilere ulaşmak isteyen serbest çalışanlar ve firmaların Gereko’ya kayıt olduklarını hizmet ihtiyacı olan kişilerin de siteye gelerek ihtiyaçlarını tanımladığını anlatıyor. Örneğin, ev taşıtmak için nakliyeci arayanlar, web sitesi yaptırmak isteyenler, düğün organizasyonu talep edenler ve daha pek çokları… Sitede ihtiyaç sahiplerinin beğendiği teklifi verenlerle doğrudan görüşebildiğini anlatan Biçer, “Sitede en düşük ücretin seçilmesi gibi bir kurgu yok, çünkü hizmet sektöründe fiyatlar kullandığınız malzeme, işçilik kalitesi, deneyim gibi bir çok kritere bağlı. Bu nedenle en iyi teklif, en ucuz teklif değil en iyi fiyat-kalite oranına sahip teklif oluyor” sözleriyle Gereko’nun teklif sistemini anlatıyor. Gereko’nun gelir modeli ise hizmet sunanlardan alınacak küçük bir ücret üzerine kurgulanmış. “Türkiye’de yepyeni bir kavramı yerleştirmeye çalıştığımız için, sitemizi ücretsiz olarak kullanıma açtık. Şu anda ve önümüzdeki birkaç ay daha tüm hizmetler ücretsiz olarak sunulacak” diyen Ayşe Biçer; “Sitenin gelir modelini, teklif verme ücretine dayandıracağız ve ayda bir kez teklif verme hakkı herkese ücretsiz sunulacak. Daha fazla teklif vermek için ücretli üyelik paketlerimizden birini seçmeleri gerekecek” diyor. Hizmet verenlerin seçimini kullanıcı yorumları ve puanlama sistemiyle kolaylaştıran Gereko, […]

‘Halk nükleer santral istemiyor’

Japonya’da meydana gelen deprem sonrası hasar gören Fukuşima Nükleer Santrali’nin radyasyon yaymasının ardından, hükümetin Mersin-Akkuyu’da ve Sinop’ta yapmayı planladığı nükleer santralleri istemeyen nükleer karşıtları bugün İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önündeydi. Eylem yalnız İstanbul’da değil, aynı anda Mersin ve İzmir’de de başladı. Küresel Eylem Grubu, Yeşiller Partisi ve Greenpeace Akdeniz’in öncülüğünde yapılan eyleme yaklaşık iki bin kişi katıldı. İstiklal Caddesi’ni boydan boya kaplayan radyoaktivistler, el ele tutuşup zincir oluşturarak slogan attı. Yaşlısından gencine eyleme katılanlar arasında bebeklerini protestoya getirenler de vardı. Ara ara durup Japonya’da tsunamiden ölen binlerce insan için çömelip “Güneş, rüzgâr bize yeter” diyen grup “Akkuyu, Fukuşima olmayacak” sloganları attı. Çömelmenin ve sonrasında hızlıca koşmanın da bir anlamı vardı: “Nükleer santral sızıntısı hızla yayılacak”. “Nükleer felaket, santrali cinayettir”Eyleme bebeğiyle gelen Sinem Akkül, “Çocuğuma iyi bir dünya bırakmak için bu eyleme katılmak istedim. Hükümetin sesimizi duymasını ve nükleer santral kurma inadından vazgeçmesini istiyoruz” diyordu. Saat 16.00’da başlayan eylemden bir saat sonra basın açıklaması yapıldı. “Nükleerin felaket, nükleer santrallerin ise cinayet olduğunu düşünenler” imzalı basın açıklamasını Yeşiller Partisi sözcüsü Ümit Şahin yaptı. Japon halkının önce deprem ve tsunamiyle, ardından Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki radyasyon kirlenmesiyle ağır bir darbe aldığını dile getiren Şahin, “Yakınlarını kaybeden, evinden yurdundan olan ve radyoaktif kirlenme tehlikesiyle iç içe yaşamak zorunda kalan Japon halkının acısını ve endişesini paylaşıyoruz” dedi. “Çernobil felaketinin 25’inci yılında Fukuşima, nükleer enerjinin ne kadar tehlikeli ve öngörülemez risklerle dolu olduğunu gösteriyor” diyen Şahin, nükleer enerji tarihinin yüzlerce kazayla dolu olduğuna dikkat çekti. Rusya bile gözden geçiriyor Fukuşima patlamasının ardından Almanya, Fransa, ABD, İsviçre, Çin, Venezüella ve hatta Türkiye’ye nükleer reaktör kurmak isteyen Rusya’nın nükleer enerji programlarını gözden geçirdiğini dile getiren Şahin, hükümetin inatla Akkuyu’ya nükleer santral kurmak istediğini ifade ederek “Hükümet ne yazık ki nükleer yangına körükle gidiyor” dedi. Eylem sözcüsü Şenol Karakaş, başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın nükleer patlama ile tüp gaz patlamasını karıştırdığını ifade […]

Naz Aydemir

Aralık ayında Katar’da, Dünya Kadınlar Kulüplerarası Voleybol Şampiyonu olan Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımı bu kez Avrupa şampiyonu olabilmek için İstanbul’da sahaya çıkıyor. Burhan Felek Spor Salonu’nda yarın başlayacak 2011 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finali’nde iki maç kazandığı taktirde, Avrupa’nın bir numaralı kupasında şampiyon olan ilk Türk takımı ünvanını da kazanacak.Şüphesiz bu başarılar, Fenerbahçe’nin son yıllarda Acıbadem sponsorluğunda kadın voleybol şubesine yaptığı yatırımın bir getirisi. Sadece yurt dışından getirilen yıldızlar değil, ulusal takımın önemli oyuncuları da sarı lacivert formayı giyiyor. İşte A Milli Takım’ın pasörü Naz Aydemir (21) genç yaşta ismini dünyaya duyuran Fenerbahçeli yıldızlardan biri. Naz sadece kulüp bazında değil, ulusal takım ölçeğindede tarihimizin en büyük başarılarına imza atan ekibin bir parçası. Ve aynı zamanda bir öğrenci! HaberVsmuhabiri Volkan Ağır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nden bu yıl mezun olmaya hazırlanan Naz Aydemir ile voleybolu ve öğrenciliği konuştu. 21 yaşında kulüp bazında dünya şampiyonluğu kupası kaldırdın. Dünya altıncısı milli takımının da bir parçasıydın. Genç yaşta bu kadar büyük başarıları omuzlamak hayatını güçleştiriyor mu?Zor oluyor açıkçası ancak bu tempoya genç yaşta girdiğim için alışkınım. Bunların yaşla çok alakası olduğuna inanmıyorum. 30 yaşında da olsam aynı zorluğu yaşardım. Başarı aynı zamanda bir baskı da oluşturuyor mu sporcu üzerinde?Daha ziyade özgüven katıyor. O unvanlar her zaman sizinle ancak her maça farklı bakmak lazım. Bambaşka bir maça çıkıyorsun ve bütün bunları unutuyorsun sahada. Bu yüzden bir baskı da yaratmıyor bende. Seni Eczacıbaşı formasıyla 16 yaşında tanıdık. O günlerle kıyasladığımızda performansını nasıl buluyorsun?Eczacıbaşı’ndayken dört yıl boyunca sürekli sahadaydım. Geçen sene [Fenerbahçe’de] çok az oynayabildim. Bu sene de Fofao’yla. Tabi ki sürekli forma şansı bulmak her zaman artı sağlıyor. Sürekli oynamanın getirdiği özgüvenle maç içinde daha rahat hareket edip karar alabiliyorsunuz. Arada kenara çıkıp geldikten sonra zaman zaman performansınızın düşmesi de çok muhtemel. Milli takımlara bakınca da performansımın çok da yükseldiğini görebiliriz. Kulüp düzeyinde henüz […]

Mısır’daki devrim mi, sosyal medyayla devrim olur mu?

Arap dünyasındaki ayaklanmalar ve sosyam medyanın rolü Bilgi’de tartışıldı. USA Sabah yazarı Taha Kılınç, yaşanan hareketlilikte sosyal medyanın büyük etkisi olduğunu, ancak Mısır’da yaşananların devrim olarak nitelendirilemeyeceğini söyledi. Bilgi Ühiversitesi’nden Erkan Saka ise yıllanmış diktatörlerin devrilmesinin küçümsenemeyecek bir değişime işaret ettiğini vurguladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Klübü’nün (SBK) 16 Mart’ta düzenlediği “Arap Dünyasındaki Hareketlilik ve Sosyal Medyanın Rolü” adlı panelin konuşmacıları TRT’de yaptığı Sosyal Medya isimli programdan tanıdığımız ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka ve USA Sabah gazetesi yazarı, Orta Doğu uzmanı Taha Kılınç’tı. Panelde hem dünya kamuoyunu hem de Arap dünyasını yakından ilgilendiren değişimler ve yaşananları tetikleyen sosyal medyanın yöntemleri, etkileri ve neticeleri tartışıldı. “Devrim değil!” Taha Kılınç, Sidi Bouzid’te bir seyyar satıcının kendini yakmasıyla başlayan ve önce Tunus sonra Mısır’a sıçrayan ,Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun deyimiyle “domino etkisi” yapan hareketliliğin sosyal medyanın ürünü olduğunu söyledi. Kılınç, “Mısır’da yaşananların devrim olduğuna inanmıyorum. Mısır anlatılırken hep gerçek bir devrim olmuş gibi heyecanla anlatılıyor.” Diyerek, devletin başında olan Hüseyin Tantavi’yi Hüsnü Mübarek’in atadığını ve Mübarek’in kenardan izlediğini vurguladı.Sosyal medyanın Facebook ve Twitter’ın yanı sıra El Cezire televizyonunun da dahil olduğu bir mecra olduğunu ifade eden Kılınç, “El Cezire ‘insanlar tahrir meydanında toplanmaya başladılar’ dediğinde aslında tam da öyle bir durum yoktu. Ama böyle bir algı yarattı.” diyerek sosyal medyanın etkisini vurguladı. Katar için El Cezire’nin bir PR (Public Relations – Halkla İlişkiler) çalışması olduğunu ifade eden Kılınç, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır rejimlerinin “Arapların içindeki bazı mecralar aleyhimize yayın yapıyor. Bizi iktidarsızlaştırmaya çalışıyorlar.” dediklerini söyledi. “Mübarek geldi refaha kavuştuk” Hüsnü Mübarek’ten önce devletin başında Enver Sedat’ın olduğunu ve şu anda Mübarek için söylenenlerin, zamanında Sedat için de söylendiğini ifade eden Kılınç, “Hüsnü Mübarek de ilk geldiğinde halk ‘refaha kavuştuk’ dedi ama şimdi Mübarek’ten nefret ediyorlar” diyerek “gelen gideni aratmasın” vurgusunu yaptı. Mısır’da Mübarek dışında başka birşey […]

Gazeteciler adliye önündeydi

Ergenekon Soruşturması kapsamında yapılan operasyonda 3 Mart’ta gözaltına alınan ve 6 Mart’ta tutuklanan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener‘in, aynı soruşturma kapsamında tutuklanan Ortadoğu Teknik Üniversitesi araştırma görevlisi Coşkun Musluk ve OdaTV çalışanı Müyesser Yıldız’ın tutukluluğuna yapılan itirazlar reddedildi. Tutukluluk hallerine yapılan itirazın reddedilmesi üzerine Şık ve Şener’in arkadaşları akşam saat 19:30‘da kararı protesto etmek için Beşiktaş’taki adliyenin önünde toplandı.. Ellerinde meşalelerle adliyeye doğru yürüyen yüz kadar gazeteci bir basın açıklaması yaptı. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının bir hukuksuzluk olduğunu söyleyen gazeteciler, arkadaşları serbest bırakılana kadar eylemlerine devam edeceklerini açıkladılar. Yaklaşık iki saat içinde karar verilip toplanıldığı için birçok kişinin katılamadığı eylem yine de beklenenden daha çok sayıda insanı topladı.Ellerinde meşaleler olan grup “dokunan yansa da dokunacağız”, “Ahmet çıkacak yine yazacak”, “Nedim, Ahmet onurumuzdur” , “çeteler dışarıda gazeteciler içerde” gibi sloganlar attı. Protesto trafiği aksatmasa da etraftaki evlerin camlarının kapanmasına neden oldu. Yaklaşık yarım saat süren gösteri HaberVs editörü gazeteci Güventürk Görgülü ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Yöneticisi Alper Turgut’un açıklamalarıyla son buldu. Güventürk Görgülü tutuklamaların hukuksuz olduğunu ve gazeteciler tutuklu kaldıkça eylemleri sürdüreceklerini söyledi. Alper Turgut da “İktidar içeride hiç gazeteci yok derken 68 gazetecinin içeride olduğunu biliyoruz ve eylemlerimizi sürdüreceğiz. Eylemler için sosyal medyayı da kullanıyoruz. Bu akşam iki saat öncesinde karar alındı. Toplanabilenler toplandı, bazı arkadaşlarımız mesai saatleri bitmediği ve yetişemediler ama onlar için de başka eylem günleri düzenliyoruz. Bu süreç eylemlerle ilerleyecek. Bir de Türk Ceza Kanunu’na değişiklik tasarısı geliyor. Bu tasarı gazetecilere daha büyük yaptırımlar içeriyor. Eğer kabul edilirse bugünü bile mumla arayabiliriz.” dedi. Gazeteci Banu Güven ise şunları söyledi: “Neler düşündüğümüzü bu akşamki protestomuz anlatıyor. Ergenekon soruşturmasına dair eleştirel bir tavır içinde olan gazetecilerin Ergenekon üyesi olmakla suçlanarak gözaltına alınıp tutuklandığını gördük ve itirazlar da reddedildi. O çok gizli delillerin ne olduğunu çok merak ediyorum çünkü delillerin varlığı konusunda şüpheliyim. Ergenekon’la ilgili olarak darbe […]

Bilet lazım mı abi?

Sıkı Beşiktaş taraftarı olan kuzenim üniversitelerin tatil olması sebebiyle Ankara’dan İstanbul’a geliyor. Tatilin bitmesine yakın bir tarihte gerçekleşek olan Beşiktaş- Fenerbahçe derbisini İnönü Stadı‘nda izleyip öyle Ankara’ya dönmeyi planlayan kuzenim derbi maça bilet almak için biletix’in yolunu tutuyor. Dönüşü ise evden çıkışı gibi erken oluyor. Yüzünün asıklığı ve homurdanışına bakarak içimden “kesin bilet bulamadı” diyorum. Çok geçmeden bir telefon trafiği başlıyor. Yeni açık, Eski açık, Kapalı alt- üst tribün derken farklı insanlarla yaptığı çeşitli pazarlıklar sonucunda bir kullanıcı ile kapalı alt tribün kombinesinde mutabık kalarak buluşmak üzere sözleşiyorlar. Son ana kadar ne yaptığına pek anlam veremiyorum. Bilgisayarın monitörüne biraz eğilerek baktığım zaman derbi maça bilet bulabilmenin sevincini yaşayan kuzenimin mutlu yüz ifadesinden oldukça uzak bir şaşkınlık kaplıyor beni. Bu şaşkınlığın sebebi ise derbi maça günler olmasına rağmen bir web sitesi üzerinden kullanıcılar tarafından karaborsa biletlerin pazarlanıyor olması. Beni asıl şaşkınlığa düşüren ise sitenin adresi; www.karaborsabilet.com… Hem yalnızca futbol maçı biletleri değil, operalar, gösteriler, sirkler ve daha birçok organizasyonun biletleri mevcut sitede. Bir günde 20 bin tıklanma 2008 yılında karaborsa bilet satışı nedeniyle kapatılan sitenin şimdiki sahibine ulaşarak yeniden nasıl faaliyete geçtiğini öğreniyorum. Sitenin kuruluşuna üç yıl önce gerçekleşen bir Rock Festivali’nde karar veriliyor. Sitenin kurucusu K.Y., “Festival öncesi elime 10 adet bilet geçti, elimdeki fazla biletleri nasıl satarım diye düşünürken internet aklıma geldi. Biraz araştırdığımda internette yalnızca bu işlerle uğraşan bir sitenin olmadığını gördüm. Bir arkadaşımdan yardım alarak siteyi hayata geçirdim “ diyor. Sitenin kuruluş amacının çok para kazanmak için olmadığını belirten K.Y, sitenin tamamen ücretsiz olduğunu, düzenli bir geliri olmadığını, sitede yalnızca google reklamlarının var olduğunu ama bu reklamlardan cebine şimdiye kadar bir liranın bile girmediğine değiniyor. Serbest meslek sahibi olan K.Y, siteyi kâr etmekten çok amatör bir uğraş olarak gördüğünü belirtiyor. Site üzerinden yayınlanan hiç bir biletten komisyon alınmadığını söyleyen K.Y., sitenin en çok futbol maçlarında ilgi çektiğine […]

Hey, Mr DJ put a record on ‘academia’*

Diskcokeylik sadece bir hobi mi yoksa “meslek” denebilecek bir iş dalı mı? Kadir Has Üniversitesi’nde geçen hafta başlayan “DJ Akademi” programı bu soruyu yanıtlamak üzere kuruldu. Cibali’deki eski TEKEL Tütün Fabrikası’nın bugün üniversite olarak hizmet veren binasında sinema salonuna doğru ilerliyorum. Kadir Has Üniversitesi’nin müzik ve eğlence şirketi S&S Music Maker’la ortaklaşa başlattığı, profesyonel diskcokey yetiştirme iddiasındaki Pioneer DJ Academy’nin ilk dersinin konuğuyum. İçeride ne olup bittiğini gerçekten merak ediyorum. Merakımın nedeni DJ’liğin Türkiye’de “hobi” olmaktan çıkıp bir “meslek” mertebesine gerçekten de erişip erişemediği… Doğrusu bu alanda çok bilgi sahibi değilim. Ama “ne derece profesyonel olabilir ki” diye düşünmeden edemiyorum. Derken kapının önünde beni bekleyen, programın kurucularından Salih Saka’yı görüyorum ve içeri giriyoruz.Ders başlamadan, salonda hummalı bir çalışma var. Teknik ekipmanlar sahnenin ortasındaki uzun masaya dizilmiş, müzik sistemi tüm öğrencilerin görebileceği bir şekilde sergileniyor. Daha kimse gelmemiş, eğitmenleri ilk dersin heyecanı sarmış, aralarında konuşuyorlar. Saka’yla sohbete koyuluyoruz. “DJ’liğin hak ettiği yerde olmadığını düşündüğümüzden dolayı, bu işi akademik bir boyuta taşımaya karar verdik” diyor ve ekliyor: “İlk defa bu alanda bu kadar profesyonel bir çalışma yapılıyor.” Eğitim sürecinin nasıl ilerlediğini sorduğumda Saka, DJ Sertifika Programı’nı “basic” ve “pro” olarak ikiye ayırdıklarını, “basic” programının temel müzik eğitimini kapsadığını, “pro”nun ise daha ileri seviyede eğitim almak isteyenler için olduğunu anlatıyor. Öğrenci gruplarının yaş aralıklarına göre sekiz dokuz kişiden oluştuğunu, isteyenlerin tek kişilik dersler de alabildiğini ifade ediyor. DJ’liğin yarısı… Tam o sırada akademinin ilk öğrencileri salona giriyor. Üniversiteli iki genç, “Bir şey kaçırmadık değil mi” diyerek, koşar adım sahneye doğru iniyor. Müziğe ilgileri daha ilk anda göze çarpıyor. Vücut dilleri, bu izlenimi doğrular nitelikte. Bir şarkıya eşlik ediyor veya tempo tutuyorlarmış gibi dinliyorlar karşılarındakini. Derken, orta yaşlı bir adam ve arkasından yine aynı yaşlarda bir kadın giriyor içeri. Hava şartları (o gün İstanbul’a sezonun ilk karı yağmıştı) sebebiyle gruptaki diğer dört kişi derse […]

Ahmet Şık herkese lazım

HaberVs Editörü Ahmet Şık’ın serbest bırakılması için Bilgi Üniversitesi’ndeki çalışma arkadaşları tarafından düzenlenen “Ahmet’in arkadaşları Ahmet’i anlatıyor” etkinliği, basın açıklaması ve Savcı Zekeriya Öz’e Ergenekon’u Anlama Kılavuzu‘nun gönderilmesinden sonra, Şık’ın meslektaşı gazetecilerin katıldığı bir forumla devam etti. Forumda söz alan Bağımsız İletişim Ağı Bianet‘in koordinatörü Ertuğrul Kürkçü sözlerine “Yalnızca tutuklanan gazeteciler ve Ahmet Şık için değil kendimiz için bir aradayız” diyerek başladı. Durumun oldukça ciddi ve vahim bir aldığına değinen Kürkçü “meslektaşlarımız yanında kuvvetle durmaya devam edelim. Onları çıkartmaya çalışırken kendimizi de içeri sokturmayalım” dedi. Hukukun artık “mahkum etmek” için “ rezil etmek” için kullanıldığını “Ben ona Ergenekoncu diyeyim o temizlesin” durumun söz konusu olduğunu belirtti. Bunun için de medyada bir rıza üretme ağının hareket ettiğine dikkat çeken Kürkçü, “Ahmet Şık’ın öğrencilerine doğrudan doğruya hayatın deneyimi içinden gazetecilik anlatacak olan az sayıda kişilerden birisi olduğunu belirterek, “Ahmet’in arkasında durmamız gerek o bu dünyaya, emekçilere, ailesine, arkadaşlarına, bizlere, herkese lazım” diyerek sözlerini bitirdi. İstanbul Bilgi ÜniversitesiSantral yerleşkesinde gerçekleşen forumu Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan açtı. Ahmet Şık ile öldürülen Gazeteci Metin Göktepe için belgesel yaptığı sırada 90’lı yıllarda tanıştıklarını belirten Arsan, Şık’ın insan hakları ihlallerine karşı hak odaklı bir gazeteci olarak mücadele verdiğini söyledi. Ahmet Şık ile aynı üniversitede çalışıyor olmaktan onur duyduğunu belirten Arsan, Ahmet Şık’ın yaptığı haberlerin onun fikrini anlamak için yeterli olacağına değindi. Devletten 14 kırık Esra Arsan’ın ardından söz alan ve Ahmet Şık’la birlikte Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu adlı kitabı yazan Radikal muhabiri Ertuğrul Mavioğlu ise Ahmet Şık’ın Ergenekona üye olmakla suçlanmasını, “sözün bittiği” yer olarak nitelendirdi. Bu suçlamaları dile getirenlerin, Ahmet Şık’ın haber arşivi, arkadaşları ve öğrencileriyle ilişkilerini bilmediklerini vurgulayan Mavioğlu, Ahmet Şık’a Ergenekon terör örgütü üyesi ithamında bulunanların, haber yapmak ve gerçeği ortaya çıkarmak için kafasının 14 yeri güvenlik güçleri tarafından kırılan bir gazeteci gerçeği ile […]

Gazi’de onaltıncı anma

Gazi mahallesinde kahvehanelerin ve bir pastanenin taranmasıyla başlayan olayların üzerinden 16 yıl geçti. Olaylarda hayatını kaybeden 22 kişi, olayların yıldönümünde anıldı ve faillerin cezalandırılması istendi. Gazi mahallesinde sivil toplum örgütü ve siyasi partilerin katılımıyla gerçekleşen gösteri, Eski Karakol Durağı önünden başlayıp, olaylarda hayatını kaybedenlerin mezarı başında son buldu. BDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, Gazi Olaylarının aydınlatılması için verdikleri önergelerin iktidar tarafından reddedildiğini söyledi. Türkiye’nin bu olayı aydınlatması gerektiğini belirten Tuncel,“Gazi, Türkiye’nin kendi geçmişiyle yüzleşmesi açısından bir fırsat. Gazi aydınlatılmadan Maraş, Sivas, Dersim, Zilan aydınlatılamaz. Çünkü bu katliamın arkasındaki zihniyet, Türkiye’deki farklı kültür ve kimlikleri kendisine tehdit ve bölücü gören zihniyettir.” dedi. Göstericilerin “Gazi’de düşene, dövüşene bin selam”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “Dersim, Sivas, Koçgiri unutulmaz hiçbiri…” sloganlarıyla yürüdüğü gösteride hiçbir olay yaşanmadı. Yürüyüşe BDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel’in yanısıra, olaylarda hayatını kaybedenlerin aileleri, Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe, CHP milletvekili Mehmet Sevigen ve ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da katıldı. Avukat Remzi Kazmaz, Ergenekon davası iddianamelerinde Gazi olayının adının geçmesine rağmen hala gündeme gelmediğini belirtti. “Bu ülkede faili meçhulleri temizleyeceğiz” denmesine rağmen, başka şeylerin üzerine gidildiğini kaydeden Kazmaz, Savcı Zekeriya Öz’ün ‘Bu olayı aydınlatacağım’ demesine rağmen, aileler ve müdahil avukatları hala çağırmadığını söyledi. Olaylarda hayatını kaybeden Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz’ın, yaptığı konuşmada 12 Mart 1995’te yaşananları anlattı ve faillerin yargılanmasını istedi. Teyzesiyle aynı adı taşıyan Zeynep Poyraz da teyzesine yazdığı mektubu okudu.12 Mart’ta ne oldu 12 Mart 1995 akşamı Alevilerin, Kürtlerin ve sol görüşlülerin yoğun yaşadığı Gazi Mahallesi’nde kahvehaneler ve bir pastane, şoförü öldürülüp gasp edilen bir taksiden açılan ateşle taranır. Açılan ateşle Alevi dedesi Halil Kaya hayatını kaybeder ve 5 kişi yaralanır. Gazi Mahallesi’nde olayı protesto eden halka polis ateş açar. 15 Mart’ta, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nden cenaze törenine gelmek isteyenleri, engellemeye çalışan polis ve özel tim, kitlenin üzerine yine ateş açar. Böylece 12-15 Mart arasında toplam 22 kişi […]

Ahmet Şık’sız Cumartesi

Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’ndaki 311. buluşmasında, cezaevinden kendilerine seslenen HaberVs Editörü Ahmet Şık için konuştu: “Ahmet’in evlatlarımızı kaybedenlerle aynı örgüte mensup olduğunu söylüyorlar. O kirli değil, asıl ona kirli diyenler kirlidir.” İlk sözü Ahmet Şık’ın cezaevinden gönderdiği mektupta seslendiği kayıp Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak aldı. Ocak “Oğluma ağladığım gibi Ahmet’in haberini alınca da zırıl zırıl ağladım. Benim oğlumu götürüp öldürenler şimdi de Ahmet’i alıp götürdüler. Onlar gazetecidir, onlar benim oğlumdur” diyerek devlete seslendi. Ahmet Şık’ın mektubunda “Sen benim ikinci Metin’imsin diyecek misin yine?” diye sorduğu gazeteci Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepesözü aldı. Göktepe “Ahmet benim Metin’imdi, benim ikinci oğlumdu. Kimse ona kirli diyemez o temiz bir çocuktur. Ahmet mafya olsaydı elini kolunu sallayarak gezerdi buralarda ama o bir emekçiydi, emekçi insanlarla gezerdi. Ahmet bana “anne” diyordu, sarılıp ağlıyordu. Ona kir attılar ama asıl kirli olanlar onu içeri atanlardır” şeklinde konuştu. “Ahmet annelere inen polis coplarına bedenini siper etmişti” Cumartesi Anneleri’nin 311. buluşmasında basın açıklamasını Metin Göktepe’nin kız kardeşi Meryem Göktepeokudu: “Oturuma eylemimizen son 111 haftasında Ergenekonsavcılarına seslenerek kayıp dosyalarının Ergenekon sürecine dahil edilmesini, kayıpların akibetinin ortaya çıkarılmasını ve davanın gerçek derin devlet yargılanmasına dönüştürülmesini istiyoruz. Son dalga operasyonunda ise taleplerimize sırtını dönen Ergenekon savcıları, Cumartesi Anneleri’nin sesini kamuoyuna taşıyan az sayıda gazeteciden biri olan Ahmet Şık’ı evlatlarımızı kaybedenlerle aynı örgüte mensup olma iddiasıyla sorguladı. Hak odaklı gazetecilik yapmanın ötesinde adalet isteyen bir Cumartesi insanı olan Ahmet Şık, gizlilik kalkanıyla çevrili sebeplerden dolayı tutuklandı. Bugün gerçekleri çarpıtarak Ahmet’i yalancılıkla suçlayanlar, Cumartesi Anneleri’nin 1995-1999 yılları arasındaki mücadelelerini bir kez bile haber yapmamıştı. Fakat Ahmet o zamanlar da Galatasaray’da annelere inen polis coplarına karşı bedenini siper etmişti. Bu kez Ergenekon savcılarına kaybedilen yakınlarımız için değil Ahmet Şık için sesleniyoruz. Kimse halktan gizlenen delillere dayanarak insanlık suçu işleyenlerle Ahmet’in aynı örgütten olduğuna inanmamızı istemesin.” “Allah bana güç verdi, Ahmet için geldim” Gözaltında kaybolan […]

Gazeteci için tehlikeli Türkiye

ANKA Gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanması ve Türkiye’deki basın özgürlüğü meselesi, yurt dışında da yankı bulmayı sürdürüyor. The Economist dergisi de, “Gazeteci Olmak İçin Tehlikeli Bir Yer” başlığını kullandığı analizinde “Yeni tutuklamalar, hükümetin eleştirilere hoşgörüsüz olduğu kaygılarını körükledi” yorumunu da yaptı.The Economist dergisi, 12 Mart tarihli son sayısında yayımladığı, “Gazeteci Olmak İçin Tehlikeli Bir Yer” () başlıklı analizde, “Yeni tutuklamalar, hükümetin eleştirilere hoşgörüsüz olduğu kaygılarını körükledi” spotunu kullandı. Analizde “ılımlı İslami” olarak nitelenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’yi “ileri bir demokrasiye dönüştürdükleriyle övünmeyi sevdiğini” belirtilerek, “Ancak, iki araştırmacı gazetecinin 6 Mart’ta tutuklanıp cezaevine konulması, geri bir adım gibi görülüyor” yorumunu yaptı “Ergenekon soruşturmasının meşruiyetinin çökmesi kaygısı” Şener ve Şık’ın, “basına baskılara ilişkin kaygıların arttığı bir dönem”de tutuklandıklarına dikkat çeken The Economist, birçoğu Kürt olmak üzere, çok sayıda gazetecinin cezaevinde olduğunu da yazdı. Tutuklamaları protesto amacıyla binlerce Türkün sokağa döküldüğünü kaydeden dergi, “Ergenekon” soruşturmasına ilişkin bilgi verdikten sonra şu değerlendirmeyi yaptı: “Ancak AK Parti’nin en büyük taraftarları bile Ergenekon soruşturmasının meşruiyetinin, Sayın Şık ve Şener’in tutuklanması gibi sert taktiklerin sonucunda çökmesinden kaygı duyuyorlar. Soruşturmanın başlamasından dört yıl sonra hala bir mahkumiyet yok. Bazı şüpheliler hakkındaki suçlamalar henüz ortaya konulmadı. Bazıları, soruşturmanın, hükümeti eleştirenleri yakalamak için bahaneye dönüştüğünü söylüyorlar. Geçen ay polis, OdaTV sitesine baskın düzenledi ve darbeye kışkırttıkları şüphesiyle üç gazeteciyi gözaltına aldı.” Gülen cemaati İngiliz dergisi, bazılarının da “son tutuklama dalgalarının arkasında Türkiye’nin en etkili cemaati” olarak nitelediği Gülen cemaatinin görülebileceğini öne sürdüklerine ancak, Gülencilerin bu savları “saçmalık” olarak nitelediklerine dikkat çekerek, “Hareket, yaygın bir biçimde ılımı bir güç olarak kabul ediliyor. Ancak eleştirenler, başta polis olmak üzere, devlete sızarak ordu ve diğer yerlerdeki düşmanlarını kovalamak için diledikleri gibi hareket etme olanağını sağladıklarını iddia ediyorlar” diye yazdı. Hem Şener, hem de Şık’ın kendilerine “düşman kazandıracak” kitapları yazdıklarına işaret edildiği analizde Şener’in, en çok “polisin, 2007 yılındaki Hrant Dink […]

‘Tsunami 48 saat devam edebilir’

Deprem bilimcilere göre Japonya’da bu sabah gerçekleşen depremin neden olduğu tsunami’nin etkisi 48 saat daha devam edebilir. Haberin yayına girdiği saate kadar 500’e yakın insanın hayatına mal olan depremin Türkiye’yi etkilemesi ise beklenmiyor. Öğlen saatlerinde HaberVs muhabirine konu hakkında bilgi veren ODTÜ Kıyı ve Liman İnşaatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner’e göre tsunami(uzun periyotlu deniz dalgası) Büyük Okyanus kıyılarında 48 saat boyunca etkisini sürdürecek. Dev dalgaların okyanusu aşıp Amerika’ya vardıktan sonra Japonya’yı tekrar dönmesi bile mümkün. Dalgaların bu akşam Türkiye saatiyle 21.00 sularında Amerika’ya ulaşması bekleniyor. Ancak 100 metreden daha derin sularda seyreden gemilerin dalgalardan etkilenmeyeceğini, hatta bu sularda yüzmenin bile bir sakıncasının olmadığını söyleyen Yalçıner önlem alınsa bile mal kaybının tümüyle engellenemeyeceği görüşünde. Akdeniz kıyılarında bugüne kadar toplam 114 tsunami gerçekleştiği bilgisini veren bilim adamı, hiçbirinin Japonya’dakinin şiddetine ulaşmadığına da dikkat çekti.Sky Türk televizyonuna konuşan ODTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Koçyiğit Prof. Dr. Ali Koçyiğit ise 8,9 büyüklüğündeki depremin henüz faydaki enerjiyi henüz açığa çıkarmadığını ve ancak 500 kilometreden daha uzun bir kırılmanın yaşanmasıyla enerjinin aza indirgeneceğini söyledi. Japonya’da 7 büyüklüğünün üzerinde bir depremin 60 ile 70 yılda bir gerçekleştiğini dile getiren Koçyiğit, bu sabah gerçekleşen sarsıntının Türkiye’ye etkisi konusunda ise şunları söyledi: “Japonya’daki depreme bağlı olarak Türkiye’de bir sarsıntı meydana gelmez. Buradaki bir deprem ancak Türkiye’deki fayların kırılmasıyla gerçekleşebilir. İkisi arasında fiziksel bir ilişki kurulamaz. Deprem, 1999’da Marmara Bölgesi’nde gerçekleşen depremden 50 kat daha şiddetli. Ortaya çıkma nedeni göz önüne alındığında birbiriyle kıyaslanması mümkün olmayan depremlerdir. Son 10 yıldır herkes Kuzey Marmara Fayı’na odaklandı. Fakat Marmara’dan Güney Ege’ye kadar 400 ile 500 yıldır biriken bir enerji mevcut. Bu birikim, Pamukova, Gemlik ve Bandırma’nın büyük bir risk altında olduğunu gösteriyor.” Prof. Dr. Ali Koçyiğit konuşmasını, sürenin giderek azaldığına ve radikal operasyonlarla fay hatlarının geçmediği kırsal alanlarda sağlam yerleşimlerin yapılması gerektiğine dikkat çekerek tamamladı.

Bağımsız yargı

“Biz de filanca haberden, yazıdan, konuşmadan ötürü onlarca yılla yargılandık. Neden kimse o zaman sesini çıkarmadı?” Demek istediğimiz tam da budur. Demokratik bir Anayasa yoksa… sayfalarımızdan izleyebilirsiniz ***Bağımsız mahkemeler?..İstiklal Mahkemeleri!27 Mayıs 1961 cuntasının mahkemeleri!12 Mart 1971 cuntasının mahkemeleri!12 Eylül 1980 cuntasının mahkemeleri! Bütün bu süreçlerde yargı devlet erkinin halka karşı kullandığı zorbalığın bir parçası olmanın ötesinde nasıl bir işlev yapmıştır? Eğer hukuk eğitimi almak bir ölçütse, bütün cunta zamanlarının savcıları, hakimleri, yargıçları da hukuk eğitimi almıştır? Yargı sisteminin iç işleyişine yüklenen anlamlarsa ölçüt ve bu anlamlar iddia edildiği gibi değişen her iktidarda/ yönetimde şayet “bir içerik değişikliğine uğramıyorsa” bütün bu süreçlerde geçerli olan bu anlam bütünlüğü bugün için de pekala geçerlidir. Değilse, bugün de bazı değişikliklerin olduğunu düşünmek zorunlu olmaz mı? Çok bilinen örneklerden ikisine bakalım: Gazeteci Metin Göktepe’yi işkence ederek öldürenlerin yargılanma biçimi ve sonucu ortada… Hrant Dink’i öldürenlerin araştırılma, soruşturulma ve yargılanma biçimine ilişkin yayımlananlar yargıya ilişkin yekpare bir kalıp kullananları hiç mi zorlamıyor? ***Bir ironi midir?Öyle bir ironi ki, görsen “İroni” demezsin!Yargının bağımlılığı, bağımsızlığı, yargının içinde yaşadığı devlete egemen olan güçlerle ilişkisi tarihin bütün aşamalarında sorgulanmıştır. Bu, bizim ülkemizin de çok yabancısı olmadığı bir durumdur. Şeyh Said’e idam kararı veren yargı; Seyit Rıza’yı yaşını bir gecede küçülterek, oğlunun yaşını bir gecede büyüterek idam veren yargı; Adnan Menderes ve arkadaşlarına ipe gönderen yargı; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı asan yargı; Necdet Adalı, Erdal Eren gibi elli genç insanı darağacına gönderen yargı… Bu kararlardan biri bile adilce bir yargının ürünü olabilmiş midir? Bu kararlardan bir tekinin sonucu bile, “Suç” sayılan fiillerden bir tekini ortadan kaldırmayı başarmış mıdır?Cumhuriyetin bütün dönemlerinde işkenceyle öldürülenlerin faillerini koruyan yargıya “Bağımsız” demek insan olanın vicdanını dibe itmek değil midir? *** Bir ironi midir?Hem de nasıl…Fransız devletine egemen olanları 1800’lü yılların ilk çeyreğinden başlayarak “Deliye” döndüren ressam, heykeltıraş, karikatürist Honore Daumier’nin, yargıyla ilgili bir […]

Evsizler Spor Salonu

Alibeyköy’deki Tevfik Aydeniz Spor Salonu, son yedi yıldır İstanbul’daki evsiz vatandaşların kış evi. Daha önce sadece kar yağdığında buraya getirilen, sokakta yaşayan bakıma muhtaç vatandaşlar artık bütün kışı “parke üzerinde” geçiriyor. İstanbul Eyüp’te bulunan Tevfik Aydeniz Spor kompleksi soğuk havalarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) katkılarıyla kimsesiz vatandaşlara ev sahipliği yapıyor. 2004 yılından beri uygulanmaya başlanan evsiz, aile içi şiddete maruz kalmış, zihinsel ya da fiziksel engelli vatandaşlara soğuk havalarda donma tehlikesine karşı barınma ve yemek sağlanıyor.155 acil ihbar hattına ya da (0212) 455 13 00 numaralı telefona yapılan ihbarlar, İBB yetkilileri tarafından değerlendiriliyor, bu durumda olan kişiler, ilgili zabıta ve polisler vasıtasıyla bulundukları yerden alınarak bu sığınaklara getiriliyor. Akli dengesi yeterli ve kendine bakabilecek durumda olan kişiler belirlenmiş otellere yerleştiriliyor. Bunun dışında, bakıma ihtiyacı olanlar ise belediye tarafından tahsis edilen spor salonlarına yerleştiriliyor. Bu merkezlere getirilen kişilerle Darülazece Müessesi’nden hasta bakıcılar ve İBB’den yetkili kişiler ilgileniyor. Burada ilk olarak kayıtları alınan kimsesizlere sırasıyla banyo, traş, yeni giysi, sağlık kontrolü ve tedavi gibi hizmetler veriliyor. İsteyen varsa, yakınlarıyla iletişime geçilerek memleketlerine ya da evlerine dönmeleri sağlanıyor. Gün içinde üç ana yemek, ayrıca isteyenler için ara öğün ve içecek servislerinin yapıldığı salonda, kış aylarını geçirmek için kalan misafirler oldukça memnun görünüyor. Zaman zaman sokaklarda yatmak durumunda kalan kimsesizler için belediyeye yapılan ihbarların karşılıksız kaldığı ya da hava sıcaklığı belirli bir derecenin altına düşmeden barınma hizmeti sağlanmadığı iddialarına karşı Tevfik Aydeniz Spor Kompleksi İdari Amiri ve İBB çalışanı Mehmet Ekici, geçtiğimiz senelerde yalnızca yoğun kar yağışı olduğunda açılan ve ardından kapatılan barınakların, bu sene farklı olarak Aralık’tan itibaren hizmet verdiğini ve hava sıcaklığı yükselinceye kadar açık kalacağını belirtiyor. Burada kalanlar ne diyor Aile içi şiddete maruz kalan ve daha önce de çeşitli sığınma evlerinde kalan Hatice Çetinkaya (39) “Eşimle sorunlar yaşadık ben sokakta kaldım. Polisi aradım. Daha önce de iki farklı sığınma evinde […]

Darbe Günlükleri: Tepkiler…

Noktadergisi eski Yayın Yönetmeni Alper Görmüş 8 Mart tarihli Tarafgazetesinde yayınlanan “Zor Yazı: Dört yıl sonra Darbe Günlükleri” yazısında özetle, derginin 2007’de yayınladığı Darbe Günlükleri haberinin, basının hatırladığı ya da kasten hata yaparak verdiği gibi Ahmet Şık tarafından değil, kendisi tarafından hazırlandığını söylüyordu. Gazeteci Nadire Mater, Ragıp Duranve Hale Akay‘ın, 9 Mart’ta Görmüş’ün yazısına yazdıkları cevaplar HaberVs‘de yayınlandı. Alper Görmüş’ün bu tepkilere cevap verdiği, Tarafgazetesinin bugünkü nüshasında yer alan “Darbe Günlükleri: Tepkiler…” başlıklı yazısını yazarın da isteğiyle yayınlıyoruz: ) Olsun. Ben onu, her zamanki gibi adıyla anacağım… Böyle ucuzluklara hiç gerek yok. Ragıp, bana yönelik birtakım suçlamalarda bulunuyor, fakat o yazıyı neden ve hangi sıkıntıyla kaleme aldığıma dair hiçbir şey söylemiyor. O itirazda bulunmasaydım insanların beni ayıplayacağı, benimle dalga geçecekleri açık değil mi? Bu haksız algıyı engelleme hakkım var mı, yok mu? Ragıp bu konuda neden tek kelime etmiyor? Hakkım var mı, yok mu? Söylemeli. Yaratılan atmosferde ne benim bir suçum var ne de Ahmet’in; bütün suç, mesleğini hakkıyla yapmayan muhabirlerde, editörlerde, köşe yazarlarında olduğu halde, Ragıp onlara dair neden tek bir kelime etmiyor? Dört yıllık gerçeğin bir günde silinip yerine yenisinin konmasında kafa yorulması gereken bir gazetecilik problemi yok mu? Peki, böylesine zengin bir “vaka” bir medya eleştirmeni olarak neden hiç ilgisini çekmedi acaba? Alper Görmüş’e karşı kurulmaya çalışılan “gazeteci ittifakı”na halel gelir diye olabilir mi? (Bu arada sormadan edemeyeceğim: Benim başıma bu belayı saran muhabir, editör, köşe yazarı meslektaşlarım bu tartışmanın neresinde duruyorlar acaba? Onlar yedikleri halt konusunda bir şey söylemeyi düşünüyorlar mı?) 8 Mart tarihli yazımın iki meselesi bunlardı, fakat dediğim gibi, Ragıp bunlara dair hiçbir şey söylemiyor… Gelelim söylediklerine… a) “Sanki Ahmet her yerde bas bas ‘Darbe Günlükleri’ni ben yazdım, ben yayınladım’ demiş gibi, adını bile anmak istemediğim bir meslekdaşım kalktı, medyadaki yanlış/eksik bilgileri düzeltmek içinmiş gibi, ‘Ahmet’in bu Günlüklerin yayınlanmasında hiçbir dahli yoktur. Her şeyi […]

Uykusuz’da Ahmet Şık

Lemanve Penguenmizah dergilerinden sonra bugün dağıtıma giren Uykusuz da kapağını Ahmet Şık ve NedimŞener’in tutuklanmasına ayırdı. Uykusuzyazarlarından, HaberVsmuhabiri Barış Uygur dergideki “Akıl Fikir Ofisi” köşesinde bu konuyu yazdı. (Barış’ı başlıklı haberinden de hatırlayabilirsiniz.) Uygur’un Okuyom ben yaa! başlıklı yazısını yayınlıyoruz. *** Efendim üzerinize afiyet bir operasyon geçirdim, hastanedeydim. Narkoz öncesi ilaç verdiklerinden tam olarak hatırlamıyorum ama saçma sapan hayaller gördüm, garip garip şeyler duydum. Yanımdakilerin söylediğine göre daha sonra sevgilime “hayatım Prusya mavisi boyaları hazırla, resim yapacağız” demişim. . Ameliyattan döndüğümde, herkes benim ilaç etkisi altında söylediğim saçmalıklara gülerken, ben “O da bir şey mi yahu, ilacın etkisiyle Ahmet Şık’ı Ergenekon’dan gözaltına almışlar diye duydum” dedim. Kimse gülmeyince benim kıkırdamam yarım kaldı. Anlamamışlardır diye açıkladım, “Yahu Ahmet Hoca var ya, dersini almıştım, B vermişlerdi hatta, hani gazeteci…” diye ama yine kimse gülmedi. Onun yerine sesi kısık televizyonu işaret ettiler. Ekrandaki son dakika bandında Ahmet Şık’ın Ergenekon kapsamında gözaltına alındıkları yazıyordu. Hayır, kalkıp gidemiyorum da; aldı mı beni bir panik. Bir an evvel eve gitmeliyim, zira Ergenekon, döndü dolaştı benim telefon rehberime ulaştı. Aklımdan türlü düşünceler geçiyor. İyi ki notuma itiraz edip yükselttirmemişim, Zekeriya Öz’ün olası bir “Ergenekon üyesi gazetecilerden yüksek not isteyerek örgüt içinde yükselmek mi istediniz?” sorusunu savuşturmuş oldum. Tabii tamamen de yırtmadım, zira Zekeriya Öz tam bir külyutmaz olduğu için “Örgüt üyeliğinizden şüphelenilmesin diye mi düşük not aldınız?” diye sorabilir doğrusu. Ne olursa olsun çıkmam lazım, ama önce doktoru ikna etmem gerek. Doktor geldi, nasıl olduğumu sordu. “İyiyim, iyiyim” diyorum ama sesim Darth Wader gibi çıkıyor. Bir şekilde kendimi taburcu ettirdim. Çıkarken aklıma geldi; adamcağızı “Hastayı erken taburcu ederek delillerin karartılmasına yardımcı olduğunuz sabit görülmüştür.” diye de sorgulayabilirler. Ama oldu bir kere. Evde hemen kitaplığa gittim. Zira polisler tam bir kitap kurdu gibi önce kitaplara dadanıyorlar. Şüpheli bir şey arıyorum ama muhtemel şüphe nedir bilmediğim için çaresizim. Bana […]

Kara tren

Bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine…. Kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız… Ahmet Hocamızın ışığıyla. * “Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki” tadında duygular içerisindeyim. Bütün hissiyatım alt üst olmuş durumda. Bir umut bekliyordum. İçinde bulundukları yanlıştan geriye dönüp Ahmet Şık Hocamı serbest bırakırlar diye… Olmadı. Yine lanet olasıca bürokrasi melekle şeytanı ayırt edemedi, yine kökünden kurunun yanında yaşı da yakmayı tercih etti. Benim gibi onlarca arkadaşımın yüreğini dağlarcasına… İnandığını savunmak suçmuş biliyor musunuz? İyi gazeteci olabilmek, iyi ilişkiler kurabilmekten geçiyormuş! İyi ilişkiler kurabilmekse içinde bulunduğumuz ortama “bukalemun” gibi uyum sağlamakla gerçekleşebiliyormuş! Ben hocam adına özür dilerim, düzene ayak uydurmayıp değişmediği için. Ben hocam adına özür dilerim, hiç konuşulmayanı hakkını verip konuşmayı denediği için… Beş gündür tarumar olmuş iç dünyam, “Ahmet Hocam yoksa ben toplantıyı neyliyim?” hissiyatındayım. Bu bir darbedir içimize söke söke işletilen; “susacaksın, susmazsan susturmasını biliriz!” Düşünceymiş, özgürlükmüş, doğru bildiğini eğrilmeden büzülmeden yazmakmış… Ben bütün bunları Ahmet Hocam olmadıktan sonra başarabilir miyim? Bunun gibi onlarca soru kafamın içini kemiriyor. Bütün bu karmaşaya rağmen “umut” dolu sözcükler dökülemiyor klavyemden. “Haber var mı?” sorusuna “hayır” cevabını aldıktan sonra, “sen ne işe yararsın ki?” cevabını vermesini. “N’ olacak bu Galatasaray’ın hali?” sorusuna “O Servet yok mu, o Servet” diye hayıflanmasını… Zaman zaman şeytanın avukatlığını yaparak, beyin fırtınasına yol açmasını. Katı oluşunu ve “doğru” bilgiyi öğrenebilmek için cesurca sorular sorulması gerektiğini dikta etmesini. “Ulan Hüseyin ne adamsın!” demesini… Ahmet Hocama dair her şeyi özledim şimdiden. Bu özlemimin faturasını ödeyebilecek bir babayiğit var mı? Kara bir mektup yazdım Silivri’ye, ulaşır mı bilinmez… Emin olduğum tek şey ise kara tren gecikecek belki ama gelecek o güzel günler de gelecek. Ahmet Hocamızın ışıkları eşliğinde yine kararmaya yüz tutmuş Türkiye’yi bizler aydınlatacağız.* İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi.