2025 yılının Kadınlar Günü, Türkiye’de yoğun güvenlik önlemleri ve protestolarla geçti. Taksim’de kadınlar barikatlarla çevrildi. Polis megafonlardan dağılmaları için anons yaptı. Ama kimse geri adım atmadı. Sloganlar yükseldi, pankartlar açıldı. 8 Mart yine sokaklarda geçti…
Ancak bu yıl, feminist mücadelenin içindeki fikir ayrılıkları da dikkat çekti. Feminist gruplar arasında yaşanan ideolojik bölünme, bu yılki yürüyüşlerde daha da belirginleşti. İstanbul’da yürüyüşün başlamasıyla birlikte, farklı gruplar arasında pankartlar ve sloganlar üzerinden bir ayrışma yaşandı.
Yürüyüşte iki farklı grup öne çıktı. Sokakta aynı yöne yürüseler de, fikriyatlarının rotası farklıydı. İdeolojik ayrışmaları, iki grubun arasına görünmez bir duvar çekti.
“Mücadelemiz ırkınızdan üstündür”
İlk grup, “Jin Jiyan Azadî” sloganı etrafında birleşen, göçmen kadınları, Kürt kadınları, LGBT+ bireyleri kapsayan enternasyonalist feministlerden oluşuyordu. Bu grup, kadın haklarının sınırları aşan evrensel bir mücadele olduğunu vurgulayarak, göçmen ve Türkiyeli kadınların ortak hareket etmesi gerektiğini savunuyordu. Bu grubun okuduğu bildiride şu ifadeler yer alıyordu:
“Biz gücümüzü yüzlerce yıllık feminizm tarihinden, kadınların coğrafyaları ve kıtaları aşan ortak deneyiminden alıyoruz. Bugün Arjantin’de, Orta Doğu’da, Gazze’de, Suriye’de ve ABD’de kadınların verdiği mücadeleyi kendi mücadelemiz olarak görüyoruz. Savaşla yeniden kurmakta oldukları dünyaya isyan ediyoruz.”
Enternasyonalist Feministlerden Eftelya E. (22) savaş karşıtı olmalarının sebebini şu şekilde açıklıyor: “Bizlerin savaş karşıtı söylemler kullanmasının en büyük sebebi militarizme karşı oluşumuz. Çünkü militarizm, patriyarkaya hizmet eder.”
“Mücadelemiz terörünüzden üstündür”
Milliyetçi Feministlerin pankartında ise sadece tek bir kelime farklıydı. Fakat yaşanan ideolojik çatışma, tek bir kelime ile tanımlanamayacak kadar büyük.
Milliyetçi ve millî güvenlik vurgulu söylemlerle öne çıkan “Milliyetçi Feministler” ise . Ellerinde Mustafa Kemal Atatürk ve Sabiha Gökçen portreleri taşıyan bu grup, feminist mücadelenin ulusal sınırlar içinde kalması gerektiğini savunuyordu. Yürüyüş sırasında “Türk Töresinde kadın erkeğin gerisinde değil, yanında olur” yazılı pankartlar taşıdılar, Kürtçe sloganlara mesafeli durdular.
Cumhuriyet Kadınları Hareketi’nden Emel D. (27) neden mesafeli durduklarını şöyle açıklıyor:
“Bu slogan tarafsız, evrensel bir feminist slogan değildir. Bir ideolojik grubun sembolü haline gelmiş bir ifadeyi feminist mücadelenin merkezine koymamalıyız. Açık konuşalım: Neden bu ülkede Türkçe değil de başka bir dilin sloganı dayatılıyor? Feminist mücadele Türk kadınının mücadelesiyse, o halde önce Türk kadınının sesi duyulmalı. Kürtçeye ya da herhangi bir dile karşı değiliz ama asıl ‘Jin Jiyan Azadi’ gibi sloganlar milliyete dayalı”
Bu eleştiriye Enternasyonalist Feministlerden Eftelya E. sert bir şekilde karşı çıkıyor:
“Sloganın Kürtçe olması milliyete dayalı etnik bir söylem olduğunu doğrulamaz. Sloganda Kürt kadınlarına özel bir ibare bulunmamakta. Maalesef bazı kişiler sloganın Kürtçe olmasından dolayı rahatsızlık duyuyor. Sloganın dilinin ne olduğu fark etmemeli.”

Cumhuriyet Kadını Hareketi
Meydanları geri almak: Milliyetçi Feminizmin yükselişi
Milliyetçi Feministler, feminist mücadelenin milliyetçi bir çerçevede yürütülmesi gerektiğini savunarak, Türk kadınların haklarının öncelikli olduğunu ifade ediyor. Ayrıca bu grubun üyeleri, sosyal medyada uzun süredir aktif olan “seküler milliyetçi” söylemin, artık sokaklarda da karşılık bulduğunu gösteriyor. Milliyetçi Feministler, Newroz Bayramında ve 1 Mayıs günlerinde de sokaklarda olacak, kendi ifadeleriyle “Meydanları geri alacaklar”.
Direnişin dili değil, kalbi ortaktır
Enternasyonalist Feministler ise bu yaklaşımın kadın hareketini dar bir ulusal çerçeveye sıkıştırdığını savunuyor. Onlara göre, feminizm sınır tanımayan bir direniş ve milliyetçiliği merkeze alan bir hareket, kadınların dayanışmasını zayıflatıyor. Feminist mücadele, bir ulusa ya da kimliğe ait olamaz; çünkü baskının kaynağı da sınırlarla çizilmiş değil. Patriyarka her yerde ve ona karşı verilen mücadele de ancak evrensel bir dayanışmayla başarılı olabilir.
Taksim’de gerilim tırmandı, görünmez duvar, sıcak temasa dönüştü

Yırtılan Sabiha Gökçen Pankartı
İstanbul’daki yürüyüş güvenlik engelleri ve ideolojik ayrışmalarla gölgelenmekle kalmadı, feminizmin içindeki görünmez duvar, savaş çizgisine dönüştü. İddialara göre, feminist gruplardan biri elinde “Göçmen ve Türkiyeli kadınlar biz biriz, mücadelemiz ortak” pankartı, diğeri ise Sabiha Gökçen pankartı taşıyordu. Gruplar arasında başlayan tartışma kısa sürede büyüdü. Çıkan arbedede bir kadın, Sabiha Gökçen pankartını yırttı. Pankartı yırtan kadın, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Pankartı ben yırttım, çünkü yüzümüze teröristler diye bağırdılar. Keşke daha fazla yırtabilseydim” dedi.
Bu olayın ardından sosyal medyada sert tepkiler oldu. Milliyetçi feministler, pankartı yırtan kadının tüm kişisel bilgilerini sosyal medyada paylaşıp, “vatan haini” ilan etti. Bu yaşananlardan sonra feminist hareket içindeki ideolojik bölünme, daha da belirgin hale geldi.
Pankartın yırtılmasına şahit olan Eftelya E. Sabiha Gökçen’in, Dersim Katliamının arkasında duran biri olduğunu belirterek, Gökçen’in feminist olmadığını, bu yüzden 8 Mart yürüyüşünde fotoğrafının taşınmasını doğru bulmadığını ifade ediyor: “Sabiha Gökçen’in fotoğrafını taşıyan kişiyle bizim arkadaşlarımızdan birkaçı önce konuşmaya çalıştı fakat kendisi sert çıkmış ve arbede yaşanmış. Kişinin kendisine herhangi bir fiziki müdahale veya şiddet olmadı bunun yaşanması söz konusu bile değil. “
Cumhuriyet Kadını Hareketi’nden Emel D. ise tartışmayı daha da ileri götürerek bu saldırının Cumhuriyet değerlerine yapıldığını öne sürüyor: “Sabiha Gökçen, kadınların güçlü olabileceğini kanıtlamış, tarihte bir ilki başarmış birisi.”
Femo-Nasyonalizm: Feminizme pasaport kontrolü
Türkiye’de yaşanan bu bölünme, aslında küresel çapta yükselen bir eğilimin parçası. Avrupa’da Marine Le Pen ve Giorgia Meloni gibi liderler, kadın haklarını milliyetçi politikalarla ilişkilendiriyor. Sosyolog Sara Farris‘in 2017 yılında ortaya attığı femo-nasyonalizm kavramı, bu durumu açıklamak için kullanılıyor.

Giorgia Meloni ve Marine Le Pen
Femo-nasyonalizm, kadın haklarını ulusal kimlik çerçevesinde ele alarak, göçmen kadınları ve etnik azınlıkları dışlayan bir anlayış olarak öne çıkıyor. Fransa’da Marine Le Pen “Göçmenler gelirse, kadın hakları tehlikeye girer.” diyor. İtalya’da Giorgia Meloni “Avrupa’nın değerlerini kadınlar savunmalı.” ifadelerini kullanıyor.
Türkiye’de ise Cumhuriyet Kadını Hareketi, benzer bir yaklaşımla “Biz, Türkiye’deki kadınların haklarını savunuyoruz, Türk kadınının özgürlüğü için mücadele ediyoruz” diyerek kadın mücadelesine sert bir çizgi çekiyor.
Sara Farris’e göre, feminist mücadele milliyetçi çizgilere hapsolarak, bağımsız bir hak mücadelesi olmaktan çıkıp, ulus devletimsi bir projeye dönüşme riskini taşıyor.
8 Mart’ın ardından…
İstiklal’deki barikatlar kalktı, meydanlar boşaldı, pankartlar toplandı. Ancak feminist hareket içindeki görünmez duvar, olduğu yerde duruyor.
Yürüyüşlerin ardından yüzlerce kadın ve LGBT+ birey gözaltına alındı. Bazı gruplar bu gözaltıları “Lubunya avı” diye tanımlarken, diğerleri “bölücü sloganların sonucu” olarak gördü. Tartışmalar sosyal medyada devam ederken, feminist hareketin geleceği üzerine kritik sorular gündeme geliyor.
Şimdilik, feminist hareket içindeki ayrışmanın nasıl şekilleneceği belirsiz. Ancak görünen o ki, feminist hareket artık yalnızca devletin barikatlarıyla değil, kendi içinde büyüyen savaşla da yüzleşmek zorunda.

“Mücadelemiz ırkınızdan üstündür”
Yorum yazın