Habervs

Habervs

Sokağın dili

Akman Yengin – Uğur OrakçıKamera: Ersan Bayram – Asım Can Yılmaz adresine bekliyoruz İlk programımızda İstanbul’un en kalabalık yerlerinden Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde insanlara farklı üç soru yönelttik. – “İslam’da reform olur mu?”,– “Çalışmak için mi yaşıyorsunuz, yaşamak için mi çalışıyorsunuz?”-“Türkiye hangi kıtada olsa farklı olurdu?”. Aldığımız cevaplarsa birbirinden oldukça farklı. İşte halkın düşünceleri…

Vasat puan, tutarsız ceza

Kırmızı kartlarıyla çok tartışılan Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasının hakemi Cüneyt Çakır Futbol Federasyonu tarafından “dinlendirilecek”. Çakır, maçın gözlemcisinden 7,1 notu almıştı. Akla şu sorular geliyor: On üzerinden 7,1 düşük bir not mudur? Bu notu alan bir hakem neden altı maç dinlendirilir? Bir hakem neye göre değerlendirilir ve ceza alır? Türkiye Futbol Federasyonu Gözlemci Raporu’nda, maçın baş hakemi 10 ile beş arasında kalan toplam yedi not derecesi ile değerlendiriliyor. Buna göre 10 ile dokuz arasında bir notla değerlendirilen bir hakem “mükemmel/eksiksiz performans” göstermiş sayılıyor. En düşük aralık olan 5,9 ile beş arasında notla değirlendirilen bir hakem ise “çok zayıf/kabul edilemez performans”a layık görülüyor.Çakır’ın gerçek notu 2,1 Görüldüğü gibi, herşeyden önce değerlendirme sanıldığı gibi 10 üzerinden değil, beş üzerinden yapılıyor. Beşin altında bir notun verilmesi mümkün olmayan bir sistemde, değerlendirmenin 10 üzerinden yapılıyor gibi gözükmesi elbette bir soru işareti. Gözlemci ve Temsilci İşleri Müdürü Baki Şahin’den edindiğimiz bilgiye göre bu, FIFA ve UEFA tarafından uygulanan bir sistem. Sisteme göre, hakemin sahaya adımını atması 5 puan. Hakem, başlama düdüğünü çaldıktan sonra başka hiçbir şey yapmasa, mesela saha kenarına gidip bir seyirci gibi maçı izlese bile demek ki bu notu alacak. FIFA, UEFA ve Türkiye Futbol Federasyonu böyle bir sistemi uygularken ne düşünüyor, bilemiyoruz ama bu sistemin biz izleyicileri yanıltığı kesin!.. “10 üzerinden 7,1 notu alan bir hakem neden dinlendiriliyor” diye kendi kendimize soruyoruz.Oysa, sıfırın karşılığı bu sistemde beş ile ifade edildiğine göre, Cüneyt Çakır’ın aldığı 7,1 gerçekte sadece 2,1’e karşılık geliyor. Vasat performans, tutarsız ceza Gelgelelim 7,1 notu tabloda, 7 ile 7,4 arasındaki tüm notlar gibi “vasat/beklenenin altında performans” olarak değerleniyor. Bu durumda maçta “vasat” bir yönetim gösterdiği kabul edilen Cüneyt Çakır’ın neden altı hafta dinlendirildiği de cevaplanması gereken diğer soru. Gözlemcinin verdiği nota göre, hakemlerin ne kadar dinlendirileceğine Merkez Hakem Kurulu (MHK) karar veriyor. Ancak, Gözlemci ve Temsilci İşleri Müdürü Baki Şahin’e göre “Şu […]

Alışverişte üçüncü boyut

Övgü Akgürgen Birkaç web sitesi alışverişi üç boyutlu platforma taşıyarak, tüketiciyi farklı bir şekilde alışverişe çekmeyi deniyor. Üstelik raflardaki ürünler tek tek incelenebiliyor. Oturduğu yerden alışveriş merkezi dolaşmak isteyenler böyle buyursun… Ürünler raflardan tek tek incelenebiliyorBu sanal tur sırasında arzu ederseniz vitrinlerden kıyafet seçebiliyorsunuz, isterseniz raflardaki ürünlere yakından bakabiliyorsunuz. Ödeme konusunda normal bir alışveriş sitesinden pek de farklı olmayan bu sanal alışveriş merkezlerinde kredi kartı ile peşin ya da taksitle alışveriş yapabiliyorsunuz. Ayrıca seçtiğiniz ürünleri dükkân içerisinde sepete atarak alışverişinize devam edebiliyorsunuz.Ünlü markalar henüz yokÜç boyutlu alışveriş merkezleri sayesinde artık sıraya girmiyorsunuz, otopark derdini düşünmüyorsunuz. Çünkü kişiye özel alışveriş keyfi sunan siteler ziyaretçilerini rahat bir gezintiye davet ediyor. Kinset ve The Mall Plus isimli web siteleri internetten alışverişi farklı bir boyuta taşıyor. İçerisinde onlarca dükkân bulunan bu alışveriş merkezleri henüz ünlü markalar tarafından keşfedilmemiş olacak ki, daha çok isimsiz dükkânlar mevcut. Satılan ürünler ise piyasaya göre gayet ucuz.Üç boyutlu alışveriş merkezlerinin açılmasının en önemli sebebi alışveriş sitelerinin karmaşasıymışThe Mall adlı üç boyutlu alışveriş merkezinin sahibi Ishmae Bahadur, bu sistemi alışveriş için kurulan web sitelerinin tüketici için çok karmaşık olması yüzünden seçtiklerini söylüyor. Görsel simülasyona dayalı alışveriş merkezleri ile insanların daha kolay alışveriş yapabileceğini iddia eden Bahadur, ayrıca en favori dükkânların burada toplanacağını da iddia ediyor.Üç boyutlu alışveriş merkezlerinin eksikleriSize özel bu alışveriş merkezinde her ne kadar her istediğinizi bulabiliyor olsanız da sitelerin grafikler açısından çok yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Dükkânları gezerken geçişlerde birçok grafik hatası dikkat çekiyor. İnternetin hızıyla da alakalı olarak bazı dükkânlar içerisinde bulundurduğu ürün sayısı ile bağlantılı olarak yavaş yüklenebiliyor.

Kremlin’in yeni sahibi; Medvedev

Duygu Ertürkderturk@medyakronik.com Rusya yasalarına göre sekiz yıldır (iki dönem) başkanlık görevini sürdüren Vladimir Putin bir dört yıl daha başkanlık yapamayacağı için yerine sadık dostu Medvedev’i aday gösterdiğinde Rus ve dünya kamuoyunda seçimlerin ne anlama geldiği gayet açıktı: Putin’in adayı Rus seçmeni tarafından tasdik edilecekti. Kamuoyunda iyi bir Putinist olarak bilinen 43 yaşındaki Medvedev’in Putin siyasetini devam ettireceğine dair bir kuşku yok; ta ki 2012’de yerini tekrar ona bırakıncaya dek… İşte size Putin’in halefi Medvedev’e ilişkin birkaç not:• Başkan yardımcılığının dışında, devlete ait olan dev enerji şirketi Gazprom’un başkanlığını yapıyor.• Anne ve babası akademisyen.• Öğrencilik yıllarında yazları inşaatlarda çalıştı ve çöpçülük yaptı.• Eşi Svetlana’yla 14 yaşında evlendi. 11 yaşında bir oğulları var.• Putin gibi o da Leningard Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.• 17 yıldır birlikte çalıştığı Putin’le aralarında baba-oğul ilişkisi olduğunu söylüyor.• Kendisini liberal olarak tanımlasa da enerji ve savunma sanayilerinin devlet kontrolünde olması gerektiğini savunuyor.• İngilizce biliyor.• En sevdiği müzik grupları Black Sabbath, Led Zeppelin ve Deep Purple.• Yüzme, atletizm, futbol ve fotoğrafçılık başlıca hobileri.• İyi bir satranç oyuncusu.• Haftalık tabloid Rus gazetesi Express Gazeta’nın 5 – 16 yaş arası çocuklar için düzenlediği ‘Geleceğin Başkanını Çizin’ yarışmasında, 500 çocuğun tamamı Medvedev’i resmetti.• Yahudi olduğu yolunda söylentiler çıktı. Medvedev bu iddiaları reddetmedi.• Seçim süresi boyunca, başkan adayları arasında düzenlenen canlı yayınlara hiç katılmadı.• Seçim kampanyasını kişisel web sitesi www.medvedev2008.ru desteğiyle yürüttü. Medvedev’in seçim kampanyası boyunca sık sık tekrarladığı vaatleri:• Emekli maaşları iki katına çıkacak.• Bireysel özgürlükler ve özel teşebbüs güçlendirilecek.• Yargı bağımsızlığı sağlanacak.• Rüşvet ve yolsuzlukla etkin bir mücadele yürütülecek.• Rusya, hammadde satışına bağımlı ekonomik yapıdan kurtarılacak. Teknoloji yoğun sanayi ve hizmet sektörüne önem verilecek. Bu sektörlere dayalı güçlü bir orta sınıf oluşturulacak.• Putin dönemindeki özelleştirme politikaları sürdürülecek.• Ülkedeki ekonomik ve siyasi istikrarın devamlılığı sağlanacak.• Barışçıl bir uluslararası politika izlenecek. Savaşlardan uzak durulacak.• ABD ve AB ile ekonomik kalkınma ve bölgesel sorunların […]

Herkesin enflasyonu kendine…

Güventürk Görgülü sayfasından ulaşabileceğiniz Enflasyonmetre’yi doldurmadan önce sayfadaki açıklamaları dikkatle okumanızı tavsiye ederiz…

Geliştirdiğimiz ürün geliştirenlerin hayatını değiştiriyor…

Çeviri: Duygu Ertürk Şirketler, fikir bulmak ve geliştirmek için kendi sınırlarını zorlarken, yenilikleri harekete geçirecek yeni modelleri de keşfediyorlar. Şirketlerin dışındaki yeteneklerin de işin içine katıldığı bir projede, akla hemen ‘süreç yönetimi, fikri mülkiyet hakları ve karar verme hakları’yla ilgili sorular geliyor. Bazı yöneticiler, diğerlerinden daha uzun süredir bu oyunun içinde. Mozilla A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mitchell Baker, son on yılını, hem yaratıcı fikirler edinmek hem de ürün geliştirmek amacıyla, şirketi dışındaki insanlarla geçirdi. Sonuçta Mozilla Firefox tarayıcısı, 150 milyon kullanıcısıyla, internet dünyasında ipi göğüsleyen Microsoft’un önemli bir rakibi haline gelmeyi başardı. Firefox’u yaratan süreç, açık-kaynak işbirlği.ve katılımcı bir model ortaya çıkarttı, Baker on yıl önce, şirket, ürünün kaynak kodunu halka açmaya karar verdiğinde, Netscape’in yazılım avukatlığını yapıyordu. Proje yönetimi konusuna olan ilgisi kısa sürede yükselmesini ve işin liderlerinden biri olmasını sağladı. Netscape AOL bünyesine katıldıktan sonra, projeye yön vermeye devam etti ve Firefox tarayıcısını geliştirmek için, yan ürünlerin yolunu açtı. Firefox’un etkileyici büyümesi onun kontrolünde gerçekleşti. Baker Mozilla’nın ticari ihtiyaçlarıyla, bir ordu gönüllünün çabasını harmanladı. Firefox bugün ABD’de, tarayıcı piyasasının yüzde 15’ini elinde bulunduruyor. Daha yüksek paya sahip olduğu yerler de var. Şimdi, organizasyonun açık-kaynak modeli, kollektif yenilikleri yönetmek konusunda gözle görülebilir bir örnek. McKinsey Quarterly’den Lenny Mendonca ve Stanford Üniversitesi İşletme Profesörü Robert Sutton, bu modelle ilgili daha fazla şey öğrenmek için Baker’la görüştü. – Daha önce Mozilla’nın araştırmanın yanı sıra, katılım sağlamak gibi bir misyonu olduğunu söylediniz. Bu katılımı nasıl sağlıyorsunuz? – Bizim görevimiz internette ulaşım ve güvenliği sağlamanın yanı sıra katılım oluşturmak. Bunun için oluşturduğumuz taslakları, merkeze bağlı olmayan bir ekiple yayıyoruz. Bunlara önem veren insanların ilgisini çekiyoruz. Harekete geçip, merkezi olmayan bir şekilde, göreve katılıyorlar.Aslında, bazı konularda, merkezde çok disiplinli çalışıyoruz. Firefox’a giden kodlarla ilgili bir iş yapılıyorsa, çok disiplinli bir yol izlenir. Ancak dışarıdan katılımda o denli bir disiplin gerekmiyor genelde. Anahtar nokta, insanların […]

Vakıflar Kanunu’na gayrimüslim cemaatlerden beş itiraz

Ferda Balancarfbalancar@medyakornik.com 20 Şubat’ta TBMM’de yapılan açık oylamada 72 ret oyuna karşılık 242 oyla kabul edilen ve dün de (26 Şubat) Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanan yeni Vakıflar Kanunu gayrimüslim cemaatleri ve onların temsilcilerini memnun etmiş değil. Yasanın bizzat kendisinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava konusu olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Buna karşılık TBMM’deki görüşmelerde yasaya şiddetle muhalefet eden CHP ve MHP milletvekilleri, değişikliğin Avrupa Birliği istedi diye yapıldığını ve “Türkiye’yi bölmek isteyen güçler”in bu vakıfları kendi amaçları doğrultusunda kullanabileceklerini savunuyorlar. Ancak yasaya bu açıdan muhalefet edenler tek tek yasa maddelerini ele alıp eleştirmekten ziyade yasanın bütünüyle ilgili kaygılarını dile getiriyorlar.Gayrimüslim cemaatler ise yasaya ilişkin eleştirilerini beş maddede somutlaştırmış durumdalar. Bu beş noktanın değişmemesi halinde yasanın mevcut duruma göre bazı olumlu yönleri olsa da cemaat vakıflarının sorunlarına köklü bir çözüm getirmeyeceğini iddia ediyorlar. Aşağıda TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) Demokratikleşme Programı Yöneticisi Dilek Kurban tarafından hazırlanan rapordan özetleyerek Gayrimüslim cemaatlerin itiraz ettiği beş noktayı dikkatinize sunuyoruz. 1- Mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesi Yasanın ikinci maddesinde “Bu kanunun uygulanmasında milletlerarası mütekabiliyet ilkesi saklıdır” ifadesi yer alıyor. Buna karşı çıkanlar “karşılıklılık kuralı” olarak da ifade edilen mütekabiliyet ilkesinin devletlerarası ilişkileri düzenleyen bir ilke olduğunu ifade ediyorlar. Buna göre bir devlet kendi sınırları içinde yaşayan başka bir devletin vatandaşlarına tanıdığı hak ve ayrıcalıkları, söz konusu diğer devletin sınırları içinde yaşayan kendi vatandaşlarına tanınan hak ve ayrıcalıklar esasında belirliyor. Örneğin Almanya vatandaşlarının Türkiye’de gayrimenkul satın alabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da Almanya’da gayrimenkul satın alabiliyor olmasına bağlıdır. Oysa gayrimüslim cemaat vakıfları Türkiye’nin kendi vatandaşları tarafından Türkiye’de geçerli olan yasalar çerçevesinde kurulmuş olan tüzel kişiliklerdir. Cemaat vakıflarının hak ve yükümlülüklerini düzenleyen bir yasa söz konusu olduğunda bir devlet kendi vatandaşlarına tanıyacağı hakları, diğer devletlerin tutumu ve politikaları esasında belirleyemez. Örneğin Türkiye’de Ermeni cemaatine ait vakıfların hak ve yükümlülükleri, Yunanistan’da Batı Trakya’da faaliyet gösteren vakıfların durumuna bakarak belirlenemez. Mütekabiliyet […]

Sokak çocuklarının da artık bir bankası var

Ayçin Kırbaş Hindistan’da gönüllü bir kuruluş tarafından hayata geçirilen Children’s Development Bank (CDB), sokak çocuklarının sosyal hayata kazandırılarak kendi ayakları üzerinde duran sorumlu bireyler olarak yetiştirilmesine katkıda bulunuyor. CDB çalışan çocukların ve sokak çocuklarının sahibi olduğu ve kendi ekonomik kazanımları için işlettikleri bir banka olarak tanımlanıyor. Vizyonu global olarak demokratik bir paylaşım geliştirmek; çalışan çocuklara ve sokak çocuklarına ekonomik inisiyatif, hayatları ve becerileri için eğitim ve geçim seçeneği tanımak olan bu kurum 2001 yılında “Butterflies” isimli gönüllü bir grupla ortaya çıktı. Hindistan’da bin kadar sokak çocuğunun bir araya gelerek kurdukları bu banka çocukların günlük kazançlarını yatırıma dönüştürmeye çalışıyor ve normal bir banka gibi Hindistan’daki çocukların paralarına faiz ödüyor. Bu sayede çocukların paralarını sigara ve diğer zararlı alışkanlıklara harcaması önleniyor ve banka gibi bir takım yasal alışkanlıklar edinmelerine yardımcı oluyor. Faiz yalnızca 15 yaş ve üzerindeki çocuklara ödeniyor ama faiz kazanmak veya çocukların paralarını değerlendirmek resmin sadece küçük bir kısmı. Yetişkinlerin de yardımlarıyla çocuklar tarafından işletilen CDB’de esas amaç çocuklara yararlı iş becerileri kazandırmak…. Bazıları elbette çocukların çalışmasına kesinlikle karşı çıkacaktır. Ancak CDB’deki yetişkinler bu görüşe; “Hindistan’daki ekonomik sistem ve dünyanın diğer yerlerindeki sokak çocuğu sayısındaki artış, başka bir alternatif tanımıyor. CDB çocuklara en azından kendi hayatlarını ve birikimlerini kontrol etme şansı tanıyor” diye cevap veriyorlar. Hindistan dışında Afganistan, Bangladeş ve Nepal’de de yer alan bu türden bankalara HSBC ve Comic Relief gibi güçlü sponsorlar katkıda bulunuyor. Bankanın kuralları 9–18 yaş arasındaki bütün çalışan çocuklar cinsiyet ayrımı olmaksızın CDB’ye katılabiliyor. Hırsızlık yapanlar, yankesiciler ve uyuşturucu kullananlar CDB’nin üyesi olamıyor. Hesap açtırmak için belirli bir miktar zorunluluğu yok. Yalnız her çocuk her gün belirli bir şey yatırmak zorunda bırakılıyor. Bu miktar o ülkenin en küçük para birimi dahi olabiliyor. Uygulamanın bir yandan çocuklara sosyal hayatta bir statü edinme, daha iyi bir hayat sürme ve rüyalarını gerçekleştirme şansı tanırken, bir yandan da onları […]

Fleet Sokağı’ndan korkunç bir müzik yükseliyor!

Özgecan Okay “Müzikal korku filmi de olur mu?” demeyin. Tim Burton yaparsa olur. Film kısaca Sweeney Todd adıyla kötü bir üne sahip Benjamin Barker’ın komedi, dram ve gerilim dolu hikâyesini anlatıyor: 15 yıl boyunca haksız yere hapis yatan Todd, intikam yemini ederek İngiltere’ye geri döner. Kötülük konusunda kendisinin tam bir kopyası olan kiracısı ve aşığı Mrs. Lovett ise suç ortağı olur. İşte bundan sonra Fleet Sokağı’ndan korkunç kokular yükselmeye başlar. Bu ikiliye dikkat! Tim Burton filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Johnny Depp şeytan berber Sweeney Todd rolünde karşımıza çıkıyor. Donuk ve uğursuz bakışlarıyla kini, sesi ve yorumuyla da korkuyu iliklerimize kadar hissettiriyor. Sweeney Todd’un suç ortağı Mrs. Lovett karakterini ise Fight Club’taki Marla karakteriyle de hatırladığımız Helena Bonham Carter oynuyor. Mrs. Lovett , Todd’un kurbanlarından turta yapan bir kadıncağız! Karanlık karakterleri canlandırma konusunda birbirlerinden aşağı kalmayan Depp ve Carter kesinlikle harika, daha doğrusu korkunç bir ikili olmuşlar. Broadway’den sinemaya Sweeney Todd beyaz perdeye aktarılmadan önce de büyük ses getiren bir müzikaldi. Oyun yazarı Christopher Bond’un, İngiliz yazar Hugh Wheeler’ın aynı isimli kitabından sahneye uyarladığı müzikalin şarkı sözlerini ve müziklerini Amerikalı kompozitör Stephan Sondheim yazmıştı. Eser, 1979’da Broadway’de sahnelendi ve sekiz dalda Tony Ödülü kazandı. Bunlardan biri de en iyi müzik dalındaydı. Gösterinin komedi, drama ve korku unsurları Sondheim’ın film müziğini andıran çalışmalarıyla bütünleşti. Dünyada yüzlerce kez sahnelenen müzikal son olarak kısa süre önce tekrar New York’un tiyatro izleyicisiyle buluştu. Müzikalle korku sinemasını birleştiren bir film yaratma imkânını çok heyecan verici bulan Burton, en favori müzikal olarak Sweeney Todd’u gösteriyor. Film, en iyi erkek oyuncu, sanat yönetmeni ve kostüm tasarımı olmak üzere üç dalda Oscar’a aday gösteriliyor. Kimdir bu Tim Burton? Filmleri iple çekiliyor. Eskileri bile binlerce kez izleniyor. Facebook’ta adına 460 tane grup mevcut ve 6 bin 476 “fan”ı var. Kimdir bu Tim Burton? Burton, küçük yaşlarda çizim yapmaya başladı, bir Disney […]

Protestocunun performansı

Nur Toprakoğlu Ressam ve müzisyen Asaf Zeki Yüksel, kendini performans sanatçısı olarak tanımlıyor. Türkiye’de yaşayan biri için hayli ilginç performanslara imza atmış. İlk performanslarını 1989’da icra etmeye başlayan Yüksel’in en dikkat çekici işlerinden biri, kendini İsa Peygamber kılığında Ayasofya Camii’nde çarmıha germesi. Zaten o görüntüler zamanın gazetelerinde de kullanılmış. Peki, neden kendini çarmıha germiş? Amacı, o günün koşullarında, düşüncelerinden dolayı cezalandırılan gençlerin durumunu protesto etmekmiş. İşin cesaret kısmına gelince, tahmin edebileceğiniz gibi, Ayasofya’da çalışan polis memurları Yüksel’i durdurmaya kalkışmış, ama o ve birkaç arkadaşı bu durumdan hiç yara almadan kurtulmuş. Artık sanata saygı mı dersiniz, yoksa deli sanılmanın avantajı mı bilinmez… Bu kadarla da kalmamış Yüksel’in imza attığı işler. Türkiye’de yaptığı performansları İsveç’te de icra etmesini isteyen bir grup sanatçıyla oraya giden Yüksel, sokaklarda 12 saat çıplak dolaşmaktan tutun da bir market arabasında çıplak olarak paketlenip bir tavuk gibi kasadan geçirilmeye kadar pek çok akıl almaz işe soyunmuş. Peki derdiniz neydi neden soyup tavuk gibi paketlediler sizi diye sorunca, Yüksel, “O zaman İsveç’te Migros diye zincir marketler vardı. Onları ve aşırı tüketimi protesto etmek için yapmıştık bu performansı” diyor. Sokaklarda soyunup gezmek mümkün olsa da, İstanbul gibi keşmekeşin hakim olduğu bir şehirden sonra İsveç’te kısa bir süre sonra sıkılan Yüksel, tası tarağı toplayıp vatan topraklarına geri dönmüş. Sonra da ver elini Amerika demiş. Orada İtalyan bir ressamın yanında sokak resimleri yapmaya başlayan Yüksel, bu işte epey uzmanlaşmış. Türkiye’de sosyal sanat henüz yaygınlık kazanmadığı için yaptığı duvar resimleri restoranların, alışveriş merkezlerinin ve tatil köylerinin duvarlarını süslüyor maalesef. Geçimini resim dersleri vererek sağlayan Yüksel, çok sevdiği resim yapmak dışında müzikle de uğraşıyor. Dinar Bandosu adlı grupta kendi yaptığı müzik aletlerini çalan Yüksel, performanslarına artık galeri ve sergi salonlarından çok sahnede devam ediyor.Kendi yaptığı müzik aletleri deyince aklınıza gitar ya da davul gibi bir enstrüman gelmesin. O daha çok elektrikli süpürge borularından ya […]

“Kalene gol atıp ayakta kalmak, öğrenme sürecinin bir parçası”

Dünyanın önemli savunma oyuncuları arasında ismi geçen ve Brezilya Ulusal Takımı’nda da forma şansı bulan Edu, Şampiyonlar Ligi’nde şansız bir sezon geçiriyor. Fenerbahçe’nin gruplarda yediği 6 golde, Edu’nun katkısı var: CSKA ve İnter maçlarında son adam olarak kaptırdığı iki top Fenerbahçe’nin kalesinde gol oldu. Edu yine bu maçlarda bir penaltıya neden oldu ve kendi kalesine bir gol attı. Şampiyonlar maçındaki yedinci maçında da aynı talihsizliği yaşaması, eşine az rastlanan bu istatistiği ortaya çıkardı. Edu, dün geceki karşılaşmanın 23. dakikasında Fenerbahçe kalesine attığı gol sonrasında çok üzüldüğünü ve bunun, bir savunma oyuncusunun daima karşı karşıya olduğu bir risk olduğunu söyledi. “20 kadar tehlikeyi engelleyebilirsiniz ama birini kaçırırsınız ve gol olur. O noktadan sonra geriye dönmek mümkün değil. Kafanızı dik tutup mücadele etmek durumundasınız. Bu öğrenme sürecinin bir parçasıdır. Takım arkadaşlarımdan yardım gördüm ve biliyorum ki bana güveniyorlar.” Sahada yaptığı hatanın şokunu üstünden atmış gözüken futbolcu, Şampiyonlar Ligi’nde oynadığı yedi maç sonunda unutamadığı anın hangisi olduğu sorunu ise, “Her an, bu dünyanın en önemli turnuvası” sözleriyle cevapladı. Edu, “Eğer özel bir an belirtmem gerekirse ilk 16’ya kaldığımız günü seçebilirim” dedi. “Birbirimizi her zaman anlamasak da kopma olmuyor” Edu’nun Fenerbahçe kalesine attığı golde, kaleci Volkan’ın kendisini uyarıp uyarmadığı da tartışılmıştı. Futbolcu, “Portekizce ve İspanyolca konuşan sağ ve sol beklerin Türkçe konuşan bir kaleciyle hangi dilde anlaştığı” sorusunu ise şöyle cevapladı: “İlk başlarda çok zordu, ama artık birbirimizi öğrendik. Elbette Brezilyalılar, kendi aramızda daha çok konuşuyoruz. Biri size maç içinde seslenirse, az çok ne istediğini anlıyorsunuz. Ama maçın sıcak anlarında tam olarak ne olduğunu anlamıyorsunuz. Yine de bir şeylerin kopma olmadan devam ettiğini biliyorsunuz ve bu çok yardımcı oluyor.” Türkçe’nin çok zor bir dil olduğunu düşünen Edu sadece “günaydın, hoşça kal” gibi temel şeyleri öğrenebildiğini söyledi. Diğer futbolcuların da Portekizcelerini ilerlettiğini ve bunu yalnızca “kötü sözlerden” oluşmadığını belirtti. “Türkiye’de oynamak daha zor” Brezilya ve […]

“Medeniyetler değil, dinler buluşması”

Esra Elmas Medeniyetler Buluşması burada daha çok Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Madrid’de türban konusundaki açıklamalarıyla yankı buldu. Siz toplantıya davet edildiniz. Neydi bu buluşmanın temel amacı ve içeriği? Evet, ne yazık ki Türk basınında üç gün süren buluşmanın içeriğine dair çok fazla haber göremedik. Medeniyetler Buluşması 2005’te BM çatısı altında başlayan bir girişim esasen. Bir çeşit kültürlerarası buluşma, tanışma amacı taşıyan “iyi niyetli” bir girişim olarak nitelendirilebilir. Ama tabii bir yandan şüpheci yaklaşımla ele alınması gereken de bir girişim. Nedenine gelince, büyük bir organizasyon olmasına ve pek çok konunun tartışılmasına rağmen somut anlamda çok fazla getirisi olmayacağının hemen hemen herkes tarafından bilindiği de bir toplantılar bütünü bu. Bir de kültürlerarası gibi bir laf etmesine rağmen bu konuda açıkları olan bir girişim. Medeniyetler Buluşması deniyor ama ‘hangi medeniyetler?’ sorunu sormak lazım. Bakıyorsunuz Latin Amerika medeniyeti yok mesela bunun içinde ya da Asya yok edecek kadar az bir varlık gösteriyor. Bu buluşmanın esas amacının Arap Ülkeleri ve AB arasında, yani Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında bir buluşma olduğunu söylemek gerekiyor. Yani medeniyetler buluşmasından ziyade dinler arası bir buluşmadan bahsediyoruz. İslam etrafında son yıllarda terör ile özdeşleşen algıyı kırmak, ılımlı İslam konusunda Avrupa’yı ikna etmek isteyen bir yaklaşımın ürünüydü bu buluşmanın amacı. Buna kısaca islamı şekerle kaplama operasyonu da denilebilir. Tabii bunda bir sakınca yok. İki din arasındaki önyargıların kırılması ve bu kadar savaş çığırtkanlığı varken barış için hamlelerde bulunulması ne olursa olsun anlamlı. Yine özellikle İspanya basınında hâkim olan eleştiri, buluşmanın iyi niyetli olmanın ötesine geçememesinin yanısıra daha çok ülke liderlerinin iç politikalarına dönük mesajlar vermeleri yönündeydi. Örneğin kendi başbakanları Zapatero’nun dış ilişkilerde zayıf olduğunu, kendine dünya lideri imajı yaratmak için bu buluşmayı bir platform olarak kullandığını ileri sürdüler. Kısaca kültürler arası diyalog iddiasında olan ancak eksik kaldığı noktaları da olan bir buluşmaydı. Bu noktada Türkiye’nin oradaki varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin varlığı çok önemli […]

Şemdinli’den Ergenekon’a

Şemdinli:9 Kasım 2005’te Şemdinli’de bir kitabevinin iki astsubay ve bir itirafçı tarafından bombalanmasıyla devlet içinde yuvalanmış çetelerden biri daha deşifre oldu. Bu patlamaya dek son 2 ay içinde Hakkâri ve Yüksekova’da faili meçhul gibi görünen 17 ayrı bombalı saldırı olmuştu. Şemdinli soruşturmasını yürüten savcı Ferhat Sarıkaya, düzenlediği iddianamede Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile bazı rütbeli askerlerin adını da iddianameye koyunca meslekten atıldı. Savcıyla aynı doğrultuda açıklamalar yapan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun da kızağa çekildi. Rahip Cinayeti:5 Şubat 2006’da Trabzon’da Santa Maria Kilisesi’nin rahibi 59 yaşındaki Andrea Santoro 16 yaşındaki O.A. tarafından kilise önünde silahla vurularak öldürüldü. Sauna Çetesi: 18 Şubat 2006’da Ankara polisinin düzenlediği Küre operasyonuyla Sauna çetesi çökertildi. Aralarında eski polis ve askerlerle kamu görevlilerinin de bulunduğu çetenin darbe ortamı hazırlamaya çalıştığı ortaya çıktı. Cumhuriyet Bombalamaları: 10 Mayıs 2006’da İstanbul Şişli’deki Cumhuriyet gazetesine 3. kez el bombalı saldırı düzenlendi. Bir hafta içinde 3 kez el bombası atılan gazeteye yönelik saldırıların arkasında İslamcı örgütler olduğu düşünülüyordu. Danıştay Saldırısı:17 Mayıs 2006’da Danıştay 2. Dairesi üyelerine silahlı saldırı düzenlendi. Mustafa Yücel Özbilgin’in öldüğü, Mustafa Birden, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu’nun yaralandığı saldırıyı gerçekleştiren İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat Alparslan Aslan’ın Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasının da faili olduğu ortaya çıktı. Pek konuşmaya yanaşmayan katil Alparslan Arslan ser verip sır vermemesinin nedenini duruşma salonunda dillendirdi bir gün: “Yakında darbe olacak beni de kurtaracaklar.”Atabeyler Çetesi:31 Mayıs 2006’da Ankara Eryaman’daki bir eve polisin düzenlediği operasyonda yani bir çete ortaya çıkarıldı. Atabeyler denilen ve aralarında askerlerin de bulunduğu çetenin arşivinde ele geçirilen doküman ve krokilerde çetenin önemli isimlere suikast hazırlığında olduğu ortaya çıktı. İbrahim Çiftçi: 2 Ekim 2006’da İzmir Alsancak’ta bir kafeye düzenlenen bombalı saldırıda iş yeri sahibi İbrahim Çiftçi ölürken, 12 kişi de yaralandı. Her ne kadar olay gazetelere basit bir alacak verecek kavgası gibi yansısa da, Çiftçi, Susurluk’a dek uzanan karanlık ilişkileriyle bilinen […]

Ergenekon’un çetelesi

—————————————————————————————————————————— Mahmut Zekeriya ÖztürkDanıştay saldırısı sonrasında adı duyulan Mahmut Zekeriya Öztürk, TSK’den yüzbaşılıktan emekli edildi. Muzaffer Tekin’i, arandığı dönemde evinde sakladığı ortaya çıkınca gözaltına alındı, serbest kaldı. Danıştay saldırısı öncesinde Alparslan Aslan’ı ona tanıştıran kişi de Öztürk. Doğu Perinçek’in Genel Başkanı olduğu İşçi Partisi’nin yayın organı Ulusal Kanal’da 6 ay süreyle çalıştı ancak işten çıkarıldı. 31 Temmuz 2006 tarihli Zaman Gazetesi’nde “Perinçek’in sağ kolu” olarak duyurulan bir haberde Öztürk, İşçi Partisi içinde PKK yanlısı bir yapının bulunduğunu anlattı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı. Fikret EmekEmekli binbaşı Fikret Emek, Ümraniye bombalarıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Eskişehir’de gözaltına alındı. Muzaffer Tekin tarafından ismi verildiği iddia edilen Emek’in Ankara’daki evi ile Eskişehir’deki iki ayrı adrese düzenlenen baskında çok sayıda bomba ve mühimmat ele geçirildi. “Terör örgütü üyesi olmak, patlayıcı madde nakletmek ve vahim nitelikte silah ve patlayıcı madde bulundurmak” suçlarından tutuklandı. Kemal KerinçsizBir grup ülkücü avukatla birlikte kurduğu Büyük Hukukçular Birliği Genel Başkanı olarak aydınlara yönelik karalama kampanyaları ve açtırdığı 301 davalarıyla adını duyurdu. Adliye binalarında ve duruşma salonlarında ve özellikle Hrant Dink’in yargılandığı davalarda yaşanan arbedelerde başroldeydi. Çok sayıda ‘ulusalcı’ eyleme Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Zekeriya Öztürk gibi isimlerle birlikte katıldı. Ümraniye soruşturmasında tutuklanan Muzaffer Tekin ile Ergün Poyraz’ın avukatlığını yapan Kerinçsiz, Ümraniye soruşturmasına ilişkin davanın açılmasının geciktiği için soruşturmayı yapan savcıyı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet etmişti.Fuat Turgutİlk olarak’Yüksekova Çetesi’ yargılamasında çetecilerin avukatlığını yapsa da adını Hrant Dink suikastinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanan Yasin Hayal’in avukatı olarak duyurdu. Diyarbakır, Hakkâri ve Van’da, altı yıl süren ‘Yüksekova Çetesi’ davalarındaki açıklamaları nedeniyle biri beş, diğeri yedi ay olmak üzere iki kez hapis cezası aldı. Bu cezaları ertelenen Turgut, Abdullah Öcalan’ın yargılandığı davaya şehit yakınları adına müdahil olarak katıldı. Dink’e suikast davasında hukukçu kimliğinden çok hakaret ve saldırılarıyla haber oldu. Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınsa da savcılıkta serbest bırakıldı. Sevgi ErenerolTürk Ortodoks Patrikhanesi’nin basın […]

Kedi ve köpek mamaları ölüm mü saçıyor?

Övgü Akgürgen İnsanoğlu neredeyse 16 bin yıldır köpeklerle, üç bin yıldır da kedilerle ortak yaşam alanı paylaşıyor. Doğal yaşam ortamlarında insana yakınlıklarıyla tanınan bu hayvanlar, artık bizimle birlikte kentin kaosunu da paylaşıyor. Trafikten, hava kirliliğinden, yalnızlıktan nasibini alan hayvanlar, kötü niyetli ve aç gözlü insanların hırsının da hedefi oluyor. Hayatları bizim kontrolümüz altında olan bu canlıların beslenme alışkanlıkları da ister istemez bizim inisiyatifimiz altında şekilleniyor. Peki ama kedi ve köpeklerimizi beslediğimiz mamaların içinde ne var. O mamalardan başka hiçbir şeyi yemeyen ve neredeyse birer marka bağımlısı haline gelen kediler ve köpeklere verdiğimiz bu besin maddeleri sağlıklı mı? Veteriner Doktor Kemal Kutlay’a göre mama üretiminde ticaret ve kârlılık ön planda tutulmasıyla insanın en yakın dostu kedi ve köpeklerin sağlığı ikinci plana atılıyor. Kutlay, bunun nedeninin yüksek kâr etme kaygısı olduğunu söylüyor. Normal şartlar altında kedi ve köpeklerin etobur bir yaşamı olması gerektiğini savunan Kutlay, ticari kaygılar ile hazırlanan mamaların içindeki maddelerin sindirilebilirliği düşük bitkisel içeriğe sahip olduğunun altını çiziyor. Çoğu büyük marketin raflarında ve pet shop’ta satılan kedi köpek mamasına üretim aşamasında maliyeti düşürmek için hayvansal gıda yerine hububat eklenebiliyor. Hububat eklenerek üretilen sindirilebilirliği düşük mamalar da kedi ve köpeklerde protein eksikliğine bağlı cilt problemlerine kadar pek çok sağlık sorununa neden oluyor. Kutlay, mamalara eklenen fazla miktarda hububat kadar zararlı olan bir diğer konunun da mamaların içinde bulunmaması gereken maddeler olduğunu söylüyor. ABD’de melanin maddesinin mamalara bulaşması neticesinde birçok hayvanın zarar gördüğünü de sözlerine ekliyor. Üstelik kedi ve köpekler için mama üreten bazı firmalar hububatı fazla miktarlarda kullandıkları halde, raftaki ürünlerin içeriğinin hayvanlara zarar verip vermeyeceğinin, tüketici tarafından etiket bilgisinden anlaşılması mümkün görünmüyor.Kısırlaştırılan kedi ve köpekler için risk daha büyük Veteriner hekim Vedat Atasoy, kısır kedi ve köpeklerin bu tür mamalardan daha çok zarar gördüğünü söylüyor. Atasoy’a göre, kısırlaştırılan kedilerde idrarın kimyasal yapısı değiştiği için bazı minerallerin taşa dönüşme riski var. […]

İnternette pop star olmak: Popomundo

Nihan Ozannozan@medyakronik.com Popomundo internet üzerinden oynanan bir “rol-player” oyunu. Oyuncular değişik sanal karakterlerle, müzik alanının çeşitli dallarında başarılı olmaya çalışıyorlar. Oyun gerçek zamanlı; yani siz oynamıyorken bile gelişmesini sürdürüyor. Tamamen ücretsiz olan oyunda amaç; sanal müzik dünyasında şöhrete kavuşmak. Pop, rock veya flamenko gibi birçok dalda katılıp rol yapabiliyorsunuz. Nasıl oynandığına gelince: E -mail adresinizi, isminizi ve ülkenizi yazdıktan sonra kayıt işleminiz tamamlanıyor. Ancak, olmazsa olmaz olan tek şart “ünlü olma isteği”. Puanlama yöntemi oyundaki faaliyetlere göre düzenleniyor. Örneğin daha çok prova yapmak, parça kaydetmek veya klip çekmek daha çok potansiyel puan getiriyor. Oyunda şarkılar yazıp besteler yapabiliyorsunuz. Oyun çevrimiçi oynanabildiği için birçok ülkeden insanla tanışıp müzik deneyiminizi paylaşabiliyorsunuz. Karakterler geziyor Oyunun temel taşını, yaratılacak olan sanal karakter oluşturuyor. Karakteriniz siz bilgisayar başında olmasanız da yaşıyor, hastalanıyor, yaşlanıyor… Dünyanın farklı yerlerinden katılan oyuncular, karakterlerini sanal müzik piyasasında yarıştırıyor. Oyundaki mekânlar ve kültürler gerçek hayattakilerle aynı. Karakterleriniz bu mekânlar ve kültürler arasında seyahat edebiliyor. Bunun için “karakterini bu mekâna götür” linkini tıklamanız yeterli. Karakteriniz bir müzik grubu kurabiliyor, var olan bir gruba dahil olabiliyor ya da solo olarak çalışabiliyor. Müzik piyasasında hatırı sayılır bir yer edinene kadar… Katılımcıların çoğu Türkiye’den Site son yıllarda ziyaret edilen ilk 100 internet sitesinin içinde yer alıyor, katılımcının en çok olduğu ülke ise Türkiye. Oyun gerçek hayata çoktan sızmış hatta gerçek hayatla karışmış durumda. Arkadaşlar arasında geçen bazı diyaloglar, onların bu işi ne kadar benimsendiğini gösteriyor:– Yarın stüdyoya gireceğiz haftaya da konser var.– Hadi ya, grupta davulcu eksik değil miydi?-Yok, bulundu o.-Önümüzdeki ay da turneye çıkabiliriz. Benzeri repliklere kulak misafiri olduğunuzda eskiden beri tanıdığınız arkadaşınızın ne çabuk müzisyen olduğunu düşünmeyin.Popomundo’da herkes rol yapabilir, herkes müzisyen olabilir.

Neoloji’ye açık davet!

Medyakronik adresine bekliyoruz. Hakan Yaman kimdir?İstanbul’da doğdu. Tarsus Amerikan Lisesi’nde okudu. Boğaziçi Üniversitesi’nde ekonomi öğrenimi gördü. Müşteri ilişkileri, Pazar araştırmaları, satış ve dağıtım ağı konularında çalıştı. İnternet siteleri ve dergilerde, ekonomi ve insan kaynakları yazıları yazdı. Ahmet Şerif İzgören’le birlikte yazdığı “Eyvah! İş Görüşmesi” 2004’te, “Hamili Kitap Yakınımdır!” 2005’te yayımlandı. Hakan Yaman 24 Ocak 2006’da aramızdan ayrıldı.

İnternette içeriğe bağlı yeni bir reklam modeli…

Güventürk Görgülü Yeni yılla birlikte Türkiye’deki internet dünyası yeni bir reklam mecrası ile tanıştı. Linkz Medya şirketinin www.Linkz.net adresinde faaliyete geçirdiği yeni içeriksel reklam mecrası, önümüzdeki günlerde Adwords reklamları kadar popüler olmaya aday görünüyor. LinkZ’in reklam sistemi, dünyada da geçmişi çok geriye gitmeyen “akıllı metin” programlamasına dayanıyor. “IntelliTXT” denilen ve Vibrant Media tarafından geliştirilen bu sistem, bir internet sayfasında okunan metinlerde geçen bazı kelimelere yapılan tıklamalar için reklamveren tarafından ödeme yapılması prensibiyle çalışıyor. Yazılımı 2 yıllık bir çalışmayla tamamen Türkiye’de geliştirilen LinkZ, reklamverenler için tıklama başına maliyete dayalı ekonomik bir reklam çözümü sunarken, site sahipleri ve blogcular için de sitelerini banner reklamlarla meşgul etmeden ve ağırlaştırmadan alternatif bir gelir yöntemi oluşturuyor. LinkZ, Adwords ve Adclick gibi reklam yöntemlerinden iki yönüyle ayrılıyor. Bunlardan bir tanesi gösterilmek istenen reklamın, internet kullanıcısının asıl ilgilendiği alanın dışında; yani sağında altında üstünde değil, içinde olması. Diğeri ise yalnızca kısa bir başlık ve altında 4-5 kelimelik bir metinle yetinmeyip metin ve video reklamı alternatifi sunması. Sisteme dahil olmak isteyen internet yayıncılarının sitelerinde bir kez kurulum yapılıyor ve sistem çalışmaya başlıyor. Reklam vermek isteyen firma ise LinkZ’te tıklama almak istediği anahtar kelimeleri ve görünmek istediği site kategorilerini seçerek sisteme giriyor. Diyelim ki bir otomobil firması haber sitelerinde görünmek istiyor. Bunun için de hedef kitlesini gözeterek çok sayıda anahtar kelime seçerek sisteme dahil oldu. LinkZ reklamlarını gösteren haber sitesinin açılan her sayfasında kullanıcıyı rahatsız etmemek için en fazla üç anahtar kelime seçiliyor ve bu kelimeler metinden farklılaştırılıyor. (LinkZ’in deyimiyle parlatılıyor) Kullanıcı faresiyle bu kelimelerin üzerine geldiğinde, farenin üzerinde beliren kutuda, reklamverenin tercihine göre metin+resim’den oluşan metin reklam veya video reklam ortaya çıkıyor. Fare kelimenin üzerinden ayrıldığında kutu da kendiliğinden kayboluyor. Eğer kullanıcı reklamda tanıtılan ürünle ilgilendiyse kelimenin üzerine tıklayarak reklamverenin sitesine gidiyor ve bu aşamada reklam maliyeti reklamverenin hesabına yazılmış oluyor. Sistemin reklamverenler ve yayınlayanlar açısından verimli olabilmesi […]

Hanzala hâlâ 10 yaşında

Övgü Akgürgen Naci El Ali, 1937’de Filistin’in Şecere köyünde dünyaya geldi. 1948’de her Filistinli gibi o da topraklarından sürüldü. Sürgün sonrası Lübnan’ın güneyindeki Sayda kenti yakınlarında Aynül Hilva mülteci kampına sığınarak hayatını kurtarabildi. Karikatür çizmeyi mülteci kampında öğrenen Ali, ilk denemelerini kaldığı kampın duvarında yaptı. Sırasıyla El-Hürriyet, Es-Siyase, Es-Sefir gazetelerinde çalışan Ali, kendini bir karikatüristten çok halkının davasına adamış bir isim olarak gördü.Ali, 22 Temmuz 1987’de Londra’nın bir caddesinde kurşun yağmuruna tutuldu. En yakındaki hastaneye kaldırılan Naci El Ali’nin yaraları çok ağırdı ama o, savaşmaya devam etti. Ta ki, hasta bedeni 29 Ağustos’ta pes edene kadar. Ali’nin mücadelesi Londra’da bir hastane odasında son bulmuştu ama Filistinli mültecilerin ve Hanzala’nın savaşı devam etmekteydi. Ali karikatürlerinin tümünde Hanzala isminde bir çocuk figürü çiziyordu. Bu çocuk, 10 yaşındaydı ve hiç büyümüyordu. Hanzala tüm çizimlerde saçları korkudan dikleşmiş, yalın ayaklı ve sırtı dönük bir haldeydi. Aslında Hanzala, Naci El Ali’nin yurdundan sürgün edildiği yaştaydı. Yani onun 10 yaşındaki haliydi. Hanzala kendini kısaca şöyle tanımlıyordu; “Ben Hanzala, babamın adı: Önemli değil. Annemin adı: Nakba (Filistinliler işgalin ardından Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin ilan edildiği 15 Mayıs 1948′i Nakba yani büyük felaket günü olarak tanımlar.) Kız kardeşimin adı: Fatima. Ayakkabı numaram: Bilinmiyor. Çünkü ben hep yalın ayak dolaşırım.” Barış geldiğinde yüzünü dönecekti Peki Hanzala yüzünü bize ne zaman gösterecekti? Naci El Ali’nin tüm karikatürlerinde Hanzala’yı sırtı dönük çizmesinin sebebi, Ali’nin 10 yaşındayken Filistin’den ailesi ile birlikte sürgün edilmesi ve o zamandan beri barışın gelmesini beklemesiydi. Hanzala’nın sırtı bize dönüktü ama yüzü her zaman Filistin’e bakıyordu. O, Ali’nin yurdunda bıraktığı her şeyin sembolüydü. Hanzala’nın 10 yaşını geçebilmesi, onun Filistin’e dönebilmesine bağlıydı. Yüzünü görebilmemiz ise sadece Filistin’in değil tüm bölgenin özgürlüğüne kavuşmasına…