Eyüp’ün ahşap oyuncakları yeniden vitrinlerde

Osmanlı döneminde 18’inci yüzyıldan başlayıp 1950’li yıllara kadar üretilen Eyüp oyuncakları bugün yeniden canlandırılıyor. Eyüp Belediyesinin desteğiyle, Avrupa Birliği ve Türkiye iş kurumu’nun ortaklığında yütütülen Eyüp Oyuncakları Projesi kapsamında oluşturulan atölyede ahşap oyuncaklar yeniden hayat buluyor. Atölyede oyuncak üretimini Bölgede oturan kadınlar gerçekleştiriyor.

IBM: Sanal grev, örgütlenme, işsizlik…

adresindeki sitede İngilizce ve Türkçe metinlerle şöyle açıklıyorlar: Ücretler arasında adaletsizlik. 6 yıldan bu yana zam alamamak. Bazı sosyal hakların gaspedilmesi. Taşeronlaşma ve haksız işten çıkarmalar.

Üniversiteli Ergenekon

Ergenekon soruşturması kapsamında 18 ayrı il ve ilçede gerçekleştirilen operasyonlarda 50’den fazla isim gözaltına alınarak, sorgulanmak üzere İstanbul’a getirildi. Soruşturmanın 12. gözaltı dalgasının hedefinde ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Başkent Üniversitesi, Kanal B ve eski rektörler vardı. Başkent Üniversitesi Rektörü ve Kanal B’in sahibi Mehmet Haberal, Giresun Üniversitesi Rektörü Osman Metin Öztürk ile eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu da gözaltına alındı. Rektörlerin ev ve işyerlerinde saatler süren aramalar yapıldı. Bilgisayar ve bazı belgelere el konuldu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, sorgulanmak üzere İstanbul’a götürülen Mehmet Haberal’ı havaalanından yolcu ederken, gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Profesör Erol Manisalı da bulunuyor. Operasyon kapsamında ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’ın evi de arandı. Kanser hastası olan Saylan gözaltına alınmadı. ÇEV merkezi ve şubeleri de tıpkı ÇYDD’ye olduğu gibi operasyon düzenlenip arama yapılan kurumlar arasında yerini aldı. Türkiye çapında 95 şubesi ve yaklaşık 20 bin üyesi bulunan ve bugüne kadar birçok kız çocuğunun okumasına ön ayak olan ÇYDD’nin şubelerinde saatler süren arama yapıldı ve derneğin burs verdiği öğrencilerin, üyelerin listesi olduğu belgelere el konuldu.ÇYDD, 12. dalganın hedefinde Ümraniye’de bir gecekonduda 2007 Haziran ayında el bombaları bulunmasıyla başlayan ve yapılan operasyonlarla bir anda tüm yurdu saran Ergenekon soruşturmada bugün 12. dalga operasyon yapıldı. Arama ve operasyonlar, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’nın koordinasyonunda Ergenekon soruşturmasını yürüten beş savcının talebi ve özel yetkili mahkemenin kararıyla yapıldı. Sabah saatlerinde eşgüdümlü olarak başlatılan ve Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Samsun, Şanlıurfa, Bursa, Trabzon, Antalya, Alanya, Mersin, Van, İzmir, Giresun, Kars ile Adana’da önceden belirlenen 83 ayrı adrese baskınlar yapıldı. Ergenekon davasının 2. iddianamesinın sanıkları arazında bulunan paşaların öncülüğünde darbe ortamı hazırlamak gerekçesiyle yapıldığı öne sürülen “bayrak mitinglerinin” düzenlenmesinde aktif rôl alan ÇYDD, bugün yapılan operasyonun merkezinde yeraldı.Saylan gözaltına alınmadı Dernek Başkanı Saylan’ın […]

Kavramların kadıncası

Güncel sözlüklerdeki tanımına göre Thesaurus ‘belirli bir alandaki sözcükleri ya da kavramlar grubunu içeren bir tür ansiklopedi’. Thesaurus, belirli bir konu alanı için oluşturulan bilgi-belge yönetimi sistemleri içinde, söz konusu alandaki bilginin tanımlanmasını ve erişimini en etkin düzeyde gerçekleştirmek için kullanılan bir araç. Bilgiyi tanımlamak için kullanılan dil, kadın hareketi ve kadın çalışmaları alanındaki gelişmeleri izleyemiyor ve bu durum çoğu kez bilginin erişimine engel oluyor. Kadınlarla ilgili belgelerin, cinsiyetçi olmayan tanımlanması, kataloglanması ve kadınların kendileriyle ilgili bilgilendirme haklarının aracı olarak görülen kadın Thesaurusu, bilginin önünü tıkayan sistem bozukluklarını ve bilgi kaybını engellemeyi amaçlıyor. Avrupa’ya ihraç 500 Türkçe terim Kadınlarla ilgili her çalışmanın, kadına ait özel bir bakış açısı gerektirdiği fikriyle hazırlanan Türkiye Kadın Thesaurusu (kadın konulu kavramlar dizini), bilginin içeriğini tanımlama ve erişim süreçlerinde ortak bir dil oluşturma işlevi görecek. Tarih, hukuk, psikoloji, sağlık, kültür gibi 20 ana konuda, 40’dan fazla uzman ve akademisyen tarafından, 3,5 yıllık bir çalışmanın neticesinde ortaya çıkan Thesaurus, Türkiye’de örneği ve standardı bulunmadığı için Avrupa Kadın Thesaurus’undan yararlanılarak hazırlandı. 2 bin 87 terimden oluşan ve 29 Avrupa ülkesinde kullanılan Avrupa Kadın Thesaurus’una 500 yeni Türkçe terim eklendi. Böylece, uluslararası alanda, bütün Avrupa’da kullanılacak terimlerde standartlaşmayı ve kaynak erişiminde ortak kavramlar üzerinden arama yapılması sağlanacak. Türkiye’nin ilk Thesaurusu Thesaurus, terimleri standartlaştırdığı için bilgi kaybını önleyen bir indeksleme yöntemi. Ancak, Avrupa’da 1960’lardan beri gündemde olan Thesaurus geleneğinin Türkiye’de bir örneği yok. Türkiye Kadın Thesaurusu, kadın örgütlerinde, üniversitelerin kadın çalışmaları bölümlerinde, kadınla ilgili devlet kuruluşlarında, kadın merkezlerinde, yayın kuruluşlarında, özel ve yerel arşivlerde, kamu kütüphanelerinde, kadın hareketi, duruşu ve sorunları ile ilgili bilgi ya da belge arayanlara, bilgi tarama ve erişim aracı olarak hizmet verecek. Kadın Eserleri Kütüphanesi’ndeki tüm belgelerin Thesaurus’a göre içeriği tanımlanınca, online sistemde, kütüphane çatısı altında aranan bir konu ile ilgili her türlü malzemeye erişimi sağlayacak bir sistem bu aynı zamanda. Klasik yöntemlerden farklı Türkiye’deki […]

Gol değil basket!

Galatarasay Kadın Basketbol takımı, FIBA Eurocup finalinde İtalya’nın Cras Basket Taranto Takımı’nı 82 – 61 yenerek aslında bir değil, birkaç ilke birden imza atmış oldu. Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın Türkiye’de Avrupa şampiyonluğunu yakalayan ilk takım olması büyük bir sevinç yaşattı. Ama daha da önemli bir şey vardı o da Ayhan Şahenk Spor Salonu’nu dolduran taraftarlardı. Keza, basketbolcular sayesinde taraftarlar da sporun sadece futboldan ibaret olmadığını bir kez daha hatırlamış oldular. Tabii, kendini futbol maçında zanneden taraftarlara söylenecek çok da söz olmasa gerek, çünkü her baskette “Gooool” diye bağırmaları birçok şeyi açıklıyordu. Hayatında ilk defa basketbol maçına, hem de final maçına gidip şampiyonluğu gören şanslı insanlardan biri, fakat spordan pek de anlamayan bir şahsiyetim. Galatasaraylı bir genç olarak “Sanırım bu finale gitmezsem olmaz” gibi iç seslerle ve elime tutuşturulan biletle, kendimi bir anda salonda buluverdim. Önceden yaptığım tek hazırlık, kırmızı giyinmeye özen göstermekti. Zira maça gelen her taraftarın kırmızı giyerek bir bütünlük sağlaması bekleniyordu. Bu sebeple de tırnaklarıma sürdüğüm ojeden tutun da saçıma taktığım minik tokaya kadar “kırmızı” olmaya gayret gösterdim ve formamı giymeyi de unutmadım. Saat 21:30’da çığlıklar eşliğinde heyecanlı karşılaşma başladı. 12 Dev Adam’dan kalma basketbol bilgimle basketbolcuların basketlerini sayarken, hemen her futbol maçında karşılaştığım manzara tam arkamda bitiverdi; Kavga! “Dur be kardeşim, maçı mı izleyeceğiz yoksa sizi mi?” diye içimden sayıklarken, şampiyonluk için potayı basket yağmuruna tutan Galatasaray takımı ilgiyi kendisine çekmeyi başardı ve kavga duruldu. Maç esnasında öğrendiğim önemli bilgilerden biri de Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın karşı takımı 13 sayı farkla yenmesi gerektiğiydi. Utana sıkıla sorduğum “Neden ki?” sorusunun ardından aldığım cevap merakımı dindiriyordu ama beni daha da strese sokuyordu. Çünkü, daha önceki maçta 12 sayıyla yenilen Galatasaray’ın şampiyon olabilmesi için İtalya’nın Cras Basket Taranto Takımı’na 13 fark atması gerekiyordu. Nitekim her periyotta karşı takıma fark atan Galatasaray, beni stresten çok herkes gibi tere boğdu. Oturmayı bırakın […]

The Obama visit is over, discussions about its significance continue

Although the U.S. President Barack Obama gave a variety of messages to make everybody happy during his two-and-a-half day state visit, opinion makers and politicians keep talking about what really was the concrete outcome of his presence in Turkey. Obama paid ample homage to Kemal Ataturk and his secularism in his address to the Turkish National Assembly which definitely made those who oppose the Islamic-oriented policies of the Tayyip Erdogan government happy. The general feeling in these circles was that Obama’s White House will stop encouraging Turkey to become a “moderate Islamic state” as the previous Bush administration did. The next day, when he met with about 100 youngsters in Istanbul, he did not miss to make a point for the pious Turks by saying that he wants to end the meeting before the muezzin calls for evening prayers from the minaret. He made Erdogan happy by hugging him Turkish style and saying, “I was impressed by the prime minister’s leadership when I first met him at the G-20 meeting in London.” He made opposition party leaders happy by seeing them, albeit for only 10 minutes each, separately, including the Ahmet Turk, the leader of the pro-Kurdish Democratic Society Party (DTP) with whom Prime Minister Erdogan even refuses to shake hands with. He made minorities happy by meeting the religious leaders, non-Muslim and Muslim in Istanbul. He made Orthodox Patriarch Bartholomeos happy by receiving him separately, indicating that he recognizes the ecumenical status of the pontiff as the spiritual head of 170 million Christians belonging to Orthodoxy. To make the patriarch even happier he asked publicly from the Turkish government to reopen the Chalki seminary. Realizing that his advice to Turkey to solve its problems with Armenia caused certain annoyance in Azerbaijan, he even called Ilham Aliev, the Azeri president […]

Istanbul in sepia

Ariana Ferentinou “Şevki Efendi Company is going to present Şükran-ı Nimet, a five act comedy- drama, then kanto, cinematographe, Aşki Efendi’s fasil band [incesaz],” announces the Istanbul daily newspaper İkdam, in its September 18, 1910 edition. For the over 40 thousand readers of Ahmet Cevdet’s newspaper, this must have been a very useful piece of information, as the one or so million inhabitants of that lively, cosmopolitan capital of the Ottoman Empire had to plan their busy social calendar. At least, for the 300.000 or so Orthodox Rums, the largest minority in the city at that time, had to do so they were known to frequent such shows, when, of course they could time from their busy home entertainment. “The famous “politiki veggera” (from the Italian vegghera meaning social evening gathering – and, of course ‘politiki’ means the city, Polis, that is Istanbul) was a habit that lasted until recently… two or more families used to come together and play cards… they used to serve sweets and tea with night “simit”… during the feast days…they used to dance under the sound of laterna or high pitched [incesaz] instruments, but then the evenings lasted until morning. During the veggheras most arranged marriages were settled,” remembers an old Rum. As early as the first decade of the 20th century, “cinematographe” or “sinematograf” was already a known attraction for the inhabitants of Istanbul. As Nezih Erdogan, the dean of the Scool of Communications, explained in his lecture to an audience of mainly faculty members and film academics, cinema came to Istanbul from Paris almost immediately after its invention. It was brought in by a Frenchman, a Monsieur Henri, who organized the first screening in 1897 at the famous beer house, Sponeck in Galata square. If we bear in mind that Lumiere Brothers had […]

Obama’nın barışı Afganistan’ı kapsamıyor

ABD Başkanı Barack Obama, “teenage” kuşağın bir rock yıldızına gösterdiği ilgiye benzer bir karşılama ve ağırlamayla gelip gitti. Siyasilerin demeçleri, bir takım “akil” gazeteci ve yazarların sanki lise arkadaşlarını anlatıyormuşçasına hakkında methiyeler düzdüğü ve medyanın tümünün estirdiği sempati rüzgarlarıyla sanki bir Hollywood filminden sahneler izledik birkaç gün boyunca. Böylece geçmişin bütün kötü izleri kolayca silinip, yanıbaşımızda halen yaşanmakta olan ABD kaynaklı trajik olayları unutturuldu sanki. Buraya kadar sayılanlar işin görünür kısımnda yaşananlardı. Ne kadarının ne kadar gerçek olduğunu zaman gösterecek elbet. Ancak bu görünenlerin dışında bir de kapalı kapılar ardında konuşulup ayrıntılarını iddia düzeyinde öğrenmeye çalıştıklarımız var elbet. Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olması karşılığında neler alındığını bilemiyoruz henüz. Radikalgazetesinde Hilal Köylü imzasıyla çıkan ve Obama ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında geçen görüşmede neler konuşulduğunu anlatan bir haberde ne tür tavizler verildiğine ilişkin birazcık fikrimiz olabildi. Hilal Köylü’nün iddiasına göre Cumhurbaşkanı Gül, ABD’ye Irak’tan çekilme ve Afganistan konusunda “muharip asker” göndermek de dahil Obama’ya her türlü desteğin sağlanacağı garantisini vermişti. Savaşın yeni adresi Afganistan 11 Eylül 2001’deki saldırıların hemen ardından, ABD’nin saldırıdan sorumlu tuttuğu Taliban’ı yok etmek amacıyla başlattığı Afganistan’daki işgal 8 yılı geride bıraktı. El Kaide ve Taliban’ı tasfiye bahanesiyle oluşturulan “şer ekseni”nin ilk halkası Afganistan, yüzyıllık süreç içerisinde üçüncü süpergüç işgalini yaşıyor. Irak’ın işgali için sıçrama tahtası olarak kullanılan ancak Irak’taki görevin sona ermesiyle Afganistan, yeniden gündeme güçlü bir şekilde gelecek ve önümüzdeki aylardan itibaren bir hayli ısınacak. Taliban militanlarıyla yaşanan sıcak çatışmalara ABD ile birlikte İngiltere, Kanada ve Avustralya askerlerinin girdiği Afganistan’da, diğer NATO ülkelerine ait askerlerin de aralarında bulunduğu 70 binin üzerinde güç konuşlanmış durumda. Buna karşın başkent Kabil dışında hemen hemen hiçbir yer de kontrol sağlanmış değil. Özellikle sıcak çatışmaların yaşandığı ülkenin güney ve güneydoğusunda Taliban’ın mutlak hakimiyeti sürüyor. NATO’ya bağlı olarak ülkede, daha çok geri planda bir takım hizmetler götürmekle mükellef bir askeri güç bulunduran […]

Which Generation Will Stop Reading Newspapers? X, Y, or Z?

Aslı TUNÇ In the beginning of every academic year, I ask my students where they get their news from and how many of them actually buy a newspaper. In the last eight years of my teaching at Bilgi, fewer and fewer hands rise for purchasing of newspapers and more hands for the online news sources. I take this as a definite sign of my aging. I should better accept the fact that the generation gap exists and that reality is hard for me to absorb. I am from a generation where I need to begin the day with a hard copy of a newspaper on my door mat although this does not prevent me to read a bunch of other sources and newspapers online. While I was reading the Pew Research Center’s 2008 news media consumption survey a few days ago, I came across the recent data on how American youngsters turn to the Internet for their news. Fewer young people are reading print newspapers while the percentage of college students who read newspapers online is growing rapidly. The report indicates the balance between online and print readership changed substantially between 2006 and 2008. Actually the most interesting analysis was about the generation gap. 21% of “Generation X” (born between 1965 and 1976) read only a print newspaper, or both an online and a print newspaper; 18 % read a newspaper only on the Web, or both online and in print. In 2006, 30 % of Gen X read a newspaper in print, while just 13 % read a web version. So there is a sharp decline in readership of print newspapers in the last two years. How about Generation Y (born 1977 or later)? In 2008, nearly equal percentages in Generation Y (born 1977 or later) read a newspaper […]

‘Bilmediğini de bilmez’

Sahaf Emin Nedret İşli’nin, Soner Yalçın’ın 15 Mart 2009 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan “Bu aileyi tanımayan bu ülkeyi anlayamaz” başlıklı yazısına cevaben kaleme aldığı yazı. Sayın Soner Yalçın. Hürriyet gazetesinde yayımlanan 15 Mart 2009 tarihli “Bu aileyi tanımayan bu ülkeyi anlayamaz” başlıklı yazınızı okudum. Necmettin Hilav ve Selahattin Hilav’ı yakından tanımış bir kişi olarak yazınızda kaleme aldığınız bir takım bilgilerin gerçekle ilgisi olmadığını gördüm ve üzüldüm. Yazınızın başlangıcında yer alan Necmettin Bey’le ilgili bilgiler tamamen hayal mahsulüdür. Necmettin Hilav hayatının hiçbir döneminde sizin söylediğiniz gibi “İslamcı Münevver” olmadı. Necmettin Bey eski kitap düşkünü, İslam tarih ve felsefesine meraklı, Batı ve Doğu kültürlerini derinlemesine inceleyen, ana kaynaklarından araştıran büyük bir entelektüeldi. Gümüş sikke koleksiyonu yapar, hat toplar, kıymetli ve nadir kitaplar biriktirirdi. Sosyal hayatı ve yaşantısı itibariyle siyaset, şeriat, tarikat gibi konulara hiçbir zaman katılmamıştı. Osmanlıca ve Osmanlı kültürünü pek çok akademisyenden ve ilahiyatçıdan daha iyi bilirdi. Pek çok kişi karşılaştığı bir zorluğu ona danışarak çözerdi. Necmettin Bey’in son yıllarında çevresinde bulunanlardan biri olarak bırakın tarikatı kendisi beynamazdı, yani namaz kılmazdı. Hele şu yazdığınız, “Cami avlusunu dolduran 40-50 kişinin çoğu 66 yaşında hayata gözlerini kapayan Necmettin Hilav’ın kitaba-okumaya meraklı, temiz beyaz sakallı İslamcı arkadaşları” cümlesi takkemizi başımızdan uçurttu. (Cenazeye katılanlardan biri olarak “İslamcı arkadaşları”ndanım ya!) Soner Bey, ben Necmettin Hilav’ın arkasından yazı kaleme alan insanlardan biriyim. Sizin zaman zaman uğradığınız Simurg Kitapevi’nin çıkardığı kitabiyat dergisi Simurg’un 2. sayısında “Bir bilgin göçtü: Salih Necmeddin Hilav (1925 – 2000)” başlıklı bir yazım var. Sanki cenazeye katılanların böyle bir iftiraya uğrayacaklarını biliyormuşcasına, [1] numaralı dipnotunda cenazeye katılanların çoğunu isim isim yazdım. Size cenazeye katılanların çoğunu öğrenebilmeniz için notu aynen alıntılıyorum. “Tarihe bir not düşmek gayesiyle Sahrayıcedit Camii avlusunda görebildiğimiz kişiler: Selahattin Hilav, Sema Rifat – Mehmet Rifat, Leyla Sönmezocak – Rahmi Sönmezocak, Zeynep Talu, [ve ailesinden isimlerini bilemediğimiz kişiler] Lütfü Seymen, Ferda Anaoğul, Turgut […]

U.S. President Barack Obama addresses Turkish Parliament

Niyazi Dalyanci The U.S. President Barack Obama’s address to the Turkish National Assembly included all the expected topics ranging from Iran, Iraq, Afghanistan to the sensitive issues of minority rights in Turkey and to the sensitive issue of the Armenian question. But he tried to sweeten his speech when mentioning topics that might annoy his hosts by bringing up “dark” examples from his own country’s history, in other words, building his address on a “nobody is perfect” message. Talking about minority rights, he put himself forward saying, “I say this as the President of a country that not very long ago made it hard for somebody who looks like me to vote, much less be President of the United States. But it is precisely that capacity to change that enriches our countries. Every challenge that we face is more easily met if we tend to our own democratic foundation. This work is never over. That’s why, in the United States, we recently ordered the prison at Guantanamo Bay closed. That’s why we prohibited — without exception or equivocation — the use of torture. All of us have to change. And sometimes change is hard.” He asked the Turkish government to reopen the Greek Orthodox seminary on the Chalki Island which was shut down in 1972 through a law that closed all private institutions of higher education. “Freedom of religion and expression lead to a strong and vibrant civil society that only strengthens the state, which is why steps like reopening Chalki Seminary will send such an important signal inside Turkey and beyond. An enduring commitment to the rule of law is the only way to achieve the security that comes from justice for all people. Robust minority rights let societies benefit from the full measure of contributions from all citizens,” […]

‘Bilmiyorsan sor kardeşim’

Bizde gazetecilik, sözüm ona “araştırmacı gazetecilik”, sansasyonel bir başlık attığında, altını neyle doldurursan doldur, beslersen besle işe yarıyor, satıyor. Kendisine araştırmacı gazeteci titrini yapıştırmış hemen herkesin TV programlarında ve yazılı basında yaptığı ölülerin-dirilerin üzerinden bir takım hikayeler anlatmak. 15 Mart 2009 tarihli Hürriyet gazetesinde Soner Yalçın’ın “Bu aileyi tanımayan bu ülkeyi anlatamaz” başlıklı yazısı da buna bir örnek. Baba Mihri Beyoğulları, Selahattin ve Necmettin Hilav, kızkardeş Lâmia (Kadıköy Kız Lisesi Müdiresi), Süheyla, en küçük kardeş Leyla Hilav (Sönmezocak), gelinler Alev Cem ve Çiğdem Talu’dan sözeden bir yazı. Ailenin Kürt kökenli oluşu Selahattin ağabeyin Türkiye’de Marksizme çeviri ve telifleriyle büyük katkılar yapmış oluşu, Necmettin ağabeyin üç-beş dil bilen yüksek mühendisliği, Selahattin ağabeyin Alev hanım ve Çiğdem Talu’yla evliliği, kızları Zeynep, yine Necmettin ağabeyin müzmin bekârlığı, Leyla Hanımın Rahmi Sönmezocak’la evli oluşu üzerinden bir haber yazı. Amaç Türkiye’nin mozaik olduğunu ispatlamak. HaberVs‘yi ’tan takip edebilirsiniz Necmettin Hilav’ı 1993 senesinden beri tanırım, Selahattin ağabeyi kardeşinin cenazesinde tanıdım. Öncesinde, çevirdiği ve yazdığı her kitaptan biliyordum zaten. Soner beyin teslim ettiği gibi Marksizme bulaşmış herkesin tanısın tanımasın rahlesinden geçtiği birisidir. Çiğdem hanımın şarkı sözleri oturaklıysa, Melih Kibar, Erol Evgin, Onno Tunç gibi şarkıcı ve şarkı sözü yazarlarını etkilediyse bunu bir dönem Selahattin ağabeyle evli oluşuna borçludur. Yerlilik konusunda ise ona borçlu olmayan solcu yok gibidir. Soner Yalçın’ın yazısında takıldığım noktalardan birisi; Necmettin ağabeyin kitap okumaya meraklı İslamcı arkadaşları tarafından gömüldüğü ve kendisinin de İslamcı bir münevver olduğu yolundaki cümleler. Soner Yalçın arkadaşı olduğu İbrahim Yılmaz’ın Simurg adlı dergisinde yayınlanan Nedret İşli’nin yazısına baksa cenaze törenine katılanların hiç de öyle olmadığını görecekti. Necmettin Hilav’ın İslamcılığına gelince; bu tam uyduruk bir hikâye. Farsça, Arapça, Osmanlıca, Almanca, Fransızca, Latince ve İngilizce bildiği bir gerçek. İslam tarihini, kültürünü, felsefesini birincil kaynaklardan okuduğu da. Ahmet Emin’den, Dozzy’den ezbere parçalar okuduğuna, W.Durand’dan pasajlar anlattığına defalarca şahidim. Evliya Çelebi’den, Katip Çelebi’den söz […]

Oyun parkı gibi sergi

santralistanbul, “Modern ve Ötesi”nden sonra, “Haritasız: Medya Sanatlarında Kullanıcı Çerçeveleri” isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. İçeriği ile Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirilmiş en geniş yeni medya sergisi olan Haritasız; ziyaretçilerini birer kullanıcı, katılımcı ve yaratıcı olmaya da davet ediyor. Ziyaretçilerini sergilenen eserlerin bir parçası yapan sergide dijital ve etkileşimli medyaların geniş ölçekli kullanımını gerektiren bir çağdaş sanat seçkisiyle sanatın yeni medyayla ilişkisini sorgulanıyor. Sergi kapsamında, Türkiye’de henüz profesyonel anlamda örnekleri izleyiciyle buluşmamış medya sanatları, teknoloji geliştiren kurumlar ve akademik faaliyetler için kalıcı bir kaynak oluşturmak amacıyla bir de kitap hazırlanıyor. “Haritasız” sanat ve bilimi buluşturmakla kalmayıp her gün gelişmekte olan teknolojilerle güncellenen sanatsal kavramları da tartışıyor. İzleyicisini kullanıcı, yaratıcı ve katılımcı olmaya davet eden sergi, bu kavramları sanat tarihinde detaylı bir şekilde incelemiş Marcel Duchamp, Peter Weibel gibi önemli isimlere de yer veriyor. Öncü isimler yeralıyor Alman ZKM Sanat ve Medya Teknolojileri Merkezi, Avrupa’nın seçkin tasarım enstitülerinden ECAL Lozan Sanat ve Tasarım Üniversitesi ve bağımsız küratörlerin de katkılarıyla gerçekleştirilen sergide dünyanın farklı yerlerinden önemli ve tanınmış sanatçının yanı sıra öncü ve yenilikçi sanatçılar ile sanatçı kolektiflerinin çalışmalarına yer veriliyor. Kuratörlüğünü Bilgi Üniversitesi VCD Bölümü Başkanı İhsan Derman ve öğretim görevlisi Ahmet Atıf Akın üstlendiği sergi Şili, Brezilya, Kore, Japonya, ABD ve Avustralya’nın yanı sıra Türkiye ile diğer Avrupa ülkelerinden 80’in üzerinde sanatçının çalışmalarını bir araya getiriyor. Sergide esereleri yeralan genç sanatçılar, dijital platformda teknolojik gelişmelere ön ayak olan ve Avrupa’da hem teknoloji geliştiren şirketler hem de sanat akademileri tarafından ilgiyle takip edilen medya festivallerine farklı kapsamlarda katılım göstermiş ve çeşitli ödüllere layık görülmüş öncü isimlerden oluşuyor. Müzeden çok oyun parkı gibi Eserlerin sürükleyici nitelikleri, ziyaretçilerin sanatsal ifadenin dikkat çekici biçimlerini ve izleyici ile sanat yapıtı arasındaki ilişkinin kökten değişimini keşfetmelerine imkân tanıyan sergi, farklı ve ileri teknolojiyi yansıtma özelliğine sahip. İzleyiciyeri tarafından kullanılabilmeleriyle de dikkat çeken sergide katılımcılar, kendilerini bir müzeden […]

Enki Bilal: ‘Photoshop çizgiyi öldürüyor’

Hem çizgi romancı, hem film yönetmeni hem de hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyor kendisini Enki Bilal. Çizgi romanları, albümleri ve çektiği filmlerle adından sıkça söz ettirdi. Yaklaşık iki yıldır müzayedelerde sunulan eserleri satış rekorları kırdı. Yeni çizim tekniklerini denemekten hoşlanan sanatçının orijinal eserleri, “Enki Bilal İstanbul’da” başlığıyla, ilk kez Türkiye’de sergileniyor. 28 Mart’ta başlayan ve 2 Mayıs’a kadar devam edecek olan sergide, ayrıca Murat Cem Şerbetçi Koleksiyonu’na ait imzalı afişler, heykel ve sanat tasarımları, posta pulları ve kartpostallar gibi eserler de bulunuyor. Enki Bilal serginin açılışında kendisiyle ilgili soruları yanıtlamak üzere Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’nda sevenleriyle buluştu. Bazı ülkeler çizgi romanı kabul edemiyor Enki Bilal, dünya ülkeleri arasında çizgi romanın nasıl algılandığı sorusu üzerine, bazı ülkelerin çizgi romanı kabul edemediğini, bu romanların değersiz bulunduğunu belirtti. Bu durumu kültürel bir sorun olarak nitelendiren Bilal; “Elbette her sanat dalında olduğu gibi kötüleri de üretilmiştir. Ancak çizgi roman sanattır ve faydalanılmalıdır” şeklinde konuştu. Enki Bilal, photoshop gibi dijital tekniklerin ilerleme göstergesi olduğunu ancak yaratıcılığın “elle çizmekten” geçtiğini savundu: “Photoshop son dönemlerde bir iktidar kurdu, bu da kolaycılığı getirdi. Özellikle reklamcıların rötuş yapma, temizleme merakı olayı daha da vahim hale getirdi. Çizgi ölmeye başladı. Tenlerde yapılan temizlikle yüzler düzleşti. Kadın ve erkek ayrımı adeta ortadan kalktı. Çizimdeki insani ayrıntıları barındıran tensel doku bu rötuşlar sonucunda insanın kaybolmasına yol açıyor.” Cem Şerbetçi de, Bilal’in görüşlerine paralel olarak bir müzayedede, Enki Bilal eserlerinin 100 bin avroya satılmasının, elle yapılan çizime olan saygının arttığını göstergesi olduğunu vurguladı. “Özgürlüğü tercih ediyorum” Çizim sürecinde herhangi bir katı kurala bağlı kalmadığını söyleyen Bilal, yazı dilinden çok çizgi diline önem verdiğini belirtti: “Yazı diline çok önem vermiyorum. Kimi zaman çizgi, yazının eksikliğini gidererek tek başına da gerekli şeyleri anlatabiliyor. Ama bunun yanında yazı dili de önem taşıyor. Çünkü anlatılmak isteneni sözcükler çok daha iyi ifade ediyor.” Öykülerinin oluştururken özgürlüğü tercih ettiğini […]