Habervs

Habervs

Santralistanbul: Bir yeniden doğuş hikâyesi

Kurgu: Ertan Önsel Evlerin mum ve yağ kandilleriyle, caddelerin fenerlerle aydınlatıldığı bir İstanbul’u 21. yüzyılda hayal etmek oldukça güç. Fakat 1914 öncesi, yani elektriksiz İstanbul’da, havanın kararmasıyla sosyal yaşam sona eriyordu. Dahası, dışarı fenersiz çıkanlar şüpheli görüldüğünden karakola götürülüyordu. Bireysel ulaşım at ve öküz arabalarıyla, toplu taşıma ise atlı tramvaylarla gerçekleşiyordu. Avrupa şehirlerinin 1889’da tanıştığı elektrik, İstanbul’a gecikmeli olarak, Sultan II. Abdülhamit tarafından 1914’te getirildi. Şehir içinde elektrikle çalışan tramvaylar sayesinde ulaşımda büyük kolaylıklar sağlandı, evlerde elektrikli ev aletleri kullanıldı, ampulle aydınlanıldı ve daha da önemlisi, günlük sosyal yaşam süresi uzadı. 69 sene Avrupa yakasında birçok ilçeyi aydınlatan Silahtarağa Elektrik Santrali’nde 1983’ten sonra üretime son verildi. Santral, 1991’de İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı ile tescillendi, ama İstanbullular tarafından unutuldu. 2004’te İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin keşfettiği eski Silahtarağa Elektrik Santrali, şimdiki adıyla Santralistanbul, kültür – sanat ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Fakat Santralistanbul’un ilk haliyle şimdiki hali arasında çok büyük farklar var. Yıkılmak üzere olan binalar güçlendirildi, ek binalar eklendi, kısaca arazi boydan boya yeniden yaratıldı. Silahtarağa Elektrik Santrali’nde bulunan eski kazan daireleri bugün, kütüphane, Çağdaş Sanat Müzesi ve Enerji Müzesi olarak kullanılıyor. Elektrik santrali zamanında kullanılan personel lokali, So Cafe, müdür lojmanı, Le Sanrale ve atölye binası da Otto isimli cafe ve restoranlara dönüştürüldü. Santralde çalışan işçiler için yapılmış lojman, restore edilerek rezidans haline getirildi. Tescilsiz konaklama üniteleri ise yıkılarak yerine eğitim binaları inşa edildi. Santralistanbul, isimli sergi, atölye ve eğitim çalışmalarıyla sanatseverlerin de ilgisini çeken bir kültür merkezi halini aldı.Çiçekler arasındaki harabe C. Akın Barlas İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin mimarlarından, Santralistanbul projesinin yöneticisi C. Akın Barlas, santralde geçen 3 yılını, yoğun ve uykusuz restorasyon çalışmalarını anlatıyor. “2004 Haziranının ilk günlerinde sahaya ilk geldiğimde, terkedilmiş ve birbirinin üzerine yaslanarak ayakta durmaya çalışan endüstriyel yapıların hüzünlü görüntüsünden çok etkilenmiştim… Haliç yönünden sahaya girişte, numarası 1 olan yapının (14.1) […]

Danıştay, Kaz Dağları’ndan yana

Simge Sunguroğlu Ormanlık alanda sondaj yapabilmek için Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan izin almak zorunluluğu, Maden Yasası’nın Aralık 2004’te değişmesiyle birlikte kaldırılmış ve bu durum pek çok şirketin Kaz Dağları’na ilgisini arttırmıştı. Aralık 2007’ye gelindiğinde yerli ve yabancı 11 firma, dağ silsilesinin eteklerinde, toplam 37 noktada sondaj yapıyordu. Enerji Bakanı Hilmi Güler, sondaj çalışmaları için “Bir bardağın çapı kadar aşağı iniliyor” dese de, iş makinelerinin ormana girebilmesi için yüzlerce ağaç kesilmesi ve bu çalışmaların sonunda maden ocağı açılma tehlikesi yöre halkının tepkisini toplamıştı. Özellikle 2007’nin son aylarında sivil toplum örgütleri ve çevreye halkı, sondajları durdurmak için yoğun çaba gösterdi. Koza Altın İşletmeleri, Küçükdere beldesinde çıkardığı maden cevherini, Çanakkale-İzmir Karayolu’nu kullanarak, Bergama yakınlarındaki Ovacık köyüne getirilecek ve siyanürle ayrıştırarak, altın elde edilecekti. Turizmci Ersin Turgutluoğlu’nun da aralarında bulunduğu yedi kişi, siyanürle altın elde edilmesine dair, Koza Altın İşletmeleri’nin aldığı ruhsatın iptali için Bursa Üçüncü İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme, 2005 yılında maden için verilen onay ile söz konusu yerde yürütülen çalışmalarda, mezuata aykırı bir durum olmadığına karar verdi. Danıştay Sekizinci Dairesi, temyize giden davacıların endişelerini haklı buldu ve yürütmeyi “telafisi güç zarara neden olacağı” gerekçesiyle durdurdu. Oy birliğiyle aldığı durdurma kakarında, “dava konusu ruhsatların bulunduğu taşınmazlarda toz, duman emisyonu bulunduğunun yargı kararıyla saptandığını ve bu durumun göz ardı edilmesinde, hukuki isabet görülmediğini” bildirdi. Maden, zeytinlere kalıcı zarar veriyor Danıştay Sekizinci Dairesi’nin kararında şöyle denildi: “Altın madeni çıkarmak üzere ruhsat alınan arazinin kuzey, doğu, güney ve güneybatı yönlerinde, arazinin sınırından itibaren, 500 metre yarıçapa sahip alan dahilindeki parsellerde çok sayıda, düzenli ve bakımı yapılmış, tam verime yatmış, genelde “Ayvalık yağlık” türü zeytin ağaçlarına sahip, kapama zeytin bahçelerinin bulunduğu, inceleme konusu arazide yapılacak işlemler sırasında toprağın nemine, bu işlemler sırasında esecek rüzgârın hızına ve yönüne, mevsime ve işleme şekline bağlı olarak değişik yoğunlukta tozuma meydana geleceği, çıkan tozların çevredeki bitki örtüsüne, orman ağaçlarına ve […]

Ekonomi yavaşlama trendinde

Güventürk Görgülü 2007 yılının dördüncü çeyreğine ait büyüme rakamları açıklandı. TÜİK tarafından açıklanan rakamlar beklendiği gibi geride bıraktığımız yılın son çeyreğinde ekonominin yavaşlamaya başladığını gösteriyor. TÜİK verilerine göre 2007 yılı dördüncü üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla yüzde 9.9’luk artışla 221 230 Milyon YTL oldu. Aynı dönemler itibariyle sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) artışı ise yüzde 3.4 düzeyinde kaldı ve 25 872 Milyon YTL düzeyinde gerçekleşti. . 2007 yılının tamamına bakıldığında ise sabit fiyatlarla GSYİH artışının önceki yıllara göre oldukça yavaşlayarak yüzde 4.5 düzeyinde gerilediği görülüyor. TÜİK’in hesaplamalarına göre 2007 yılında kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla cari fiyatlarla 12 bin132 YTL ve 9 bin 333 dolar olarak hesaplanıyor. Medyakronik’in daha önce gerçekleştirdiği hesaplamalara göre ise 1998 yılı sabit fiyatlarıyla kişi başına GSYİH 1.431 YTL ve 5 bin 512 dolar düzeyinde bulunuyor. Bu verilere göre 2006’dan 2007’ye kişi başına milli gelir artışı yüzde 3.1, 1998-2007 arasındaki 10 yıllık dönemde milli gelir artışı ise yüzde 27 düzeyinde. Başbakan’ın yanıltıcı açıklamaları Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta sonundan beri çeşitli toplantılarda dile getirdiği; “AKP döneminde kişi başına gelirin 2 bin 500 dolardan 9 bin 500 dolara yükseldiği” yönündeki açıklamaları da bizzat TÜİK tarafından yalanlanmış oluyor. Zira Erdoğan’ın veri olarak aldığı 2002-2007 döneminde kişi başına GSYİH 1998 sabit fiyatlarıyla 4 bin 217 dolardan 5 bin 512 dolara yükselmiş durumda. Bir başka deyişle 2002-2007 arasında kişi başına GSYİH Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi dört katına çıkmış değil, yalnızca yüzde 30 artmış durumda. Erdoğan’ın açıklamalarındaki yanılgı ise 2002 verilerinin, eski milli gelir serisi sabit fiyatlarının eski nüfus tahminine bölünmesiyle ortaya çıkan 2 bin 960 dolarlık kişi başı gelirin 2007 rakamlarıyla karşılaştırılmasıyla ortaya çıkıyor. Başbakan, açıklamalarında geçmişe dönük olarak eski seri, sabit fiyat ve eski nüfus tahminlerini kullanırken, 2007 rakamlarında yeni milli gelir serisi, cari […]

“Özgür Tibet” için Budist isyanı sürüyor

Nur Niyaz Bildik10 Mart’ta Lhasa’daki üç manastır keşişi, 1989’daki son büyük isyanı anma gerekçesiyle bir gösteri yaptı. Sloganlar eşliğinde Çin işgalini kınayan din adamları polis tarafından göz yaşartıcı bombalarla durduruldu. Sonraki üç gün boyunca keşişler gösterileri sürdürmeye devam etti. Gösterilere gençlerin desteği de eklenince (bazı kaynaklara göre Çinlilerin dükkânlarının yakılmasına kadar varmıştı olaylar) Tibet dışından gelen Çin güçleri şiddeti arttırdı. İki protestocu Çin askerleri tarafından öldürülünce, Lhasa’daki gerginlik iyice tırmandı ve tüm dünyanın gözleri Tibet’e çevrildi. Aslında burada durup biraz geriye gitmek ve işgalin gerekçelerini incelemek gerekiyor. 1950’lere kadar Budizm’in sosyal hayatta büyük ağırlığı olan Tibet, Mao’nun liderliğindeki Çin tarafından dini aristokrasinin egemen olduğu ve toplumu sömürdüğü bir ülke olmakla suçlanıyordu. Çin Kızılordu’su 1950’de Tibet’i işgal edip askeri bir yönetim kurdu. Bir yıl sonra Çin, Tibet’in içişlerinde bağımsız, özerk bir yönetime sahip olduğunu ilan etti. Bu açıklamayla birlikte sıkıyönetim de ilan edildi. 1989’a kadar oldukça pek çok kanlı isyana sahne olan Tibet’te en son 1989’da büyük bir isyan hareketi yaşanmış ve yine Çin tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştı. Tibet’te o tarihten bugünlere kitlesel bir isyan hareketi olmadı. Çin’e göre suçlu Dalai LamaÇin Hükümeti yaşanan son gelişmelerden 1959’daki ayaklanmayı başlatan Tibet’in ruhani lideri Dalai Lama’yı sorumlu tutuyor. Tibetliler Dalai Lama’nın Buda’nın başka bir vücutta yeniden doğmuş hali olduğuna inanıyor. Bu nedenle Tibet’te halk üstünde en çok etkisi olan kişilerin başında o geliyor. Çin yetkililerine göre ise olimpiyat oyunları arifesinde “emperyalizmin kuklası” Dalai Lama Çin’i uluslararası alanda güç durumda bırakmak için halkı kışkırtıyor. Dalai Lama, kültürel soykırım yaptıkları için eleştirdiği Çinlileri barışa ve diyaloga davet ederken, Çin Başbakanı Ven Cibao Tibet’in tutum değiştirmemesi halinde diyalog kurmanın da mümkün olmayacağını söylüyor. Dalai Lama ise şiddet olayları devam ederse inzivaya çekileceğini ve bir daha siyasete karışmayacağını ilan etti. Tibet’te yeniden doğduğuna inanılan dini liderler aynı zamanda çok önemli siyasi aktörler olarak görülüyor. Tibet umutsuz […]

Küresel ısınma için bir saat karanlık

Simge Sunguroğlu adreslerine kayıt yaptırabiliyor. Şu ana kadar 19 bin 27 işyeri ve 260 bin 56 kişi eyleme katılacağını bildirmiş durumda. İstanbul, eyleme kent olarak kayıt yaptırmış değil. Ancak aralarında Garanti Bankası, Santral İstanbul Müze Birimi, Türkiye İş Bankası, Unilever ve YKM’nin de bulunduğu 19 kurum ışıklarını bir saat süreyle kapalı tutacak. Tasarruf, hayata engel değil Dünya Saati, tasarrufun bir sene içinde sadece bir saate sınırlı kalmaması gerektiği mesajını da veriyor. Gündelik yaşamdan ödün verilmesinin beklenmediği, kullanılmayan ve enerji tüketen aygıtların kapatılmasının, küresel tehdidi engellemek için yeterli olduğunun altını çiziyor. Örneğin, boşa yanan lambaların kapılması, emisyonu yüzde beş oranında düşürmeye yetiyor. Tasarruf için evde, işyerinde ve okulda uygulanabilecek tüyolar da veriliyor. Örneğin, telefon şarjları, MP3 çalar, televizyon ve mikrodalga gibi elektirikli aletler kullanılmadığı zaman bile enerji tüketiyor. Avustralya’da, Dünya Saati eyleminin ardından enerji tasarrufu bilincinin arttığı ve elektrik faturalarının yüzde 10 düştüğü gözlemlendi. Duştan bir dakika erken çıkmak bile kullanıcıyı, küresel ısınmaya karşı mücadeleye dahil ediyor.

Sokak şölenine çeyrek kala…

Duygu Ertürk Girer girmez, cansız mankenler göze çarpıyor. Kıyafetleri ütüleniyor şimdi. Az zaman sonra, itinayla ütülenmiş, birbirinden ilginç postmodern kıyafetlerini giyecek, öyle duracaklar orada. Hemen karşıda, bir kadın, duvara bir şeyler yapıştırıyor: “i love niew jurk”… “yeni kıyafetleri seviyorum” demekmiş. Moda tasarımcısı olduğunu tahmin etmek için kahin olmaya hacet yok. Esther, Hollandalı bir moda tasarımcısı. Geleneksel olanı sevmiyor. “Sokak modası gelenekseli barındırmaz zaten. Alışılmışın dışında olması gerek.” Esther’in üzerindeki kıyafet konuyu ziyadesiyle özetliyor zaten.Türkiye’den de genç bir moda tasarımcısı, Selay Güleç’in kreasyonu tanıtılacak festivalde. Selay henüz gelmemiş, ama yeri ayrılmış. Yeri dediysem, podyum sanmayın sakın. Burası sokak. Burada podyum yok, catwalk hiç yok! Moda tasarımcılarının kıyafetlerini giyen modeller, birarada oturacaklar sadece; sohbet edecekler. Tam bir parti mizanseni yani.Birazdan illüstratör Cem Dinlenmiş’in t-shirtleri ve farklı illüstratörlerin yaptığı ayakkabıların satılacağı bir stand açılacakmış orada. Cem’in “ammavelakin” markalı tişörtleri 25 YTL’den satılacakmış. Belki meraklısı olur…Hazırlıklar sürerken, festivalin organizatörü olduğunu öğrendiğim Jeldau Kwikell’le lafladık biraz. Türkiye’yi seçmemişler festival için, onların derdi İstanbul… “İstanbul ilham verici, müthiş; yani festival deyince ilk akla gelen yerlerden biri” diyor. Amsterdam’dakinin minyatürü bu; sokak festivali butiği… Sokak modası festivali denince, hele bir de geçen sene Amsterdam’da 13 bin izleyici, 200 modacı ve çok sayıda illüstratörü bünyesinde topladığını duyunca “aman ne ala!” diye düşünüyor insan, “İstanbul’a böylesi bir sokak modası festivalinin gelmesi!…” İlk önce, bilmem ki sukût-u hayal mi denir, şaşkınlık mı? Sokak modası festivali sokakta yapılmalı bence. Burası bildiğin, bir apartmanın giriş katı. Karanlık, basık… Ne 13 bin kişisi, olsa olsa 130, bilemedin 131 kişi girebilir bu soka.. pardon daireye. Duvarlarda illüstratörlerin yaptığı çizimler var. Komik, insan gülümsüyor baktığı zaman. Çok çok beğendim. İllüstratörlerden biri, Didem, ortadaki kolona o şirin illüstrasyonlardan birini çiziyor. O da çok küçük bulmuş festivale uygun görülen yeri. “Olsa olsa Amsterdam’dakinin, minyatürü bu. Sokak festivali butiği…” diyor. Organizatör Jeldau da mekanı küçük bulmuş, belli. Biraz […]

Bira, bu kapağın altındadır

Haber: İşvecan Nur Özen Kamera: Erdem Özüer eozuer@medyakronik.comBelki de en çok “Bira bu kapağın altındadır” reklam sloganıyla tanıyoruz. Hatırımızda kalan daha birçok sloganın yaratıcısı Haluk Mesci. Sadece ürettiği işlerle değil, Türkiye’de reklamcılığın sektörünün kurumsallaşması yönündeki çalışmalarıyla anılan, sektörün önemli isimlerinden. Reklamcılar Derneği Onur Üyesi. Farklı üniversitelerde verdiği reklamcılık, reklam yazarlığı ve markalaştırma dersleriyle, uzmanı olduğu alanın eğitmenliğine de üstleniyor. Mesci, Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin, profesyonel reklamcılarla birlikte çalıştığı “ R Vitamini” isimli ajansın yöneticilerinden.“Reklamcı olmak istiyorum” diyenler, Haluk Mesci’ye kulak vermeli..Haluk Mesci kimdir?Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans yaptı. Eylül 1973’te Manajans’ta başladığı reklamcılık kariyerinde, Ağustos 2004’e kadar, hep yaratıcı bölüm (yazı) tarafında çalıştı. 1978’den beri, Birleşik Reklamcılar, Markom Leo Burnett, KLAN EURO RSCG gibi muteber ajanslar kurdu, yönetti, sattı. Halen, iki kurucusundan biri olduğu Mahi Mahi Markalaştırma Hizmetleri’nde, markalaştırma sürecinin her aşaması için yaratıcı hizmetler ve danışmanlık sunuyor. Reklamcılık hayatı boyunca yarattığı slogan ve kampanyaların önemlileri: Pril – Prille pırıl pırıl Efes Pilsen – Bira, bu kapağın altındadır Kalebodur – Seramik budur CinCin – Cin gibiler Cincin çiğner Jill – Eskimiş çoraplarınızı atın ! (Atamazsanız paspas yapın.) Elka Kapı – 100 kapı hemen, 1000 kapı yarın Noramin – Bizde Noramin var, sizde ne var? Schweppes – İnsanlar iyi şeylere layıktır Ülker Gofret – 9 Kat tat Ülker Taç Kraker – Atıştırın, açlığınızı yatıştırın Alo – Beyazötesi Rejoice – Yıkıyorum, çıkıyorum McDonalds – McDonald’s gibisi yok UNO – Ekmeğinizi elletmeyin Dışbank – Dışbank reklamlarını gördünüz mü? Reklamcılar Derneği’nin (RD) kuruluş yıllarından itibaren, yönetim kurulunda üye, genel sekreter, başkan yardımcısı, başkan olarak görev yaptı. Başkanlığının ikinci ve son döneminde, Reklamcılık Vakfı’nın kurulmasına önayak oldu. Halen RD Onur Üyesi. Anadolu Üniversitesi, ODTÜ, Bilgi Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde reklamcılık, reklam yazarlığı, markalaştırma dersleri verdi, vermeye devam ediyor. Reklamcılık Vakfı’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi işbirliğiyle oluşturduğu, lisansüstü eğitim programı AdSchool Istanbul’un danışma […]

Ergenekon’a Rus desteği

Ferda Balancar adlı internet sitesinde Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak dile getirdi. Dugin’e göre “Türkiye’nin yönünü Rusya’ya çevirmesinin ordu içindeki inisiyatifi Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli general Veli Küçük’e aittir.” Bu soruşturma kapsamında gözaltına alınanları ise genel olarak “Rusya’yla yakınlaşma lobisi” olarak tanımlayan Dugin, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’le dayanışma sergilenmesi gerektiğini özellikle vurguluyor. Aleksandr Dugin, geçen yıl İşçi Partisi’ne yakınlığıyla bilinen Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan “Moskova – Ankara Ekseni: Avrasya Hareketi’nin Temel Görüşleri” başlıklı kitabında Türkiye’nin ABD ve AB’yle bağlarını koparıp Rusya’yla sıkı bir ittifaka girmesi gerektiğini yoksa Türkiye’nin Batı tarafından parçalanma tehlikesiyle yüz yüze olduğunu belirtiyor. Dugin’in görüşleri Türkiye’de sadece Doğu Perinçek tarafından savunulmuyor. Veli Küçük’ten Milli Güvenlik Kurulu eski genel sekreterlerinden Tuncer Kılınç’a, emekli orgeneral Hurşit Tolon’dan medyada köşe yazarı olan Erol Manisalı ve Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılan Emin Gürses’e kadar bazı akademisyenlerin de Avrasyacılık tezlerini savundukları biliniyor. Konuyu bugünkü Taraf gazetesindeki köşesinde ayrıntılı bir şekilde gündeme getiren Rusya muhabiri Hakan Aksay’ın yazısını sunuyoruz: Ergenekon’un Rusya’daki yansısı:Avrasyacılar, Kremlin’i Türkiye’ye karşı kışkırtıyor Türkiye’de bile “Ergenekon”la ilgili geniş kesimler arasında çok sayıda soru işareti bulunurken, Rusya’daki bir siyasi hareketin konuyla ilgili sergilediği net tutum doğrusu dikkat çekici. Son yıllarda önce “Avrasya Hareketi” olarak siyasi zeminde kendine yer açmaya çalışıp başaramayınca marjinalleşen, sonradan iktidara yakın bazı ilişkilerinin de yardımıyla medyada “fikir egzersizleri yapan” siyaset bilimci Aleksandr Dugin, Türkiye’deki son gözaltı ve soruşturmaları kınadı. Bununla da kalmadı ve Putin – Medvedev yönetimine seslenen yazılarla, “Türkiye’deki antiamerikan ve Rus yanlısı lobiye yönelik saldırılara karşı Moskova’nın gereken cevabın vermesi” çağrısında bulundu. Çeşitli iç ve dış konularda sık sık provokatif mesajlar veren Dugin’in son açıklamaları, Ergenekon’un dünyadaki en ilginç yankılarından biri olması dolayısıyla ele alınmaya değer. “Bu tutuklamalar Rusya’ya meydan okumaktır” Ergenekon kapsamındaki gözaltı ve soruşturmalarla ilgili olarak, Dugin’in yönetimindeki internet sitelerinden biri olan www.evrazia.org birkaç gün önce bu başlığı kullandı. Önceki […]

Üniversite öğrencileri için e-fikir yarışması

Üniversite öğrencilerinin internette iş kurma fikirleri “e-fikrim” yarışması ile hayata geçiyor. Embrio.com.tr, yemeksepeti.com, uzmantv.com, e-bebek.com, gedikgross.com, gittigidiyor.com, istanbul.net, haber.gen.tr gibi internet şirketlerinin desteklediği yarışmada öğrenciler internet üzerindeki iş fikirlerini www.e-fikrim.com’a gönderecekler. Yarışmaya Türkiye’deki üniversitelerin tüm ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri katılabiliyor. Öğrenciler, bireysel veya grup olarak en son 18 Nisan 2008 Cuma akşamına kadar fikirlerini gönderebilecekler. Yarışmaya gönderilen fikirler arasından finale kalanların sunumları, 3 Mayıs günü sunumlarını İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü’nün organize edeceği “E-fikrim” gününde yapılacak. Finale kalan iş fikirleri sahipleri, sunumlarını Türkiye’nin önde gelen internet şirket yöneticilerinden oluşacak bir jüriye yapacaklar. Jüride Embrio.com.tr Genel Müdürü Hamit Kekeç; yemeksepeti.com kurucu ortakları Nevzat Aydın ve Melih Ödemiş; e-bebek.com kurucusu Halil Erdoğmuş; Gedikgross.com Genel Müdürü Ömür Topaç; haber.gen.tr kurucusu, İTÜ İşletme Mühendisliği İşletme Fakültesi öğretim görevlisi Burak Büyükdemir; uzmantv ve itiraf.com’un kurucusu Ersan Özer; gittigidiyor.com kurucu ortaklarından Burak Divanlıoğlu, Serkan Borançılı ve Genel Müdürü Cenk Angın yer alacak. Katılımcılar yarışmaya www.e-fikrim.com adresinden başvuru yapabilecekler. Dizüstü bilgisayar, cep bilgisayarı ve cep telefonu gibi ödüllerin verileceği yarışmanın sonuçları aynı gün ilan edilecek ve dereceye girenlerin ödülleri törenle verilecek. Bu sene İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü’nün desteği ile gerçekleşen bu yarışma diğer tüm üniversite kulüplerinin katkılarına açık. Tüm üniversite kulüplerin katılımını hedefleyen bu yarışma Türkiye’de internet ve mobil fikirleri sahipleri ile internet şirketleri arasında köprü rolü oynamayı hedefliyor. Yarışmaya destekleyici olmak isteyen şirketler ve üniversite kulüpleri www.e-fikrim.com adresinden detaylı bilgi alabiliyor. Detaylı bilgi için:İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü: Harun ÜnlüsoyTelefon: 0212 241 3072Faks: 0212 241 3073Web:Adres: İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Fakültesi, 34367 Maçka/İSTANBUL

Çeyrek final karaborsada

Ersan Bayram Fenerbahçe Spor Kulübü’nün maç biletlerinin satış hakkını elinde bulunduran Biletix firması, 21 Mart 2008 Cuma günü yaptığı açıklamada, Chelsea karşılaşması biletlerinin sadece Fenerbahçe Kart sahipleri ve kongre üyesine satılacağını duyurdu. Biletler, 24 Mart günü internet üzerinden ve Biletix gişelerinde satışa sunuldu. Ancakt 2 Nisan 2008’de oynanacak karşılaşma için Biletix’in internet sayfası üzerinden bilet almak isteyen Fenerbahçe Kart sahipleri bir sürprizle karşılaştı. Sistem, işlem sırasında kullanılan ve satın alınırken kart sahiplerine verilen kart şifrelerini kabul etmedi. Her zaman yaptıkları şekilde internetten bilet almayı uman binlerce taraftarın çabası sonuçsuz kaldı. Aynı gün, akşam saatlerinde Fenerbahçe Spor Kulübü’nün resmi yayın organı fenerbahce.org’da yapılan bir açıklama, tüm kart şifrelerinin 0101 sayısı ya da kart sahibinin doğum gün ve ayından oluştuğunu bildirdi. İnternette bilet alabilmek için saatlerce uğraşan pek çok taraftar, bu bilgiyi ancak internet kontenjanı dolduktan sonra öğrenebildi. Gişede tatsız sürpriz Kart şifrelerinin habersiz değiştirilmesinde yaşanan şaibe gişede de devam etti. İnternet üzerinden bilet edinemeyen spor severler gişelere koştu. Ancak 19 bin 880 adet bilet, satışa çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra tükendi. Fenerbahçe Kart sahibi binlerce taraftar, daha önce sahip oldukları bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişelerde öğrendi. Platinium Kart sahibi taraftarlar beş bilet, Gold Kart sahibi taraftar üç bilet ve Klasik Kart sahibi taraftarlar ise gişede iki bilet satın alabiliyordu.Tüm kart sahipleri, daha önce duyurulmamasına rağmen, bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişede öğrendi. Buna göre Platinium Kart sahipleri iki, Gold ve Klasik kart sahipleri ise birer bilet satın alabildi. Biletler tükendikten sonra yapılan açıklamada, Fenerbahçe taraftar kartı sahiplerinin tüm maçlar için geçerli bilet satın alma haklarının, sadece Turkcell Süper Lig ve Fortis Türkiye Kupası maçlarında geçerli olduğu duyuruldu. Biletler karaborsada Fenerbahçe kartının bir amacı da, biletlerin karaborsada satışını engellemek ve kulübün bu yolla gelir kaybına uğramasını engellemek olmasına rağmen, Chelsea karşılaşmasının biletleri, gişede tükendiği gün bazı internet sitelerinde satışa […]

Sanal alemde “kebap pişirmece”

İşvecan Nur Özen İstanbul’da Beyoğlu’nda, Adana usulü kebaplar yapan bir ocakbaşı restoran, yaratıcı internet sitesiyle dikkat çekiyor. Başarılı bir tasarıma ve fotoğraflara sahip site mönü, adres gibi olağan bilgilerin yanı sıra, olası bir yemeğin ücretini hesaplamanıza imkân tanıyan “kaça patlar” ve ocağın başına geçerek müşteri ağırlamanızı sağlayan “kebap pişirmece oyunu”yla farklılaşıyor. İstanbul’a 1966’da gelen restoranın sahibi Musa Emici (60), 1972’den beri Beyoğlu’nda, Küçükparmakkapı Sokak’ta kebapçılık yapıyor. Emici, eskisine göre çok daha büyük mekâna ise 1985 yılında taşınmış. Kendi ismini verdiği restoranı Musa Ustam, üç katında 250 kişiyi aynı anda ağırlayabiliyor. “Çağdaş bir insanım, yenilikleri severim. Lakin konu kebap olunca geleneksel bir insanım. Çocukken yediğim kebap neyse, şimdi pişirdiğim kebap da odur” diyen Emici internet sitesi açma fikrinin oğlu Okan Emici’ye ait olduğunu söylüyor. Oğul Emici işe, restoranın ismini taşıyan www.musaustam.com adresini satın alarak başlamış. Sitenin açılmasından sonra, aklına gelen fikirlerin sanal ortama aktarılmasını sağlamış. “Kaça patlar” Açılış hariç, altı ana bölüme ayrılan site zengin görselliğe sahip. Flash programıyla hazırlanan sitede, bir sayfadan diğerine geçiş sırasında ekranda bir şiş beliriyor. Yeni sayfa yüklenirken bu şiş, garnitür ve kebaplarla dolmaya başlıyor. Ana bölümlerden biri, “kaça patlar” başlığını taşıyor. Bu bölümde, restoranda yiyebileceğiniz tüm kebap, meze ve alkollü ve alkolsüz içeceklerin listesi yer alıyor. Liste, kendi tercihlerinizi ve adedini işaretleyerek olası bir ziyarette, restoranda ne kadar hesap ödeyeceğinizi hesaplayabiliyorsunuz. Ocakbaşına gel Sitenin en yaratıcı buluşu “kebap pişirmece” oyunu. Bu oyunda bir ocak ustası gibi tezgaha oturuyor ve ocağın diğer tarafındaki müşterileri ağırlıyorsunuz. Müşterinin sipariş ettiği kebap türlerini sırasıyla ocağa yerleştiriyor ve zamanında pişirip servis ediyorsunuz. Kebap pişirmece, zamana karşı bir oyun. Ocaktaki şişi ne zaman çevirip, ne zaman kaldırmanız gerektiği işaretlerle bildiriliyor. Ancak müşteriler ve siparişleri sürekli arttığı için bu iş hiç de kolay değil. Oyuna katılanlar, siteye üye olduğu takdirde skorlarına kaydedebiliyor. Görüntülü adres Restoranın yeri, İstiklal Caddesi’nde elinde kamerayla ilerleyen bir […]

Krizin nedeni hedge fonlar değil…

Ebru Engin İMKB’da düzenlenen “Finansal İstikrarsızlık ve Menkul Kıymetler Borsaları” başlıklı konferansta 2 yıldır yaşanan ve son günlerde etkisi daha da derin bir şekilde hissedilen “ekonomik türbülansın” merkezi olan sermaye piyasaları, FED kararları ve hedge fonları tartışıldı. Konferansta bir konuşma yapan New York Menkul Kıymetler Borsası Başkan Yardımcısı Dr. Paul Bennet dünyada hedge fonların krize neden olduğu yönündeki düşüncenin aslında yanlış olduğunu söyledi. Avrupa ve Amerika’da sayıları 10 bine yakın Hedge fon bulunduğunu ve toplam değerlerinin 1,5 -2 trilyon dolar olarak tahmin edildiğini söyleyen Bennett, bu büyüklükte bir kaynağın istikrarsızlık yaratmasının düşünülemeyeceğini söyledi. Konferansta konuşan İMKB Başkanı Hüseyin. Erkan da global piyasaların riskli bir dönemeçten geçmesi nedeniyle Türk ekonomisinin bundan olumsuz etkilendiğini ve bu etkinin zamanla düzeleceğini söyledi. Piyasalarda yaşanan hızlı düşüşün kar realizasyonundan kaynaklandığını ancak piyasalardan herhangi bir çıkış olmadığını anlatan Erkan, yerli yatırımcılara göre çok daha uzun vadeli çalışan yabancı yatırımcılar için Türkiye’nin hala cazibesini koruduğunu ifade etti… İstanbul Bilgi Üniversitesi Finans, Uluslararası Finans ve Bankacılık yüksek lisans programları ile Sermaye Piyasaları Sertifika Programları ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın işbirliğiyle düzenlenen konferansa İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans Yüksek Lisans Programı Direktörü Prof. Dr. Oral Erdoğan, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanı Hüseyin Erkan ve New York Menkul Kıymetler Borsası Başkan Yardımcısı Dr. Paul Bennett konuşmacı olarak katıldı.

Teknolojide bugün II

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com Hislerinizi tişört ile anlatın: 8-Bit Dynamic Life T-shirt Hislerinize tercüman mı arıyordunuz? Think Geek isimli web sitesi üzerinden satışa çıkan bu akıllı tişört sayesinde artık bu da mümkün. Üzerindeki kalp atışlarına duyarlı kalp şeklindeki işaretler sayesinde hislerinizi belli eden tişörtü 12 – 25 dolara edinebilirsiniz.

Derdiyoklar çok dertli

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.comKameraman: Ertan Önsel 1979 yılında ilk albümlerini çıkartan Derdiyoklar ikilisi halen Youtube sayesinde binlerce kişi tarafından izleniyor. Grubun belkemiği Ali Ekber Aydoğan, yarattıkları farklı müzik tarzını ve sahne şovlarını medyakronik kameralarına anlattı. Derdiyoklar’ın düğün performansları: •

Türkiye’de reel sektör risk biriktiriyor

Güventürk Görgülü Küreselleşme ve Türkiye’nin küresel ekonomiye entegrasyonu geçtiğimiz hafta 32’ncisi düzenlenen İktisatçılar Haftası’nda tartışıldı. Prof. Dr. Güven Sak, tebliğ sunumuna geçmeden önce ABD’de yaşanan bankacılık krizine değinerek, ABD’nin durumunun şu anda, 2001 krizi sırasındaki Türkiye’ye benzediğini, piyasanın her gün “hangi banka batacak” diye tartıştığını söyledi:“Olay onlar açısından çok ciddi ama bizim açımızdan biraz eğlenceli. 2001’de yabancılar bizim banka bilançolarına bakıp ‘bu kadar risk taşınır mı?” diye kızarlardı. Şimdi onlar aynı durumda. Bundan sonrasını biz yaşadığımız için biliyoruz ama onlar tabii tam bilmiyor. Şimdi kamu kaynakları devreye girecek ve kriz aşılmaya çalışılacak.” İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti tarafından düzenlenen üç günlük konferans dizisinin ikinci gününde Prof. Dr Güven Sak, “Türkiye’nin Küresel Ekonomiye Entegrasyonu” konulu tebliğinde, Türkiye’nin küresel ekonomiye entegre olurken bu süreci herhangi bir şekilde yönetmediğini, buna ilişkin politikalar tasarlamadığını, bu nedenle de küreselleşmeden yeterince faydalanamadığını anlattı. Sak’a göre bu başıboşluk nedeniyle hızlı büyüyen sektörlerin hepsi ithalatı daha yoğun sektörler ve cari açık bu nedenle kontrol altına alınamıyor. Türkiye’nin küreselleşmenin getirilerinden yararlanamamasının ve mutsuzluğunun temelinde “sürekli değişim” koşullarına ayak uyduramamanın yattığını anlatan Prof. Güven Sak, 2001’de düzeltme yapan mali sektörün aksine reel sektörün gerekli düzeltmeyi halen yapamadığını ve aynı 2001’deki mali sektör gibi sürekli risk biriktirmeye devam ettiğini söylüyor:“Reel sektörün küreselleşmeye ayak uydurabilmesi için kendimizi farklılaştırmamız gerekiyor. Bunun için de sanayi politikası gerekli. Eğer böyle bir politika olmazsa küreselleşmeye ayak uyduramayız. Büyüme ve verimlilik artışı için kamu idaresinin değişik noktalarının birlikte çalışması ve çok ciddi bir işbirliği gerekiyor. Ama bu açıdan çok da iyi bir noktada olduğumuz söylenemez.” Tebliği değerlendiren konuşmacılardan Prof. Dr. Fatih Özatay da reel sektörün açık pozisyonlarının giderek fazlalaştığını ve bilançoların zayıf olması durumunda bu riskin dönüp dolaşıp bankalara yansıma tehlikesinin bulunduğuna dikkat çekti. Benzer bir vurgu da oturum başkanlığını yapan Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Adnan Memiş’ten geldi. 2001’de mali kesimin yaşadığı riskler ve daha sonraki düzeltme […]

Bilgi Üniversitesi’nden dünyada bir ilk: “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi”

Esra Ocak “Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitimi Projesi” henüz iki ay önce hayata geçmesine rağmen üye sayısı bini geçti ve Türkiye’nin her yerine ulaşmayı amaçlayan eğitim gönüllüleri sayesinde sesini yurt dışında da duyurmaya başladı. Henüz fikir aşamasındayken IBM Fakülte Ödülleri (IBM Faculty Award) adında saygın bir akademik ödül alan proje, hem bu kapsamda hem de Bilgi Üniversitesi IBM İleri Araştırmalar Merkezi tarafından destekleniyor. Proje lise öğrencilerine bilgisayar eğitimi vermenin ötesinde onlara aynı zamanda çözümleyici düşünme yeteneği kazandırmayı da hedefliyor. Bu fikrin nasıl doğduğunu, bugüne kadar neler yapıldığını ve bundan sonra neler yapılacağını İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü Araştırma Görevlisi Fatih Köksal’la konuştuk.Yürütmekte olduğunuz ‘‘Liselere Yönelik Bilgisayar Bilimleri Eğitim Projesi’’ tam olarak ne tür bir eğitim sağlıyor? Bu pilot projede ortaokul ve lise öğrencilerinin, bilgisayar programcılığını içeren, aynı zamanda matematik ve geometri alanında zekâlarını kullanabilecekleri ve analitik düşünme yeteneklerini geliştirebilecekleri müfredat dışı bir eğitim süreci geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu eğitim sürecinde ne tür yöntemlerle öğrencilere ulaşıyorsunuz? Ocak ayının son haftasında 11 kişilik bir ekiple İstanbul’dan yola çıktık ve iki ayrı gruba ayrıldık. Birinci grup Ankara, Konya ve Mersin’e, ikinci grup ise Gaziantep ve Diyarbakır’a gitti. Bu şekilde toplam 20 okul gezdik. Eğitimler, iki saatlik seminerin ardından iki saatlik laboratuar çalışmaları şeklinde sürdü. Takımlar oluşturularak öğrenciler arasından birer takım kaptanı seçildi. Öğrencilerin ve öğretmenlerinin iletişim bilgilerini aldık. Tüm seminer ve laboratuar çalışmaları başarıyla tamamlandı. Bu eğitimlere 1026 öğrenci ve 45 öğretmen katıldı. Sözünü ettiğim bu süreç, projenin ilk aşamasıydı. İkinci aşama, yani internet üzerinden eğitim nasıl ilerliyor? İlk aşamaya katılan öğrencileri sisteme ekledik. Kullanıcı adlarını ve şifrelerini girdik. Ama uzaktan eğitim oraya gidip anlatmaktan çok daha zor oluyor. Sadece ödev vermek yeterli olmuyor. Biz gittik videolar çektik. Dördüncü haftadayız ve dört beş tane ders videomuz var şu anda. Normal ders anlatır gibi bölüm başkanımız ve proje yöneticimiz olan Chris Stephenson kameraya ders […]

Ergenekon soruşturmasında son durum…

Ahmet Şık Geçen Cuma sabahı yapılan operasyonda aralarında Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk ve eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun da bulunduğu 12 kişi gözaltına alınmıştı. Selçuk, emniyetteki sorgusunun ardından sevk edildiği savcılıkta ifadesi alındıktan sonra, yurtdışına çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı. Selçuk, soruşturmanın gizliliği nedeniyle gazetecilerin, sorgusuna ilişkin sorularını yanıtsız bıraktı. Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu da Selçuk gibi savcılıkta serbest bırakıldı. Emniyetteki sorgusunda susma hakkını kullanan Alemdaroğlu’yla ilgili sevk edildiği nöbetçi mahkemenin verdiği ara kararda, “Üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunduğu” belirtilerek tutuklamanın şartlarını oluşturacağı ifade edildi. Ancak, Alemdaroğlu’nun yaşı ve sağlık durumu dikkate alınarak serbest bırakıldı. Yurtdışına çıkışı yasaklanan Alemdaroğlu hakkında, ikamet adresinin bulunduğu yerin polis merkezine her ayın 1. ve 15. günlerinde imza verme zorunluluğu da getirildi. Bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde Alemadaroğlu’nun tutuklanacağı kendisine bildirildi. Ulusalcı kimliğiyle bilinen işadamı İbrahim Benli de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Benli, savcılık çıkışında kendisi hakkında somut bir suçlama yöneltilmediğini, soruşturma konusunda bilgi vermemesi konusunda uyarıldığını ve buna uymaya çalışacağını söyledi. İP tam kadro cezaevinde Aynı operasyonda gözaltına alınan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ile Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, gazeteci Adnan Akfırat ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. İP Genel Başkanı Perinçek’in, “Ergenekon terör örgütünün üst düzey yöneticisi olmak vedevlete ait gizli belgeleri temin edip elinde bulundurmak” suçundan tutuklanmasında bir dönem Ergenekon örgütünün içinde bulunduğunu söyleyen eski gazeteci Tuncay Güney’in verdiği ifadelerin etkili olduğu öğrenildi. Perinçek de savcılıkta verdiği ifadede, teknik takip sonucu kayıt altına alınan telefon konuşmalarının içeriğini tamamıyla kabul ettiğini ancak Tuncay Güney’in kendisi hakkında yönelttiği suçlamaları reddettiğini söyledi. 2001 yılında dönemin Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan tarafından bizzat sorgulandıktan sonra önce ABD’ye ardından da Kanada’ya giderek bu ülkeye yerleşen Tuncay Güney, savcılığın talebiyle geçen ay Türkiye’ye […]

Gazetelerde Ergenekon iddiaları…

Ahmet Şık Ergenekon soruşturması geçen hafta aralarında Cumhuriyetgazetesi başyazarı İlhan Selçuk, eski rektör Kemal Alemdaroğlu ve İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek’in de bulunduğu 12 kişinin gözaltına alınmasından sonra yeniden tartışma konusu oldu. Stargazetesinin geçen Pazar günkü sürmanşetinde ve manşetinde yer alan haberlere göre AKP’ye kapatma davası açılması için kulis faaliyeti yürüttükleri iddia edilen Selçuk, Alemdaroğlu ve Perinçek’in kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde ekonomik krizin çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zeminin hazırlanmasını istedikleri anlatıldı. Star’ın, “Davayı açtırıyoruz, AKP’nin sonu geldi” sürmanşetiyle verdiği haberde polisin teknik takibe aldığı zanlıların son 2 ayda yaptığı telefon konuşmalarına yer verildi. “Gözaltına alınan isimlerin iki aydan beri AK Parti’ye yönelik kapatma davası için yoğun bir kulis faaliyeti yürüttükleri ortaya çıktı. Çete üyelerinin aralarında yaptıkları görüşmelerde ülkede önce ekonomik krizin ortaya çıkmasını, ardından da terör eylemleriyle darbeye yol açacak bir zemini hazırlamak istedikleri belirtiliyor” denilen haberde İlhan Selçuk’un bir telefon konuşmasında, “Bugüne kadar Türkiye’de ekonomik kriz çıkmadı. Davayı açtırıyoruz. Kapatma davasından sonra mutlaka kriz çıkar. AK Parti’den kurtulmak lazım” dediği öne sürüldü. İddiaya göre, telefonda bir kişi Selçuk’a, “İlgili kişilerle görüştüm. Dava yolunda. Merak etmeyin durumlar iyi. Havamız çok güzel” dedi. “İlhan Selçuk’un bir başka telefon görüşmesinde ise kapatma davasının açılmasının ardından yapılması gerekenlerle ilgili talimat verdiği belirlendi. Selçuk’un, davanın açılmasının hemen ardından ses getirici eylemler düzenlenerek Türkiye’yi yönetilemez hale getirmek için çalışılmasını istediği belirlendi. Selçuk’un, Ergenekon üyeleriyle yaptığı konuşmalarda da darbeye zemin hazırlamak için sarsıcı eylemler yapılması talimatı verdiği kayıtlara girdi” denildi. “Kansız olmaz darbe de lazım” Star’ın aynı gün “Kansız olmaz darbe de lazım” manşetiyle duyurduğu haberde de eski rektör Alemdaroğlu’nun telefon görüşmelerine yer verildi. Alemdaroğlu’nun AKP’ye kapatma davası açılacağından ve davada kapatma kararı çıkacağından emin olarak söz ettiği anlatılan haberde, “Alemdaroğlu telefonla görüştüğü bir kişiye AK Parti’nin mutlaka kapatılması gerektiğini söylüyor ve ‘Bu işler kansız olmaz. Darbe lazım’ diyor. Alemdaroğlu’nun Ümit […]

“Sarıkız” sonrası belirlenen konsept bugün de yürürlükte…

Alper Görmüş Geçen yıl bu zamanlarda, Noktadergisinde, bir hafta sonra (29 Mart 2007) yayımlanacak “Darbe günlükleri… 2004’te iki darbe atlatmışız: Sarıkız ve Ayışığı” kapağı ile ertesi hafta yayımlanacak olan “Genelkurmay’ın sivil toplum örgütleriyle işbirliği planı” kapağı üzerinde çalışıyorduk. Biz çalışmalarımızı yürütürken, çok sayıda sivil toplum örgütü de, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin öncülüğünde, ilki 17 Nisan’da Ankara’da yapılacak olan “Cumhuriyet mitingleri”nin hazırlıklarını sürdürüyorlardı. Gerek darbe günlüklerindeki kimi tespitleri, gerekse de Genelkurmay belgesindeki yaklaşımları bilen biri olarak, söz konusu mitingler benim gözümde bambaşka bir anlam kazanmıştı. Günlüklerde, aylar süren darbe planlarının işleyemeyeceği tespiti yapıldıktan sonra, “sivillerin öne çıkarılacağı” yeni tipte bir müdahale konsepti belirleniyordu. O zamanlar Nokta’da şöyle yazmıştım: “Şöyle diyebiliriz: Siyasete müdahale ‘sivil’ güçler kullanılarak ve böylece görünürde meşruiyet alanı içinde kalınarak gerçekleştirilecektir önümüzdeki dönemde. Tam bu noktada, bu ‘güç’lerin en ön sırasında eski Jandarma Genel Komutanı, şimdiki Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Şener Eruygur’un bulunduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır.” Yalnız dikkat: 2004’te söz konusu olan, klasik bir darbenin imkânsızlığı üzerinde bir fikir birliğine varılmış olmasıydı. Yoksa, siyasete müdahaleden vazgeçilmiş değildi, değişen yol-yordamdı yalnızca. Nokta’da, bu yeni durumu şöyle izah etmiştim: “O yöntem ne mi? Bunu, 3 Mart 2004’te Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) salonunda yapılan ve ‘ulusalcı-siyasi’ bir gösteriye dönüşen ‘Hilafetin kaldırılmasının yıldönümü’ toplantısına ilişkin olarak Özden Örnek’in notlarında neler yazıldığına bakarak açıklamaya çalışalım: ‘ATO’da yapılan panele tüm kuvvet komutanları eşli olarak katıldık. Genelkurmay Başkanı İsveç’te olduğu için,Hava Kuvvetleri Komutanı ise dün şehit olan pilotların cenaze törenine Konya’ya gittiği için bu panele katılamadılar. Bu paneli el altından biz teşvik ettik. Çoşkulu ve tatmin edici bir toplantı oldu. Salona girdiğimiz zaman katılanlar bizleri alkışladılar ve ‘Cumhuriyetin Koruyucuları’ diye slogan atmaya başladılar.’” Darbe günlükleri kapağını izleyen hafta yayımlanan “STK’nın işbirliği yapabileceği sivil toplum örgütleri” çalışması da günlüklerde tespit edilen yeni “sivil darbe” konseptiyle mükemmel bir uyum içinde görünüyordu. Gerek günlükler, gerekse Genelkurmay çalışması 2004 tarihini taşıyordu. […]