Kategori Genel

Doğaçlama tiyatro gece hayatına girdi

Nihan Ozannozan@medyakronik.com Beyoğlu’nda bir cumartesi gecesi. İstiklal Caddesi yine kalabalık. Hedefimiz, Old City Comedy Club. Barda sahne alacak ve doğaçlama tiyatro yapacak grubun adı: Yersiz Oyuncular. Girişte alınan biletlere içki dâhil değil. Masalar önceden ayırtılmış ve hemen hemen her masa üzerinde isim var. Saat 20:30’da darbuka sesleri ve alkışlar eşliğinde Yersiz Oyuncular sahneye çıkıyor. Grup beş kişiden oluşuyor. Kısa bir tanıtımdan sonra oyun başlıyor. Birinci oyun seyirciyi ısıtmak için. Darbuka ritimlerine masalara vurarak, alkışlayarak, ıslık çalarak katılmamız isteniyor ve bir iki dakika içinde herkes coşuyor. İlk oyunun adı: Don Yazılı bir metin ya da yönetmen yok, oyunun gidişine seyirci karar veriyor.Oyun birkaç bölümden oluşuyor, oyuncular her oyun başlangıcında az sonrası için bilgi veriyorlar. İlk oyun “Don”. Seyirciden bir yönelim alıyorlar ve bu doğrultuda spontane gelişen bir oyun oluşturuyorlar. Her oyuncuya belli bir süre düşüyor, süresi biten oyuncu donuyor ve karşısına gelen yeni kişi konuyu devam ettiriyor. Don oyununda seyirci “bir ilişki” istiyor. Gelen seçeneklerden doktor-hasta ilişkisi tercih ediliyor ve oyun başlıyor. Oyuncular dönüşümlü olarak bu ilişki doğrultusunda oyunu devam ettiriyorlar. Oyun düdük sesiyle son buluyor.Etrafta dolaşan garsonlar, sahneyi saran sigara dumanı, masalara taşınan bardak bardak biralar ya da fazla kaçan kahkahalar, grubun konsantrasyonunu bozmuyor ve ikinci oyun başlıyor. Bu sefer seyirciden bir mekân söylemeleri bekleniyor. Bir helikopter pistine karar veriliyor ve bunun etrafında dönen bir oyun oluşturuyorlar. Üçüncü oyun için de bir “dil” isteniyor. İki oyuncu seçilen dil üzerine bir oyun oluşturuyor, diğer iki oyuncu da onların tercümanlığını yapıyor. Seçilen dil İtalyanca, oyunun konusu da mafya olunca ortaya çıkan tercüme şahane oluyor. Seyirci de sahneye çıkıyor On dakikalık bir aradan sonra oyun devam edecek. Yan masalardan gelen konuşmalara bakılırsa oyun çok beğenildi: “Haftaya yine gelmeliyiz. Nasıl olsa aynı gösteriyi izlemeyeceğimiz garanti!” Grup yine sahnede ve bu kez dört de seyirci davet ediyorlar. Ayrıca sahneye dört tane de nesne istiyorlar. Her […]

Dövmede son nokta : Diş dövmesi

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.com Eski Mısır’dan günümüze uzanan dövme sanatı artık sadece deriye işlenen resimlerle sınırlı değil. Sıradışı gözükmeyi amaçlayan insanlar arasında yeni bir akım hızla öne çıkıyor. Amerikalı diş teknisyeni Steve Heward’ın 20 yıl önce geliştirdiği “diş dövmesi” son zamanlarda epey rağbet gören bir diş süsleme yöntemi oldu. Dişlere zarar vermemek için dişin üzerini kaplayan bir porselene çizilen minik resimler üstelik dövme kadar bağlayıcı da değil. Gülüşünüzü süsleyen resimden sıkıldığınız takdirde onlardan kolayca kurtulmanız mümkün. Üstelik acısız sızısız bir şekilde, yaklaşık üç, dört dakikada dövmenin bulunduğu porselen dişin üzerinden çıkartılıyor. Artık bu konunun uzmanı olarak kabul edilen Steve Heward, dişine dövme yaptırmayı düşünenlere kişisel web sitesinden de hizmet sunuyor. Dişine dövme yaptırmak isteyip de Heward’a gidemeyenler internet sitesi aracılığıyla seçtikleri resimleri Heward’a gönderiyorlar. Heward da iki ila dört hafta arasında hazırladığı porselen dişi müşterilerinin diş hekimlerine gönderiyor. Heward, müşterilerinin dişlerine çoğunlukla ABD başkanlarının ve ünlü isimlerin resimlerini yapıyor. Fiyatı 75 – 500 Dolar arasında değişen diş dövmeleri sağlığa zararlı herhangi bir işlem de içermiyor. Dişe dövme yaptırmak deriye yaptırmaktan çok daha kısa süren bir işlem. Tercih edilen resmin büyüklüğüne göre dişe, dövme yapılan porselini yerleştirmek beş dakika ile bir saat arasında zamanınızı alıyor.

Yeni teknolojik ürünler IV

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.comNihan Ozannozan@medyakronik.com Cep telefonu kolun parçası oldu Teknolojinin şaşırtan gelişimiyle istekler artıyor, tasarımlar çılgınlaşıyor. Cihazlardan sadece ileri teknoloji beklenmiyor, çevre dostu olmaları ve enerji tasarrufu sağlamaları da isteniyor. Amerikalı endüstri tasarımcısı Jim Mielke çevreci teknolojik cihazlara yeni bir tasarım ekledi: İnsan kolunda dövme gibi duran bir cep telefonu. Kas dokusuyla deri arasına silikon yardımıyla cep telefonu mekanizmasından oluşturulan dijital bir ekran ekleniyor. Cep telefonu ile dijital ekran arasında bluetooth sayesinde bağlantı kuruluyor.Telefona çağrı ya da mesaj geldiğinde dövme şeklindeki dijital ekrana uyarı geliyor ve gelen çağrı ya da mesaj ekrandan görülebiliyor. Ayrıca arayan numaralar görülebiliyor ve dijital ekranın yanındaki rakamlar tuşlanarak arama yapılabiliyor. Her geçen gün yeni modeller çıkartan cep telefonu endüstrisi bu yenilik karşısında nasıl bir tepki verecek bilinmez. Tabii, kolunda her daim yapışık bir cep telefonu taşımak isteyeceklerin sayısı da. Hasta bisikleti Klasik tekerlekli sandalye üzerinde oynanarak tasarlanan pedallı bisiklet sayesinde artık hastalar kendilerini yormadan ilerleyebilecek. Uzaktan bakıldığında bisikleti andıran bu işlevsel ürün 50 Dolardan satışa sunuldu. Matkap dengeliyici Normal bir matkaptan pek de farkı yokmuş gibi görünen bu ürün, ucundaki yuvarlak halka sayesinde duvarı şekilsiz delmenizi engellerken, sizin de güç sarf etmeden iyi işler çıkartmanıza yardımcı oluyor. Henüz satışa çıkmadı.

Ah şimdi bu gemide okumak vardı!

Bir üniversite düşünün. Temelleri toprağa saplanmış bir binası yok. Binası, okyanusları aşmakta olan bir gemi. Yüzen üniversite The Scholar Ship, 2008 Ocak ayında 35 farklı ülkeden 200’ü aşkın öğrencisiyle Hong Kong’tan yola çıktı. 16 hafta boyunca 8 ülkeyi dolaşacak geminin Barcelona’dan sonraki durağı İstanbul oldu. İstanbul’da bir hafta demirleyen gemideki öğrencilerle denizaşırı eğitimi ve İstanbul’u konuştuk.Meltem Ürüt

Likör Fabrikası’nda ilan savaşları

Güventürk Görgülü İstanbul Mecidiyeköy’deki, eski Likör Fabrikası ve arazisinin Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve Emlak Konut tarafından satışı, CHP Şişli İl Başkanlığı tarafından “ilan yoluyla” engellenmeye çalışılıyor. “Şişli Halkı; 24 dönümlük Likör Fabrikası Arsası 25.04.2008 tarihinde satılıyor, FARKINDA MISIN???” başlığıyla CHP Şişli İlçe Başkanı Dursun Çaltı imzasıyla yayınlanan ilanlarda alt başlık olarak da “Sahibinden habersiz satılık arsa” ifadesi kullanılıyor. 24 dönümlük arazide pek çok ağacın bulunduğunu, AKP’nin arsayı TOKİ marifetiyle ranta açtığını vurgulayan ilan şöyle devam ediyor: “Tapuda yalnızca ‘kültür ve turizm amaçlı kullanılabilir’ şerhi kaldırılarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde plan değişikliğiyle ‘özel koşullu ticaret alanı’ kapsamına alındı (CHP’nin muhalefetine karşın) bu değişikliğin anlamı ise residence, çarşı, otel, iş merkezleri, lokanta ofis vs. demektir. CHP Şişli İlçe Başkanlığı olarak yürütmenin durdurulması için iki defa bölge idare mahkemesinde dava açtık” Bölge halkını ve duyarlı herkesi, yasalara aykırı biçimde gerçekleştirilmeye çalışılan bu satışa karşı çıkmaya davet eden ilanda, satış bedelinin “ülke borcunun yarım saatlik faizini ödeyebileceği” vurgulanarak protesto etmek isteyenler için Emlak Konut GYO A.Ş.’nin telefon ve internet adresi veriliyor. Fabrika arazisiyle ilgili olarak CHP’nin talepleri de ilanın sonunda şöyle sıralanıyor:“Bu arsada sınırsız katlı gökdelenler değil, alt katları otopark olan yürüme parkurları, koşu ve bisiklet yolları, süs havuzları, kültür ve kongre merkezleri yapılmasını istiyoruz.” Emlak Konut’tan vade değişikliği Bu arada Emlak Konut tarafından gazetelere verilen ihale ilanlarında da değişiklik yapıldı. Önce 275 milyon +KDV muhammen bedelle satışa çıkartılan ve peşin satılacağı söylenen arsanın, 14 Nisan’dan itibaren verilen ilanlarda 295 milyon 700 bin YTL+KDV vadeli satış fiyatıyla ihaleye çıktığı duyuruldu. Satış bedelinin yüzde 35’inin peşin, geri kalanının 24 ay vadeli ödenebileceği belirtilen ilanlarda vade farkının TÜFE’ye göre hesaplanacağı ifade edildi. Peşin satış şartının kaldırılarak arsanın 24 ay vadeli satılabileceği yönündeki karar değişikliğinin nedeni konusunda Emlak Konut yetkilileri “Yönetim Kurulu’nun takdiridir bu konuda açıklama yapamayız” cevabını veriyorlar. Yönetim kurulunun bir hafta gibi kısa bir zaman […]

Sanat için makineleşmek

Nihan Ozannozan@medyakronik.com Takma adı Stelarc olan Avustralyalı performans sanatçısı Stelios Arcadiou, vücuduna yerleştirdiği network aletleriyle internete bağlanabiliyor. Üçüncü protez koluyla resim çizebiliyor. Midesindeki çipler sayesinde, içinde olup bitenleri duvara yansıtıp seyircileriyle paylaşıyor. Stelarc, insan vücudunun yetersiz bir mekanizma olduğunu ve artık demode olduğunu savunuyor. Bu tezini kanıtlamak için de teknolojinin yardımıyla kendi vücuduna mekanik eklentiler yapıyor ve bunları performans olarak seyirciye sunuyor. Avustralyalı sanatçı Royal Melbourne Teknoloji Enstitüsü’nde (RMIT) sanat ve zanaat eğitimi almış. Performanslarını daha çok yaşadığı yer olan Amerika, Japonya ve Avrupa’da gerçekleştiriyor. Onun işi internet, sanal sistemler, robotbilim ve protez sistemleriyle insan vücudu arasındaki ilişkiyi sağlamak. Tabii tıbbın olanaklarıyla. Performansları sıradışı İşte Stelarc’ın ilgi çeken bazı performanslarından örnekler:“Suspension” (Asılma) adlı performansının ilkini 1978’de Tokyo’da gerçekleştirdi. Bağdaş kurarak çıplak vücuduna demir çengeller taktı ve yerden 1,4 metre yüksekte 20 saniye asılı kaldı. Vücudunda kanama veya ciddi yaralar oluşmadı. Aynı performansı 1980’de Tokyo’da, ama bu kez granit kayalarla birlikte asılarak gerçekleştirdi. Bir başka performansı ise “Amplified Body” (Ayrıntılandırılmış Vücut). Vücudunun farklı 30 noktasına çipler yerleştiren sanatçının beyin dalgaları ve kan akışı görüntülendi. Performans sonundaki çıkarımı da, “psikolojik kontrol ve elektronik modülasyon ile insan vücudu geliştirilebilir” oldu. 1998’de insan vücudu için iki bacağın yetersiz olduğunu düşünerek altı bacaklı bir robot yaptı. 2003 ve 2004’te İskoçya, Britanya ve Avustralya’da sergilenen “Protez Kafa” ve 2006’da yine aynı ülkelerde sergilenen “Bölünmüş Kafa” ve “Yürüyen Kafa” projeleri ilgi çekti. Avangard olarak kabul eden Stelarc sıradışı performansları ve projeleriyle birçok başarı elde etti. 1995’te Avusturya Konseyi’nden 3 yıllık burs aldı. 1997’de Carnegie Mellon Üniversitesi’nden robotbilim ve sanat dallarında fahri profesör unvanı, 2000’de Monash Üniversitesi’nden onur ödülü aldı. Son birkaç yıldır ise Brunel Üniversitesi Performans Sanatı Bölümü’ne başkanlık ediyor. Sanat için ameliyat oluyor Stealarc bütün bu sıradışı performansları yapabilmek için bazı operasyonlar geçiriyor. Ve bunlar 5–6 saat süren ciddi ameliyatlar olabiliyor. Video kaydı yapılan bu operasyonlar […]

Darbe Günlükleri Davası: Bundan sonra hangi ihtimaller var?

Alper Görmüş Haberin öznesi bizzat haberi yazan kişiyse eğer, o haber nasıl yazılmalı? Birinci sayfanın başlığında, alt başlığında ve spotunda (gördünüz) kendimi dışarıda tutarak yazmayı becerebildim. Fakat bunun sonuna kadar böyle devam etmesinin pek suni kaçacağını hissediyorum. O nedenle izninizle bundan sonrasında “ben” diye gideceğim… Biliyorsunuz, Darbe Günlükleri’yle ilgili olarak emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in şikâyetiyle hakkımda açılan “hakaret ve iftira” içerikli kamu davası, 11 Nisan’daki üçüncü duruşmada beraatla sonuçlandı. Duruşmadan sonra yaptığım açıklamada, “buruk bir sevinç” içinde olduğumu söyledim. Sevinçliydim, çünkü böylece kamuoyu kanaati bakımından oluşmasını istediğim atmosfer, beraat kararıyla birlikte oluşmuştu. “Demek gerçekten de 2004’te iki darbe atlatmışız, Günlükler gerçekmiş” kanaati kamuoyunda yerleşmişti böylece. Bunun en iyi göstergesi de, bir yıl boyunca günlüklerle ilgili bolca tezvirat yayan basındaki kimi köşe yazarlarının tam siper vaziyet almaları ve konuyla ilgilerini kesmeleriydi. Öte yandan buruktum, çünkü hâkimin açıkladığı beraatın sözlü gerekçesi (yazılı gerekçe henüz yazılmadı) beni hiç tatmin etmemişti. Hâkim, “Ben bu davaya hakaret ve iftira suçlaması açısından baktım ve kararımı bu yönden verdim. Darbe girişimlerinin olup olmadığı bu davanın konusu değildir.” Oysa ben ve avukatlarım başından beri bu davanın basit bir “hakaret ve iftira” davası olarak görülemeyeceğini, kamusal niteliğinin olduğu ve bu nedenle davanın mutlaka genişletilmesi gerektiğini savunduk. Bu yönde, Günlükler’in sahihliğine yorumlanacak demeçler veren eski Dışişleri Bakanı yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün tanıklığına başvurulmasını istedik. Keza, verdikleri haberler ve yazdıkları yorumlar Günlükler’in gerçek olduğu yönünde delil sayılabilecek kimi gazetecilerin de tanık olarak dinlenmesini talep ettik. Mahkeme, bunların tümünü reddetti. Son duruşmada ise basında haberlere konu olan, Emniyet’in Günlükler’in CD’leriyle ilgili olarak yaptığı anlaşılan teknik inceleme raporunun ilgili savcılıktan istenmesi yönündeki talebimiz de reddedildi. Yani, “iftira” suçlamasını açığa düşürecek en somut delil dahi dosyaya giremedi. Oysa davanın cumhuriyet savcısı, bu talebin kabulü yönünde mütalaa vermişti. Savcı ayrıca “görünür gerçek”in “gerçek”le uyuştuğunu da söylemişti. Savcı […]

İyi ki doğdun internet: Türkiye’de internetin 15. yılı kutlanıyor

ESRA OCAKadresinden ulaşabilirsiniz. Bilişim STK Platformu tarafından ilk kez 1997 yılında, 7 – 20 Nisan tarihleri arası ‘‘internet yaşamdır’’ sloganıyla Türkiye’de interneti geliştirmek, interneti geniş kitlelere tanıtmak amacıyla internet haftası olarak ilan edildi. Bilişim STK Platform’u bu sene internet kullanımının arttırılması için yapılması gerekenleri altı başlık altında topluyor: 1)Okullar internette bağlanmalı.2)Halk kütüphaneleri internete bağlanmalı.3)Belediyeler bünyesinde halka açık internet evleri açılmalı.4)Organize sanayi bölgelerinde internet evleri açılmalı.5)Kültürel mirasımız internete taşınmalı.6)e-devlet hizmetleri başlatılmalı. İnternet kullanıcısı oranında yedi yılda yüzde 700 artış oldu 12 Nisan 1993’te Ankara-Washington arasında kiralık hatla kurulan bağlantı ile Türkiye internetle tanıştı. İlk bağlantı kurulduktan sonra ODTÜ ve Bilkent üniversitelerinin aynı yıl hizmete geçirdikleri web siteleri, ilk Türk web siteleri olarak tarihe geçtiler. 1994’de ise ilk internet servis sağlayıcısı olarak “tr.net” hizmete girdi. Günümüze gelindiğinde ise, “Dünya İnternet İstatistikleri” sitesinin verilerine göre Türkiye 16 milyon kullanıcı ile internet kullanımında Avrupa yedincisi olarak karşımıza çıkıyor. Buna ek olarak, 2000 – 2007 yılları arasında yüzde 700 artış ile internet kullanıcı sayısının en hızlı arttığı ülke olan Türkiye, internet teknolojisini de tıpkı televizyon ve cep telefonunda olduğu gibi büyük bir ilgiyle karşıladı. İnternet kullanıcısı sayısı gün geçtikçe artarken aynı şekilde internette alan sahibi olan ve yayın yapan kişi ve kuruluşlarında sayısı da hızla artıyor. Türkiye’de halen 250 internet servis sağlayıcı sayısı, 1000 etkin portal, 122 800 ‘‘tr’’ uzantılı web sitesi, 12 milyon 280 bin com, net, org vs. uzantılı web sitesi sayısı yayınını sürdürüyor. ‘‘tr’’ uzantılı alan adı kayıt servisi “nic.tr” tarafından yayınlanan Nisan 2007 tarihli “alan adı alım istatistikleri”ne göre 1997’de toplam alan adı alımı 4 527 iken bu sayı 10 senede 122.800’e çıktı. Yani, Türkiye’de sadece internet takip oranları artmakla kalmadı aynı zamanda internette alan sahibi olma eğilimi de hızlı bir şekilde artmaya başladı. Türkiye 2007 internet raporuna göre, yüzde 46’lık oranla en çok 15 – 24 yaş aralığındaki gençler internet […]

Halkla çelişkiler faaliyetleri

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Polis Haftası tüm yurtta kutlandı. Her şehrin simgesi sayılan meydanlara, en kalabalık semtlere standlar kuruldu. Polisler kendilerini anlattı, isteyene broşür, çocuklara şekerler verildi. “Polis-halk elele” yürüyüşleriyle de daha bir kaynaştı herkes. Küçük kentlerde sorun yaratmadı da bu yürüyüş, İstanbul’da kimi yollar trafiğe kapatılınca, yapılan onca halkla ilişkiler faaliyeti pek bir işe yaramadı kimileri için. 10 Nisan sabahı, işine yetişmeye çalışan yetişkinler ve okul telaşındaki öğrenciler Taksim Meydanı’na çıkan yollar trafiğe kapatılınca zorunlu sabah yürüyüşü yapmak zorunda kaldı. Özel araçlar bir yana, yollar toplu taşıma araçlarına da kapatılınca, Taksim Meydanı’nın hayli uzağında inmek zorunda kalan yolcular söylene söylene yürüyorlardı. Hatta, İnönü Stadyumu’ndan Taksim’e kadar Gümüşsuyu üzerinden yürüyenler, Almanya Konsolosluğu önünde durdurulup bir de üsta araması ve kimlik kontrolüne tabi tutuluyordu. Taksim üzerinden bir başka otobüsle yollarına devam etmek isteyenler meydana ulaştığında ne otobüs ne de dolmuş bulabildikleri için mağduriyetleri ikiye katlanmıştı. “Başlarım böyle bayrama” deyip söylenenler yolların kapatılacağının duyurulmadığından şikayet ediyordu. Geçen yıl 1 Mayıs’ta da yine polislerin tutumundan benzer mağduriyeti yaşayan bir başkası ise, “Hani Taksim Meydanı’nda miting, gösteri yasaktı” diye soruyordu yanındakine. Haklıydı. İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah Taksim Meydanı’nda gösteri ve yürüyüş yapılmasının yasak olduğunu söylemişti. Sendikalar ise bu açıklamalara cevaben milli maçlardan sonra ve başka vesilelerle bu alanda kutlamaların yapıldığını hatırlatmıştı. Sonra da 1 Mayıs günü Taksim’de kutlama yapılmak istenince polis çıkmıştı sahneye. Polis gününün de Taksim Meydanı’nda kutlanması, üstüne üstlük kutlamanın yarattığı mağduriyet, “demek ki istenince oluyormuş” diyen sendikaların eline de koz verdi. Sendika temsilcileri bu yıl da 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanacağını duyurup gerekli başvuruyu yaptılar. Sendikaların bu kararı üzerine görüşü sorulan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ise, “Daha vilayette o konuda biraraya gelmedik. Sayın valimizle biraraya geleceğiz. Bakanlık, bu konuda ne görüş bildirecek bilmiyoruz. Hep birlikte düşüneceğiz, ona göre bir karar verilir” dedi. Bu yıl nasıl bir karar çıkacağını […]

Başıbüyük’ün başı büyük dertte

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.comMustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Dört çocuğuyla yine gelmiş mahallenin merkezindeki çadıra Büşra Hanım. Her gün geldiği gibi. Diğerlerinin aksine sessiz, sakin. Sanki tevekkül içinde. “Ben yarım çocuk doğurdum,” diyor, “bu evi yapmak için.” Anlamaz gözlerle bakınca biz, “Çocuğun,” diyor, “kalçası çıkık, sakat. Evi yaparken tuğla taşıdım, çimento taşıdım, ondan oldu.” Maltepe Başıbüyük ile böyle tanışıyoruz işte. Meydanın bir yanında polis panzerleri ve o an nöbette olan bir grup polis, onların tam karşısındaki çadırın etrafında oturan kadınlar ve meydana inen yoldaki diğer çadırda erkekler. Bir de okuldan çıkmış çocuklar var: Cıvıl cıvıllar elbet. Kimi korkmuş annesinin eteğinde, kimi polise sataşma oyunu oynuyor. Küçük bir Türkiye gibi burası. Her şehirden göçle gelmiş aileler var. Gümüşhane, Kars, Sinop, Kastamonu, Van, Ordu… İlk geldiklerinde erkekler hep inşaat işinde çalışmış. Zamanla para biriktirip kendi evlerini de yapmışlar. Otuz senedir burada yaşıyorlar. İstanbul’un diğer “kentsel dönüşüm” mahallelerinde olduğu gibi, onlar da her seçim sonrası tapularını beklemişler. Ama ne gelen olmuş, ne giden. Mahallede elektrik de var, su da, doğalgaz da. Düzenli faturalarını ödemişler, vergilerini vermişler. Ama şimdi evleri yıkılacak. Onlar da başka “kentsel dönüşüm” alanlarındakiler gibi, evsiz kalacak. İşte bundan korkuyorlar. TOKİ’nin Başıbüyük’te yapacağı 6 blokluk siteye tüm mahallelinin yerleşemeyeceğini biliyorlar. Üstelik o dairelerden alacak paraları da yok. Bu yüzden isyan ediyorlar. Henüz haklarında kesinleşmiş bir karar olmasa da, İstanbul’daki diğer yoksul semtlerinde yaşananlardan biliyorlar başlarına geleceği. Zaten bu yüzden polisler ve panzerleri başlarında. Başıbüyük’te çocuklar büyükler gibi konuşuyor Mahalleli çocukların okulu dozerin kazdığı yeri görüyor. Ağaçların söküldüğü alana bakıyor. Okula giderken de, okuldayken de, dönerken de hep görünen dozerin çalıştığı o iç karartıcı kahverengi alan, çocukların hiçbirine hayaller kurdurtmuyor. O alanı çevreleyen polis yazılı demirler ve polisler de, bugüne kadar mahallede kimseye iyi şeyler hissettirmemiş. Çocuklardan biri, annesi gaz bombasının etkisinde kalınca polis olma hedefinin yönünü değiştirmiş. Artık mahalleden saydığı polislere “Polis olmak nasıl bir duygu?” […]

Dünya Bankası ‘New Deal’ istiyor

Robert Zoellick zengin ülkelerin çabuk hareket ederek, Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Gıda Programı’na 500 milyon dolar aktarmaları gerektiğini söyledi. Zoellick bu noktada “Yeni Düzen” benzeri bir plan uygulanması çağrısı yaptı. “Yeni Düzen”, (New Deal) ABD’nin eski başkanlarından Franklin Roosevelt’in, ülkesini 1929 yılında patlak veren büyük ekonomik krizden kurtarmak amacıyla aldığı bir dizi önlemi içeren reform paketinin adı. Robert Zoellick son açıklamasında, artan gıda fiyatlarının yoksul ülkelerde 100 milyon kişiyi daha yoksulluğa itebileceği uyarısında bulundu. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn da daha önce dünyada yüz binlerce kişinin açlık riskiyle yüzyüze olduğunu söylemişti. Robert Zoellick ise Dünya Gıda Programı’nın, açlığı azaltmaya yönelik çalışmaları için yarım milyar dolara daha ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Zoellick ayrıca önerdiği “Yeni Düzen” kapsamında önümüzdeki yıla kadar Afrikalı çiftçilere verilecek kredi miktarının da iki katına çıkarılmasını istedi. Dünya Bankası’nın bazı ülkelerin maliye ve kalkınma bakanlarından oluşan Kalkınma Komitesi, Robert Zoellick’in “Yeni Düzen” çağrısını memnuniyetle karşıladı ve destek verdiğini duyurdu. Dünya Bankası ve IMF yetkilileri hafta sonunda yaptıkları bahar dönemi toplantılarında yükselen gıda fiyatları ve küresel mali piyasaları etkileyen kredi krizi konusunu ele aldıkları bir dizi görüşme yaptı. Dünyada geçtiğimiz yıl içinde buğday fiyatları yüzde 130, pirinç fiyatları yüzde 70’ten fazla yükselmişti. Dünya Bankası rakamlarına göre temel gıda maddesi durumundaki bu ürünlerde yaşanan artış, genel olarak gıda fiyatlarının da son üç yılda yüzde 83 yükselmesine yol açtı. Fiyatlardaki yükselme talepteki artışa, bazı ülkelerde hasada zarar veren olumsuz hava koşullarına ve geniş tarım alanlarının ulaşımda yakıt olarak kullanılan ürünlerin ekimine ayrılmasına bağlanıyor. Uzmanlar fiyatların yüksek seyretmesinin birçok ülkede sosyal ve siyasi çalkantıları da beraberinde getirebileceği uyarısı yapıyor. Son dönemde Haiti, Filipinler ve Mısır’da ‘gıda isyanları’ görülmüştü. Mısır, Fildişi Sahili, Etiyopya, Filipinler ve Endonezya’da yüksek gıda fiyatları aleyhinde gösteriler düzenlendi. Haiti’de ise bu gösteriler şiddete dönüştü; beş kişinin öldüğü olaylar ardından hükümet düştü. Pirinç üretiminde başlıca ülkeler olan Hindistan, Çin, Vietnam ve Mısır […]

Tüketim vergileri yoksulların enflasyonunu artırıyor…

Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde kurulan Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezinin (BETAM) araştırmasına göre, 2003-2008 döneminde ortalama enflasyon (TÜFE) yüzde 54 olurken, en yoksul yüzde 20’lik harcama grubunun enflasyonu yüzde 57,2, en zengin yüzde 20’lik harcama grubunun enflasyonu ise yüzde 52 olarak hesaplandı. Prof. Seyfettin Gürsel ve Nazan Şak tarafından gerçekleştirilen “Her Harcama Düzeyi İçin Farklı Enflasyon” başlıklı araştırmaya göre, en zengin ve en yoksul yüzde 20’lik kesim arasındaki yüzde 5,2 puanlık enflasyon farkı iki grup arasındaki tüketim kalıplarındaki farklılıktan kaynaklanıyor. TÜİK’in 2006 tüketim harcaması verileri kullanılarak yapılan araştırmaya göre yoksullar daha çok gıda ve alkolsüz içecekler gibi zorunlu tüketim mallarındaki fiyat artışlarından, zenginlerin ise daha çok ulaştırma, otel gibi lüks tüketim hizmetlerindeki fiyat artışlarından etkileniyorlar. Gıda ve alkolsüz içeceklerin enflasyonu diğer kalemlere göre fazla yüksek değil ancak, en yoksul dilimde yüzde 39,5’lik bir paya sahip olmasına rağmen, en zengin dilimde yüzde 17,5’lik bir paya sahip. Ulaştırma ise en zengin dilimde yüzde 20,8’lik bir paya sahipken en fakir dilimde yüzde 4,6’lık bir pay alıyor. Araştırmaya göre, az da olsa alkol, sigara ve tütün kaleminin yoksul sepeti içindeki payı zenginin payından daha fazla. Yüzde 5,6’ya karşılık yüzde 2,8. Yoksullar zenginlere kıyasla göreli olarak daha çok sigara, daha çok rakı içiyor. Yoksul enflasyonu ile zengin enflasyonu arasındaki farkın bir bölümü de AKP döneminde sigara ve alkollü içecekler üzerindeki tüketim vergilerindeki yüksek artıştan kaynaklanıyor. Yoksul enflasyonunun gıda ve alkolsüz içecekler, konut, alkol, sigara ve tütün gibi zorunlu tüketime, zengin enflasyonunun ulaştırma, lokanta ve oteller, eğitim, ev eşyası gibi lüks tüketime duyarlı olduğu anlaşılıyor. Araştırmada, zorunlu tüketim enflasyonu önemli ölçüde gıda fiyatlarına bağlı olduğundan, gerek küresel ısınmanın olumsuz etkileri, gerek Çin ve Hindistan’ın 2 milyarlık aşırı yoksul kitlelerinin gelirlerindeki hızlı artışla birlikte küresel kaynaklara giderek daha fazla ortak olmaları, gerekse petrol fiyatlarındaki artışın biyoyakıt yönelimini hızlandırmasının, gelecekte yoksul enflasyonunun ortalama enflasyondan hissedilir ölçüde ayrışmasına neden olacağı […]

Körfez Köprüsü dünyanın ikinci en uzun köprüsü olacak

Esra Ocakeocak@medyakronik.com İzmit Körfez geçiş köprüsü tamamlanıp hizmete açıldığında İstanbul- İzmir arası 4 saate inmiş olacak. Bursa ve İzmir yönünden İstanbul’a ulaşmak isteyen sürücüler Topçular mevkiinde arabalı vapur sırası beklemeyecek ya da 18 kilometre olan Körfez geçişinde üç saat harcamak zorunda kalmayacaklar. Körfez köprüsünün bunların yanında çok önemli bir özelliği daha olacak. Dünyanın en uzun ikinci köprüsü olma özelliğini taşıyacak. Yaklaşık yirmi senedir, yapımı için somut adımlar atılması beklenen Körfez Köprü projesi şu anda ihale aşamasında. Yap – işlet – devret yöntemiyle hayata geçirilecek olan projenin ihalesi 7 Ekim 2008’de yapılacak. Proje tamamlandığında orta açıklığı 1700, toplam uzunluğu ise 3000 metreyi bulan Körfez Köprüsü’nün yanı sıra 420 kilometrelik Gebze – Orhangazi – İzmir otoyolu da hizmete açılmış olacak. İzmit Körfezi’nin en dar noktası olan Kocaeli’nin Gebze İlçesi’ne bağlı Dilovası Beldesi yakınlarındaki Dilburnu ile Karamürsel İlçesi’nin Hersek burunları arasında yapılması planlanan Körfez Köprüsü, 1700 metre uzunluğu ile dünyanın ikinci uzun köprüsü olacak. 1,990 metre ile Japonya’daki Akashi, dünyanın en uzun asma köprüsü. Halen dünyanın ikinci en uzun köprü ise 1624 metre ile Danimarka’daki Storebaelt köprüsü. Körfez Köprüsü, işte bu iki köprünün arasında bir uzunluğa sahip olacak. Ayrıca, Boğaziçi Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün toplam uzunluğuna eşit olacak. Dünyanın en uzun köprüleriAkashiKaikyo Hyogo, Japonya1,990 StorebæltDanimarka1,624 Humber Hullİngiltere1,410 Jiangyin YangtzeÇin1,385 Tsing Ma BridgeHong Kong1,377 Verrazano-NarrowsNew York1,298 Golden GateSan Fransisko Körfezi1,280 High Coast BridgeVästernorrland, İsveç1,210 Mackinac StraitsMichigan, ABD1,158

Barroso: “Türkiye düşünce özgürlüğünü kısıtlarsa AB’ye üye olamaz”

Duygu Ertürk Başbakan Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelen AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ziyaretinin ikinci ayağında bugün İstanbul’daydı. Sabah saatlerinde kente gelen Barroso, öğleden sonra Fener Rum Patriği Barthalomeos ile görüştü. Müteakiben, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santralistanbul Kampusu’nda düzenlenen “Küresel Sorunlar Platformu” konferansının konuğu oldu. Konuşmasının başında küresel sorunlara küresel cevaplar bulma gerekliliğinin altını çizen Barroso, iklim değişikliği, güvenlik sorunları ve uluslararası terör gibi meselelerin üstesinden beraberce gelerek sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada fark yaratmayı amaçladıklarını belirtti. Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesiyle ilgili değişiklik öngören yasa tasarısını olumlu karşıladığını belirten Barroso, anayasada bulunan, özgürlükleri kısıtlamaya yönelik diğer maddeler için de aynı hassasiyeti göstereceklerini, onları ilgilendirenin yasanın numarası değil, içeriği olduğunu aktardı. “Tek bir maddede ısrarcı değiliz. Temel prensip, şiddeti teşvik etmediği ve hakaret içermediği sürece fikir beyan etmek asla suç olmamalı. Bu özgürlük kısıtlanırsa, Türkiye AB’ye üye olamaz” dedi.Söylediklerim medyada çarpıtıldı Türkiye ziyaretinin AKP’nin kapatılma davasıyla kesişmesinin, partiye destek amaçlı olup olmadığı sorusu üzerine, “Doğru değil. Bunu öngöremezdim. Bu daveti Erdoğan’dan beş, altı ay önce almıştım. Yoğunluk nedeniyle fırsat bulunamadı” diyen Barroso, Başbakan’la ve iktidar partisiyle iyi ilişkiler kurmaya özen gösterdiklerini, ama AB’nin Türkiye’deki her partiye eşit mesafede durduğunu ekledi. Kapatma davasıyla ilgili yorum yapmaktan kaçınan Barroso: “Ben bir hukukçuyum. Dava sürecinde konuşmak istemem. Zaten, bu konuda söylemediğim sözler bana atfedildi, söylediklerim medyada çarpıtılarak yer aldı” dedi. Barroso, müzakere sürecinde AB’nin Türkiye’nin iç işlerine karışmasının, Türkiye AB’ye kendi rızasıyla üyelik başvurusunda bulunduğu için çok normal olduğunu vurguladı. AB’nin Türkiye’nin salatalık standartlarına müdahale edip yüzde 10’luk barajı dayatan parlamenter sisteme neden müdahale etmediği sorusuna cevap vermekte zorlandığı gözlenen Barroso: “Delegasyonumuz bunu not etti, ama yüzde 10’luk barajı halletmek zor bir mesele. Baraj derecesi, Avrupa’da da halen tartışma konusu” demekle yetindi. Nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede demokrasi olmasının tüm dünyaya örnek teşkil edeceğini söyleyen Barroso, bunun yabancı düşmanlığından arınmış, […]

Barroso’ya protestolu karşılama

Yahya Özgür Tavlan- Asım Can Yılmaz İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Sosyalist Düşünce Kulübü’ne üye öğrenciler, Santralistanbul Kampusu’nda düzenlenen “Küresel Sorunlar Platformu”na katılan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso’nun gelişini protesto etti. Avrupa Birliği’nin eşitlik, özgürlük ve demokrasi söylemlerinin gerçekçi olmadığını söylenen öğrenciler, “Tam bağımsız Türkiye” sloganları attı.

Kyoto’dan sonra, Kopenhag’dan önce

Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Bangkok’ta düzenlenen “İklim Değişikliği Toplantısı’nda, 2009 yılının sonunda Kopenhag’da imzalanması planlanan uzun vadeli uluslararası iklim değişikliği anlaşması üzerine görüşmeleri yapılandıran bir program oluşturuldu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi UNFCCC) Sekreteri Yvo de Boer’in söylediği gibi, “Kopenhag’a giden tren yola çıktı.’’ Dört gün süren toplantı, 4 Nisan 2008’de sona ermişti. Araçlar analiz edilecek Kyoto Protokolü altında belirlenmiş olan süreç 2012 yılında sona erince, gelişmiş ülkelerin emisyon azaltma hedefine erişmesi amacıyla araçların analiz edilmesi konusundaki işlemler başlatıldı. Ayrıca bu araçların etkinliğini ve sürdürülebilir gelişmeye katkılarını arttırmak için uygulanan yollar tartışıldı. Bu tartışmaların en temel sonuçlarından biri emisyon ticaretinin kullanılmasının devam ettirilmesi. Bali’de karalaştırılan ‘’yol haritası’’ zenginleştirilecek Geçen yıl Bali’de düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı’nda anlaşmaya varılan ve Kyoto Protokolü’nün yerini alacak yeni anlaşma için müzakerelerin çerçevesini içeren yol haritası, Bangkok’ta çıkan sonuçla zenginleştirilmeye başlatıldı. Bu yol haritası, yeni küresel iklim değişikliği anlaşmasına öncülük edecek. Ayrıca Bangkok toplantısında gelişmiş ülkeler için emisyon azaltma hedefini karşılamak, sürdürebilir gelişmeye katkı sağlamanın bir yolu olarak Kyoto Protokolü temiz gelişim mekanizması gibi piyasaya dayalı mekanizmaların kullanılmasının devam ettirilmesi ve geliştirilmesi konusunda net sinyaller gönderildi. Bu mekanizmalar sayesinde ülkeler sera gazı salınımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salınım azalması satın alabilmeleri imkanı tanıyor. Toplantıda, Kyoto Protokolü’nü imzalayan ülkeler yer aldı. Bu protokolü 174 ülke imzalamıştı. Fakat sera gazı salımında birinci sırada yer alan Amerika başta olmak üzere Türkiye, Irak, Afganistan içinde bulunduğu 20 ülke protokolü imzalamamıştı. Kyoto Protokolü Birleşmiş Milletler’in girişimiyle Aralık 19977de Japonya’nın Kyoto kentinde bir araya gelen ülkelerin oluşturduğu protokol, küresel ısınmaya karşı topyekün mücadeleyi sağlamaya yönelik tek girişim. Bu protokolü imzalayan ülkeler, sera ve karbondioksit etkisine neden beş gazın salınımını azaltmaya veya salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmayı taahhüt etti. Protokol, 16 Mart 1998 yılında imzaya açıldı. 18 Kasım 2004’te Rusya’nın katılımından sonra 16 Şubat 2005’te yürürlüğe girdi. Kyoto Protokolü’ne göre […]

Görmüş beraat etti, ama darbe girişimleri soruşturulmayacak

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinden yola çıkarak hazırlanan ‘Darbe Günlükleri’ haberi nedeniyle “yalan haber yazmak ve iftira atmak” suçlamasıyla yargılanan eski Nokta dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş beraat etti. Örnek’in, Nokta’nın kapatılmasına neden olan ve Örnek’in “Bana ait değil” dediği günlüklerin, Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bilgisayarından elde edildiği emniyetin raporuyla kanıtlanmıştı. Görmüş’ün beraat etmesiyle “darbe planlamak ve darbe girişiminde bulunmak” suçlamasıyla yargı önüne çıkmalarının yolu açılan dönemin kuvvet komutanlarıyla ilgili olarak da mahkeme soruşturmaya gerek olmadığına karar verdi. “Rapor istenmesin” talebi Davanın Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmasına Alper Görmüş, avukatları ve duruşmaya gelmeyen eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek’in avukatı Dinçer Eskiyerli katıldı. Kapatılan Nokta dergisi çalışanları, Genç Siviller üyesi bir grup, gazeteci Yıldırım Türker, oyuncu Deniz Türkali ve Lale Mansur, gazeteci yazar Kürşat Bumin ve yazar Leyla İpekçi de duruşma öncesinde Alper Görmüş’e destek vermek amacıyla Bakırköy Adliyesi’ne gelenler arasındaydı. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün talebiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından incelenen günlüklerin Örnek’e ait olduğu resmi raporla kesinleşmiş ve Görmüş’ün avukatları geçen günlerde bu raporun ilgili savcılıktan istenmesini talep etmişti. Davanın bugün (11 Nisan) görülen 3. duruşmasında ilk sözü alan Örnek’in avukatı, ‘Darbe Günlükleri’nin Özden Örnek’e ait olmadığını yineleyerek, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı bilirkişi raporunun istenmesi talebinin mahkemece reddedilmesini istedi ve yeniden bir bilirkişi tayin edilerek tekrar incelenmesi yönünde alınacak bir kararı da reddedeceklerini söyledi. Örnek’in avukatı, “Bu günlükler, sanığın da ifade ettiği gibi, Örnek’in bilgisayarından kanun dışı yollarla elde edilmiştir ve mahkemede delil olamaz” dedi. İddialar kamusal önem taşıyor Bunun üzerine mahkeme başkanının mütalaasını sorduğu savcı, sözkonusu iddiaların kamusal nitelikli ve kamusal öneme sahip olduğunu belirterek, “Bu belgeler davaya ilişkin en somut delildir ve ilgili savcılığın yaptırdığı inceleme raporunun sonuçlarının mahkeme kanalıyla talep edilmesi gerekir” dedi. Savcılık mütalaasının ardından hâkim raporun istenmesi talebini hiçbir gerekçe göstermeden reddederek Görmüş’ten son sözlerini […]

Basın adalet haberlerinde bile adil değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMeltem Ürütmurut@medyakronik.com Türkiye’de basının ciddi sorunları olduğu, güven krizi yaşadığı, bağımsız ve tarafsız olmadığı çok da bilinmeyen şeyler değil. Fakat son bir araştırma, yargıyla ilgili konularda da Türkiye basınının karnesinin bir hayli zayıf olduğunu ortaya koydu. Vatandaşın adaletle ilgili konulardaki başat bilgilenme kaynağı olan basının bu halde olması ayrıca kaygı verici. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin “Adalet Gözet” projesi kapsamında yürütülen “Medya Arşivi” çalışması, Türkiye’de tartışma yaratmış dokuz davanın farklı siyasal yelpazedeki gazetelerde ele alınışlarındaki farklılıkları inceledi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölüm Başkanı Doçent Doktor Aslı Tunç’un yaptığı bu araştırma, haberlerin bilgilendirmektenziyade yorumlarla okuru yönlendirmeyi gözettiğini, böylece profesyonel mesafelilik ve güvenilirlik gibi konularda sorunlu bir tavır sergilediğini ortaya koydu. Tunç, Danıştay saldırısı, Elif Şafak davası, Hrant Dink’in TCK 301 davası, Hrant Dink cinayeti, Gamze Özçelik, İlhami Erdil, Orhan Pamuk, Yücel Aşkın davaları ve Ferhat Sarıkaya soruşturmasıyla ilgili haberleri ele aldı. 2004’ten Nisan 2008’e dek geçen sürede Sabah, Hürriyet, Radikal, Cumhuriyet, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde bu olaylarla ilgili yayımlanan haber ve fotoğrafları inceledi. Toplam bin 215 haber ve 604 fotoğrafı değerlendirdi. Cinayeti meşru gösteren ifadeler Güvenilirlik ölçütlerinden biri olan haber kaynağının belirtilmesi kuralı haberlerin yüzde 32.4’ünde yerine getirilmemiş. Kaynağı belirli olmayan haberleri en fazla kullanan gazete Yüzde 47’lik oranla Radikal; onu Sabah ve Zaman izliyor. Araştırma, “incelenen haberlerin yüzde 10’unda vakaya konu olan cinayet, saldırı gibi eylemin kendisini ya da 301. maddeden dava açılması, soruşturma başlatılması gibi adli sürecin ya da işlemin kendisini haklı gösteren ifadelerin kullanıldığını tespit ediyor”. Haberde yanlı ifadelerin kullanımı genel olarak azınlıkta olsa da, Hrant Dink’in 301. maddeden yargılandığı davayla ilgili haberlerin yüzde 24’ünde, Dink’in öldürülmesiyle ilgili 230 haberden 16’sında eylemi haklı gösterebilen ifadeler kullanılmış. Haberin nesnelliğine zarar veren bu tür yanlı ve meşrulaştırıcı ifadelere en çok yüzde 15’lik oranla Cumhuriyet’te, ardından % 11’lik oranla Hürriyet’te yer […]

Mahkemeler hizmet vermeye uygun değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMine Savaşmsavas@medyakronik.com Türkiye’de vatandaşın gözünden hukukun nasıl göründüğünü anlamak amacıyla yapılan Adalet Gözet projesi kapsamında vatandaşın mahkemelere başvurduğu zaman nelerle karşılaşıp mahkeme deneyiminin nasıl bir ortamda yaşandığını belirlemeye yönelik Adliye Gözlemleri de yer aldı. “Adliye gözlemlerinin amacı, vatandaşı aldığı hizmeti değerlendirmede aktif hale getirmek ve bu sayede de kişilerle mahkemeler arasındaki uzaklığın giderilmesinde aracı olmak.” İstanbul mahkemeleriyle sınırlı araştırma, Temmuz 2006 ile Haziran 2007 döneminde Sultanbeyli, Adalar, Eyüp, Kadıköy, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Üsküdar, Bakırköy, Şişli ve Bağcılar adliyelerinde gerçekleştirildi. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. ve 4. sınıf öğrencileri ile stajyer avukatlar tarafından 113 mahkemeye gidilerek yapılan toplam 135 gözlem bir rapor haline getirildi. Rapora göre adliyelerdeki fiziksel engeller ve zaman kullanımına ilişkin sıkıntılar vatandaşın kendisini yabancı hissetmesine, adliyeyi kendisine hizmet eden bir yer olarak görmemesine, bu anlamda da hukukun kendisi için var olduğundan şüphe etmesine yol açabilecek olumsuzluklar. Bu nedenle adliyelerin temizliği, binaların bakımlılığı, kalabalığı, bekleme salonu olup olmadığı gibi görünüşte sıradan şeylerin algılar üzerinde etkili olabileceği belirtiliyor. Fakat araştırma, vatandaşın mahkemelerle ilgili bilgi alıp alamadığı, işlemler hakkında bilgi edinip edinemediği ve kendisine hizmet etmesi gereken sisteme ne derece erişebildiği gibi konuları da inceliyor. “A4 kâğıdı getirmeyene suret verilmez” Gözlenen adliye binaları amaca uygun tasarlanmamış. Dış cepheleri ve içleri temiz ve bakımlı değil. Dahası, iç mekânlar amaç dışı da kullanılabiliyor. Mahkemelerin beşte biri duruşmalarını mahkeme salonu dışında bir yerde yapıyor. Vatandaşlar için bekleme salonu yok ve aralarında husumet bulunanlar da dâhil, tarafların hepsi duruşma salonuna aynı kapıdan giriyor ki, bu sakıncalı. Adliye girişlerinde metal detektör bulunmakla beraber, X-ray güvenlik cihazı yok, olan binalarda da kullanılmıyor. Üst araması da bazan yapılıyor. Vatandaşlar üst aramasına tabiyken, bazı adliyelerde hâkim, savcı ve avukatlar aramadan muaf. Hiçbir adliyede vatandaşın danışabileceği bir bilgi bankosu yok. Adliyelerin hiçbirinde engelliler için alınmış özel tedbirlere de rastlanmıyor. Asansör ya da tuvaletler her zaman vatandaşların kullanımına açık değil. “Bu […]

“Çevre sorunları bir kriz değil, bir fırsat”

Alman Yeşiller Partisi’nin popüler isimlerinden ve Dışişleri Eski Bakanı Joschka Fischer’e göre gelişmekte olan ülkeler eski teknolojilerde ısrar etmek yerine en yeni ve en çevreci teknolojilerin peşinde koşmak zorunda. “Önce zenginleşeyim sonra çevre sorunlarını hallederim” düşüncesinin artık geçerli olmadığını dile getiren Fischer çevresel sorunların yalnızca bir kriz değil aynı zamanda bir fırsat olarak da algılanması gerektiğini söyledi. Marketing Türkiye ve Garanti Bonus Akademi’nin işbirliğiyle düzenlenen “Yeşil Pazarlama Konferansı”nda konuşan Fischer, Türkiye’nin yenilenebilir enerji konusunda önünde büyük fırsatlar olduğunu söyledi. Enerji fiyatlarında son dönemde yaşanan artışlar ve ortaya çıkan iklim değişikliği işaretleri nedeniyle Yeşiller Partisi’nin yıllardır söylediklerinin ciddiye alınmaya başladığını ifade eden Fischer geleceğin ekonomisinin ve teknolojisinin çevre üzerine odaklanacağını anlattı. Yenilenebilir enerji ve su yönetimi gibi konularda Türkiye’nin önündeki fırsatları değerlendirip hem yeni teknolojiler geliştirebileceğini hem ihracat olanakları yaratabileceğini hem de bölgesel bir merkez haline gelebileceğini söyleyen Fischer’a göre dünyanın önünde “sürdürülebilir ekonomiye” geçişten başka bir şansı bulunmuyor