Etiket habervs

Türban kutuplaşması karar haberlerine de yansıdı

Anayasa Mahkemesi’nin Üniversitelere türban veya başörtüsü serbestliği getiren düzenlemesini iptal etti. İptal kararıyla birlikte kendini “türban yanlısı” ve “türban karşıtı” olarak konumlandıran gazetelerin internet sitelerine de başlık, haber ve yorumlar büyük bir hızla geldi. Türban tartışmalarında bir kutup oluşturan Hürriyet, Radikal, Vatan ve Milliyet gelişmeyi soğukkanlı ve yorumsuz olarak duyurmakla yetindiler. Bu gazeteler izleyen haberlerinde de dış basının yorumlarını “AKP’ye büyük darbe” türü başlıklarla duyurdular. Karşıt kutupta yer alan Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star ve Sabah gazeteleri içinde ise yalnızca Sabah olayı yorumsuz olarak okuyucularına duyurdu. “Türban muhalifi” gruba yakın bir tavırla olayı aktaran Sabah Gazetesi’ne karşılık bu gruptaki en radikal başlık Yeni Şafak Gazetesi’nin eski yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu’nun başında bulunduğu Star Gazetesi’nden geldi. “Anayasa Mahkemesi harakiri yaptı” başlığını atan Star’ın yanında Yeni Şafak ve Vakit de attıkları “Meclis iradesi yok sayıldı” başlıklarıyla dikkat çektiler. Türban konusunda basında şu ana kadar yaşanan kutuplaşmanın Anayasa Mahkemesi kararıyla sona ermediğini, bundan sonra da derinleşerek süreceğini tahmin etmek de pek zor değil. Tabii gerekçeli karar üzerine fırtına kopacağını tahmin etmek de… HürriyetTürban iptalAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. Karar 9 üyenin iptal 2 üyenin ise iptal edilmesin yönünde görüş bildirmesiyle alındı. RadikalAnayasa Mahkemesi: Türban düzenlemesi laikliğe aykırıAnayasa Mahkemesi, türban düzenlemesini esastan inceleyerek kararı açıkladı: Anayasa değişikliği yok hükmünde MilliyetAnayasa Mahkemesi türban düzenlemesini iptal ettiAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. VatanTürbana iptalAnayasa Mahkemesi üniversitede türbanı düzenlemesini iptal ettiAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. VakitHukukçular ŞoktaMeclis iradesi yok sayılmıştırKarar hukukçuları şok ettiAnayasa Mahkemesi’nin yasaktan yana kararı ve TBMM iradesini yok sayması hukuk çevrelerinde de şok etkisine neden oldu. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan hukukçular, “TBMM iradesi yok sayılmıştır” hükmüne vardı. ZamanCHP istedi, Mahkeme ‘Meclis iradesini’ iptal ettiAnayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde […]

YouTube’a erişim yakında sağlanabilir

AA Atatürk’e hakaret içeren videolar yayınlandığı için, çeşitli mahkemelerce erişim yasağı konulan video paylaşım sitesi youtube yetkilileri bir açıklama yaparak, Türkiye’deki kullanıcıların erişimini sağlayabilmek için çalışmalar yaptıklarını duyurdu. Kapatma kararlarına neden olan videoların incelendiği belirtilen açıklamada, “Türkiye’de en kısa sürede erişimin tekrar sağlanmasını bekliyoruz. YouTube olarak Türk kanunlarına aykırı içeriğe ilişkin sorunları gidermek için işbirliğine hazırız” denildi. “Gerektiğinde video kaldırılabilir” YouTube’dan yapılan yazılı açıklamada, Türk kullanıcılarının sitenin kendilerine sunduğu servislere yoğun ilgi gösterdiği ve siteyi severek kullandıkları belirtilerek, YouTube olarak Türkiye’de yaşayan farklı kesimden birçok kişiye online dünyada eğlenceli ve bilgilendirici video tecrübesi yaşatmaktan son derece mutlu olunduğu ifade edildi. Açıklamada, “Türkiye’deki kullanıcıların YouTube’a erişimini sağlayabilmek için çalışmalar devam ediyor” denildi. Son kapatma kararına neden olan videoların incelediğini ve YouTube kullanım koşulları doğrultusunda gerekli aksiyonların alındığını, YouTube’a Türkiye’den kısa bir süre içerisinde erişimin tekrar sağlanmasının beklendiğini belirtilen açıklamada, internetin herkese kendini ifade etme ve sesini duyurma olanağı tanıdığı vurgulandı. Bireylerin web ortamında kendilerini ifade etme biçimlerinin bazı ülkelerin kültürel ve politik konulardaki hassasiyetlerine dokunduğuna dikkat çekilen açıklamada, “YouTube’da yer alan İngilizce, Türkçe ya da herhangi bir dilde yüklenmiş içeriğin büyük bir çoğunluğu YouTube’un kullanım koşullarına uygundur. Ancak bazen kullanım koşullarına aykırı içeriğe sahip videolar da YouTube’da yer alabilmektedir. Bu nedenle YouTube olarak kullanıcılarımıza kolaylıkla, kullanım şartlarımıza uygun olmadıklarını düşündükleri videolar konusunda uyarı mesajı göndermeleri imkanını sağlamakta ve sonrasında gerektiğinde videoyu yayından kaldırmaktayız” denildi. Uyarı mesajı gönderilebilecek Yetkililer, Türkiye’den kullanıcıların YouTube’a erişebilmeleri, uygunsuz içeriğe sahip olduklarını düşündükleri videolar konusunda uyarı mesajları göndererek, bu içeriğin hızlı bir şekilde çıkarılması konusunda yardımcı olmalarının site açısından büyük önem taşıdığını da belirtti. Ufak bir grubun yarattığı uygunsuz içeriğin, çoğunluğu oluşturan bir grubun YouTube kullanımını olumsuz etkilediğini belirten yetkililer, “Son bir yıldır, uygunsuz içeriğe sahip olan az sayıda video ile ilgili problemleri çözüme ulaştırmak, uyarı mesajları gönderilen videoların çıkarılması için Türk yetkililerle yakın bir şekilde çalışmaktayız. […]

Teknolojik ürünler V

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.com USB TV TV kartı olmayan bilgisayar kullanıcıları için tasarlanmış USB TV kartı ile hem TV izleyebilecek hem de beğendiğiniz görüntüleri USB kartın hafızasına aktarabileceksiniz. İster laptop’ınız da isterseniz de masaüstü bilgisayarınızda kullanabileceğiniz 4 GB’lık USB satışa sunulmayı bekliyor. En sıcak elbise kabini: Maytag drying cabinet Maytag tarafından tasarlanan ısıtıcılı elbise kabini sayesinde artık kıyafetleriniz ıslak kalmayacak. İsteğe göre farklı boyutlarda satışa çıkan elbise kabinlerinin fiyatı 1.100 dolardan başlıyor. http://www.maytag.co.uk/ProductPages/DryCab.aspx Sörf simülasyonu Sörfü evinize taşıyan bu simülasyon ile odanızda sörf yapmayı öğreneceksiniz. 16 bit görüntü kalitesine sahip ürün 49.95 dolardan satışa sunuldu. Kurmalı MP3 Player Trevor Bavlis tarafından tasarlanan bu cihaz, kurularak çalışan ve elektrik gücüne ihtiyaç duymayan ilk MP3 player olma özelliğine sahip. MP3 çalar bir dakika kurulduktan sonra 40 dakika video ve müzik oynatıyor. Fiyatı 149,99 Dolar.

Baştanbaşa Haliç

Ali Erişkinaeriskin@medyakronik.com İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi, Sanat Yönetimi ve Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümleri son sınıf öğrencilerinin mezuniyet projelerinin yer aldığı “Haliç Rehberi” adlı sergi, 30 Mayıs’ta Eyüp Belediyesi Nikâh Salonu’nda gerçekleştirilen Kent Konseyi toplantısından sonra Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç ve Kaymakam Salih Karabulut’un tarafından açıldı. Öğrencilerin 8 aylık emeklerinin sergilendiği sergi, bir hafta boyunca izlenebilecek. Ayrıca Eyüp Belediyesi Nezih Eldem Şehir Müzesi’nin alt katında Eyüp oyuncakları ve Eyüple ilgili kitaplar yer alıyor. Zemine yapıştırılan bir kroki üzerinden belirlenen bir rotada, her nokta üzerinde sergilenen fotoğraflar ve açıklamalar eşliğinde izlenebilen sergi, bir anlamda tüm Haliç kıyısını bir odaya sığdırıyor. Öğrenciler, bu çalışmayı yapmak için santralistanbul Silahtarağa yerleşkesinden başlayarak iki kıyıyı kapı kapı dolaşıp bilgi topladılar. “Haliç Rehberi”nde yer almasını arzuladıkları her noktayı fotoğrafladılar. Eyüp Belediyesi Kültürevi Arşiv ve Kütüphanesi ile Osmanlı Bankası Arşivi’nin desteklediği projede, UNESCO Fener – Balat Yenileme Projesi ve Fatih Belediyesi’nin Yenileme Alanları gibi restorasyon ve yenileme projeleri yakından incelendi.Ayrıntılı bilgi için: http://map.bilgi.edu.tr/halicrehberi

Küresel ısınmanın sıradan gerçekleri

Nıvart Taşçınivartt@gmail.com National Geographic Society ve GlobeScan tarafından geçen mayısta yayınlanan, farklı ülkelerdeki tüketicilerin çevreye duyarlılıklarının belgelendiği uluslar arası ölçekli rapor, tüketici alışkanlıklarını asıl yönlendirenin ekolojik bilinçten çok ekonomik koşullar olduğunu gösteriyor. Greendax olarak adlandırılan araştırma dünya nüfusunun yüzde 55’ini temsil eden 14 ayrı ülkeden 14 bin katılımcı üzerinde gerçekleştirildi. 2007 yılındaki küresel enerji tüketiminin yüzde 75’i de araştırmaya dahil edilen Kanada, ABD, Meksika, Brezilya, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, Macaristan, Rusya, Hindistan, Çin, Japonya ve Avustralya’da gerçekleşti.“Az gelişmiş”ler çevreye daha duyarlı Ülke sıralamalarının, katılımcıların tercih ettikleri ulaşım araçları, beslenme alışkanlıkları ve kullandıkları ev eşyaları üzerinden yapıldığı araştırmada Brezilyalılar ve Hindistanlılar çevreye en az zararlı alışkanlıklara sahip halklar olarak belirlendi. Araştırma özellikle gelişmekte olan ülkelerde, hükümetlerin ve şirketlerin çevre konusunda yeterli önlem almadığını düşünen halk, sorunları sahiplenme ve bireysel önlemler alma yoluna gittiğini ortaya koydu. Brezilya, Çin, Hindistan ve Meksika gibi gelişmekte olan ülkelerin vatandaşları çevre konusunda gelişmiş ülkelerin vatandaşlarından çok daha duyarlı davranıyor. Söz gelimi yaşam alanlarına enerji tasarrufu sağlayacak yeni sistemlerin yerleştirilmesi gibi değişikliklere daha açıklar. Raporda bu fark, çevre sorunlarına diğer ülkelerden daha fazla maruz kalıyor olmalarıyla açıklanıyor. Öte yandan Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Avustralya’daki tüketim alışkanlıklarının özendirilmesi, potansiyel bir çevre tehdidi olarak kenarda bekliyor. Nitekim “büyük bir eve sahip olmak en büyük amaçlarımdan biridir” sorusuna olumlu yanıt verenlerin başında Çinliler, Ruslar ve Hindistanlılar geliyor. Toplu taşıma aracı kullanımının yoğun olduğu Brezilya, Çin, Hindistan, Meksika ve Rusya’da, araç sahiplerindeki artış hem bu gizli tüketim eğiliminin, hem de lüks tüketimin önünü açan uygulamaların bir sonucu olarak kendini gösteriyor. Araştırmanın ilginç sonuçlarından biri de bu noktada ortaya çıkıyor. ABD, Avrupa ve Japonyalı katılımcılar, düşük alım gücü ve işsizlik gibi ekonomiyle ilgili konuları ülkelerinin en büyük sorunu olarak tanımlarken, Brezilya, Hindistan, Meksika ve Rusya’da yanıtlar hükümetleri içeriyor. Çevre ve iklim değişimini birinci sıraya yerleştirenler, sıcaklık değişimlerinin daha hissedilir olduğu Avustralya […]

Festival bu kapağın altında

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Bu yıl kapılarını 21-22 Haziran tarihlerinde santralistanbul’da açmaya hazırlanan Efes Pilsen One Love Festival, değişen konsepti ile herkese eğlence, dans, müzik dolu saatler yaşatacak. Gün boyunca keyifli vakit geçirmek isteyen festival katılımcılarını müzik dolu saatler dışında, eğlenceli aktiviteler ile değişik yemek seçenekleri bekliyor. Festival konukları, etkinlik alanında çeşitli oyunlar ve yarışmalarla eğlenirken, ünlü grupların performanslarını izleyerek müziğe ve dansa doyacaklar. Top cambazlarının, illüzyonistlerin, perküsyonistlerin, pandomim sanatçılarının, poi ve jonglörlerin gün boyunca gösteriler sergileyeceği Efes Pilsen One Love Festival, şenlik havasında geçecek.Bu yılki Efes Pilsen One Love Festival’de, festival sanatçıları, gün içerisinde alanda dolaşıp festivalcilerle birlikte etkinliklere katılacak ve festival eğlencesini sahnenin ötesine taşıyacaklar. Festivalde yine dünyaca ünlü gruplar ve Türkiye’nin seçkin müzisyenleri sahne alacak. Festivalin konukları arasında; dans müziğinin en iyi isimlerinden biri olan, sadece müzik alanında değil sanat camiası tarafından da ikon olarak kabul edilen, Moloko’nun solisti Roisin Murphy ve tüm dünyaya farklı kültürlerin ritimleri eşliğinde, benzer hisleri paylaşarak dans edilebileceğini kanıtlayan Gogol Bordello bulunuyor. Efes Pilsen One Love Festival, 21 Haziran Cumartesi günü dans pistlerinin aranan isimleriyle, 22 Haziran Pazar günü ise Gypsy müziğin ustalaşmış sanatçılarıyla festival müdavimlerini yemeğe, içmeye, müziğe ve dansa doyuracak. Biletler, Biletix ve Babylon Gişe’den temin edilebilir. Program 21 Haziran Cumartesi14:00 DJ Style-ist & Mabbas16:15 Kreş18:00 Bedük19:30 The Long Blondes21:15 Hot Chip23:45 Roisin Murphy 22 Haziran Pazar14:00 Kapı Açılış14:00 DJ Ahmet Musluoğlu15:45 Kolektif Istanbul16:15 Gevende17:15 Selim Sesler18:00 Baba Zula19:30 Miss Platnum21:15 Shantel& Bucovina Club Orcestar23:00 Gogol Bordello

İşkence protestosu da 301’lik oldu

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com İzmir’de, yaşları 18’den küçük 3 çocuğun gözaltına alınıp götürüldükleri Şehit Erdal Kılıç Polis Karakolu’nda işkence görmesini protesto eden bir basın açıklaması yapan Halkevleri üyeleri ile işkence mağduru çocuklara 301. madde ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet etmek suçlarından soruşturma açıldı. Çocukların işkence mağduru olduğu Çiğli Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı karakol önünde 12 Mayıs günü yapılan ve 100’den fazla kişinin katıldığı basın açıklamasında, “Çeteler ve mafya sokaklarda rahatça dolaşırken en küçük toplumsal olaylara acımasızca saldıran polisin huzurun teminatı olduğuna kim inanır” denilerek karakolun kapatılması, sorumlu polislerin ve Çiğli Emniyet Müdürü’nün görevden alınıp cezalandırılması istenmişti. Çocuğa da işkence Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Çiğli Güzeltepe Mahalesi’nde 8 Mayıs’ta meydana gelen olayda 17 yaşındaki D.Ö. ile V.Ö. ve 15 yaşındaki K.K. saz kursundan çıkıp evlerine gittikleri sırada Şehit Erdal Kılıç Polis Karakolu’nun önünden geçerken polislerin iddiasına göre “yasadışı slogan attıkları” için dövülerek gözaltına alındı. 1 saatten fazla karakolda tutulan ve aileleri ya da avukatıyla bağlantı kurmalarına izin verilmeyen çocukların ifadelerine göre, kendilerine yangın tüpleri, cop ve silah dipçikleriyle kaba dayak atıldı. Aç susuz bırakılıp tuvalet ihtiyaçlarını giderilmesine izin verilmeyen çocuklar tecavüz tehdidi, başlarını duvara vurma, hayalarına tekme atma, ayakla boyunlarına basılarak nefesiz bırakma gibi işkencelere de maruz kaldı. İşkence sonrasında önce Çiğli Emniyet Müdürlüğü’ne, oradan Çocuk Polisi Şubesi’ne götürülen çocuklar birkaç saat sonra ise yasalara aykırı bir şekilde buradan alınarak Asayiş Şube Müdürlüğü’nün nezarethanesine konuldu. Gözaltında tutuldukları sırada çocuklar Egekent Devlet Hastanesi’ne götürülüp işkence izlerini geçirmek, şişlik ve morlukları azaltmak için tedavi edildi. Çocuklar, gözaltına alındıklarının ertesi günü 15:00 sıralarında, “Yasadışı slogan attıkları” iddiasıyla Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na çıkarıldı. Polisin iddiasına göre çocuklar karakolun önünden geçerken, “Ayaklar baş olsun polis defolsun”, “Faşist polis defol” diye slogan atmışlardı. İşkence tutanağa geçti Savcılıkta suçlamaları reddeden çocuklar, “Saz kursundan çıkıp evimize gidiyorduk. Bisikletli arkadaşımız 2 kez karakolun önündeki polisin çok yanından geçince bizi gözaltına aldılar. Önce […]

Başsavcılık, AKP kapatma davasına dair mütaalasını verdi

Anadolu Ajansı AKP’nin sunduğu ön savunmanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesinin ardından 1 ay içinde esas hakkındaki görüşünü sunması gereken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, yasal sürenin son gününde esas hakkındaki görüşünü yüksek mahkemeye bildirdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşü AKP’ye gönderilecek, AKP de 1 ay içinde esas hakkındaki savunmasını yapacak. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AKP yetkilileri de sözlü savunma yapacak. Bütün bu aşamalarda istenebilecek ek süre taleplerini Anayasa Mahkemesi değerlendirecek. En az 7 oy gerekli Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı AKP ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek. Raporun, Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç toplantı günü belirleyecek. Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. AKP hakkındaki kapatma davasını 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması durumunda 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak. Anayasa’ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi’nin 11 asıl üyesinin en az 7’sinin oyu gerekecek.

Eşcinsellere örgütlenmek de yasak

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com İstanbul Valiliği’nin, “dernek tüzüğünün hukuka ve ahlaka aykırı” olduğu gerekçesiyle şikayetçi olması üzerine hakkında dava açılan Lambdaistanbul Derneği’nin kapatılmasına karar verildi. Derneğin avukatı Fırat Söyle kararı temyiz edeceklerini belirterek, “Devlet eşcinselliği yok sayıyor. Yargı Türkiye aleyhine karar verdi” dedi. Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği Lambdaistanbul hakkında açılan kapatma davasının 17 Nisan günü görülen duruşmasında sunulan bilirkişi raporunda ise “derneğin kapatılmasına yer yoktur” denilmişti. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, Türkiye’deki LGBTT kişilere ilişkin hazırlayıp geçen hafta basına açıkladığı raporunda da kapatma davası açılması eleştirilmişti. Sen misin örgütlenmek isteyen? 1993’ten beri faaliyet yürüten Lambdaistanbul’u kapatılmaya götüren süreç 2006 Mayıs’ında dernekleşme kararı almasıyla başladı. Grup, kendilerine isim olarak Yunanca L Harfi anlamına gelen ve aynı zamanda dünya tarihinde pek çok mücadelede eşcinsel özgürlüğü sembolü olarak kullanılan “lambda” ve İstanbul’un bir arada kullanıldığı Lambdaistanbul’u seçti ve başvuruyu yaptı. Ancak yapılan başvuruya, 14 Haziran 2006’da dernek tüzüğünde belirtilen amaçların hukuka ve genel ahlaka aykırı bulunduğu ve derneğin isminin de Türkçe olmadığı söylenerek “eksikliklerin” düzeltmesi uyarısında bulunuldu. Lambdaistanbul ise isimlerinin Türkçe karşılığını ve tüzük amaçlarının yasalara muhalefet etmediği bildiriminde bulundu. Bunun üzerine İstanbul Valiliği, 4721 Sayılı Kanun’un, “Hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz” hükmünü düzenleyen 56. maddesi uyarınca, dernek tüzüğünün hukuka ve ahlaka aykırı olduğunu iddia ederek kapatılması istemiyle savcılığa başvurdu. Valiliğin yaptığı başvuruyu inceleyen Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), BM Medeni ve Siyasi Haklar Evrensel Bildirisi’nin 20/22 ile Anayasa’nın 33. maddelerine dayanarak derneğin örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirileceğini ve dava açılmasına yer olmadığına karar verdi. “Hiçbir özgürlük sınırsız olamaz…” Bunun üzerine valilik karara itiraz ederek konuyu üst mahkemeye taşıdı. İtirazı değerlendiren İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi de, derneğin feshi konusunda dava açılmasına gerek olmadığına ilişkin verilen kararın kaldırılmasına karar vererek Lambdaİstanbul’un kapatılma davasının yolunu açmıştı. Mahkeme kararın gerekçesinde, özgürlüklerin koruma altına alındığını hatırlatılarak, “Ancak hiçbir özgürlüğün sınırsız […]

Türkiye’nin, insan hakları karnesi yine kırık

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) 2007 yılı hak ihlalleri raporu bugün (28 Mayıs Çarşamba) açıklandı. Raporda, “Artan siyasi belirsizlik ve askeri müdahalelerin ardından ülkede milliyetçi duygular ve şiddette artış görülmektedir” denilerek Dink cinayeti, Malatya katliamı, Festus Okey’in öldürülmesi, polis şiddeti, hak savunucularına baskılar, kadına yönelik şiddet ve cezasızlık konularında Türkiye eleştirildi. İfade özgürlüğünün kısıtlanmaya devam ettiği belirtilen raporda, “İşkence ve diğer kötü muamele iddiaları ile yasa uygulayıcıları tarafından aşırı güç kullanımı olayları da devam etmektedir. İnsan hakları ihlalleri için başlatılan kovuşturmalar etkisiz ve yetersiz kalmakta, adil yargılanmaya ilişkin kaygılar devam etmektedir. Mülteci ve sığınmacıların hakları ihlal edilmektedir. Aile içi şiddet mağdurlarına sığınma evleri temininde ise çok az bir ilerleme kaydedilmiştir” denildi. Raporun açıklanmasıyla ilgili Taksim Eresin Otel’de düzenlenen basın toplantısında geçen yıl tüm dünyada adaletsizlik eşitsizlik ve hak ihlallerine karşı cezasızlığın sürdüğünü belirten UAÖ avukatı Özlem Altıparmak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 60. yılında tüm hükümetlerin geçmişte yaşanan ihlaller için özür dilemesini ve hakları hayata geçirmek için kararlılık göstermesini istedi. UAÖ temsilcilerinin Mayıs, Temmuz ve Eylül aylarında gerçekleştirdiği ziyaretler sonucunda hazırlanan raporda Hrant Dink’in 2007 Ocak ayında vurulmasının ardından Türkiye’de bir hoşgörüsüzlük atmosferinin egemen olduğu ve PKK ile yaşanan silahlı çatışmaların yeniden şiddetlenmesiyle insan hakları ihlallerinde de artış yaşandığı vurgulandı. Demokratik Toplum Partisi’ne kapatılma davası açıldığı belirtilen raporda sivillere yönelik bombalı saldırılarda çok sayıda kişinin öldüğüne yer verildi. İfade özgürlüğü hala sorun Düşünce ve ifade özgürlüğünün yasa ve uygulamalarla kısıtlanmaya devam ettiği vurgulanan raporda, “Avukatlar, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve diğer gruplar taciz ve tehdit edilmekte, haksız kovuşturmalara ve fiziksel saldırılara maruz kalmaktadırlar. Ulusal ve uluslararası muhalefete rağmen, ‘Türklüğü aşağılama’ suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi kapsamında açılan davaların sayısında artış görülmüştür” denildi. Türk Ceza Kanunu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçunu düzenleyen 216. maddesinin de “keyfi” ve “aşırı kısıtlayıcı” biçimde uygulandığını anlatan raporda konuyla ilgili şu […]

Kulübün önüne geçtiysek hakkınızı helal edin

Beşiktaş camiasını sarsan, Çarşı Grubu’nun kendisini feshettiği haberi üzerine taraftarlardan Forzabeşiktaş sitesine çok sayıda tepki geldi. Kulüp içinde Çarşı Grubu’nun yönetime tepkisi ve yönetimin de Çarşı’dan hoşnutsuzluğu uzun süredir gündemdeydi. İşte Çarşı Grubu adına kendilerini feshettiklerini açıklayan Alen Markaryan’ın son yazılarından alıntılar… Hakkınızı helal edin (28 Mayıs 2008) Alen Markaryan(Markaryan’ın Çarşı’nın feshedildiğini duyuran yazısından) (…)Ve siz “karşı” olmak ne demektir bilir misiniz?Düşünün bakalımTam 1,5 saatiniz var.Mahallenin hep kötü çocuğuyduk.Hep içimizden, gönlümüzden birşeyler katmaya çalıştık.Ama yalnızca çalıştık.Zaman denilen amansız girdapla hep dalga geçtik.Zamanın tümünü Beşiktaş’la geçiren bu kitlenin ne yaptığını “zaman” bile anlayamazdı eminiz.İyi, kötü, güzel, çirkin, farklı, ayrıcalıklı, hit ve hep bir numara birçok imzamız oldu.Her şeyi Beşiktaş için yaptığımıza kalıbımızı basardık.Hala da basarız.Lakin bunları yaparken,galibasanırımzannediyorumve hissediyorum ki zarar veriyormuşuz.Şanlı, şerefli camiamızı rahatsız etmeye başladığımızı hissettik sanki. Biz fazlaysak, biz birilerinin adamıysak, biz Beşiktaşsız bir hayat yaşamaya başlamışsak ve biz zarar veriyorsak hemen gidebilirdik.Herşey Beşiktaş için değil miydi?Aslında herşey geçen sene “satılmış Çarşı” diye bağırıldığında başladı.Yazık kere yazıktı. Tam bırakıyorduk ki…24 Saat Beşiktaş’ı yaşarken Beşiktaşsızlık nasıl bir duyguydu ki?Ve biz nereye gidiyorduk?Dedik ki zamansız ayrılıkları sevmiyoruz, uygun zamanını bulalım öyle terkedelim diyarı.Ama baktık ki; hakaret almış başını gidiyor ve dayanılmaz bir ızdırap var içimizde ve biz kimin hakaret ettiğini bile göremiyoruz, masket takmış bir sürü insan atıp tutuyor…Sessizce ve kimsesizce ayrılmak geçti içimizden, hem bu limandan, hem bu can evimizden.Bu kararı verirken kaburgamızın tam ortasına saplanan bir hain hançeri sizle paylaşmak istiyorum:“Çarşı Beşiktaş’ın üstüne geçti”İşte bu halüsülasyon ve sınırı belli olmayan dedikodulardan dolayı…Beşiktaş neresiydi, Çarşı kimdi? Bu ne yaman çelişkiydi ki…Şanlı Beşiktaş olmasa Çarşı olurmuydu ki?Neyse…İnşallah geriye bayrağı göklerde, şerefi yedi düvelde bir tribün bırakıyoruz. Dinlenmek ve yapılacakları görmek bizim de hakkımız sanırım.Hakkımız geçtiyse size hakkınızı helal edin.Biz bizimkileri sizlere helal ediyoruz. ÇARŞIadına Alen Markaryan İstifa (13 Mayıs 2008) Alen Markaryan(…)Nedir bu Beşiktaş’ın içinde bulunduğu bölünmüşlük?Beşiktaş şahsi çıkarların, kişisel düşmanlıkların […]

Tersane işçileri emin ellerde!

AA/Medyakronik Yaşanan işçi ölümleriyle gündemden düşmeyen Tuzla’da ilk kez bir tersane için verilen kapatma kararı 6 günün sonunda, “eksikliklerin giderilmesi” üzerine sonra erdi. 1 hafta içinde 3 işçinin ölümünün ardından 6 gün önce kapatılan Tuzla’daki Selah Tersanesi, bu sabahtan (27 Mayıs Salı) itibaren yeniden çalışmaya başladı. Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin yaptığı incelemenin ardından, tersanenin eksiklerinin giderildiğine karar verildi. Bunun üzerine mühür sökülerek tersane yeniden açıldı. Erkan Selah’ın sahibi olduğu tersanede 9 Mayıs’ta İzzet Güder, sekiz gün sonraysa Deniz Kaşıkeman ve Murat Çalışkan isimli iki işçi öldü. Yine bu tersanede, 2007 yılında da bir işçinin daha ölmüştü. Tersaneyi son altı ayda iki kez denetleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri, işçilerin can güvenliğinin bulunmadığını tespit etmişti. İlk denetlemede para cezası veren müfettişler, ikinci denetlemede de eksiklerin giderilmediğini görmelerine karşın tersaneyi kapatma yoluna gitmeyip, işletmeye ek süre vermekle yetinmişti Jet hızıyla bitti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından “iş yeri ve çalışanlarının hayatı için ciddi ve önlenemez tehlikelere yol açacak olan başta parlama ve patlama tehlikesi olmak üzere malzeme düşmesi, yüksekten düşme ve elektrik akımına maruz kalmaya yönelik tehlikeler giderilinceye kadar kapatılması” kararlaştırılan Selah Makine ve Gemicilik Endüstri Ticaret A.Ş’de eksikliklerin giderilmesi amacıyla başlatılan çalışmalar tamamlandı. Kapatıldığı 21 Mayıs 2008 tarihinden sonra yaklaşık 25 kişinin çalışarak eksiklikleri gidermesinin ardından işveren, İş Teftiş İstanbul Grup Başkanlığı’na verdiği dilekçeyle iş yerinin faaliyetlerine yeniden başlaması talebinde bulundu. Bu talep üzerine, iş müfettişi Murat Bakır, yaptığı incelemenin ardından dün düzenlediği ve “iş yerinde faaliyetlerin durdurulmasına neden olan noksanlıkların ikmal edilmesi sonucu kapatmaya neden olan etkenlerin ortadan kalktığı” görüşüne yer verdiği raporunu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne iletti. Komisyon toplantısı ve alınan karar üzerine, Bölge Müdürü Atakan Tanış, tersanenin yeniden faaliyetlerine başlatılması amacıyla Tuzla Kaymakamlığı’na yazı gönderdi. Tuzla Kaymakamı Fahri Keser’in talimatıyla da Tuzla İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından ilgili karar Selah […]

Şimdi futsal zamanı

Ceren İnançcinanc@medyakronik.com Kapalı spor salonlarında özel bir zemin üzerinde oynanan futsal, ilk olarak 1930’da Uruguay’da ortaya çıktı. 1990’lı yılların sonunda dünyanın birçok ülkesine yayılan ve bir çeşit salon futbolu olan futsal, 2000’li yıllardan sonra Türkiye’de de oynanmaya başlandı. Nasıl oynanıyor? Bir kaleci ve dört oyuncuyla oynanan futsalda, maçlar ortalama 35’e 15 metrelik salonlarda yapılıyor. Maç 20’şer dakikalık iki yarı şeklinde oynanıyor. Top dışarı çıkınca ya da oyun durunca aynı basketboldaki gibi süre de duruyor. Futsalda oyuncu değişikliği sınırlaması yok. Bu oyunda isteyen istediği kadar oyuna girip çıkabiliyor. Takımların her devre için birer dakika mola kullanma hakkı var. Türkiye’de Futsal Futsal Türkiye’de sadece üniversite takımları arasında oynanan bir oyun. Ancak lig kurma çalışmaları sonuçlandı ve 2008 – 2009 sezonu itibariyle Türkiye’nin Futsal Ligi’ne kavuşacağı netleşti. A Milli Takımı ve Bilgi Üniversitesi Futsal Takımı oyuncularından Gökhan Özdemir, Türkiye Üniversitelerarası Futsal Şampiyonası’nın İstanbul ayağının 4–9 Mart tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde 10 takım arasında gerçekleştirildiğini söylüyor. Ve burada 10 takım arasında ilk ikiye giren Marmara ve İstanbul Üniversitesi takımlarının, Türkiye Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. Bilgi Üniversitesi’nin üçüncü olduğu şampiyonaya, Boğaziçi, Koç, Galatasaray Üniversiteleri gibi İstanbul takımlarının yanı sıra Anadolu’dan da okullar katıldı. Özdemir, genel özellikleri normal futbola benzese de futsalda oyuncuların daha kondisyonlu, daha teknik ve çevik olması gerektiğini söylüyor. Liginin kurulmasının ardından futsalın kısa sürede üniversiteler dışına yayılacağını da belirtiyor. Dünyada futsal Futsal’da ilk uluslararası karşılaşma 1965 yılında Güney Amerika’da düzenlendi. 1979 yılına kadar altı kez daha Güney Amerika Kupası düzenlendi. İlki hariç (Paraguay), tüm kupaları Brezilya aldı. 1983’te ABD Futsal Federasyonu kuruldu. 1989’da ise futsal, FIFA şemsiyesi altına girdi. Bundan sonra 1989 Hollanda (şampiyon Brezilya), 1992 Hong Kong (şampiyon Brezilya), 1996 İspanya (şampiyon Brezilya), 2000 Guatemala (şampiyon İspanya) ve 2004 Tayvan (şampiyon İspanya) olmak üzere beş kez dünya kupası düzenlendi.Pele, Zico, Socrates, Bebeto gibi önemli Brezilyalı futbolcuların yeteneklerini futsal ile geliştirdikleri biliniyor.

A’dan Z’ye İstanbul 2010

Nihan Ozannozan@medyakronik.com Uluslararası Avrupa Birliği Jürisi 11 Nisan 2006’da İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti seçildiğini ilan etmişti. İstanbul ise daha Avrupa Kültür Başkenti aday adayı iken hazırlıklara başlamıştı. Seçildikten sonra ise taşlar yerine oturdu ve kurulan Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’yla birlikte çalışmalar hız kazandı. Ajans bütün projelerin değerlendirilmesinde, uygulanmasında ve sürdürülebilirlik kazanmasında büyük rol oynuyor. Danışma Kurulu, Yürütme Kurulu ve Genel Koordinatörlük genel başlıkları altında toplanan “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Organizasyon Şeması” ile yapılacaklara netlik kazandırıldı. Genel Koordinatörlüğü’nü Nuri M. Çolakoğlu’nun üstlendiği şema “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Artistik Organizasyonu” ve “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti İdari Organizasyonu” olarak ikiye ayrılıyor. Artistik organizasyonunun alt başlıklarını; Gösteri ve Sahne Sanatları, Görsel Sanatlar, Müzik ve Opera, Mimarlık ve Kentsel Tasarım, Kent Kültürü, Sinema-Belgesel Animasyon, Edebiyat, Kamu ve Yerel Yönetim Projeleri, Kültürel Miras ve Müze Projeleri oluşturuyor. İdari Organizasyonunu ise; Mali İdari Direktörü, Dış İlişkiler Direktörü, Satış Pazarlama Direktörü ve İletişim Direktör’ü oluşturuyor. Genel Koordinatör ayda en az bir kere Artistik Komite’yi bir araya toplayarak yapılan işleri gözden geçiriyor, ihtiyaçları belirliyor ve bunların uygun birimlerce karşılanmasını sağlıyor. Karar alınması gereken konuları Yürütme Kurulu’na sevk ediyor. Avrupa Kültür Başkenti organizasyonu diğer Avrupa ülkelerinde ise Kültür Bakanlığı ve valilik birimleri tarafından yönetiliyor. Diğer kentler: Peç ve Essen İstanbul’la eş zamanlı olarak Macaristan’ın Peç ve Almanya’nın Essen şehirleri de 2010 yılında kültür başkentliği yapacak. Peç kendisini Macaristan’ın Budapeşte’den sonra ikinci kültür merkezi olarak tanımlıyor ve Balkanlar’la kültürel ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. Essen ise projeyi uzun vadeli bir perspektifle ele alıp, Ruhr Bölgesi’nin yeniden canlandırılmasına dayandırıyor. Ateş, su, toprak, hava İstanbul 2010 için hazırlanırken projelerin, uluslararası (AB kimliği), artistik, sosyal içerikli, sürdürülebilir ve İstanbul’u anlatıyor olmasına özen gösterdi. Ve etkinlik takvimini dört elementten esinlenerek hazırladı. Proje; “Toprak” (1 Ocak–20 Mart) ‘Gelenekler ve Dönüşüm’, “Hava” (21 Mart–21 Haziran) ‘Göklerden Gelen’, “Su” (22 Haziran–22 Eylül) ‘Kent ve Deniz’, “Ateş” (23 […]

Güneydoğu için 5K, 3T formülü

Mustafa Sönmez Özellikle Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunda yer alan illerde halkın “iş ve aş” beklentilerine, bugüne kadar cevap veremeyen AKP iktidarı, bölge için yeni bir paket oluşturduğu iddiasında. Türkiye’nin 21 ilini kapsayan Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşayan yüzde 16’lık yaklaşık 11,2 milyon nüfusun işsizlik ve yoksulluk sorunlarına, özellikle bölgenin birçok ilinde süren “düşük yoğunluklu savaş” diye tarif edilen çatışmalar ve bölgeye dönük “savunma-güvenlik” harcamaları”nın öncelik taşıması çözüm üretmedi. AKP iktidarı döneminde de Türkiye bütçesinden bu 21 ile aktarılmış görünen kaynaklar, sivil nüfusun iş ve aş beklentilerinden çok, bölgede “savunma-güvenlik” harcamalarında, bölgenin pek yararlanamadığı enerji yatırımlarında kullanıldı. Özelleştirmelerle, kamu kuruluşlarını kapatmalarla, tarım ve hayvancılığa verilen desteklerin azaltılmasıyla bölgenin, milli gelire katkısı hızla azalmıştı. Bölgede gerileyen tarım ve hayvancılık, bölgeye hızla egemen olan şiddet ikliminin etkisiyle yoğun bir göçü de başlatmıştı. Bu durum, bölgenin insan gücü ve servet-sermaye kanamasını artırırken, göç alan büyük metropollerde de ciddi uyum sorunları yaşanmasına yol açtı. Nihayet, son 2007 nüfus sayımlarından anlaşılmaktadır ki, özellikle Güneydoğu insanı, artan yoksulluk ve güvenlik sorunlarına rağmen Bölge dışına göç etmekten vazgeçmiş, göçenlerin bir kısmı geri dönmüş, Bölgenin kent merkezlerine sığınmıştır. Bu geriye göçme ya da göçten vazgeçme kararında, göçülen batı metropollerinde tutunamamak etkeni kadar, lince varan hoşgörüsüzlüğe muhatap kalmak gibi davranışlar etkili olmuştur.Bölgede hızla artan işsizliğe, özellikle genç işsizliğine çözüm üretilemeyişi, kimliğin inkarı, dışlanma, devlete güvensizlik duygularını da beslemeye devam etmektedir. bölgeyi uzun süre oyalayan GAP yatırımlarının, Güneydoğu’nun kendi ihtiyaçlarından çok, Türkiye’nin gelişmiş bölgelerinin kullandığı enerji yatırımlarına odaklı olduğu ve mevzi gelişme fırsatları dışında bölgede radikal değişikliklere yol açmadığı, enerji ayağı tamamlanırken tarım ayağına dönük yatırımların sürüncemede kaldığı anlaşılmıştır. Bölgenin güneyi GAP ile oyalanırken kuzeydoğu illeri için hiçbir şey yapılmamış, bu bölgeden göçler daha da hızlanmıştır. Bölge, nüfusunun yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Yoksulluğun bir göstergesi olan yeşil kartla tedavi olan nüfus Türkiye genelinde, 2008’de 9,4 milyon olarak belirlenirken, bunların […]

Sayın eylem!

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Türkiye’de çok sayıda kişiye dava açılmasına yol açacak yeni bir kampanya bugün (23 Mayıs) başladı. Kürtler, yargının üzerlerindeki baskılarını protesto etmek amacıyla “Eğer Sayın Abdullah Öcalan demek suçsa, ben de Sayın Abdullah Öcalan diyerek bu suçu işliyorum” yazılı dilekçelerle mahkemelere kendilerini ihbar etti.Konuşmaları sırasında Abdullah Öcalan’dan bahsederken “sayın” sıfatını kullandıkları için bugüne kadar yüzlerce kişiye Türk Ceza Kanunu’nun (TCK), “suç ve suçluyu övme” fiilini düzenleyen 215. maddesi uyarınca soruşturma açıldı, birçok kişi hapis ya da para cezalarına çarptırıldı. Soruşturmalar ve davalar nedeniyle “Sayın Öcalan” ifadesi de Kürtlerin düzenlediği her gösteride slogana, hatta eyleme dönüştü.Başbakan Tayip Erdoğan’a da, Avustralya’da katıldığı bir radyo programında yaptığı konuşmada iki kez “Sayın Öcalan” dediği için soruşturma açılmıştı. Hakkında 10’dan fazla suç duyurusunda bulunulan Erdoğan’ın dosyasını inceleyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu konuşmada ”herhangi bir suç unsuru bulunmadığı” ve ”zaman aşımı” gerekçesiyle takipsizlik kararı vermişti.“Tahammülsüzlük” Bugün Diyarbakır’da başlayan “ihbar kampanyası”nda aralarında belediye başkanları ve sivil toplum örgüt temsilcileri, sendikacılar ve Demokratik Toplum Partisi Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay’ın da bulunduğu 300’den fazla kişi, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe vererek kendilerini ihbar etti. Hazırlanan dilekçede, eskiden Kürt kelimesi nedeniyle soruşturma açılırken, şimdi “Sayın Öcalan” dendiği için soruşturma ve tutuklamalar olduğu belirtildi. “Eğer sayın Abdullah Öcalan demek suçsa, ben de Sayın Abdullah Öcalan diyerek bu suçu işliyorum” yazılı ortak dilekçe Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edildi.Savcılık çıkışında bir açıklama yapan Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Derneği Federasyonu (TUHAD-FED) Diyarbakır Şube Başkanı Mehmet Omaç, “Türkiye’de barış ve demokrasiye olan tahammülsüzlük son noktaya gelmiştir. İktidar odakları başta Kürtlerin temel hak ve özgürlük taleplerinin reddi, inkarı ve çözümsüzlüğü olmak üzere, toplumdaki diğer temel sorunları kendi dinamikleriyle çözme yerine, her türlü şiddet ve baskı yöntemini tercih etme yolunu benimsemiştir” dedi. AİHM: Suç değil Türkiye’de bugüne kadar “Sayın Öcalan” dedikleri için siyasi partilerin genel başkan ve yöneticilerinden esnaflara, köylülerden tutuklulara, kadın ve gençlerden kamyon […]

“Bütün kazlar toplandık”

Sinan Gülalsinangulal@medyakronik.com Petrol fiyatları dünya genelinde her geçen gün artıyor, haliyle ülkemizde bu durumdan nasibini alıyor. Türkiye’de 15 litrelik bir motosiklet deposu 50 YTL’ye dolarken Birleşik Arap Emirlikleri’nde aynı parayla Porche deposunu doldurmak mümkün. Bütün bu gelişmeler yaşanırken otomobil sahipleri son günlerde bir eyleme imza atıyor. Eylemin fikir babası radyocu Nihat Sırdar. Alem FM’de sabah 07:00 – 09:00 arası program yapan Sırdar, son zamanlarda iyice cep yakmaya başlayan petrol fiyatlarını protesto etmek için dinleyicilerini her sabah 08:00’da dörtlülerini yakıp korna çalarak protestoya davet ediyor. Tüm sürücülerin davet edildiği protestonun başlığı ise “Bütün Kazlar Toplandık”. İki yıldır aynı adla gösteriler de yapan Sırdar, daha önce de “Emniyet Şeridi Ayıları” adıyla bir protesto eylemi düzenlemişti, petrol ürünü kullanan herkesi yakından ilgilendiren bu eylem bakalım sonuç verecek mi?

Güneş enerjisiyle çalışan cep telefonları ve Ugandalı kadınlar…

Hakan Cönbezconbez@medyakronik.com Günümüzde cep telefonları insanları daha önce olmadığı kadar hızlı birbirine bağlıyor. Ama bu iletişimin sürekli olması için tek bir şart var; o da elektrik enerjisi. Motorola, bu şartı ortadan kaldırdı ve güneş enerjisiyle şarj edilebilen cep telefonlarını piyasaya sürdü. Geçen yıl Motorola’nın Motopower projesi kapsamında Uganda’nın 55 değişik bölgesinde cep telefonlarını güneş enerjisiyle şarj edebilmek için kulübeler kuruldu. Her kulübe 55 watt güneş enerjisiyle aynı anda 20’den fazla telefonu şarj edebiliyor. Bu kulübelerde SİM kart ve kulaklık satışının yanı sıra ücretsiz tamir servisi de veriliyor. Telefonu olmayan Ugandalılar ise bu kulübelerden telefon edebiliyor. Motorola’nın Uganda’da başlattığı bu proje, işsizlere ve özellikle varlıklarının bile unutulduğu kadınlara istihdam sağlamak için yapıldı. Motorola Afrika Bölgesi Satış Direktörü Nikesh Patel, kulübelerde çalışan girişimcilerin öncelikle iki haftalık bir kursa katıldığını satacakları ürünler hakkında bilgi sahibi olduklarını anlatıyor. Bu girişim sayesinde Afrika’da yaşayan kadınların ilk defa kendi işlerine sahip olma fırsatını yakaladığını söyleyen Patel; projeye katılan kadınların becerilerini geliştirerek ülkelerine maddi gelir sağladığını da belirtiyor.

“Yabancılar ya gidecek ya ölecek”

Eren Aytuğerenaytug@gmail.com Geçen hafta Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Johannesburg’da siyah ve “colored”ların (renkli) yaşadığı Alexandra’da başlayıp ülkenin kuzey kentlerine yayılan şiddet eylemlerinde ölenlerin sayısı 24’e ulaştı. Eylemlerin hedefinde çoğu Zimbabveli ve Mozambikli göçmenler var. Yerel ve uluslararası haber ajanslarının “zenofobik” (yabancı düşmanı) olarak değerlendirdiği bu saldırılar, Güney Afrika Hükümeti tarafından henüz tanımlanmış değil. Hükümet olayların başlangıcından beri her şeyin kontrol altında olduğunu söylese de 10 gündür şiddetini artırarak süren saldırıların ülkenin batısına doğru yayılmasından endişe ediliyor. 11 Mayıs gecesi Alexandra’da başlayan olaylar, bir önceki gün Alexandra Sakinleri Derneği’nin bölgede yaşanan suçlar üzerine yaptığı bir toplantıda, katılımcıların, evlerini, işlerini ve kadınlarını ellerinden almakla suçladıkları göçmenleri bölgeden çıkarmaya karar vermesiyle başladı. İlk gün göçmenlerin evlerine saldırılarla başlayan olaylar iki kişinin ölümüyle sonuçlandı. Polisin müdahale etmekte yetersiz kaldığı saldırılar sonraki günlerde şiddetini artırarak sürünce can güvenliklerinden endişe eden göçmenlerin çoğu karakollara ve kiliselere sığınmaya başladı. 10 gündür ülkenin kuzeyinde yayılan şiddet olaylarında karakol ve kiliselere sığınan göçmenlerin sayısının 6000’i aştığı belirtiliyor. Tutu’nun tepkisi Nobel Barış Ödül sahibi Başpiskopos Desmond Tutu, zenefobik saldırıların sekizinci gününde, “Biz böyle davranmayız. Bunlar bizim kardeşlerimiz. Lütfen durun. Apartheid’la savaşırken Afrikalılar bizi destekledi. Teşekkürümüz çocuklarını öldürmek olamaz. Şiddet eylemleriyle mücadelemize itibar kaybettiremeyiz,” çağrısı yaptı. Apartheid rejiminin sona ermesinden 14 yıl sonra Güney Afrika’daki temel sorun olan işsizlik ve gelir eşitsizliği, yoksulların yaşadığı “township”lerde oluşan öfkeyi göçmenlere yöneltmiş durumda. Sınırdan geçip herhangi bir “township”e yerleşen göçmenler, düşük ücretlerle çalışmaya razı olup ülkedeki yetersiz iş olanaklarını iyice azalmasına neden olmakla suçlanıyor. Uzun süredir alarm veren bu yabancı düşmanlığının arkasında, gittikçe artan gıda fiyatları ve işsizliğin yanı sıra hükümetin göçmenlere ilişkin sağlıklı bir politikası olmamasının yattığı görüşü kamuoyunda ağır basıyor. Ülkede Zimbabwe, Mozambik, Somali ve pek çok Kuzey Afrika ülkesinden gelen beş milyon göçmen bulunuyor. Bunların 3 milyonu Devlet Başkanları Mugabe’nin ülkedeki baskıcı rejimi ve enflasyonun hızlı artışı sonucu göçe zorlanan Zimbabveliler. […]

Kylie’nin İstanbul macerası

Dilek Gündüzdgunduz@medyakronik.com 20 Mayıs’ta Kuruçeşme Arena’da düzenlenen Kylie Minogue konseri, söylendiği gibi saat 21:00’da başladı. Ancak seyirciler alana girmek için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kaldı. Kylie’nin bu kadar dakik olması seyircileri şaşırtırken, kalabalıktan dolayı Kuruçeşme civarında trafik kilitlendi. İçeri girebilmek için sırada bekleyenler ve bilet alamayanlar tellere tırmanarak Kylie’yi görmeye çalıştı. Ancak sıkı güvenlik önlemleri yüzünden pek başarılı olamadılar. Yedi sahne kıyafeti değiştirdi Sahneye mor bir elbiseyle çıkan Kylie, konser boyunca yedi farklı kıyafet giydi. Her kıyafet için sahnede orkestra ve dansçıların da yardımıyla farklı bir konsept yaratan Kylie, izleyicileri adeta büyüledi. Şarkıcının bu şov için 12 TIR’la geldiği daha önce basında yer almıştı. Seyircilerin en büyük şikâyeti 1 metre 53 cm boyundaki şarkıcıyı görememekti. Çünkü nedense Kylie konseri dev ekranlara yansıtılmadı. İzleyiciler dev ekranlardan konser yerine zaman zaman Kylie video kliplerinden görüntüler izledi. Konsere yeni albümü “X”ten “Speakerphone” ile başlayan Minogue, “Can’t Get You Out of My Head”, “Spinning Around”, “Lucky” ve “Kids” gibi eski albümlerinden hit şarkıları da söylemeyi ihmal etmedi ve seyirciyi coşturdu. Konser boyunca seyircilerle sıcak bir diyalog içinde olan Kylie Minogue, şarkı aralarında bir stand-up’çı gibi espriler yaptı. İstanbul’u ne kadar beğendiğini, Boğaz’ın gece ne kadar güzel göründüğünü ve Türk insanının misafirperverliğinden ne kadar memnun kaldığını kaldığını anlatmayı da ihmal etmedi. En kısa zamanda Türkiye’ye tekrar gelmek istediğini belirten sempatik şarkıcı, yoğun istek üzerine bir kere bis yaptı ve alkış yağmuru altında iki şarkı daha söyleyerek konserini bitirdi.