Ergenekon’un avukatına da darbe planı

Ergenekon’un ikinci iddianamesindeki ilgi çekici detaylardan birisi de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili yapılan planlar oldu. CHP lideri Deniz Baykal’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile girdiği polemikte sahip çıkarak, “Avukatıyım” dediği Ergenekon örgütü yeni iddianameye göre Baykal’ı devirme planları da yapmış. İddianameye göre Ergenekon örgütü Tuncay Özkan’ın yürüttüğü çalışmalarla parti içinde ilişkili olduğu kişileri devreye sokarak Deniz Baykal’ı devirecekti. Daha sonra CHP’nin yapısını değiştirerek oluşacak yeni bir sosyal demokrat hareketin başına da Mustafa Balbay’ın getirilmesi planlandığı iddianamade anlatıldı. İddianamede aynı yöntemlerle Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkanlığı’na da Ümit Özdağ’ın getirlemeye çalışıldığına yer verildi. CHP, AKP ve MHP’yi bölme planları İddianamede aralarında CHP’nin de bulunduğu üç siyasi partiyle ilgili yer alan iddialar şöyle sıralandı: “AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı. MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı. Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti. CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı. Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı. Cumhuriyet mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.” Baykal: Benim böyle bir gözlemim olmadı Anadolu Ajansı’nın haberine göre CHP lideri Baykal ise iddinamede hakkında yer alan iddialarla ilgili ilk değerlendirmesinde, “İddianameyi görmedim. İddianamede neyin olduğuna yönelik sağlam bir bilgim yok ama söyledikleriniz benim de kulağıma geldi. İddianamede benim adımın geçmiş olması ve CHP’nin adının geçmiş olmasının değerlendirilmesi gerekir. Demokratik siyasi yaşam içerisinde bu partide tartışmalar geçirdik, yarışmalar yaptık. Kongreler, kurultaylar geçirdik. Bunları bütün Türkiye ilgiyle izledi. Parti içinde benimle mücadele eden kişilerin, ekiplerin arkasında Ergenekon denilen örgütü andıracak herhangi bir grubun bulunduğuna dair bir gözlemim, hiçbir izlenimim olmadı. Normal demokratik yarışmaları yaptık. Bazen kaybettim bazen kazandım. Ama hiçbir zaman ne Ergenekon’dan dolayı kaybettiğimi ne de kazandığımı ne de son zamanlarda beni değiştirmeye yönelik kampanyalarda Ergenekon diye bir kuruluşun […]

Sivillerin soruşturduğu ilk darbe

Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde sanıklara yöneltilen suçlamalardan en önemlileri emekli generaller öncülüğünde planlandığı belirtilen darbe girişimleri. Darbe planlarıyla bağlantılı olarak eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Gazeteci Mustafa Balbay’ın tuttuğu günlükler de iddianemede yer buldu. Günlükleri iddianamede referans olarak alınmasına ve darbe planları içinde yer aldığı söylenmesine karşın Örnek ve dönemin diğer kuvvet komutanları Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına davanın sanıkları arasında değil. Gazeteci Mustafa Balbay’a ait olduğu iddia edilen, Balbay’ınsa farklı notlarının işlenmesiyle oluşturulduğunu söylediği metinlerde de darbe konuşmaları yeralıyordu. İki yıl önce, kapatılan Nokta dergisi ve geçen yıl Taraf gazetesi tarafından yayımlanan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ile Eldiven isimli planlar mahkemece kabul edilen iddianameyle birlikte, ilk kez somutluk kazandı. Generallere 1047 yıl hapis cezasıErgenekonun yeni iddianamesinde başta emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur olmak üzere darbe girişiminde bulunmakla suçlanan sanıkların planlarından bahsedildi. Suç örgütü yöneticiliğiyle ve darbe girişiminde bulunmanın yanısıra Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutulan Tolon ve Eruygur için bin 47’şer yıl ağır hapis ve 14 kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen iddianamede ayrınıtları daha önce basına yansıyan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen darbe planlarına yer verildi. Örgüt üyelerinin görevde iken Ergenekon’la bağlantıda oldukları, emekli olduklarında da örgütte ayrı görevlere getirildiklerine yer verilen iddianamade, “Ergenekon terör örgütünün, ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmek için ülkede kaos ortamı oluşturmaya çalıştıkları, bu amaçla suikast dahil her türlü yasadışı yolu yöneldikleri, bu amaçla darbeye zemin hazırlamak ve yürütme organını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yaptıkları anlaşılmıştır. Elde edilen resmi içerikli ve gizli belgelerde, oluşuma Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) adı verildiği, bu isimle oluşturulan grubun askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla yaptıkları planlara Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven gibi kod isimleri verdikleri belirlenmiştir” denildi.Görevdeyken başlayıp emekliliklerinde devam ettiler Şüphelilerder elde edilen dokümanlarda örgütün TSK içerisinde yer alan yapılanma olarak gösterildise de sözkonusu belgeler ve […]

“Yavru iddianame”de ağır suçlamalar

Ergenekon soruşturmasının mahkemeye sunulan ikinci iddianamesi bugün (25 Mart 2009) kabul edildi. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle aralarında emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un da bulunduğu 56 sanık hakkında daha dava açılmış oldu. Sanıklara darbe planlamak, örgüt kurmak ve yönetmek, örgüt üyeliği, fişleme yapmak, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri elde etmek, halkı isyana tahrik, askerleri itaatsizliğe teşvik etmek gibi 23 ayrı suçlama yöneltildi. Muvazzafken soruşturmaya dahil edilen 4 teğmen ve emekli olmuş rütbeli 7 askerle birlikte toplam 11 asker sanığın yer aldığı iddianamede tutuklu sanıklardan JİTEM’in kurucularından Emekli Albay Arif Doğan ile Muzaffer Öztürk’e uyuşturucu ticareti yapmak suçlamaları da yöneltildi. Soruşturmayı yürüten 6 savcı tarafından hazırlanan yaklaşık 2 bin sayfalık iddianame 15 gün önce, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmuştu. Davanın ilk iddianamesinde de 86 sanık bulunuyordu. Asker, gazeteci, siyasetçi sanıklar Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Emekli Tuğamiral İlker Güven, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Emekli Hakim Albay Tanju Güvendiren, emekli albay Arif Doğan, teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Noyan Çalıkuşu, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar ikinci iddianamenin asker sanıkları olarak davadaki yerlerini aldı. Tuttuğu notlar ve günlüklerden darbe planlarının içinde yer aldığı ortaya çıkan Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan, Ufuk Büyükçelebi, Fatma Sibel Yüksek, Merdan Yanardağ, Adnan Bulut ve Evrim Baykara da yeni iddianameyle birlikte Ergenekon’un sanık gazetecileri arasına katıldı. Gazeteci sanıklara darbe girişiminde bulunmak, örgüt üyesi olmak ve devlete ait gizli bilgileri bulundurmak suçlamaları yöneltildi. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün örgüte bilerek yardım etmekle suçlandığı iddianamede AKP eski Milletvekili Turhan Çömez darbe girişiminde bulunmak ve silahlı terör örgütü üyesi olmakla, yine AKP eski Milletvekili Emin Şirin de örgüt üyeliğiyle suçlandı. Sırada 77 şüpheli daha var İstanbul Cumhuriyet Savcıları Ercan Şafak, Mehmet Ali Pekgüzel, Fikret Seçen, Mehmet Murat Yönder, Zekeriya Öz ve Nihat Taşkın tarafından […]

Fırat’ın ötesi: ÖHD, ÖKK, JİTEM, Ergenekon…

Ergenekon soruşturması kapsamında Şırnak’ın Cizre ilçesinde sürdürülen kazı çalışmalarında bulunan kemiklerle ilgili iki tanığın verdiği ifadeler üzerine Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz dün (23 Mart 2009) gözaltına alındı. Faili meçhul ve kayıp iddialarıyla ilgili Cizre’nin Kuştepe köyünde yapılan kazılarda 20 kemik parçası bulunmuş gözaltına alınan 6 kişiden eski Cizre Belediye Başkanı ve Korucubaşı Kamil Atak’ın oğlu tutuklanmıştı. Kaçak durumdaki Korucubaşı Atak da geçtiğimiz günlerde yakalanmıştı. Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Temizöz’ün ismi kazılarla ilgili gözaltına alınan kişilerin ve halen sorgulanan Kamil Atak’ın ifadelerinde yer alıyordu. Temizöz’ün Cizre’de görev yaptığı 1993-96 yılları arasındaki dönemde kaybolan ve faili meçhul cineyetlerin kurbanı olan kişilerle ilgili sorgulanmak üzere Diyarbakır’a götürülmesi bekleniyor. Daha önce de Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı BOTAŞ tesislerindeki kuyularda araştırma yaptırtmış ve 10 günlük arama sonunda 3 kuyudan kemik parçaları, bir kafatası, elbise parçaları ve düğümlü ip gibi materyaller bulunmuştu. Bölgede JİTEM’in adının sıkça anıldığı hukukdışı uygulamaların Ergenekon kapsamında incelemeye alınmasıyla soruşturma Fırat’ın öte yakasına geçti. Yıllardır JİTEM’le ilgili bir çok suç duyurusunda bulunup ensonunda bir dava açılmasını sağlayan Diyarbakır Barosu avukatlarından Tahir Elçi sorularımızı yanıtladı: Albay Cemal Temizöz’ün gözaltına alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Albay Cemal Temizöz Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Arif Doğan ve Levent Ersöz’den sonra en önemli isimlerden biri ve gözaltına alınması önemli bir gelişme. Temizöz’le birlikte, tabloyu oluşturan üçlünün önemli bir eksiği de tamamlanmış oldu. Şimdi henüz soruşturmanın içeriği ve suçlamaların niteliğine ilişkin elimizde yeterli veri yok ancak Ergenekon soruşturması kapsamında ve bölgede geçmişte yaşanan ancak şimdi soruşturulmaya başlanan faili meçhuller ve gözaltında kayıplarla ilgili gözalıtana alındığını biliyorum. 1994 – 1995 yıllarında Cizre’de yaşanan faili meçhul ve gözaltında kayıp olayları bağlamında Kuştepe köyündeki infaz mekanında bulanan kemiklerle ilgili olarak suçlandığı anlaşılıyor. Soruşturma gizli ve elimizde bilgi yok ama son soruşturma kapsamında bu adamla ilgili hem tanık beyanları, hem de itiraflarda bulunanlar var. Temizöz neden bu kadar önemli bir […]

Street art comes to Istanbul, in a gallery…

Francisco Castanon Fernandez “Street art is any art developed in public spaces — that is, “in the streets” — though the term usually refers to art of an illicit nature, as opposed to government sponsored initiatives. The term can include traditional graffiti artwork, stencil graffiti, sticker art, and street poster art, video projection, art intervention, guerrilla art, flash mobbing and street installations.The motivations and objectives that drive street artists are as varied as the artists themselves. There is a strong current of activism and subversion in urban art. Street art can be a powerful platform for reaching the public, and frequent themes include adbusting, subvertising and other culture jamming, the abolishment of private property and reclaiming the streets. Other street artists simply see urban space as an untapped format for personal artwork, while others may appreciate the challenges and risks that are associated with installing illicit artwork in public places. However the universal theme in most, if not all street art, is that adapting visual artwork into a format which utilizes public space, allows artists who may otherwise feel disenfranchised, to reach a much broader audience than traditional artwork and galleries normally allow.”This is how Wikipedia dscribes street art. Although you can come across graffiti and some rare samples of street art while roaming around Istanbul, the concept as described in Wikipedia is a rather new one for the inhabitants of this city.Now, two young Turks have decided to introduce street art to the Istanbullites, but under the roof of a gallery that they named Milk Gallery & Design Store.Can Basyigit and Elif Cevik, the founders of the gallery, say that they spend their spare time working in the advertising industry. The gallery was called “Milk” because they wanted to underline the purity of the art they want to introduce […]

Charles Darwin fires political debate in Turkey on his 200th birthday

Tunc KaracaySerdar Cevher The father of the evolution theory, 19th Century British scientist, Charles Darwin sparked an all out political fight in Turkey on the 200th anniversary of his birth. Darwin hit the headlines when, Prof. Omer Cebeci, the vice-chairman of Turkey’s Scientific and Technological Research Council (TUBITAK) stopped the printing of the March issue of the council’s monthly magazine Bilim ve Teknik (Science and Technology) at the very last moment and ordered the change of the cover story which was dedicated to the 200th anniversary of the British scientist. United Nations Educational Scientific and Cultural Organization (UNESCO) has declared 2009 as the year marking the 200th anniversary of Darwin’s birth and 150th anniversary of the publication of his famous work “On the Origin of Species.” While the opponents of the government pointed out to the move as yet another evidence of the onslaught of political Islam, which is not comfortable with Darwin’s theory that homo sapiens evolved from other forms of life, the administration of TUBITAK argued that the change of the cover story was simply due to editor’s failure to get proper authorization for its publication. TUBITAK was founded in 1963 as self-governing body to promote scientific and technical research. Its magazine has been in publication more than 40 years with a very wide readership. The magazine has been publishing articles on various subjects such as progresses about human health, life in space, travel in time, solar energy and even Darwin’s evolution theory. “Bilim ve Teknik” came out in March with a cover story on global warming and climate change. According to press reports Dr. Cigdem Atakuman was fired from her job as the director of the magazine because she failed to get authorization from the council for the cover story on Darwin. TUBITAK which was founded as […]

Fabian Ernst: Şampiyonluk getirir mi?

Yıldırım Demirören’in başkanlığı süresince Beşiktaş yönetiminin futbol takımıyla ilgili hemen her tasarrufu tartışma konusu oldu. Başkanın “Kulübün kapısından içeri adımını dahi atamaz” dediği Mustafa Denizli, aynı başkan tarafından sezon ortasında takımın başına getirildi. Denizli ise “sezon ortasında takım devralmama” prensibini “Beşiktaş’a çocukluk rüyamı gerçekleştirmek için geldim” diyerek bir kenara bıraktı. Mustafa Denizli, şampiyonluk için mutlaka bir defansif ortasaha oyuncusu istiyordu. Denizli’nin listesinde yer alan Fabian Ernst’in Beşiktaş’a gelme ihtimali oldukça düşüktü. Çünkü Schalke 04 Kulübü’nün Başkanı Josef Schnusenberg sezon başında yaptığı açıklamada Kevin Kuranyi ve Fabian Ernst’i takımın vazgeçilmez oyuncuları görüyordu. Fakat transferin son gününde Beşiktaş yönetimi Alman 1. Ligi’nin (Bundesliga) en önemli takımlarında istikrarlı sezonlar geçiren Ernst’i 4,5 milyon avro karşılığında takıma kazandırdı. Pek çok Beşiktaşlı’ya göre takımda aynı pozisyonda oynayan futbolculardan farkı olmayan Ernst için ödenen bu miktar Demirören müsrifliği idi. Alman oyuncu geldiğinden bu yana oynadığı dokuz karşılaşmadaki performansıyla Demirören’i – her bozuk saat günde iki kere doğru saati gösterir misali – haklı çıkardı. Sokaktan tribünlere kadar hemen her Beşiktaşlı, Ernst’in, 100. yıldaki (2002/03 sezonu) şampiyon kadronun kilit isimlerinden Federico Guinti’den sonra, takıma en çok katkıyı yapan ve en iyi defansif orta saha oyuncusu olduğunu düşünüyor. (Ernst’in bu kadar kısa sürede, çok farklı kesimlerden futbolseverlere aynı şeyi düşündürmesi, yıllardır özlenen bir futbolcuyla bir tutulması, futbolu izleyenlerle yönetenlerin yeşil sahaya ne kadar farklı pencerelerden baktığının bir göstergesi.) Her maçta Ernst Fabian Ernst futbola, doğduğu kentin takımı Hannover 96’nın alt yapısında başladı. Yeteneğiyle dikkat çekiyordu. A takımında oynayana dek 18 yaş altı takımlarında iyi bir jenerasyon yakalayan Hannover 96’nın önemli bir parçası haline gelmişti. Ernst’in genç takımlardaki arkadaşı Andre Basan, Ernst’in o dönemde de fizik gücünü ön planda tutan bir oyun tarzını benimsediğini söylüyor. “Yaşıtlarına göre daha yapılı olduğu için teknik direktörler onu her zaman defansta oynatırdı” diyor Basan. Defansif gücü, 1979 doğumlu Ersnt’in bugün de en büyük özelliği. […]

“Nobody can commission us, we just play our historical role”

Prof. Ahmet Davutoglu, the chief foreign policy advisor of Prime Minister Tayyip Erdogan was in Washington on the eve of US President Barack Obama’s visit to Turkey, seeing top White House officials. At a press conference in Washington Davutoglu said that there has been differences of opinion between Ankara and the previous US administration, but with the new Obama team he has found out that foreign policy objectives of the two allies are now completely coinciding. Responding to arguments back in Turkey that Obama’s demands from the Turkish government during the Ankara talks might put Turkey in a difficult position, Davutoglu said, “Nobody can commission us, we are just playing our historical role.” Davutoglu met with James L. Jones, the National Security Advisor of President Obama, George Mitchell, the special US envoy to the Middle East and other officials. “During the term of the previous president Bush we had differences of opinion with the US. Syria was an example. Now with the Obama administration’s approach we see that Turkey’s policies are almost on parallel lines. Turkey’s foreign policy activities in the Middle East, Caucasus and Afghanistan are appreciated here,” said Davutoglu. He also pointed out that former US president Bill Clinton visited Turkey on the seventh year of his presidency and George Bush came to Istanbul during his fourth year in the office. “President Obama will pay his second bilateral visit to Turkey after his first to Canada. This shows the importance that US gives to Turkey. President Obama’s decision to visit Turkey is the sign of the beginning of a historical period in constructive cooperation in the relations of our two countries,” said Davutoglu. “Everybody now sees that Turkey’s strategic importance has increased greatly,” he added. Davutoglu said that work is underway on a scenario in the interests of […]

Obama’s visit raises opposing views among Turkish opinion makers

aNiyazi Dalyanci “President Barack Obama’s visit to Turkey underlines the importance the new US administration attributes to Turkey as a ‘pivotal’ nation in the region that might undertake more crucial functions beyond and above simply acting as a mediator,” wrote Cengiz Candar, veteran foreign affairs commentator of mainstream daily Radikal. “Why is he coming? Surely, he is coming not to give but to take,” with these words Onur Oymen, the vice-chairman of the main opposition Republican Peoples Party (CHP) expressed his interpretation of the presidential visit. As expected, the new US President Obama’s visit to Turkey, scheduled for the beginning of April, gave politicians and journalists the opportunity to express sometimes diametrically opposing feelings. However, both those who view the visit with some apprehension and those who claim that Obama’s choice of Ankara as the destination of his second trip outside America shows how Turkey’s strategic importance has increased in the eyes of the US administration, agree on the topics that would be discussed during the talks. “It is obvious what he would want. He is giving priority to Afghanistan. While he is shifting his forces from Iraq to this country, he is going to ask for combat units (to serve in Afghanistan) from Turkey. Another topic is the opening of the border with Armenia. He would demand the solution of the Cyprus problem in a satisfactory manner for the Greek Cypriots. Also the withdrawal of US troops from Iraq via Turkish territory will also be on the agenda. There is no chance for the government to say ‘No’ to any of these demands,” said Oymen. Oymen also claimed that Obama will use the Armenian genocide bill in the Congress as a lever to apply pressure on the Turkish government. Leading Turkish journalist Mehmet Ali Birand agrees on the possible […]

Tibetli evliya ve Amerikalı günahkar Milarepa

Milarepa, 32 yıl önce Hindistan’a doğru giderken hayatını sonuna kadar değiştirecek kişiye rastlar, bu kişi Milarepa’nın ustası “Bhagwan Shree Rajneesh’tır”. ABD’li şarkıcı, şarkı yazarı, müzisyen ve meditasyon öğretmeni olan Milarepa, ustası olan Osho’dan öğrendiği meditasyonları paylaşmak için 3 Nisan’da İstanbul’a geliyor. Hintli Mistik Osho Uluslararası Müzik ve Kutlama Enstitüsü’nün başkanı olan Milarepa’nın 16’nın üzerinde albümü bulunuyor. “Steping Stones” adlı meditasyon serisinin de yaratıcısı olan Milarepa, her sene Amerika, Avrupa, Japonya, Avustralya ve Bahama’lar başta olmak üzere birçok ülkede konserler veriyor. Düzenlediği organizasyonlarda meditasyon, müzik ve sevgi görüşlerini insanlarla paylaşıyor.Yaptığı müzikle aşk anlayışını ve meditasyonu yansıttığını söyleyen Milarepa, temalarının evrensel ve bu yoldan giden herkesin anlayabileceği şeyler olduğunu söylüyor. “Osho’nun vizyonunda bu güzel gezegende hayatın gizemini şarkılarımızla, danslarımızla, kalplerimizin sessizliği ile kutluyoruz” diyen Milarepa, insanlığın 21. yüzyıla ilerlediği bu dünyada bu mesajın çok daha gerekli olduğunu düşünüyor. Ustasının konuşmasını “dağdan akan suyun sesinin müziğini dinlemek gibiydi” diyen Milarepa, ustasının sözlerinin duygularının ve düşüncelerinin ruhunun derinlerine işlediğini ifade ediyor. 1990 yılında Osho’nun ölümünü “bedenen öldü” diyerek tanımlayan Milarepa, ustasının “Osho” olarak anılmak istediğini söylüyor. “Osho” kelime olarak varoluşun okyanustaki deneyimi anlamına geliyor. Ustasının ölümünden sonra onunla olan bağının daha da derinleşip genişlediğini ifade eden Milarepa, “Onun ışığı benim iç ve dış dünyamı gökkuşağı gibi aydınlattı. Kendimle ilgili yeni içgörüler, yeni anlayışlar fark etmeye başladım” diyor. Ustası öldüğü zaman arkasında boş bir sandalye bırakıyor ama işlerini devam ettirmesi için birini tayin etmiyor. “İnsan bilincinin evriminde bunun öneminin farkına varmak çok önemli. Osho’nun boş sandalyesi insanlığın ustalara ve çıraklara gerek duymadığını anlamamızı sağlıyor” diyen Milapera, insanın aklı gerçeği görmesine ve varlığının farkına varmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Eski zamanlarda dini metodolojilerin zamanının en iyi teknikleri olduğunu söyleyen Milarepa, “Eski Japonya’da Zen, Ramana, Maharsi, Mevlana ve Buda kendi zamanlarının ustalarıydı. İnsanın aklı daha hassas, düşünceleri daha avantajlı. O zamanın teknikleri o zaman etkiliydi, şimdi ise o […]

What is New About HABERTURK?

Asli Tunc First a television channel then an Internet site and now a daily newspaper with exactly the same name —HABERTURK — came into our lives on March 1. The insistence on this overused title for a new brand seemed to be puzzling for many people but despite the confusion, HABERTURK (HT) daily claimed to be different than the rest of the newspapers in the market. The advertising campaigns mainly focused on its unique format and printing quality. The owner, Ciner Group, was welcome as a competitor to Dogan Media Group since the latter obviously represented the concentration in the media market in Turkey. However, the choice for the editor-in-chief position should have been the first wake-up call for the ones who had high hopes for this new daily. Fatih Altaylı is quite a well known figure in the Turkish media circle. He has a reputation for his aggressive style of expressing himself and also he can easily be defined as a defender of machismo in addition to his sexist and militarist discourse in the Turkish media. To give you an idea, two recent incidents immediately come to my mind: On March 2002, on a panel he mentioned about a female human rights lawyer by saying “I should be damned if I do not sexually harrass her at the moment I see her.” His other comments were rather more unpalatable. Writing in his column at the HABERTURK website, Altayli, apparently furious about a female columnist, Gülay Göktürk’s observations about the Turkish military at a TV show, declared incongruously, “Miss, perhaps you are not aware but that army is protecting you between your legs too!” I suppose no more quotations are needed to illustrate the style of Altayli.. So let’s move on. With Fatih Altaylı in charge, HT came in big […]

High school drama group applies for EU funds

Tunc Karacay In 2010 Istanbul will become the Cultural Capital of Europe. Within this context, many organizations from Turkey applied with their projects, big and small, to get funds from the European Union. Among these, there is a group of high school students dedicated to theater. If they get support for their project from Brussels, they will launch a campaign to encourage their peers to go on stage. The initiative belongs to Sakip Sabanci Anadolu Lycee Theater Group (SSALTT). They need support for their plans to help promote theater activities in other high schools in Istanbul. SSALTT’s goal includes providing stage equipment, training students in dramaturgy, acting and directing. They are also planning to organize theater festivals where students from various Istanbul high schools will be able to stage their plays. Firstly, twenty High schools will be chosen and these schools will be provided with technical equipment such as sound and light systems. SSALT will also go to these schools with know-how about how to improve their stage set up and auditoriums. To realize this project SSALTT has applied to the European Union for 1.342.150 Turkish Liras (It is approximately 650.000 Euros.) Actually, the shortcomings of the Turkish middle education system have prompted the SSALTT to launch such a campaign, members of the group say. “Young people cannot find an opportunity to express themselves under the present education system in Turkey. So the stage provides them an opportunity to express themselves freely,” says Rifat Magriso, one of the directors of the group. According to the group, middle education in Turkey relies heavily on memorizing textbooks and does not allow students to develop their creative skills. In other words there is no room for imagination at classrooms. So the stage is a formidable means to fill in that gap. “High school […]

Seçimlerde afiş ve bayrak savaşları

Seçimler yaklaştıkça rekabet kızışıyor, gerilim artıyor ve seçim yarışı zaman zaman partililer arasında tabiri caizse “sıcak temas”a bile dönüşebiliyor. Her gün bayrak asmak, rakibin bayrağını indirmek, afişlerinin üzerine afiş asmak artık sıradan uygulamalar. Sokaklarda ilçelerde mahallelerde oluşan bu gerilimin çok küçük bir bölümü basına ve televizyonlara yansıyor. Biz de medyaya yansıyan bu kampanya çekişmelerinden küçük bir derleme yaparak ülkemizdeki yerel seçim manzarasını arz edelim dedik… Bakırköy’de billboard kavgası AKP’nin Bakırköy belediye başkan adayı Oğuz Satıcı’nın posterlerinin yapıştırıldığı TIR dorseleri, CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu ile Bakırköy adayı A.Ünal Erzen’in Ataköy’deki afişlerinin önüne çekildi. CHP’nin para ödediği yerlerin kapatılmasına Bakırköy Belediye Başkanı Erzen tepki gösterirken AKP’liler durumu şöyle açıklıyor: “Bayrak asıp, çevreyi kirletmek istemedik. TİM’in eski başkanı Oğuz beye ihracatçı arkadaşları da TIR desteği veriyor.” 18 Mart 2009 Antakya’da aday afişleri yarışı Antakya’da, CHP’nin Belediye Başkan adayı İris Şentürk’ün billboardlardaki seçim afişlerinin üzerine AKP’nin başkan adayı Lütfi Savaş’ın posterlerinin yapıştırılması gerginlik yarattı. Kentin değişik noktalarındaki billboardlardaki İris Şentürk’ün afişlerinin üzerine, gece operasyonuyla AKP’li Lütfi Savaş’ın afişleri yapıştırıldı. Afişlerinin sabote edilmesinin barış ve kardeşlik kenti olan Antakya’ya yakışmadığını belirten CHP’li yöneticiler, iktidar partisini “Zorbalık”la suçladılar. AKP yöneticileri ise, billboardlardaki gelişmelerin kendi bilgileri dışında olduğu açıklamasını yaptılar. 18 Mart 2009 Kâğıthane’de bayrak gerginliği Kâğıthane’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapılacak olan tünel açılışı öncesinde gerginlik yaşandı. SP`nin Sadabat Viyadüğü’ne asılı olan dev bayrağı Kâğıthane Belediyesi görevlileri tarafından kesilerek indirildi. Bunun üzerine viyadük altında toplanan Saadet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi üyesi bir grup, bayrakların belediyenin resmi aracıyla toplatıldığını ileri sürerek tepki gösterdi. SP Kâğıthane İlçe Başkanı Halit Özgür Atak, mahalle aralarında ve yollardaki AK Parti haricindeki diğer parti bayraklarının AK Partili belediye görevlileri tarafından toplatıldığını iddia etti. Başbakan’ın katılacağı tünel açılışı nedeniyle böyle bir uygulama yapıldığını öne süren Atak, vatandaşların AK Parti`ye sandıkta gereken cevabı vereceğini söyledi. Daha sonra SP’liler […]

Dünyayı gezmenin en ucuz yolları

sitesine üye olarak aynı yönde seyahat eden kişilerle aynı arabayı paylaşmak. Yalnızca benzin parasının paylaşımı sözkonusu olduğu için seyahat etmenin en kolay ve ekonomik yolu bu. 5 kıtada, 70’den fazla ülkede ve 850 binden fazla bölgede kullanılan bu yöntem yeni insanlarla tanışmak için de ideal. Ben alırım sırt çantamı, atlarım trene, her durakta iner doyasıya gezerim dünyayı diyorsanız bunun için iki seçeneğiniz var. İlki, Avrupa Demiryolları İşletmeleri tarafından uygulanan Interrail Pass (pas bilet). Tek biletle, istenilen yerde ve zamanda istenilen trene binme olanağı sağlayan bu uygulama, Avrupa’nın 30 ülkesinde 3 gün ila 1 ay arasında serbest dolaşım imkanı tanıyor. Bilet fiyatları, yaşa göre 3 kategoriye ayrılıyor. 26 yaş altı için bilet fiyatları gidilecek ülke sayısı ve güne göre 32 ila 194 avro arasında değişiyor. 26 yaş üstü ise, birinci ve ikinci mevki olarak, yine gidilecek ülke sayısı ve güne göre 115 ila bin 885 avro arasında değişiyor. İkinci yöntem ise, Interrail’in İskandinav versiyonu olan Scanrail. Norveç, İsveç, Danimarka ve Finlandiya’yı 26 yaş altındakilere 2 aylık geçiş bileti alarak 177 ila 276 avroya; 26 yaş üstündekilere ise, 235 ila 367 avroya gezme imkanı tanıyan Scanrail, İskandinav ülkelerini bir uçtan bir uca gezmek isteyenler için bulunmaz fırsat.

Sihirbaz Vassilis Saleas

Enstrümantal müzik yapmak ve dinletmek iddialı bir uğraştır. Çünkü popüler müzik dinleyicisi çoğu zaman vokalsiz bir şarkıyı dinlemek istemez. Oysa bu tür, sesini, tınısını beğendiği enstrümanları “su katılmadan” dinlemek isteyen müzik severler için çok farklı bir yere sahiptir. Hele de dünyanın en iyi müzisyenleri tarafından icra ediliyorsa… Beyoğlu Ghetto yarın akşam, işte böyle ismi, “klarnet sihirbazı” olarak nitelenen Yunan müzisyen Vassilis Saleas’ı ağırlıyor. Saleas’a bu konserde şarkıcı Ege eşlik ediyor. Güney Kıbrıs’ta 1958’ta doğan Vassilis Saleas’ın, hemen her bireyi müzisyen Roman ailesi aynı yıl Atina’ya yerleşti. Klanete 9 yaşında başladı, 14 yaşında ilk profesyonel kaydını yaptı. Kısa zamanda ismini duyurdu. Saleas, Mikis Theodorakis, Dionisis Savopoulas ve Stamatis Spanoudakis gibi sanatçılara eşlik etti. İlk solo albümünü 2000 yılında yayınladı. 2003 yılında İstanbul’da, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde Laço Tayfa ile de konser verdi. Saleas, geçtiğimiz yıl bir yarışma programına konuk olmuş, onu televizyonda gören Hüsnü Şenlendirici eşofmanlarıyla apar topar programa gelmişti. İkilinin birlikte çaldığı o tüm izleyicileri büyülemişti. Tüm dünyada pek çok hayranı olan Saleas, enstrümanının imkânlarını sonuna kadar zorluyor; onu kimi zaman bir saksafon kimi zaman zenci gırtlağını andıran bir insan sesi gibi kullanabiliyor. Olağanüstü dudak ve nefes ayarıyla, ses genişliği dört oktava varan klarnetin her tonunda geziniyor. Akdeniz müziğinin gür ve gösterişli neşesini ve kısık sesle çaldığı hüznünü başarıyla birleştiriyor. Müziği bize hiç yabancı değil. Onun tınılarında, Ege’nin ortak dilini konuşuyor. Saleas’e 20 Mart’taki performansında vokalde Ege’nin yanı sıra buzuki Orhan Osman ve gitarist Ayhan Günyıl eşlik edecek. Bu isimler Türkiye’nin önde gelen müzisyenleri. Ama doğrusu Saleas’ı Ghetto’da sahnesinde solo dinlemek isterdim.

Belediye ihaleleri kimi kalkındırıyor?

açılıyor. Burada isterseniz “yol” yazın, isterseniz “kavşak”, isterseniz “üst geçit”, isterseniz “metrobüs”, isterseniz de “tünel” yazın, tarih aralığı olarak 2003-2009 arasını, en alttaki kutudan da “ihale sonuçlandı” seçeneğini seçin ve arayın. Merak ettiğiniz hiç bir ihalenin sonucunu burada göremiyorsunuz. Bu aramayı dilersiniz firma isimleriyle yapın. Sözünü ettiğimiz ve “Kalyon”, “MVM” veya MVM’nin Küçük Dilara olayından sonra şekil değiştirmiş hali olan KBT şirketlerinin isimlerini yazıp denediğinizde yine hiçbir sonuç elde edemiyorsunuz. Peki hiç bir anahtar kelime kullanmadan sonuçlanmış tüm ihaleleri listeleyip incelediğinizde ne oluyor? Burada da arsa ve gayri menkul satışları, dükkan ve kulübe kiralanması dışında ufak tefek bir kaç bakım ve onarım ihalesiyle karşılaşıyorsunuz. Bu yolları, parkları kim yaptı? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sitesinden indirilen ve Başkan Kadir Topbaş’ın 5 yıllık icraatını anlattığı “5 Yılda rekorlara imza attık” başlıklı kitapta, 5 yılda 169 kavşak ve yol bitirildiği, bunların toplam maliyetinin de 2 milyar 465 milyon 678 bin lira olduğu belirtiliyor. Ancak bu inşaatların ne zaman ihaleye çıkartıldığı ve inşaatının kim tarafından gerçekleştirildiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesinden veya başka bir biriminden öğrenilemiyor… İBB 5 yılda yol ve altyapı için 13.9 milyar lira harcadı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayınladığı “5 Yılda Rekorlara İmza Attık” başlıklı kitapta yer alan 5 yıllık harcama miktarları:– 169 kavşak ve yol: 2.465.678.000 TL– 28,71 km raylı sistem: 1.173.322.800 TL– Kağıthane-Piyalepaşa, Bomonti-Dolmabahçe tünelleri: 550.000.000 TL– Deniz ulaşımı yatırımları (Deniz otobüsü, vapur, iskele vb): 332.407.942 TL– 30 km metrobüs hattı (Avcılar-Zincirlikuyu): 384.880.000 TL– 11 km metrobüs hattı (Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme): 89.896.000 TL– Toplam 2110 araç kapasiteli kapalı otopark: 41.500.000 TL– Toplam 14,6 milyon ton asfalt dükümü: 995.300.000 TL– 4.000 km atıksu hattı: 2.083.073.626 TL– 3347 km içme suyu, 564 km isale hattı: 2.043.835.002 TL– 18 milyon m2 yeşil alan: 1.593.820.410 TL– 13.500 km doğalgaz hattı: 2.000.000.000 TL– 14 adet spor tesisi yapımı: 197.800.000 TL Kitapçıkta açıklanan 5 yıllık toplam harcama: 13 milyar […]

‘Başka tünel yapılmamalı’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, yoğun kent trafiğini rahatlatma iddiasıyla üç yıl önce başladığı 7 Tepe 7 TünelProjesi’nin ilk ayağı tamamlandı. Yapımına 15 Mayıs 2007’de başlanan ve Kağıthane’yi Piyalepaşa Bulvarı’na bağlayan tünel, 14 Mart’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. İnşası tamamlanan ve Dolmabahçe’yi Bomonti’ye bağlayacak olan ikinci karayolu tünelinin ise önümüzdeki ay açılması bekleniyor. Büyükşehir Belediyesi yakın zamanda İstanbul’da 12 tünelin daha hizmete gireceğini ifade ediyor. Bunlardan iki tanesinin yapımı sürerken, dördü ihale ve altısı da proje aşamasında. Ancak uzmanlar karayolu tünellerinin kent trafiğine çözüm getireceği düşüncesine katılmıyor. Onlara göre bu tüneller trafiğe sadece geçici rahatlama sağlayabilecekken, yüksek maliyetleri nedeniyle, kent ulaşımına gerçek çözümü getirecek metro projelerine de engel oluyor. Gerçekte uzman görüşleri, belediye bürokratları tarafından da doğrulanıyor. Ulaşım dairesi yetkilileri sık sık, kent ulaşımında gerçek bir rahatlamadan söz edilebilmesi için şehir içi seyahatlerinin yüzde 50’sinin raylı ulaşım sistemleriyle gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getiriyor. Oysa mevcut hatlar, kent içinde gerçekleştirilen tüm yolculukların sadece yüzde 10’unu karşılıyor. Erdoğan: “Dağları dele dele yürüyoruz” Gelgelelim başbakan, 14 Mart’taki açılış töreninde, karayolları tünelleriyle ilgili eleştirileri şu sözlerle yanıtlıyor: “Birinci köprü yapılırken bunu çekemeyenler hangi zihniyetse ikinci köprüyü yaparken çekemeyenler hangi zihniyetse dün hızlı trenin açılışını yaptık, çekemeyenler hangi zihniyetse bunu çekemeyenler de aynı zihniyet. Biz Ferhat’ız, siz de Şirin’siniz. Biz dağları dele dele bu medeniyet yolculuğunda yürüyoruz, yürüyeceğiz. Onlar da arkadan bol bol dedikodu ürete dursunlar.” İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Ulaştırma Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Gerçek, 7 Tepe 7 Tünel Projesi’ne, kamuoyuna tanıtıldığı günlerden beri karşı çıkan bilim adamları arasında. Gerçek, belediye tarafından bu tünellerin yapımı ancak metronun düşünülmemesi için öne sürülen maliyet, eğim gibi tüm nedenlerin geçersiz olduğunu savunuyor. Örneğin karayolu tünellerinin kilometre başına 12-15 milyon dolara mal olacağı iddia edilirken, bilim adamı bu rakamın 30 milyon dolar olduğunu ve bunun da metro inşaat maliyetine yakın bir büyüklük olduğunu söylüyor. Haluk Gerçek, […]

Mahkeme var, savcı var, sanık yok

Türkiye’den 3 ayrı baraj projesinin de ele alındığı İstanbul Su Mahkemesi geçen hafta sonu bitti. Türkiye’den Hasankeyf, Yusufeli ve Munzur Vadisi ile ilgili dosyaların ele alındığı mahkemenin jürisi kararında, Türkiye hükümetinden çevreyle ilgili ulusal ve uluslararası sözleşmeler ve mevzuatlardaki yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi. Suya erişimdeki güçlüklerin artmasına katkıda bulunan ülkelerin ve siyasetçilerin yargılandığı mahkemede suçlananlar, kendilerini savunmak için dahi sanık sandalyesindeki yerlerini almadı. Mahkemenin jüri üyelerinden Brezilyalı federal savcı Alexandre Camanho de Assis’i en çok üzen konuların başında da bu geliyor. Daha önce Brezilya ve Meksika’da düzenlenen su mahkemelerinde de jüri üyeliği yapan Assis İstanbul Su Mahkemesi’yle ilgili izlenimlerine ilişkin sorularımızı şöyle yanıtladı: İstanbul Su Mahkemesine davalılardan kimse gelmedi. Peki daha önce katıldığınız mahkemelerdeki davalılar da bu şekilde mi davrandı?Davalıların İstanbul Su Mahkemesi’ne katılmamasına üzülüyorum. Brezilya davasının Türkiye’deki mahkemeye nazaran eğitseldi. Brezilya’da sadece jüri değil insanlar da bir şeyler anlamak için bulunuyordu. Meksika’daki davalıların farklı pozisyonları vardı. Meksika’da sadece bir iddia yoktu. Fakat biz daha önceki 13 örnekteki gibi birçok iddia yargıladık. Bu iddialar farklı hükümet örneği ile ilişkili. Federal hükümet, eyalet hükümeti, yerel hükümet. Bunlar farklıydı. Orada bir takım iddialar da vardı. Davalıların yüzde 60’ı bizzat ya da vekil aracılığıyla mahkemeye çıkar. Çünkü sorunu kavramak açısından bu durum her zaman için en iyisidir. Eğer taraflardan biri konuşmak, açıklamak için mahkemeye gelirse herkes sorunun ne olduğunu anlayabilir. Yani kısacası herkes için problem daha açık olur. Ama maalesef burada çağrımıza kulak asan olmadı. Daha önce yapılan açıklamalarda davalıların davet edildiği duyurulmuştu. Herhangi bir cevap alabildiniz mi? Neden gelmemiş olabilirler?Mahkemeler bazen birtakım streslere neden olabiliyor. Belki de bu yüzden bize kredi vermediler. Belki de bu mahkemenin insanları haykırtacak bir şey olduğunu düşündüler. Tam olarak ne düşündüklerini çözemiyorum. Benim anladığım, eğer suçlu meydana çıkmasa da her ne olursa bu süreç devam eder. Eğer davalılar burada görünselerdi çok hoş olurdu. Üzülüyorum, çünkü eğer davalılar […]

Milliyetçilik ve yemek

Geçtiğimiz hafta İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Prof. Faruk Tabak’ın anısına düzenlenen ve daha çok, Amerikalı ünlü sosyal bilimci Immanuel Wallerstein’ın katılımıyla kendinden söz ettiren “Küresel Perspektifte Tarih” başlıklı üç günlük sempozyumda arkeolojiden ekonomiye pek çok disipline ait sunumlar yapıldı. Ama bana göre en ilginci Sosyolog Zafer Yenal’ın sempozyumun son saatlerine denk gelen “Milliyetçiliğin Belirsizliğinin Yemek Kitapları Aracılığıyla Okunması” başlıklı sunumuydu. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Zafer Yenal, konuşmasının başında Roland Barthes’ın sözleriyle ifade ettiği gibi yemeğin, sistem içinde incelenmesi gereken ve sınır çizen bir şey olduğuna inanıyor. Yemek toplumun üretimine, tüketimine ve kültürel kimliğine de etki ediyor. Bu etki beraberinde yeni bir kavram da getiriyor: Ulusal mutfak. Ve tıpkı “ulus” gibi, ulusal mutfağın da çok sesliliğe yer vermeyen bir mit olduğunu düşünüyor. Hangisi ulusal? Yenal, düşüncelerini farklı tarihlerde basılan iki yemek kitabı, Boğos Piranyan’ın 1914 tarihli Yeni Aşçı ve Süheyla Arel’in 1930’larda basılan ve kız meslek öğretmen okullarında okutulan kitabı üzerinden anlattı. Yeni Aşçı’yı Ermeni tehcirinden bir yıl önce yazan Piranyan, 18 yıl boyunca Ermeni öğrencilerin çoğunlukta olduğu Merzifon Erkek Okulu’nda aşçılık yapmıştı. Kitabı Türk yemekleri kadar Batılı örneklere de yer veriyor. Piranyan musakka, köfte, turta gibi, değişik kültürlerle paylaşılan yemeklerin gerçekte ait oldukları etnik gruplara dair herhangi bir gönderme yapmamış. Yemeklerin hangi yöreye olduğunu belirtilmemiş. Bunun üzerinde düşünülmesi gerektiğini söyleyen Yenal, “Yoksa o dönemde Ermeni olmak önemli değil miydi?” ya da “Yoksa bir yemeğin Ermeni kökenli olduğunu ifade etmek korku nedeni miydi” sorularını yöneltiyor. Yenal’a göre bu sorular, o dönemde toplumun çeşitli kesimlerinde var olan baskılar, tramvalar, korkular ve iktidar ilişkileri göz önüne alınarak cevaplanabilir. Kemalist devletin Fransız usulü mutfağı Süheyla Arel’in Ev İdaresi kitabı ise uzun yıllar kız enstitülerinde okutuldu. Bu enstitüler, ulusun kızlarını modern ve eğitimli anneler olarak yetiştirmeyi amaçlıyordu ve 1930’lardan 1970’lere kadar genellikle seçkin ailelerin kızları giderdi. Yenal’a göre enstitülerde amaçlanan bu Kemalist modernleşmecilik, Arel’in kitabında da […]

Etiği senin kemiği benim gazetecilik

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Cumhuriyetgazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’a ait “günlükler” ve notlar dün (16 Mart 2009) Tempo24haber sitesinde yayınlandı. Yayınlanan günlükte, Balbay’ın da katıldığı bazı toplantılarda üst düzey komutanlarla bazı gazetecilerin muhtemel bir darbe üzerine sohbet ettikleri ortaya çıktı. Çoğu askeri tesislerde yapılan ve günü saati özenle not edilen bu toplantılara ait tutanakların, daha önce yayınlanan “Sarıkız” ve “Ayışığı” kod adlı darbe planlarıyla paralellik arzettiği görüldü. Balbay’ın dışında Emin Çölaşan ve isimleri zikredilmeyen başka gazetecilerin de bulunduğu anlaşılan notlarda gazetecilerin bir müdahale için komutanlara yol gösterdiği, komutanların da muhtemel darbe için basının desteğini talep ettiği yer aldı. Mehmet Yılmaz: “Balbay’ınki gazeteci ilişkisi değil” Haberi yayınlayan Tempo24’ünbağlı olduğu Doğan Burda’nın İcra Kurulu Başkanı Mehmet Y. Yılmaz, NTV’de konuk olduğu Can Dündar’ın proğramında, “Okunduğu zaman görülecektir ki bu bir gazetecilik faaliyeti sayılabilir ama gazetecilik faaliyetinin ötesinde de farklı bir ilişkinin varlığını da ortaya koyuyor. Balbay, böyle bir darbe planının içinde olsaydı bu şekilde günlük tutmazdı, kişisel olarak inancım bu. Ancak şöyle bir durum var ki, bulunduğu toplantılarda şahit olduğu şeylerin önemli bir bölümünü de yazmadı gazetesinde. Bir gazeteci olarak o tür toplantılarda bulunduğunuzda bunu bir şekilde yazmanız gerekir” dedi. Aynı programda Cumhuriyetgazetesi yazarı Ali Sirmen ise soruşturmanın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğine vurgu yaparak, “Hukuk devletinde gizli olan soruşturmanın gizliliğine riayet edilir. Türkiye’de gizliliğe riayet edilmemektedir. Günlükleri sızdıranlar ve yayınlayanlar hapis cezasıyla cezalandırılacak bir suç işlemişlerdir. Ayrıca meslek etiğine fevkalade aykırı davranmışlardır. Bütün bunlar benim kabul edemeyeceğim şeyler. Bir gazetecinin her şahit olduğunu yazması diye bir kural mı var? Hayret ve dehşet içinde izliyorum yaşananları” eleştirisinde bulundu. Habercilik mi, soruşturmanın gizliliği mi ihlal edildi? Düne kadar Balbay’ın notlarının tutuklama nedeni sayılıp sayılmayacağı tartışılıyordu ama notların içeriği bilinmiyordu. Ortaya çıkan bu yeni gelişme sadece Ergenekon davasına değil gazeteciliğin gidişatına da yeni anlamlar yükledi. Balbay’ın konuşmalarının içeriğine bakıldığında ortada gazeteci ve haber kaynağı arasında olması […]