Etiket akp

‘Kapatma davası geleceğe darbe’

Habervs Wikileaks’ın açıkladığı ABD’ye ait gizli belgelerde, AKP’nin kapatılması davasının da ABD belgelerine yansıdığı görülüyor. “AKP’nin Kapatılmasının Sonuçları ve Bizim Duruşumuz” başlığı ve ‘Hizmete özel” koduyla yazılan 11 Nisan 2008 tarihli belgenin giriş cümlesinde, “AKP’nin kapatılması davası bu ülkenin geleceğine bir darbedir” ifadeleriyle başlıyor. Büyükelçi Ross Wilson tarafından kaleme alınan belgede davanın “Türkiye’nin, devletin, ülke demokrasisinin büyümesi ve dinin toplumdaki rolü gibi konuların doğasına ilişkin çözümlenmemiş ihtilafları yansıttığı” görüşüne yer verildi. Mevcut durumun bir nedeninin de, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Temmuz 2007’de yeniden iktidar geldikten sonra geçen 9 aylık dönemde sergilediği başarısız liderlik” olduğu ileri sürülen rapor şöyle:Dava, Türkiye’nin hükümetinin yapısına, popüler demokrasinin erişim alanına ve dinin toplum üzerindeki rolüne yönelik çözümlenmemiş tartışmaları yansıtıyor. Bu durum, aynı zamanda geçen Temmuz ayında yeniden göreve gelen Başbakan Erdoğan’ın geçen dokuz aylık süreçte sergilediği başarısız liderlikten kaynaklanıyor. Sonucun ne olacağı belirsiz olsa da burada yaşanan kriz, kusursuz ve darmadağın olmasa da kendine özgün bir işleyiş tarzı olan Türk demokrasisi çerçevesinde değerlendirilmeli. Başbakan Erdoğan kötü tökezledi ABD öncelikleri, ortak çıkarlarımız üzerine bu ülkeyle birlikte çalışabilmemizi ve bu ülkenin demokratik sürecini geniş çapta desteklememizi gerektiriyor. Yine de Türkiye politikaları üzerine fikir beyan etmekten kaçınmalıyız. Bu yaklaşımla, şu anda Türkiye’de ülkenin geleceğine yönelik yapılan ve demokrasinin olgunlaşması için hayati önem taşıyan şiddetli ve tarihi tartışmalara saygı duyarız.AKP’nin kapatma davasına yönelik farklı bakış açıları var. Bunlardan ilkinde, niyetlenilmiş anayasal bir darbe olarak bakılabileceği söylendi. Dava ilk olarak siyasi bir araç olarak kabul edildi. Partiyi ve 70’in üzerindeki liderleri siyasetten uzaklaştırmak için gazetelerde daha önce yayımlanan haberler kaynak gösterildi. En cesur iddialar arasında, AKP’nin laikliği bitirme niyetinde olduğu vardı ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ülkenin “ılımlı Müslüman” hükümetini ve AKP’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya desteğini öven sözleri basın sık sık yer aldı.Kapatma davasına yönelik diğer bir bakış açısıysa, davanın Türk demokrasi tarzıyla ne kadar uyuştuğunu sorguladı. Anayasa […]

Ergenekon soruşturmaları TSK’ye güveni azalttı

Habervs WikiLeaks’in yayımladığı belgelerde, 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak yapılan 47 gözaltının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve hükümete güveni arttırırken Türk Silahlı Kuvvetlere duyulan güveni azalttığı yazılıyor. 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak 22 Şubat’ta polisin 47 emekli ve muazzaf subayı gözaltına almasından bahsedilirken olayla ilgili TSK ya da hükümetin bir açıklama yapmadığı kaydediliyor. Belgelerde bu tip darbe planlarının ortaya çıkmasının TSK için kötü olduğu ancak AKP’nin işine yaradığı, TSK’nın sessiz kalmasının da ya dönemin komutanlarının gerçek bir demokrasi istedikleri ya da AKP’nin ilk adımı atması için bekledikleri yolunda yorumlanıyor. Yorumlar bölümünde ise darbe planlarıyla ilgili “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü verilerek kimi askerlerin geçmişte bu tür planlar yapabileceği açıklanmış. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın gelecek seçimlerin farkında olduğu ve tavrını da bu seçimlere göre sergilediği yapılan yorumlar arasında. Ordunun Gülen cemaatinin subaylar arasında sızmasından endişe ettiğine de değiniliyor ve bir Türk gazetecinin Amerikalı diplomatlara aktardığı bilgilere yer veriliyor. İsmi açıklanmayan Türk gazeteci Amerikalı diplomatlara, ordunun İslamcıları belirlemek için uyguladığı taktikleri şöyle anlatmış: Subayların çöplerini kontrol eden askeri müfettişler var. İçinde içki şişesi olmayan çöpleri tespit ediyorlar. Bazen da askeri liderler eşleriyle birlikte, ordu tesislerinde havuz başında düzenlenen partilere davet ediliyor. Bu partilere katılanların mayo giymesi bekleniyor. Dindar oldukları için gitmeyi reddeden kadınlar, kocalarının kariyerini tehlikeye atıyor.İddianamelerde komplo 29 Ocak 2010 tarihli Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen notta ise Ergenekon soruşturmalarında komplolar olduğunu da anlatıyordu: “Başbakan Erdoğan’ın İslamcı eğilimli hükümetine karşı darbe planları haberleri 2007’den bu yana Türk medyasının gıdası oldu. Türkiye’nin en üst düzey subaylarının iddialara bir temel bulunmadığı yolundaki protestolarına karşın halkın giderek artan bir bölümü en azından ordu içindeki bazı unsurların AKP hükümetini düşürmek ya da zayıflatmak için komplo içinde olduğuna inanıyor. Darbe iddiaları, Ergenekon kovuşturmasını yapan ekip için yem olarak kullanıldı ve resmi iddianameler üst düzey emekli askerlere karşı komploları da içerdi. Bu iddiaların […]

ABD’lilerin gözüyle AKP’liler

Habervs ABD’li diplomatlar tarafından 8 Aralık 2005’te yazılan 05ANKARA7215 kodlu bir başka raporda AKP içinde bölünme söz konusu olmadığı belirtilen raporda yer alanlar şöyle:Erdoğan’ın başında olduğu AKP’nin 357 milletvekili arasında bölünmeler olduğuna dair basında yer alan haberler ve muhalefette dolaşan dedikodulara rağmen, parti şimdilik bütünlüğünü koruyor. AKP içinde belirgin dindarlar, pragmatik ve milliyetçi akımlar mevcut. Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesinde yakın dönemde yaşanan olaylar, AKP’nin Kürt kökenli üyeleriyle diğer partinin geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltiyor. Gelecek yıl içinde AKP içinde yavaşça kopmalar yaşanabilir ancak büyük bir bölünme Erdoğan iktidarda kaldığı ve gücünü koruduğu sürece yaşanması düşük bir olasılık.Son bir yıl içinde Türk basını AKP içinde bölünmeler olacağına dair defalarca imalarda bulundu. AKP içinde ideolojik ve kişisel zeminde fay hatları bulunsa da, Erdoğan iktidarda kaldığı sürece büyük bölünmeler olması beklenmiyor. Hatta, partisinin önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Ankara milletvekili Yarbay Ersönmez, bölünme dedikodularının muhalefet tarafından erken seçim sağlamak için öne atıldığını belirtti. AKP’lilerin profili AKP, görüş açıları birbirinden çok farklı politikacılardan oluşuyor. Parti içinde üç büyük ideolojik akım var. Bunlar, dindar, milliyetçi ve pragmatik. Bu akımlardan hiçbiri belirgin bir çoğunluk oluşturmuyor ve özellikle dindar üyelerin kişisel sadakati ideolojiye baskın geliyor.Dindarlar: Neredeyse tüm AKP’li milletvekilleri bir dereceye kadar dini itaatkarlık gösteriyor. Örnek olarak birçoğu Ramazan’da oruç tutuyor. Öte yandan, daha büyük ve daha dindar üyelerden oluşan bir grup söz konusu. Bu gruptakiler geçmişte kapatılan Fazilet Partisi, Ulusal İslami Görüş gençlik grubu eski üyesi ve yasaklanan Müslüman Kardeşler grubu üyeleri. AKP’nin en üst düzey lider kadrosu bu gruba giriyor: Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Bülent Arınç, yardımcısı ve Saadet Partisi başkanı Necmettin Erbakan’ın eski sağ kolu İsmail Alptekin.Çok sayıda İslamcı Avrupa Birliği’ne (AB) karşı gelse de, AKP üyeleri partilerinin çizgisini takip ederek AB üyeliğini destekliyor. Tipik Türk İslamcısı olarak, Türk ordusunu sevmiyor, orduyla zorunlu […]

ABD belgelerinden AKP ve Doğan medyası

Habervs Wikileaks’in açıkladığı belgeler arasında Türkiye ekonomisine yönelik çeşitli iddialar da yer aldı. Bunların en ilginç olanı ise muhatabı tarafından yalanlanan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Doğan Grubu’na yönelik olanıydı. İddiaya göre, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’da buluştuğu uluslararası alanda faaliyet gösteren yatırımcılara Doğan Grubu hisselerini satmalarını söylediği ifade edildi. Belgede Şimşek’in hangi etkinlik sırasında yatırımcılarla biraraya geldiği bilgisi ise yer almadı. Şimşek’in “Doğan hisselerini satın” sözlerine gerekçe olarak ise, yakın zamanda Doğan Grubu’nun varlığını sürdürmeyeceğini söylediği de iddia olarak belgelerde yer aldı. Yayım tarihinin 15 Eylül 2008 olarak verildiği belgelerde, bu iddianın bir kaç hafta önce söylendiği de kaydedildi. 15 Eylül 2008 tarihinin ise ilginç bir yönü vardı. O da bu tarihin ABD’li finans devi Lehman Brothers’ın iflası ile aynı güne denk gelmesiydi. Amerika merkezli Lehman Brothers’ın batışı aynı zamanda küresel ekonomik krizin de başlangıcı anlamını taşımasıydı. Erdoğan’ın saldırısının başlamasından bu yana o tarihlerden Doğan Grubu hisselerinin yüzde 8 değer kaybettiği belirtiliyor. Hürriyet’in hükümet açısından kritik önemde bir gazete olduğundan bahsedilerek, XXX olarak belirtilen kişiden alınan bilgiler aktarılıyor. Erdoğan’ın Doğan’ın Ceyhan rafinerisi ihalesine girmesini engellediğinden, ihaleye davet edilmediğinden bahsediliyor. Ardından da Erdoğan’ın AKP’nin bir parti kongresinde zehir zemberek açıklamalar yaptığı ifade ediliyor. XXX’in ifadesine göre; tüm bunlar Doğan’ın bazı konularda Erdoğan’ı desteklemesine rağmen yaşanıyor. Erdoğan’ın Aydın Doğan’la arasının açılması olayı ise Deniz Feneri haberleriyle başlamıştı. Erdoğan da kendine yakın medya organlarıyla Doğan’ı hedef almıştı. İddialara yönelik yazılı bir açıklama yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, yurt dışında yabancı yatırımcılarla bu kapsamda herhangi bir görüşmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını ifade etti.Türkiye’nin Rupert Murdoch’u Wikileaks internet sitesinin iddiasında ‘ Türkiye’nin Rupert Murdoch’u ‘ olarak lanse edilen bölümde, Doğan Medya Grubu’nun birçok günlük gazeteyi ve üç önemli medya kanalını bünyesinde bulundurduğundan bahsedildi. Belgede, böyle bir gücün iktidarlar açısından her zaman tehdit olarak algılandığı da vurgu olarak yapıldı. Aydın Doğan’ın ismi verilerek devam […]

ABD’den bakınca Türkiye böyle görünüyor

Açıklanan belgeler sadece yüzde 1 Daha önce ABD’nin Irak savaşı ile ilgili olarak yayınladığı gizli belgelerle dünyanın gündemine oturan ve son 2 gün içinde elindeki 250 bin belgenin, sadece yüzde birini açıklayan Wikileaks kurucusu Julian Paul Assange, ilkin gazeteciliği değiştirdi şimdi görünen o ki yeni bir dünyanın şekillenmesine de hayli katkı sunacak. ABD’nin şiddetle yayımlamamasını istediği ve yayımından önce de bir çok ülke dışişleri bakanlıklarından peşinen özür dilediği belgeler, 2004-210 yılı martına kadar yapılan 250 bin adet gizlilik niteliği taşıyan diplomatik yazışmalardan oluşuyor. WikiLeaks internet sitesinde yayımlanarak dünyanın gündemine oturan belgerin kaynağı olarak adı ilk öne çıkan isim, 23 yaşındaki Bradley Manning oldu. Manning “2007 yılından itibaren gizli bilgilere dışarı sızdırmak” suçlamasıyla tutuklu bulunuyor. Manning’in WikiLeaks’e sızdırdığı belirtilen son belgeler yüzünden 52 seneye varan hapis cezası alabileceği söyleniyor.Tümü ABD’li diplomatların kendi görüşlerinden ve kendi elde ettikleri bilgilerden oluşan belge ve yazışmalar kanıt niteliği taşımasa da iddia olarak değer taşıyor. Yayınlanan belgelerde israil’den Fransa’ya, Japonya’dan Brezilya’ya kadar 274 ülkenin İçişleri, Dışişleri, Bakanları ve Başbakanları hakkında izlenimler ve “diplomatik dedikodular” bulunuyor. Wikileaks’in yayınladıkları arasında Washington’dan sonra en çok Ankara kaynaklı belgeler bulunuyor. Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı 8 bin 17 belgeye kaynaklık ederken, Ankara 7 bin 918 belgeye kaynaklık ediyor. Birçok belgeye kaynaklık eden diğer bazı başkentler ise Bağdat 6 bin 677, Amman 4 bin 312, Tel Aviv 3 bin 194, Kabil 2 bin 961 ve Beyrut 2 bin 368 oldu.250 bin belgenin ayıklanıp, önemli ve ilginç olanlarının kamuoyuna sunulması zahmetli ve bir o kadar da karmaşık bir uğraş. Zaten onca çok bilgi arasından hangisinin öne çıkarılacağını belirlemek de bir o kadar güç. O yüzden Türkiye ile ilgili iddiaların neler olduğunu bir arada bulabileceğiniz bir rehber haber olsun istedik.Erdoğan’ın İsviçre hesapları WikiLeaks’in yayınladığı belgeler arasında Türkiye ile ilgili en dikkat çekici olanı kuşkusuz ki ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın AKP hükümetindeki yolsuzluk […]

Yetti de arttı!

Referandumun tozu dumanı yeni yeni dağılırken, yapılan Anayasa değişikliği üzerine gerçekleştirilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimleri ortalığı karıştırdı. Referandum öncesinde “hayır cephesinin” en önemli argümanı olan ve kısaca “iktidarın yargıyı ele geçirme planı” diye anlatılanların bir paranoya olmadığını ortaya koyan bir seçim sonucu yaşandı HSYK’de. Malum herkesin bildiği üzere seçimleri Adalet Bakanlığı’nın listesi diye bilinen adaylar kazandı. İlginç olan ise seçimlerden 2 gün önce 15 Ekim 2010’da Sözcü gazetesinde yayımlanan bir haberde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla seçimleri kazanacak kişilerin kimler olduğuna ilişkin bir liste yayımlanmasıydı. YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan da benzer bir listeden bahsederek seçimleri kazanacak adayların önceden belirlendiğini iddia etmişti. 17 Ekim 2010 günü yapılan seçimlerde iki iddiayı da doğrulayan bir sonuç çıkmış, ne YARSAV ne de Demokrat Yargı Derneği adaylarından hiçbiri seçilememiş ve Adalet Bakanlığı’nın listesi tulum çıkarmıştı. Adalet Bakanlığı her ne kadar kendi bürokratlarının da içinde olduğu listeyi desteklediği iddialarını reddetse de, listedeki tüm isimlerin önceden kimi çevrelerce dile getirilmiş olmasına karşın HSYK üyeliğine seçilmesi iddiaları doğrulamış oldu. 22 üyeden 17’si hükümet yanlısı AKP iktidarının başlangıcından günümüze dek yüksek yargıyla olan gerilimli ilişkileri, HSYK’nin yargı kökenli üyelerinin Ergenekon soruşturmalarında görev alan hakim ve savcılara ilişkin önerdiği talepler dolayısıyla açık bir mücadale alanına dönüşmüştü. Anayasa değişikliğiyle yapısal değişikliğe gidilen ve ayrı bir sekretarya, bütçe ve binası olan HSYK’ye Teftiş Kurulu da bağlanıyordu. Zaten özellikle referandumdaki “evet” cephesinin de en çok savunduğu bu değişimdi. Bu düzenlemelerin yargı bağımsızlığının önünü açacak önemli gelişmeler olduğu yorumları yapılmıştı. Ancak seçim sonuçlarından sonra ortaya çıkan tablo bütün bu düzenlemelerin yarattığı beklentileri boşa çıkardı. Yeni yapısıyla HSYK, adeta Adalet Bakanlığı’nın bir alt birimi haline gelmiş oldu. Çünkü HSYK’nın 22 asıl üyesinden 10’u Adalet Bakanlığı’nın desteğini alan hakim-savcılardan oluşurken geriye kalanlardan 4 üyeyi Cumhurbaşkanı, 1 üyeyi Adalet Akademisi, 3 üyeyi Yargıtay ve 2 üyeyi de Danıştay seçecek. Adalet Bakanı ve müsteşarının da […]

Çok mu şeffaflaştık yoksa baskı mı var?

iktidar tarafından Aydın Doğan’a böyle bir liste gittiğini anlatıyordu. Coşkun’un söylediğine göre verilen listede yazarların iktidarı destekleme oranları dahi yüzdeler halinde belirtiliyordu. İktidarın ve Başbakan Erdoğan’ın gazetelere ve gazete patronlarına yalnızca kürsüden yapılan konuşmalarla sınırlı bir etkide bulunup bulunmadığı elbette önümüzdeki yıllarda enine boyuna konuşulacak, tanıklar ve belgelerle yazılıp çizilecek. 2002 sonrasında medya mülkiyetinin yeni yapılanmasının tesadüf olup olmadığı da bu tartışmalar sonucunda ortaya çıkacak. Ancak bugün için Erdoğan’ın gazete patronlarına yönelik bu açıklamalarının “demokrasi söylemi”yle ne kadar örtüştüğü, “ifade özgürlüğünü” geliştirip geliştirmediğini sorduğumuz akademisyenler ve gazeteciler, bu sorulara büyük ölçüde olumsuz yanıt veriyorlar. Başbakan’ın ağzından çıkanlar, kafasındaki özgürlük ve demokrasi modelinin evrensel ölçütlerle pek de uyuşmadığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Gazeteci Ragıp Duran ve Kürşat Bumin, öğretim üyeleri İlter Turan, Halil Nalçaoğlu, Aslı Tunç ve Bülent Somay, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gazete patronlarına yönelik ısrarlı çıkışını HaberVsiçin değerlendirdi… “Başbakan işçi işveren ilişkisini feodal bir ilişki gibi algılıyor” Ragıp Duran Başbakan Erdoğan bu konuşmasıyla üç konudaki tutumunu net bir şekilde sergilemiş oldu: – Başbakan dünyaya, Türkiye’ye zenginler/patronlar gözüyle bakıyor: Para veriyorsunuz ‘adamlara’ benim istediğimi yaptıracaksınız bundan sonra! – Başbakan, medya işvereni ile köşe yazarı arasındaki ilişkiyi, özellikle de işveren-ücretli ilişkisini feodal çağdaki ya da daha eski dönemdeki ilişki gibi algılıyor: Ben efendiyim sen kölesin. Benim istediğimi ya da benim efendimin istediğini yazacaksın. -Nihayet Başbakan, demokrasi ve basın özgürlüğü kavramlarıyla ya henüz anakronizm nedeniyle tanışamamış ya da hoşlanmadığı kavramlarla yüzleşmek, onları uygulamak istemiyor. Başbakan’ın yaptığı bu açıklama, demokratik herhangi bir ülkede yapılsa, önce medya işverenleri,sonra tüm gazeteciler ve kuruluşları, ardından da bütün kamuoyu ve siyasi çevreler, demokrasi ve basın özgürlüğü açısından sert bir şekilde kınanır ve gerekli cevabı alır. “Başbakan yalnızca kendini tutamıyor” Kürşat Bumin Tayyip Erdoğan’nın bu çıkışı halkına karşı bir dürüstlük göstergesi veya medyaya yapılan baskının meşrulaştırılmasının ifadesi değildir. Yaptığı açıklama tamamen yapılan haberlere karşı kendisini tutamamasından kaynaklanmaktadır. Bunu baskı […]

Eyvah! 900 bin kişiye iş bulunacak

İktidar partisinin ekonomiyle ilgili bakanları ve milletvekilleri zaman zaman hazırladıkları raporlarla ortaya atılıp işsizliğe çözüm bulduklarını açıkladıklarında, gazeteler ve internet siteleri de sorgusuz sualsiz bu iddiaları manşetlerine taşıyorlar. Tabii bir bakıma hükümetten yapılan açıklamaları kamuoyuna yansıtmak habercilerin görevi sayılabilir. Ancak bu açıklamaları kamuoyuna yansıtmak kadar ortaya atılan iddiları sorgulamak da gazetecinin görevleri arasında olsa gerek. AKP Ekonomi İşleri Başkanlığı’ndan Bülent Gedikli ve Hasan Fehmi Kınay tarafından hazırlanarak 19-21 Şubat’taki Ulusal İstihdam Çalıştayı’na sunulan rapor da basında yankılanan işsizlikle ilgili son bomba oldu. “Türkiye’nin en önemli sorunu olan işsizliğe çözüm bulacağı” söylenen modelin basına yansıyan ayrıntıları kısaca şöyleydi: Toplamda 90 bin firmaya 45 milyar TL kredi kullandırılacak. Bu çerçevede 30 bin yeni firma kurulmasının önü açılacak. Faaliyeti devam eden 60 bin firmaya da ‘Kapasite artırımı’ şartı ile kredi olanağı tanınacak. Yeni kurulacak firmalara, kuruluş döneminde yatırım için 250 bin TL, işletme için de 250 bin TL olmak üzere toplam 500 bin TL kredi verilecek. Faaliyeti devam eden 60 bin işletmeye, mevcut üretim kapasitelerini artırmak üzere yaptıkları genişleme yatırımlarında kullanılmak üzere 500 bin TL’ye kadar kredi olanağı sağlanacak. Kullandırılan kredinin faizini KOSGEB üstlenecek, KOSGEB, girişimci firmayı derecelendirecek. Bu firma, anlaşmalı bankaya gidecek. Girişimci, bankaya KOSGEB’den aldığı derecelendirmeyi ve istihdam taahhütnamesini gösterecek. Teminat, Kredi Garanti Fonu’ndan karşılanacak. Firmalar, yeni işe alacakları personeli de İş-Kur aracılığıyla temin edecek, 50 bin TL tutarında her harcama, en az bir kişinin istihdamını sağlayacak, böylece toplamda 90 bin firmaya kullandırılacak 45 milyar TL, 900 bin kişiye iş imkanı sağlayacak… Hani şu aralar televizyonlarda bir banka reklamı gösteriliyor; bir çocuk, “Benim 2010’dan dileğim abimin iş bulmasıdır” diyerek anlatıyor ya aynı onun gibi… Bir yerlerden 45 milyar liralık kaynak bulunacak, firma başına 500 bin lira kredi verilecek, kişi başına 50 bin lira harcanarak 45 milyar lirayla 900 bin kişiye istihdam yaratılacak, böylece banka reklamındaki çocuğun abisi de 2010’da iş bulmuş […]

Balyoz planına balyoz gibi operasyon

Taraf Gazetesinin kamuoyunun gündemine taşıdığı “Balyoz Darbe Planı” ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa’da bugün (22 şubat 2010) yapılan operasyonlarda aralarında eski kuvvet komutanlarının da bulunduğu emekli ve muvazzaf 49 asker gözaltına alındı. Ergenekon soruşturmasına kılavuzluk eden Darbe Günlükleri’nin yazarı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, aynı dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanlarından Orgeneral Çetin Doğan ve Ergun Saygun ile emekli Korgeneral Engin Alan, eski Güney Deniz Saha Komutanı Emekli Koramiral Lütfi Sancar, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli de 4’ü muvazzaf 21 general, 27 subay, 1 astsubay olmak üzere gözaltına alınan 49 kişinin arasında bulunuyor. Camilere saldırıları da içeren planlar Geçen aylarda Taraf Gazetesi’nde yayımlanan ve altında emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın imzası olan Balyoz Eylem Planı ile ilgili haberler üzerine başlatılan soruşturmada belgelerde adı geçen askerlerden birçoğu gözaltına alındı. Taraf Gazatesi’ne bir bavul içerisinde götürülen yaklaşık 5 bin sayfalık belge, CD ve DVD’lerden oluştuğu öne sürülen Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda, 2002 sonunda başlayan ve 2003 Mart ayına kadar süren çalışmaların yer aldığı iddia edilmişti. Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camiilerinde bombalı saldırı düzenleneceği öne sürülmüştü. Bu belgeler arasında, “ıslak” yazışmalar, power point sunumlar ve orijinal antetli askeri CD’ler, dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın ve dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek’in imzasını taşıyan harekat planlarının bulunduğu iddia edilmişti. Birinci Ordu Harekat Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeli’nin de darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplantının kesintisiz ses kayıtları ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da yer aldığı kaydedilmişti. Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda 133 subay ve 29 generalin adının geçtiği iddia edilmişti. Planda imzası bulunduğu iddia edilen Orgeneral Doğan, “TSK’da her […]

Erzincan’daki deprem Ankara’yı salladı

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in, İsmailağa ve Fetullah Gülen cemaatlerine yönelik yürüttüğü soruşturma nedeniyle önce hakkında dava açıldıktan sonra Ergenekon örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanması Ankara’yı karıştırdı. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başsavcı Cihaner’i Ergenekon zanlısı olarak gözaltına aldırıp tutuklatan Erzurum Özel Yetkili Başsavcısı Osman Şanal’ın yetkilerini kaldırdı. Cihaner’in tutuklanmasını “resmi gündem” yaparak bugün toplanan HSYK, “CMK’nın 250/3. maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek görev ve yetki aşımında bulunduğunu” tespit ederek, Şanal’la birlikte Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, Özel yetkili Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı’nın da CMK’nin 250. maddesi kapsamındaki yetkilerini kaldırdı. Kurul, ayrıca 4 savcı ile arama ve gözaltı sırasında görev yapan polisler hakkında da suç duyurusunda bulundu. Dün Osman Şanal’ın öncülüğünde bir grup polis ve savcı nezaretinde adliyedeki ofisi ile evinde yapılan aramalardan sonra gözaltına alınarak Erzurum’a götürülen Cihaner, gece boyunca yapılan sorgusunun ardından bu sabah saatlerinde Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Ergenekon örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanmıştı. Bakanlık Erzurum’a sahip çıktı Hakim ve Savcılar Kanunu’nun 9. Maddesi uyarınca hakkında yürütülecek hukuki işlemleri ve yargılamasını sadece Yargıtay’ın yapabileceği Başsavcı Cihaner’in hem gözaltına alınması hem de tutuklanması ise hukuk çevrelerince skandal olarak nitelendirildi. Adalet Bakanlığı’ndan yapılan ve Osman Şanal’ın uygulamasını eleştiren yorumlara tepki gösterilen açıklamada, Cihaner’in görev değil şahsi suçları nedeniyle soruşturulduğu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 250. Maddesinin de özel yetkili savcılara bu hakkı verdiği belirtildi. HSYK savcıların yetkilerini kaldırdı Ancak bugün, Erzincan’da yaşanan olalyarı gündemine alarak toplanan HSYK bakanlığın bu açıklamasına itibar etmedi. HSYK Başkanı Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in mazeret bildirirek katılmadığı tohlantı Bakanlık Müsteşarı Ahmet Kahraman ile bakanın yerine yedek üye Çoşkun Öztürk’ün katılımıyla gerçekleştirildi. HSYK, Cihaner’e yönelik soruşturmada CMK’nın 250/3 maddesine göre, “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’da yargılanacak kişilere ilişkin soruşturmalarda özel yetkili savcıların görevli olmadığına” ilişkin hükmün Erzurum’daki savcılarca dikkate alınmadığı konusunda görüş birliğine vardı. Toplantıda Müsteşar Kahraman’ın karşı oyuna rağmen, 6 […]

Erzincan’da neler oluyor?

Tüm Türkiye’yi örümcek ağı gibi kuşatan Ergenekon adı verilen soruşturma, Temmuz 2007’de Ümraniye’de bir gecekondunun çatı katında bulunan el bombalarıyla başlamıştı. Dalga dalga yayılan operasyonlarda insana, “Hadi canım sende” dedirtecek birbirinden farklı kutuplarda birçok isim gözaltına alınıyor, darbe ve suikast…

Initiatives for Kurdish problem; are they real or make-believe

Niyazi Dalyanci It all started in May when President Abdullah Gul announced that Turkey has an historical opportunity to solve its age-old problem with its Kurdish citizens. “Good things will happen,” Gul added. Then later during a visit to Damascus, chatting with journalists accompanying him, Gul brought a little more clarification to his statement by saying, “there is a consensus between all the sectors of the society, military and civilian, they are all in cooperation and coordination that has never been achieved before. No one now is trying to undermine what the others are doing.” The euphoria created by Gul’s statements was pushed backstage because of the stormy public debate that a document allegedly written by a colonel at the headquarters of the Turkish General Staff embodied plans to overthrow the Justice and Development Party (AKP) government of Prime Minister Tayyip Erdogan and undermine the Fethullah Gulen movement, an Islamic formation that does not have a legal structure but said to play an increasing political and social role in Turkey. The Kurdish issue came back after the explosive “document” disappeared from the political agenda with no conclusive result. Most recently, Prime Minister Erdogan as he was leaving for an official trip to Damascus and Baghdad announced that there is work underway to solve the Kurdish problem. “A week ago we have initiated work to solve the Kurdish problem with my colleagues at the National Security Council. Then we have assigned the Interior Ministry to contact all the related ministries and departments, like Headquarters of the Chief of Staff, National Intelligence Organization (MIT), etc. They will also contact the parliament members elected from the area. Then they will bring us the results and we will decide on the final steps to be taken,” said Erdogan. “As politicians we are not in […]

Is the alleged “Action Plan” to undermine AKP government true or fake? One may never know!

Niyazi Dalyancı Whether a document containing plans to undermine the government allegedly written by a colonel at the headquarters of the Turkish General Staff is authentic evidence of the presence of a junta within the officer ranks or a fabrication leaked to the media with the purpose of discrediting the armed forces, dominated the political agenda in the country for the past week. Latest reports indicate that the public might never learn where the truth lies. The public debate over the document was launched in full fervor after the Taraf newspaper published it last week claiming that it was found among the evidence seized at the office of a lawyer who is presently under arrest as one of the defendants of the Ergenekon trial where nearly 200 suspects including officers, university professors, journalists, lawyers and police chiefs are charged with setting up an armed terror organization to overthrow the elected government in Turkey. Scores of defendants including top ranking generals are presently under arrest. The document titled “Action Plan for the Struggle Against Religious Radicalism” and dated as recently as April 2009, targets both the government of Prime Minister Tayyip Erdogan and the so-called Fethullah Gulen community, that has become increasingly influential in the country’s social and political scene in recent decades. The alleged plan includes a wide-range of measures, including “planting weapons, documents and material” that would point to illegal activities at houses used by the community, launching a media campaign discrediting the government and claiming that officers arrested under Ergenekon have been imprisoned because of their activities against radical Islam. The campaign plan is also aimed at accusing the Justice and Development Party (AKP) government of leading Turkey towards a society run according to Islamic Sharia law. It also mentions plans to implant agents within AKP to create […]

Taksim’de 1 Mayıs marşı

1 Mayıs’ın kutlanması konusunda sendikalarla hükümet ve İstanbul valiliği arasında ortaya çıkan gerginlik geçen yıldan farklı olarak bu yıl Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Marşı’nın söylenmesiyle sona erdi. Sabah 9:30 civarında DİSK genel merkezi’nden ayrılan işçiler ve KESK üyesi memurlar uzun süre Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde polis tarafından bekletildiler. Yan sokaklardan caddeye çıkmak isteyen gruplarla polis arasında çatışma uzun süre devam etti. Bu arada yine yan sokaklardan ana korteje katılmak isteyen gruplar da polisin sert müdahaleleriyle karşılaştı. Bu müdaheleler zaman zaman ortamın aşırı derecede gerilmesine neden oldu. Daha sonra Osmanbey’den Harbiye, Elmadağ ve Taksim yönüne yürüyüşe geçen DİSK ve KESK korteji çeşitli duraklamalarla Taksim’e ulaştı. İşçilerin buradaki bekleyişi sonrası polis barikatının açılmasıyla üç bin kişi civarındaki grup Taksim Meydanı'nı doldurdu. Böylece işçiler 1978 yılından bu yana 1 Mayıs’ta ilk kez Taksim Meydanı’na topluca ulaşmış oldu. Kazancı Yokuşu önünde toplanan kalabalık 1 Mayıs 1977’de gerçekleştirilen provokasyon sonucu hayatını kaybeden 36 kişiyi andı ve ardından yıllar sonra ilk kez Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs marşı toplu olarak söylendi. Gösteride konuşan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ve KESK Başkanı Sami Evren bunun bir başlangıç olduğunu belirterek işçi sınıfının yoksulluk ve yolsuzluğa karşı mücadelesini sürdüreceklerini dile getirdiler. Konuşmalar sırasında Taksim Atatürk Anıtı çevresi bir şenlik alanı görünümündeydi. 13:30’da ise mitingin sona erdiği duyuruldu.

Birbirinden ilginç belgeler

Ergenekon davasının geçen ay açıklanan ikinci iddianamesinde sansürlenen JİTEM belgelerine yer verilmeyen ek klasörlerin içinde operasyonlarda Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun planladığı 4 ayrı darbe planına geniş yer verildi. Bunların yanısıra ek klasörlerde operasyonlarda gözaltına alınanlardan ele geçirilen belgeler, telefon görüşmesi tutanakları, istihbarat notları, Özden Örnek’in Darbe Günlükleri ile Mustafa Balbaya’a ait günlük ve notlar, çeşitli kişi ve kurumlara ait fişleme bilgeleri, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kimi aile üyelerine ait özel bilgiler de bulunuyor. Belgeler arasında Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’e ait özel bilgilerin de Şener Eruygur’un ofisinden çıktığı belirtiliyor. Ayrıca Savcı Öz’ün çocuklarının okuduğu okullarla ilgili bilgilerin yer aldığı belgeler de dosyada. ADD’nin belgeleri Uzman bir ekip tarafından Ergenekon davasının ikinci iddianamesine ait binlerce sayfa tutan 248 ek klasör, 2 DVD’ye aktarıldıktan sonra bir örneği davaya bakacak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildi. İddianamenin 248 klasörlük dosyalarınde 1 ile 30 nolar arasında olanları Atatürkçü Düşünce Derneği’nden çıkan yazışmalar, tüzük metni, izleme tutanakları, İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçiliğinin raporları, gelir – gider tablolarından oluşuyor. ADD’den ele geçirilen evraklar arasında; 1995-2007 yılları arasındaki genel kurul, mali işler, üyelik başvuruları, yetki belgeleri gibi resmi dokümanlar, Türkiye’nin dört bir yanındaki üyelere ve yöneticilere ait nüfus cüzdanı fotokopileri, açık adres gibi bilgilerin yer alması dikkat çekti. Klasörlerde ayrıca denetleme tutanakları, delege listeleri, genel kurul kayıtları, emniyet ve valiliklere yazılan yazılar, panel ve organizasyon duyuruları, tapular ve beyannameler de yer aldı. İddianamede ayrıca 11 Haziran 2000 tarihindeki genel kurulun yapıldığı MEB Şura Salonu’nun şeması “ADD Tedbir Planı” başlığıyla, basın açıklaması görüntülerine dair 14 adet kapalı zarf içerisinde CD ve DVD olarak yer aldı. Benzer belgelere başka klasörlerde de yer verilirken, emekli Orgeneral Şener Eruygur’a ait bölüm ise 15 klasörden fazla tutuyor. Bu belgeler arasında iletişim tespit tutanakları, Eruygur’un ADD Genel Merkezi’ndeki odasından çıkan belgeler, gizli ibareli dokümanlar ve eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la ilgili […]

Diyet listesi var, suç belgeleri yok

Ergenekon davasının geçen ay açıklanan ikinci iddianamesinde yer verilen ve bir takım illegal faaliyetlerin gerçekleştirildiğine yönelik atıflarda bulunulan JİTEM (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) belgeleri sansürlendi. İkinci iddianamenin dün (27 Nisan 2009) sanık avukatlarına dağıtılan 248 klasörden oluşan eklerinde, Ergenekon davası sanıklarından JİTEM’İn kurucusu Arif Doğan’dan ele geçirilen belgelere yer verilmedi. Sansürlenen JİTEM belgelerine yer verilmeyen ek klasörlerin içinde operasyonlarda ele geçirilen belgeler, telefon görüşmesi tutanakları, Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun planladığı 4 ayrı darbe planı, istihbarat notları, Özden Örnek’in Darbe Günlükleri ile Mustafa Balbaya’a ait günlük ve notlar, çeşitli kişi ve kurumlara ait fişleme bilgeleri, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kimi aile üyelerine ait özel bilgiler de bulunuyor. JİTEM’in illegal faaliyetleri anlatılıyordu Ek klasörlerde Arif Doğan’a Ankara Numune ve Araştırma Hastanesi Beslenme Diyet Bölümünün verdiği perhiz listesi bile yer verilirken, JİTEM’in faaliyetlerinin anlatıldığı yüzlerce belge “devlet sırrı kapsamında gizliliği bulunduğu” gerekçesiyle dosyaya konulmadı. İlk iddianamenin bazı sanıklarda ele geçirilen ve davanın delilleri arasında sayılan kimi askeri belgeler de sansürlenmişti. Askeri makamların ısrarla “yok” demesine karşın çeşitli olaylar vesilesiyle deşifre olan ve adı sık sık dillendirilse de yıllardır varlığı tartışılan JİTEM’e ilişkin belgeler 14 Ağustos 2008r günü gözaltına alınan Arif Doğan’ın Beykoz’daki deposunda ele geçirilmişti. “Gizli” ibareli yüzlerce dokümanda JİTEM’in nasıl kurulduğunun yanısıra, örgütün legal ve illlegal faaliyetlerine ilişkin çok sayıda belgeyle ilgili ikinci iddianamede belgelerin içeriğine yönelik sadece atıf yapılarak detaylı bilgiler verilmemişti. İkinci iddianamede konuyla ilgili atıf yapılan bölümlerde JİTEM elemanlarının kendilerine PKK militanı süsü vererek eylem yapmaları, JİTEM operasyonlarında ele geçirilen silah ve mühimmatın kayıt altına alınmadığı, suça karışmış kişilerin para karşılığında örgüte karşı kullanılması, Doğu ve Güneydoğuda yıllarca bir çok faili meçhul cinayet ve kaçırıp kaybetme olaylarında sorumluluğu bulunan Hizbullah örgütüyle JİTEM’in kurduğu ilişkiler ve birlikte yürüttüğü faaliyetler anlatılıyordu. Savcılar suç işliyor Hukukçular, ikinci iddianamede özellikle JİTEM’le Hizbullah arasında bir takım ilişkilere dikkat çeken ve bazı illegal faaliyetlere […]

Elektronik oylama seçim hilesine çare mi?

29 Mart tarihinde yapılan yerel seçimler, hiç kuşkusuz bu zamana kadar en çok tartışılan seçimlerden biri oldu. Sandıkların açılmaya başlamasıyla beraber, bazı bölgelerde yaşanan elektrik kesintileri, seçim bilgi sisteminin çökmesi, sandık kaçırma girişimleri “Seçime hile karıştı” iddialarını da beraberinde getirdi. Sonrasında yakıldığı iddia edilen ve çöp kutularından çıkan oy pusulaları da bunlara eklenince yaklaşık 20 ilde, çeşitli partilerden seçim sonuçlarına itirazlar geldi. Birçok ilde oylar yeniden sayılmaya başlandı. Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından, Türkiye’de var olan seçim sisteminin yanlış olduğu, “yolsuzluk ve hile” ihtimallerinin en aza indirgenmesi için farklı bir seçim sistemine geçilmesi gerektiği tartışmaları başladı. Farklı bir seçim sisteminden kastedilen ise “elektronik oylama”ydı. Birçok ülkede kullanılan bu sistemde yüzde yüz güvenilirlikten söz edilmese de, sandık yolsuzluklarının önemli bir ölçüde önüne geçmenin mümkün olduğu söylendi. Yerel seçimlere “hile” karıştığını iddia eden ve bunun da elektronik oylamaya geçişle en aza indirgenebileceğini düşünen CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, böyle düşünen isimlerden biri. Tekin, Türkiye’deki oy verme ve sayma sisteminin yolsuzluğa fazlasıyla açık olduğunu hatırlatarak, elektronik oylamada da yolsuzluklar yaşanabileceğini ancak bu riskin şu an yapılabilenlerin milyonda biri olacağını vurguladı. Tercih edilen elektronik uygulama Seçim hilelerine çare olarak gösterilen ve çeşitli ülkelerde uygulamaya konulan elektronik oylama siteminde, alışık olduğumuz kağıt oy pusulaları yerini çeşitli aygıtlara bırakıyor. Bu aygıtlarda toplanan oylar yine bu aygıtlarla değerlendiriliyor. Bu sistemin tercih edilmesinin altında ise, seçim maliyetlerini azaltmak, seçim sürecini hızlandırmak, seçim sonuçlarını belirleme ve duyurma hızını artırmak, yolsuzlukları önlemek ve seçime katılımı artırmak gibi nedenler yatıyor. Yani, seçimlerde birtakım sebeplerden ötürü oy kullanamayan insanlar da, bu sistemle birlikte görevlerini yerine getirmiş oluyorlar. Sistemi ilk benimseyen ülkelerden biri olan Kanada’da 1990’lardan beri yerel seçimlerinde, Brezilya’da ise 1996 yılından beri elektronik oylama kullanılıyor. Yine Belçika’da 1991 yılından beri hem genel hem de yerel seçimlerde yaygın bir şekilde kullanılıyor. Sık sık oy sandıklarının çalınması sorunuyla karşılaşan ve 2004 yılındaki […]

Bu da vatandaşın kriz paketi

sayfasından da imza vererek katılınabiliyor. 7. Pakette sıralanan talepler 1- Temel gıda maddelerinden ve ilaçtan KDV’nin kaldırılmasını ve bunlara 1 yıl boyunca zam yapılmamasını istiyoruz. Konutlarda elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet faturalarına uygulanan tüm vergiler, sabit ücretler ve fon kesintilerinin kaldırılmasını istiyoruz.2 -Kişilere ait kredi kartı borç faizlerinin silinmesini, kalan borçların 2 yıllık ödeme planıyla taksite bağlanmasını istiyoruz.3 – Asgari ücretin iki katına çıkartılmasını, vergiden muaf tutulmasını istiyoruz.4-İşten çıkarmaların yasaklanmasını, çalışma sürelerinin ücret kaybına yol açmaksızın kısaltılmasını istiyoruz.5 – Bütün işsizlere “işsizlik kartı” verilmesini, bu kart sahiplerine elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet faturalarında yüzde 50 indirim yapılmasını ve toplu ulaşımın ücretsiz olmasını istiyoruz.İşsizlik ödeneğinin arttırılmasını ve kapsamının genişletilmesini istiyoruz.6 – Yoksulluk sınırı altında yaşayan konut kiracılarına nakdi kira desteğinin sağlanmasını istiyoruz. Kentsel dönüşüm uygulamalarının durdurulmasını istiyoruz.7 – En düşük gelire sahip kesimlerden başlayarak “vatandaşlık geliri” uygulamasına bir an önce geçilmesini istiyoruz.

PKK soslu DTP operasyonu

PKK’nın şehir yapılanmasına yönelik olduğu iddia edilen bir soruşturmayla, 4 gün önce Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) yönelik yurtçapında yapılan operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 200’ü geçti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 14 Nisan günü başlatılan ve Türkiye geneline yayılan operasyon kapsamında bugün de (17 Nisan) İstanbul, İzmir, Ankara ve Batman’da baskınlar gerçekleştirildi. DTP’nin il ve ilçe binaları ile çeşitli adreslere eş zamanlı olarak yapılan baskınlarda yaklaşık 100’den fazla kişi gözaltına alınırken, yapılan aramalar sonunda bilgisayarlar ile bazı dokümanlara da el konuldu. Operasyonlarla ilgili sorularımızı yanıtlayan DTP Diyarbakır Miletvekili Selahattin Demirtaş, baskınların partilerinin siyasi iradesini kırmaya ve yalnızlaştırmaya yönelik bir operasyon olduğunu söyledi. Partilerini hedef alan operasyonları “hazin” diye nitelendiren Demirtaş, “Hükümetin içine düştüğü çaresizlik ve acıyı gösteriyor. Hükümetin seçimde yenildiği bir partiye karşı intikam alma ve güçten düşürmeye yönelik bir operasyondur bu. Hükümet içine düştüğü bu aciz durumdan çıkmak istiyorsa DTP’nin siyaseten önünü açmalıdır” dedi. Devlet karar verdi hükümet uyguladı Operasyonların “devlet kararı” olduğunu vurgulayan Demirtaş, “Hükümet de bu devlet kararının icracısıdır. Bunda hükümetin işine gelen kısım ise DTP’nin siyaseten güçsüzleştirilmesidir. Ama bu durum savaşın devamını isteyen güçlerin ekmeğine yağ sürer. Kürtlere ‘siyaset yapma’ deniyorsa ne diyorlar tam olarak bunu da açıklasınlar. Bütün kaygımız, barış adına ılımlı gibi görünün bu sürecin sekteye uğramasıdır. Çünkü umutların doğduğu bir dönemde böylesi bir operasyon çözüm arayışlarını zora sokar ki bu operasyona karar verenler ve uygulayanlarda bunun farkındadır” şeklinde konuştu. DTP örgütün değil çözümün parçası Partilerinin PKK’nin siyasi kanadı olduğuna ilişkin yorumlarla ilgili, “Biz kimsenin uzantısı ya da parçası değiliz” diye yanıtlayan Demirtaş, “DTP bağımsız siyaset yapan, meşru ve legal bir partidir. Ama buna bile tahammül yoksa durum vahimdir. Kimse adına söz söyleme yetkimiz yoktur ve sadece DTP adına konuşuruz, PKK ile konuşmak isteyen doğrudan konuşur. Bu şekilde bizi kabul eden eder, etmeyenin kendi ayıbıdır. Ancak devlet Kürt sorununun çözümünde aktif rol oynamak isteyen ve çözüm […]

Seçim bitmedi!

Resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Büyükçekmece’de seçimi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Hasan Akgün kazandı. Seçimi 640 oyla kaydeden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) adayı İlker Gürbüz sonuçlara itiraz etti. İtirazın kabul edilmesi üzerine iptal edilen oylar üçüncü kez sayılıyor. CHP’li ve AKP’li partililer, Yüksek Seçim Kurulu’nun bulunduğu Büyükçekmece Adliyesi önünde beklerken olayların büyümemesi için polis iki grup arasına barikat ördü. CHP adayı Hasan Akgün bu seçimlerde “evet” mührünün kullanılmadığını, sadece “tercih” yazılı mühürlerin kullanıldığını fakat açılan sandıklardan AKP’ye “evet” basılmış oy pusulalarının çıktığını ve bu oyların sayıldığını iddia etti. Beylikdüzü’nde yaptıkları itirazın kabul edilmemesini çifte standart olarak değerlendiren Akgün, “Neden CHP’nin kazandığı ilçelerdeki itiraz kabul ediliyor da, AKP’nin kazandığı ilçelerde itiraz kabul edilmiyor” diye konuştu. Akgün “Büyükçekmece’ye bağlı Karaağaç köyünde sandıklar, kapılar kapatıldıktan sonra sabaha karşı sayılmıştır. Bu dört beş tane sandığın içinden çok yüksek sayıda AKP oyunun çıkması son derece düşündürücüdür” diye konuştu. CHP’nin itiraz ettiği ilçelerde oy oranları TuzlaAKP: 40.6CHP: 38.8BeylikdüzüAKP: 32.1CHP: 30.6BeyoğluAKP: 35.3CHP: 32.9BayrampaşaAKP: 44.5CHP: 35.7ÇekmeköyAKP: 45.3CHP: 41.1 Beylikdüzü’nde “suç belgeleri” İstanbul Beylikdüzü’de ise AKP’nin adayı Yusuf Uzun’un 850 oy farkla kazandığı sayıma “sahte oy kullanıldığı” gerekçesiyle CHP tarafından itiraz edildi. CHP İl Başkanı Gürsel Tekin basın açıklamasında İlçe Seçim Kurulu tarafından itirazlarının kabul edilmediğini bu nedenle İl Seçim Kurulu’na, o da olmazsa Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracaklarını belirtti. Gürsel açıklamasında birçok ilçede oy çalındığını, aylardır kesilmeyen elektriklerin nedense seçim gecesi kesildiğini, 22 Temmuz 2007 yerel seçimlerinde sorunsuz çalışan sistemin 29 Mart akşamı çökmesinin soru işareti yaratığını söyledi. Tekin, Sultangazi ilçesinde de itiraz kararı aldıklarını belirtti. CHP Beylikdüzü başkan adayı Vecdet Öz de Büyükçekmece Adliyesi önüne gelerek, elindeki sahte olduğunu iddia ettiği oyları gösterdi ve CHP’lilere seslendi. “Beylikdüzü sokakları bu suç belgeleriyle dolu” derken adliyenin camından bakan AKP adayı Yusuf Uzun’a seslendi. CHP bu ilçede, 6 bine yakın oyun gömüldüğünü ve jandarma tarafından kazı yapıldığını iddia ediyor. […]