Üniversitede ‘gözetimli sınav’ tartışması

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, kamera ve mikrofon açık sınav yapma kararına Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nu ihlal ettiği gerekçesiyle itiraz ederken, uzman hukukçular aynı görüşte değil.

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, kamera ve mikrofon açık sınav yapma kararına Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nu ihlal ettiği gerekçesiyle itiraz ederken, uzman hukukçular aynı görüşte değil.

FED'le imzaladığı anlaşmadan sonra New York şubesini kapatan Ziraat Bankası hakkında haber yapan gazeteci Cengiz Erdinç, yalanlanamayan bir haber yüzünden cezalandırıldı.
30 Ekim 2020’de yaşanan İzmir depreminin ardından, çocuk fotoğraflarının geleneksel ve sosyal medyada kullanımı, paylaşımı ve yaygınlaştırılması tartışma konusu oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Esra Ercan Bilgiç, bu tartışmayı hak temelli perspektiften ele alıyor. Bilgiç'in Dijital Medya ve Çocuk için kaleme aldığı makaleyi aynen paylaşıyoruz...

İstanbul'da 2011'de imzaya açılan ve Türkiye'nin öncülük ettiği İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılması tartışılıyor. Bu sözleşme kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi için nasıl bir çerçeve ortaya koyuyor?

Koronavirüs döneminde baroların çocuk istismarı vakaları için görevlendirdiği avukat sayısında üç kata varan azalma söz konusu. Bu azalma, erişim zorluğu nedeniyle bildirilmeyen istismar vakalarına bağlanıyor. Var olduğu halde istatistiklere girmeyen bu vakalar “karanlık sayı” olarak isimlendiriliyor.

Hukukçulara göre cinsel saldırı mağduru çocuğun faille evlenmesi halinde cezasının ertelemesi öngören kanun teklifi, çocukların yasalar eliyle cinsel istismarı anlamına geliyor. Çocuğu istismardan koruyacak zorunlu önlemleri almak şöyle dursun, çocuk istismarını meşru kılıyor.
9. Avrupa Birliği İnsan Hakları Film Günleri kapsamında 5-8 Aralık'ta Ankara, Antalya ve İstanbul'da temel insan haklarını konu alan 12 film gösterimi ve söyleşiler düzenleniyor.

Roman Hakları Derneği ve Şişli Belediyesi işbirliğiyle özellikle Roman çocuklarla çalışma yürütmek için kurulan Çimenev Bilim ve Sanat Merkezi çocukların hayatını değiştirmek için çalışıyor.

Türkiye’de her gün ortalama altı kişi bireysel silahlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Ancak tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sivillerin silahlanmasının önüne geçilemiyor. Bireysel silahlanmanın boyutlarını ve konuyla ilgili görüşleri sizin için araştırdık.

Çevre savunucuları, bir yılda en az 30 can alan hafriyat kamyonlarının yarattığı tehlikeyi ve neden olduğu yıkımı İBB önünde protesto etti. Denetimsizliğe dikkat çeken eylemcilerin arasında, hafriyat kamyonu altında ölen Şule İdil Dere'nin annesi Nesrin Aslan da vardı.

ABD Senatosu'nda Demokratlar, kısıtlı sayıda Cumhuriyetçi senatörün desteğiyle senatodan "ağ tarafsızlığının korunması" kararını çıkarmayı başardı. Ancak karar, Cumhuriyetçilerin sayıca açık ara üstün olduğu Temsilciler Meclisi'nden dönebilir.

İstanbul Bilgi Üniversitesi psikoloji ve medya bölümü öğrencileri, Myanmar’daki şiddetten etkilenen Arakanlı müslümanlar için biraraya geldi.

Avrupa Genç Hukukçular Derneği İstanbul (The European Law Students’ Association-ELSA) tarafından ELSA Day kapsamında düzenlenen Yaşayan Kütüphane etkinliği 30 Kasım’da 2 oturum şeklinde yeniden Santralİstanbul Etkinlik Çadırı’nda gerçekleşti.

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (Seçbir) konuşmaları kapsamında Dilara Koçbaş, Tarlabaşı örneğinden yola çıkarak çokdillilik bağlamında okuryazarlık pratiklerini paylaştı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde mart ayında faaliyete geçen “Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Birimi”, üniversiteyle ilişkili tüm bireylerin cinsel taciz ve saldırıya maruz kalmasını önlemek ve mağduriyetini azaltmak amacıyla çalışıyor.

Geçtiğimiz günlerde devlet yurtlarından ayrılmış dört gencin birbiri ardına intiharı devlet koruması altındaki çocukları ve gençleri tekrar gündeme getirdi. Ancak bu sorunun çözümü için uzun soluklu çalışmalar yürütmek gerekiyor. Hayat Sende Derneği 2007'den beri koruma altındaki çocukların güçlü bir şekilde hayata atılması için çalışmalar yürütüyor.

Barış akademisyenlerine destek amacıyla gittiği İstanbul Adliyesi'nde, çantasındaki Nevruz davetiyeleri nedeniyle gözaltına alınan Bigi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Chris Stephenson'la bir "hoca-öğrenci" görüşmesi.
Psikoterapist Yrd. Doç. Murat Paker’le özellikle canlı bomba saldırılarılarından sonra ortaya çıkan güvenlik kaygısını ve siyaset kurumunun toplum psikolojisine etkilerini konuştuk.

İngiliz marksist düşünür David Harvey işyeri ve kentsel mekanı bütünleştiren bir politik mücadele alanı oluşturulması gerektiğini söyledi

Bazı şarkılar, şiirler vardır, hayatımızın içine o kadar girmişlerdir ki bunları kimin bestelediğini, sözlerini kimin yazdığını hiç düşünmeyiz bile. Sanki onlar hep vardırlar, gökten inmişler ve hayatımızın içine girmişlerdir… İşte 1 Mayıs Marşı da kendini “solcu” olarak tanımlayanlar için böyledir. Sanki bu marş dünya kurulduğundan beri vardır ve söylenmektedir. Oysa 1 Mayıs Marşı’nın hem sözleri hem de bestesi, 1970’lerde Türkiye’nin önemli müzisyenlerinden biri olan Sarper Özsan’a ait. Halen Mimar Sinan Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Özsan’la, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı’ndan (MİHA) Serma Dursun bir söyleşi yaptı. Bu ünlü marşın bestecisini daha yakından tanımak isteyenler için Sarper Özsan’la yapılan bu söyleşiyi aynen yayınlıyoruz. 1 Mayıs Marşı nasıl doğdu? Sanıyorum 1973 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu, Bertolt Brecht’in Maksim Gorki’nin romanından aynı adla sahneye uyarladığı “Ana” oyununu oynamaya karar vermişti. Müziklerini benim yapmamı istediler. Seve seve kabul ettim ve hemen çalışmaya koyuldum. Tabii Brecht’in bütün oyunlarında olduğu gibi bu da müzikli bir oyundu ve oyunun metninde Brecht tarafından yazılmış şarkı sözleri bulunuyordu. Sanıyorum öncelikle bu sözleri besteledim. Ama oyunda, Çarlık polisinin, meydanda toplanan işçilerin üzerine yaylım ateşi açarak yüzlerce kişiyi öldürdüğü, bu nedenle de tarihe “Kanlı Pazar” adıyla geçen Rusya’daki ünlü 1 Mayıs. 1905 sahnesi için Brecht, metnin üzerine “İşçiler marş söyleyerek sahneye girer” biçiminde bir not yazmış ama hangi marş olduğunu belirtmemiş. Herhangi bir söz de koymamış… Bir süre burası için uygun bir müzik aradım ama sözüyle ve müziğiyle bu sahne için içime sinen bir müzik bulamadım. Bu durumda iş başa düştü. Bu müziğin sözlerini de, müziğini de benim yazmamın daha iyi olacağına karar verdim. Çalışmaya başladığımda gerek sözlerin, gerekse ezginin, bir yandan oyuna aykırı kaçmamasına, öte yandan da kendi halkımızın kulağına aykırı gelmeyecek bir yapıda olmasına dikkat ettim. Sözler, devrimci bir gözle yapılmış durum saptamalarını, geleceğe olan güven ve inancı, devrimci kararlığı dile getirir. Müzik ise, […]