Ankara'da 'Cumhur'un gazla imtihanı

29 Ekim kutlamaları için Ankara'ya hareket eden otobüslerin gece boyunca engellenmesinn ardından polis Ulus'taki göstericilere gazla müdahale etti.

29 Ekim kutlamaları için Ankara'ya hareket eden otobüslerin gece boyunca engellenmesinn ardından polis Ulus'taki göstericilere gazla müdahale etti.

Arap dünyasından sol hareketlerin temsilcileri ayaklanmaların Amerika, İsrail ve islami hareket eksenine hapsedilmek istendiğini söylüyor.

Erdoğan'ın “İfade özgürlüğünün zirvede olduğu bir dönemden geçiyoruz” dediği kongreye yedi gazetenin alınmaması, meslektaşları tarafından fark edilmedi!

İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Bölümü'nden Serhan Ada ve Asu Aksoy, tiyatro tartışmasını bütün yönleriyle HaberVs'ye yorumladı

2008'de sevenlerinin oylarıyla Fethullah Gülen'i "Yılın entelektüeli" seçen Foreign Policy, Ahmet Şık ve cemaati yazdı
Vatanın zerresi kutsal değildir, kutsal olan insan hayatıdır. Ama ne acı ki yığınlar, “Vatanın bir zerresini vermem” diyerek kandırılıyor.

Metin Lokumcu’nun cenaze töreni sırasında gözaltına alındıktan sonra Erzurum’da serbest bırakılan gazeteci Cemil Aksu ve Başaran Aksu, Hopa’da 31 Mayıs ve sonrasında yaşananları anlatıyor. İşte olayları bire bir yaşayan gazetecilerin kaleminden geçmişi ve geleceğiyle Hopa… dergisinin editörüdür.

Haber ve Çeviri: Üç aydır tutuklu bulunan HaberVseditörü Ahmet Şık, dünya basınında yer bulmaya devam ediyor. Almanya’da haftalık yayımlanan Focusdergisinin son sayısında yer alan bir makalede Ahmet Şık’ın tutukluluğuna dikkat çekildi. Derginin Yakın ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Andrea Claudia Hoffmann tarafından yazılan makalede “Yargının keyfi tutumunun başlıca örneği marttan beri tutuklu olan Ahmet Şık’tır” denildi. “Sultan Tayyip Erdoğan”başlıklı yazıda Türkiye’de son dönem gelişmeler ele alındı. Yazıda Türkiye’de hükümeti eleştirmenin gazeteciler açısından işinden olmakla eşanlamlı olduğu vurgulandı. Türkiye’de halen 68 gazetecinin tutuklu olduğuna dikkat çekilen yazıda yargının keyfi tutumunun başlıca örneğinin marttan beri tutuklu olan Ahmet Şık olduğu belirtildi. Ahmet Şık’ın kitap taslağının savcılık emriyle silinmesine karşın internette elden ele dolaştığı ifade edildi. Yazıda kitap şu sözlerle tanıtıldı: “Ahmet Şık ‘İmamın Ordusu’nda Erdoğan’ın Akpartisine ideolojik olarak yakın duran, İslami muhafazakar Gülen Hareketi üyelerinin Türk polisinin içine sızdığı iddiasını ileri sürüyor. ‘Bu hareket İslam ile Milliyetçilik arasında bir bağ kurmaya çalışıyor’ diyor Ahmet Şık hapisten.” Dr. Hoffmann ayrıca yazısında kitap taslağından da şu alıntılara yer verdi:“2000 yılından itibaren Türkiye’nin yönetici kadrosunu dönüştürmek için bu hareket 80li yıllardan beri eğitim alanında aktif olmuştu: Bu kadro kendine Altın Nesil adını vermişti ve gerçekten de Gülen öğrencileri bugün içeride önemli pozisyonlara sahip. Polisin, yargının ve eğitim sisteminin içinde. Amaçları İslam inancını bürokrasiye iyice yerleştirmek.” Focusdergisinde yer alan “Sultan Tayyip Erdoğan” başlıklı yazının tamamını aşağıda bulabilirsiniz. Sultan Tayyip ErdoğanAndrea Claudia HoffmannFocus / 30 Mayıs 2011 Türk sanatçı Bedri Baykam kemerinde bir tabanca taşıyor. Bunun için geçerli nedenleri var. Kısa süre önce İstanbul’da sokak ortasında bıçaklandı. “Pis herif bir milimetre daha derine saplasaydı, şimdi ölmüş olacaktım” diyor ve karnındaki bıçak yarasının üstüne sardığı beyaz sargı bezini gösteriyor. Baykam şuna inanıyor: “Bu manyak bir İslamcının yaptığı münferit bir saldırı değil. Onu bir infaz timi yollamış” Recep Tayyip Erdoğan ve onun tarafından kurulan İslami Akparti hükümetinin Türkiye’deki 9. […]
Hopa’da emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne neden olan biber gazı terörü, Türk Tabipler Birliği’nin uyarılarına rağmen Ankara, İzmir ve diğer illerden sonra İstanbul Şişli’deydi. Video: Hopa’da çıkan olaylar sırasında öğretmen emeklisi Metin Lokumcu’nun biber gazından etkilenerek hayatını kaybetmesinin ardından, tüm yurtta devam eden protesto gösterileri polisin orantısız şiddetiyle karşılaşıyor. Emek örgütlerinin çağrısıyla İstanbul Mecidiyeköy’deki AKP Şişli İlçe Başkanlığı önünde eylem yapan yüzlerce kişi gaz bombası ve basınçlı suyla dağıtıldı. Mecidiyeköy’de yapılan basın açıklaması sırasında, açıklama henüz devam ederen bazı polislerin etrafta toplanan halka “birazdan biber gazı sıkılacak burada durmayın” uyarısı yaptığı duyuldu. İstanbul Tabip Odası, KESK İstanbul Şubeler Platformu, DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği ve TMMOB İl Koordinasyon Kurulu’nun çağrısıyla 19.00 İstanbul Şişli Cevahir AVM önünde bir araya gelen yüzlerce kişi Hopa’da yaşanan ve ardından tüm ülkeye yayılan olayları protesto etmek için Mecidiyeköy’e yürüdü. Eylem çağrısı yapan örgütlerinin yanısıra Metin Lokumcu’nun da üyesi olduğu Eğitim-Sen, Halkevleri, Derelerin Kardeşliği Platformu, ÖDP, SDP, SODAP, DEK, Öğrenci Kolektifleri ve Gençlik Muhalefeti’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda örgüt katıldı. Eylemciler “Her yer Hopa her yer direniş”, “Öğretmenin katili AKP’nin polisi”, “Tek yol devrim” sloganlarıyla AKP Şişli ilçe binası yönünde yürüyüşe geçti. AKP binası önüne gelindiğinde emek örgütleri adına bir basın açıklaması okundu.”Bu cinayetin ve arkasından yaşanan saldırıların sorumlularının hak ettiği cezayı alması için gerekli mücadelenin sürdürüleceğini kamuoyuna ilan ediyoruz.” denilen açıklamada “Cinayetler, düzmece mahkemeler, keyfi gözaltı ve tutuklamalara karşı” direniş çağrısı yapıldı. Türk Tabipler Birliği adına konuşan Ali Çerkezoğlu da protestolara karşı biber gazının kullanılmasının ölümcül sonuçları olduğunu belirterek, hükümetin bu öldürücü silahı kullanmaması konusunda uyardı. Açıklamaların ardından eylemciler AKP binasını korumak için barikat kuran polislere yumurta attı. Kısa süre sonra da polis saldırısı gerçekleşti. Tazyikli su ve gaz bombası ile saldıran polis yakaladığı eylemcileri darp etti. Polisin gaz bombalı saldırısında Eğitim-Sen 8 no’lu şube yöneticisi Barış Demirci, Eğitim-Sen 8 no’lu şube üyesi Özgür Yüksekdağ […]
Senaryosunu Yılmaz Erdoğan‘ın yazdığı ve Ömer Faruk Sorak‘la birlikte yönettiği 2001 yapımı Vizontele‘yi hâlâ seyretmeyeniniz varsa mutlaka izleyin. 10 yıl içinde Türk sinemasının kültlerinden biri haline gelen Vizontele, bugün pek çoğu süper star haline gelmiş oyuncuların hayat verdiği karakterleri ve diyaloglarıyla izlemeye doyamayacağınız bir yapım. Vizontele’nin en sevdiğim ve bana en çarpıcı gelen diyaloğu, kasabaya televizyon getirmeye çalışan belediye başkanı Nazmi(Altan Erkekli) ile karısı Sıtı Ana (Demet Akbağ) arasında geçer. Nazmi eve yeni getirdiği televizyonu huşu içinde seyredip yarı tozunu alma, yarı okşama havasındayken içeri Sıtı Ana girer ve sorar; “Nedir bu?” Nazmi başını kaldırmadan cevap verir: “Vizonteledir hanım” ve konuşma devam eder: – Ne işe yarıyor? – Dünyayı evimize getirecek. Sıtı Ana kısa bir duraklamadan sonra bir omzunu hafiften kaldırarak sorar: “Sebep?” Başbakan’ın Haliç Kongre Merkezi’ndeki “Çılgın kalabalık” önünde sunduğu “Çılgın projesini” dinlerken aynı soru aklıma geldi… “İstanbul’un batısında, Marmara’yla Karadeniz’i birleştiren bir kanal açacağız. Bu kanalın uzunluğu 45-50 kilometre, genişliği 150-200 metre olacak, böylece İstanbul’da iki yarımada ve bir ada oluşacak… “ Peki, Sayın Başbakan, ben de Sıtı Ana gibi soruyorum: Sebep? Diyorsunuz ki, ”Projenin önemli gerekçelerinden birisi, Boğaz trafiğini azaltmak ve Boğaz’daki tehlikeyi ortadan kaldıracak derecede minimize etmeye yöneliktir. Şu anda İstanbul Boğazı’ndan yılda 358 milyon 590 bin ton yük taşınıyor. Yılda yaklaşık 4 milyon ton LPG, 3 milyon ton kimyasal madde ve 139 milyon ton petrol taşınıyor. 147 milyon ton tehlikeli madde her gün her saat İstanbulumuzu, İstanbulumuzun güzelliğini, İstanbulluları ciddi manada tehdit ediyor. Bir medeniyet şehri olan İstanbul’da kültürel eserler, ata yadigarları ciddi tehdit altında. Boğaz ve çevresinde yaşayan, çalışan 2 milyona yakın nüfus aynı şekilde tehdit altında…” Hemen arkasından da ekliyorsunuz: “Kanal sadece bir ulaşım projesi, enerji ve çevre projesi olarak görev yapmayacak, kanal çevresinde modern bir yaşam alanını da oluşturacağız. Bunlar düzenlemede çok daha farklı ölçütlerde olacak. Kongre, festival, fuar merkezleriyle, otelleri, spor […]


Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), İstanbul Sütlüce’deki AKP İl Başkanlığı önünde ‘Sivil İtaatsizlik’ kapsamında oturma eylemi gerçekleştirdi. Eyleme yaklaşık 500 kişi katıldı. Kürtçe ve Türkçe “Biji serok Apo” (Yaşasın başkan Apo) ve “Öcalan’a uzanan eller kırılsın” şeklinde sloganların atıldığı eylemde, BDP il yönetiminden Felemez Erkan konuştu. Erkan, çatışma ortamı olmaması için uyarılarda bulunarak “Biz buraya yalnızca sesimizi duyurmaya, isteklerimizi bildirmeye geldik” dedi. Erkan, hükümetten siyasi tutukluların serbest bırakılmasını, askeri operasyonların durdurulmasını ve yüzde 10 seçim barajının indirilmesini talep ettiklerini belirtti. Dışarıda eylem sürerken, AKP binasının içi eylemden habersizdi. AKP İl Basın Danışmanlığı’na eylem hakkındaki görüşleri sorulduğunda “ne eylemi?” yanıtı alınması içerinin dışarıda olanlardan habersiz olduğunu gösteriyordu. Zira herkes akşam yemeği ve sonrasında mitetvekilleriyle yapılacak toplantının hazırlıklarını sürdürüyordu. Eylemin başlamasına yakın yaklaşık 30 polis varken, eylemcilerin sayılarının artmasıyla, 15 dakika içerisinde emniyet güçlerinin de sayısı 300’e çıktı. Polis, AKP İl Başkanlığı binasının önünde oturan eylemcileri kaldırarak, binanın karşısındaki Haliç kıyısına kadar götürdü. İstanbul Valiliği, olası bir çatışma için özel timi panzer ve göz yaşartıcı bombalar ile eylemde hazır bulundurdu. Eyleme katılan Nevzat Çeşme, “Biz savaşmak istemiyoruz, barışmak istiyoruz. Amacımız kamuoyununun dikkatini çekmek, sivil itaatsizlik kararımızın sürdüğünü göstermek” dedi. Eyleme katılanlar arasında yedi çocuğuyla birlikte gelen Berfin Kara, “Başbakan anadilde eğitim hakkımızı versin, çocuklarımla birlikte bizi dağa kaçırmasın” diyerek hükümetten talepleri doğrultusunda adım atılana kadar, oturma eylemlerinin devam edeceğini ifade etti.
BDP Milletvekili Sebahat Tuncel’in Bilgi Üniversitesi’ndeki “başörtüsüne ve anadile özgürlük” konulu panelindeki konuşması sırasında salonda kısa süreli bir arbede yaşandı.Video: Gülfem Karataş – Ertan ÖnselBilgi Üniversitesi Dolapdere yerleşkesi’nde düzenlenen ”başörtüsüne ve anadile özgürlük” başlıklı panele katılan BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, konuşmak için kürsüye çıktığı anda salonda arbede çıktı. Arka sıralarda oturan iki dinleyicinin kavga etmesi üzerine kısa süreli bir kargaşa yaşandı. Salondakiler bu kavgaya “faşizme karşı omuz omuza” diye tepki gösterdi. Üniversite güvenliğinin olayı yatıştırmasının ardından iki kişi salondan çıkarıldı ve panel devam etti. Arbede sırasında tüm güvenliklerin kavga mahaline müdahele etmesi ancak Sebahat Tuncel’in kürsüde yanlız kalması dikkat çekti.Tuncel, kürsüye çıkmadan ve olay başlamadan önce salondaki basın mensuplarının sorularını yanıtlamış ve bacağındaki yarayı göstererek, Nevruz kutlamaları sırasında polisin attığı gaz bombasının neden olduğunu söylemişti.

Silopi’deki tokat olayı için savunma yapmayacağını dile getiren BDP’li Sebahat Tuncel suçun devlette olduğunu yineledi. “‘Nükleere hayır’ diyenlere ‘O zaman tüp de kullanmayın’ diyen inanılmaz bir Başbakan var. AKP halkın lehine hiçbir şey yapmıyor.” Nevruz törenlerinde polise attığı tokatla gündeme gelen Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, bu olay nedeniyle kendisini savunmayacağını çünkü suçun kendisi değil devlet tarafından işlendiğini, Başbakan ve bakanların söylemleriyle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olduğunu söyledi. “Başbakan, ‘Polise inen tokat için hesap soracağız’ diyor. Neden toplu mezarların hesabını sormuyor.” Sebahat Tuncel, Antikapitalist Öğrenciler Platformu’nun İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlediği “başörtüsüne özgürlük ve anadilde eğitim” temalı söyleşide Tarafgazetesi yazarı Roni Margulies ve platform temsilcisi Nisan Ak’la birlikte konuşmacı olarak yer aldı. Tuncel kürsüye çıktığı sırada kısa süreli bir arbede yaşandı. BDP Milletvekilini protesto eden iki kişinin salon dışına çıkarılmasının ardından başlayan söyleşide, sürpriz olmadığı üzere Tuncel’in Silopi’deki Nevruz yürüyüşünde polise attığı tokat damgasını vurdu.“Sebahat polise tokat attı sanıyordum, atamamış” Roni Marqulies konuşmasına “ Gazetecilik zor meslek. Burada bugün bu kadar gazeteci olmasının sebebi Sebahat’ın polise tokat atmaya çalışması. Ben attı sanıyordum, yazık ki atamamış” diyerek başladı. Medyayı, kendi gazetesi de dahil, Nevruz kutlamalarını sadece Sebahat Tuncel’in tokadı ve Bengi Yıldız’ın atamadığı taş olarak değerlendirmelerinden dolayı eleştirdi. Laik-Sünni Müslüman-Türk Devleti oluşturularak halkın tümüne düşman bir devletin oluşturulduğunu anlatan Marqulies devletin azınlıkları dışlayıp daha da azalttıklarını, Rum sorununun bu nüfusun 1500-2000 kişiye düşürülerek çözüldüğünü, Kürt sorununun ise kalabalık oldukları için çözülemediğini söylerken, “Geriye bir iki tane biblo gibi Ermeni ve Rum bırakarak sorunu çözdüklerini sandılar” dedi. Fakat karamsar olmadığını da şu cümleleriyle açıkladı. “Kürtlere artık dağ Türkleri denmeyecek. Bu memlekette bir daha halkın tümünü dışlayan bir devlet olmayacak. Genelkurmay’da üç beş askerin oturup darbe planı kurduğundan şüpheniz olmasın. Darbe planından bahsederken Oda TV’yi de anacaktım ama kapatıldı. Ama artık kazanıyoruz.” Yine de demokratikleşme yolunda mesafe kat edildiğini, […]

Başkakan’ın arkeoloji hakkında yeterince bilgilendirilmediğini kabul edecek kadar iyimser olamayız. Başbakan bilerek konuşuyor, daha önce de konuşmuştu. İmam böyle konuşunca bakın cemaat ne yapıyor.*

“Biz de filanca haberden, yazıdan, konuşmadan ötürü onlarca yılla yargılandık. Neden kimse o zaman sesini çıkarmadı?” Demek istediğimiz tam da budur. Demokratik bir Anayasa yoksa… sayfalarımızdan izleyebilirsiniz ***Bağımsız mahkemeler?..İstiklal Mahkemeleri!27 Mayıs 1961 cuntasının mahkemeleri!12 Mart 1971 cuntasının mahkemeleri!12 Eylül 1980 cuntasının mahkemeleri! Bütün bu süreçlerde yargı devlet erkinin halka karşı kullandığı zorbalığın bir parçası olmanın ötesinde nasıl bir işlev yapmıştır? Eğer hukuk eğitimi almak bir ölçütse, bütün cunta zamanlarının savcıları, hakimleri, yargıçları da hukuk eğitimi almıştır? Yargı sisteminin iç işleyişine yüklenen anlamlarsa ölçüt ve bu anlamlar iddia edildiği gibi değişen her iktidarda/ yönetimde şayet “bir içerik değişikliğine uğramıyorsa” bütün bu süreçlerde geçerli olan bu anlam bütünlüğü bugün için de pekala geçerlidir. Değilse, bugün de bazı değişikliklerin olduğunu düşünmek zorunlu olmaz mı? Çok bilinen örneklerden ikisine bakalım: Gazeteci Metin Göktepe’yi işkence ederek öldürenlerin yargılanma biçimi ve sonucu ortada… Hrant Dink’i öldürenlerin araştırılma, soruşturulma ve yargılanma biçimine ilişkin yayımlananlar yargıya ilişkin yekpare bir kalıp kullananları hiç mi zorlamıyor? ***Bir ironi midir?Öyle bir ironi ki, görsen “İroni” demezsin!Yargının bağımlılığı, bağımsızlığı, yargının içinde yaşadığı devlete egemen olan güçlerle ilişkisi tarihin bütün aşamalarında sorgulanmıştır. Bu, bizim ülkemizin de çok yabancısı olmadığı bir durumdur. Şeyh Said’e idam kararı veren yargı; Seyit Rıza’yı yaşını bir gecede küçülterek, oğlunun yaşını bir gecede büyüterek idam veren yargı; Adnan Menderes ve arkadaşlarına ipe gönderen yargı; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı asan yargı; Necdet Adalı, Erdal Eren gibi elli genç insanı darağacına gönderen yargı… Bu kararlardan biri bile adilce bir yargının ürünü olabilmiş midir? Bu kararlardan bir tekinin sonucu bile, “Suç” sayılan fiillerden bir tekini ortadan kaldırmayı başarmış mıdır?Cumhuriyetin bütün dönemlerinde işkenceyle öldürülenlerin faillerini koruyan yargıya “Bağımsız” demek insan olanın vicdanını dibe itmek değil midir? *** Bir ironi midir?Hem de nasıl…Fransız devletine egemen olanları 1800’lü yılların ilk çeyreğinden başlayarak “Deliye” döndüren ressam, heykeltıraş, karikatürist Honore Daumier’nin, yargıyla ilgili bir […]
Ergenekon diye adlandırılan torba dava süreci başladığında açıkçası “Acaba o an geldi mi?” dedim. Emekli ve görevdeki bazı askerlere dokunduklarında “Galiba oluyor” dedim… Yaşananları dört film üzerinden yazarak anlatmaya çalışacağım. * Toplumsal belleğimiz zayıf. Bunu bilenler, bu zayıflığı kendileri için bir olanağa dönüştürüyorlar. Okumayı değil, izlemeyi seviyoruz, yazmak yerine konuşmayı tercih ediyoruz. Ben de yaşananları dört film üzerinden yazarak anlatmaya çalışacağım. Ölümsüz – Z Üniversite yıllarında ünlü yönetmen Costa Gavras’ın Vassilis Vassilikos’un aynı adlı romanından sinemaya uyarladığı Ölümsüz (Z) filminde Yunanistan’daki cunta dönemi anlatılır. Filmin aklımda kalan, gözlerimin önünden hiç gitmeyen sahnelerinden biri cuntacı generallerin sırayla savcının odasına girişlerinin ve çıkışlarının gösterildiği andır. Sinemadan çıktığımda “Acaba bizim ülkemizde de aynı şeyler olur mu? 12 Eylül cuntacıları da bir gün hesap verecekler mi?” diye düşündüm.Ergenekon diye adlandırılan “torba dava” süreci başladığında açıkçası “Acaba o an geldi mi?” dedim. Emekli ve görevdeki bazı askerlere dokunduklarında “Galiba oluyor” dedim. Ancak anayasa değişikliğinin TBMM’de görüşülmesi sürecinde AKP’nin söylemi ile yaptıkları arasındaki farkın herkes tarafından açıkça görülmesiyle umutlar bir başka bahara ertelendi. Çünkü 12 Eylül darbecilerini koruyan geçici 15. maddenin kaldırılması ile ilgili görüşmeler sırasında darbecilerin yargılanmasının önünü açacak olan CHP ve BDP önergesi AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi. Böylece AKP’liler 12 Eylül darbecileri ile bir sorunu olmadığını bir kez daha ortaya koydular. Aslında AKP’nin 12 Eylül darbecilerinden hesap soramayacağını biliyorduk. Çünkü AKP 12 Eylül’ün ürünüdür. Nitekim 12 Eylül’e minnettarlıklarını her fırsatta gösterdiler ve göstermeye devam ediyorlar.1984 George Orwell’in, 1984 adlı ünlü romanında yönetmen Michael Radford tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Üç kutba ayrılmış dünyada Okyanusya isimli bir süper devlette, yaşam alanlarının her köşesine yerleştirilmiş kameralarla insanların attığı her adımın, söylediği her sözün nasıl izlenip, arşivlendiği anlatılmakta. Ülkenin en güçlü örgütü “Düşünce Polisi”dir. Büyük biradere karşı hiçbir eylemin yapılmadığı, hiçbir düşüncenin ifade edilemediği ülkede, bütün yurttaşların hayatın yakından denetlemekte, kafasından şüpheli düşünce geçenler belirlenerek kısa zamanda yok edilmektedir. […]

İstanbul Belediyesi, aylardır kullandığımız metro istasyonlarını ve spor salonlarını Başbakan’ın katılımıyla “açıyor”! Tam sayfa açılış ilanlarının maliyetini de iki inşaat firması üstleniyor.
Habervs Wikileaks’in yayınladığı ABD Ankara Büyükelçiliği belgelerinden en çarpıcı olanı 2005 tarihli hükümetteki bakanların tek tek değerlendirildiği telgraf. Edelman dönemindeki büyükelçilik görevlisi John Kunstadter imzalı “Kabine Değişikliği” başlıklı telgrafta, kabine değişikliğiyle Başbakan Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün kabinedeki etkisini azalttığı yorumu yapılıyor.Telgrafa göre dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler, büyükelçilik kaynaklarına “Kabine değişikliği Başbakan Erdoğan’ın Gül ve çevresinin kendi politikalarına ne kadar zarar verdiğinin farkına varması” demiş. Başbakan’ın yakın bir gelecekte o dönem Devlet Bakanı olan Beşir Atalay ve Adalet Bakanı olan Cemil Çiçek’i de görevden almak istediği iddia edilen raporda Atalay için “Gül’e çok yakın”, Cemil Çiçek için ise “Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı hırslarını gizlemeyen ve Erdoğan’a saygısız” ifadeleri kullanılmış. Telgrafta daha sonra tek tek görevden alınan ve atanan bakanlar değerlendirilmiş: Abdülkadir Aksu (Eski İçişleri Başkanı): Kürt kayırmacılığı, eroin ticaretiyle ilgisi olduğu iddiaları, küçük genç kızlara düşkünlüğü, oğlunun mafyayla ilişkisi nedeniyle kabinenin en zayıf halkasıydı. Başbakan tüm bunları devletin istediği zaman farkındaydı. AKP’nin kalbine yönelmiş bir yolsuzluk soruşturması yapan Gülenci bir polis şefi olan Hanefi Avcı’yı görevden alarak Erdoğan’ın amaçlarına hizmet etti. Ama Erdoğan’la hep problem yaşadı. Ama bir grup milletvekiliyle AKP’den ayrılacağı söylentileri çıktı. Kürşat Tüzmen (Eski Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı): Ultra milliyetçi MHP’li. Etkili olduğu Irak’a petrol karşılığı gıda takası ticaretindeki pek çok bağlantı tarafından “her türlü avantaya açık” olarak tanımlanıyor.Nimet Çubukçu( Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığına getirildi): Heybeliada’da yazlıkları olan bir ailede iyi koşullarda yetişti. MUSİAD’ın avukatlığını yaptı. Çubukçu aylardır hırslı bir şekilde bakan olmaya odaklanmıştı. AKP’li Şaban Dişli’nin 7 Haziran’da bize anlattığına göre seçilmesinden Emine Erdoğan’a yakınlığı etkili oldu. Mehdi Eker (Tarım Bakanlığına getirildi): Pasif, Erdoğan’a yakın. İngilizce biliyor ama seviyesini test etmedik. AKP’li bir isim ve konsoloslukla uzun zamandır diyalogu olan, AKP ile derin ilişkiye sahip iki kişi Mehdi Eker’i iyi, pasif ve Erdoğan’a yakın bir adam olarak tanıttı. Bu isimler ve Enerji Bakanı, Eker’in önceki tarım bakanı […]
Habervs Wikileaks belgelerinde en ağır iddiaların bir çoğunda, ABD’nin 2004-2005 yıllarında Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Eric Edelman’ın adı geçiyor. ABD Büyükelçisi Eric Edelman 30 Aralık 2004 tarihli “İktidarda iki yılın ardından Erdoğan ve AKP. Kendileri, Türkiye ve Avrupa üzerinde bir tutanak arıyorlar” başlıklı yazısında, “Parti içinde Erdoğan’ın güce duyduğu açlık kendini keskin bir otoriterlik ve başkalarına güven duymama olarak gösteriyor. Eski ruhani danışmanı ve eşi Emine ‘Tayyip Allah’a inanır ama ona güvenmez’ diyor. Erdoğan ve yakın çevresinin, Abdullah Gül de dahil olmak üzere yeteri kadar analitik derinlikleri yok” iddialarında bulunuyor. Belgelerde Edelman, Erdoğan’ı “aşırı gururlu, Allah tarafından seçilmiş olduğuna inanıyor, otoriter eğilimli, maço, kadınlara güvenmiyor” sözleriyle tanımlıyor. O dönemde çevresinde bulunan bürokrat ve danışman kadrolarının, yetersiz ve cemaatçilik esasına göre seçilmiş olduğunu öne sürülüyor. Daha sonraki belgelerde o kadrolar için, “Çoğu Ankara dışında siyasetin nasıl işlediğini bilmiyor” deniliyor. Bülent Arınç’ın, “Erdoğan’ın potansiyel rakibi ve sorun kaynağı” olarak gösterildiği James Jeffrey imzalı belgede ise, Arınç’ı Erdoğan’ın “kötü polisi” anlamına gelen “his attack dog” olarak tanımlanıyor. Mükemmeliyetçi, işkolik, adil, merhametli Bazı belgelerde Başbakanlık’tan üst düzey bir yetkilinin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında bilgi aktararak, Erdoğan’ın “mükemmelliyetçi, işkolik, adil ve merhametli bir kalbe sahip olduğunu” belirttiği kaydediliyor. 26 Temmuz 2007 tarihli, belgede, “İçerdekine göre patronu Erdoğan, çok demokratik, ancak genel tanımlaması daha çok, nüfuzundakileri katı otokratik kurallara göre yöneten cömert ve baskın bir figür olduğu yönünde” deniliyor. Belgede bu görüşlerin tek bir kişinin izlenimleri olduğu belirtildi ve bu kişinin Başbakan Erdoğan ile yakın bir mesai içinde olduğuna dikkat çekildi. Üst düzey yetkilinin Başbakan Erdoğan’ın kişisel tarzına ilişkin görüşlerini aktardığı ifade edilerek, Erdoğan’ın gerek kendisinden gerekse çevresindekilerden mükemmel iş beklediği, hatta mükemmel işleri bile daha da geliştirmek için yollar yarattığı belirtiliyor.İşkolik olarak tanımlanan Erdoğan için 3 günlük tatil süresinin bile uzun olduğu, çevresindeki personelin aynı tempoda çalıştığı aktarılıyor. Yine […]